1. Hukuk Dairesi 2012/2139 E. 2012/3008 K. — Yargıtay Kararı
1. Hukuk Dairesi 2012/2139 Esas 2012/3008 Karar 19.03.2012
1. Hukuk Dairesi 2012/2139 E., 2012/3008 K.
MAHKEMESİ: GAZİANTEP 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 31/05/2011 NUMARASI : 2010/446-2011/352
Taraflar arasında görülen davada; Davacı, miras bırakan babası H.. ve annesi C.'den intikal eden taşınmazların tapuda intikal işlemlerinin yapılması, kredi işlemlerinin takibi, kamulaştırma bedellerinin alınması amacıyla davalı yakın akrabası olan İ.. Y.'ı vekil tayın ettiğini, ancak vekilin çekişme konusu taşınmazlarını davalı kardeşleri olan M..,D. ve S.'a devir ettiğini, oysa vekaletnamede bu şekilde bir yetkinin bulunmadığını, S.'ın ölümü ile taşınmazların diğer davalılar N.. ve B.. tarafından devralındığını, davalılar adına yapılan tescilin yolsuz olup, vekil İ..'in de vekalet görevini kötüye kullandığını ileri sürerek, vekil İ.'e karşı tazminat davası açılması hakkının saklı tutularak, tapu iptal ile taşınmazların murisler H. ve C.. mirasçıları adına tesciline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında payı orarında iptal ve tescil isteminde bulunmuştur. Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile, davalı İsmail'e karşı davacının tazminat hakkının saklı tutulmasına, diğer davalılar hakkında açılan davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili ve davalılar vekili tarafından süresinde duruşma istemli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma istemi değerden reddedilerek, gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davalı İ..'e karşı davacının tazminat hakkının saklı tutulmasına, diğer davalılar hakkında açılan davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu taşınmazların miras bırakanlar H.. ve C. Y.. kayıtlı iken davalı vekil İ.. Y. tarafından 27.08.2003 tarihli resmi akitle yapılan rızai taksim neticesinde 565 nolu parselin 1/3 payının davacı, diğer parsellerin davalılar adına tescil edildiği görülmektedir. Davacı, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur. Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Ne varki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. Ancak, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Hal böyle olunca, yukarıda belirlenen ilkeler çerçevesinde inceleme ve araştırma yapılması, toplanacak ve toplanan delillerin değerlendirilmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Tarafların bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.