Taraflar arasında haksız eylem nedeniyle kişilik haklarının ihlali nedenine dayalı manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Mahkeme karar başlığında dava tarihinin 01.02.2011 yazılması gerekirken hatalı yazılması mahallinde düzeltilebilir maddi hata olarak görülmüştür.
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; İzmir 10. İcra Mahkemesi hakimi olarak görev yaptığı dönemde adalet müfettişi olan davalıların İzmir İcra Mahkemelerinin denetimini yaptıklarını, denetime başladıkları günden itibaren mahkemesinde görevli personele, kişiliğini rencide eden sorular sorduklarını, aleyhine delil yaratmaya çalıştıklarını, yaptığı duruşmaya katılan bir avukata hakaret ettiği iddiası üzerine hakkında yürüttükleri soruşturma sırasında, incelemedikleri halde dosyayı incelemiş gibi tutanak düzenlediklerini, gerekli incelemeleri yapmadıklarını buna karşın ceza verilmesi yönünde görüş bildirdiklerini, hakaret edildiğini iddia eden avukat ile duruşmaya gelen avukatın aynı kişiler olmadıklarını, bu hususun ceza yargılamasında tespit edildiğini ve beraatine karar verildiğini, yapılan bu soruşturma sırasında davalılarca, çalıştıkları odanın kapısının altından atıldığı iddia edilen, bir avukat ismi ile yazılan ve imzalanan, cinsel taciz suçlaması içeren dilekçenin, aslında böyle bir avukat olmadığı tespit edilmesine karşın işleme konulduğunu, davalıların cinsel tacizde bulunduğu iddiasına ilişkin olarak tanık ifadesine başvurduklarını, sorular sorduklarını, geniş kapsamlı inceleme yaptıklarını, sonucunda soruşturmaya gerek bulunmadığı kanaatine varmalarına rağmen bu hususları soruşturma raporuna yazdıklarını, bu şekilde raporun hakaret suçlamasına ilişkin ceza dosyasına gönderilmesi ile aslında soruşturma yapılmayan iddiaların alenileşmesini sağladıklarını, sahte olduğu tespit edilen şikayet dilekçesinin sahibinin kim olduğu hususunda hiçbir araştırma yapmadıklarını, dilekçenin tarafına verilmesine dair istemini reddettiklerini, sahte dilekçenin davalılar tarafından hazırlandığını, davalıların kasıtlı davranışları ile kişilik haklarına saldırıda bulunduklarını belirterek davalıların eylemleri nedeniyle müteselsilen sorumlu olduklarını belirterek 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tazminini talep etmiştir.
II. CEVAP 1-Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nda değişiklik yapılan ve 14.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6110 sayılı Kanun'un 12. maddesi gereğince davasını devlet aleyhine açması gerektiğini, dava dilekçesinde belirtilen olaylar nedeniyle davalılar aleyhine dava açılamayacağını, 6110 sayılı Kanun'un 12.maddesi ile Hakimler ve Savcılar Kanunu'na eklenen 93/A maddesinin gözetilmesi gerektiğini, Borçlar Kanunu'nun 60. maddesi gereğince manevi tazminat talebinin 1 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, davacının 11.08.2009 tarihinde bir dilekçe ile müvekkiline başvurarak 13.08.2009 tarihinde ilgili belgelerden birer örnek aldığını, dava tarihinin 01.02.2011 olup 1 yıllık zamanaşımının dolduğunu, davalı müvekkilinin haksız bir işlem ve eyleminin söz konusu olmadığını, kusurunun bulunmadığını, görevini kanun, yönetmelik ve tüzüklere uygun olarak yerine getirdiğini, davacının dava dilekçesindeki açıkladığı olayların tamamen asılsız ve gerçek dışı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2-Davalı ... cevap dilekçesinde; 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'na 6110 sayılı Kanun ile eklenen 93/A maddesi gereğince davacının davasını devlet aleyhine açması gerektiğini, müvekkili aleyhine dava açamayacağını, Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 93/A maddesinin gözetilmesi gerektiğini, Borçlar Kanunu'nun 60. maddesi gereğince manevi tazminat talebinin 1 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, davacının 11.08.2009 tarihinde bir dilekçe ile müvekkiline başvurarak 13.08.2009 tarihinde ilgili belgelerden birer örnek aldığını, dava tarihinin 01.02.2011 olup 1 yıllık zamanaşımının sona erdiğini, davalı müvekkilinin haksız bir işlem ve eyleminin söz konusu olmadığını, kusurunun bulunmadığını, görevini kanun, yönetmelik ve tüzüklere uygun olarak yerine getirdiğini, davacının dava dilekçesindeki açıkladığı olayların tamamen asılsız olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. MAHKEME KARARI 1-Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 26.05.2015 tarih 2014/14 Esas, 2015/40 Karar sayılı ilamı ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 93/A maddesinin 06.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesi gereğince yürürlükten kaldırıldığı, olayda davalıların kişisel kusuruna dayanılması nedeniyle mahkemelerinin görevsiz olduğu gerekçesiyle dosyanın İzmir Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
2-İlk Derece Mahkemesinin 07.09.2017 tarih ve 2016/708-2017/777 karar sayılı kararı ile; 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 93/A maddesinin 06/03/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanunu'nun 19/A maddesi uyarınca yürürlükten kaldırıldığı, usul hükümleri ile ilgili değişikliklerin derhal uygulanması gerektiği, davacının davalılar hakkında kendisi ile ilgili haksız ve dayanaksız soruşturma yürüttüklerinden bahisle davalıların kişisel kusurlarına dayanarak tazminat talebinde bulunduğu, 2802 sayılı Kanun'un 93/A maddesi yürürlükten kaldırıldığına göre, davalılara husumet yöneltilebileceği, davalıların iş bu davanın kendileri aleyhine açılamayacağı, devlet aleyhine açılması gerektiği yönündeki itirazlarının yerinde olmadığı, davanın esasına girilebileceği kanaati ile davalıların davacı hakkında yürüttükleri soruşturma ve düzenledikleri soruşturma raporunu kasıtlı olarak düzenlediklerinin kanıtlanamadığı, böyle bir belirleme yapılamadığı, Bakanlık makamının talimatı ve Teftiş Kurulunun emri ile görevlendirilen müfettişlerin görevinin, soruşturmayı yaparak rapor hazırlamak ve önerisini ilgili makama sunmaktan ibaret olduğu, bundan sonrasının kararı verecek merciye ait olduğu, müfettişin kanaat ve önerisini bildirmekle yükümlü olduğu, davalıların düzenledikleri soruşturma raporlarının kin, garez ve kasta dayalı olarak düzenlendiği hususunda kanıt bulunmadığı, raporlarda getirdikleri tekliflerden sorumlu tutulmalarına olanak bulunmadığı, soruşturmacı olarak ortaya konulan görüşlerin mutlak anlamda karar veren makamı bağlayıcı özelliği bulunmadığı, soruşturmacının bu yönüyle de sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davacının manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkeme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Daire; davacı tarafından, davalılar hakkında yaptığı 23.08.2010 tarihli şikayet başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle idare aleyhine açılan davada, Ankara 2. İdare Mahkemesince verilen 29.11.2011 tarih, 2010/2749 esas, 2011/1837 sayılı davanın reddine ilişkin kararın, Danıştay 5. Dairesinin 01.06.2017 tarih, 2016/15959 esas, 2017/15792 karar sayılı ilamı ile bozulduğu, bozma ilamında maddi vakıalara ilişkin belirlemeler bulunduğu, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda Ankara 2. İdare Mahkemesinin 20.11.2017 tarih 2017/3110 esas 2017/3816 sayılı kararı ile işlemin iptaline karar verildiği, bu kararın halen Danıştay 5. Dairesinde temyiz incelemesinde bulunduğu, şu durumda, idari işlemin iptaline ilişkin dava dosyasının sonucu eldeki davayı etkileyeceğinden, bu yargılamanın sonucu beklenmek ve ona göre yapılacak değerlendirme ile karar verilmek üzere karar bozulmuştur.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, Yargıtay bozma ilamına uyularak Ankara 2. İdare Mahkemesinin 2017/3110 Esas 2017/3816 Karar sayılı dosyasında dava konusu işlemde hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline dair karar verildiği ve karar hakkında karar düzeltme talebinde bulunulmadığı için 29.12.2021 tarihinde kararın kesinleştiği, davalıların davacı hakkında yürüttükleri soruşturma ve düzenledikleri soruşturma raporunu kasıtlı olarak düzenlediklerinin kanıtlanamadığı, böyle bir belirleme yapılamadığı, Bakanlık makamının talimatı ve Teftiş Kurulunun emri ile görevlendirilen müfettişlerin görevinin, soruşturmayı yaparak rapor hazırlamak ve önerisini ilgili makama sunmaktan ibaret olduğu, bundan sonrasının kararı verecek merciye ait olduğu, müfettişin kanaat ve önerisini bildirmekle yükümlü olduğu, davalıların düzenledikleri soruşturma raporlarının kin, garez ve kasta dayalı olarak düzenlendiği hususunda kanıt bulunmadığından, raporlarda getirdikleri tekliflerden sorumlu tutulmalarına olanak bulunmadığı, soruşturmacı olarak ortaya konulan görüşlerin mutlak anlamda karar veren makamı bağlayıcı özelliği bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri Davacı temyiz dilekçesinde; komplo kurmak, alışıldığı şekilde hazırlanan yazılar dayanak gösterilerek soruşturma başlatmak, incelemedikleri dosyaları incelemiş gibi tutanak düzenlemek, günü gününe karar verilip ilgili kayıtlara işlenen kararları bilgisizlikten ve daha da önemlisi niyetin açığa vurulmasından dolayı 10 gün sonra verilmişcesine sahte belge düzenlemek iddiasını Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne iletmek, taraflı biçimde denetim yapıp bir duruşmaya provokatif şekilde katıldığı, avukat olmadığı anlaşılan bir kişinin sahteliği belgeli yetki belgesini kürsüye firlatarak gitmesinden sonra bir başka kişiyi şikayetçi olarak gösterip durumun ortaya çıkacağı endişesi ile yüzleştirme yapmaksızın soruşturma başlatmak ve uyarılmasına rağmen bilindiğinden olsa gerek Adalet Bakanlığı Müsteşarının İzmir Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı ve İzmir Cumhuriyet Başsavcısı ile yaptığı telefon görüşmesinin dinlendiğinin ortaya çıkmasına kayıtsız kalmak, yolsuzluklar konusunda hiçbir inceleme yapmamak gibi görevleri bulunmayan Adalet Müfettişlerinin hazırladıkları komplo dayanağı yazının gereğini 2802 sayılı Kanun'un 83. maddesindeki ivedilik halini varsayarak başlatmalarındaki “gecikmesinde sakınca bulunan konuların soruşturması için önceden izin alınması gerekmez" hükmüne sığınmalarının kimse tarafından sorulup ortaya çıkarılmadığını, kamu görevinden bağımsız, yasa dışı ve bilinen amaçlara yönelik keyfi, haksız, görevin kötüye kullanılması niteliğinde iftira ve hakaret oluşturan eylemlerin kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu, aynı avukatlarla temsil edilen davalılar lehine, aynı sebeple reddedilmesine rağmen iki ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
3. Değerlendirme Uyuşmazlık, davalıların adalet müfettişi olarak görev yaptıkları dönemde hâkim olan davacı hakkında yürüttükleri soruşturmadan kaynaklandığı iddia edilen haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Dosyanın incelenmesinde; davacının İzmir 10. İcra Mahkemesi hâkimi olarak görev yaptığı dönemde yargılamasını yaptığı bir dosyada sözlü mazereti ve sunulan usulsüz yetki belgesini kabul etmediği için şikayet edildiği hakkında disiplin soruşturması başlatıldığı; bu nedenle davalılar ... ve ...'in adalet müfettişi olarak davacının mahkemesinde soruşturma yaptıkları, bu sırada çalıştıkları odanın kapısının altından atıldığı iddia edilen, avukat ismi olduğu yazılan bir isimle, tarih ve adres bilgisi içermeyen; cinsel taciz suçlaması içeren dilekçeye istinaden, aslında böyle bir avukat olmadığı tespit edilmesine karşın soruşturma konusu diğer olayın yanında bu hususta da inceleme başlattıkları, cinsel taciz iddiasına ilişkin olarak adliyede görev yapan çok sayıda personelin tanık olarak ifadesine başvurdukları, sonucunda soruşturmaya gerek bulunmadığı kanaatine varmalarına rağmen de bu hususları soruşturma nedeniyle geldikleri ilk eyleme dayalı rapora yazdıkları, bu şekilde raporun hakaret suçlamasına ilişkin ceza dosyasına da gönderildiği anlaşılmıştır.
Dosyamız kapsamında bulunduğu anlaşılan ve davacı tarafından, Adalet Başmüfettişi ve Adalet Müfettişi olan davalılar hakkında yaptığı 23.08.2010 tarihli şikayet başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Ankara 2. İdare Mahkemesinin 20.11.2017 tarih 2017/3110 esas 2017/3816 sayılı kararı ile; "...hakim ve savcılar hakkında yapılan şikayet başvurularında başvuru sahibinin adı, soyadı, imzası ile iş veya yerleşim yeri adresi ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasının bulunmasının gerekli olduğu ancak bu şartları taşıyan dilekçeler üzerine işlem yapılması gerekir iken, dosyada yer alan, davacı hakkında gönderilen ihbar mektubunun isim imza içermesine rağmen, Kanunda belirtilen diğer zorunlu unsurları taşımadığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar 97. maddenin son fıkrasında (b) bendinde yazılı şartları taşımayan ihbar ve şikâyetlerin somut delillere dayanması durumunda, konu hakkında gerekli araştırma ve inceleme yapılacağı belirtilmiş ise de; Avukat ... imzası ile verilmiş ihbar mektubunun yer, zaman ve kişi unsurlarından yoksun genel nitelikli ithamlara dayanması, ihbar eden kişinin varlığı konusunda şüpheye düşülmesi karşısında, davacının saygınlığı, manevi varlığı ve kişilik haklarına doğrudan müdahele sonucu doğurabilecek ithamlarla yapılan incelemenin 97. maddeye uygun olmadığı ve bu durum inceleme aşamasında kalmasına rağmen, aynı müfettişlerce yapılan bir başka soruşturma sonucu davacının yargılandığı dava dosyasına eklenerek durumun alenileştirilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka uygunluk görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; dava konusu işlemin iptaline," karar verildiği, kararın 29.12.2021 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
İdare mahkemesinin iptal gerekçesi ve dava dilekçesinde belirtilen maddi olgulardan davalıların görevden ayılan salt kişisel kusuruna dayanıldığı anlaşılmış olup, davacının yargılamasını yaptığı bir dosyada sözlü mazereti ve sunulan usulsüz yetki belgesini kabul etmediği için şikayet edilmesi nedeniyle müfettiş olan davalıların bu hususa dair yaptıkları soruşturma neticesinde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna davacının hakkında kovuşturma yapılması ve yer değiştirme cezası ile cezalandırılması yönünde görüş belirttikleri, görüşlerine istinaden Yargıtay 4. Ceza Dairesinde yapılan yargılama neticesinde ise şikayetçinin duruşma salonuna gelen kişi olmadığı gerekçesiyle beraat kararı verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Yönetmeliği'nin "İzin" başlıklı 97 nci maddesinin (b) fıkrası ile "Belli bir konuyu içeren veya gerçek kimlik ve doğru adres gösterilmek suretiyle yapılan ihbar ve şikâyetlerin müfettiş tarafından inceleme ve araştırılması için izin alınmasına lüzum yoktur. Yapılan inceleme ve araştırma sonunda, gerekli görülürse soruşturmaya geçilir," şeklindeki düzenlemesine aykırı olarak gerçek bir isim ve adres içermeyen, sahte olduğu tespit edilen şikayet dilekçesine istinaden inceleme başlattıkları, "İncelemenin ve soruşturmanın yapılışı" başlıklı 98 inci maddesinin (h) fıkrası ile;"İkame olunan deliller toplanmakla beraber, işin aydınlanmasına yarayacak her türlü evrak ve belgeler tetkik olunur, konunun mahiyetine nazaran, gösterilenlerden başka tarafsızlığına inanılan kimseler de tanık sıfatıyla dinlenir, hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında yapılan inceleme ve soruşturmalarda zorunluluk olmadıkça, hâkim ve savcı dışındaki adalet personeli dinlenmez," hükmüne aykırı olarak da adliye personeli olan çok sayıda mübaşir, zabıt katibi ve yazı işleri müdürlerini tanık olarak dinledikleri, usulsüz yetki belgesini kabul etmediği için şikayet edilmesi nedeniyle yaptıkları soruşturma neticesinde Kurula davacının hakkında kovuşturma yapılması yönünde görüş belirttikleri, görüşlerine istinaden Yargıtay 4. Ceza Dairesinde yapılan yargılama dosyasına gönderilen 09.03.2015 tarihli soruşturma raporuna bu inceleme hususlarını da yazarak alenileşmesini sağladıkları ve bu şekilde görevlerinden ayrılan kişisel kusurları ile davacının itibarının sarsılmasına neden oldukları anlaşılmış olup davalıların eylemi nedeni ile uygun bir miktar manevi tazminata karar verilmesi gerekmektedir.
Yukarıda açıklanan yönler gözetilmeyerek, eksik inceleme sonucu verilen karar usul ve yasaya uygun düşmediğinden, mahkemenin davacının davasının reddine yönelik kararının bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine,
Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,06.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.