7. Daire 2025/2770 E. 2026/58 K. — Danıştay Kararı :: Hukuk Asistan
Danıştay Kararı

7. Daire 2025/2770 E. 2026/58 K. — Danıştay Kararı

7. Daire 2025/2770 Esas 2026/58 Karar 20.01.2026
Danıştay 7. Daire Başkanlığı 2025/2770 E.,  2026/58 K.

T.C.
D A N I Ş T A Y
YEDİNCİ DAİRE
Esas No : 2025/2770
Karar No : 2026/58

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Defterdarlığı
(... Vergi Dairesi Müdürlüğü)
KARŞI TARAF (DAVACI) : ...

İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: ... Nakliyat İnşaat Tarım Hayvancılık Gıda Sanayi Ticaret Limited Şirketinin 2017 yılının Ocak ilâ Aralık ve 2018 yılının Ocak ilâ Ekim dönemlerine ait özel tüketim vergisi, vergi ziyaı cezası ile gecikme faizinden oluşan borçlarının tahsili amacıyla davacı adına şirket ortağı sıfatıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle dava açılmıştır.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 35. maddesindeki "devir öncesine ait amme alacakları" kavramının, devirden önce şirket adına tahakkuk ettiği halde ödenmemiş amme alacaklarını ifade ettiği, vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği döneme ait olsa da verginin tahakkuk etmekle anılan Kanun uyarınca takip ve tahsil edilebilir hale geldiği, dolayısıyla limited şirketlerde payı devralan ortağın devir tarihinden sonra tahakkuk edecek veya vadesi gelecek olan devir öncesi dönemlere ait vergiler nedeniyle herhangi bir sorumluluğunun olmayacağı, olayda, davacının 16/10/2018 tarihinde şirkete ortak olduğu ve 26/10/2018 tarihinde hisselerini devrederek şirket ortaklığından ayrıldığı, şirket borçlarının tahakkuk ve vade tarihlerinin, dolayısıyla amme alacağının doğduğu zamanın, hem şirket ortaklığı sıfatının kazanıldığı, hem de sona erdiği tarihlerden sonra olan 2022 yılına rastlaması nedeniyle 2017 yılının Ocak ilâ Aralık, 2018 yılının Ocak ilâ Eylül dönemleri ve Ekim döneminin 16/10/2018 tarihine kadar olan kısmına ilişkin şirket borçlarından sorumlu tutulmasının hukuken mümkün olmadığı, ortak olmadığı dönemlere ilişkin şirket borcundan sorumlu olamayacağından, ödeme emrinin 2018 yılının Ekim döneminin 26/10/2018 tarihinden sonrasına ilişkin kısmında da hukuka uyarlık görülmediği; 2018 yılının Ekim döneminin, ortaklık sıfatı bulunan 16/10/2018-26/10/2018 tarihleri arasına isabet eden kısmında ise hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin kısmen iptaline, kısmen de davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Kararın istinaf başvurusuna konu hüküm fıkrasının hukuka ve usule uygun olduğu ve davalı idare tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu hüküm fıkrasının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Asıl borçlu şirkete ait borçların usulüne uygun kesinleştirilmesi ve tahsil imkanı kalmadığının anlaşılması nedeniyle, şirket ortağı sıfatıyla davacıdan tahsili yoluna gidilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NIN DÜŞÜNCESİ: Temyize konu kararın, ödeme emrinin, 2018 yılının Ekim döneminin davacının ortaklıktan ayrıldığı 26/10/2018 tarihinden sonrasına ait şirket borçlarına isabet eden kısmına ilişkin hüküm fıkrasının onanması; olayda, 16/10/2018 ilâ 26/10/2018 tarihlerinde asıl borçlu şirketin tek ortağı olan davacının, anılan döneme ait vergi borçlarından şirket ortağı sıfatıyla hissesi oranında kusursuz sorumluluğu bulunmakla birlikte, şirket hissesini devraldığı 16/10/2018 tarihinden önceki dönemlere ait şirket borçlarından da devreden ortakla birlikte müteselsilen sorumluğu bulunduğundan, Vergi Dava Dairesince, amme alacağının asıl borçlu şirketten tahsili amacıyla yapılan takibin usulüne uygun olarak tamamlanıp tamamlanmadığı ve zamanaşımına uğrayıp uğramadığı gibi hususların da değerlendirilmesi suretiyle yeniden bir karar verilmek üzere, ödeme emrinin davacının şirket ortağı olmasından önceki döneme ait şirket borçlarına isabet eden kısmına ilişkin hüküm fıkrasının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Yedinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
... Nakliyat İnşaat Tarım Hayvancılık Gıda Sanayi Ticaret Limited Şirketinin 2017 yılının Ocak ilâ Aralık ve 2018 yılının Ocak ilâ Ekim dönemlerine ait özel tüketim vergisi, vergi ziyaı cezası ile gecikme faizinden oluşan borçlarının tahsili amacıyla davacı adına şirket ortağı sıfatıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 35. maddesinin 1. fıkrasında, limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları, 2. fıkrasında, ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahısların devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacağı; 3. fıkrasında, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu olacakları düzenlenmiş; aynı Kanun'un 55. maddesinde ise, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, on beş gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı hükme bağlanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan bölge idare mahkemesi kararının, dava konusu ödeme emrinin, 2018 yılının Ekim döneminin davacının ortaklıktan ayrıldığı 26/10/2018 tarihinden sonrasına ait şirket borçlarına isabet eden kısmına ilişkin hüküm fıkrası aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, anılan hüküm fıkrasının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmamıştır.
Temyiz isteminin, kararın, davacının şirket ortağı olmasından önceki döneme (2017 yılının Ocak ilâ Aralık, 2018 yılının Ocak ilâ Eylül dönemleri ve Ekim döneminin 16/10/2018 tarihine kadar olan kısmı) ait şirket borçlarına ilişkin hüküm fıkrasına yönelik bölümüne gelince;
6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinde, limited şirket ortaklarının asıl borçlu şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları düzenlenmiştir. Bu düzenlemeden asıl borçlu şirkete ait amme alacaklarının doğduğu dönemde şirketin ortağı olan kişilerin ortak olunan dönemlerle sınırlı olarak amme alacağının ödenmesinden sermaye hisseleri oranında sorumlu olacağının anlaşılması gerekmektedir. Şirket ortaklarının hisse devri halinde ise, devralan ortak, devir öncesi borçlardan zaten sorumluluğu bulunan devreden ortakla birlikte müteselsilen sorumlu olacak, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde yine bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulabilecektir.
6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinde yer verilen "amme alacağının doğduğu zaman" kavramından anlaşılması gerekenin "vergiyi doğuran olay" olduğu ve verginin tahakkuk edip vadesinde ödenmemesinin sadece vergi borcunun kamu alacağı niteliğine dönüşmesi ve alacağın 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsiline olanak tanıyan hukuki bir durum olduğu açıktır.
Öte yandan, anılan maddede, vergi alacağının, şirket ortaklarından tahsili için öngörülen sorumluluk tali (ikinci derece) nitelikte olup şirket ortaklarının şirket borçlarından sorumlu tutulması konusunda paydaş olma dışında herhangi bir şart getirilmediğinden, ortaklar için öngörülen sorumluluğun kanuni temsilci sorumluluğundan farklı olarak hisse oranında ve kusursuz sorumluluk olduğu anlaşılmaktadır.
Olayda, 16/10/2018 ilâ 26/10/2018 tarihlerinde asıl borçlu şirketin tek ortağı olan davacının, anılan döneme ait vergi borçlarından şirket ortağı sıfatıyla hissesi oranında kusursuz sorumluluğu bulunmakla birlikte, şirket hissesini devraldığı 16/10/2018 tarihinden önceki dönemlere ait şirket borçlarından da devreden ortakla birlikte müteselsilen sorumluluğu bulunmaktadır.
Bu durumda, Vergi Dava Dairesince, amme alacağının asıl borçlu şirketten tahsili amacıyla yapılan takibin usulüne uygun olarak tamamlanıp tamamlanmadığı ve zamanaşımına uğrayıp uğramadığı gibi hususların da değerlendirilmesi suretiyle yeniden bir karar verilmek üzere temyize konu kararın anılan hüküm fıkrasının bozulması gerekmiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Temyiz isteminin kısmen reddine, kısmen de kabulüne,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının dava konusu ödeme emrinin, 2018 yılının Ekim döneminin davacının ortaklıktan ayrıldığı 26/10/2018 tarihinden sonrasına ait şirket borçlarına isabet eden kısmına ilişkin hüküm fıkrasının ONANMASINA,
3. Kararın, davacının şirket ortağı olmasından önceki döneme ait şirket borçlarına isabet eden kısmına ilişkin hüküm fıkrasının ise BOZULMASINA,
4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
5. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13. maddesinin (j) bendi parantez içi hükmü uyarınca alınması gereken harç dahil olmak üzere, yargılama giderlerinin yeniden verilecek kararda karşılanması gerektiğine, 20/01/2026 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY :
Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanmış bulunan bölge idare mahkemesi kararının, ödeme emrinin davacının şirket ortağı olmasından önceki döneme ait şirket borçlarına isabet eden kısmına ilişkin hüküm fıkrası, aynı gerekçe ve nedenlerle uygun görülmüş olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar sözü geçen hüküm fıkrasının bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ve kararın anılan hüküm fıkrasının da onanması gerektiği oyu ile, Daire kararının belirtilen kısmına katılmıyoruz.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın