5. Daire 2020/4194 E. 2022/7698 K. — Danıştay Kararı :: Hukuk Asistan
Danıştay Kararı

5. Daire 2020/4194 E. 2022/7698 K. — Danıştay Kararı

5. Daire 2020/4194 Esas 2022/7698 Karar 26.10.2022
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2020/4194 E.,  2022/7698 K.

T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2020/4194
Karar No : 2022/7698

DAVACI : …'e vesayeten …
VEKİLİ : Av. …

DAVALI : … / …
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacının, İstanbul Hakimi olarak görev yaptığı dönemde gerçekleştirdirdiği eylemleri nedeniyle 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Dairenin … tarih ve K:… sayılı kararına karşı yaptığı itirazın reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Soruşturmanın davacı hakkında hukuka aykırı olarak başlatıldığı ve mevzuata aykırı şekilde yürütüldüğü, savunma hakkının ihlal edildiği, soruşturma ve ceza verme zamanaşımı sürelerinin dolduğu, ceza yargılamasının bekletici mesele yapılması gerektiği, kasıtlı olarak veya bilerek müştekilerin savunma hakkını ihlal etmek veya hürriyetlerini kısıtlamak gibi bir amacının olmadığı, dava dosyasındaki deliller ışığında hukuki takdir hakkını kullanarak karar verdiği, bahse konu suçlamanın yersiz ve hukuka aykırı olduğu, adil yargılanma hakkının, hakimlik teminatının, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın iptali istenilmektedir.

DAVALININ SAVUNMASI : Davanın süresi içerisinde açılmadığı, dava dilekçesinin usuli eksiklikler yönünden reddine karar verilmesi gerektiği, davacı iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğu, soruşturma dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarihli ve … sayılı kararı birlikte incelendiğinde, davacının yargı yetkisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi kapsamında kötüye kullandığının ve "mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte" eylemler gerçekleştirdiğinin sabit olduğu, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NIN DÜŞÜNCESİ : Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ : Dava, İstanbul Hâkimi olarak görev yapmakta iken Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarihli ve K:… sayılı kararı ile (FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu gerekçesiyle) 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen davacının , İstanbul Hâkimi olarak görev yaptığı dönemde gerçekleştirdiği eylemleri nedeniyle 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca ayrıca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin … tarihli ve E:… K:… sayılı kararı ile aynı daireye yapmış olduğu yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin … tarihli ve K:… sayılı kararın ve bu karara karşı yapmış olduğu itirazın reddine ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararının iptali ve göreve iade edilmesi istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ile tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun "meslekten çıkarma" başlıklı 69. maddesinin son fıkrasında: "Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
Dosyada mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden : davacının İstanbul hâkimi olarak görev yaptığı dönemde meydana gelen ve kamuoyunda "İstanbul Askeri Casusluk Davası" olarak bilinen (kapatılan CMK. 250. Maddesi ile yetkili) ... Ağır Ceza Mahkemesinin … esas sayısına kayden görülen davanın soruşturması sırasında, şüpheliler Y.Ç., M.M., A.A. ve C.H.B. müdafi Avukat N.K.'nin 22.11.2010 tarihli dilekçesi ile TÜBİTAK'a sormuş olduğu bazı soruların cevaplarının gizlilik nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi sonrasında, söz konusu belgeler içinde yer alan TÜBİTAK BİLGEM tarafından gönderilen … tarihli ve … sayılı yazı ve eklerinin de İstanbul eski hâlen Gebze Cumhuriyet Savcısı F.S. tarafından 07.02.2011 tarihinde yazılan müzekkere ile mühürlü bez torba içerisinde adli emanet memurluğuna gönderilmesi ve 09.02.2011 tarihli emanet eşya makbuzu ile suç eşyası esas defterinin 2011/165 sırasına kaydedilerek adli emanette muhafaza altına alınmasını takiben, TÜBİTAK BİLGEM'in cevabi yazısının iddianamenin düzenlenme tarihinden önce Başsavcılığa intikal etmesine rağmen soruşturma dosyası içine konulmayarak kamu davasının açılması, bahse konu rapordan iddianame içeriğinde bahsedilmemesi ve deliller bölümünde de gösterilmemesi karşısında, yargılama sürecinde adı geçen avukatın TÜBİTAK'ın cevabi yazısının adli emanetten getirtilerek dava dosyasına konulmasını müteaddit defalar talep etmesine rağmen, 20.04.2011, 22.04.2011 ve 07.10.2011 tarihli celselerde tutuklu sanıkların lehine olan söz konusu TÜBİTAK BİLGEM'in cevabi yazısının adli emanetten getirtilerek dosyaya konulması taleplerinin kabul edilmediği iddialarıyla hakkında yapılan soruşturma neticesinde fiillerinin sübuta erdiği sonucuna ulaşılarak dava konusu işlemin tesis edildiği görülmekte olup ; Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesince ; ... ACM tarafından görülen davada ilk duruşmanın 20/04/2011 de yapıldığı, heyetin ... başkanlığında oluşturulduğu, Av. N.K.’nin TÜBİTAK’a yazılan ve emanete alınan 29/11/2010 ve 09/12/2010 tarihli yazı cevaplarının adli emanetten getirtilerek dosyaya konulmasını talep ettiği, duruşma Cumhuriyet Savcısının talebin kabulü yönünde mütalaada bulunduğu, mahkeme heyeti tarafından ara karar ile devlet sırrı niteliğinde ve aleniyet kazanmaması gereken gizli belgeler olup olmadığı hususunda değerlendirme yapıldıktan sonra sanık ve müdafılerine verilip verilmemesi hususunun karara bağlanmasına, bu aşamada bu yöndeki taleplerin reddine, oy birliği ile ... " ara kararı ile talebin reddine karar verildiği ; aynı heyetin 21/04/2011 tarihli duruşmasında soruşturma konusu belgeler ile ilgili herhangi bir ara kararı vermediği ; aynı heyetle 22/04/2011 tarihli üçüncü duruşmada 4 no’lu ara karar ile “TÜBİTAK BİLGEM’in … tarih … sayılı ve 09/12/2010 tarih … sayılı yazılarıyla eklerinin adli emanetten istenilerek dosyaya konulması talebinin 20/04/2011 tarihli duruşmadaki 3 no’lu ara karar uyarınca bu aşamada reddine” şeklinde karar verildiği ve sanık Y.Ç.’nin tutukluluk halinin devamına karar verildiği ; davacı başkanlığında yapılan dördüncü duruşmasında belgeler ile ilgili herhangi bir ara karar tesis edilmediği ; beşinci duruşmanın ... başkanlığında 01/07/2011 tarihinde yapıldığı, Av. N.K.’nin 27/06/2011 tarihli dilekçesi üzerine TÜBİTAK BİLGEM’in 01/07/2011 tarihli yazısının ve belgelerin mahkemeye gönderilmiş olduğu belirtildikten sonra, mahkeme heyeti tarafından 6 no’lu ara karar ile “Sanık Y.Ç. ve bir kısım sanıklar müdafi Av.N.K.'nin 06/05/2011 havale tarihli dilekçesindeki talepleri konusunda 22/04/2011 tarihli 4-b no’lu ara karar uyarınca karar verildiğinden bu konuda yeniden karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde karar verildiği, aynı celsenin 21 no’lu ara kararında “Sanıklar Y.Ç. ve M.M. müdafiince TÜBİTAK BİLGEM'den sorulan sorulara verilen cevaplarla ilgili mahkememize bugün ulaşmış olan dosya kapsamındaki cevaplar nazara alındığında cevap içeriğinde ancak İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına cevap verilebileceği belirtilen hususların buna ilişkin kısımlarından suret alıp TÜBİTAK BİLGEM'e yazı yazılarak mahkememize bilgi verilmesinin istenilmesine” ifadelerine yer verilerek, sanık ...’nin tutukluluk halinin devamına karar verildiği; heyetin ... başkanlığında altıncı duruşmasında soruşturma konusu belgeler ile ilgili herhangi bir ara karar tesis edilmediği, yedinci duruşmanın 07/10/2011 tarihinde yapıldığı, heyetin Başkan ..., Üye hâkimler M.E. ve B.B.'den oluştuğu, mahkeme heyeti tarafından 20 no’lu ara karar ile adli emanette bulunan belge ve materyallerin hangi sanıktan ele geçtiği ve hangi emanet makbuzunda bulunduğunun ayrı ayrı yazılmasının İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nden istendiği, 38 no’lu ara karar ile de daha önceki ara kararlar ile karara bağlanmayan diğer tüm taleplerin reddine karar verildiği, Sanık Y.Ç.’nin tutukluluk halinin devamına karar verildiği; bu duruşmalardan sonra 15/02/2012 tarihli ara karar ile “TÜBİTAK'ın 78 no’lu cd ile ilgili Adli Emanetin 2011/164 sırasına kayıtlı bulunan 22/11/2010 tarihli TÜBİTAK'tan gelen yazı cevabının talep eden sanık müdafıne verilmesine” kararı verildiği, emanet numaralarının farklı oluşu ve yazının 78 no’lu cd ile ilgili olduğu kararda yazıldığından verilen belgenin soruşturmaya konu belgeler olmadığı, aynı celsede sanık Y.Ç.’nin bihakkın tahliyesine karar verildiği, soruşturmanın başlaması ve kovuşturma aşamaları genel olarak değerlendirildiğinde; TSK, TUBİTAK, HAVELSAN ve GES Komutanlığında ayrı ayrı hücre yapılanması olduğu iddia edilerek somut ve ispat edilebilir herhangi bir delil dosya kapsamında olmadığı halde soruşturmanın hayatın olağan akışına aykırı bir şekilde başlayıp devam ettirildiği, Y.Ç. ve M.M. isimli kişilerin TUBİTAK görevlileri oldukları, TUBİTAK’ın TSK için geliştirmiş olduğu devletin güvenliğine ilişkin projeleri örgütün arşivinde saklanmak üzere gönderdikleri iddia edilmiş olup, delil olarak kullanılmak istenen dijital materyellerin maddi gerçeği yansıtmamasına ilişkin yukarıda anlatılan içeriklerin, iddia konusu suçlamalar ile ilgili hukuksal durumlarını doğrudan etkileyecek açık belgelerin, dosya arasına konmayıp soruşturma savcısı tarafından emanete kayıt edilip dosyaya konulmaması, iddianamenin içerik ve deliller kısmında bilinçli bir şekilde bahsedilmemesi ve mahkeme heyeti tarafından, aslında içerik olarak şüphelilerin lehine olduğunun bilindiği ve şüpheliler müdafince dile getirildiği halde, gerek tutukluluk sürecinde gerekse de karar sürecinde soruşturma ve kovuşturma niteliğinde incelenmeyip maddi gerçek anlamında değerlendirmeye alınmamasının, ilgili Cumhuriyet savcısı ve hâkimler yönünden izah edilebilir bir durum olmadığı , böyle bir süreç ile örnek olarak adı geçen Y.Ç.’nin de tutuklu bırakıldığı ve hakkında mahkumiyet hükmü kurulduğu, ancak Anayasa Mahkemesinin 09/01/2015 tarihli kararı sonrası yeniden yargılama yapılarak beraat kararı verildiği ve bu kararın kesinleştiği, diğer yandan yargılamayı icra eden mahkemenin başkan ve üyelerinin de Cumhuriyet savcısı ile benzer bir şekilde hareket ederek, rapor ve eklerini dava dosyasına koymayarak, tutukluluk ve karar sürecinde hayati önem barındıran bu belgeleri devre dışı bırakarak, hakim ve savcılık mesleğinin şeref ve onurunu bozacak nitelikte davrandıkları, mesleklerini yargı görev ve yetkisi dışında bir amaç ile hareket ederek araç olarak kullandıkları,...yargılamayı icra eden mahkemenin başkan ve üyelerinin de Cumhuriyet savcısı ile benzer bir şekilde hareket ederek, rapor ve eklerini dava dosyasına koymayarak, tutukluluk ve karar sürecinde hayati önem barındıran bu belgeleri devre dışı bırakarak, hakim ve savcılık mesleğinin şeref ve onurunu bozacak nitelikte davrandıkları, mesleklerini yargı görev ve yetkisi dışında bir amaç ile hareket ederek araç olarak kullandıkları değerlendirilerek ,İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı adli emanetinin 2011/165 sırasında kayıtlı TÜBİTAK BİLGEM tarafından yazılan yazı cevaplarına ilişkin HSK müfettişleri tarafından düzenlenen inceleme tutanakları, ilgili mahkeme tutanakları, yazı cevapları, gerekçeli kararları, kesinleşme şerhleri, beyanlar, savunmalar dikkate alınarak, ilgilinin 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69'uncu maddesinin son fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Soruşturma dosyasında bulunan bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden davacının eylemlerinin niteliği, ağırlığı, yoğunluğu dikkate alındığında, mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu sonucuna varıldığından, davacının sübuta eren eylemleri nedeniyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69 uncu maddesinin son fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği, düşünülmüştür.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi ve gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
İstanbul hâkimi olarak görev yaptığı dönemde meydana gelen ve kamuoyunda "İstanbul Askeri Casusluk Davası" olarak bilinen davadaki tutum ve eylemlerinden dolayı hakkında yapılan soruşturma sonucunda davacının, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılması teklif edilmiş, Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin … tarih ve E:.., K:… sayılı kararı ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. Maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Davacı tarafından yapılan meslekten çıkarma cezasının yeniden incelenmesi talebi Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin … tarih ve E:.., K:… sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Davacının bu karara karşı yaptığı itiraz başvurusu da Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve E:.., K:… sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Bakılan dava, davacının 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin … tarih ve E:.., K:… sayılı kararına karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Dairenin … tarih ve K:… sayılı kararına karşı yaptığı itirazın reddine ilişkin … tarih ve E:…, K:… sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının hukuka aykırı olduğu iddialarıyla açılmıştır.
Diğer taraftan, davacının Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi de aynı Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali talebiyle açılan dava Dairemizin 14/04/2022 tarihli ve E:2017/2325, K:2022/2209 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 9 yıl, görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan ise 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, anılan kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun … tarih ve E:.., K:… sayılı kararıyla temyiz isteminin esastan reddiyle mahkumiyet kararının onanmasına karar verilmiş ve davacı hakkında verilen mahkumiyet hükmü 26/09/2017 tarihinde kesinleşmiştir.
Bununla birlikte, dava konusu işlemin tesisine dayanak eylemleri nedeniyle görevi kötüye kullanma suçundan yapılan ceza yargılaması sonucunda, Yargıtay ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) … tarih ve E:.., K:… sayılı kararı ile 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.

İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT:
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrasında; disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde meslekten çıkarma cezasının verileceği hükmüne yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Hakimler ve Savcılar Kurulu Müfettişlerince düzenlenen 14/04/2016 tarihli soruşturma raporunun incelenmesinden, davacı hakkında;
"Kamuoyunda “İstanbul Askeri Casusluk Davası” olarak bilinen … (CMK 250. Madde ile Yetkili kapatılan) ... Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/37 esas sayısına kayden görülen davanın soruşturması sırasında, şüpheliler Y.Ç., M.M., A.A. ve C.H.B. müdafii Av. N.K.Y.'nın 22/11/2010 talihli dilekçesi ile TÜBİTAK'a sormuş olduğu bazı soruların cevaplarının gizlilik nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi sonrasında söz konusu belgeler içinde yer alan TÜBİTAK BİLGEM'in … tarih ve … sayılı yazısı ve eklerinin de İstanbul eski halen Çorum Cumhuriyet Savcısı (…) F.S. tarafından yazılan 07/02/2011 tarihli müzekkere ile mühürlü bez torba içerisinde adli emanet memurluğuna gönderilmesi ve 09/02/2011 tarihli emanet eşya makbuzu ile suç eşyası esas defterinin … sırasına kaydedilerek adli emanette muhafaza altına alınmasını takiben, TÜBİTAK BİLGEM’in cevabi yazısının iddianamenin düzenlenme tarihinden önce Başsavcılığa intikal etmesine rağmen soruşturma dosyası içerisine konulmayarak kamu davasının açılması, bahse konu rapordan iddianame içeriğinde bahsedilmemesi ve deliller bölümünde de gösterilmemesi karşısında, yargılama sürecinde; adı geçen avukatın TÜBİTAK’ın cevabi yazısının adli emanetten getirtilerek dava dosyasına konulmasını müteaddit defalar talep etmesine rağmen, 20/04/2011, 22/04/2011 ve 07/10/2011 tarihli celselerde, tutuklu sanıkların lehine olan TÜBİTAK BİLGEM cevabi yazısının adli emanetten getirtilerek dosyaya konulması taleplerini kabul etmediği," iddiasıyla ilgili olarak soruşturma yapılmıştır
"Soruşturma kapsamında,
a) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kumlu ... Dairesinin, ilgili Cumhuriyet Savcısı ve Hâkimler hakkında verdiği “inceleme ve soruşturma izni” kararlarında ilgililer hakkındaki iddia TÜBİTAK BİLGEM tarafından yazılan … tarih ve … sayılı yazının ilgililer tarafından dosya arasına konmaksızın adli emanete kaydedilmesi ve yargılama sırasında taraflarca müteaddit kez talep edilmesine rağmen dosya arasına alınmaması şeklinde belirtilmiş ise de, şüpheli müdafii Av. N.K.’nin 03/12/2010 tarihli dilekçesi ve … tarih … sayılı yazının ilgi ve başlangıç kısmı incelendiğinde, iş bu yazının, … sayılı yazıda müdafi tarafından sorulan ve ancak soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilebileceği belirtilen beş soruya ilişkin cevapların bir de ayrıca sorulan altıncı bir soruya ilişkin cevapların yer aldığı bir yazı olduğu, bu nedenle 40 sayılı yazının 35 sayılı yazıyı tamamlayıcı nitelikte ve 35 sayılı yazının kapsamında kaldığı, zaten ilgili Cumhuriyet Savcısı tarafından aynı üst yazı ile aynı tarihte ve aynı emanet numarasına kaydedildiği hususları değerlendirildiğinde, 40 sayılı yazının 35 sayılı yazı içerisinde değerlendirilmesi gerektiği kaldı ki, inceleme ve soruşturma izinlerinde “İhbar yazısı ve eki evrak kapsamındaki iddialar ile inceleme sırasında ortaya çıkabilecek sair hususlar bakımından ... ” ibarelerine yer verilmek suretiyle kapsamının belirlendiği nazara alındığında … sayılı yazının da soruşturma izni dahilinde bulunduğu anlaşılmıştır.
b) … ve … sayılı belgelerin devlet sırrı niteliğinde bilgiler içerdiği ve bu nedenle dosya arasına konulmadığı gibi 40 sayılı belgenin de bir örneğinin taraflara verilmediğinin hem ilgili Cumhuriyet Savcısının hem de Hâkimlerin savunmalarında belirtildiği görülmekte, ayrıca duruşma tutanaklarından da anlaşılmaktadır. Yürütülen soruşturma kapsamında askeri mahallerin fotografları ve benzeri pek çok gizli kalması gereken belgelere ilgili Cumhuriyet Savcısı tarafından ulaşılmış, Genelkurmay Başkanlığı bu belgeler hakkında devlet sırrı kapsamında kaldıkları değerlendirmesinde bulunmuş ise de soruşturmamıza konu TÜBİTAK yazılarının devlet sırrı niteliğinde bilgiler içerip içermediği tartışılmalıdır. İlgili Cumhuriyet Savcısı tarafından düzenlenen iddianamenin 45. Sayfasında (Ek:5/206) Genelkurmay Başkanlığı tarafından “yabancı bir devletin eline geçmesi durumunda yabancı devlete yarar sağlayacak bilgilerden olduğu” belirtilen belgeler sayılmıştır. Bunlar askeri birlik ve üslere ait gizli kamera ile çekilmiş video görüntüsü ve fotoğraflar, birlikler içerisinde yer alan kameralara ait noktaları belirtir krokiler, askeri gemilere ve helikopterlere ait gizli bir şekilde çekilmiş video görüntüleri, uçak hangarı ve bakım yerlerine ait gizli bir şekilde çekilmiş video görüntüleri, askeri birliğe ait fiziki emniyet (nöbet, kamera vb. mevkileri) tedbirlerini gösteren vaziyet planları, askeri birliklere ait servis araçlarının güvenlik protokolü ve askeri birliklere ait fiziki emniyet planlarını gösterir dokümanlar olarak belirtilmiştir. TCK’mn 327. maddesinin gerekçesinde “Sırdan maksat, yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları halinde Devletin güvenliğinin, milli varlığının, bütünlüğünün, anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgilerdir. ” denmek suretiyle devlet sırrı kapsamı açıklanmıştır. Türk Dil Kurumu tarafından devlet sırrı “Devletin güvenliği, ulusal varlığı, bütünlüğü, anayasal düzeni ve dış ilişkilerini içeren, kamuya açıklanmaması gereken çok gizli bilgi veya belge” olarak tanımlanmıştır.
Deliller kısmında özetlenen, soruşturmaya konu TÜBİTAK BİLGEM tarafından yazılan … ve … sayılı belgelerin içeriğinin kurumun idari işleyişinden ve yazılım güvenliğinin nasıl sağlandığından, bilgisayar kullanıcı isimlerinden, şüphelilerin kripto kleransı bulunduğundan, şüpheli Y.Ç.’nin suçlandığı dijital belgelerden olan …-yeni-personel-listesi.xls adlı dijital belgenin son kaydedildiği tarihte Y.Ç.’nin istirahatli olduğundan ve işe gelmediğinden, kurum tarafından yapılan inceleme neticesinde şüphelinin suçlandığı iki adet dijital dokümanın bilgisayarlarında bulunamadığından, kurumca yapılan araştırma neticesinde elde edilen bilgilerin neler olduğundan ibaret olduğu açıkça görülmektedir.
Yapılan bu açıklamalar ışığında 35 ve 40 sayılı yazıların içerik olarak şüphelilerin hukuki durumunu aydınlatacak ve kurumun işleyişi ile bilgi güvenliğinin nasıl sağlandığına dair bilgiler içerdiği görülmekle, bu bilgilerin devlet sırrı olmadığının izahtan vareste olduğu kanaatine varılarak ilgililerin bu yöndeki savunmasına katılmak mümkün görülmemiştir.
c) Suç Eşyası Yönetmeliğinde, bir soruşturma sırasında ele geçen suç eşyalarının Adli Emanet birimine konulacağı düzenlenmiş, suç eşyası da “İspat aracı olarak yararlı görülen, suçta kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan, suçtan meydana gelen, üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya” olarak nitelendirilmiştir. Aynı Yönetmeliğin 4. maddesinde belirtildiği üzere adli emanet işlemleri sürekli Cumhuriyet Başsavcılığının kontrol ve gözetiminde yürümektedir. Uygulamada soruşturma sırasında ele geçen suç eşyası Cumhuriyet Savcısı tarafından bir müzekkere ile adli emanete gönderilmekte, oraya kaydı yapıldıktan sonra düzenlenen adli emanet makbuzunun bir örneği de Cumhuriyet Savcısı tarafından dosyaya konulmaktadır. Suç eşyasımn kendisi dosyada bulunmayacağı gibi kovuşturma aşamasında da ancak mahkeme tarafından Adli Emanet Memurluğuna yazılacak bir müzekkere ile incelenmesi sağlanmakta, eşyanın incelenmesi tamamlandıktan ve ihtiyaç varsa hakkında bilirkişi raporu düzenlendikten sonra yine bir müzekkere ile emanet memurluğuna geri gönderilmektedir. Emanete kayıtlı eşyalar hakkında kovuşturma sonucunda ilgilisine teslimine, müsaderesine ya da dosyada delil olarak saklanmasına dair bir karar verilmektedir. Suç eşyası, müsadereye tabi bir eşya olarak kabul edilmemiş buna karşın ispat aracı olarak yararlı görülmüş ise hakkında verilen "dosyada delil olarak saklanmasına” dair karar ancak hükmün kesinleşmesinden sonra o eşyanın dosya arasına girmesine dayanak olur.
TÜBİTAK BİLGEM tarafından gönderilen … ve … sayılı yazıların adli emanete kaydı gereken bir suç eşyası niteliğinde olmadığı, bu belgelerin hakkındaki iddialar kapsamında şüphelilerin hukuki durumlarını aydınlatan, teknik bilgiler içeren belgeler olduğu ve bu yönüyle şüphelilerin lehine apaçık delil niteliğinin bulunduğu kanaatine ulaşılmıştır.
Şüphelilerin hukuki durumlarını aydınlatan ve bu konuda teknik bilgiler içeren bu yazıların suç eşyası muamelesine tabi tutulmak suretiyle delil mahiyetinde değerlendirilmemesi sonucunda ilgili Cumhuriyet Savcısı tarafından düzenlenen iddianamede irdelenmemiş, delil olarak itibar edilmemiş ise hangi sebeplerle itibar edilmediği anlatılmamış, akabinde ise yapılan yargılama sırasında da dosyaya konulması taleplerinin ilgili hâkimlerce reddine karar verilerek delil olarak değerlendirilmeye alınmamış, bu belgelerin tamamı taraflara verilmemiş, adeta yargılama sırasında görmezden gelinmiştir. Bunun bir sonucu olarak da ilgili hâkimler ... ve B.B. ile soruşturma kapsamı dışında kalan Hâkim M.U. tarafından verilen kararın gerekçesinde de irdelenmemiş, itibar edilmemiş ise hangi sebeplerle itibar edilmediği anlatılmamıştır.
Her ne kadar ilgililer savunmalarında, soruşturma konusunun hukuki takdir kapsamında kaldığını, kovuşturma sonucunda verilen kararın Yargıtay incelemesinden geçerek bir kısım sanıklar yönünden onandığını, bozma kararı verilen hususlar arasında da soruşturma konusunun bulunmadığını belirtmiş iseler de; yargılamanın bir delili olarak dosya içerisine almak ve gereken yerlerde bu delili tartışmak yerine sanıkların, sanık müdafilerinin ve Yüksek Mahkemenin erişim ve denetimine imkân vermeyecek şekilde emanet kaydı kapsamında ve mühürlü bez torba içerisinde suç eşyası muamelesine tabi tutulan belgelerin özellikle savunma makamının erişiminden uzak tutulmasının yeterli yargısal denetimin gerçekleşmesine olanak sağlamayacağı açıktır. Bu nedenlerle yapılan temyiz incelemesinin de sağlıklı bir inceleme olmadığı yukarıda özetlenen Anayasa Mahkemesinin kararında da belirtilmiş ve tüm sanıklar yönünden dosyadaki delillere sanık ve müdafiilerinin erişiminin kısıtlanmış olması sebebi ile hak ihlali kararı verilmiştir. Anılan gerekçe karşısında ilgililerin bu yöndeki savunmalarına itibar edilmemiştir.
...
Sonuç olarak; Anayasa Mahkemesinin bahsi geçen kararının gerekçelerinde; özellikle 76. bentte (Ek:5/461) 'Mahkemece delillerin bu şekilde gizlenmiş olması, özellikle de devlet sırrı gerekçesiyle delillerin savunma makamına açılmaması ve incelettirilmemiş olması, başvurucuların, dijital delillerin sıhhati konusundaki iddialarını tam olarak ileri sürmesini imkânsız kılmıştır. Oysa Mahkeme, bu dijital delillere göre bir değerlendirme yaparak mahkûmiyet kararı vermiş ve Yargıtay tarafından aynı nedenlerle verilen hüküm onanmıştır(bkz. §§ 25-26). Bu koşullarda Mahkemece izlenen usul ve yöntemin, silahların eşitliği ilkesinin gereklerine uygun olmadığı ve başvurucunun menfaatlerini yeterince koruyan bir güvence içermediği açıktır.' şeklinde açıkça belirtildiği üzere sözü edilen yargılama kapsamında,
-Soruşturmayı yürüten ve iddianameyi tanzim eden Cumhuriyet Savcısı F.S.’nin; adli emanete aldırmış olmasına rağmen iki gün sonra düzenlediği iddianamede bu raporlar ve eklerinden hiç bahsetmeyerek onları gizlemek şeklinde ve CMK’nın 160/2. fıkrasına aykırı eylemde bulunduğu,
-Yargılamayı icra eden mahkemenin başkan ve üyelerinin de Cumhuriyet Savcısı ile benzer bir şekilde hareket ederek, TÜBİTAK BİLGEM tarafından yazılan, sanıklar Y.Ç. ve M.M.'nin lehine bilgiler içeren … ve … sayılı raporları ve eklerini adli emanetten getirtip birer örneklerini sanıklara veya müdafilerine vermemek, dava dosyasına koymamak, gerekçeli kararda bu raporlar ve eklerinden hiç bahsetmemek; ayrıca TÜBİTAK BİLGEM tarafından yazılan … tarih ve … sayılı yazı ile savcılıktan sonra ayrıca mahkemeye gönderilen … tarih ve … sayılı rapor ve eklerini sanıklara veya müdafilerine tebliğ etmemek, dosya içerisine koymamak ve bu nedenle CMK'nın 125. ve 153/4. maddelerine aykırı davranmak suretiyle soruşturma tarihine göre 10 yıl boyunca TÜBİTAK BİLGEM güvenlik müdürü olarak görev yapan, hakkında daha sonra verilen beraat kararları kesinleşen Y.Ç.’nin 1 yıl 3 ay 17 gün tutuklu kalması nedeni ile işine son verilmesine sebebiyet verdiği,"
Tespitlerine yer verildikten sonra, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36. maddesini açıkça ihlal ederek mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte eylemlerde bulunduğu anlaşıldığından bahisle sübuta eren anılan eyleminden dolayı 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesi uyarınca davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılması gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşıldığı anlaşılmaktadır.
Bu soruşturma sonucunda, Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nce;
"Aralarında Y.Ç. ve B.M. in de bulunduğu kişiler hakkında İstanbul Cumhuriyet başsavcılığınca yürütülen … sayılı soruşturmanın başlama ve devam etme aşamalarına bakıldığında;
28/04/2010 günü yurt dışından gönderilen ve sahte e-posta adresinden gönderildiği sonradan anlaşılan ihbar ile Vika, D. ve G. isimli şahıslar liderliğindeki fuhuş çetesinin şüpheliler ile ilişki içerisinde oldukları iddiası üzerine, telefonları dinlenmeye başlayan İ.S. isimli kişinin 14/07/2010 tarihinde S.K. adlı arkadaşı ile yaptığı telefon görüşmesinde “eşmeye uğrayacağım” sözünü “V. ya uğrayacağım” şeklinde kolluk görevlilerinin tutanaklara geçirmiş oldukları, İ.S.in fuhuş çetesi üyesi olarak gösterilen bayanlarla irtibatlı olduğu sık sık Kadıköy de bulunan ikametini fuhuş amaçlı olarak kullandırdığı yine asker olduğu tespit edilen Z.M. inde fuhuş örgütü ile irtibatlı olduğu iddiası üzerine devam eden soruşturmada İ.S. in oturmadığı ancak arkadaşına ait olup anahtarı da kendisinde bulunan ara sıra kullandığı Kadıköy deki evde verilen arama kararına istinaden arama yapıldığı ve çeşitli dijital delillere el konulduğu, 02/08/2010 ve 04/08/2010 tarihlerinde polis hattına gelen ihbarlar ile TSK içerisinde bir fuhuş çetesi olduğu bu çetenin özel olarak kiraladığı evlerde temin ettiği kadınlar ile üst düzey komutanların, subayların fuhuş yapmasını sağladıklarının iddia edilmesi üzerine ihbarda adı geçen E.K. adına arama kararı verildiği, bu karar üzerine, fakat M.E.K.’nin evinde yapılan aramada dijital materyaller bulunduğu, M.E.K.’nin evinde bulunan materyaller incelendiğinde bu kişinin adının geçmediği, tam aksine ihbarda adı geçen E.K.’nin adının geçtiği, emniyete yapılan e-mail ihbarının E.K. adına yapılmış olduğu, arama kararının E.K. adına verilmiş olduğu, bulunan dijital materyallerde M.E.K.’nin hiçbir yerde geçmemiş olduğu, tam tersine E.K. isimli şahsın adının geçmiş olduğu, E.K. isimli askeri personelin gerçekte var olup kısa bir süre önce başka bir ile tayininin yapılmış olduğu, M.E.K.nin aramanın yapıldığı tarihte Gölcük de olmayıp görev nedeni ile başka bir yerde olduğu, yanlış şahsın evinde yapılan aramada ihbar ve arama kararında adı geçen E.K.’nin da dijital materyallerde bulunmasının hayatın olağan akışına aykırı bir durum olarak, kurgu ve planlama sonucu dijital materyali yanlış kişinin evine önceden yerleştirdikleri, yanlış kişinin evinde planladıkları doğru kişiye ait delilleri bulduklarına dair ciddi kuşkulara neden olacak önceden kurgulanmış bir proje olarak göründüğü, zira fuhuş yaptırılan tek bir kadın, fuhuşun yapıldığı herhangi bir yer tespit edilemediği, İ.S. in iletişimini yanlış çeviren polislerle ilgili şikayet üzerine “eşme” ye cümlesini “vika” ya şeklinde çeviri yaptıklarından ve görevi kötüye kullandıklarından dolayı haklarında kamu davası açıldığı, meydana gelen olaylara tek tek değil hep beraber bakıldığında, ilgili Cumhuriyet savcısı ve hâkimlerin de bu kurgudaki rollerinin yargı adına endişe verecek şekilde ortaya çıktığı,
Yukarıda soruşturmanın başlama aşamasında adı geçen İ.S. isimli şüpheliden elde edildiği iddia edilen flash bellek ve E.K. dan ele geçirildiği söylenen 79 nolu CD üzerinde inceleme yapılarak bu CD ler içerisinde olup da Y.Ç. tarafından son kez kaydedildiği belirtilen dijital dosyalara ilişkin soruşturma aşamasında ise, TUBİTAK BİLGEM tarafından Adliyeye gönderilen 35-40 sayılı cevabi yazılarda özetle; –y..c isimli bilgisayarda son kaydedildiği iddia edilen …-yeni-personel-listesi.xls isimli dosyanın son kaydedildiği tarih olan 13 Ağustos 2009 tarihinde Y.Ç. istirahatli olup Sosyal Güvenlik Kurumu sağlık ödemeleri sisteminden bu durumu belgeleyen kaydın çıktısının Ek B de sunulduğu, iş göremezlik ödeme belgesi haber kağıdının bir kopyasının Ek C de sunulduğu, öte yandan 13 Ağustos 2009 tarihinde kurum giriş çıkış kayıtları incelendiği ve Y.Ç.’nin bu tarihte işe geldiğine ilişkin bir kayda rastlanmadığı, bu tarihe ilişkin sistemden alınan kayıt kopyasının Ek B de sunulduğu, İ.S. isimli şüpheliden elde edildiği iddia edilen flash bellek ve E.K.’den ele geçirildiği söylenen 79 nolu CD üzerinde inceleme yapılarak bu CD ler içerisinde olup da Y.Ç. tarafından son kez kaydedildiği belirtilen dosyaların Y.Ç.'nin görev yaptığı TUBİTAK Bilgi işlem alt yapısı ve güvenliği özellikle de idari ağa bağlı bilgisayarlarda kullanılan akıllı kart alt yapısı açısından bu bilgisayarlar üzerinde herhangi bir işlem yapabilmek için mutlaka kurumda bulunulması gerektiği, masaüstündeki bir dosyayı e posta ile bir başkasına göndermenin ya da masaüstündeki bir dosyayı değiştirip kaydetmenin mümkün olmadığı, bu bilgisayarlar için kullanıcı isimleri sistem yöneticileri tarafından belirli bir kurala göre verilmekte ve kullanıcılar tarafından değiştirilemeyeceği öte yandan bu bilgisayarlara kullanıcılar tarafından sistem yöneticisinin bilgisi ve onayı olmadan herhangi bir program yükleme yada kaldırmak yada dışardan bir bilgisayar getirip iç ağlara bağlanmanın da mümkün olmadığı, üst veri bilgilerinde geçen zaman ve kullanıcı adı bilgileri gerçek zaman ve kişilerle doğrudan ilişkilendirilemeyeceği, üst veri bilgilerinde geçen zaman ve kullanıcı adı bilgileri yanıltıcı olarak düzenlenebilecek nitelikte olduğu, bir belgenin nitelikli elektronik sertifika ile imzalanmış olması durumunda o belgenin sertifika sahibi tarafından hazırlanmış bir belge olduğunun kesinlik kazanacağı, bunun dışındaki durumların bilginin aidiyeti konusunda teknik bir kesinliğe imkan sağlamayacağı, Y.Ç. nin kurumda bulunan bilgisayarında, iddialarda geçen dijital dosyalara, mevcutta veya silinmiş dosyalar arasında rastlanmadığı, yine sanık M.M.’ye ait bilgisayarda son kaydedilen M..doc isimli dosyanın son kaydedildiği tarih olan 18 Ağustos 2007 tarihinin Cumartesi gününe denk geldiği ve giriş çıkış kayıtları incelendiğinde M.M.’nin bu tarihte işe geldiğine dair bir kayda rastlanmadığını belirten yazının gönderildiği,
Her ne kadar savunmalarda geçtiği şekilde; … Emanet sırasında kayıtlı 09/02/2011 tarihli emanet eşya makbuzu tutanağına göre; 3. Sırada şüpheli Y.Ç.’nin 13 Ağustos 2009 tarihinde istirahatli olduğunu gösterir SGK Sağlık ödemeleri sisteminden alınan çıktı, 4. Sırada Y.Ç.'nin 13 Ağustos 2009 tarihinde istirahatli olduğunu gösterir iş görememezlik durumu ödeme belgesi haber kağıdı, 5. Sırada Y.Ç.’nin 13 Ağustos 2009 tarihinde kuruma giriş yapmadığını gösterir giriş çıkış kaydı dökümanı ifade olarak emanet eşya makbuzunda yer almış ve … tarih ve …(19) dosya no sayılı yazı ile ... Ağır Ceza Mahkemesi başkanı ... tarafından emanetin … sırasında kayıtlı emanetin çok acele mahkemeye gönderilmesi istenmiş, aynı gün Cumhuriyet savcılığı emanet memurluğunca emanet ekleri ile birlikte gönderilmiş, … tarih ve … dosya sayılı evrak ile ... Ağır Ceza Mahkemesi başkanı B.B. imzası ile ağzı mahkemece mum mühürlü olarak eki ile iade edilmiş olduğunun yazıldığı, dile getirilmiş ise de; Söz konusu belgelerin iddia edilen suç yönünden Y.Ç. hakkında çok önemli bir lehe delil olup bizzat dosya içerisinde bulunması gerekirken emanete alındığı ve içerik olarak hem ilgili Cumhuriyet Savcısı F.S. tarafından iddianamede, hem de ilgili Hâkimler ..., M.E. ve B.B. tarafından, delilleri değerlendirilmesi ve bu bağlamda tutukluluğun değerlendirilmesi duruşmalarında kapsam dışı bırakıldığı, emanete kayıt ve mahkemeye getirme yazısı dışında, hiçbir şekilde delil olarak değerlendirmeye alınmayarak soruşturma tarihine göre 10 yıl boyunca TUBİTAK BİLGEM güvenlik müdürü olarak görev yapan Y.Ç.nin bir yıldan fazla süreyle tutuklu kalmasına ve bu sebeple de işine son verilmesine neden oldukları,
Diğer yandan (22/04/2011 ile 07/10/2011 tarihlerinde) sadece iki kez tutukluluğun devamına karar verdiğini ifade eden Üye M.E.'nin, mahkumiyete ilişkin karar duruşmasında ve gerekçeli karar yazımında görevli olarak yer almadığı ve diğer hâkimlerden daha az sayıda görev aldığı, ancak Üye M.E.'nin 1(20/04/2011), 2(21/04/2011), 3(22/04/2011 tutuk hallerinin devamına), 6(05/10//2011), 7(07/10/2011 tutuk hallerinin devamına), 8(14/12/2011), 9(16/12/2011 tutuk hallerinin devamına), sayılı duruşmalarda (günlerde) ... Ağır Ceza Mahkemesi heyetine iştirak ettiği,
... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan tüm duruşma tutanaklarının ilgili bölümlerinin soruşturmacı marifetiyle yapılan incelenmesinde; ... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ilk duruşmanın 20/04/2011 tarihinde yapıldığı, heyetin Başkan ..., Üye hâkimler M.E. ve B.B. tarafından oluşturulduğu, bir kısım sanıklar müdafi Av. N.K.’nin TÜBİTAK’a yazılan 29/11/2010 ve 09/12/2010 tarihli yazı cevaplarının geldiğini ve emanete alındığını, bu yazı cevaplarının adli emanetten getirtilerek dosyaya konulmasını talep ettiği, duruşmaya katılan Cumhuriyet Savcısının bu talebin kabulü yönünde mütalaada bulunduğu, mahkeme heyeti tarafından 3 no’lu ara karar ile sanıklardan ele geçirilen ve adli emanette bulunan dijital verilerin imajlarının ve diğer tüm belgelerin yukarıdaki kapsamda devlet sırrı niteliğinde ve aleniyet kazanmaması gereken gizli belgeler olup olmadığı hususunda değerlendirme yapıldıktan sonra sanık ve müdafılerine verilip verilmemesi hususunun karara bağlanmasına, bu aşamada bu yöndeki taleplerin reddine, oy birliği ile karar verilip, açık duruşmaya devam olundu" şeklindeki ara karar ile talebin reddine karar verildiği, İkinci duruşmanın 21/04/2011 tarihinde yapıldığı, heyetin Başkan ..., Üye hâkimler M.E. ve B.B. tarafından oluşturulduğu, bu celsede soruşturma konusu belgeler ile ilgili herhangi bir ara karar tesis edilmediği, üçüncü duruşmanın 22/04/2011 tarihinde yapıldığı, heyetin Başkan ..., Üye hâkimler M.E. ve B.B. tarafından oluşturulduğu, mahkeme heyeti tarafından 4 no’lu ara karar ile “C.Başsavcılığınca adli emanete gönderilip adli emanetin … sırasına kayıtlı olan, TÜBİTAK BİLGEM’in … tarih … sayılı ve … tarih … sayılı yazılarıyla eklerinin adli emanetten istenilerek dosyaya konulması talebin 20/04/2011 tarihli duruşmadaki 3 no’lu ara karar uyarınca bu aşamada reddine” şeklinde karar verildiği ve sanık Y.Ç.’nin tutukluluk halinin devamına karar verildiği, dördüncü duruşmanın 29/06/2011 tarihinde yapıldığı, heyetin Başkan ..., Üye hâkimler G.D. ve B.B. tarafından oluşturulduğu, bu celsede soruşturma konusu belgeler ile ilgili herhangi bir ara karar tesis edilmediği, beşinci duruşmanın 01/07/2011 tarihinde yapıldığı, heyetin Başkan ..., Üye hâkimler İ.B. ve B.B. tarafından oluşturulduğu, Av. N.K.’nin 27/06/2011 tarihli dilekçesi üzerine TÜBİTAK BİLGEM’in 01/07/2011 tarihli yazısının ve belgelerin mahkemeye gönderilmiş olduğu belirtildikten sonra, mahkeme heyeti tarafından … no’lu ara karar ile “Sanık Y.Ç. ve bir kısım sanıklar müdafi Av.N.K.'nin 06/05/2011 havale tarihli dilekçesindeki talepleri konusunda 22/04/2011 tarihli … no’lu ara karar uyarınca karar verildiğinden bu konuda yeniden karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde karar verildiği, aynı celsenin … no’lu ara kararında “Sanıklar Y.Ç. ve M.M. müdafiince TÜBİTAK BİLGEM'den sorulan sorulara verilen cevaplarla ilgili mahkememize bugün ulaşmış olan dosya kapsamındaki cevaplar nazara alındığında cevap içeriğinde ancak İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına cevap verilebileceği belirtilen hususların buna ilişkin kısımlarından suret alıp TÜBİTAK BİLGEM'e yazı yazılarak mahkememize bilgi verilmesinin istenilmesine” ifadelerine yer verilerek, sanık Y.Ç.'nin tutukluluk halinin devamına karar verildiği, altıncı duruşmanın 05/10/2011 tarihinde yapıldığı, heyetin Başkan ..., Üye hâkimler M.E. ve B.B. tarafından oluşturulduğu, bu celsede soruşturma konusu belgeler ile ilgili herhangi bir ara karar tesis edilmediği, yedinci duruşmanın 07/10/2011 tarihinde yapıldığı, heyetin Başkan ..., Üye hâkimler M.E. ve B.B. tarafından oluşturulduğu, mahkeme heyeti tarafından 20 no’lu ara karar ile adli emanette bulunan belge ve materyallerin hangi sanıktan ele geçtiği ve hangi emanet makbuzunda bulunduğunun ayrı ayrı yazılmasının İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nden istendiği, … no’lu ara karar ile de daha önceki ara kararlar ile karara bağlanmayan diğer tüm taleplerin reddine karar verildiği, Sanık Y.Ç.'nin tutukluluk halinin devamına karar verildiği, anlatılan bu duruşmalardan sonra 10. celsenin yapıldığı 15/02/2012 tarihinde kurulan ara karar ile “TÜBİTAK'ın 78 no’lu cd ile ilgili Adli Emanetin … sırasına kayıtlı bulunan 22/11/2010 tarihli TÜBİTAK'tan gelen yazı cevabının talep eden sanık müdafıne verilmesine” kararı verildiği, emanet numaralarının farklı oluşu ve yazının 78 no’lu cd ile ilgili olduğu kararda yazıldığından verilen belgenin soruşturmaya konu belgeler olmadığı, aynı celsede sanık Y.Ç.'nin bihakkın tahliyesine karar verildiği, 12. celsenin yapıldığı 18/04/2012 tarihindeki duruşmada … no’lu ara karar uyarınca soruşturmaya konu yazıların adli emanetten getirtilerek sanık ve müdafilerine verilmesi hususunun gelecek celse değerlendirilmesine dair karar verildiği, 25/05/2015 tarihli 13. celsede … no’lu ara karar uyarınca TÜBİTAK BİLGEM tarafından yazılan … tarih ve … sayılı yazının yalnız mahkeme ile paylaşılabilecek gizlilikte olduğunu ifade ettiği hususlar dışında kalan 4 sayfalık belgenin sanık müdafine verilmesine dair karar verildiği, soruşturmaya konu 35 ve 40 sayılı yazılar ile ilgili olarak da aynı ara kararın (b) no’lu bendinde bu yazıların henüz mahkemeye ulaşmadığı belirtilerek temin edildiğinde incelenip verilmesi hususunun değerlendirilmesine dair karar verildiği, 29/06/2012 tarihli 14. celsenin … no’lu ara kararı ile 35 ve 40 sayılı yazıların verilmesi talebinin aynı ara kararın (a) bendinde belirtilen rapor ile içerik olarak aynı konulan ihtiva etmesi ve geçen celse aynı ara kararında (a) bendinde aynı belgelerin 4 sayfalık kısmının talep eden sanık müdafiine verildiğinden bu konuda yeniden bir karar verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği, takip eden celselerde soruşturmaya konu belgeler ile ilgili bir karar verilmediği, 02/08/2012 tarihli 21. celsede kısa kararın tefhim edildiği,
Soruşturmanın başlamasına ve kovuşturma aşamalarına genel olarak bir kez daha bakıldığında; TSK, TUBİTAK, HAVELSAN ve GES Komutanlığında ayrı ayrı hücre yapılanması olduğu iddia edilerek somut ve ispat edilebilir herhangi bir delil dosya kapsamında olmadığı halde soruşturmanın hayatın olağan akışına aykırı bir şekilde başlayıp devam ettirildiği, Y.Ç. ve M.M. isimli kişilerin TUBİTAK görevlileri oldukları, TUBİTAK’ın TSK için geliştirmiş olduğu devletin güvenliğine ilişkin projeleri örgütün arşivinde saklanmak üzere gönderdikleri iddia edilmiş olup, delil olarak kullanılmak istenen dijital materyellerin maddi gerçeği yansıtmamasına ilişkin yukarıda anlatılan içeriklerin, iddia konusu suçlamalar ile ilgili hukuksal durumlarını doğrudan etkileyecek açık belgelerin, dosya arasına konmayıp soruşturma savcısı F.S. tarafından emanete kayıt edilip dosyaya konulmaması, iddianamenin içerik ve deliller kısmında bilinçli bir şekilde bahsedilmemesi ve mahkeme heyeti tarafından, aslında içerik olarak şüphelilerin lehine olduğunun bilindiği ve şüpheliler müdafince dile getirildiği halde, gerek tutukluluk sürecinde gerekse de karar sürecinde soruşturma ve kovuşturma niteliğinde incelenmeyip maddi gerçek anlamında değerlendirmeye alınmaması, ilgili Cumhuriyet savcısı ve hâkimler yönünden izah edilebilir bir durum değildir, böyle bir süreç ile örnek olarak adı geçen Y.Ç.’nin de tutuklu bırakıldığı ve hakkında mahkumiyet hükmü kurulduğu, ancak Anayasa Mahkemesinin 09/01/2015 tarihli kararı ile “delillerin devlet sırrı gerekçesiyle gizlenmesi, dijital delillerin sıhhati konusundaki iddiaların tam olarak ileri sürülmesini imkansız kılması, mahkemenin bu dijital delillere göre bir değerlendirme yaparak mahkumiyet kararı vermiş olması ve Yargıtay tarafından aynı nedenlerle verilen hükmün onanması sürecinden sonra, mahkemece izlenen usul ve yöntemin, silahların eşitliği ilkesinin gereklerine uygun olmadığı ve bir hak ihlali olarak karara bağlamasından” sonra yeniden yargılama yapılarak nitekim dijital delilerin toplanması hususunda yasa ve uluslararası standart ve prosedürlere dair rapor ve değerlendirme içeren İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin 28.01.2016 tarihli raporu alınarak ve dosyanın geçirdiği tüm safahat değerlendirilerek beraat kararı verildiği ve bu kararın kesinleştiği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 170/4 fıkrasında “iddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır” amir hükmüne ve soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı F.S. in bahsi geçen belgeleri adli emanete aldırmış olmasına rağmen iki gün sonra düzenlediği iddianamede bu raporlar ve eklerinden hiç bahsetmeyerek onları gizlemek şeklinde ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 160/2 fıkrasında “Cumhuriyet savcısının, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için şüphelinin aleyhine ve lehine delilleri toplayarak muhafaza altına almak ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olduğunun” yazılı ve açık bir şekilde Kanunda öngörülmesine rağmen, ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından anılan Kanun maddesine hileli bir biçimde aykırı eylemlerde bulunulduğu, diğer yandan yargılamayı icra eden mahkemenin başkan ve üyelerinin de Cumhuriyet savcısı ile benzer bir şekilde hareket ederek, rapor ve eklerini dava dosyasına koymayarak, tutukluluk ve karar sürecinde hayati önem barındıran bu belgeleri devre dışı bırakarak, hakim ve savcılık mesleğinin şeref ve onurunu bozacak nitelikte davrandıkları, mesleklerini yargı görev ve yetkisi dışında bir amaç ile hareket ederek araç olarak kullandıkları,
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı adli emanetinin … sırasında kayıtlı TÜBİTAK BİLGEM tarafından yazılan yazı cevaplarına ilişkin HSK müfettişleri tarafından düzenlenen inceleme tutanakları, ... Ağır Ceza Mahkemesinin … sayılı dosyasına ilişkin inceleme tutanağı, Adli emanetin … sırasına kayıtlı TÜBİTAK BİLGEM tarafından yazılan yazı cevapları, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı 09.02.2011 tarihli F.S. tarafından düzenlenen 09/02/2011 tarihli iddianame, ... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan tüm duruşma tutanaklarının ilgili bölümleri ve ilgili müzekkereler, ... Ağır Ceza Mahkemesinin … Esas ve … karar sayılı gerekçeli kararı, Yargıtay ... Ceza Dairesinin … esas ve … karar sayılı ilamı, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun … başvuru numaralı ve … tarihli bireysel başvuru kararı, ... Ağır Ceza Mahkemesinin … esas ve … sayılı gerekçeli kararı, ... Ağır Ceza Mahkemesinin … esas ve … esas sayılı gerekçeli kararı ve ilgili kesinleşme şerhleri, beyanlar, savunmalar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun ilgililer hakkında, FETÖ irtibat ve iltisakları nedeniyle verdiği … tarihli ve … sayılı meslekten ihraç kararı, soruşturma raporu ve tüm dosya münderecatından anlaşılmakla" şeklindeki gerekçeyle davacıya isnat olunan eylemlerin sübuta erdiğinden bahisle fiil suç teşkil etmese ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğünden 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası gereğince davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler ile soruşturma raporu ve eklerinin incelenmesinden; "görevde yetkiyi kötüye kullanmak" ve "silahlı terör örgütü üyeliği" suçlarından dolayı da hakkında mahkumiyet kararı verilen davacının eylemlerinin mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte bulunduğunun sübuta erdiği anlaşıldığından, dava konusu kararda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin … tarih ve E:.., K:… sayılı kararına karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Dairenin … tarih ve K:… sayılı kararına karşı yaptığı itirazın reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve E:.., K:… sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinden davacı tarafından peşin ödenen … TL vekalet harcının davacının üzerinde bırakılmasına, … TL'den … TL vekalet harcının mahsubu sonrasında kalan ve davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 26/10/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın