5. Daire 2019/3270 E. 2021/3708 K. — Danıştay Kararı
5. Daire 2019/3270 Esas 2021/3708 Karar 15.11.2021
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2019/3270 E., 2021/3708 K.
T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2019/3270 Karar No : 2021/3708
DAVACI: ...
DAVALI : … Kurulu / … VEKİLİ: Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu karar tesis edilirken, hiçbir aşamada savunmasının alınmadığı, bu sebeple savunma hakkının ihlal edildiği, görevini yerine getirirken bağımsız ve tarafsız olduğu, hakimlik teminatı dikkate alınmaksızın ve soruşturma yürütülmeksizin disiplin cezası verildiği, suç ve cezaların geriye yürümezliği ilkesinin, düşünce, kanaat, vicdan ve ifade özgürlüğünün, masumiyet karinesinin, hâkimlik teminatının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, kararın tesisinde kişiselleştirme yapılmadığı, kararda özel olarak şahsıyla ilgili kriter bulunmadığı, Anayasa'ya, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'na, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve ilgili mevzuata aykırı olarak usule ilişkin işlemlere riayet edilmediği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NIN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'NUN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen ... tarih ve ... sayılı karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında aynı Kurul tarafından verilen ... tarih ve ... sayılı kararın iptali istemiyle açılmıştır. Tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir. Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir. Nitekim, T.C. Anayasası'nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtılmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir. Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır. 22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir. Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir. 667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir. Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır. Dava dosyasının incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun davaya konu kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği, dava konusu ... tarih ve ... sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurul kararıyla da yeniden inceleme talebinin reddedildiği anlaşılmıştır. Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir. Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi yolundaki dava konusu Genel Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmamıştır. Nitekim, davacı hakkında ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle mahkumiyet kararı verildiği de tespit edilmiştir. Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ 1) Genel Olarak Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ... Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek ... Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç ... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir. Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 5 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...” Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.” Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.” Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.” AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.” Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.” Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE 1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir. Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70). Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır. Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır. Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir. Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 30/07/2019 tarihli kararı ile kabul edilmiştir. Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır. 06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır. Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir. Öte yandan davacı tarafından, davalı idarece savunma dilekçesininBu kapsamda davalı idarenin ek süre talebi, Dairemizin 03/10/2019 tarihli kararı ile kabul edilmiştir. Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır. AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46). Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır. Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir. 1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir: "Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır... Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir... HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır. Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır... Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir... Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..." Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür: Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.” Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.” Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.” Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur. Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28). AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir. Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir. Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar. Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları ve Davacının Kendi Beyanı Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir: Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.K.'ya ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28-29-30/11/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...Ben murakıplık yapmaya başladığımda ben yanlış hatırlamıyorsam ilk önce E.E.'nin murakıp olarak sorumlu olduğu şuan gösterebileceğim Etlik Ayvalıda bulunan bir eve gittik. İlk başta E.E. ile birlikte gitmemin sebebi murakıplık görevinin ne olduğunu öğrenmektir. Bu eve gitmeden önce yakında bir sınav tarihi vardı. Yanlış hatırlamıyorsam 2011 yılında nisan ayında yapılan adli yargı sınavından hemen önceydi. Yani bu eve gittiğimizde sınav tarihi çok yakın bir tarihteydi, bunu hatırlıyorum. Ayrıca bu dönemde bizim buraya gönderilmemizin sebebi son bir hafta onların vakit kaybı yaşamaması ve bizim evde yemek hazırlamamızdı. Ben murakıplık yaptığım dönemde tamamen dörtlük olan kişilerin kalmış olduğu çalışma evlerinden sorumlu oldum ve buralara gittim. Bu gittiğimiz ev de dörtlüklerin kalmış olduğu evlerdendi. Bu eve gittiğimde evde 2011 yılı nisan ayı sınavına girecek olan E.Ö., ... ve E.T. olduğunu hatırlıyorum. Ancak ancak evde yanlış hatırlamıyorsam 4-5 kişi vardı. Bu kişilerin isimlerini hatırlamıyorum. Ama görsem teşhis edebilirim. ... ...: Memleketini ve hangi okuldan mezun olduğunu bilmiyorum. Beyaz tenli, balık etli, uzun boyludur. Adli hakimdir. Ders çalışma evinde bulunduğu esnada murakıbı olarak bulunduğu eve gittim. Görsem teşhis edebilirim." Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 14/12/2017 tarihli teşhis tutanağında davacı ...'i net ve kesin olarak teşhis etmiştir. Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.T.'ye ait, Tokat Kom Şube Müdürlüğünce düzenlenen 05/07/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...2. HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ: (2011 Yılı Şubat Avından 2011 Yılı Mayıs Avına Kadar Kaldığını Beyan Eder.) Ben belirttiğim tarihlerde tekrardan Ankara’ya gelerek birinci hakim savcı çalışma evime gittim. Buradan eşyalarımı alarak ... KOD ADLI YADA GERÇEK isimli şahıs ile beraber açık adresini bilmediğim Cevizlidere semtinde bir apartman dairesine gittim. Bu ev benim kalacağım ikinci hakim savcı çalışma evim oldu. Bu evin sorumlusu … KOD ADLI ŞAHIS idi. Bu şahıs haricinde başkaca bir sorumlu ile görüşmedim. Bu evde de yine bir önceki kalmış olduğum evdeki kuralların aynısı geçerliydi. Bu evde belirttiğim dönemde beraber kaldığım şahıslar F., S., ... ve ismini hatırlamadığım bir şahıs daha vardı. Bu evin kimin kiraladığını aboneliklerin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Benim bu evde de herhangi bir adıma abonelik olmamıştır. Bu evde de yine cep telefonu kullanmak yasaktı. Evde kalanlar olarak ailelerimiz ile evde kurulu sabit hat üzerinden iletişim kuruyorduk. Bu sabit hattın numarasını ve kimin adına olduğunu bilmiyorum. Bu hattan da ailemle görüştüm. Bu evde yine yoğun bir şekilde ders çalışılıyordu. Ancak benim sağlık sorunlarım nedeniyle sağlıklı bir çalışma ortamım yoktu. ... ...; Bu şahsın soyadını ve nereli olduğunu bilmiyorum. Kıbrıs hukuk mezunudur. Bu şahıs ile 2. Hakim Savcı çalışma evinde kaldım. Sonrasında ne iş yaptığını bilmiyorum. Görsem teşhis ederim...” Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 05/07/2018 tarihli teşhis tutanağında davacı ...'i net ve kesin olarak teşhis etmiştir. Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K.'ya ait, Tokat Kom Şube Müdürlüğünce düzenlenen 29/09/2018 tarihli sorgulama tutanağı; "... 2. HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ: (2011 YILI İLK AYLARINDA YAKLAŞIK OLARAK 3-4 AY KADAR KALDIĞINI BEYAN EDER.) Bu evin kurallarını daha önceden bildiğim için Ankara iline gittiğimde başım zaten açıktı. Bu evde benimle birlikte kalan şahıslar Z.Y., S.Ç., F. ve ... isimli şahıslar vardı. Bu eve daha öncede başı kapalı olup evde kaldığı için başını açtığını bildiğim S.Ç. isimli şahıs’tır. Bu evde benim ve birlikte kaldığını şahısların herhangi bir kod adımız yoktu. Birbirimizi gerçek isimlerimiz ile bilmekteydik. Bu eve gittiğimde ... KOD ADLI K. isimli şahıs bana ait cep telefonumu aldı. Bu evde de kurallar 1. Hakim savcı çalışma evindekiler ile aynıydı. Bu evde de yine hazırda sabit bir hat bulunmaktaydı. Bu hattın kimin adına kayıtla olduğunu bilmiyorum. ... KOD ADLI ... İSİMLİ ŞAHIS bu evin sorumlusuydu. Bu şahsın üzerinde ev sorumlusu olup olmadığını bilmiyorum. Bu evin iaşe ve fatura giderleri aramızda toplanan paralar ile karşılanmaktaydı. Bu evin kimin kiraladığını, elektrik, su, doğalgaz aboneliklerini kimin adına kayıtlı olduğunu bilmiyorum. Evin kira giderlerini bildiğim kadarıyla ... KOD ADLI ... İSİMLİ ŞAHIS karşılıyordu, ... KOD ADLI ... İSİMLİ ŞAHIS haftada bir ya da iki kez eve gelerek bizimle sohbet ediyor ve ihtiyaçlarımızı soruyordu. Bu görüşmelerde haftada ne kadar ders çalıştığımızı ne kadar kuran okuduğumuzun çetelesini ... KOD ADLI ... İSİMLİ ŞAHIS’a veriyorduk. Bu çeteleleri not alıyordu. Bu evde de yine kaynağı belli olan yayınların haricinde yine 1. Hakim savcı evinde ifademde anlattığım kaynağı belli olmayan A4 kağıda basılmış beyaz kaplı üzerinde DIAMOND ibaresi bulanan yayında bulunmaktaydı. Ben yayın evi belli olan yayınların haricinde hiçbir kaynaktan faydalanmadım. Bu evde de yine denemeler olmaktaydık. Bu denemeler evin salonunda gerçek bir sınav süresince, gerçek sınav modun da olmaktaydı. Bu denemeleri ... KOD ADLI ... İSİMLİ ŞAHIS organize etmekteydi, Bu denemeler sonunda cevap anahtarlarını bize verir aldığımız puanları hesaplıyorduk, Bu denemelerin cevaplarını optik forma doldurup doldurmadığımızı hatırlamıyorum. Ben 2011 yılı içerisinde yapılan hatırladığım kadarıyla adli ya da idari yargı sınavına bir kez girdim. Bu sınavdan önce kalmış olduğumuz eve sınav sorularının getirildiğine ya da sınav sorularının alındığını görmedim veya duymadım. Ben 2011 yılı içerisinde girmiş olduğum adli ya da idari yargı sınavını kazanamadım. Benimle birlikte bu evde kalan şahıslardan sınavı kazandığını bildiğim Z.Y. ve F. isimli şahısların sınavı kazandığını, S.Ç. isimli şahsın sınavı kazanamadığını biliyorum ancak diğer şahsın sınavı kazanmadığını hatırlamıyorum. Sınav sonrasında evden ayrılmadan önce ... KOD ADLI ... İSİMLİ ŞAHIS 2. Çalışma evinde kaldığım şahıslar ile birlikte Konya iline bir geziye davet etti. Hatırladığım kadarıyla 2. Çalışma evinde kaldığım diğer şahıslar ve bizim haricimizde Hakim-Savcı, sınavına hazırlanan başkaca şahıslar ile birlikte gittik. Evde yemek yedikten sonra Konya ilinde gezdiğimizi hatırlıyorum. Bu gezinin amacı sınav sonrası stres atma amacında olduğunu düşünüyorum. Gezi sonrası tekrar Ankara iline geldik. Burada eşyalarımı alarak memleketime döndüm ve sınavı kazanamadığımı memleketimde öğrendim. ... ... İSİMLİ ŞAHIS; Soyadını ve nereli olduğunu hatırlamıyorum. Kıbrıs mezunudur. 2. Hakim Savcı çalışma evinde beraber kaldım. Sonrasında ne iş yaptığını bilmiyorum. Görsem teşhis ederim... ”, Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 30/09/2018 tarihli teşhis tutanağında davacı ...'i net ve kesin olarak teşhis etmiştir. Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.Y.Ş.'ye ait, Tokat Kom Şube Müdürlüğünce 20-21/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...1. HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ: Ben bu çalışma evine E. isimli şahıs ile gittiğimde evde sadece bir bayan vardı. Bu şahıs da benim gibi Hakim Savcılık sınavlarına hazırlanma evine yerleştirilmişti. Bu şahsın adının sonrasında E.K. olduğunu öğrendim. E. isimli şahıs beni bu eve bıraktıktan sonra ayrıldı ve bir daha bu şahsı görmedim. Kalmış olduğum bu çalışma evinin sorumlusu yani murakıbı E.E. isimli şahıs idi. Bu şahsın Kod adı kullanıp kullanmadığım bilmiyorum. E.E. isimli murakıp ben evde E.K. ile berberken ikimize birden hakim savcı çalışma evinin kurallarından tekrar bahsetti. Bu evin kurallarından bahsederken herhangi bir yemin ettirme olayı ya da Kuran-ı Kerime el bastırma olayı olmadı. Murakıp E.E.’ in üzerinde bir şahıs daha olduğunu şu şekilde biliyorum. Murakıp E.E. isimli şahıstan bir şey isteyeceğimiz zaman ya da izin alacağımız zaman ABLA'ya sormam gerekir şeklinde söylerdi. Ancak ben Murakıp E.E.’ in üzerinde yapı adına görev yapan şahsı hiç görmedim. Kalmış olduğum çalışma evinde bizimle ilgilenen sorumlu şahıs sadece Murakıp E.E. isimli şahıstı. Ben bu çalışma evine hatırladığım kadarıyla 2009 Ekim avında girdim ve 2010 Aralık ayında bu evden ayrıldım. Benim kalmış olduğum bir yıllık süre zarfında bu çalışma evine; ... ... yada ... isimli şahıs geldi, bu şahıs ile yaklaşık 7-8 ay kadar kaldım. E.Ö. isimli şahıs geldi, bu şahıs ile yaklaşık 7-8 ay kadar kaldım. ... Benim 2009 Ekim ayında girdiğim ve 2010 Aralık ayında ayrıldığım bu çalışma evine yukarıda isimlerini saymış olduğum şahıslar geldiklerinde E.E. isimli sorumlu murakıp ilgileniyordu ve eve gelen bu yeni şahıslara evin kurallarından birebir görüşerek bahsederdi. ... ... ... ya da ...: Bu şahsın doğulu olduğunu biliyorum. Ailesi İzmir'de yaşıyordu. Kıbrıs Hukuk mezunudur. Çalışma evinde beraber kaldım. Sonrasında hakim olduğunu biliyorum. Yapı evliliği yaptığını duydum. Görsem teşhis ederim..." Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 23/01/2018 tarihli teşhis tutanağında davacı ...'i net ve kesin olarak teşhis etmiştir. Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.D., Tokat Kom Şube Müdürlüğünce 15/10/2017 tarihli sorgulama tutanağı; "...Ben öğrenci evine geçinceye kadar geçici olarak A.A.'ın organize ettiği Kıbrısta Göçmen Köyde bulunan 2 ev vardı, bu evlerden birine ..., diğerine ... kod isimleri verilmişti. Bunun sebebi bu evlerin apartman isimlerinin ... VE ... isimli olmasından dolayıdır. Ben ... ismi verilen evde yaklaşık 15-20 gün kadar kaldım, buradan 1. Sınıfta kalacağım olan öğrenci evine geçiş yaptım. ... adı verilen ev geçici bir evdi, bu evlerde L.H., S.H., A.Ö.,... ..., ... şahıslarla birlikte kaldık. ... isimli evde H.Ç. isimli şahıs, ... isimli evden de E.S. isimli şahıs sorumluydu. KARİYER GÖRÜŞMESİ: Hatırladığım kadarıyla 2009 yılı 2. Dönem civarında H.Ç. isimli şahıs beni o dönemde Kıbrısta kullanmış olduğum ... nolu cep telefonumu sabit hattan arayıp ilk olarak cafede buluştuk, bu görüşmede avukatlık mesleğinin bana uygun olmadığından bahsettim ve akademisyenlik yapmak istediğimi söyledim o da bana A.Ö. seni arayacak akşam bir yerde toplanır görüşürüz dedikten sonra cafeden ayrıldık, ben aynı akşam şuan açık adresini hatırlamadığım yapıya ait öğrenci evinde H.Ç. ile tekrar buluştuk, bu görüşmede benimle birlikte A.Ö., F.K., ... ... vardı, ilk olarak H.Ç. yanında getirmiş olduğu bilgisayarından hakimlik savcılık mesleğinin önemini anlatan bir video izletti bu videoda arka fondan bir erkek sesi vardı, ilk olarak hakim savcı mesleğinin önemini anlattıktan sonra hatırladığım kadarıyla bürokratlardan olan C.Ç.' i kötüler tarzda bir konuşma vardı diye hatırlıyorum, daha sonra H.Ç. bizlere hakim savcı mesleğinin ne kadar önemli bir meslek olduğunu her işin hakim savcıların elinden geçtiğini ve buralarda birilerinin buralarda bu görevi yapması gerektiğinden bahsetti. Bu toplantıda H.Ç. bize hitaben mezun olduktan sonra bile hangi mesleği yapmak istediğimizi söyledi, A.Ö. hakim olmak istediğini söyledi, F.K. elime ne kadar çabuk para geçecekse o mesleği yapmak istiyorum dedi, ... ... de hakim olmak istediğini söyledi. ... ... isimli şahsın da kendi tanışarak evlendiğini biliyorum, ... yapı evliliği yapmadı, bunu eklemek istiyorum. ... ...: İzmirlidir. Yakın Doğu Üniversitesi hukuk mezunudur. Ev mesullüğü yaptığını biliyorum. Bu şahsın uzun boylu, iri yapılı, esmer bir şahıstı, görsem teşhis ederim..." Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 18/10/2017 tarihli teşhis tutanağında davacı ...'i net ve kesin olarak teşhis etmiştir. Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.D.A.'ya ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...Ayrıca Ankara'da staj evi olarak tutulan bizim evden başka evler vardı. Kaç ev vardı hatırlamıyorum ancak bizim devre sorumlumuz 15. Dönemde hakim-savcı olan S.Ç. idi. Bu dönemde S.Ç.'de yapıya ait staj evinde kalıyordu ve bizim evlerden sorumlu kişiydi. Ancak kaç evden sorumlu olduğunu şuanda hatırlayamıyorum. Öncelikle S.Ç.'in kalmış olduğu evde kimler ile kaldığını sunmak istiyorum. S.Ç.'in kalmış olduğu evde F.B., G.B. ve E.A. vardı. Benim hatırladıklarım bu aşamada bundan ibarettir. Ayrıca ilk akademi stajı başladığında daha önceden evli olan Ş.A.Ö. isimli şahıs bizim evde kalmaya başladı. Ayrıca üçüncü evde N.H., M.A., F.B. ve Ş.D. vardı. Dördüncü Sincan Adliyesinde staj yapan kişilerden oluşuyordu. Bunlar S.G., ..., E.K. idi. Bu dört evden S.Ç. sorumlu idi. ... S.Ç. Bizim devre sorumlumuzdur. Bu şahıs kura çektikten sonra bizi birden çok kere toplantıya çağırdı. Ben sadece bunlardan bir tanesine gittim. Toplantı Ankara'da E. isimli şahsın kayınvalidesinin evinde yapıldı. Bu toplantıda klasik şekilde sohbetler yapıldı. Bu toplantıda E. isimli şahıs ile eşi vardı, ayrıca 15. Dönemden ben, N.H., Ş.D. vardı. Bunun dışındaki toplantılara ben hamile olduğum için katılamadım. Ayrıca kura çektikten sonra bana devre sorumluluğu görevi vermişlerdi. Benim devre sorumlusu olarak gördüğüm kişiler S.G.., ... Etmeyemez, Ş.A.Ö.'dür." Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 10/01/2017 tarihli teşhis tutanağında davacı ...'i net ve kesin olarak teşhis etmiştir. Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetveli ile UYAP ortamında bulundan nüfus kayıt örneğinin incelemesinden; davacının, evlenmeden önceki soyadının '...' olduğu, Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2007 yılında mezun olduğu görülmüştür. Tanık beyanlarıyla davacıya ait hizmet cetveli ve nüfus kayıt örneği birlikte değerlendirildiğinde; davacı hakkında beyanda bulunan tanıkların ifadelerinin birbiriyle ve davacıya ait bilgilerle uyumlu olduğu değerlendirilmiştir. Davacı tarafından, tanık ifadelerine karşı; tanıklar tarafından hakimlik dönemine ilişkin bir beyanda bulunulmadığı, ifadelerin dava konusu işlemin tesis edildiği tarihten sonra alındığı, bu nedenle delil olarak kullanılamayacağı beyan edilmiştir. Bununla birlikte, davacının, hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağındaki beyanları şu şekildedir: "...Kınık Hakimi olarak görev yaparken 02/12/2016 tarihinde gece saat 01:30 sularında evimde bulunurken gözaltına alındım. 04/12/2016 tarihinde İzmir adliyesinde Cumhuriyet Savcısına ifade verdim. Sorguya sevk edildim. Sorgu sonucunda yurt dışına çıkış yasağı konularak serbest bırakıldım. Gerek İzmir Cumhuriyet Savcılığında gerekse de mahkemede sorgu esnasında tarafıma net bir suçlama yapılmadı. Bu nedenle sorulan hususlar ile ilgili olarak ifade verdim. Bu ifadelerimi tekrar ederim. Hakkımdaki net suçlamaları öğrenmek için Ankara'ya geldim. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda görüştüğüm bazı üyelerden katalog evlilik yaptığım şeklinde görünüm olduğunu ve Hakim adaylığı sınavına hazırlık döneminde Fethullah Gülen cemaatine ait çalışma evlerinde kaldığıma dair bilgiler olduğunu öğrendim. Bu nedenle bugün bu hususlarla ifade vermek üzere Cumhuriyet Başsavcılığınıza kendiliğimden geldim. Etkin pişmanlık ile ilgili hükümler tarafıma açıklandı, bugüne kadar herhangi bir terör örgütüne üyeliğim olmadı ayrıca herhangi bir suç işlemedim. Bu nedenle etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istemiyorum. Ancak öğrendiğim hususlarla ilgili olarak ifademin lehime değerlendirilmesini talep ediyorum. İlk orta lise eğitimimi Seferihisar'da ailemin yanında devlet okullarında okudum. Liseyi İzmir Anadolu İmam Hatip Lisesinde okudum. 2013 yılındaki Üniversite sınavında Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesini Hukuk Fakültesini kazandım. Üniversiteye hazırlık aşamasında Fethullah Gülen Cemaatiyle herhangi bir ilgisi olmayan Subay Evleri Dershanesi isimli dershaneye gittim. Teyzemin öğretmen bir arkadaşı tarafından kurulmuş küçük bir dershaneydi. Kayıt yapmak amacıyla Kıbrıs'a gittim. Kalacak herhangi bir yerim yoktu, ev kiraları çok pahalıydı. Okulun yurdu vardı ancak burada da yer yoktu. Bir gece misafir olarak üniversitenin yurdunda kaldım. Ertesi gün okuldayken yanıma kalacak yerim olup olmadığını sormak amacıyla birisi geldi, yerim olmadığını söyleyince bu konuda yardımcı olabileceğini söyleyerek birlikte bir eve gittik, bu eve gidince buranın dini cemaatlere ait bir ev olduğunu anladım, çünkü etrafta Risaleyi Nur kitaplarını gördüm. Hayat görüşü olarak ben de muhafazakar bir insan olduğum için daha önceden okuduğum bu kitapları görünce burada kalabileceğime kanaat getirdim. İlk anda bu evin Fethullah Gülen cemaatine ait olduğunu anlamadım. Bir süre sonra bu kişinin kitaplarının okunduğunu görünce bu evin Fethullah Gülen cemaatine ait olduğunu anladım. Kalacak yerim olmadığı için bu evlerde kalmaya devam ettim. Kaldığım süre boyunca herhangi bir burs almadım, her yıl 700 dolarlık ev kirası ile evin ihtiyaçlarının tamamını evde kalanlar kendileri karşılarlardı. Ben de bu şekilde her yıl bu tutarlardan üzerime düşeni yatırdım. Bu evlere kaldığım süre boyunca ev kirası ve evin iaşesi için Fethullah Gülen Cemaati tarafından herhangi bir yardım yapılmadı. Mezun olduğum 2007 yılına kadar Fethullah Gülen cemaatine ait 3 veya 4 farklı evde kaldım. Bazı evlerin sahibi ile sorun çıktığı için evi değiştirdiğimiz durumlar da oldu. 4 yıl boyunca her yıl birlikte kaldığımız kişiler değişebiliyordu. Bu evlerde Hukuk Fakültesinde okuyan herhangi bir kimse ile kalmadım, bu dönemde hukuk fakültesini okuyup da Fethullah Gülen cemaatine ait evlerde kalanlardan sadece A.Ö. 'yü tanıdım. A.'de benim gibi bu evlerde kalıyordu, okuldan mezun olduktan sonra da görüşmeye devam ettik, adli yargı hâkimi olarak görev yaparken meslekten uzaklaştırıldı, bu kişi haricinde üniversite öğrenciliğim boyunca Fethullah Gülen cemaati mensubu olduğunu bildiğim veya düşündüğüm herhangi bir kimse yoktur. Üniversite bittikten sonra İstanbul'a dayımın yanına taşındım. Burada dayımla birlikte kendisine ait evde birlikte kaldık. Avukatlık stajıma başlayarak bitirdim, ... isimli hukuk bürosunda avukat olarak çalışmaya başladım. Kısa bir süre sonra şuan ismini hatırlamadığım bir reklam şirketinde avukatlık yapmaya başladım. ... hukuk bürosundan ayrıldım. Eşim M.E. ile 2009 yılında ortak arkadaşlarımız vasıtasıyla tanıştık o sırada eşim M. Halfeti Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapıyordu. Bir süre arkadaşlığımız devam etti, okulu bitirdikten sonra hakimlik mesleğini düşünmemiştim ancak gerek M. ile ilişkimizin ciddiyeti gerekse de avukatlık mesleğine alışamamam nedeni ile hakimlik sınavlarına girmeye karar verdim. Sınavlara hazırlanmak için üniversiteden tanıdığım ve yukarıda bahsettiğim A.Ö.'yü aradım A., sınava hazırlanmak üzere ev ayarlayabileceğini söyledi daha sonra bana Ankara' da hatırlamadığım bir adreste bulunan bir evin adresini verdi. İstanbul'dan ayrılarak Ankara'ya geldim. İlk önce Ankara'da bulunan teyzemin Aydınlıkevler tarafında kendisine ait olan evinde kaldım. Kendi imkanlarımla hakim adaylığı sınavına hazırlanıyordum. Teyzemin Sakarya'ya öğretmen olarak tayini çıktı. Kalacak yerim olmadığından A.’nın adresini verdiği eve gittim. Bu ev Fethullah Gülen cemaatine ait bir evdi, bu evin Fethullah Gülen cemaatine ait bir ev olduğunu bilerek gitmedim. Yaklaşık 2 ay bu evde kaldım yine evin kirasını ve iaşesini karşılamak üzere ücretini ödedim. Bu evde benimle birlikte 4 veya 5 kişi kalıyorduk, ayrıca günü birlik ders çalışmaya gelenlerde oluyordu, bir kütüphane gibiydi. Bu kişilerin isimlerini hatırlamıyorum görsem dahi tanımam. Kendi odamda günde yaklaşık 8 saat ders çalışıyordum. Namaz sonralarında dahi sohbet yapmıyorduk. Namazımı kendi odamda kılıyordum. 2009 yılı Aralık ayında yapılan hakim adaylığı sınavına girdim 72 puan aldım. Ancak baraj 76 da kaldığı için kazanamadım. Bu sınav fakülteden sonra girdiğim ilk sınavdı. Daha sonra 4 adli yargı, 1 idari yargı bir de Anayasa Mahkemesi Raportör yardımcılığı sınavlarına girdim. İdari yargı ile raportör yardımcılığı sınavlarına kendi evimde kalarak hazırlandım. Fethullah Gülen cemaatine ait evlerde kalırken 3 sınava girdim, kazandığım 2011 yılı Aralık ayında yapılan Hakim adaylığı ve bundan 1ay önce girdiğim Raportör yardımcılığı sınavına bu evlerde kalarak hazırlanmadım. Kazandığım sınavda 82 aldım. 15. Adli Yargı Hakim adayı olarak 2012 yılında Sincan Adliyesinde Hakim stajerliğine başladım. Kısa bir süre önce girdiğim Raportör yardımcılığı sınavından da 85 puan almıştım. Ancak mülakatta elendim, uzun süredir sınavlara çalıştığım için yüksek puanlar almaya başlamıştım. Hakim adaylığı sınavını da bu çalışmalarım sonucunda kazandım. Hakim adayı iken eşim M.E. ile evlendim, 2013 yılı temmuz ayında Sivas Hakimi olarak göreve başladım. 3 yıl burada çalıştıktan sonra 2016 yılı yaz kararnamesi ile talebimiz doğrultusunda Kınık Hakimliğine atandım. Gerek hakim adaylığı gerek Sivas Hakimliğim gerekse de Kınık Hakimliğim sırasında Fethullah Gülen cemaati ile herhangi bir ilgim ve alakam olmadı. Bu cemaate ait sohbet, toplantı veya başka bir ad altında herhangi bir faaliyete katılmadım. Bu cemaate bu yardım veya başka bir ad altında para veya ayni bir yardımda bulunmadım. Bank Asya isimli bankada hesap açtırmadım. 2014 yılı HSK seçim sürecinde Sivas Hakimi olarak görevliydim. Eşim M.E. aynı yerde Cumhuriyet Savcısı olarak görevliydi. Ayrıca eşim Yargıda Birlik Demeği Sandık Müşahitliği görevi yaptı. Seçim süreci boyunca Sivas adliyesini ziyaret eden adaylardan Yargıda Birlik Derneği adayları ile ilgili olarak Sivas'ta yapılan yemekli toplantıya katıldık ayrıca bu derneğin Kayseri’deki toplantısına da iştirak ettik. Kamuoyunda bağımsız adaylar olarak bilinip cemaat mensubu olduğu söylenen kişileri tanımıyorum. Bu kişilerle seçim sürecinde aynı ortamda olmadım. Seçimden önce bayan meslektaşlarla yaptığımız konuşmalarda Yargıda Birlik Derneğine oy vereceğimi açıkça söylemiştim seçimden bir veya iki gün önce halen Bursa Hakimi olarak görev yapan Ş.A. telefonla beni aradı ve Yargıda birlik üyesi olan adaylarla ilgili konuşurken bende bu kişilere oy vereceğimi söyledim. Oyumu da 11 de 11 olarak bu kişilere verdim. SORULDU: Yukarıda hakim adaylığı sınavına hazırlanmak amacıyla Fethullah Gülen cemaatine ait evlerde kaldığınızı beyan ettiniz bu beyanınızdan hareketle gerek hakim adaylığı gerekse de başka sınavlara ilişkin sınavdan önce sınav soruları olduğu söylenerek size soru verildi mi, verildi ise kim verdi, size soru verilmemiş olsa dahi cemaat tarafından bu evlerde kalanlara bu şekilde soru dağıldığını duydunuz mu? Yukarıda kaç sınava girdiğimi açıklıkla ifade ettim. Bana hiç bir şekilde sınavlardan önce sınav soruları verilmedi. Verilmesi teklif edilmedi, hiç kimseden bu evde kalanlara soru verildiğine dair herhangi bir duyumum olmadı. SORULDU: Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen soruşturma kapsamından Fethullah Gülen cemaatinin mensuplan arasında katalog evlilik adı altında evlendirme yöntemi izleyerek evlilikler gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Bu konuda bildikleriniz nelerdir, bu şekilde katalog evliliği yaptığını düşündükleriniz veya bildikleriniz var mıdır? Fethullah Gülen cemaatine mensup evlerde yukarıda açıkladığım gibi sınavlara hazırlanmak amacıyla kaldım. Herhangi bir görev almadım. Bu nedenle örgütün işleyişi ve yapısı hakkında herhangi bir bilgim yoktur. Sorduğunuz katalog evlilikleri kavramını bu 15 temmuz 2016 sürecinden sonra duydum, bu hususta herhangi bir bilgim yoktur. Bu şekilde evlilik yapan kimseyi tanımıyorum. SORULDU: "Menfi Takip Heyeti, Dava Takip Havuzu, İstişare Heyeti" kavramlarını duydunuz mu, bu heyetler kimlerden oluşur? Bu kavramları ilk kez sizden duyuyorum. Bugüne kadar bu şekildeki heyetlerin olduğunu duymadım kimlerden oluştuğunu bilmiyorum. SORULDU: Cumhuriyet Başsavcılığımızca bugüne kadar yürütülen soruşturmalar kapsamında Fethullah Gülen cemaati mensupları arasında gizli, şifreli olarak haberleşme amacıyla bazı programların kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda "Bylock, Eagl veya Kakao" isimli veya başka bir ad altında haberleşme programı kullandınız mı? Bylock Eagle veya Kakao adı altında veya başka bir ad altında şifreli bir haberleşme programı kullanmadım. Bu tür programlardan 15 temmuz sürecinden sonra basına yansıyan haberlerden bilgim oldu. Benim yanımda bu tür programları kullanan kimse olmadı. SORULDU: Hakim adaylığı ve hakim olarak görev yaptığınız süre boyunca Fethullah Gülen cemaatine mensup olduğunu düşündüğünüz veya bildiğiniz yargı teşkilatı içerisinde meslekten uzaklaştırılmış olanlar da olmak üzere kişiler var mıdır varsa kimlerdir ? Fethullah Gülen cemaati benim için bir suç örgütüdür. Bu suç örgütü ile anılmaktan büyük rahatsızlık duyuyorum. Fethullah gülen bana göre bir din adamı değildir. Bunu daha önceden de açıkça birçok kez ifade ettim. Bir süre bu cemaatin evlerinde kaldım. Bunu da açıkladım, bunun haricinde bu örgüt ile herhangi bir bilgim, bağım, iltisakım yoktur. Görev almadım. Bu söylemlerim ile birlikte seçim sürecinde takındığımız tavır nedeni ile bu örgütün hedefi haline geldim. Hatta eşim de aynı şekilde hedef oldu. Buna rağmen bu örgüte ait evlerde kaldığım süre boyunca, Fethullah Gülen cemaatine ait evlerde gördüğüm kişiler; 1-B.K.: Aynı evde kalmadık. Hakim adaylığı sınavına çalışma evlerinde gördüm. Aynı dönem hakim adaylığı yaptık ancak bu kişinin gerek evlerde kalırken gerekse de sonrasında Fethullah Gülen cemaati mensubu olup olmadığını bilmiyorum. 2-H.Ç.: Sivas adliyesinde hakim olarak birlikte görev yaptık. Kendisini bu nedenle tanırım. H.'yi hakim adaylığı sınavına hazırlanırken cemaate mensup evlerden birinde görmüştüm. Sivas adliyesinde kendisine birkaç kez cemaat tarafından alınması halinde telefonu açmamasını öğütlemişimdir. Kendisi de bana ilişiğini kestiğini söylemişti. Bu kişinin gerek evlerde kalırken gerekse de sonrasında Fethullah Gülen cemaati mensubu olup olmadığını bilmiyorum. 3-F.A.: Zamanını hatırlamıyorum. Ancak bir defa cemaat sohbetinde görmüştüm. Hiç bir diyaloğum yoktur. Şuan nerede olduğunu bilmiyorum. Bu kişinin gerek evlerde kalırken gerekse de sonrasında Fethullah Gülen cemaati mensubu olup olmadığım bilmiyorum. 4-R.Y.: Hakim adaylığı dönemini bilmiyorum. Ancak hakim adayı olarak bulunduğumuz sınıfın başkanıydı. O dönemlerde sınıf başkanları genelde cemaat mensubu olurdu, bu nedenle Fethullah Gülen cemaati mensubu olduğunu tahmin edebiliyorum. Kendisi ile herhangi bir diyaloğum olmadı. 5-S.G.Ç.: Hakim adaylığı çalışma evinde 15-20 gün kadar birlikte kaldık. Sonra ben bu evden ayrıldım. Aynı dönem hakim adaylığı yaptık. Bu nedenle birkaç kez görüştüğümüz olmuştur. Ancak Fethullah Gülen cemaati mensubu olup olmadığını bilmiyorum. Yaklaşık 5 yıldır görüşmedik. 6-E.K.: Hakim adaylığı çalışma evinde 15-20 gün kadar birlikte kaldık. Sonra ben bu evden ayrıldım. Aynı dönem hakim adaylığı yaptık. Bu nedenle bir kaç kez görüştüğümüz olmuştur. 2014 yılı HSK seçimlerinden önce bir defa beni aradı ve bağımsız adaylara oy verip veremeyeceğimi sordu bende yargıda birlik adaylarına oy vereceğimi söyledim. Ancak Fethullah Gülen cemaati mensubu olup olmadığını bilmiyorum. 7-E.Ö.: Hakim adaylığı çalışma evinde bir süre birlikte kaldık. O dönem girdiğimiz sınavı ikimizde kazanamadık. Daha sonra nerede kaldığını ve ne yaptığını bilmiyorum. Fethullah Gülen cemaati mensubu olup olmadığını bilmiyorum. 8-S.Ö.:Aynı dönem hakim adaylığı yaptık. Akademide sıra arkadaşımdı, hatta akademideki en samimi arkadaşım diyebilirim. İsmini ihraç listesinde görünce çok şaşırdım. Birlikte olduğumuz yaklaşık 4 aylık süre boyunca tanıdığıma göre S.’nin cemaatle ilgilisi olmadığından eminim. 9-E.G.:Hakim adaylığı sınıfında sınıf başkanımızdı. Ayrıca hakim adaylığı çalışma evlerinden birinde karşılaşmıştık. Cemaat mensubu olabileceğini tahmin edebiliyorum. Ancak akademiden sonraki hayatı ile ilgili herhangi bir bilgim yoktur. 10-N.H.: Hakim adaylığı çalışma evlerinin birinde gördüm, birlikte hakim adaylığı yaptık. Fethullah Gülen cemaati mensubu olup olmadığını bilmiyorum. SORULDU: İfadenize eklemek istediğiniz hususlar nelerdir? Fethullah Gülen cemaati bana göre bir terör örgütüdür. Bu örgüte mensubiyetim söz konusu olamaz. Yukarıda bu örgütün mensubu olmam bir kenara hedefi haline geldiğimi beyan etmiştim. Buna örnek olarak bu örgüt mensubu kişiler tarafından kullanıldığı malum olan ve bu nedenle bir çok soruşturma konulan Twitter isimli sosyal medyada Fuatavni isimli kullanıcı tarafından Fethullah Gülen cemaati mensupları olan polisler ile ilgili Sivas Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan bir davada hakim olarak görevli olmam nedeniyle ismim yazılarak hedef gösterildim. Bu yargılama 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekteydi. O mahkemede hakim olarak görevli değildim. 2. Ağır Ceza Mahkemesi üyesiydim. Mahkemenin ikiden fazla üyesi vardı. Söz konusu soruşturma ile ilgili geçici yetki ile Sulh Ceza Hakimi olarak görevlendirilmem nedeniyle itirazlara bakmıştım. Gözaltı kararlarına yapılan itirazları reddetmiştim. Öncesinde de cemaate yönelik tavır ve davranışlarım nedeniyle Fuatavni isimli kullanıcı tarafından 18 Mart 2015 saat 21:34 'te "yerine istediklerini kararı vereceğini düşündükleri Ağır Ceza Hakimi ... görevlendirildi", saat 21:36 da "..., bu icracılar sayesinde düştüğü durumu anlayınca çok pişman olacak", saat 21:37 de "Günü gelince yaptığınız hukuksuzlukların hesabını vereceğini unutmayın", saat 21:42 de "Biz yezid ve avenelerinin talimatlarını uyguladık demeniz hiç birinizi kurtarmayacak" şeklinde Tweetler atılmıştır. Bu şekilde tehditlerine maruz kaldığım bir örgütün mensubu olduğuma dair iddialar onur kırıcıdır. Geçmişte evlerinde kaldığım dönemlerde bu yapı kamuoyunca ve bence de örgüt olarak bilinmiyordu. Benim bunu bilmemin de imkanı yoktu. Bu yapının benim nazarımdaki dini cemaat niteliği sarsılmaya başlayınca derhal ilgim ve irtibatımı kopardım. 17-25 Aralık süreciye de çok önceden fark ettiğim çarpıklıklar gün yüzüne çıkmış oldu. Bu nedenle üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Açıkladığım Tweetlere ilişkin ekran görüntüleri ile darbe gecesi üye olduğum adalet gündemi isimli sosyal medya platformu üzerinden kendi adımla paylaştığım mesajlara ilişkin ekran görüntüsünün birer örneklerini ifademe ek olarak sunuyorum." Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına, bu evlerde ev mesullüğü yaptığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, örgütün hakim-savcı staj evlerinde kaldığına ve bu evlerde ev sorumlusu olarak görev üstlendiğine, örgüt tarafından kariyer görüşmesi olarak adlandırılan görüşmeye katıldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadeleri ile davacının üniversitede örgüt evlerinde kaldığına ve sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına yönelik kendi ifadesi ve davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
b) Hakim-Savcılık Sınavlarına Örgüte Ait Çalışma Evinde Hazırlanma i. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunda Genel Değerlendirme Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma kapsamında düzenlenen 25/02/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında, "...F.G. isimli şahsın şüpheli olarak alınan savunmalarında ve Tokat Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan sorgusunda özetle '2010 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduğunu ve Kırıkkale İlinde avukatlık stajını yapmaya başladığını, daha önce ismini zikrettiği Ş. isimli şahsın kendisine ulaştığını, kendisini hakim savcı hazırlama evlerine davet ettiğini, Ş.' nin ve ailesinin ısrarı üzerine staj süresinde Ankara Etlik' te bulunan açık adresini hatırlamadığı bir eve yerleştirildiğini, bu evde Amasya'lı, Ankara Hukuk Mezunu olan S.K. (İdari hakim, abisi de hakim), Adana'lı Ankara Hukuk Mezunu esmer, dudağının üzerinde ben bulunan C., Afyonlu H., Afyon'un bir köyünden Ankara hukuk mezunu ailesi çiftçilik yapan uzun boylu zayıf ismini A. olarak hatırladığı kişiler olduğunu, bu hazırlık evinde yaklaşık dört ay kaldıklarını, kendisi dışında hepsinin sınavı kazandıklarını ve mülakatı geçtiklerini, zaten kendisini eve davet ederken sen yazılıyı geç biz mülakatı hallederiz şeklinde söylediklerini, Hakim Savcı hazırlık evlerine haftada bir gün hakim bir bayanın geldiğini, kitap ihtiyacını karşıladığını, bu bayanın zayıf, uzun boylu, Hatay yada Mersinli isminin E. olduğunu, E. isimli şalısın [şahsın] piyasadan fotokopi şeklinde soru ve konu anlatını [anlatımı] getirdiğini, bu fotokopilerdeıı[n] girmiş olduğu sınavda çıktığını hatırladığını ancak miktarını hatırlamadığını, bu evlerde cep telefonun yasak olduğunu, bu çalışma evinde sabit bir hat olduğunu, bu hatların dışarıya aramasının kapalı olduğunu, ancak bu sabit hattın dışarıdan arandığını, bu hat sayesinde sınava çalıştıkları dönemde aileleri ile görüştüklerini' beyan etmesi üzerine FETÖ/PYD Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık evi olarak kullanılan hücre evlerine yönelik Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından soruşturma başlatılmıştır. ... -Bu evlere, üniversite döneminde yapının evlerinde veya yurtlarında kalan, yapıya güvenini ispat etmiş kişiler ile KARİYER GÖRÜŞMESİ adı altında görüşme yapılarak Hakim/Savcılık mesleğini yapmak isteyenler yönlendirilmektedir. KARİYER GÖRÜŞMESİ yapıldığı esnada kariyer görüşmesi yapan kişi KOD adı kullanmaktadır ve KOD adı kullandığını görüşme yaptığı kişiler bilmektedir. -KARİYER GÖRÜŞMESİ sonucunda hakim savcı olmak isteyen kişiler genelde Ankara İlinde (...) bulunan evlere sınavdan yaklaşık üç-dört-beş ay önce çağrılmaktadır. Bu evleri bahse konu sınav döneminde Ankara Adliyesinde adli veya idari yargı hakim/savcı adayı olarak staj yapan ve yapının Ankara ilinde kiralamış olduğu adaylık (Staj evlerinde) evlerinde kalan yapı üyesi kişiler kiralamakta ve evin kira ve bazı masraflarını bu kişiler karşılamaktadır. Bu evlerin bir tanesinden sorumlu kişilere yapı içerisinde MURAKIP denilmektedir. Bu murakıp olarak adlandırılan kişilerin üstlerinde yer alan ve yapı içerisinde en az iki evden sorumlu kişilere SER MURAKKIP denilmektedir. MURAKIP ve SER MURAKIP'lık yapan kişiler gizlilik ve kendilerinin deşifre olmaması amacıyla KOD adı kullanmaktadır. KOD adı kullandıklarını evde kalan kişiler bilmektedir. Yapı içerinde MURAKIP ve SER MURAKIP olarak adlandırılan bu kişiler, bu görevi yaptıkları dönemde Ankara İlinde Hakim/Savcı adayı olarak görev yapmaktadırlar. -Bu evlerde kalan kişilere, ev sorumluları olan MURAKIP veya SER MURAKIP olarak görev yapan kişiler mümkün olduğunca dışarı çıkmamaları, bu evin varlığından kimseye bahsetmemeleri, evin bulunduğu apartmandakiler ile muhatap olmamaları, muhatap olduklarında kendilerini avukat adayı yada hukuk öğrencisi olarak tanıtmalarını istemektedir. Bu evlerde kalmaya başlayacak kişilere bu evde şahit olacağı hususlardan kimseye bahsetmemeleri konusunda abdest aldırıp Kuran'ı Kerime el basarak yemin ettirilmektedir. Bu evlerde kalmaya başlayan kişilerin bir tanesinden adına bahse konu örgüt hücre evine kullanılmak üzere dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı olan, yani tek taraflı aranmaya açık olan bir sabit hat alması istenilmektedir. Ancak son dönemde yapılan tespitlerde bazı hatların içeriden dışarıyı aramaya açık olduğu ve içeriden dışarıya nadirende olsa aramalar yapıldığı tespit edilmiştir. Kaldı ki bazı evlerin HTS dökümlerinin incelenmesinde içeriden dışarının arandığına ilişkin tespitler yapılmıştır. Ayrıca alınan son beyanlarda hat içeriden dışarıya veya dışarı içeriye aramaya açık olsa da ilgili sorumlular içeriden dışarıyı aramayı yasaklamaktadırlar. Yine eve gelen kişilerin cep telefonları toplanmakta ve bu evde telefon kullanımı yasaklanmaktadır ancak alınan savunmaların bazılarında evde gizli bir şekilde telefon kullandıklarını, bazı savunmalarda ise hattı memlekette açık bir şekilde bıraktıklarını, o dönemde telefonların memlekette açık olduğunu beyan etmişlerdir. Yine bu evde kalan kişilere bu sabit hattı sadece çekirdek ailelerine vermeleri gerektiği, evde kalan kişilere birilerini arayacakları zaman ANKESÖRLÜ telefon kullanmaları yönünde talimat verilmektedir. Bu sayede bu evlerin deşifre olmasının önüne geçilmektedir. Hatta alınan son beyanlarda sorumlu kişilerin evde kalacak kişilere hitaben "Ankara çalışma evleri cemaatin yatak odasıdır, buradan kimseye bahsetmemek gerekir" söyledikleri tespit edilmiştir. -Bu evde kalan kişilere hakimlik savcılık sınavlarının soruların doğrudan veya deneme adı altında soru çözdürülmek suretiyle verildiğine ilişkin birden fazla itirafçı beyanı mevcuttur. Ayrıca bu hakim/savcılık sınavlarına hazırlık hücre evinde mülakat provaları yapılmaktır. Bu soru verilme ve mülakat provaları ile örgüt kendi elemanlarını Türkiye Cumhuriyetinin üç kuvvetinden biri olan yargı erkindeki hakimlik veya savcılık mesleğine yerleştirmektedir. ... -Hakim/Savcılık stajına başlayan yapı içerinde yer alan hakim/savcı adaylarından ilk maaşının tamamı ve sonraki maaşlarının da bekarlardan yüzde 15' i, evlilerden ise yüzde 10'u talep edilmektedir. Bu şekilde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık çalışma evlerinin finansmanı sağlanmaktadır. ..." şeklinde tespitlerde bulunulmuştur. Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ve bu kişiler hakkında tanık beyanında bulunan kişilerin hakim-savcılık sınavı çalışma evlerine ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür: Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.T.S. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/09/2017 tarihli sorgulama tutanağı: "...Yine bu evlerde şahit olduğum bir husus daha vardır. Bu husus; dıamond isimli ve bandrolsüz test kitabı vardı ve bu kitabı en az bir kez bitirmemiz söyleniyordu ayrıca bu kitabı evin dışına hatta balkona bile çıkarmamamız isteniliyordu. Sebebini sorduğumuzda ise kitapların bandrolsüz olduğu söyleniyordu. Piyasada yokmu falan diye sormuştum, bana bu kitabın piyasada olmadığını, bizlerin üst dönemlerinde olan kişilerin bütün kitaplardan derleme yaparak oluşturdukları söylenmişti. yine eve ilk geldiğimde bu evin varlığından bu evden bahsetmememiz tembihlenmişti. hatta evin sabit telefonunu irtibat numarası olarak biryere vermemiz söyleniyordu. Bu evlerde 10 saat ders çalışmak zorunluydu. Evde deneme adı altında sınav yapıyorlardı. bu denemeyi murakıplar dışarıdan getiriyorlardı. daha sonra süre tutuyordu. süresi tamamlandıktan sonra cevap anahtarını söylüyor ve netlerimizi not ediyordu. Gelen denemeler bizde bırakılmayıp tekrar toplatılıyordu. Bu denemeleri evde bırakmıyorlardı. ...SORU VERİLME OLAYI 2011 yılı Nisan ayında yapılan sınavın gecesinde eve sermurakıp olan Gülşen kod adlı G. isimli şahıs geldi. evde bulunan 6 kişiyi salona topladı. bizlere hitaben bir konuşma yaptı. bu konuşmada 'elinde şuan yarınki sınava ilişkin soruların bulunduğunu ve yemin etmemiz karşılığında bu soruları bizimle paylaşacağını' söyledi. bunun üzerine evde bulunan kişiler hak yiyeceklerini düşünerek çok rıza göstermediler. Bunun üzerine Gülşen kod adlı G. konuşmasının devamında 'görevdeki kişilerin hakkıyla gelmediğini, solcuların ve diğer kişilerin kendi adamlarını kayırarak getirdiklerini, muhtemelen kazanacağımızı ama bunun yinede bizimle paylaşmak istediğini' söylemesi zerine evdeki kişiler de bunu kabul etti. Bunun üzerine herkese abdest aldırdı. kendisi de Kuranı-kerimi eline aldı. elinde bulunan metni bize verdi ve kuranı-kerime el bastırdı. bu metini kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ancak bütün değerlerimiz üzerine yeminle alakalı bir metindi. daha sonra her bir soru için ayrı ayrı küçük kağıtlar halindeki fotokopi parçalarını bizlere kısım kısım dağıttı. yanlış hatırlamıyorsam 100 sorudan 60 70 civarından sorunun cevapları işaretlenmiş şekilde vardı. Biz bunları alarak okuyup ezberledik, daha sonra soruları toplayarak götürdü. daha sonra ben sabah sınava girdim ve sınavdan 82 veya 83 puan aldım, zaten gösterdikleri sorular sınavda çıkmıştı." İfadesine başvurulan E.Y. isimli şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 26/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “... 1.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI AĞUSTOS-ARALIK AYLARI: ... Murakıblar hakim savcı çalışma evine daha sık gelir, sermurakıblar ise eve daha nadir gelen şahıslardı. Murakıbım olan ... KOD ADLI Ş. isimli şahıs yanımda getirmiş olduğum cep telefonumu eve gittikten kısa süre sonra benden aldı. ...Kira ve fatura evde kalanlar olarak ödenmiyordu. Sadece yiyecek ihtiyacı karşılanıyordu. Ben bu eve gittiğimde evde sabit hat kurulu vaziyetteydi. O yüzden sabit hattın kimin adına olduğunu bilmiyorum. Benim adıma değildir. Faturaların ve kira sözleşmesinin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Evde bulunan sabit hat Ankara iç dış aramalara açık ancak il dışına aramalara kapalıydı. Dışardan aramalara ise açıktı. Bu sabit hat ile annemle defaten farklı zamanlarda görüştüğümü hatırlıyorum. ... Ben kalmış olduğum birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı idari ve adli yargı sınavından önce genel kültür sorularının verildiğini anlatmak istiyorum. Ben birinci kaldığım hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı Kasım ayında yapılan idari yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI OLAN ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs kalmış olduğumuz hakim savcı çalışma evine geldi. Geldiğinde evde birlikte kaldığım Ü.D., M., Y.A., B.K. ve beni evin salonuna topladı. İlk olarak evde bulunan sabit hattın fişini çektirdi. Öncelikle salonu toplamamızı istedi. Herkes ile kendi kaldıkları odada birebir görüştü. Benimle kendi kaldığım odada SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. ile yaptığım görüşmede sen buraya hizmet hareketi için geldin. Sen bir hizmet insanısın dedi. ...SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. hepimize tek tek Kurana el basmak suretiyle sözlü olarak yemin ettirdi. ...Yeminden sonra SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirmiş olduğu fotokopi halinde A4 kağıtlarında bulunan genel kültür sorularını çıkarttı. Bu sorular 20-25 civarında beş altı sayfadan ibaretti. Cevapları yoktu, Evde kalanlar olarak Ü.D., M., Y.A., B.K. isimli şahıslarla birlikte topluca bu sorulara baktık ve defterimizden kopardığımız kağıtlara soruların cevapları birlikte çözdük. ...Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı idari yargı sınavında bir gün öncesinden tarafımıza verilen Genel kültür sorularının birebir aynısının çıktığını gördüm. Ancak tamamı değil yarısının çıktığını hatırlıyorum...
2013 YILI ADLİ YARGI SINAVINDAN ÖNCE SINAV SORULARININ VERİLMESİ OLAYI: Ben aynı şekilde birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılında kalmaya devam ederken aralık ayında yapılan adli yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs tekrar evimize geldi. ...SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirdiği leptopu açtı ve boynunda muskanın içerisine gizlenmiş flash belleği çıkardı ve leptopa taktı. Bize hitaben yarın ki gireceğimiz adli yargı sınavında çıkma ihtimali bulunan soruların olduğunu söyleyip. Bu sorulara bakmamızı istedi. Bu sorulara Ü.D., M., Y.A., B.K. ve ben hep beraber baktık. Bu sorular hatırladığım kadarıyla toplamda 25-30 sorunun olduğu genel kültür kısmındaki sorulardı. Ancak bu sınav sorularının bir kısmının cevapları işaretli, bir kısmının cevapları işaretli değildi. ...Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı adli yargı sınavında tarafıma bir gün önce gösterilen genel kültür sorularının hatırladığım kadarıyla tamamı olmamakla birlikte tamamına yakını çıktı. Yanlış hatırlamıyorsam soruların yerleri değişikti, ancak doğru cevapları aynıydı...
2.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2014 YILI OCAK-2015 YILI OCAK AYI: ...Bu evde DİAMOND isimli hazırlık kitabı da vardı. Bu kitap piyasada bulunmayan evden dışarıya çıkartılması yasak olan bir kitaptı. Bu kitap yapı tarafından derlenen bir çalışma kitabıydı. Girmiş olduğum gerçek sınavlarda DİAMOND isimli kitaptan benzer soruların çıktığını hatırlıyorum. Çünkü çok fazla soru vardı..." Yukarıda yer verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere FETÖ'ye ait hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kalan kişiler kapalı devre bir sistem içerisine alınmaktadır. Bahse konu sınava hazırlık evlerinde gizliliğin sağlanması ve deşifre olunmaması amacıyla cep telefonlarının toplanması, dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı yani tek yönlü aramaya açık olan sabit telefon kullanılması gibi kurallar bulunmaktadır. Kişiler farklı illerden hakim-savcılık sınavını kazanabilmeleri amacıyla başta Ankara olmak üzere belli illere getirilmekte ve örgüt içinde yer alan kişilerce bu evlere yerleştirilmektedir. Sınava hazırlık evlerinde gizliliğin en üst seviyede tutulduğu, gerek doğrudan gerek deneme adı altında hakim-savcılık sınavı sorularının verildiği görülmektedir. Sonuç olarak hakim-savcılık sınavına hazırlanma evi olarak nitelendirilen bu evlerde anılan yöntemler uygulanarak FETÖ tarafından örgüte iltisak ve irtibatı bulunan kişilerin sınava giren diğer adayların önüne geçmesinin amaçlandığı, FETÖ için yargı organlarının ve yargı erkiyle bağlantılı kurumların ele geçirilmesi bakımından hakim-savcılık mesleğine giriş sınavlarına hazırlık evlerinin özel önem arz ettiği anlaşılmaktadır.
ii. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunun Davacı Yönünden Değerlendirilmesi Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 30/10/2019 tarihli dilekçesi ekinde yer alan CD ile dava dosyasına sunulan ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/5846 sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen Dosya İnceleme ve Değerlendirme Tutanaklarında şu tespit ve değerlendirmeler yer almıştır: 01/03/2019 tarihli Dosya İnceleme ve Değerlendirme Tutanağında; "...... (...) ...'in, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku eğitim kaydı olduğu, 25 Aralık 2011 Adli Yargı sınavına katıldığı, bu sınavın mülakatına hak kazandığı, sınava girerken ... numaralı GSM hattının iritibat numarası olarak verildiği, 15 Temmuz Darbe girişimi sonrasında İzmir Kınık Adalet Dairesinde Hakim olarak görev yaparken ihraç olduğu, bylock kaydına rastlanılmadığı tespit edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından tasnif kolaylığı sağlaması amacıyla 13. Çalışma evi olarak adlandırılan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim / Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde örgütün haberleşmesinde kullanılan ... numaralı hat ile Z.D. (Babası, toplam 94 kayıt) ve K.D. (kuzeni toplam 35 kayıt) adına kayıtlı telefon hatlarının (20 Aralık 2011 Adli Yargı sınavına girmesi göz önüne alındığında görüşme tarihleri ile sınavlara hazırlanma döneminin / evin hücre evi olarak kullanıldığı tarih aralığının uyumlu olduğu gözlenmiştir.) görüşme kayıtları tespit edilmiştir. Bu haliyle bu kişi yönünden değerlendirme yapıldığında dosya kapsamında HTS Analiz Raporu, HTS İnceleme Tutanağı, araştırma tutanakları, tüm dosya kapsamı ve örgütün hücre evi yapılanmasıyla ilgili tüm itirafçı beyanları dikkate alındığında ... (...) ...'in Adli / İdari Yargı sınavlarına hazırlık döneminde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim / Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde kaldığı tespit edilmiştir." 24/02/2019 tarihli Dosya İnceleme ve Değerlendirme Tutanağında; "...Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından tasnif kolaylığı sağlaması amacıyla 19. Çalışma evi olarak adlandırılan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim / Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde örgütün haberleşmesinde kullanıldığı tespit edilen ... nolu sabit hat ile Z.D. (babası, toplam 70 kayıt) K.T. (Teyzesi, yengesi, toplam 42 kayıt) ve Ö.D. (Erkek kardeşi, toplam 16 kayıt) adına kayıtlı telefon hatlarının (25 Aralık 2011 Adli Yargı sınavına girmesi göz önüne alındığında görüşme tarihleri ile sınavlara hazırlanma döneminin / evin hücre evi olarak kullanıldığı tarih aralığının uyumlu olduğu gözlenmiştir.) görüşme kayıtları tespit edilmiştir. Bu haliyle bu kişi yönünden değerlendirme yapıldığında dosya kapsamında yer alan HTS Analiz Raporu, HTS İnceleme Tutanağı, araştırma tutanakları ile tüm dosya kapsamı ve örgütün hücre evi yapılanmasıyla ilgili tüm itirafçı beyanları dikkate alındığında bu evin kullanıldığı dönemde ... (...) ...'in Adli / İdari Yargı sınavlarına hazırlık döneminde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim / Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde kaldığı tespit edilmiştir." 25/02/2019 tarihli Dosya İnceleme ve Değerlendirme Tutanağında; "...Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından tasnif kolaylığı sağlaması amacıyla 21. Çalışma evi olarak adlandırılan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim / Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde örgütün haberleşmesinde kullanıldığı tespit edilen ... nolu sabit hat ile Z.D. (babası, toplam 2 kayıt) adına kayıtlı telefon hattının (25 Aralık 2011 Adli Yargı sınavına girmesi göz önüne alındığında görüşme tarihleri ile sınavlara hazırlanma döneminin / evin hücre evi olarak kullanıldığı tarih aralığının uyumlu olduğu gözlenmiştir.) görüşme kayıtları tespit edilmiştir. Bununla birlikte Cumhuriyet Başsavcılığımızda savunmaları alınan şüphelilerden A.M.E ifadesinde; "... Bu eve gittiğimde, benim dışımda emniyet ifademde bahsettiğim H. isimli şahıs, M. isimli şahıs, N. isimli şahıs vardı. Bu evde ben 2011 yılı Aralık ayının sonuna doğru (sınavın tarihini tam hatırlamamakla birlikte sınavdan bir gün sonra evden) ayrıldığımı hatırlıyorum. Bu evde benim kaldığım süre zarfında yukarıda saymış olduğum benimle beraber 4 kişi sınava hazırlandı. Bunun dışında bu evde başka kalan kimse olmadı. Bana sormuş olduğunuz E.M.Y, E.Ü. ve ... ... isimli kişileri tanımıyorum. Bu kişiler benden sonra bu evde kaldılar mı ondan bilgim yoktur..." şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu haliyle bu kişi yönünden değerlendirme yapıldığında, şüphelinin sınavı kazanma tarihinde bu eve ilişkin dosyada yer alan HTS İnceleme Tutanağı, HTS Analiz Raporu, araştırma tutanakları, tüm dosya kapsamı ve örgütün hücre evi yapılanmasıyla ilgili itirafçı beyanları dikkate alındığında bu evin kullanıldığı dönemde ... (...) ...'in FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim / Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde kaldığı tespit edilmiştir." 10/05/2019 tarihli Dosya İnceleme ve Değerlendirme Tutanağında; "...Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından tasnif kolaylığı sağlaması amacıyla 20. Çalışma evi olarak adlandırılan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim / Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde hakkında yürütülen soruşturma kapsamında hücre evinde örgütsel iletişim amacıyla kullanılan ... nolu sabit hat ile Z.D. (babası, toplam 51 kayıt) ve K.T. (Teyzesi, toplam 2 kayıt) adına kayıtlı telefon hatlarının (25 Aralık 2011 Adli Yargı sınavına girmesi göz önüne alındığında görüşme tarihleri ile sınavlara hazırlanma döneminin / evin hücre evi olarak kullanıldığı tarih aralığının uyumlu olduğu gözlenmiştir.) görüşme kayıtlarına rastlanılmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığımızda savunmaları alınan şüphelilerden S.T. şahıs hakkında; "...2. Hakim Savcı Çalışma Evi: (2011 Yılı Şubat Ayından 2011 yılı Mayıs Ayına Kadar Kaldığını Beyan Eder) Ben belirttiğim tarihlerde tekrardan Ankara'ya gelerek birinci hakim savcı çalışma evime gittim. Buradan eşyalarımı alarak ... kod adlı ya da gerçek isimli şahıs ile beraber açık adresini bilmediğim Cevizlidere semtinde bir apartman dairesine gittim. Bu ev benim kalacağım ikinci hakim savcı çalışma evim oldu. Bu evin sorumlusu ... kod adlı şahıs idi. Bu şahıs haricinde başkaca bir sorumlu ile görüşmedim. Bu evde de yine bir önceki kalmış olduğum evdeki kuralların aynısı geçerliydi. Bu evde belirttiğim dönemde beraber kaldığım şahıslar F., S., ... ve ismini hatırlamadığım bir şahıs daha vardı..." şeklinde beyanda bulunmuş ve şahsı kesin ve net olarak teşhis etmiştir. S.K. şahıs hakkında; "...2. Hakim Savcı Çalışma Evi; (2011 Yılı İlk Aylarında Yaklaşık Olarak 3-4 Ay Kadar Kaldığını Beyan Eder.) Bu evin kurallarını daha önceden bildiğim için Ankara iline gittiğimde başım zaten açıktı. Bu evde benimle birlikte kalan şahıslar Z.Y., S.Ç., F. ve ... isimli şahıslar vardı. Bu eve daha önce de başı kapalı olup evde kaldığı için başını açtığını bildiğim S.Ç. isimli şahıstır. Bu evde benim ve birlikte kaldığım şahısların herhangi bir kod adımız yoktu. Birbirimizi gerçek isimlerimiz ile bilmekteydik..." şeklinde beyanda bulunmuş ve şahsı kesin ve net olarak teşhis etmiştir. Diğer taraftan kayıtlarımızın tetkikinde, şüphelinin daha önce tamamlanarak ilgililer yönüyle dosyalarına gönderilen ve Cumhuriyet Başsavcılığımızca tasnif kolaylığı sağlamak amacıyla 13 nolu çalışma evi, 19 nolu çalışma evi ve 21 nolu çalışma evi olarak adlandırılan çalışma evlerinde de kaldığı tespitleri yapılmıştır. Bu haliyle bu kişi yönünden değerlendirme yapıldığında dosya kapsamında yer alan S.K. ve S.T.'nin ifade tutanakları ve teşhis tutanakları, HTS Bilirkişi Raporu, HTS Analiz Raporu, araştırma tutanakları ile tüm dosya kapsamı ve örgüt yapılanmasıyla ilgili tüm itirafçı beyanları dikkate alındığında bu evin kullanıldığı dönemde ... (...) ...'in Adli / İdari Yargı sınavlarına hazırlık döneminde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim / Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde kaldığı tespit edilmiştir." 28/05/2019 tarihli Dosya İnceleme ve Değerlendirme Tutanağında; "...Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından tasnif kolaylığı sağlaması amacıyla 16. Çalışma evi olarak adlandırılan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim / Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde örgütün haberleşmesinde kullanıldığı tespit edilen ... numaralı hat ile Z.A.D. (babası, toplam 51 kayıt) ve K.T. (Teyzesi, toplam 18 kayıt) ve B.T. (Teyzesinin oğlu, toplam 4 kayıt) adına kayıtlı telefon hatlarının (25 Aralık 2011 Adli Yargı sınavına girmesi göz önüne alındığında görüşme tarihleri ile sınavlara hazırlanma döneminin / evin hücre evi olarak kullanıldığı tarih aralığının uyumlu olduğu gözlenmiştir.) görüşme kayıtlarına rastlanılmıştır. Bununla birlikte, Cumhuriyet Başsavcılığımızda savunmaları alınan şüphelilerden A.Y.Ş. şahıs hakkında; "... Ben bu çalışma evine hatırladığım kadarıyla 2009 Ekim ayında girdim ve 2010 Aralık ayında bu evden ayrıldım. Benim kalmış olduğum bir yıllık süre zarfında bu çalışma evine; ... ... ... ya da ... isimli şahıs geldi, bu şahıs ile yaklaşık 7-8 ay kaldım. ... ... ... ya da ...; bu şahsın doğulu olduğunu biliyorum. Ailesi İzmir'de yaşıyordu. Kıbrıs Hukuk mezunudur. Çalışma evinde beraber kaldım. Sonrasında hakim olduğunu biliyorum. Yapı evliliği yaptığını duydum. Görsem teşhis ederim..." şeklinde beyanda bulunmuş ve şahsı kesin ve net olarak teşhis etmiştir. E.Ç. Şahıs hakkında; "... Ben eve yerleştikten sonra bu çalışma evine ... isimli şahıs daha geldi. Bu şahısta farklı üniversitenin hukuk fakültesi mezunuydu. Ben bu şahsı öncesinde tanımıyordum. İlk başta bu çalışma evinde biz ... kod adlı A. ve ... isimli şahısla sınava yakın zamana kadar birlikte kaldık. ... kod ya da gerçek isimli şahıs bu çalışma evine üç ya da dört günde bir gelir. Geldiği zamanlarda halimizi hatrımızı sorardı. Bazen de evin market ihtiyacını getirirdi. Evde geldiği zamanlarda da evin bazı kuralları olduğunu da evin bazı kuralları olduğunu da zaman zaman söylerdi. Bu kurallar hatırladığım kadarıyla komşularla muhattap olmamız gerektiğini çok fazla dışarıya çıkmamız gerektiğini söylerdi. Ancak ben bu çalışma evinde kalırken haftada bir kez kendi evime gidip gelirdim. Evde kalan ... kod adlı A. ve ... isimli şahıslar il dışından geldikleri için onların memleketlerine gitmesi istenmezdi. Hatırladığım kadarıyla bu çalışma evine 2009 yılı Ekim ya da Kasım aylarında sınava yakın zamanlarda sabit bir hat bağlandı. Bu sabit hattın kimin adına olduğunu ben bilmiyorum. Bu sabit hat ile de dışarıyı aramamız yasak idi. Sadece gelen aramalara cevap vermemiz söyleniyordu. Ben bu sabit hat ile de annem ve babamla farklı zamanlarda defaten görüştüğümü hatırlıyorum. Benim o zamanda cep telefonum yanımdaydı. Ancak evde kaldığım süre içerisinde kapalı olabilir. Yine evde birlikte kaldığım ... kod adlı A. ve ... isimli şahıslarda bu sabit hat ile farklı zamanlarda aileleriyle görüşme yapmışlardır..." şeklinde beyanda bulunmuş ve şahsı kesin ve net olarak teşhis etmiştir. Diğer taraftan kayıtlarımız tetkikinde, şahsın daha önce tamamlanarak ilgililer yönüyle dosyalara gönderilen ve Cumhuriyet Başsavcılığımızca tasnif kolaylığı sağlamak amacıyla 13 nolu çalışma evi, 19 nolu çalışma evi ve 21 nolu çalışma evi olarak adlandırılan evlerde de kalan şahıslardan olduğu tespitleri yapılmıştır. Bu haliyle bu kişi yönünden değerlendirme yapıldığında dosya arasında yer alan E.Ç. ve A.Y.Ş. 'nin ifade tutanakları ve teşhis tutanakları, HTS Kayıtları, HTS Raporu, Araştırma Tutanakları ile tüm itirafçı beyanları dikkate alındığında bu evin kullanıldığı dönemde ... (...) ...'in Adli / İdari Yargı sınavlarına hazırlık döneminde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim / Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde kaldığı tespit edilmiştir." Davacı tarafından hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kaldığına yönelik tespitlere ilişkin herhangi bir beyanda bulunulmamıştır. Netice itibarıyla, davacının örgütün yargı erkine kendisine iltisak ve irtibatlı kişileri yerleştirebilmek amacıyla oluşturduğu hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde anılan sınavlara hazırlanmış olmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatı ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışmaları Davalı idarece dosyaya sunulan "..." ID numaralı, "kirkuckirkuc" kullanıcı isimli ByLock kullanıcısına ait ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan, bu kişi ile "..." ID numaralı Bylock kullanıcısı arasında geçen yazışma içerikleri şu şekildedir: "... ... birde hakime hanim var onun ismi aklina su an gelmedi, sonradan ismini size atayim, bu bayan kibris mezunu üniversite okurken bszim evlerde kaldi, meslege hazirlanirken sinav evlerimizde kaldi, adayken de ankara da aday evlerimizde kaldi, sonradan bizim arkadasimiz olmayan mehmetbetyemez isimli savci ile evlendi, su an bizle irtibatinyok diye biliyorum. sivasta ki polis sorusturma dosyasinda tutuklamalarin devamina karar vermis fuat avniye çikmis bu nedenle sirketi elestirmis, simdi ortadayim diyor korku var. aykiri karar veremez üstten gelen emiri yapar diye düsünüyorum. esi savci mehmet etyemez seçim sürecinde yargida birlige destek vermis. bayanin ismi aklima geldi ... bugün çocugu oldu dogum izninde ne zaman baslar bilmiyoruz " Davacı tarafından, ByLock yazışma içeriklerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır. Bu durumda, söz konusu ByLock yazışma içeriklerinde davacının adının geçmesi hususu davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır. Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25). Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır. AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir. Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir. AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır. Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır. Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir. AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir. AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207). Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır. Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. Öte yandan davacı tarafından, davalı idarece savunma dilekçesinin yasal cevap verme süresinden sonra verildiğinden bahisle davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiği ileri sürülmekte ise de, verilen ek süre içerisinde davalı idarece savunma dilekçesinin sunulduğu anlaşıldığından, davacının söz konusu iddiası yerinde görülmemiştir.
D) KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE, 2. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 15/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.