7. Hukuk Dairesi 2002/4585 E. 2003/2674 K. — Yargıtay Kararı :: Hukuk Asistan
Yargıtay Kararı

7. Hukuk Dairesi 2002/4585 E. 2003/2674 K. — Yargıtay Kararı

7. Hukuk Dairesi 2002/4585 Esas 2003/2674 Karar 30.09.2003
7. Hukuk Dairesi 2002/4585 E., 2003/2674 K. 7. Hukuk Dairesi 2002/4585 E., 2003/2674 K. 1858 TARİHLİ ARAZİ KANUNNAMESİ
KADASTRO TESBİTİNE İTİRAZ
MUHTESATIN KÜTÜĞÜN BEYANLAR HANESİNDE GÖSTERİLMESİ
SAHİH VAKIFLAR
3402 S. KADASTRO KANUNU [ Madde 19 ]
"İçtihat Metni" DAVA : Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle, dosyadaki belgeler incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR : Kadastro sırasında 804 parsel sayılı 3820 m2 yüzölçümündeki taşınmaz vergi kaydına, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı Durmuş adına tespit edilmiştir, itirazları komisyonca reddedilen davacılar Firuzan ve paydaşları tapu ve vergi kaydına, mahkeme kararına dayanarak ve davalının kiracı sıfatıyla zilyet olduğunu öne sürerek dava açmışlardır. Yargılama sırasında davalının ölümü nedeniyle mirasçıları davaya dahil edilmişlerdir. Mahkemece davanın reddine, taşınmazın davalılar adlarına payları oranında tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

Yanlar arasındaki çekişme 7 Ramazan 1274 tarihli ( 1858 ) Arazi Kanununun 20. maddesinin yürürlükte olup olmadığı konusunda toplanmaktadır. Diğer hususlar Yargıtay Yedinci Hukuk Dairesinin bozma ve emsal kararları gereğince kesinleşmiştir.

Bu durumda Medeni Kanun karşısında Arazi Kanunu konumunun irdelenmesi gerekir. 12.5.1926 tarih ve 837 sayılı Yasanın sevk gerekçesi T.B.M.Meclisi Adliye Encümeninin mazbatası ve müzakere tutanaklarının incelenmesinde 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren Medeni Kanun tarafından Arazi Kanunu dolayısıyla anılan Kanunun 20. maddesi açıkça ortadan kaldırılmıştır. Adliye Encümeni adına tasarıyı savunan Ali Nazmi Bey yasayı savunurken özetle; Yeni Medeni Kanunun yürürlüğe girmesiyle vakıf mallar müstesna olmak üzere tek bir nevi gayrimenkul kabul edilmiştir. Bundan böyle arazîye metruke, araziye emiriye gibi çeşitli taşınmaz ahkamını kabul etmemektedir şeklindeki anlatımları yine TBMM. 11 Mayıs 1929 tarihli ve 501 sayılı kararının ( c ) fıkrasında "Arazi Kanununun cari olduğu zamanlarda sevk eden tasarruflarına istaneden hakkı karar cari olduğu zamanlarda hakkı karar nedeniyle tapu isteyenlerin Kanuni Medeni'nin tatbikine dair olan bu haklar kabul edilmiş olduğundan mahkeme hükmüne ihtiyaç olmadığını, ancak Medeni Kanunun mevkii tatbike vaazından evvel iktisap edilmiş bir hakkı karar olmadığı takdirde Kanuni Medeni'nin iktisabı müruru zaman hükümlerine müracaat zaruri olur" denilmek suretiyle açık ve seçik olarak Arazi Kanununun Medeni Kanundan sonra yürürlükte olmayacağı ifade edilmiştir. ( 3. Tertip Duştur Cilt 10 Sahife 896 ) Diğer yönden merhum Alim Ebül-Ülâ Mardin Tatbikat Kanununun 43. maddesi karşısında Arazi Kanununun tüm maddelerinin ilga edildiğini, Cevat Abdurrahman Gücün Medeni Kanununun meriyeti ile ilgili yasanın yürürlüğe girmesi anında Arazi Kanununun ilga edilmemiş hiçbir maddesinin kalmadığını, sayın Bülent Köprülü, Sayın Veli Dededoğlu Arazi Kanunu ile arazilerin nevilere ayrılması Medeni Kanunun yürürlüğü ile ortadan kalktığını, bu nedenle miri arazi nevinin de özel mülkiyet rejimine girdiğini, yine Sayın Yedinci Hukuk Daire ve Yargıtay Başkanı İmran Öktem, Sayın Prof. Sefa Reisoğlu, Sayın Prof. Jale Akipek ve Sayın Prof. Sungurbey ile Sayın Galip Esmer Arazi Kanununun tüm hükümlerinin ortadan kalktığı görüşünü benimsemişler ve bu görüşlerini kitaplarında bilimsel nedenlere dayanarak görüşlere sunmuşlardır.

Diğer yönden Yargıtay içtihadı Birleştirme Kurulu çeşitli kararlarında Arazi Kanununun tüm maddelerinin mülga olduğunu tespit etmiştir. Örnek olarak 27.1.1943 tarih ve 5/7 sayılı, 9.2.1944 tarih 4 sayılı, 9.10.1946 tarih 12 sayılı kararlarında Arazi Kanununun tüm maddelerinin mülga edildiği vurgulanmıştır.

Tüm bu anlatımlar sonucunda yeni Medeni Kanunun yürürlüğe girmesiyle Arazi Kanununun zaman aşımı ile ilgili tüm tartışmaları son bulmuş bulmaktadır. 1878 tarihli bir yasanın Cumhuriyet döneminde ilelebet yürürlükte olduğunun savunulması da yukarıda izah edildiği gibi mümkün bulunmamaktadır.

Diğer yönden davacı tarafın dayandığı tapu kaydının hukuki kıymeti yönünden Yedinci Hukuk Dairesince verilen kararların kesinleştiği ve az yukarıda da belirtildiği gibi davacı tarafın dayandığı tapu kaydının hukuki değerini koruduğu, sınırlarının belli edilip haritaya bağlandığı vurgulanmıştır. Bu konuda da somut olayda çekişme bulunmamaktadır. Bu nedenle Marmaris Kadastro Mahkemesinin 1974/5 esas, 1975/44 karar sayılı dava dosyasında verilen karar Yedinci Hukuk Dairesinin 26.1.1977 tarih 1976/4217 esas, 1977/424 karar sayılı ilamı ile "esasen Mihrişah Valide Sultan Vakfından 6960 dönüm çiftlik olarak Muğlalı Şerif evlatları namlarına kayıtlı iken Kaymakamlık makamınca 1 hektarlık kısmının kamulaştırıldığı, geri kalan kısmının tapu kaydı kapsamında kaldığı gerekçesi ile mahkeme kararı derecattan geçerek kesinleştiği gibi yine Marmaris Kadastro Mahkemesinin 1977/61 esas 2001/9 karar sayılı Yedinci Hukuk Dairesinin 20.9.2002 tarihli 2002/1795 esas 2002/4523 karar sayılı ilamı dahi onanmış Mihrişah Valide Sultan Vakfından taviz bedeli ödenmek suretiyle mülkiyete çevrilen bu yer çiftlik vasfında yer olduğundan fazlası Muğla Valiliğine bağışlanan kısmından Şerif evlatları uhdelerinde kalan çiftlik olması doğal olduğu gerekçesiyle karar onandığı gibi dosyada mevcut bulunan Beyoğlu Asliye ikinci Hukuk Mahkemesinin 27.6.2002 tarih 2002/135 esas ve 2002/417 karar sayılı ilamında da dayanılan tapu kaydında yer alan Mihrişah Sultan Vakfı ibaresinden dava konusu taşınmazın vakfedenin özel mülkinden tahsis edilen arazi türünden olduğu bu nedenle sahih bir vakıfı olduğu belirlenmiş bu hüküm Yargıtay Onüçüncü Hukuk Dairesince onanmak suretiyle kesinleşmiştir. Hal böyle olunca mahkemece davanın kabulüne, dava konusu 804 parsel sayılı taşınmazın davacılar adına tapuya tesciline, ancak; taşınmaz üzerinde 1946 yılında yapılmış olan binanın davalı Durmuş mirasçıları adına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19. maddesi hükmünce kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesine karar verilmesi gerekirken, bu konuda yanlışa düşülerek yazılı biçimde karar verilmesi isabetsiz, davacı tarafın bu nedenlerle yerinde olan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ),

SONUÇ : Yargıtay duruşmasında kendilerini vekille temsil ettiren davacı tarafın yararına takdir ve tesbit olunan 150.000.000 lira vekalet ücretinin davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine, 30.9.2003 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

KARSI OY YAZISI :

1- İncelenen dosya örnek olarak gönderilen bir dosya olup, bunun dışında halen görülmekte olan bini aşkın dosya olduğu anlaşılmaktadır. Öncelikle bu dosyanın diğer dosyalarla birleştirilmesi, dayanılan 3 ayrı tapu kaydının kapsamlarının ayrı ayrı belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekir.-Zira kadastro mahkemelerinden verilen kararlar Yargıtay 7, 16 ve 17. Hukuk Dairelerince incelenmektedir. Sözü edilen dosyalar sonuçlandığında her üç daireye dağılması sözkonusudur. Bu durumda her daireden değişik kararların çıkması mümkündür. Nitekim Dairemizin 2001/8221 esas sayılı 11.12.2001 tarihli 200179432 sayılı kararında aynı konuda Marmaris Mahkemesince verilen karar onanmış iken bu kez çoğunluk tarafından aynı doğrultudaki karar bozulmuş ve değişik sonuçlara varılmıştır. Bu husus yargıya olan güveni sarsar. Değişik kararların çıkmasının önlenmesi amacıyla aynı tapu kayıtlarına dayalı olarak açılmış tüm davaların birleştirilmesi yargılamanın aynı dosya üzerinden yürütülmesi gerekir. Zaten usul hükümleri de bunu öngörmektedir. Ancak çoğunluk birleştirme doğrultusundaki görüşe katılmamıştır.

2- Birleştirme konusundaki görüşümüz kabul edilmediğinden ancak, toplanan delillere göre dava konusu taşınmazın davacı tarafın dayandığı tapu kaydının kapsamında kaldığı anlaşıldığından bu konudaki görüşümüzü de açıklamak ve gerekçeye eklenmesi gerektiği kanaatindeyiz. Şöyle ki; Mahkemece davacı tarafın dayandığı tapu kayıtlarının hukuki değerini yitirdiği sonucuna varılmış ise de bu sonuca varılmasında isabet bulunmamaktadır. Zira Dairemizin aynı konu ile ilgili olarak verilen 26.2.1991 tarihli bozma ilamında 2. sayfada "tapu kayıtlarının doğru temele dayandığı düzenli bir şekilde gittiler" bulunduğu ve bu nedenle geçerli tapu kayıtları olduğu ancak, 1927 tarihinde ölen müşterek malik Mahmut payı yönünden intikal tarihine kadar tapu kaydının bu pay yönünden zilyedi yararına hukuksal değerini yitirip yitirmediği de araştırılarak..." denilmek suretiyle tapu kayıtlarının hukuki değerini koruduğu kabul edilmiş, sadece Mahmut payı yönünden araştırma yapılması istenmiş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan araştırma sonunda Mahmut'un 1950 yılında öldüğü belli olduğundan bunun payının da hukuki değerini koruduğu anlaşılmıştır. Bozma ilamında açıklandığı gibi tapu kayıtlarının hukuki değerini koruduğu belirtilmiş ve mahkemece bozmaya uyulmuş olduğuna göre bu husus davacılar yönünden kazanılmış hak doğurmaktadır. Bundan sonraki aşamalarda ve diğer davalarda bu hakkın gözardı edilmesi ve buna aykırı bozma yapılması veya mahkemece bu bozmaya değer verilmeyerek tapu kayıtlarının hukuki değerinin tartışılması ve sonunda tapu kayıtlarının hukuki değerini yitirdiğinin kabul edilmesi mümkün değildir. Bu husus kazanılmış hak kuralına ve yerleşmiş içtihatlara aykırıdır. Açıklanan nedenlerle mahkemece verilen hükümde isabet bulunmadığından çoğunluğun bozma gerekçesine bu nedenle katılıyorum.

KARŞI OY YAZISI :

Dava ve temyize konu taşınmazın davacıların tutundukları tapu kaydı kapsamında kaldığı Marmaris Kadastro Mahkemesinin 1996/11 esas 2001/16 karar sayılı derecattan geçmek suretiyle kesinleşen dosyasında belirlenmiştir. Bu husus taraflar arasında çekişmesizdir. Çekişme davacıların tutundukları tapu kaydının hukuki kıymetini koruyup korumadığı, korumadığı takdirde zilyet tespit maliki yararına taşınmazın tescil edilip edilmeyeceğidir. Medeni Kanunun kendisinden önce yürürlükte bulunan kanunlarla sağlanan kazanılmış hakları ihlal etmeyeceği kuşkusuzdur. Medeni Kanunun yürürlük gününden önce yürürlükte bulunan Arazi Kanunnamesinin 20. maddesine göre başkasına ait tapulu taşınmazın 10 yılı aşkın süredir. 3. bir kişi tarafından malik sıfatıyla aralıksız ve çekişmesiz olarak kullanılması durumunda tapu kaydının hukuksal durumunu kaybedeceği kayıt malikinin zilyet aleyhine dava açamayacağı kabul edilmiştir. Hal böyle olunca davalı tarafın Medeni Kanunun yürürlüğe girdiği 1926 tarihinden önceki dönemde 10 yılı aşkın zilyetliği karşısında tapu kaydının zilyet yararına hukuksal değerini yitireceğinin kabulü gerekir. Her ne kadar mahkemece davacıların tutunduğu Mart 1290 tarih daimi 9 varak 20'de kayıtlı kaydın malikinin 1301 tarihinde ölümünden sonra Ağustos 1326 tarihine kadar intikal görmediği saptanarak davalı yararına zilyetlikle edinme koşullarının varlığı nedeniyle davalı yararına hüküm kurulmuş ise de zilyetlikle ilgili yapılan araştırma ve soruşturma yetersizdir. Öncelikle Medeni Kanunun yürürlüğe girdiği 1926 yılından önceki 10 yıllık dönemde Arazi Kanunnamesinin 20. maddesinde belirtilen koşullarda zilyetliği bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir. 22.3.2002 tarihli keşifte dinlenilen davacı tanıkları Kadir ve Mustafa taşınmazın öncesinin Ali'ye ait iken bakımsızlıktan fundalığa dönüştüğü, Ali'nin taşınmazın davalı Durmuş'a bağışladığını, Durmuş'un da 1946 yılında fundalığı temizleyerek ev ve bahçe yaptığını bildirmişler, ancak Ali'nin taşınmaza ne zamandan beri zilyet olduğu, taşınmazın kimden kendisine kaldığı, 1926'dan önce Ali veya mirasçıları tarafından 10 yıllık süre ile zilyet olup olmadığı araştırılmamıştır. Eksik soruşturma ile hüküm kurulamaz. Yeniden mahallinde keşif yapılarak yöreyi iyi bilen yansız ve yaşlı kişilerden seçilecek yerel bilirkişilerden sorulup saptanarak sonucuna göre bir karar verilmelidir. Bu nedenle yerel mahkeme hükmünün araştırmaya yönelik olarak bozulması gerekirken, çoğunluğun görüşünde belirtilen gerekçeyle kesin bozma yapılmasını doğru bulmadığımdan çoğunluğu görüşüne katılmıyorum.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın