1. Hukuk Dairesi 2012/4339 E. 2012/7202 K. — Yargıtay Kararı :: Hukuk Asistan
Yargıtay Kararı

1. Hukuk Dairesi 2012/4339 E. 2012/7202 K. — Yargıtay Kararı

1. Hukuk Dairesi 2012/4339 Esas 2012/7202 Karar 13.06.2012
1. Hukuk Dairesi 2012/4339 E.,  2012/7202 K.

MAHKEMESİ : GAZİANTEP 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 15/12/2011
NUMARASI : 2011/48-2011/825 Yanlar arasında görülen tapu iptali, tescil davası sonunda, yerel mahkemece  davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar bir kısım davalılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, taraf muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu 41 parsel sayılı taşınmazın 13.3.1996 tarihinde davacı tarafından miras bırakan S.'a satış suretiyle temlik edildiği,  murisin 24.12.2009 da ölümü üzerine mirasçı olarak davacı ve davalıların kaldığı anlaşılmaktadır.
Davacı, anılan taşınmazı ekonomik sıkıntılar nedeniyle alacaklı üçüncü kişilerden korumak için bedelsiz ve muvazaalı olarak murise temlik ettiğini ileri sürerek diğer mirasçılar aleyhine eldeki davayı açmış, davalılardan A. F.ve A.davanın kabulüne karar verilmesini istemiş, diğer mirasçı davalılar ise davanın reddini savunmuşlardır.
Bilindiği üzere;  muvazaa kısaca irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanabilir. Muvazaada taraflar üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak için anlaşarak bazan aslında bir sözleşme yapma iradesi taşımadıkları halde görünüşte bir sözleşme yapmaktadırlar (mutlak muvazaa). Veya gerçek iradelerine uygun olarak yaptıkları sözleşmeyi iradelerine uymayan görünüşteki birsözleşme ile gizlemektedirler (nisbi muvazaa) Yanlar, ister salt bir görünüş yaratmak için, ister başka bir sözleşmeyi gizlemek amacıyla, sözleşme yapsınlar görünüşteki sözleşme gerçek iradelerine uymadığından, tabandaki sözleşmede tapulu taşınmazlarda şekil koşullarını taşımadığından geçersizdir.
Her ne kadar muvazaayı düzenleyen Borçlar Kanununun l8. maddesinde ve öteki kanun hükümlerinde muvazaalı sözleşmelerin hüküm ve sonuçları hakkında bir açıklık bulunmamakta ise de; taraflar arasında alacak ve borç ilişkisi doğurmayacağı, muvazaanın varlığının hiçbir süreye bağlı olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği, mahkemece kendiliğinden (resen) göz önünde bulundurulması gerektiği, belirli bir sürenin geçmesi, sebebin ortadan kalkması veya ilgililerin olur (icazet) vermesi ile geçerli hale gelmiyeceği, uygulamada ve bilimsel görüşlerde ortaklaşa kabul edilmektedir.
Hemen belirtmek gerekirki, muvazaa nedeniyle geçersiz sözleşmeye dayanılarak bir taşınmazın tapuda temliki yapılmışsa bu tescil yolsuz bir tescil hükmündedir. Tapuda yapılan temlik ve tesciller illi işlemler olduğundan tapunun dayanağı sözleşme geçersiz ise tapu kaydının da Medeni Kanunun 1025. maddesine göre iptali gerekir. Ayrıca muvazaalı sözleşmeler yapıldığı andan itibaren taraflar arasında hüküm ve sonuç doğurmayacağından açılan dava sonunda verilen karar, yenilik doğurucu (inşai) bir hüküm değil, açıklayıcı (ihdasi) bir hüküm durumundadır.
Öte yandan, muvazaanın varlığını iddia eden taraf veya bunların ardılı (halefi) sıfatı ile hareket eden, başka bir anlatımla sözleşmenin yanlarından birine teb'an dava açan kişi Medeni Kanunun 6. maddesi gereğince bu iddiasını isbat etmek zorundadır. Senede bağlı bir sözleşmeye karşı muvazaa iddiası, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 288 ve 290. maddelerinde belirtildiği üzere ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Sözleşme aynı kanunun 293. maddesinde sözü edilen yakın akrabalar arasında yapılmış olsa dahi muvazaanın yazılı delille isbat edilmesi gerekir.Böyle bir sözleşmenin resmi şekilde yapılması halinde dahi olayın özelliği itibariyle adi yazılı delilin yeterli olacağı öğretide  ve  kararlılık  kazanmış  içtihatlarda ortaklaşa kabul edilmiştir. İşte bu görüşten hareketle 5.2.l947 tarih 20/6 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında taraf muvazaası ve takma ad (namı-müstear) davalarında iddianın ancak yazılı delille kanıtlanabileceği kabul edilmiştir.
Somut olaya gelince; davacının iddiasını yazılı bir belge ile kanıtlayamadığı sabittir.  Nevar ki; mirasçılar arasında paylı mülkiyet hükümleri uygulanacağından davayı kabul eden davalılar yönünden verilen kabul kararı doğru ise de; diğer davalılar hakkındaki davanında kabulüne karar verilmesinin isabetli olduğu söylenemez.
O halde, davayı kabul etmeyen ve temyiz isteminde bulunan davalılar Ö.E. ve B. hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davalılar Ö.E. ve B.'in temyiz itirazları  yerindedir. Kabulüyle,  hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,  13.06.2012  tarihinde oybirliğiyle karar  verildi.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın