2. Ceza Dairesi 2022/12221 E. 2025/8720 K. — Yargıtay Kararı :: Hukuk Asistan
Yargıtay Kararı

2. Ceza Dairesi 2022/12221 E. 2025/8720 K. — Yargıtay Kararı

2. Ceza Dairesi 2022/12221 Esas 2025/8720 Karar 12.05.2025
2. Ceza Dairesi 2022/12221 E.,  2025/8720 K.

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2021/815 E., 2021/1155 K.
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma

İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında, hırsızlık suçundan kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi uyarınca temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 5271 sayılı Kanun'un 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi uyarınca temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanığın temyiz isteminin "üzerine atılı hırsızlık suçunu işlemediğine, katılanın beyanları üzerine hüküm kurulduğuna, suçu işlediğine dair somut delilin bulunmadığına, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine, katılanın döner bıçağı ile tehdit etmesi üzerine söylemiş olduğu sözlerin bulunduğu kamera kaydına alınarak bu kaydın hükme esas alındığına ve bu delilin yasak niteliğinin bulunduğuna " yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
Yerleşik yargı kararlarında vurgulandığı ve öğretide de ifade edildiği üzere, ceza muhakemesinin amacı usûl kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddî gerçeğin her türlü şüpheden uzak biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Ceza muhakemesinde bir hususun hangi delille ispat olunacağı konusunda sınırlama bulunmayıp, yargılamayı yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilen delilleri kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine delilleri de araştırıp değerlendirerek, her türlü şüpheden arınmış bir neticeye ulaşmalıdır. Yargılamaya konu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddî gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan araç delillerdir.
5271 sayılı Kanun'un "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin 2. fıkrasındaki; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." şeklindeki hüküm ile ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun bir şekilde elde edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiş ve "delillerin serbestliği" ilkesine de vurgu yapılmıştır. Buna göre bütün deliller hukuka uygun olarak elde edilmeli ve değerlendirilmelidir. 5271 sayılı Kanun'un 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde, ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmesi hâlinde reddolunacağı belirtilmiş, 217. maddesinin 2. fıkrasında ise "yüklenen suçun, hukuka uygun olarak elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği" hüküm altına alınmıştır. Madde metninden anlaşılacağı üzere, hukuka uygun olarak elde edilmeyen deliller, ceza yargılama sistemimizde ispat aracı olarak kullanılamayacaktır. 5271 sayılı Kanun'un 230/1. maddesi uyarınca, hükmünün gerekçesinde delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan veya reddedilen delillerin belirtilmesi, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi zorunludur.
Ceza muhakemesinin amacı olan maddî gerçeğe ulaşabilmek için, delil elde edilmesi aşamasında şahsî ve toplumsal değerlerin korunması da gereklidir. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine, öğreti ve uygulamada "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları; "delil elde etme yasağı" ve "değerlendirme yasağı" olarak ikiye ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara "delil elde etme yasakları"; hukuka uygun olarak elde edilmiş bulunsa bile bir delilin yargı mercilerince ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise "delil değerlendirme yasakları" denilmektedir. Kişilerin yalnızca hukuka ve yöntemine uygun biçimde kaydedilen ses ve görüntü kayıtlarının delil niteliği bulunmaktadır. Buna karşın bir kişinin yaptığı görüşmenin gizlice kaydedilmesi hukuka aykırı olduğundan, delil olarak değerlendirilmesi olanaklı değildir. Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.05.2013 tarihli ve 2012/5 Esas, 2013/248 Karar sayılı ve 13.12.2018 tarihli ve 2017/5 Esas, 2018/639 Karar sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur. Aksi takdirde kanıtların kaybolması ve bir daha elde edilememesi söz konusudur.
İncelenen dosyada, somut olayda; sanığın katılana ait işyerinde çalıştığı ve çalışması nedeniyle de iş yerinin anahtarlarının kendisinde bulunduğu, suç tarihinde katılanın yaklaşık 1 yılda biriktirdiği kumbarada bulunan paraları aldığının, katılanın sanığı denemek maksadıyla para kutusunu takibe aldığında olayı sanığın gerçekleştirdiğini anlayıp kendisiyle konuştuğunda, sanığın parayı kendisinin aldığının ve bu zamana kadar 1.000,00-2.000,00 TL arasında para aldığını itiraf ettiğinin katılan tarafından iddia edilerek sanığın hırsızlık olayını itiraf ettiğine dair görüntü kaydının ibraz edildiği, alınan ses kaydının, tesadüfen yapılan bir arama üzerine ya da tesadüfi bir karşılaşmada, başka şekilde ispatlanması mümkün olmayan bir hâl içerisinde değil, bir planlama dahilinde yapıldığı, katılanın büro kapısını kilitleyerek tehdit içeren sözlerle sanığı olayı kabullenmek durumunda bıraktığı ve bu nedenle bahsi geçen kaydın yasak delil niteliğinde olduğu gözetilmeden yalnızca bu delilin hükme esas alınması suretiyle, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek sanığın atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz nedenleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğname'ye uygun olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun'un 304/2-a. maddesi uyarınca Bakırköy 5. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın