1. Hukuk Dairesi 2010/2000 E. 2010/3198 K. — Yargıtay Kararı
1. Hukuk Dairesi 2010/2000 Esas 2010/3198 Karar 22.03.2010
1. Hukuk Dairesi 2010/2000 E., 2010/3198 K.
MAHKEMESİ : KOCAELİ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 04/12/2009 NUMARASI : 2009/330-2009/393
Taraflar arasında görülen davada; Davacı Hazine, dava konusu .ada . parsel sayılı taşınmazda davalıların miras bırakanı olan T.E.’e ait 1/40 payı haricindeki diğer davalılar payı yönünden tapu kaydının iptaline karar verildiğini ancak, Tahsin payı yönünden davalının dava tarihinden önce ölmüş olması nedeniyle davanın reddine karar verildiğini, o nedenle eldeki davanın açıldığını ileri sürerek davalılara ait 1/40 payla ilgili tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescili isteğinde bulunmuştur. Davalılar, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, 5841 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile değişik 3402 sayılı Kadastro Yasasının 12. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı Hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ... raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, .ada .parsel sayılı taşınmazdaki davalılara ait 1/40 payın 3621 Sayılı Yasa uyarınca iptal ve tescili isteğine ilişkindir. Mahkemece, 5841 Sayılı Yasa ile değişik 3402 Sayılı Yasanın 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü gözetilmek suretiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, avukatlık parası ve yargılama giderlerinin davacı Hazine’ye yüklenmesine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli 1193 ada 188 parselin geldi kaydı olan 55 parselin 18.10.1965 tarihinde kesinleşen kadastro tespitine dayalı olarak tescil edildiği, davanın ise 15.09.2009 tarihinde açıldığı, önceden dava konusu taşınmazın 3621 Sayılı Yasa uyarınca iptal ve terkini için 22.05.2006 tarihinde açılan dava sonucunda, eldeki dava davalılarının miras bırakanı olan T. E.in ölü olması nedeniyle bu kişiye ait pay dışındaki 39/40 pay yönünden davanın kabulüne, eldeki davada dava konusu edilen T.E.adına kayıtlı 1/40 pay yönünden davanın reddedildiği, bunun üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki hukuk tekniği açısından; dava konusu taşınmazın 39/40 payı yönünden önceden verilen mahkeme kararının kesin hüküm oluşturacak olmasına karşın gerek taşınmazın niteliği, gerekse doğru sicil oluşturma zorunluluğuna dayalı olgular değerlendirildiğinde anılan mahkeme kararının infaz kabiliyetinin bulunduğu söylenemez. Bilindiği üzere, 14 Mart 2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Kadastro Yasası’nın 12. maddesinin üçüncü fıkrasına “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dâhil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.” cümlesi ve aynı Yasa’nın 3. maddesi ile de 3402 Sayılı Yasa’ya “Bu Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindeki geçici 10. madde eklenmiştir. Somut olayda, 3402 Sayılı Yasanın 12/3. Maddesinde öngörülen sürenin, hak düşürücü süre niteliğinde, kamu düzeni ile ilgili ve mahkemece davanın her aşamasında res'en gözetilmesi gerekli olumsuz dava şartlarından olduğu dikkate alınarak ve tescilin dayanağı olan kadastro tespitinin kesinleşmesinden itibaren dava tarihine kadar 10 yıllık sürenin geçtiği belirlenerek davanın reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır, Bu nedenle davacı hazine vekilinin bu kapsamdaki temyiz itirazı yerinde değildir, reddine, Ancak hemen belirtilmelidir ki, bir taraf, dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihat durumuna göre davasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü ya da yeni bir İnançları Birleştirme Kararı gereğince davayı kaybederse, davada haksız çıkmış olmasına rağmen, yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz. Anılan bu kural yasal ve yargısal uygulamada kararlılık kazanmıştır.(Baki Kuru, Hukuk Usulü Muhakemeleri 5. cilt, sayfa 5338, dipnot 159; 10. H.D. 21/12/1976, 8770/8739 ve dipnot 160: 5. HD 12/09/1977, 5445/5655 dipnot 161: 10.HD 24/02/1976, 6296/1297) Ayrıca, her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Öte yandan avukatlık ücreti 29.05.1957 tarih ve 4/16 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca yargılama giderlerinden sayılır. Hal böyle olunca, mahkemece yapılan keşif sonucu çekişmeli bölümlerin kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı ve dava tarihinde davacı hazinenin haklı olduğu anlaşıldığına ve yargılama sırasında yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa gereğince dava reddedildiğine göre davalıların tüm yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden ve harçtan sorumlu tutulması gerekirken aksine yazılı düşüncelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Öyleyse, davacı hazinenin yukarıda değinilen yargılama giderleri ve avukatlık ücreti açısından temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlere hasren HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 22.03.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.