7. Ceza Dairesi 2024/7589 E. 2025/2448 K. — Yargıtay Kararı
7. Ceza Dairesi 2024/7589 Esas 2025/2448 Karar 18.02.2025
7. Ceza Dairesi 2024/7589 E., 2025/2448 K.
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/71 E., 2023/249 K. SUÇ : 4389 sayılı Bankalar Kanunu'na muhalefet SUÇ TARİHLERİ : 06.09.2004, 16.09.2004, 24.09.2004, 30.09.2004, 23.12.2004, 24.03.2005 HÜKÜMLER : a) Sanık ... hakkında 06.09.2004, 24.09.2004, 30.09.2004 ve 23.12.2004 tarihli eylemler yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme, 16.09.2004 ve 24.03.2005 tarihli eylemler yönünden ise zincirleme nitelikli bankacılık zimmeti suçundan mahkûmiyet b) Sanık ... hakkında 24.03.2015 tarihli eylemden nitelikli bankacılık zimmeti suçundan mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 266/1. maddesi ''Kanun yoluna başvurulduktan sonra bundan vazgeçilmesi, mercii tarafından karar verilinceye kadar geçerlidir. Ancak, Cumhuriyet savcısı tarafından sanık lehine yapılan başvurudan onun rızası olmaksızın vazgeçilemez.'' düzenlemesini içermektedir. O yer Cumhuriyet savcısının hükmü 13.10.2023 havale tarihli süre tutum dilekçesi ile temyiz sebebi göstermeksizin temyiz ettikten sonra, 24.10.2023 tarihli dilekçesi ile; ''Her ne kadar esas hakkındaki mütalaada sanık ... hakkında 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 80 inci maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin tatbiki talep edilmediği halde, mahkemece uygulanması nedeniyle süre tutum dilekçesi verilmiş ise de; gerekçeli kararın tetkiki neticesinde mahkeme uygulamasının yerinde olduğu anlaşılmakla, yasa yoluna başvurmaktan vazgeçildiğini'' belirttiği görülmüş ise de; o yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin sanık ... lehine olduğu ve sanık ...'in temyizden vazgeçmeye rızası olduğuna dair dosyada bilgi ve belge bulunmadığı, o yer Cumhuriyet savcısının sanık ... lehine olan temyiz başvurusundan vazgeçmesinin bu haliyle geçerli olmadığı ve bu yöndeki temyiz isteminin de Dairemizce incelenmesi gerektiği anlaşılmıştır.
Sanıklar hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. TEMYİZ SEBEPLERİ 1.O yer Cumhuriyet savcısının temyiz istemi; münhasıran sanık ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüne ilişkin olup, sanık ... hakkında 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (765 sayılı Kanun) 80 inci maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin tatbik edilerek sanığa verilen cezada artırım yapılmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.
2.Sanık ... müdafiin temyiz istemi; münhasıran sanık ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüne ilişkin olup, sanık ...'in sübuta erdiği kabul edilen eyleminin nitelikli zimmet değil de basit zimmet suçu kapsamında kaldığına ve bu nedenle dava zamanaşımı sürelerinin tahakkuk ettiğine ve re'sen belirlenecek nedenlere ilişkindir.
Sanık ... müdafiin temyiz istemi; sanık ... hakkında zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilen eylemler yönünden, sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine, mahkûmiyet verilen eylemler yönünden ise; aleyhe ceza verme yasağına uyulmadığına, dava zamanaşımı sürelerinin tahakkuk ettiğine, sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan dava açıldığı halde iddianame ile bağlılık kuralının ihlal edilerek bankacılık zimmeti suçundan hüküm kurulduğuna, zimmet suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığına, banka zararını gideren sanık hakkında 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun (5411 sayılı Kanun) 160 ıncı maddesinin dördüncü fıkrası gereği 2/3 oranında indirim yapılması gerekirken 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun (4389 sayılı Kanun) 22 nci maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi gereği 1/3 oranında indirim yapıldığına, zimmete geçirildiği kabul edilen miktara göre değer azlığı nedeniyle sanığa verilen cezadan indirim yapılması gerektiğine, zincirleme suç hükümlerini düzenleyen 765 sayılı Kanun'un 80 inci maddesi uyarınca yapılan artırım sırasında 1/6 yerine 1/4 oranında artırım yapılmasının hukuka aykırı olduğuna, lehe olan yasanın belirlenmesinde çelişkiye düşüldüğüne, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine, sanığın bu eylemlerden menfaat sağlamadığına, bu eylemlerden dolayı en fazla dolandırıcılık suçundan bahsedilebileceğine, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme müesseselerinin tatbikinin gerektiğine ve re'sen belirlenecek nedenlere ilişkindir.
II. GEREKÇE Sanıklardan ...'in katılan T.C Ziraat Bankası A.Ş ... şubesi müdürü, sanık ...'in ise aynı şubede asistan görevlisi ve bireysel krediler servisi kredi komite üyesi olarak görev yaptıkları sırada, bir kısım kredi işlemlerinde usulsüzlükler yaparak, banka parasını uhdelerine geçirerek bankayı zarara uğrattıkları iddialarıyla sanıklar ve eylemleri hakkında ayrı ayrı kamu davaları açılmış, açılan kamu davaları, kovuşturma evresinde aralarındaki irtibat nedeniyle birleştirilmiştir.
13.03.2006 tarihli ve 2006/1 sayılı kanuni soruşturma raporu dosyada mevcuttur.
Sanıkların savunmalarında atılı suçu inkar ettikleri anlaşılmıştır.
16.09.2004 tarihli kredi hamili ... ile kefili ...'ın ve 24.03.2015 tarihli kredi hamili ... ile kefili ...'ın beyanları dosyada mevcuttur.
Tanıklar ..., ..., ...'ın beyanları dosyada mevcuttur. Bilirkişi heyetince düzenlenen 29.06.2016 tarihli rapor dosyada mevcuttur.
İmza incelemesine ilişkin İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin 29.01.2008 tarihli raporu dosyada mevcuttur.
Yerel mahkeme tarafından 03.02.2011 tarihinde, sanıklar her bir kredi eyleminden dolayı ayrı ayrı nitelikli dolandırıcılık suçundan sorumlu tutularak, bu suçtan mahkumiyetlerine karar verilmiştir.
Anılan kararın, sanıklar müdafi tarafından temyizi üzerine; Dairemizin 08.04.2015 tarihli ilâmı ile; eylemlerin nitelikli dolandırıcılık suçuna değil de bankacılık zimmeti suçuna vücut verdiğinden bahisle, bir kısmının basit zimmet bir kısmının ise nitelikli zimmet suçu kapsamında olduğu belirtilerek bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme tarafından 14.12.2016 tarihinde, sanıkların zincirleme nitelikli bankacılık zimmeti suçundan mahkûmiyetlerine karar verilmiştir.
Anılan kararın, sanıklar müdafi tarafından temyizi üzerine; Dairemizin 04.02.2019 tarihli ilâmı ile; ''Dairemiz 08.04.2015 tarihli 2011-11997 Esas - 2015-15740 karar sayılı bozma ilamımızda tek tek sanıkların dahil oldukları zimmete konu eylemler ile zimmet miktarı açıkça belirtildiği halde sanıklar aleyhine anılan miktar üzerinden hüküm tesisi, sanık ...'in sorumlu olduğu zarar miktarını ödediği gözetilmeden hüküm tesisi, banka zarar miktarının açıkca yazılması suretiyle zararın ödettirilmesine karar verilmesi gerekirken, denetime olanak vermeyecek şekilde banka zararının ödettirilmesine hükmolunması, mahkemenin 2011/31 Karar sayılı kararının sanıklar müdafiileri tarafından temyiz edildiği ve daha önceki hükümde verilen hapis ve adli para cezası miktarları yönüyle sanıkların kazanılmış hakları olduğu gözetilmeden sanıklar hakkında fazla adli para cezasına hükmolunması, nisbi harç konusunda bir hüküm kurulmaması'' nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme tarafından 23.11.2021 tarihinde, sanıkların zincirleme nitelikli bankacılık zimmeti suçundan mahkûmiyetlerine karar verilmiştir.
Anılan kararın, katılan banka vekili ve sanıklar müdafii tarafından temyizi üzerine; Dairemizin 28.12.2022 tarihli ilamı ile; ''Sanıklar ... ve ... hakkında zincirleme nitelikli banka zimmeti suçundan hüküm tesis edilmiş olup, Dairemizin 08.04.2015 tarihli bozma ilamında da belirtildiği üzere; sanık ...'in bozmalar öncesi esası 2006/202 ve 2009/20 olan ana dava dosyasına konu 24.03.2005 tarihli 11.000,00 TL bedelli kredi ile birleşen 2009/12 Esas sayılı dosyaya konu 16.09.2004 tarihli 11.000,00 TL bedelli krediye ilişkin iki eylemi ile sanık ...'in bozmalar öncesi esası 2006/202 ve 2009/20 olan ana dava dosyasına konu 24.03.2005 tarihli 11.000,00 TL bedelli krediye ilişkin tek eyleminin nitelikli zimmet, sanıklar ... ve ...'in dava konusu diğer tüm kredilere ilişkin zimmet eylemlerinin ise basit zimmet suçu kapsamında olduğu, basit zimmet suçunun suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (765 sayılı Kanun) 102/3 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 10 yıllık olağan, 15 yıllık olağanüstü zamanaşımı sürelerine, nitelikli zimmet suçunun ise suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan 765 sayılı Kanun'un 102/2 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 15 yıllık olağan, 22 yıl 6 aylık olağanüstü zamanaşımı sürelerine tabi olduğu, buna göre basit zimmet kapsamında olduğu kabul edilerek zincirleme suça esas alınan tüm eylemler olan sanık ...'e ilişkin 06.09.2004, 24.09.2004, 30.09.2004 ve 23.12.2004, sanık ...'e ilişkin 01.04.2004, 18.05.2004, 24.05.2004, 12.07.2004, 12.08.2004, 15.06.2004, 01.10.2004, 12.11.2004 ve 14.12.2004, 18.05.2005 tarihli eylemler yönünden hüküm tarihinden önce 765 sayılı Kanun'un 102/3 ve 104/2. maddelerinde öngörülen olağanüstü 15 yıllık zamanaşımı süresinin tahakkuk ettiği, sanıklar hakkında bu eylemler yönüyle düşme kararı verilmesi, sanık ...'in bozmalar öncesi esası 2006/202 ve 2009/20 olan ana dava dosyasına konu 24.03.2005 tarihli 11.000,00 TL bedelli kredi ile birleşen 2009/12 Esas sayılı dosyaya konu 16.09.2014 tarihli 11.000,00 TL bedelli krediye ilişkin işlemi ve sanık ...'in bozmalar öncesi esası 2006/202 ve 2009/20 olan ana dava dosyasına konu 24.03.2015 tarihli 11.000,00 TL bedelli krediye ilişkin nitelikli zimmet eylemleri yönüyle ise sanıkların mahkumiyetlerine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde zamanaşımına uğrayan basit zimmet eylemlerinin zincirleme suça esas alınması suretiyle uygulama yapılması,
Kabul ve uygulamaya göre de; A) Sanık ... Yönünden; suç tarihinde yürürlükte bulunan 4389 sayılı Kanun'un nitelikli zimmete ilişkin 22/3-2. cümlesine göre nitelikli zimmet suçunda ödenmeyen banka zararının 3 katı adli para cezası verileceğinin düzenlendiği, 25.11.2009 tarihli bilirkişi raporunda sanık ...'in toplam zimmet tutarının 82.914,20 TL olduğunun, bunun 11.000,00 TL' sinin nitelikli zimmet tutarı olduğunun, iade tutarının ise 53.669,66 TL olduğunun belirtildiği, sanık lehine yorumla yapılan iadenin nitelikli zimmet miktarına hasredilmesi gerektiği, buna göre de nitelikli zimmete konu miktarın ödenmiş olduğunun kabul edilmesi gerekeceğinin anlaşılması karşısında; suç tarihinde yürürlükte bulunan 4389 sayılı Kanun uyarınca sadece hapis cezası tayini ile yetinilerek gün adli para cezasına hükmedilemeyeceği, bu nedenle de sanık ... hakkında lehe olan 4389 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiği gözetilmeden, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren ve aleyhe sonuç doğuran 5411 sayılı Kanun uygulanarak hapis cezası yanında gün adli para cezasına hükmedilmesi, sanık ...'e mahkemenin 2009/20 Esas, 2011/311 Karar sayılı kararında 16 yıl 48 ay hapis ve 130.660,00 TL adli para cezası, 08.04.2015 tarihli bozma ilamı sonrası ise, mahkemenin 2015/213 Esas, 2016/369 Karar sayılı kararında 12 yıl 6 ay hapis ve 175.000,00 TL adli para cezası verildiği ve bu hükümlerin aleyhe temyiz olmadan bozulduğu, buna göre de sanık ...'in mahkemenin 2015/213 Esas, 2016/369 Karar sayılı kararından 12 yıl 6 ay hapis ve 175.000,00 TL adli para cezası üzerinden cezada kazanılmış hakkının bulunduğu, temyize konu hükümde ise mahkemece sanığa 12 yıl 6 ay hapis ve 175.000,00 TL adli para cezası verildiği ve cezada kazanılmış hak ihlali söz konusu olmadığı halde, kazanılmış hak uygulamasında hapis ve adli para cezasının bir bütün olarak dikkate alınması gerektiği, kazanılmış hakka esas ceza belirlenirken hapis cezası için ayrı adli para cezası için ayrı, değerlendirme yapılamayacağı gözetilmeden sanığın mahkemenin 2009/20 Esas, 2011/311 Karar sayılı kararındaki adli para cezasından kazanılmış hakkı olduğundan bahisle 12 yıl 6 ay hapis ve 130.660,00 TL ile cezalandırılmasına karar verilmesi, cezada kazanılmış hak gözetilirken de netice ceza belirlendikten sonra infazın cezada kazanılmış hakkı oluşturan hükümde belirlenen netice ceza üzerinden yapılmasına karar verilmesi ile yetinilmesi yerine sanığın cezada kazanılmış hakkı oluşturduğu kabul edilen ceza miktarı ile cezalandırılmasına karar verilmesi, 25.11.2009 tarihli bilirkişi raporuna göre sanık ...'in uhdesinde kalan bakiye zimmet miktarı 29.244,54 TL olduğu halde, 79.754,80 TL miktarında banka zararının ödettirilmesine karar verilmesi ve nisbi harcın da bu miktar üzerinden hesaplanması,
B) Sanık ... Yönünden; sanık ...'in 67.395,00 TL zimmetine geçirdiği, katılan bankanın dosya içerisinde yer alan 16.06.2010 tarihli yazı cevabında sanıktan emekli ikramiyesi, vakıf ödemeleri ve maaş kesintisi yapılarak toplam 96.799,70 TL'nin icra kanalıyla açılan vadeli hesapta değerlendirildiğinin belirtildiği, bu haliyle sanık ...'in sorumlu olduğu zarar miktarını ödediğinin kabulü gerektiği ancak suç tarihinde yürürlükte bulunan 4389 sayılı Kanun'un 22/3. maddesi ile suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5411 sayılı Kanun'un 160/4 ve 160/5. maddelerinde ödemenin yapıldığı döneme göre farklı indirim miktarları düzenlendiği cihetle; sanığın zimmetine geçirdiği 67.395.00 TL miktarındaki ana paranın tam olarak hangi tarih itibariyle ödenmiş olduğu katılan bankadan da sorulmak suretiyle belirlenerek, ödeme nedeniyle yapılacak indirim oranı ve bu kapsamda lehe yasa belirlenerek uygulama yapılması yerine eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi ve 5411 sayılı Kanun'un 160/4. maddesinde indirim oranı 2/3 olduğu halde 5411 sayılı Kanun'un 160/4. maddesi uyarınca indirim yapıldığı belirtilmesine karşın 1/2 oranında indirim yapılması, sanık ...'e mahkemenin 2009/20 Esas, 2011/311 Karar sayılı kararında 11 yıl 8 ay ve 25.000,00 TL adli para cezası, 08.04.2015 tarihli bozma ilamı sonrası ise mahkemenin 2015/213 Esas, 2016/369 Karar sayılı kararında 12 yıl hapis ve 175.000,00 TL adli para cezası verildiği ve bu hükümlerin aleyhe temyiz olmadan bozulduğu, buna göre de sanık ...'in mahkemenin 2009/20 Esas, 2011/311 Karar sayılı kararından 11 yıl 8 ay ve 25.000 TL adli para cezası üzerinden kazanılmış hakkının bulunduğu, temyize konu hükümde mahkemece sanığa 6 yıl 3 ay hapis ve 87.500,00 TL adli para cezası verildiği ve kazanılmış hak ihlali söz konusu olmadığı halde, kazanılmış hak uygulamasında hapis ve adli para cezasının bir bütün olarak dikkate alınması gerektiği, kazanılmış hakka esas ceza belirlenirken hapis cezası için ayrı adli para cezası için ayrı değerlendirme yapılamayacağı gözetilmeden, mahkemenin 2009/20 Esas, 2011/311 Karar sayılı kararında adli para cezası miktarı da 25.000,00 TL yerine 28.000,00 TL kabul edilmek suretiyle sanığın mahkemenin 2009/20 Esas, 2011/311 Karar sayılı kararındaki adli para cezasından kazanılmış hakkı olduğundan bahisle 6 yıl 3 ay hapis ve 28.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi, kazanılmış hak gözetilirken de netice ceza belirlendikten sonra infazın kazanılmış hakkı oluşturan hükümde belirlenen netice ceza üzerinden yapılmasına karar verilmesi ile yetinilmesi yerine sanığın kazanılmış hakkı oluşturduğu kabul edilen ceza miktarı ile cezalandırılmasına karar verilmesi, sanık ... yönüyle banka zararı tamamen giderilmiş olduğu ve mahkemece de tazminine karar verilmediği halde, zimmet miktarı üzerinden nispi harca hükmolunması'' nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma üzerine yapılan yargılamada Dairemizin 28.12.2022 tarihli bozma ilâmına uyulmasına karar verilip, katılan bankanın ...'in banka zararını kovuşturma evresinde, hükümden önce 11.07.2013 tarihinde gidermiş olduğuna dair cevabi yazısı dosya arasına alınmış ve temyize konu hüküm kurulmuştur.
Temyiz istemlerinin değerlendirilmesinde;
A. Sanık ... Hakkında 06.09.2004, 24.09.2004, 30.09.2004 ve 23.12.2004 Tarihli Eylemler Yönüyle Verilen Zamanaşımı Nedeniyle Düşme Hükmüne Yönelik Temyiz İsteminin İncelenmesinde Sanık ...'in, Dairemizin 08.04.2015 tarihli bozma ilâmında basit zimmet kapsamında olduğu kabul edilen 06.09.2004, 24.09.2004, 30.09.2004 ve 23.12.2004 tarihli eylemleri için, suç tarihinde yürürlükte bulunan 4389 sayılı Kanun'un 22 nci maddesinin üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre 765 sayılı Kanun'un 102 nci maddesinin üçüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereği 15 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin öngörüldüğü, buna göre olağanüstü zamanaşımı süresinin suç tarihleri itibarıyla temyiz inceleme gününde tamamlanmış olduğu belirlendiğinden kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesinde hukuka aykırılık görülmemiş, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, sanık ... müdafiin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.
B. Sanık ...'in 16.09.2004 ve 24.03.2005 Tarihli Eylemleri İle Sanık ...'in 24.03.2005 Tarihli Eylemi Yönüyle Verilen Mahkûmiyet Hükümlerine Yönelik Temyiz İstemlerinin İncelenmesinde Sanık ...'in sorumlu olduğu 16.09.2004 tarihli olayda; 23.11.2021 tarihli hükümde hakkında vefatı nedeniyle düşme verilen sanık ... ... ile katılan bankanın ... şubesi müdürü olan sanık ...'in arkadaş oldukları, sanık ... 'nın iş yeri arkadaşı olan ...'i bankadan kredi çekeceğini, kefile ihtiyacı olduğu söyleyerek kefil olmaya ikna ettiği, Kadem'in bu işlem için nüfus cüzdanı sureti ile maaş bordrosunu Mustafa ...'ya verdiği, Mustafa ...'nın bunun üzerine, 16.09.2004 tarihinde katılan bankanın ... Şubesine giderek ...'i kredi hamili olarak gösterip onun yerine imza atarak ...'in rızası hilafına 11.000,00 TL tüketici kredisi çektiği, sanık ...'in verdiği talimatlarla ile bu işlemin gerçekleştirilmesini sağladığı, kredi taksitlerinin ödenmemesi üzerine banka tarafından kendisine ulaşılan ve böylece adına bilgisi dışında kredi çekildiğini öğrenen ...'in Mustafa ...'dan borcu kapatmasını istediği, bunun üzerine Mustafa ...'nın okuma yazma bilmeyen ve oldukça yaşlı olan ... adlı vatandaşı, bankadan kredi çekeceğini, kendisine kefil olmasını istediğini söyleyerek ikna ettikten sonra, kefil olacağından bahisle bankaya götürdüğü, ancak ...'ı kredi hamili olarak gösterip 10.500,00 TL kredi çektiği (bu işlem mahkemece zamanaşımı nedeniyle düşme kararına konu edilen işlemlerdendir), bu paranın 1.500,00 TL'sinin sanık ...'e verildiği, tüm bu işlemlerin banka şube müdürü sanık ...'in bilgisi dahilinde yapıldığı, kredi komitesi üyelerinin tamamının şerh düşmeksizin kredi sözleşmesini imzaladıkları, banka içi kayıtların olağan bir denetimi ve araştırmasında ortaya çıkarılabilecek durumda olmaması nedeniyle eylemin nitelikli zimmet suçunu oluşturduğu,
Sanıkların birlikte sorumlu oldukları 24.03.2005 tarihli olayda; sanık ...'in 24.03.2005 tarihinde bankaya kredi kartı başvurusu için gelen banka müşterisi ...'i yanıltarak, ...'e kredi kartına ilişkin belgeler yerine 11.000,00 TL miktarındaki tüketici kredisi başvuru formlarını imzalattığı, banka müdürü olan sanık ...'in ise konut kredisi almak için başvuruda bulunan banka müşterisi ...'a konut kredisi belgeleri olduğunu söyleyip yanıltarak, ...'e ait tüketici başvuru formlarının kefil bölümlerini imzalattığı, adı geçenlerin iradeleri sakatlanarak krediye borçlu ve kefil yapıldıkları, sanıkların böylece birlikte bankaya ait 11.000,00 TL parayı zimmetlerine geçirdikleri ve anılan kredi dosyasında herhangi bir eksiklik bulunmadığı, banka içi kayıtların olağan bir denetimi ve araştırmasında ortaya çıkarılabilecek durumda olmaması nedeniyle eylemin nitelikli zimmet suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır.
Kredi hamilleri ile tanıkların beyanları, kanuni soruşturma raporu içeriği, imza incelemesi sonuçları, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; sanıkların üzerlerine atılı nitelikli banka zimmeti suçunun sabit olduğu kabul edilip haklarında mahkûmiyet hükmü kurulmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Sübuta erdiği kabul edilen 16.09.2004 ve 24.03.2005 tarihli eylemlerin, yukarıda gerekçesi gösterildiği üzere 4389 sayılı Kanun'un 22 nci maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen nitelikli banka zimmeti suçu kapsamında olduğu, zamanaşımını kesen işlemler olan 03.02.2011, 14.12.2016, 23.11.2021 ve 12.10.2023' te verilen mahkûmiyet kararları ve suç tarihleri itibarıyla atılı suç bakımından, suç tarihlerinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Kanun'un 102 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre hesaplanan 15 yıllık olağan ve 22 yıl 6 aylık olağanüstü zamanaşımı sürelerinin henüz tahakkuk etmediği anlaşılmakla, bu yöndeki temyiz itirazı yerinde görülmemiştir.
İddianame ile bağlılık ilkesi, iddianamedeki olay anlatımı ile bağlılık anlamına gelmekte olup, mahkemenin iddianamede yapılan hukuki nitelendirmeyle bağlı olmaması ve sanıklara ek savunma hakkı tanınmak suretiyle iddianamedeki hukuki nitelendirmeden farklı bir nitelendirme yapılarak ceza verilmesi karşısında bu yöndeki temyiz itirazı yerinde görülmemiştir.
Sübuta erdiği kabul edilen 16.09.2004 ve 24.03.2005 tarihli eylemlerin her birinde zimmete geçirilen 11.000,00 TL miktarındaki paranın suç tarihlerindeki alım gücüne, günün ekonomik koşullarına göre 5411 sayılı Kanun'un 160 ıncı maddesinin son fıkrası kapsamında değer azlığı çerçevesinde değerlendirilebilecek bir miktar olmayıp (Dairemizce 2004, 2005 yılları için bu miktar 6.000,00 ve 7.000,00 TL olarak belirlenmiştir) bu yöndeki temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
Bankadan gelen cevabi yazılar, bilirkişi raporları ve kanuni soruşturma raporu içerikleri ile tüm dosya kapsamına göre; sanıklar tarafından sorumlu oldukları banka zararının kovuşturma sırasında, hükümden önce giderildiği anlaşılmış olup, bu nedenle verilen cezada 1/3 oranında indirim yapılması yerinde olup, 4389 ve 5411 sayılı Kanun'larda bu durumda öngörülen indirim miktarları aynı olduğundan, lehe Kanun'un belirlenmesi açısından da bu hususun sonuca etkili olmadığı anlaşılmış, bu yöndeki temyiz itirazı yerinde görülmemiştir.
Mahkemece sanıklar hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca takdiri indirim uygulanarak cezalarında 1/6 oranında indirim yapıldığı, sanıklar hakkında hükmolunan cezaların miktar ve türüne göre kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımların, hapis cezasının ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması müesseselerinin de uygulanmalarının mümkün olmadığı anlaşılmakla, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Sanık ...'in 16.09.2004 ve 24.03.2005 tarihli kredilerle, farklı zamanlarda gerçekleştirdiği usulsüz işlemlerle banka parasını zimmete geçirdiği anlaşılmakla, 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde yer alan ''Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.'' şeklindeki düzenleme karşısında, sanığın eylemine zincirleme suç hükümlerinin tatbikinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Mahkemece sanık ... hakkında kurulan hükümde zincirleme suç nedeniyle alt sınırdan bir miktar uzaklaşılarak 1/4 oranında artırım yapılmış olup, zincirleme suça vücut veren zimmet eylemlerinin işlendikleri zaman aralığına göre artırım oranı yerinde görülmüş ve hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanıklar müdafiileri ve o yer Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir.
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerde, Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülen aşağıda belirtilen husus dışında bir hukuka aykırılık görülmemiştir.
03.02.2011 tarihli hükümlerde sanık ... hakkındaki netice cezanın; 16.09.2004 tarihli eylem için 1 yıl 8 ay hapis cezası ve 5.000,00 TL adlî para cezası, 24.03.2005 tarihli eylem için 1 yıl 8 ay hapis cezası ve 4.000,00 TL adlî para cezası, temyize konu hükümde yalnızca 24.03.2005 tarihli eylemden sorumluluğu cihetine gidilen sanık ... hakkındaki netice cezanın ise; 24.03.2005 tarihli eylem için 1 yıl 8 ay hapis cezası ve 4.000,00 TL adlî para cezası olarak belirlendiği ve hükmün yalnızca sanıklar müdafiileri tarafından temyiz edildiğinin anlaşılması karşısında, 12.10.2023 tarihli hükümlerde; sanık ... hakkındaki netice cezanın 8 yıl 4 ay hapis cezası, sanık ... hakkındaki netice cezanın ise 6 yıl 8 ay hapis cezası olarak belirlenmesi suretiyle 1412 sayılı Kanun’un 326 ncı maddesinin son fıkrasına muhalefet edilmesi, isabetli bulunmamış olup, söz konusu hukuka aykırılığın Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülmüştür.
III. KARAR A. Sanık ... Hakkında 06.09.2004, 24.09.2004, 30.09.2004 ve 23.12.2004 Tarihli Eylemler Yönüyle Verilen Zamanaşımı Nedeniyle Düşme Hükmüne Yönelik Temyiz İsteminin İncelenmesinde Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, sanık ... müdafi tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden, sanık ... müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün tebliğnameye uygun olarak oy birliğiyle ONANMASINA,
B. Sanık ...'in 16.09.2004 ve 24.03.2005 Tarihli Eylemleri İle Sanık ...'in 24.03.2005 Tarihli Eylemi Yönüyle Verilen Mahkûmiyet Hükümlerine Yönelik Temyiz İstemlerinin İncelenmesinde Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenle sanıklar müdafiileri ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz istemleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği, sanık ... hakkındaki hükme "1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca kazanılmış hakkı gözetilerek, sanığın cezasının 03.02.2011 tarihli hükümde birleşen 2009/12 esas sayılı dosya için 2-a bendinde verilen 1 yıl 8 ay hapis cezası ve 5.000,00 TL adli para cezası ile 03.02.2011 tarihli hükümde 2006/202 Esas sayılı ana dosya için 1-a bendinde verilen 1 yıl 8 ay hapis cezası ve 4.000,00 TL adli para cezası üzerinden infazına", sanık ... hakkındaki hükme "1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca kazanılmış hakkı gözetilerek sanığın cezasının 03.02.2011 tarihli hükümde 2006/202 Esas sayılı ana dosyada 1-a bendinde verilen1 yıl 8 ay hapis cezası ve 4.000,00 TL adli para cezası üzerinden infazına," ibarelerinin eklenmesi suretiyle hükmün, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 18.02.2025 tarihinde karar verildi.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.