11. Hukuk Dairesi 2012/4597 E. 2012/6055 K. — Yargıtay Kararı :: Hukuk Asistan
Yargıtay Kararı

11. Hukuk Dairesi 2012/4597 E. 2012/6055 K. — Yargıtay Kararı

11. Hukuk Dairesi 2012/4597 Esas 2012/6055 Karar 13.04.2012
11. Hukuk Dairesi 2012/4597 E.,  2012/6055 K.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada Konya 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18.12.2008 gün ve 2008/345 - 2008/367 sayılı kararı onayan Daire’nin 09.12.2011 gün ve 2009/14432 - 2011/16704 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, davalının aldığı parayı geri ödememesi nedeniyle yurtdışında açtıkları davada verilen kararın kesinleştiğini belirterek, Almanya-Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi kararının tenfizini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizce onanmıştır.
Bu kez, davacı vekili karar düzeltme talep etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan sair karar düzeltme itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre yapılmadığı, adi posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı MÖHUK’nun 34/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Yabancı mahkeme ilamının tenfizine karar verilebilmesi için öncelikle ilamın kesinleşmiş olması gerekir. Aynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen tenfiz şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş
olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır. 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi'nde sözleşmeye taraf olan ülkeler arasında yapılacak tebligatların hangi makam tarafından ve hangi usul çerçevesinde yerine getirileceği belirlenmiş olup, hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Almanya anılan sözleşmeye taraftır.1965 tarihli Lahey Sözleşmesi ile kabul edilen istisnai tebligat yöntemlerinden biri de doğrudan posta yolu ile tebligattır. Bu yönteme,sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmak mümkündür. Türkiye, 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile belirtmiştir.
Somut olayda, tenfizi istenen Dortmund Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararında, kararın bir suretinin davalıya 14.12.2006 tarihinde tebliğ edildiği ve kararın kesinleştiği yazılı olup, mahkemece kararın davalıya posta yolu ile tebliğ edildiğinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya ibraz edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamamaktadır. Davacı vekili, gerek temyiz dilekçesinde gerekse karar düzeltme dilekçesinde davalıya tüm tebligatların Adalet Bakanlığı aracılığıyla yapıldığını savunmuş ve ayrıca dilekçesi ekinde Adalet Bakanlığı uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'nün 30.05.2006 ve 10.03.2009 tarihli her ikisinde de dosya numarası 7 048/06 olarak gösterilen iki adet tebliğin yapıldığına dair evrak ibraz etmiştir. Bu durumda yabancı mahkeme kararının tenfiz davasının devamı esnasında da kesinleşmesi mümkün bulunduğu gözetilmek suretiyle davacı vekilinin ibraz ettiği bu tebligatların sıhhati araştırılıp kararın 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca usulünce kesinleşip kesinleşmediği değerlendirilerek bir karar verilmesi için davacı vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulüyle, Dairemizin 2009/14432 Esas, 2011/16704 Karar sayılı 09.12.2011 tarihli onama ilamının kaldırılarak yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenle davacı vekilinin sair karar düzeltme itirazının REDDİNE, (2) nolu bentte gösterilen nedenle karar düzeltme itirazının kabulüyle, Dairemizin 2009/14432 Esas - 2011/16704 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak mahkeme kararının BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin, temyiz ilam ve karar düzeltme harcının isteği halinde karar düzeltme isteyen davacıya iadesine, 13.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın