9. Ceza Dairesi 2013/8889 E. 2013/14092 K. — Yargıtay Kararı :: Hukuk Asistan
Yargıtay Kararı

9. Ceza Dairesi 2013/8889 E. 2013/14092 K. — Yargıtay Kararı

9. Ceza Dairesi 2013/8889 Esas 2013/14092 Karar 19.11.2013
9. Ceza Dairesi 2013/8889 E.,  2013/14092 K.

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması
Hüküm : TCK'nın 268/1. maddesi yollamasıyla 267/1, 269/1, 53/1, 58. maddeleri uyarınca mahkumiyet (5 kez)

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanığa atılı "Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması" suçunun oluşabilmesi için, failin işlemiş olduğu bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla hakeret etmesi gerektiği, suç soruşturma veya kovuşturması için düzenlenenler dışındaki diğer resmi belgelerin düzenlenmesi aşamasında görevlilere kimliği ile ilgili yalan beyanda bulunma eyleminin TCK'nın 206/1. maddesinde öngörülen suçu oluşturacağı; somut olayda ise, durumundan şüphelenilerek durdurulan ve hakkında iki ayrı hırsızlık suçundan aramasının olması nedeniyle kolluk görevlilerine sırayla beş farklı kişiye ait kimlik bilgilerini veren sanığın eylemin TCK'nın 206. maddesinde tanımlanan "Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçunu oluşturacağı hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 19.11.2013 tarihinde bozmada oybirliği bozma nedeninde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY:
09.02.2010 tarihli tutanak ve tutanak düzenleyicilerinin beyanlarına göre suç tarihinde durumundan şüphelenilerek polis ekiplerince durdurulan, uyuşturucu aldığı için kendinde olmayan, kimliksiz ve kimliğini,
1- Beyoğlu 1980 doğumlu ... - ... oğlu ...
2- 1990 doğumlu ...
3- 1989 Doğumlu ...
4- 1984 doğumlu ....- ... oğlu ...
5- 1980 doğumlu ...- ... oğlu ... olarak birden fazla isimle beyan eden ve karakola götürüldüğünde ise gerçek isminin ...-... oğlu 1984 doğumlu ... olduğu anlaşılan, yapılan GBT sorgusunda Ümraniye 3. Asliye Ceza Mahkemesinden 2009/1863 DS No 09/3480 sayı ve Ümraniye 2. Sulh Ceza Mahkemesinden 09/2336 D. iş ve 09/3632 sayı numarası ile iki ayrı hırsızlık suçundan arandığı tespit edilen ve bu şekilde gerçekleşen somut olayda; sanığın eyleminin tek bir başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanmak suçunu oluşturduğu, resmi belge düzenlenmesi sırasında yalan beyan suçunun unsurlarının oluşmadığı, fakat yerel mahkeme hükmünün sanığın verdiği herbir isim yönünden beş kez iftira suçunun oluştuğu şeklindeki kabulü ve fazla ceza tayin edilmesi nedeniyle farklı bir gerekçeyle bozulması gerektiği düşüncesiyle, çoğunluk görüşüne karşıyım.
Şöyle ki; öncelikle sanığın eylemi TCK'nın 206. maddesindeki resmi belge düzenlenmesi sırasında yalan beyan suçunu değil aynı Kanunun 268. maddesinde yer alan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunu oluşturmaktadır. Bu suçta daha önce bir suç işleyen fail soruşturmadan veya kovuşturmadan kurtulmak maksadıyla başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanmaktadır. Somut olayda da sanık daha önce hırsızlık suçlarını işlemiş hakkında kovuşturma yapılmakta ve Ümraniye 3. Asliye ile 2. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından aranmaktadır. TCK'nın 268. maddesi sadece suç işleyen failin, hakkında soruşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanmasını değil, kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimlik veye kimlik bilgilerini kullanmasını da cezalandırmaktadır. Öyle olmasaydı madde metni içerisinde "... ve kovuşturma yapılmasını engellemek" ifadesinin yer almaması gerekirdi. Kanun koyucunun madde metni içerisine bu ifadeyi fazladan ya da bilinçsizce yerleştirdiğini savunmak da kanaatimce doğru değildir.
Bir de şunu belirtmek gerekir ki; farklı yorumlara gidilmesinin nedeni yasa koyucunun bu suçta suçun unsurlarını maddede ayrıca ve açıkça düzenlemesine rağmen, yaptırımını TCK'nın 267. maddesindeki iftira suçuna ilişkin hükümlere gönderme yaparak düzenlemesi ve madde gerekçesinde "iftira suçunun özel bir işleniş biçimi" ifadesinin yer alması oluşturmaktadır. Burada sözü uzatmadan sadece şu hususu söylemekle yetinmek gerekir. Yasa koyucu başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanmak suçunu ayrı ve bağımsız bir suç olarak düzenlemek istemeseydi TCK'nın 267. maddesinin 1. fıkrasına ".... veya işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla kamu görevlilerine ...." ibaresini eklemesi gerekirdi. Oysa kanun koyucu böyle yapmamıştır. Tercihini ayrı bir suç tipi olarak düzenlemekten yana kullanmıştır. Gerekçe ile ilgili de şu söylenebilir: Gerekçe madde metnine dahil değildir. TBMM'de gerekçe değil madde metni oylanmaktadır. Gerekçe sadece maddenin yorumunda yol gösterici olabilir. Zaman zaman ceza yasasında madde metniyle çelişkili gerekçelerle karşılaşılabilmektedir. Gerekçeden hareketle madde metninin açık hükmüne aykırı yorum yapılmamalıdır.
TCK'nın 206. maddesindeki resmi belge düzenlenmesi sırasında yalan beyan suçunun neden oluşmadığı konusunda şunlar söylenebilir: Bu suçta resmi belge düzenlemeye yetkili kamu görevlilerine yalan beyanda bulunularak kamu görevlisi yanıltılıp sahte bir resmi belge oluşturmasına neden olunmaktadır. Ancak sahte bir resmi belge düzenlenir ise bu suçun oluşması sözkonusu olabilir. Ayrıca bir de kamu görevlisinin beyan edilen hususu araştırma yükümlülüğü bulunmaktadır. Somut olayımızda olayın oluş biçimini anlatan 09.02.2010 tarihli tutanak sahte bir belge olmayıp sanığın eylemini tespit eden ve gerçek durumu yansıtan bir belgedir. Bunun yanısıra bir kimsenin beş ayrı ismi kullanması halinde elbette herkes gibi kamu görevlileri de yanılmayacak ve sahte bir belge düzenlemeleri sözkonusu olmayacaktır. Bu nedenlerle resmi belge düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçu oluşmamıştır.
Beş farklı iftira suçunun oluştuğuna dair yerel mahkemenin kabulüne gelince; iftira suçunda tek bir dilekçe veya beyanla birden fazla kişiye hukuka aykırı fiil isnadında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması hem teori hem de uygulamada kabul edilmektedir. İftira suçundan farklı bir suç olan başkasına ait kimlik ve kimlik bilgilerini kullanma suçunda ise dairemiz failin aynı şahsa ait kimlik bilgilerini kısa zaman aralığında olsa bile birden çok defa kullanmasını zincirleme suç değil ayrı ayrı suç, yine sanığın önce yol kontrolü sırasında başkasına ait kimlik bilgilerini vermesinden sonra karakolda yine başka bir isim vermesini de tek suç olarak kabul etmiştir. (9. C. D. 2013/2683 E-7336 K) Somut olayda sanık tek bir tutanakta aynı anda birden fazla kişinin ismini verdiği için ilk ismi verdiği anda suç oluşmakta, daha sonra verdiği başka isimler nedeniyle "suçtan sonra cezalandırılmayan sonraki hareketler" kuralı gereğince ya da birden çok sahte para basan kimsenin tek bir suçtan cezalandırılması, hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmaması örneğinde olduğu gibi ayrıca cezalandırılmaması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Yukarıda izah edilmeye çalışıldığı üzere; hırsızlık suçlarından aranmakta olan sanığın kamu görevlilerine beş farklı isimle kendisini tanıtması eyleminin, tek bir başkasına ait kimlik bilgilerini kullanmak suçunu oluşturduğu, resmi belge düzenlenmesi sırasında yalan beyanda bulunma suçunun oluşmadığı, yerel mahkeme hükmünün TCK'nın 268. maddesinin beş kez uygulanması nedeniyle bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan, dairemiz sayın çoğunluğunun bozma gerekçesine katılmıyorum.19.11.2013

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın