9. Hukuk Dairesi 2025/3257 E. 2025/5033 K. — Yargıtay Kararı
9. Hukuk Dairesi 2025/3257 Esas 2025/5033 Karar 16.06.2025
9. Hukuk Dairesi 2025/3257 E., 2025/5033 K.
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/602 E., 2025/47 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 25. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/773 E., 2023/517 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin iş sözleşmesini 18.02.2022 tarihinde iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınmaması sebebiyle haklı nedenle feshettiğini, daha sonra dava şartı arabuluculuğa başvurduğunu, işverence kendisine fon parası, kıdem tazminatı ve talep edilen tüm işçilik alacaklarına karşılık olmak üzere 23.297,78 TL teklif edildiğini, teklif edilen miktarın işçinin hakkı olan fon parasından dahi az olduğunu, bu nedenle davacının teklifi reddettiğini, ancak daha sonra annesinin organ nakli ameliyatında organ vermek için testler yaptırdığını, kendisini ve ailesini ilgilendiren bu süreçte acil paraya ihtiyacı olduğu için hakkı olan tazminat ve alacaklarından ciddi şekilde az olan bu teklifi kabul etmek zorunda kaldığını, müvekkilinin zor durumundan kaynaklı olarak teklifi kabul ettiğini, somut olayda aşırı yararlanma (gabin) söz konusu olduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 28. maddesinde belirtilen aşırı yararlanmanın üç şartının gerçekleştiğini, 1 yıllık hak düşürücü sürenin dolmadığını, davacının kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacakları dikkate alındığında aşırı yararlanma olduğunu iddia ederek dava şartı arabuluculuk anlaşma belgesi ile dava şartı arabuluculuk (anlaşma) son tutanağının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının haklı fesih iddiasının kabul edilebilir olmadığını, arabuluculuk sürecinin karşılıklı teklifler hâlinde gerçekleştiğini, aşırı yararlanma iddiasının asılsız olduğunu, davacının zor durumda olduğunu bilmelerinin mümkün olmadığını, zarara uğratma kastlarının olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının hem kendisinin hem ailesinin sağlık sorunları sebebiyle zor durumda olduğu, iptali istenen arabuluculuk tutanağındaki muhtemel tüm işçilik alacaklarına karşılık davacının zaten alması gereken fon parası olan 23.297,78 TL'nin ödendiği, davacının sadece kıdem tazminatı alacağının bile 64.492,87 TL olduğu, edimler arasında aşırı oransızlık bulunduğu, davalı tarafın davacının darda kalma, tecrübesizlik hâllerinden yararlandığı gerekçesiyle davanın kabulü ile İstanbul Anadolu Arabuluculuk Bürosunun 2022/3996 Büro dosya numaralı ve 2022/43947 arabuluculuk dosya numaralı hukuk uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuk anlaşma belgesi ile hukuk uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuk anlaşma son tutanağının iptaline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; anlaşma belgesinin dava şartı arabuluculuk görüşmeleri sırasında imzalandığı, davacının bu görüşmelerde kendisini vekil ile temsil ettirdiği, arabuluculuk ile elde edilmek istenen faydanın işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıkların arabulucu eşliğinde müzakere yoluyla hızlı, çabuk ve ucuz biçimde çözümlenmesi olduğu, her iki tarafın karşılıklı olarak bir kısım hak ve taleplerinden vazgeçmesi suretiyle anlaşma sağlandığı ve bu suretle işçinin hızlı bir şekilde alacağına ulaşarak yarar elde ettiği, bu nedenle arabuluculuk anlaşma belgesinde edimler arasında mutlak bir orantı aranamayacağı, davacının annesi 07.04.2022 tarihinde, yani anlaşma belgesinin düzenlendiği tarihten sonra özel hastanede karaciğer nakli olmuş ise de Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği'nin (1.9.3) maddesinin 1-(e) hükmünde organ, doku ve kök hücre nakillerine ilişkin sağlık hizmetlerinde özel sağlık kurumlarının hiçbir ilave ücret alınamayacağının düzenlendiği, davacı asılın 03.11.2023 tarihli karar duruşmasındaki beyanı ile dolaylı olarak arabuluculuk görüşmesinde kendisini temsil eden vekil tarafından anlaşma detayları hakkında yeterince aydınlatılıp bilgilendirilmediğini ileri sürdüğü, bu hususun aralarındaki iç ilişkiyi ilgilendirdiği, dosya kapsamında davacının zor durumda kaldığından sözleşmeyi imzaladığına dair yeterli delil olmadığı gibi davacının sözleşmeyi imzalarken avukatını da yanında bulundurmak suretiyle hukuki yardım aldığı, bu kapsamda 6098 sayılı Kanun'un 28. maddesinde belirtilen şekilde aşırı yararlanma olgusunun gerçeklemesi için aranan unsurların somut olayda gerçekleştiğinden söz etmenin mümkün olmadığı, bu nedenle mahkemece davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Müvekkilinin arabuluculuk sürecinde müzayaka hâlinde olduğunu, müvekkilinin annesinin karaciğer nakli ameliyatı olacak olması sebebiyle müvekkilinin de organ verici adayı olarak birçok test ve tahlil yaptırması gerektiğini, 2. Müvekkilinin sonradan teklif edilen parayı kabul ettiği dönemin karaciğer nakli ameliyatının hazırlık sürecine denk geldiğini, 3. Organ nakli işlemi için bir ücret alınmasa bile özel hastanelerdeki uzman hekimlerden alınan görüş ve danışmanlıklar için de müvekkilinin ciddi harcamalar yaptığını, 4. Müvekkiline girdiği testlerde doktorlarca, donörün %3-4 oranında ölüm ihtimalinin olduğunun söylendiğini, müvekkilinin psikolojisinin ciddi şekilde etkilendiğini, istinaf incelemesinde psikolojik ve ruh hâli yönünden ileri sürdükleri manevi müzayaka hâlinin hiç değerlendirilmediğini, 5. Müvekkilinin duruşmada vekili tarafından yeterince aydınlatılmadığını doğrudan ya da dolaylı olarak ifade etmediğini, 6. Arabuluculuk anlaşma belgesinde edimler arasında açık oransızlık bulunduğunu, 7. Davalı Şirketin müvekkilinin zor durumda olduğunu bildiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, dava şartı arabuluculuk tutanağının aşırı yararlanma iddiasıyla geçersizliğinin tespitine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.06.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y Davacı işçi, iş sözleşmesini haklı nedenle feshettikten sonra dava şartı arabuluculuğa başvurduğunu, davalı işverence kendisine fon parası, kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacaklarına karşılık toplam 23.297,78 TL teklif edildiğini, bu paranın hak ettiği alacakların çok altında olması nedeniyle teklifi kabul etmediğini, ancak daha sonra annesinin organ nakli ameliyatında organ vermek için testler yaptırdığını, kendisini ve ailesini ilgilendiren bu süreçte acil paraya ihtiyacı olduğu için önerilen parayı kabul etmek zorunda kaldığını ileri sürerek anlaşma belgesinin 6098 sayılı Kanun’un 28. maddesinde öngörülen aşırı yararlanma nedeniyle geçersizliğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı işveren, davacının iş sözleşmesini haksız olarak feshettiğini, arabulucu önünde yapılan anlaşmanın geçerli olduğunu, anlaşma belgesine yönelik aşırı yararlanma iddiasının gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince, davacının kendisinin ve ailesinin sağlık sorunları nedeniyle zor durumda olduğu bir aşamada arabuluculuk anlaşma tutanağının düzenlendiği, anlaşma tutanağında ödenmesi kabul edilen 23.297,78 TL tutarın fon parasının karşılığı olduğu, davacının sadece kıdem tazminatı alacağının 64.492,87 TL olduğu, edimler arasında aşırı bir oransızlık bulunduğu, davalı işverenin davacının zor durumda kalmasından ve tecrübesizliğinden yararlandığı gerekçesiyle anlaşma belgesinin iptaline karar verilmiştir. Karar davalı işveren tarafından istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu anlaşma belgesinin dava şartı arabuluculuk kapsamında düzenlendiği, davacının kendisini vekil ile temsil ettirdiği, her iki tarafın karşılıklı bir kısım hak ve taleplerinden vazgeçerek imzaladığı anlaşma belgesinde edimler arasında mutlak bir orantı aranmayacağı, anlaşma belgesinin düzenlenmesinden sonra davacının annesine karaciğer nakli yapılmış ise de, Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği’nin (1.9.3) maddesinin 1-(e) hükmü uyarınca bu sağlık hizmetinden dolayı ilave ücret alınamayacağı, 6098 sayılı Kanun’un 28. maddesinde düzenlenen aşırı yararlanma şartlarının gerçekleşmediği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriğine göre davalıya ait işyerinde 14.04.2014-18.02.2022 tarihleri arasında depo işçisi/forklift operatörü olarak çalışan davacı işçinin, iş sözleşmesini iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınmaması nedeniyle 18.02.2022 tarihinde feshettiği anlaşılmaktadır. Davacı işçi, kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti ve fon parası alacağı için dava şartı arabuluculuğa başvurmuşsa da görüşmeler sonucunda anlaşma gerçekleşmemiş, 08.03.2022 tarihli anlaşamama son tutanağı düzenlenmiştir. Daha sonra tarafların aynı arabulucuya müracaatı üzerine 15.03.2022 tarihinde düzenlenen arabuluculuk anlaşma tutanağında “kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin alacağı ve başvurucu işçiye ait fon parası ve ayrıca taraflarla müzakere edilen ihbar tazminatı, ücret alacağı, prim ve ikramiye alacağı, fazla sürelerle çalışma alacağı, maddi ve manevi tazminat, fazla mesai, hafta tatili, UBGT ücreti, AGİ, yol parası, yemek parası, işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süre ücreti için toplam 23.297,78 TL (YİRMİÜÇBİNİKİYÜZDOKSANYEDİ Türk Lirası YETMİŞSEKİZ KURUŞ) nin işveren tarafından işçiye … İban nolu hesaba aktarılacağı” belirtilmiştir. Davacı kendisine ödenen paranın fon parası olduğunu düşünerek kabul ettiğini, annesinin ameliyat hazırlık sürecinde kendisinin ve kız kardeşinin organ verici, annesinin ise alıcı olduğunu, o dönemde işsiz kalmasının muhtemel olduğunu, durumu kendi avukatına ve karşı tarafa ilettiğini, paraya ihtiyacı olduğunu bu nedenle ödenen parayı fon parası olarak kabul ettiğini, diğer işçilik alacaklarının kendisine ödenmediğini ifade etmiştir. Dosyada mevcut hastane kayıtlarına göre davacının annesi 07.04.2022 tarihinde karaciğer nakli ameliyatı olmuştur. Sözleşmeyi sınırlandıran kavramlardan birisi de aşırı yararlanmadır. Bu kavramla sözleşme özgürlüğünün kötüye kullanılması önlenmek suretiyle sözleşme adaleti sağlanır. 6098 sayılı Kanun’un “Aşırı yararlanma” başlığını taşıyan 28. maddesine göre “Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir.” Anılan hükümle amaçlanan, sözleşme özgürlüğünden ahlâka aykırı biçimde yararlanma suretiyle zayıf durumdaki karşı tarafın sömürülmesini önlemektir (Necip Kocayusufpaşaoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Sözleşme, C. I, İstanbul, 7. Bası, 2017, s.484). 6098 sayılı Kanun’un 28. maddesi uyarınca aşırı yararlanmadan söz edebilmek için karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlığın bulunması (objektif şart), sömürülenin zayıf durumda olması (sömürülen açısından sübjektif şart) ve sömürenin, edimler arasındaki açık dengesizliği karşı tarafın zayıf durumundan bilerek yararlanmak suretiyle gerçekleştirmiş bulunması (sömüren açısından sübjektif şart) gerekir. Arabuluculuk uyuşmazlık çözüm yöntemi çerçevesinde işçi ile işveren arasında yapılan anlaşmada (sözleşmede) edimler arasında oluşturulan açık oransızlıktan ne anlaşılması gerektiğine geçmeden önce, tarafların bu sözleşmedeki edimlerini değerlendirmekte yarar vardır. Bunun için öncelikle uyuşmazlığın kapsamı üzerinde durulmalıdır. Arabuluculuğa konu uyuşmazlıkta, genellikle işçi kanun ya da sözleşmeden doğan işe iade, tazminat ve alacaklarını istemektedir. İşveren ise işçi tarafından talep edilen hak ve alacakların hiç doğmadığı ya da kısmen veya tamamen ödendiğini savunmaktadır. Neticede uyuşmazlığın konusu işçinin hak ve alacaklarıdır. Arabuluculukta yapılan anlaşmada, işçinin hak ve alacaklarına karşılık bir miktar paranın ödenmesi kararlaştırıldığında; bu miktarın işçinin talep ettiği hak ve alacakların tam karşılığı olmaması hâlinde, sözleşmedeki edimler, işçinin alacağının bir kısmından feragat etmesi, işverenin de kararlaştırılan miktarı ödeme taahhüdünden oluşmaktadır. Öyleyse edimler arasında oransızlığın belirlenmesinde işçinin feragat ettiği miktar ile işverenin ödemeyi taahhüt ettiği miktar göz önünde bulundurulacaktır. Başka bir anlatımla işçinin edimi iş görmesinin karşılığı hak ettiği alacaklarından feragat etmesinden oluşmakta iken işverenin edimi genellikle kanundan doğan borcunun bir kısmını geç de olsa ödemesinden oluşmaktadır. Görüldüğü üzere işçi ve işveren arasında arabuluculukta yapılan anlaşmada edimler arasındaki ilişki klasik bir sözleşmenin edimler arasındaki ilişkiye benzememektedir. Konuya arabuluculukta geçerli olan menfaat temeli açısından bakıldığında ise işçinin menfaati, alacağının feragat etmediği kısmına bir an önce kavuşmak iken işverenin menfaati daha çok ekonomiktir. Edimler arasındaki dengesizliğin tespitinde uyuşmazlığın bu niteliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir. Kanunda açık oransızlık konusunda herhangi bir oran belirtilmemiştir. Öğretiye göre açık oransızlıktan "derhal herkesin gözüne çarpan" bir oransızlığı anlamak gerekir (Kocayusufpaşaoğlu, s.485). Söz konusu kavramla ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da, 06.11.1974 tarihli ve 1973/956 Esas, 1974/1146 Karar sayılı kararında “açıkça göze çarpacak bir farklılık” ibaresini kullanmıştır. Bu açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde; anlaşma belgesi uyarınca davalının kabulünde olan sadece kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti miktarı dahi dikkate alındığında, davacının sözleşmeyle feragat etmiş olduğu miktar ile işverenin ödediği tutar arasında açık bir oransızlık bulunduğu anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca aşırı yararlanmanın objektif şartının gerçekleşmiş olduğunun kabulü gerekir. Başlıca geçim kaynağı ücret olan işçinin hak etmiş olduğu tazminat ve alacaklarının miktarını tam olarak bilen işverenin edimler arasında açık oransızlık oluşmasında, bilinçli hareket etmediğini kabul etmek güçtür. Bu nedenle edimler arasında aşırı derecede bir oransızlık söz konusu olduğunda, işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıklar bakımından, aşırı yararlanmanın subjektif unsurlarının ayrıca ispata gerek olmaksızın gerçekleştiği kabul edilmelidir. Kaldı ki somut olayda davacı işçi annesinin karaciğer nakli nedeniyle paraya ihtiyacının olduğu bir dönemde dava konusu sözleşmeyi imzaladığını ispatlamıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki sözleşmenin zayıf tarafının zorda kalması hâlinde, arabuluculuk görüşmelerinin avukatı aracılığıyla yürütülmesinin aşırı yararlanmanın varlığına bir etkisi söz konusu olamaz. Yukarıda açıklanan nedenlerle arabuluculuk anlaşma belgesinin aşırı yararlanma nedeniyle geçersizliğine karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan Sayın Çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılamıyoruz.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.