5. Daire 2019/1930 E. 2021/4228 K. — Danıştay Kararı :: Hukuk Asistan
Danıştay Kararı

5. Daire 2019/1930 E. 2021/4228 K. — Danıştay Kararı

5. Daire 2019/1930 Esas 2021/4228 Karar 01.12.2021
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2019/1930 E.,  2021/4228 K.

T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/1930
Karar No : 2021/4228

DAVACI : …
DAVALI : ... Kurulu
VEKİLİ : Av…

DAVANIN KONUSU : Davacının, Adana Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığı dönemde gerçekleştirdirdiği eylemleri nedeniyle 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin 5. (son) fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme başvurusunun reddine dair anılan Dairenin 06/07/2017 tarih ve E:2015/76, K:2017/226 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin … tarih ve E:…, K: … sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Davacı vekili tarafından; dava konusu meslekten çıkarma cezasına konu olay tarihinde müvekkilinin Adana Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığı, hakkında yapılan soruşturma sonucunda fiili mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğünden dava konusu kararların tesis edildiği, soruşturma izni kararı vermekle görevli Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu 3.Dairesi tarafından hakkında alınan soruşturma izni verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı kararın henüz gerekçeleri yazılıp ıslak imzaları tamamlanmadan Daire Başkanı tarafından imzalanan üst yazı ile karar sonucu Teftiş Kurulu Başkanlığına bildirilerek işlem başlatılmasının, usul yönünden Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 12/2. maddesine aykırı olduğu, soruşturma izni verilmeden önce toplanan delillere göre tedbir talep edildiği, açılan soruşturma kapsamında davacının lehine olan delillerin toplanması zorunluluğuna uyulmadığı, savunma hakkının adil yargılanma hakkına uygun kullandırılmadığı, dava konusu meslekten çıkarma kararının Anayasa'nın 159. maddesinde Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu için belirlenen misyona uygun olmadığı, soruşturma izninin aynı zamanda Kurul başkanı olan Adalet Bakanı'nın onayına sunulmasının yargı bağımsızlığı gibi evrensel normlara uygun olmadığı, yargısal faaliyete ilişkin konuların soruşturmaya ve görevden uzaklaştırma kararına dayanak yapıldığı, soruşturmaya konu tırların Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yasal görevleri kapsamında görev yaptığına dair yetkili kişi ya da kurumlarca bilgi paylaşılmadığı, belge sunulmadığı, tırlardaki malzemenin Milli İstihbarat Teşkilatı'na ait olduğunun ispatlanamadığı, öte yandan hakkında işlem yapılan tırların Milli İstihbarat Teşkilatı'na ait olduğunun bilindiği kabul edilse dahi Cumhuriyet Savcısının bu hususta işlem yapıp yapmayacağının değerlendirilmesi gerektiği, savcının konunun Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26. madddesi kapsamında olup olmadığını araştırma yetkisinin olduğu, mezkur maddenin Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarının görevleri ile ilgili iddialarda soruşturmayı Başbakan'ın iznine bağladığı, bunun dışında kalan maddi hakikati araştırma yetkisinin bir suçun işlendiğine dair basit şüpheye ulaşan Cumhuriyet Savcısına ait olduğu, soruşturmaya konu olay tarihinde gerçekleştirilen işlemlerin mevzuata uygun olduğunun (sonradan yapılan Kanun değişiklikleri göz önüne alındığında) açık olduğu, Cumhuriyet Başsavcısının görevlerinin 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ve Bölge Adliyelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun'da ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nda düzenlendiği, bu kapsamda Cumhuriyet Başsavcısının cumhuriyet savcılarını denetim yetkisinin yargısal işlem, karar ve takdir haklarının kullanımına müdahale yetkisini içerip içermediğinin açık olmadığı, bu konudaki yargısal içtihatlar değerlendirildiğinde denetim yetkisinin idari nitelikte olduğunun kabulü gerektiği, Adalet Bakanı ve Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu Başkanı ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı hakkında düzenlediği 02/01/2014 tarihli "telefon görüşme tespit tutanağı" ile soruşturma başlatmasının suç olarak nitelendirilmesinin açıkça hukuka aykırı bir değerlendirme olduğu, soruşturmayı gerektiren bir suç oluşturabileceğinin değerlendirilmesi durumunda bunun hem görev hem de hak olduğu, meslekten çıkarma kararının AİHS'ne aykırı olduğu, demokratik toplum düzeninin gerekleri ile uyumlu olmadığı, hakkındaki meslekten çıkarma kararının gerekçesinin, mevzuatın kendisine tanıdığı hak ve yetkiler ile yüklediği görevler kapsamında yaptığı iş ve işlemler olduğu, yargısal nitelikteki kararların uygulanmamasının Anayasa'nın 138., 139. ve 159. maddeleri ile AİHS'nin 6. ve 8.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

DAVALININ SAVUNMASI : Davalı idare tarafından; soruşturma dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarihli ve ... sayılı kararı birlikte incelendiğinde, davacının yargı yetkisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi kapsamında kötüye kullandığının ve "mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte" eylemler gerçekleştirdiğinin sabit olduğu, davacının yargısal faaliyeti nedeniyle değil, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi bağlamında hukuk dışı nedenlerle gerçekleştirdiği eylemleriyle mesleğin şeref ve onurunu bozması veya mesleğe olan genel saygı ve güveni zedelemesi nedeniyle dava konusu meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı, davacıya isnat edilen eylemlerin soruşturma kapsamında çeşitli delillerle doğrulandığı, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NIN DÜŞÜNCESİ : Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'NUN DÜŞÜNCESİ : Dava; Zonguldak C. Savcısı iken meslekten çıkarılan davacı tarafından, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca, FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatları olduğu saptanan hakim ve savcıların, meslekte kalmasının uygun olmadığından bahisle meslekten çıkarılmalarına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararına karşı yapılan yeniden inceme taleplerinin reddine dair ... tarih ve ... sayılı karar ile bu karar yapılan itirazların reddine ilişkin ...tarih ve ... sayılı kararın kendisine ait kısmının iptali istemiyle açılmıştır.
Davalı idarenin usule yönelik savlarına itibar edilmeyerek işin esasına geçildi.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz."; 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır."; "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında idari karar alma, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar.; 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükümleri yer almıştır.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a)-Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b)- Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, hallerinde görevleri sona erer." hükmü getirilmiştir.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanununun 4. maddesinin (b) fıkrasının 6. bendinde; "meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar vermek" Kurulun görevleri arasında sayılmış; 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görüleceği hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan; 15.07.2016 günü yapılan darbe teşebbüsü üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe giren 667 sayılı KHK'nın "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu KHK, 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile yasalaşmış, bunu takiben 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren ve 7075 sayılı Kanun ile yasalaşan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesinin 2. fıkrası ile "meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir." hükmü getirilmiştir.
HSK Genel Kurulunun bahse konu … tarih ve … sayılı kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında HSYK'ya intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, HSYK'nın FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
Öte yandan; olağanüstü hal tedbirleri kapsamında yürürlüğe konulan 6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı KHK'nın “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasına göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür. Nitekim; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı kararında, Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğu, gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığı ve kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı kabul edilmiştir.
Yürürlükteki hükümler uyarınca; Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri, örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmeleri açık bir suç olduğu gibi, bu kapsamdaki yargı mensuplarının yargılayacağı kişiler açısından da adil yargılanma hakkının ihlaline yol açılacağı ve bunun da nihayetinde yargıya olan güvene zarar vereceği tartışmasız olup; hakim ve savcılar hakkında işlem tesis etme yetkisine sahip olan Hakimler Savcılar Kurulunca gerekli önlemlerin alınmasının gerekeceği de kuşkusuzdur.
Davacı tarafından, savunma hakkı verilmeden dava konusu işlemin tesis edildiği ileri sürülmekte ise de; savunma alınmadan meslekten çıkarmanın usul güvencesi sağlayan adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelere aykırılık oluşturabilecek nitelikte olduğu açık olmakla birlikte; adil yargılanma hakkı, yargılamanın bütünü anlamında bir incelemeyi gerekli kıldığından daha önceki bir safhada savunma alınma yoluna gidilmemesi şeklinde gerçekleşmiş bir eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, diğer taraftan olağanüstü hâli gerekli kılan durum ile 667 sayılı KHK’nın amacı ile 3. ve 4. maddelerinde yargı mensupları ile kamu görevlilerine ilişkin düzenlenen tedbirlerin kapsamı ve içeriği dikkate alındığında, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında davacının bu iddiasına itibar edilmemiştir.
Diğer yandan, davacı hakkındaki "silahlı terör örgütüne üye olma" suçu isnadı ile …. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada (E:…) UYAP kayıtlarına göre henüz bir karar verilmediği görülmekte ise de; ceza soruşturması ile ByLock abone listesinin 101584’üncü satırında kaydı olup 14.08.2014 tarihinden itibaren kriptolu Bylock programı kullanıcısı olduğu tespit edilen davacının bylock kullandığı hattın, tutuklandığı 06.05.2015 tarihinden sonra da davacı tarafından hattın verildiği kişi tarafından kullanılmasına devam edildiği, tanıklar/itirafçılar ifadelerinde, davacının "Fethullah Gülen'e gönülden bağlı, yapı tarafından verilen emir ve talimatlara harfiyen uyan adanmış biri olduğu ve hatta bu sadakati ve adanmışlığına ithafen kendisine Adliye Halifeliği verileceğinin vaat edildiği, yapı adına usulsüz birçok işlem yaptığını" belirtikleri, öte yandan, 2015 yılında açılan ve 2019 yılı Eylül ayında açıklanan, kamuoyunda "MİT Tırlarının Durdurulması" olarak bilinen davacının da yer aldığı 54 sanıklı davada; Yargıtay 16. Ceza Dairesince (E:2015/1), MİT tırlarının durdurulmasının FETÖ mensubu olduğu somut delilerle kanıtlananlar tarafından planlı biçimde icra edildiği. MİT tırlarının durdurulmasında faillerin tamamına yakınının istihbaratçı, özel yetkili savcı olduğu, FETÖ'nün bu kadrolardaki gücünden istifade ederek olayı planladığı ve icra ettiği tespiti yapılmak suretiyle; eski özel yetkili Adana Savcısı olan davacı ...'ya "Devletin gizli kalması gereken belgelerini temin etme" suçundan 6 yıl, bu belgeleri açıklama suçundan 8 yıl, FETÖ üyeliğinden 12 yıl olmak üzere toplamda 26 yıl hapis cezası verildiği, Danıştay 5. Dairesinin E:2017/2690 esasında kayıtlı dosyada meslekten çıkarılmasına ilişkin HSK'nın 24.08.2016 tarihli 426 sayılı kararının iptali istemiyle dava açıldığı, işbu davanın ise bahse konu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin ve itirazın reddine dair kararların iptali istemiyle açıldığı anlaşılmıştır.
Bu halde; aynı fiil nedeniyle ceza hukuku yönünden yapılan yargılama sonucu varılan hükmün, idari bir tahkikata dayalı olarak tesis edilen idari işlemin iptali istemiyle idari yargıda açılan davada verilecek hükmü etkilemesi gerekliliği, maddi olguların saptanması yolunda mahkemelerce varılan sonuçların, idari soruşturma ile varılan sonuçtan üstün olduğu esasına dayanmaktadır. Ancak mahkeme kararı ile varılan sonucun aksinin yeni bir delil ile kesin olarak ortaya konulması halinde yeni duruma göre bir işlem tesis edilebileceği de açıktır.
Olayda ise; davalı idarece bahse konu örgütle irtibat ya da iltisakı tespit edilen davacının, yukarıda bahsedilen mahkeme kararıyla da, daha ağırı olan silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işlediğinin tespit edildiği görülmüştür.
Bu durumda; idari tespitler yanında ceza yargılaması ile yapılan tespitler ve verilen hüküm birlikte değerlendirildiğinde; uyuşmazlık konusu Hakimler ve Savcılar Kurulu kararının davacıya ilişkin kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın REDDİ gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Dava konusu disiplin cezasına neden olan olaylar tarihinde Adana Cumhuriyet Savcısı olan davacının da aralarında bulunduğu 8 kişi hakkında kamuoyunda "MİT TIR'larının Durdurulması Olayı" olarak bilinen olay ile ilgili olarak yapılan soruşturma sonucu davacının 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılması teklif edilmiş, Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesi'nin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin 5. (son) fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Davacı tarafından yapılan meslekten çıkarma cezasının yeniden incelenmesi talebi Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesi'nin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Davacının bu karara karşı yaptığı itiraz başvurusu da Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Bakılan dava, davacının 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin 5. (son) fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme başvurusunun reddine dair anılan Dairenin 06/07/2017 tarih ve E:2015/76, K:2017/226 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin … tarih ve E:…, K: … sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının hukuka aykırı olduğu iddialarıyla açılmıştır.
Diğer taraftan, davacının Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun ... tarih ve ...sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi de anılan Kurul tarafından ... tarih ve ...sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali talebiyle açılan dava Dairemizin 01/12/2021 tarihli ve E:2017/2690, K:2021/4227 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) ... tarih ve E:... K:...sayılı kararı ile "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek" suçundan TCK'nın 327/1. maddesi gereğince 6 yıl, "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklamak" suçundan TCK'nın 329/1. maddesi gereğince 8 yıl ve "Silahlı terör örgütü üyeliği" suçundan TCK'nın 314/2., 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddeleri gereğince 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği burada görülmüştür.

İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT:
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrasında; disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde meslekten çıkarma cezasının verileceği hükmüne yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesi'nin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılan davacı hakkında düzenlenen soruşturma raporunun incelenmesinden, davacı hakkında;
"1) 01/01/2014 günü saat 16.00 sıralarında 156 Jandarma Harekât Merkezi tarafından Komutanlığımız aranarak … plakalı TIR içerisinde silah yüklü olduğu ve bu araca Fiat Linea marka aracın öncülük yaptığı ihbarı alınmıştır” şeklindeki ihbar sonrası, Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından tanzim edilen … tarih ve … sayılı “01/01/2014 günlü saat 16.00 sıralarında Komutanlığımıza gelen ihbar ile durdurulan … plakalı çekici, 06 DE 3290 plakalı dorse içerisinde kaçak silah bulunduğu” şeklinde ifadeler içeren arama talep yazısının, Adana Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi üzerine, şüpheli ya da şüphelilere isnat olunan eylemin 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 10. maddesi ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğinin görevine girmediğini meslekî kıdemi gereği açıkça bilmesine karşın, evrakın suç yeri Cumhuriyet savcılığına işlemsiz olarak iade edilmek üzere gönderilmesi yerine, olayla ilgili bilgi alınması zımnında ihbar sonrası arama kararını talep eden kolluk birimiyle de herhangi bir temasa geçmeksizin Adana Cumhuriyet Başsavcılığının … sayısına kayden başlattığı soruşturmada, Kırıkhan Jandarma Komutanlığınca tanzim edilen arama kararı talep yazısını yerinde görerek aynı tarihli verdiği arama kararını kolluğa gönderdiği,
2) 01/01/2014 tarihinde, Hatay Kırıkhan’da MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden otomobilin durdurulması öncesinde, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/78106 sayılı, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme suçuna ilişkin yürütülen soruşturma sonucunda hakkında Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesine dava açılan, Hatay İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Astsubay çavuş olarak görevli sanık H.A.’nın, yine Adana Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme suçlarına ilişkin yürütülen soruşturma sonucunda hakkında dava açılan ve HTS kayıtlarının tetkikinde de ihbardan bir dakika önce saat 15.28.06’da görüştüğü tespit edilen Hatay İl Jandarma İstihbarat Müdürlüğünde görevli Üsteğmen G.B. ile irtibatlı olarak, Antakya İli Köprübaşı Semti Künefeciler Meydanında, sabit mobese kamerasının arızalı olup kayıt yapmadığı ve hareketli kameranın ise başka tarafların görüntülerini kaydettiği esnada, görüntü alma kapsamı dışında bulunan bir yerden telefon kulübesine girerek ismini T.K. olarak tanıtıp sıradan bir ihbar görüntüsü vererek, ismini vermediği terör örgütüne ait silahların, plakasını verdiği araçlar içerisinde Hatay’ın Reyhanlı, Kırıkhan ve İslâhiye ilçeleri üzerinden Kilis iline götürüleceği şeklinde Jandarma 156 çağrı hattını arayarak saat 15.29.57 de ihbarda bulunduğu, bu ihbar sonrası görev kapsamı dışında verdiği usulsüz arama kararı üzerine, nöbetçi ve yetkili olmadığı halde teamüllere aykırı olarak arama kararının icrası için olay yerine giden TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. ve Adana Cumhuriyet Başsavcılığının … (6526 sayılı Yasa ile kaldırılan TMK 10. madde ile Görevli Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/117) sayılı, 01/01/2014 tarihinde MİT’e ait TIR ve otomobilin durdurulması olayı nedeniyle casusluk suçuna ilişkin yürütülen soruşturmanın şüphelilerinden Adana İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli olup olay tarihinde de izin alıp ziyaret bahanesiyle Kırıkhan’da bulunan ve Hatay İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli diğer şüpheli ihbarcı H.A. ile yukarıda açıklandığı şekilde irtibatı tespit edilen Üsteğmen G.B. ile birlikte olay yerine giden Üsteğmen O.Ş.’nin, yılbaşı tatili olan 01/01/2014 gününün ilk saatlerinden başlayarak MİT’e ait TIR’ın durdurulmasının hemen öncesi ve sonrası ile olayın hitam bulduğu ana kadar yapılan birden çok telefon görüşmesine ilgilinin de iştiraki ile başından beri planlanan yasa dışı organizasyonun içerisinde olduğunun tespit olunduğu,
3) 01/01/2014 tarihinde, Hatay Kırıkhan’da durdurulan araçların MİT’e ait ve içerisindeki görevlilerin de MİT personeli olduğunun saat 16.48 itibarıyla tüm kolluk birimlerine duyurulması, MİT’de Hukuk Müşaviri olarak görev yapan Ü.U.C.’nin Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.'yi saat 18.03’de arayarak bahsi geçen araçların MİT’e ait, görevli personelin de MİT personeli olduğunu kendisine söylemesi ve araçların durdurulması sırasında MİT görevlisi olduğunu söyleyen şahısların, kolluk görevlileri tarafından önceden tanındığının Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. ve kollukça adı geçene telefonla bildirilmesi hususlarının göz önüne alındığında, ilgilinin, 01/01/2014 günü durdurulan TIR ve otomobilin MİT’e ait olduğunu her türlü şüpheden uzak kesin bir şekilde bilmesine, 3713 sayılı Yasa’nın (mülga) 10/b maddesi ile 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun “soruşturma izni” başlıklı 26. maddesi açık hükümlerine ve MİT teşkilatının görevi kapsamında nakledilen ve devlet sırrı niteliğindeki malzemenin herhangi bir suça da konu olmadığının açıkça anlaşılmasına rağmen, verilen arama kararının derhal geri alınması ve ilgililerle irtibata geçilerek gerçekleştirilmek istenen arama faaliyetinin durdurulması yerine, olayın arka planında kalarak devlet sırrının ortaya çıkarılmasına yönelik yapılan yasa dışı uygulamaya zımnen destek verdiği,
4) 19/01/2014 günü Adana Ceyhan Sirkeli Otoyol Gişelerinde saat 12.00 civarında MİT’e ait 3 adet TIR ve ona eşlik eden otomobilin durdurulması öncesinde, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının ... (6526 sayılı Yasa ile kaldırılan TMK 10. madde ile Görevli Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/117) sayılı, casusluk suçuna ilişkin yürütülen soruşturma sonucunda haklarında dava açılan Ankara İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli sanıkların, uyuşturucu madde ticaretini düzenleyen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında, önleme dinlemesi adı altında toplam 29 kişiye ait 42 adet telefon numarası ile ilgili talep yazıları arasına MİT’in bu faaliyetinde görev alan 7 personelin de cep telefonlarını serpiştirmek suretiyle TMK 10. madde ile yetkili Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinden dinleme kararı aldıkları, usulsüz yapılan bu önleme dinlemeleri neticesinde Ankara Esenboğa Havaalanından hareket eden MİT’e ait üç adet TIR’ın Adana’ya doğru yola çıktığının öğrenildiği, Ankara İl Jandarma İstihbarat Şube Biriminde görevli olan ve haklarında casusluk suçundan kamu davası açılan diğer sanıklar H.G. ve G.M.'nin, üstlerine ve asayiş birimlerine haber verip gerekli müdahaleye ilişkin tedbirlerin Ankara’dan itibaren aldırılması yerine, gerek görevlerinin gerekse de resmi sıfatları gereği kendilerinden beklenen davranış kurallarının dışına çıkarak, yüzlerini göstermeyecek şekilde kendilerini gizledikleri, H.G.’nin, Ankara Demetevler semtinde bulunan bir bayiden ankesörlü telefon kartı alarak G.M.’ye verdiği, birlikte Etlik semtine giderek MOBESE ve güvenlik kameralarının görüş açılarından uzakta olduğunu tespit ettikleri ankesörlü telefondan G.M.’nin resmi sıfatını belirtmeden, sıradan bir ihbar gibi, Ankara veya TIR’ların güzergahında bulunan herhangi bir yerin Jandarma veya Emniyet birimleri yerine, Adana İl Jandarma Harekât Merkezinin ancak bir jandarma personeli tarafından bilinebilecek şehirlerarası kodlu telefon numarasını 07.29 da arayarak ihbarda bulunduğu,
...’nin ihbarda bulunmadan önce gecenin ilk saatlerinden itibaren, hakkında 2014/19640 sayılı casusluk suçundan yürütülen soruşturma sonucunda dava açılan ve adı geçen kişilerle birlikte hareket ettiği belirtilen Ankara İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürü E.D. ile yine hakkında 2014/19640 soruşturma sayılı dosyada tahkikat yürütülüp dava açılan Adana İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Üsteğmen Ö.K.’yi cep telefonundan arayarak saat 04.00’te bilgi verdiği, TIR’ların sıradan bir ihbarla yakalandığı görüntüsünü vermek için ihbarı yapan kişilerin Ö.K. tarafından da bilindiğinin anlaşıldığı, HTS kayıtlarına göre Ö.K.’nin ihbardan önce olay günü, nöbetçi olmayan Cumhuriyet Savcısı ... ile saat 05.57 ve 06.04’te iki kez cep telefonu ile görüştükten hemen sonra Adana İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Kısım Amiri olarak görev yapan mesai arkadaşı Üsteğmen H.Ö. ile birlikte Cumhuriyet Savcısı ...’nın evine gittiği, H.Ö.’nün aşağıda beklediği, adlî kolluk görevi de bulunmayan Ö.K.’nin hayatın olağan akışına aykırı olacak şekilde ...’nın evine pazar günü çok erken bir saatte çıkarak aslında bundan sonra yapılmasını düşündükleri eylemin alt yapısını oluşturulması zımnında görüştükleri,
Bu cümleden olarak;
İhbarın mahiyetine ilişkin bilgileri önceden öğrenmesine rağmen, ilgilileri gerekli tedbirlerin alınması konusunda nöbetçi Cumhuriyet Savcısı olan A.R.’ye yönlendirmesi yerine, habersiz olduğu görüntüsü verebilmek için ihbarın yapılmasını beklediği, ihbarın yapılmasından sonra adı geçen nöbetçi savcıya yine herhangi bir bilgi dahi vermeden olayı kendi uhdesine alabilmek için arama kararı talep yazısı üzerine, 01/01/2014 tarihinde Hatay Kırıkhan’da durdurulan TIR’ın MİT’e ait olduğu ve terör örgütü ile ilgili olmadığının önceden bilinmesine karşın, “... sayılı soruşturma dosyası ile ilgisi olabilir” ibaresi düşerek gecikmesinde sakınca bulunan halin de ne olduğunu tam olarak açıklamadan, yapılan ihbar ses kaydı dökümünde “patlayıcı madde” denilip herhangi bir terör örgütünden de bahsedilmediği halde, sonradan “El kaide terör örgütü” ve “silah ve mühimmat” ibareleri ilave edilen arama kararı talep yazısını kabul edip arama kararı verdiği, TIR’ların verilen arama kararına istinaden saat 12.00 sularında durdurulduğu, şahısların verilen talimat doğrultusunda iletişim araçlarına derhal el konulduğu ve aşırı güç kullanılarak kelepçelendiği, hemen sorasında durdurulan araçların MİT’e ait, şahısların da MİT personeli oldukları hususlarının ilgiliye iletilmesi üzerine Adana’dan olay yerine geldiği, burada da durdurulan araçların MİT’e ait, şahısların da MİT personeli olduklarının gerek araçların durdurulmasında görev alan Jandarma personeli, gerekse olay yerine gelen Adana Valisi, İl Emniyet Müdürü ile MİT Bölge başkanı tarafından söylenmesine ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun “Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. "01/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26'ncı maddesi hükmü saklıdır.” şeklindeki olay tarihinde yürürlükte olan mülga 10/b maddesi ile 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun “Soruşturma İzni” başlıklı 26. maddesinin açık hükümleri, devlet sırrı niteliğindeki faaliyetin herhangi bir suç veya suç unsuru oluşturmadığının da açıkça anlaşılmasına rağmen verilen usulsüz arama kararının işlemsiz olarak geri alınması yerine, MİT’e ait faaliyet ile ilgili usulsüz olarak vermiş olduğu arama ve el koyma kararının icrasını sağlayarak TIR’lar içerisindeki malzemelerinin tespitini yaptırdığı, bu işlemler sırasında, TMK 10. madde ile yetkili Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı dönem içerisinde yürüttüğü diğer soruşturmaların tümünde arama ve tespit işlemlerine bizzat katılmadığı halde, önceki uygulamalarının aksine olay yerine bizzat giderek MİT’e ait TIR’ların üzerine çıktığı, kasaları açtırdığı ve elindeki cep telefonu ile TIR’larda bulunan malzemenin fotoğrafını çekip Jandarma personeline de kamera çekimi yaptırdığı, arama işlemleri devam ederken numune aldırarak 16.15 itibarıyla hemen olay yerinde bulunan Jandarma Olay Yeri İnceleme biriminde patlayıcı imha uzmanı olarak görev yapan Astsubay Kıdemli Başçavuş C.B.'den TIR’ın kasasına bırakılan eşyanın incelenmesini ve fiziki inceleme raporu tanzim edilmesini istediği, ayrıca, kendisine numune alınarak Ankara Jandarma Kriminal Daire Başkanlığına gönderilmesi talimatları vererek bilirkişi raporları aldırıp dosya kapsamına eklemek suretiyle bilerek ve isteyerek görevi dışında, ihbar öncesi ve sonrası MİT’e ait olduğunu bildiği TIR’larda arama kararı vermek, yapmak ya da yaptırmak ve ilgili TIR’ları alıkoymak suretiyle bu bilgi ve görüntülerin basın yayın organlarında yer almasına sebep olacak şekilde devletin gizli sırlarını ifşa etme kastı ile hareket ettiği,
5) 01/01/2014 tarihinde, Hatay Kırıkhan’da MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden otomobilin durdurulması olayı ile ilgili olarak; Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı B.B. ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve aynı zamanda HSYK 1. Daire Üyesi olan K.İ.’nin, dönemin Adana Cumhuriyet Başsavcısı S.B.’yi arayıp 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26. maddesindeki özel düzenlemeyi hatırlatarak, “…ihbara konu TIR’ın MİT’e ait olduğunu, sözü edilen Yasadaki özel düzenleme nedeniyle MİT görevlileri hakkındaki soruşturmanın yapılabilmesinin Başbakanın iznine tabi olduğu, bu nedenle görevli savcının bu TIR’da arama yapamayacağını, aramaya engel olunması……” şeklindeki beyanları sonrası, S.B.’nin, 02/01/2014 tarihinde sadece kendi imzası ile düzenlediği ve tutanak vasfını haiz olmayan “Telefon Görüşme Tespit Tutanağı” başlıklı yazıyı, konuşmanın içeriği ile ilgisi olmamasına rağmen terör suçu ile irtibatlandırmak suretiyle adı geçene gönderilmesi üzerine, ilgilinin söz konusu yazıda hiçbir araştırma ve inceleme yapmaksızın terör suçu ile yapılan irtibatlandırma doğrultusunda Adalet Bakanı ve Müsteşarı hakkında, terör örgütü üyesi algısı oluşturacak şekilde, daha önce 01/01/2014 tarihinde Hatay Kırıkhan’da, MİT’e ait olduğu anlaşılan TIR ve otomobilin durdurulması olayına ilişkin yasal düzenlemelere aykırı bir şekilde başlatmış olan, uhdesindeki 2014/2 sayılı soruşturma dosyası kapsamına alıp, bilahare usulsüz bir şekilde eklediği evraka ilişkin olarak ayırma kararı vererek Adalet Bakanlığı Müsteşarı hakkında HSYK’ya suç ihbarında bulunduğu, Adalet Bakanı B.B. hakkında ise, 3713 sayılı Yasa’nın olay tarihinde yürürlükte olan mülga 10. maddesinde düzenlenen görev ve yetki kurallarına aykırı şekilde kendisini görevli görerek Mülga TMK 10. maddesiyle görevli ve yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğinin 2014/54 sırasına kayden soruşturma başlattığı" iddiaları üzerine soruşturma başlatıldığı anlaşılmaktadır.
Yapılan soruşturma sonucu hazırlanan raporu değerlendiren Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesi tarafından … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararında "Delillerin Tartışılması" başlıklı bölümde davacı hakkında;
(C/1) SAYILI SORUŞTURMA MADDESİNE İLİŞKİN:
01/01/2014 tarihinde, Hatay Kırıkhan’da MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden otomobilin durdurulması olayı ile ilgili olarak; “01/01/2014 günü saat 16.00 sıralarında 156 Jandarma Harekât Merkezi tarafından Komutanlığımız aranarak … plakalı TIR içerisinde silah yüklü olduğu ve bu araca Fiat Linea marka aracın öncülük yaptığı ihbarı alınmıştır” şeklindeki ihbar sonrası, Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından tanzim edilen … tarih ve … sayılı “01/01/2014 günlü saat 16.00 sıralarında Komutanlığımıza gelen ihbar ile durdurulan … plakalı çekici, … plakalı dorse içerisinde kaçak silah bulunduğu” şeklinde ifadeler içeren arama talep yazısının Adana Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği soruşturma safahatında dinlenen tanık beyanları ve ihbar yazı içeriğinin incelenmesinden anlaşılmıştır.
3713 sayılı TMK’nın olay tarihinde yürürlükte olan mülga 10. maddesi ile Kanun kapsamındaki suçların soruşturulması ve kovuşturulması için yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde ağır ceza mahkemeleri ve Cumhuriyet savcıları görevlendirilmiştir. Kanunun 1. fıkrasının son cümlesi ile bu mahkemelerde görevli başkan ve üyelerin, a) fıkrasının son cümlesi ile de Cumhuriyet savcılarının başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemeyecekleri hüküm altına alınmıştır.
Nihayet Kanunun 4. maddesinde aynen ‘Aşağıdaki suçlar 1 inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır:
a) Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.
b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar.
c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.
ç) 10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
d) Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar.
e) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci maddesinde tanımlanan suç.’ denilmek suretiyle Cumhuriyet savcıları ile mahkemelerin yetki ve görevlerindeki suçlar tahdidi olarak sayılmış, ayrıca mülga 10/b fıkrasının aynen ‘…b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır…’ şeklindeki birinci cümlesi ile de 4. maddede sayılmayan 5237 sayılı TCK’nın 302, 309, 311, 312, 313, 314 ve 315. maddeleri ile ilgili soruşturma ve kovuşturma yapılması hususu görev alanlarına dâhil edilmiştir.
Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığınca tutulan ihbar tutanağı ve sonrasında aynı Komutanlıkça Adana Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen arama talep yazısında, ihbara konu olan TIR’larda taşınan malzeme “silah” ve “kaçak silah” olarak belirtilmiş, terör örgütüne ait ya da götürüldüğüne dair herhangi bir ibareye de rastlanılmamıştır. Arama kararı talep yazısı kendisine gelen ilgili, mesleği gereği olayın niteliği ve gelişimi ile gecikmesinde sakınca olan bir halin olup olmadığı hususunda arama kararı talep eden birimle irtibata geçmeksizin 29 dakika gibi çok kısa bir süre içerisinde, sanki önceden olayın bütün safahatından haberdar olduğu izlemini verecek şekilde, adi suça konu olan ve terörle ilgili az da olsa bir emare içermeyen talebe konu olan eylem nedeniyle görevli olmadığı halde kayden başlattığı soruşturmada, kendisi de terörle ilgili bir kavram kullanmaksızın “İhbara konu araç içerisinde ruhsatsız silah bulunduğu yönünde yeterle şüphe olduğu değerlendirilerek, gecikmesinde de sakınca bulunması nedeniyle arama izni verilmesi değerlendirilmiştir” şeklinde ifadeler kullanarak arama kararı verdiği belirlenmiştir.
Öte yandan, TMK’nın mülga 10. madde ile yetkili Cumhuriyet savcısının görev alanına girmeyen bir konuda başlattığı soruşturmanın yasal olduğunun savunulmayacağı, bu nedenle Yasa kapsamında başlatılmayan soruşturmada “CMK’nın 160 ve 161. madde hükmüne nazaran Cumhuriyet savcısının suç işlendiği izlenimini edindiği andan itibaren soruşturmaya başlamak zorundadır.” şeklindeki savunması ile yukarıda da geniş olarak izahı yapıldığı üzere; arama kararı talep yazısında sadece silahtan bahsedilmiş olması, silahın terör örgütüne gideceğine dair ibarenin bulunmaması nedeniyle ilgilinin “Somut olayda, bir kamyon veya TIR dolusu silah taşınıyor ise bu olay kesinlikle ya örgütlüdür ya da bir terör örgütüne ilişkindir.” şeklindeki soyut ve farazi düşüncelerinin mahsulü olan savunmasına itibar edilmemiştir.
Ayrıca, verilen arama kararı sonrası arama yapılmak istenen TIR ve aracın MİT’e ait, suç isnadına muhatap ilgililerin ise MİT mensubu olduğu öğrenildikten sonra soruşturma işlemlerinin derhal durdurularak Başbakanın izninin alınması, başkaca bir soruşturma işlemine tevessül olunmaması, arama, yakalama gibi işlemlerin birer soruşturma işlemi olduğunun göz ardı edilmemesi yasal bir zorunluluktur. Bahse konu olayda ihbar sonucu durdurulan TIR’ların başında MİT görevlilerinin olduğu ve araçların bu kişilerce sevk edildiği tespit edildikten sonra anılan mevzuat çerçevesinde yapılması gereken, soruşturma işlemlerinin derhal durdurularak yani arama işlemine geçilmeden Başbakandan gerekli soruşturma izninin talep edilmesidir. Kaybolması muhtemel bir delil olduğu, ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından değerlendirilir ise o zaman yapılması gereken; iddiaya konu TIR’ların güvenli bir alana çektirilerek izin talep sonucunun beklenilmesidir. Yukarıdaki açıklamaların aksine devlet sırrı niteliğindeki MİT’e ait faaliyetin aranmasının suç teşkil edeceği, arama yapılması durumunda devlet sırrının ifşa olacağı öngörülerek olay yerinde bulunan MİT mensupları yapılmak istenilen usulsüz arama işlemlerine karşı koymuştur. Niteliği itibariyle gecikmesinde sakınca bulunan hallere ilişkin verilen arama kararının itiraza tabi bir karar olduğu hususunda kanuni bir düzenleme yapılmadığı gibi, ilgili tarafından verilen arama kararının tetkikinde; kararın itiraza tabi olduğuna dair bir şerhe de rastlanılmamıştır. Bu nedenle “Öncelikle hâkimlerin ve Cumhuriyet savcılarının yargısal takdir hakkına ilişkin olarak yaptıkları değerlendirmeler ve verdikleri kararlar, idari bir organ olan müfettişlikçe değerlendirme/inceleme/soruşturma konusu yapılamaz. Bu şekildeki yargısal karar ve işlemler ancak yasa yolu denetimi ile incelenebilir. Suçlamaya konu olayda, verdiğimiz arama kararına karşı o tarihte yürürlükte bulunan TMK’nun 10. maddesi ile görevli hâkimliklere yapılmış bir itiraz bulunmamaktadır.” şeklindeki savunma doğru bulunmamıştır.
Tüm yapılan izahatlar birlikte değerlendirildiğinde; şüpheli ya da şüphelilere isnat olunan eylemin 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. maddesi ile görevli Cumhuriyet Savcılığının görevine girmediğinin mesleki kıdemi gereği açıkça bilmesine karşın, evrakın işlemsiz olarak suç yeri Cumhuriyet savcılığına iadesi yerine, olayla ilgili bilgi alınması zımnında ihbar eden kolluk birimiyle de herhangi bir temasa geçmeksizin Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/2 sayısına kayden başlattığı soruşturmada, Kırıkhan Jandarma Komutanlığınca tanzim edilen arama kararı talep yazısını yerinde görerek aynı tarihli verdiği arama kararını kolluğa gönderdiği hususunun sabit olduğu kanaatine varılmıştır.
(C/2) SAYILI SORUŞTURMA MADDESİNE İLİŞKİN:
…. Ağır Ceza Mahkemesine ait … Esas sayılı dosyanın incelenmesinde; Sanık H.A. hakkında 01/01/2014 tarihinde saat 16.00 sıralarında MİT’e ait TIR ve ona öncülük eden bir otomobilin, jandarma ekiplerince Hatay ili Kırıkhan ilçesi sınırlarında durdurulması olayında, haklarında daha önce Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/30800 soruşturma numaralı dosyası üzerinden devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasi ve askeri casusluk amacıyla temin etme suçundan kamu davası açılan kişilerle irtibatlı olarak, olay tarihinde saat 15.29.57 ‘de Antakya Köprübaşı Künefeciler kulübesine giderek kendi ismini de T.K. olarak beyan edip, 156 jandarmaya TIR’la ilgili ihbarda bulunduğu iddiasıyla ilgili olarak soruşturma başlatılmış olduğu, soruşturmanın başlangıçta 2014/30800 numaralı dosya üzerinden yürütülmüş olduğu ancak sanık H.A.’ya ait araştırmanın uzun sürecek olması diğer şüphelilerle ilgili soruşturmayı da uzatacak olması nedeniyle Sanık H.A. yönünden 14/12/2014 tarihinde soruşturmanın tefrik edilerek … numarasına kaydedildiği ve bu tarihten sonra soruşturmanın bu numara üzerinden yürütülmüş olduğu, soruşturma kapsamında sanık H.A’nın 25.12.2013 ile 25/01/2014 tarihleri arasında üzerine kayıtlı aktif olan telefon numaralarının tespiti amacıyla Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına 30/06/2014 tarihinde müzekkere yazıldığı, gelen cevabi yazıda sanığa ait olduğu tespit edilen telefon numaralarının HTS kayıtları üzerinde Adana İl Emniyet Müdürlüğünce inceleme yapılarak sanığın telefon görüşmelerini içerir HTS analiz tutanağı tanzim edildiği,
05/09/2014 tarihinde sanığın ifadesinin ve ses örneğinin alınması amacıyla Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına talimat yazıldığı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca talimatın ikmal edilerek gönderildiği, sanığa ait ses kaydıyla ihbarcıya ait ses kaydının karşılaştırılması amacıyla Adli Tıp Kurumu Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Daire Başkanlığı ve TÜBİTAK’tan inceleme talebinde bulunulduğu, Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca 01/12/2014 tarihinde talep gereğince rapor tanzim edildiği, rapor içeriğinde “inceleme konusu karşılaştırılan ses kaydı mukayese konusu ses örnekleriyle farklılıklar göstermektedir“ şeklinde değerlendirilmede bulunulduğu,
Aynı konuyla ilgili olarak Emniyet Genel Müdürlüğü Ankara Polis Laboratuvar Müdürlüğünce 19/02/2015 tarihinde rapor tanzim edildiği, rapor içeriğinde; karşılaştırılması yapılan konuşmaların aynı kişiye ait olması muhtemel (1. derecede muhtemel tanımı) olarak değerlendirildiği, TÜBİTAK’ın ise incelemeyi yapabilecek ehliyetli personelin bulunmaması nedeniyle değerlendirme yapılamadığını belirttiği,
Emniyet Genel Müdürlüğü Ankara Polis Laboratuvar Müdürlüğünce tanzim edilen 19/02/2015 tarihli rapor sonrası 25/02/2015 tarihinde Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına talimat yazılarak sanık H.A.’nın mevcutlu olarak gönderilmesinin istenildiği, bunun üzerine 25/02/2015 tarihinde sanığın gözaltına alındığı ve Adana Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, 26/02/2015 tarihinde sanık H.A.’nın Cumhuriyet Savcısı C.T. tarafından ifadesinin alınarak Adana 3. Sulh Ceza Hâkimliğine tutuklanma talebiyle sevk edildiği, aynı gün sanığın tutuklanarak cezaevine gönderildiği,
26/02/2015 tarihinde sanık H.A. hakkında devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasi ve askeri casusluk amacıyla temin etme, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri casusluk maksadıyla açıklama eylemi nedeniyle TCK’nın 328/1, 330/1, 53/1, 63 maddeleri gereğince cezalandırılması amacıyla Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı,
İddianame içeriğinde; sanık H.A.’nın, 01.01.2014 tarihinde saat 16.00 sıralarında MİT’e ait TIR ve ona öncülük eden otomobilin, jandarma ekiplerince Hatay ili Kırıkhan ilçesi sınırlarında durdurulması olayında, haklarında daha önce Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/30800 soruşturma numaralı dosyası üzerinden soruşturma yapılarak, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasi ve askeri casusluk amacıyla temin etme suçundan kamu davası açılan kişilerle irtibatlı olarak, olay tarihinde saat 15.29.57’de Antakya Köprübaşı Künefeciler kulübesine giderek kendi ismini de T.K. olarak beyan edip, 156 jandarmayı arayarak TIR’la ilgili ihbarda bulunduğunun belirtildiği,
02/03/2015 tarihinde iddianamenin kabulüne karar verilerek kovuşturmaya başlandığı, aynı gün tensip zaptı düzenlenerek sanık H.A.’ya ilişkin … esas sayılı dosya ile aynı mahkemede derdest olan … esas sayılı dosya arasında şahsi, hukuki ve fiili irtibat bulunması nedeniyle her iki dosyanın birleştirilmelerine karar verildiği, ayrıca tutuklu sanık H.A.’nın; işlediği iddia edilen suçlarla ilgili derdest olan... ve ... esas sayılı dava dosyalarında toplam 32 sanığın tutuksuz olarak yargılanıyor olması, delillerin toplanmış, sanığın halen Diyarbakır Jandarma Birliğinde görev yapıyor olması, sabit ikametgâh sahibi oluşu ve suç tarihi üzerinden uzunca bir süre geçmiş olması gibi gerekçelerle bihakkın tahliyesine karar verildiği,
Anlaşılmıştır.
Cumhuriyet Savcıları ..., Ö.Ş. ve Y.K. hakkında kullanımında olduğu anlaşılan telefon numaralarıyla birlikte tespit edilecek yeni numaralara ait; 01/12/2013-01/03/2014 tarihleri arasındaki karşılıklı mesaj ve görüşme kayıtlarının (Baz istasyonlarını da gösterecek şekilde), ilgili telefonların adına kayıtlı olduğu kişilerin detaylı kimlik bilgilerinin ve söz konusu hatlarda kullanılan telefonlara ait IMEI numaralarının tespiti zımnında Adana Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesinden talepte bulunulmuş, …. Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih, … değişik iş sayılı kararı ile ilgililere ait HTS kayıtları tespit edilmiş, diğer ilgili şahıslara ait HTS kayıtları ise Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma dosyasından temin olunmuş, 01/01/2014 günü meydana gelen olayla ilgili olarak aralarındaki irtibatın ortaya çıkarılması zımnında, Cumhuriyet Savcıları ... ve Ö.Ş. ile haklarında Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmalar sonucunda, Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Kalması Gereken Bilgileri Casusluk Maksadıyla Açıklama suçlarından Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılan sanıklardan Adana İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Üsteğmen olarak görevli O.Ş., Hatay İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Üsteğmen olarak görevli G.B. ile Jandarma Astsubay Çavuş olarak görevli H.A.’ya ait HTS kayıtları soruşturmayı yürüten Başmüfettiş tarafından ayrıntılı olarak incelenerek tutanağa bağlanmıştır.
Ayrıntısı HTS inceleme tutanağında gösterildiği üzere Cumhuriyet Savcısı ...’nın;
Hatay İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Üsteğmen olarak görevli G.B. (G.B.’nin, Antakya Köprübaşı Künefeciler kulübesine giderek kendi ismini T.K. olarak beyan edip, 156 Jandarma Hareket Merkezine TIR’la ilgili ihbarda bulunduğu iddiasıyla hakkında Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Kalması Gereken Bilgileri Casusluk Maksadıyla Açıklama suçlarından Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılan sanıklardan ... esas) Hatay İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Astsubay Çavuş olarak görevli H.A. ile MİT’e ait TIR’ın durdurulmasına ilişkin ihbarın yapıldığı 15.29.57’den yaklaşık 2 dakika önce 15.28.06’da telefon görüşmesi yaptığı tespit edilmiştir.) ile olay Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcılığına yeni intikal edip arama kararı Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığına ulaşmadan saat 18.27’de,
Bağlı olarak çalıştığı Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekili A.K. ile olay günü ilki saat 16.50, 17.21 ve Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcılığınca arama kararı verilip ancak Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığına ulaşmadan 18.29’da,
Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. ile 31/12/2013 günü saat 15.55’de görüşmesinden sonra, olay günü saat 12.32’de, bu konuşmasının ardından ihbardan önce O.Ş. ile yaptığı 14.22, Ö.Ş. ile 14.30 saatlerindeki görüşmelerini takiben ihbardan hemen sonra O.Ş. ile 15.33, 16.12, 16.22, 16.37, 17.51, 18.11, 18.24 ve 22.12’de, Ö.Ş. ile 17.53, 18.14, 22.14, 22.46 ve 23.51’de,
Telefon görüşmeleri yaptığı,
Soruşturma maddesinde ismi geçen diğer ilgililerin kendi aralarında geçen telefon görüşmelerine ilişkin incelemede ise;
Ayrıntısı HTS inceleme tutanağında gösterildiği üzere Hatay İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Üsteğmen G.B.’nin;
O.Ş.’nin Ankara’da geçici görevde olduğu dönemden başlamak üzere olayın öncesinde başlayan telefon görüşmelerinin olaydan birkaç gün önce yoğunlaştığı ve olay günü Hatay’da buluşuncaya kadar devam ettiği, olay esnasında da bu iletişimin kopmadığı gibi Ö.Ş. ve ... ile de görüştüğü, bu bağlamda O.Ş. ile 20/12/2013 günü 2, 21/12/2013 günü 1, 22/12/2013 günü 7, 23/12/2013 günü 1, 24/12/2013 günü 3, 25/12/2013 günü 4, 26/12/2013 günü 9, 27/12/2013 günü 1, 28/12/2013 günü 6, 29/12/2013 ve 30/12/2013 günleri 1’er, 31/12/2013 günü 5 kez olmak üzere toplam 41 kez görüştüğü, olay günü TIR’ın durdurulmasından önce yine O.Ş.’yle saat 00.32, 09.57, 11.18, 12.02, 12.56, 13.13’te, TIR’ın durdurulmasından sonra, olay yerine Adana İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli olması nedeniyle Hatay bölgesinde herhangi bir görevi bulunmayan O.Ş.’yle birlikte gidip O.Ş.’nin ayrılmasından sonra ise saat 17.08, 17.19, 17.27, 17.46, 18.05, 18.25, 18.39, 18.59, 19.23, 19.41, 20.34, 20.46, 21.03, 21.06, 21.10, 21.11, 21.13’te olmak üzere toplam 17 kez görüştüğü,
Bu görüşmelerin bir kısmından hemen önce ve sonra Ö.Ş. ve ... ile de görüştüğü, Ö.Ş. ile TIR’ın durdurulmasında hemen sonra saat 16.53, 17.38, 17.49, 17.50, 18.17, 18.22, 19.24, 20.20’de, ... ile 18.27’de konuştuğu,
Hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının … soruşturma, … esas ve …. sayılı iddianame ile Adana 7 Ağır Ceza Mahkemesine dava açılan H.A. ile 30/12/2013 günü 16.33’te, 31/12/2013 günü 19.10’da, olay günü sabah saatlerinde saat 10.09 ve 10.23’te, ihbarın yapılmasından hemen önce 14.49 ve ihbardan 1 dakika önce 15.28’de (ihbar kayıt formuna ve 156 telefon döküm kaydına göre ihbar Hatay İl Jandarma 156 Harekât Merkezine 15.29 da yapılmış) konuştuğu,
Jandarma Genel Komutanlığa ait bir kısım telefon numaraları ile olaydan önce 14 kez görüşme yapıldığı, olay günü ise sabah ve öğle saat 10.46, 11.08, 11.53, 12.16.29, 12.16.56, 13.02’te görüşme yapıldığı, bu konuşma zamanlarının O.Ş. ve H.A. ile yapılan telefon görüşmelerinin hemen öncesi ve sonrasına rastladığı, yine ihbarın hemen sonrasında 15.34, 16.02, 16.18, 16.38, 17.04, 17.05, 17.13, 17.25, 17.29, 18.23.27, 18.23.52, 20.36, 20.40 saatlerinde O.Ş. ve Ö.Ş. ile yaptığı görüşmelerin hemen öncesi ve sonrasında konuştuğu,
Ayrıntısı HTS inceleme tutanağında gösterildiği üzere Adana İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Üsteğmen O.Ş.’nin;
G.B. ile kendisinin Ankara’da geçici görevde olduğu dönemden başlamak üzere olayın öncesinde başlayan telefon görüşmelerinin olaydan birkaç gün önce yoğunlaştığı ve olay günü Hatay’da buluşuncaya kadar devam ettiği, olay esnasında da bu iletişimin kopmadığı gibi Ö.Ş. ve ... ile de görüştüğü, bu bağlamda G.B. ile 20/12/2013 günü 2, 21/12/2013 günü 1, 22/12/2013 günü 7, 23/12/2013 günü 1, 24/12/2013 günü 3, 25/12/2013 günü 4, 26/12/2013 günü 9, 27/12/2013 günü 1, 28/12/2013 günü 7, 29/12/2013 ve 30/12/2013 günleri 1’er, 31/12/2013 günü 5 kez olmak üzere toplam 42 kez görüştüğü, olay günü TIR’ın durdurulmasından önce yine G.B.’yle saat 00.32, 09.57, 11.18, 12.02, 12.56, 13.13’te görüştüğü TIR’ın durdurulmasından sonra, olay yerine Adana İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli olması nedeniyle Hatay bölgesinde herhangi bir yetkisi bulunmamasına rağmen G.B.’yle birlikte gidip olay yerinden ayrılmasından sonra ise saat 17.08, 17.19, 17.27, 17.46, 18.05, 18.25, 18.39, 18.59, 19.23, 19.41, 20.34, 20.46, 21.03, 21.06, 21.10, 21.11, 21.13’te olmak üzere toplam 17 kez görüştüğü,
Hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca dava açılan Adana İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Astsubay Y.Y. ile olaydan önce 28/12/2013 günü 10 kez, olaydan bir gün önce 31/12/2013‘te 18.08, 18.36, 18.37, 23.13, olay günü gecenin ilk saatlerinde 00.13, 00.35, 00.37’te görüştüğü, özellikle 31/12/2013 günü yapılan saat 18.37’deki görüşmeden sonra 18.53’te Ö.Ş. ve 18.57, 18.59’da G.B. ile görüşmede bulunulduğu, yine saat 00.37’de Y.Y. ile görüşmeden sonra yine Ö.Ş. ile peş peşe 00.55, 01.19.21, 01.19.58, 01.28 saatlerinde 4 ayrı konuşma gerçekleştirildiği, olay günü ihbardan önce öğle saatlerinde saat 13.38’de son bir görüşme daha yapıldığı,
Ö.Ş. ile olaydan bir gün önce başlayıp olay günü ihbardan önce yoğun şekilde devam eden telefon görüşmelerinin olduğu, ilki 31/12/2013 günü saat 14.39 başlayan ve 18.53’te devam eden bu görüşmelerin yılbaşı gecesi olmasına karşın peş peşe 00.55, 01.19.21, 01.19.58, 01.28’de devam ettiği, yine ihbarın yapılmasından hemen önce 14.19, 14.25, 14.29 saatlerinde görüştüğü, bu görüşme trafiği arasında saat 14.22’de ... ile de görüşüldüğü, yine ihbarın yapılması sonrası henüz olayın Adana TMK 10. Madde ile görevli Cumhuriyet Savcılığına intikal etmeden saat 16.40, 16.42 ve 16.46’da görüştüğü, yine olay esnasında 20.27, 20.28, 21.54, 22.02, 22.09, 22.25, 22.39, 23.00, 23.09, 23.30’da olmak üzere bir çok defa görüştüğü,
İhbarın hemen öncesinde ... ile saat 14.22’de görüşmesinin hemen önce ve sonrasında 14.19, 14.25 ve 14.28’de üç kez Ö.Ş.’yle konuştuğu, ihbardan hemen sonra TIR’ın durdurulmasının hemen öncesi ve durdurulması esnasında saat 15.53, 16.12, 16.22, 16.37, 17.51, 18.11, 18.24, 22.12’de yine ... ile görüşmede bulunduğu,
Tespit edilmiştir.
Olay tarihinde Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet savcılarına ait, Cumhuriyet Başsavcı Vekili A.K. imzalı, 11.12.2013 tarihli nöbet çizelgesi incelendiğinde; 01/01/2014 tarihinde nöbetçi Cumhuriyet savcısının (27/12/2013-03/01/2014 tarihleri arası) ..., bir sonraki nöbetçi Cumhuriyet Savcısının ise (03/01/2014-10/01/2014 tarihlerini kapsar) A.Y. olduğu görülmüştür. Aynı çizelgenin 2. maddesinde nöbet çizelgesine göre sırası gelen Cumhuriyet savcısının izin, rapor ve benzeri nedenlerle bulunamaması halinde bir sonraki Cumhuriyet savcısının nöbete gideceği vurgulanmıştır.
Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet savcılarına ait, Cumhuriyet Başsavcı Vekili A.K. imzalı, 22/07/2013 tarihli, Adana Cumhuriyet Başsavcısı S.B.’nin 23/07/2013 tarihli “Olur”unu içeren Cumhuriyet Başsavcı vekili ve Cumhuriyet Savcılarının işbölümünü içerir cetvelin müşterek hükümlüler başlıklı 6. maddesi “Mesai saatleri dışında intikal eden mevcutlu evrakların tüm işlemleri nöbetçi Cumhuriyet Savcısı tarafından yerine getirilecek, nöbetçi Cumhuriyet savcısının keşif, otopsi ve benzeri görevler sebebiyle daire dışında olup geri dönmesinin uzun zaman alacak olması halinde, nöbet sırasına göre bir sonraki nöbetçi Cumhuriyet savcısı tarafından evrakın gereği yerine getirilecek ve bu suretle işlemlerde gecikmeye neden olunmayacaktır. Doğrudan nöbetçi Cumhuriyet savcısına yapılan ihbar, şikâyet veya zabıtaca istenen arama ve benzeri talepler üzerine UYAP’a kaydedilerek soruşturma numarası alan evrak nedeniyle “hemen” başlatılan ve bu kapsamda gözaltına alınan şüphelilerin işlemleri tamamlanıncaya kadar iş bu soruşturma evrakı, mevcutlu evrak kapsamındaki bir evrak olarak değerlendirilecektir. Dolayısıyla bu evraklarla ilgili adli işlemler, UYAP üzerinden nöbetçi Cumhuriyet savcısı rolü ile devam ettirilecek, mevcutlu getirilen tarafların işlemleri yapıldıktan sonra asıl görevli Cumhuriyet savcısının belirlenebilmesi için evrak tevziye gönderilecektir. Mevcutlu olarak devam eden soruşturma evrakının tamamlanarak tarafların zabıtaca getirildiği sırada işlemi başlatan nöbetçi Cumhuriyet savcısının nöbeti sona ermişse evrakla ilgili işlemler, o günün nöbetçi Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilecektir.” şeklindedir.
Nöbet çizelgesi ve işbölümü cetveli içeriği birlikte değerlendirildiğinde; olay tarihinde Cumhuriyet Savcısı ...’nın TMK 10. madde ile yetkili nöbetçi Cumhuriyet Savcısı olup görevinin başında olduğu, izin, mazeret ve benzeri gibi nedenlerden görevinden ayrılmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda arama kararı vermesinden sonra bütün adli işlemlerin takibini yapıp yürütmek görevi Cumhuriyet Savcısı ...’nın sorumluluğu altındadır. Bu kapsamda arama kararının verilmesinden sonra kendi yetki bölgesi olduğu düşüncesiyle bu kararın icrası için olay yerine giden Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’nin tavrı yasal bulunmamış, Cumhuriyet Savcısı ...’nın “Zira yapılan iş bölümü gereği TMK 10. maddesiyle görevli Başsavcı Vekilliği yetki alanında bulunan illerdeki kolluk güçleri hangi savcıya bağlı ise onunla muhatap olup talimatları ondan alıyordu. Uygulamanın bu şekilde olduğunu o dönem görev yapan savcılar, başsavcı vekilleri bilirler. Bu konuda kendilerinin de tanık olarak dinlenilmesi mümkündür. O tarihte vermiş olduğum arama kararı sonrasında konuyu takip etmedim. Akşam geç saatlerde aramanın yapılamadığını öğrendim. Çünkü o bölgeye bakan Savcı Ö. Bey konuyu kendisi takip etti.” şeklindeki savunmasına, Cumhuriyet Savcısı A.R.’nin tanık sıfatıyla alınan beyanı, arama kararının Kollukça Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’den değil görevli nöbetçi Cumhuriyet Savcısı olarak ilgiliden istenmesi ve yukarıda açıklanan yasal gerekçeler kapsamında itibar edilmemiştir.
Tanık beyanları, HTS raporları ve dosya inceleme tutanağı birlikte değerlendirildiğinde; 01/01/2014 tarihinde, Hatay İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Astsubay çavuş olarak görevli sanık H.A.’nın, HTS kayıtlarının tetkikinde ihbardan bir dakika önce saat 15.28.06’da görüştüğü tespit edilen Hatay İl Jandarma İstihbarat Müdürlüğünde görevli Üsteğmen G.B. ile irtibatlı olarak, ismini T.K. olarak tanıtıp sıradan bir ihbar görüntüsü vererek, ismini vermediği terör örgütüne ait silahların, plakasını verdiği araçlar içerisinde Hatay’ın Reyhanlı, Kırıkhan ve İslâhiye ilçeleri üzerinden Kilis iline götürüleceği şeklinde Jandarma 156 çağrı hattını saat 15.29.57 de arayarak ihbarda bulunduğu, bu ihbar sonrası ilgili Cumhuriyet Savcısı ...’nın yukarıda olayla ilgili kendi aralarındaki telefon trafiği gösterilen ilgililerden, nöbetçi olmadığı halde arama kararının icrası için olay yerine giden TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş., Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/19640 (6526 sayılı Yasa ile kaldırılan TMK 10. madde ile Görevli Adana Cumhuriyet Başsavcılığının …) sayılı, 01/01/2014 tarihinde MİT’e ait TIR ve otomobilin durdurulması olayı nedeniyle casusluk suçuna ilişkin yürütülen soruşturmanın şüphelilerinden Adana İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli olup olay tarihinde de izin alıp ziyaret bahanesiyle Kırıkhan’da bulunan ve Hatay İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli diğer şüpheli ihbarcı H.A. ile yukarıda açıklandığı şekilde irtibatı tespit edilen Üsteğmen G.B. ve olay yerine giden Üsteğmen O.Ş. ile, yılbaşı tatili olan 01/01/2014 gününün ilk saatlerinden başlayarak MİT’e ait TIR’ın durdurulmasının hemen öncesi ve sonrası ile olayın hitam bulduğu ana kadar yapılan birden çok telefon görüşmesine ilgilinin de iştiraki ile, Devletin güvenliği veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerden olan ve 2937 sayılı Yasa kapsamında MİT tarafından gerçekleştirilen, özünde devlet sırrı niteliğinde yasal olan bu faaliyeti ifşa etme kastı ile hareket eden planlı ve organize yapının başından beri içerisinde olduğu tespit olunmuş, dosya kapsamı ile doğrulanmayan ve açıklanan mevzuat hükümlerine aykırı olan savunmasına itibar edilmemiştir.
(C/3) SAYILI SORUŞTURMA MADDESİNE İLİŞKİN:
Olay yerine giden TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. tarafından 02/01/2014 tarihli Adli Aramanın Yapılamadığına Dair Tutanağın konuyla ilgili kısmı aynen; “….Cumhuriyet Başsavcılığındaki işbölümüne göre TMK 10. madde ile ilgili suçlarda Hatay ilindeki suçlardan sorumlu Cumhuriyet savcısı olmam ve suçun TMK 10. maddesi kapsamındaki suçlardan TCK’nın 315. maddesine ilişkin olması sebebiyle yapılacak aramaya refakat etmek için tutanakta ismi bulunan emniyet görevlileri ile birlikte olay yerine gitmek için saat 19.00 sıralarında Adana’dan Kırıkhan’a hareket ettik. Adana’dan çıkmadan önce MİT hukuk dairesinde bir yetkili olduğunu belirten U.C. isimli şahıs saat 17.00 sıralarında cep telefonumu arayıp TIR’ın kendilerine ait olduğunu, MİT Kanununa göre soruşturma izni olmadan araçta arama yapılamayacağını, usulsüz işlem yapıldığını belirtti…” şeklindedir.
Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’nin MİT’te Hukuk Müşaviri olarak görev yapan Ü.U.C. ile 01/01/2014 günü saat 18.03’de telefon görüşmesi yaptığı Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’ye ait HTS kayıtlarından tespit edilmiştir.
Hatay Valisi M.C.L. tarafından 01/01/2014 tarihli Kırıkhan Kaymakamlığı ve Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığına hitaben yazılan yazı “Muhtelif kanallardan Valiliğime intikal eden bilgilere göre; MİT’e bağlı görev yapan personel ile araçların Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığınca alıkonulduğu anlaşılmaktadır. Bahsi geçen görevlilerin bağlı oldukları 2937 sayılı Kanuna göre personelin özel statüleri ve doğrudan Başbakanlık makamına bağlı olarak çalışmaları dolayısıyla, usule uyulmaksızın alıkonulmaları cezai sonuç doğuracağından, ilgililerin kimliklerin belirlenip serbest bırakılmalarını önemle rica ederim.” şeklindedir.
01/01/2014 günü durdurulan TIR’ın MİT’e ait olduğu konuya ilişkin beyanlarına başvurulan tanıklar Y.A., A.B., İ.D., G.B., H.Ö., M.M.A., A.A., K.A. ve C.Ç.’nin birbirini doğrulayan beyanlarından da anlaşılacağı üzere; söz konusu TIR’a ilişkin ihbarın Hatay Merkez Jandarma 156 ihbar hattına saat 15.29’da yapılmasının ardından Emniyet birimleri ve Jandarmanın diğer birimlerine görevliler M.M.A., A.A. tarafından hemen haber verildiği, MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden aracın Hatay Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Şube Müdürlüğünde görev yapan A.B. tarafından ihbardan kısa bir süre sonra durdurulduğu, yapılan kimlik kontrolünde ilgililerin MİT mensubu olduklarını gösteren kimliklerini ibraz etmeleri üzerine adı geçen polis memuru tarafından serbest bırakıldıkları ve durumdan Hatay Trafik Şube Müdürlüğünün haberdar edildiği, Hatay Trafik Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından da Hatay Jandarma 156 Harekât merkezine konu hakkında saat 16.47’de bilgi aktarıldığı, bunun üzerine 156 Harekât merkezinde görevli M.M.A. tarafından bu bilginin 16.48 itibarıyla Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı dâhil diğer tüm jandarma birimlerine haber verildiği tanıklar M.M.A. ve A.A.’nın beyanlarından ve Hatay Jandarma 156 Harekât Merkezinin ihbar kayıt formu içeriğinden anlaşılmıştır. Yani arama kararının K.A.’nın beyanına göre Kırıkhan Jandarmaya fax yolu ile gönderildiği saat 18.39’dan yaklaşık 2 saat önce TIR’ın MİT’e ait olduğunun kesinleştiği, yine TIR’ın MİT’e ait olduğunun Kırıkhan Nöbetçi Savcısı Y.A.'ya bildirilmesinin ardından Y.A.’nın meslekte yeni olması nedeniyle durumu Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı Y.K.’ye ilettiği, onun talimatı ile önce gözaltına alma ve arama kararı talep yazısı hazırlanması emri verildiği, Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı Y.K.’nin Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısını aramasının ardından Nöbetçi Cumhuriyet Savcısı Y.A.’yı yönlendirip Adana TMK 10. madde ile görevli savcılığın yetkili olduğunu belirterek arama kararının vermesinden vazgeçirdiği ve Adana TMK 10. madde ile görevli nöbetçi Cumhuriyet savcısının arama kararını göndermesinin beklendiği, dolayısıyla 01.01.2014 günü meydana gelen olayla ilgili olarak en azından arama kararın verildiği ve faks yoluyla Kırıkhan Jandarmaya gönderildiği 18.10 ilâ 18.39 arasında söz konusu TIR ve ona eşlik eden otomobilin MİT’e ait, personelin MİT mensubu ve faaliyetin de MİT faaliyeti olduğunun kesinleştiği belirlenmiştir.
Bilindiği gibi arama işlemi, 5271 sayılı CMK’nın ‘Şüpheli veya sanıkla ilgili arama’ kenar başlıklı 116. maddesinde düzenlenmiş olup aynen ‘Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda somut delillere dayalı kuvvetli şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir.’ şeklindedir. Maddeye göre arama, ancak şüpheli veya sanığa ait eşya, konut, işyeri veya ona ait diğer yerlere ilişkindir. Yani kanuni anlamda arama işlemi yapılabilmesi için hakkında başlatılmış bir soruşturma olan şüpheli ya da kovuşturma yapılmakta olan sanık bulunmalıdır. Şüpheli veya sanık sıfatlarına haiz olmayan ya da başka bir ifadeyle hakkında soruşturma veya kovuşturma bulunmayan kişi ile ilgili yapılacak arama ile kanuna aykırı olarak başlatılmış bir soruşturma nedeniyle yapılacak arama, kanuna aykırı bir arama olacaktır. Aynı Kanunun ‘Arama Kararı’ kenar başlıklı 119/1 maddesinde ise aynen ‘Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının… yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler…’ şeklinde düzenleme yapılmıştır. Buradaki ‘gecikmesinde sakınca bulunan hâl’ kavramı, Adli Arama Yönetmeliğinin “Tanımlar” başlığı altındaki 4. maddesinde “ Adli aramalar bakımından; derhal işlem yapılmadığı takdirde suçun iz, eser, emare ve delillerin kaybolması veya şüphelinin kaçması ya da kimliğinin tespit edilmemesi ihtimalinin ortaya çıkması ve gerektiğinde hâkimden karar almak için vakit bulunmaması halini,” şeklinde tanımlanmış, CGK.’nın 17/11/2009 tarih, 2009/7-160 esas ve 2009/264 sayılı kararında ise aynen ‘…arama işleminin yapıldığı tarihteki yasal düzenlemelere göre, arama ancak hâkim kararıyla mümkündür. Cumhuriyet savcıları ile onun yardımcısı sıfatıyla emirlerini yerine getirmekle görevli kolluğun arama emri yetkisi istisnai olup, bu yetkinin doğması için bir ön koşul olarak, gecikmesinde sakınca umulan halin gerçekleşmesi gerekir. Gecikmede sakınca bulunduğundan söz edebilmek için de, ilgilinin hâkime başvurup karar aldıktan sonra tedbiri uygulamak istemesi halinde o tedbirin uygulanamaz duruma düşmesi ya da uygulanması halinde dahi beklenen faydayı vermemesi söz konusu olmalıdır…’ denilerek gecikmesinde sakınca bulunan hal kavramından ne anlaşılacağı hususu açıklığa kavuşturulmuştur.
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı şekilde; TIR’ın MİT’e ait, personelin MİT mensubu, faaliyetinde MİT faaliyeti kapsamında olduğunun kollukça tespit edilip arama kararı talep yazısı yazılmadan önce tüm resmi makamlar ile kolluk güçlerine bildirilmiş ve kolluk tarafından da bu hususun ilgiliye aktarılmış olması, Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. ile MİT’te Hukuk Müşaviri olarak görev yapan Ü.U.C. arasında 01.01.2014 günü saat 18.03’de yapılan telefon görüşmesi, dinlenilen tanık beyanları, Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş., Üsteğmen O.Ş. ile ilgili Cumhuriyet Savcısı ... arasındaki telefon konuşmaları birlikte değerlendirildiğinde; arama kararın verilip faks yoluyla Kırıkhan Jandarma Komutanlığına gönderildiği saat 18.10 itibarıyla söz konusu TIR ve ona eşlik eden otomobilin MİT’e ait, personelin MİT mensubu, faaliyetin de devlet sırrı niteliğinde olan MİT faaliyeti olduğunun Cumhuriyet Savcısı ... tarafından her türlü şüpheden uzak ve kesin bir şekilde bilindiği hususu tespit olunmuştur. Bu tespit doğrultusunda ihbarın, 5271 sayılı CMK’nın ‘Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet Savcısının Görevi’ kenar başlıklı 160/1. maddesindeki “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.” şeklindeki düzenlemede öngörülen anlamda, Cumhuriyet savcısını harekete geçirebilecek nitelikte bir ihbar olmadığı gibi başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli de içermediği ortaya çıkmıştır. Hâl böyle olunca, aynı Kanunun ‘Cumhuriyet Savcısının Görev ve Yetkileri’ kenar başlıklı 161. maddesindeki yetkilerin kullanılmasını gerektirecek adli bir olayın bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle ilgilinin, ‘…Cumhuriyet Savcısı ve emrinde bulunan kolluk, suça konu eylemi icra edenin MİT mensubu veya suçta kullanılan aracın MİT’e ait olup olmadığına bakmaz. Savcı ve kolluk ceza kanunlarına göre, suç olarak tanımlanan fiile müdahale etmek, işlenip tamamlanmasını önlemek ve failleri yakalamak ve delilleri toplamak zorundadır. MİT Kanununun 26. maddesi Cumhuriyet savcısının, Ceza Muhakemesi Kanununun 160 ve 161. maddelerinden kaynaklanan yetkilerini kullanmasını engellemez…’ şeklindeki Prof. Dr. E.Ş.'ye ait makaleden alıntıladığı savunması, ortada soruşturulması gereken suçlu ya da suç unsuru taşıma ihtimali olan bir eylem olmadığı için hukukilikten uzaktır. Bir an için eylemin, suç ihbarı niteliğinde olduğu değerlendirilse bile, Hatay İl Jardarma Komutanlığına yapılan ihbarın Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığına iletilmesi üzerine tutulan 01/01/2014 tarihli ihbar tutanağında, ihbara konu araçta silah yüklü olduğunun kayıt altına alınması ve herhangi bir terör örgütü veya terör ibaresinin bulunmaması karşısında soruşturmanın genel hükümler kapsamında yürütülmesi gerekecektir. Dolayısıyla arama kararı talep yazısının içeriğine göre olayda TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcılığının herhangi bir yetkisi ve görevi de söz konusu değildir. Bu itibarla, olay günü Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı 156 Harekât Merkezince tanzim edilen ihbar tutanağı ve arama talep yazısı içeriğine göre yetkili olmayan Cumhuriyet Savcısı ...’nın verdiği arama kararının yasaya uygunluğundan bahsetmek mümkün değildir. Yapılacak iş arama kararını derhal geri alınması ve evrakın genel yetkili Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesinden ibarettir. Bir an olsun kendi görev alanına girdiğini düşünse bile, olay tarihinde yürürlükte olan 3713 sayılı TMK’nın mülga 10/b maddesinin aynen ‘Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak;…b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır…’ şeklindeki hükmünün işaretiyle, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26/1. maddesinde aynen ‘MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması Başbakanın iznine bağlıdır.’ şeklindeki amir hükmü gereği, ihbar sonucu durdurulan araçların başında MİT görevlilerinin olduğu ve araçların bu kişilerce sevk edildiği tespit edildikten sonra anılan mevzuat çerçevesinde yapılması gereken, soruşturma işlemlerinin derhal durdurularak yani arama işlemine geçilmeden Başbakandan gerekli soruşturma izninin talep edilmesidir. Kaybolması muhtemel bir delil olması durumunda ise iddiaya konu araçlarının, mühürlenip güvenli bir alana çektirilerek izin talep sonucunun beklenilmesi gerekmektedir. Aksi halde yani, söz konusu izin talep edilmeden MİT Kanunu’nun 26/1. maddesi hükmü göz ardı edilerek MİT görevlilerinin refakatindeki TIR’lara ilişkin arama kararı vermek, kanunun vermediği bir yetkiyi kullanmak, başka bir ifade ile yetki sınırlarını aşmak anlamına gelecektir. Açıklanan madde metninde, 26/04/2014 yürürlük tarihli 6532 sayılı Kanunla herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Dolayısıyla bu husus, madde metninin 1. fıkra hariç yeniden düzenlendiği 6532 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden önce de aynen geçerlidir.
Yine 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun 4/1 maddesindeki ‘Cumhuriyet başsavcıları, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin bu Kanun kapsamına giren suçlarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikâyet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitten başka hiçbir işlem yapmayarak ve hakkında ihbar veya şikâyette bulunulan memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesine başvurmaksızın evrakın bir örneğini ilgili makama göndererek soruşturma izni isterler.’ şeklindeki düzenleme ile kamu görevlilerinin, bu kanun kapsamında işlediği iddia olunan eylemlerine ilişkin bir suç ihbarı veya şikâyet halinde Cumhuriyet savcılarının, ivedilikle toplanması gereken veya kaybolma ihtimali olan delilleri toplamak dışında başka hiçbir işlem yapmadan evrakın bir örneğini ilgili makama göndererek soruşturma izni isteyeceğini, 2/2. maddesinde ise ‘Görevleri ve sıfatları sebebiyle özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi olanlara ilişkin kanun hükümleri ile suçun niteliği yönünden kanunlarda gösterilen soruşturma ve kovuşturma usullerine ilişkin hükümler saklıdır.’ hükmü ile ivedilikle toplanması gereken veya kaybolma ihtimali olan delilleri toplama hususu da dâhil olmak üzere özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi kişiler ve suçlara ilişkin istisna getirilmiştir. Yani özel kanunlarla farklı soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi kişiler ve suçlara ilişkin soruşturmalarda, kendi kanunlarında öngörülen usuller dışında soruşturma ve kovuşturma yapılamayacağı düzenlenmiştir.
Gerek açıklanan kanun maddeleri, gerek TIR’da ‘silah’ olduğu iddiasına bağlı olarak ‘silahın’ niteliği gereği bozulma ihtimali olmaması nedeniyle gerek gecikmesinde sakınca bulunan hâlin bulunmaması, gerekse de faaliyetin gizli olup özünde devlet sırrı taşıması ve arama yapıldığında sırrın ifşası olup suç teşkil edeceği göz önüne alındığında, ilgilinin bu yöne ilişkin hukuki dayanaktan yoksun savunmasına itibar etmek mümkün görülmemiştir.
Yukarıda yasal mevzuat çerçevesinde ayrıntıları açıklanan ve elde edilen deliller muvacehesinde Cumhuriyet Savcısı ...’nın, 01/01/2014 tarihinde, Hatay Kırıkhan’da durdurulan araçların MİT’e ait ve içerisindeki görevlilerin de MİT personeli olduğunun saat 16.48 itibarıyla tüm kolluk birimlere duyurulması, MİT’de Hukuk Müşaviri olarak görev yapan Ü.U.C'nin Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.'yi saat 18.03’de arayarak bahsi geçen araçların MİT’e ait, görevli personelin de MİT personeli olduğunun kendisine söylemesi ve araçların durdurulması sırasında MİT görevlisi olduğunu söyleyen şahısların, kolluk görevlileri tarafından önceden tanındığının Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. ve kollukça adı geçene telefonla bildirilmesi göz önüne alındığında, olay günü durdurulan TIR ve otomobilin MİT’e ait olduğunu her türlü şüpheden uzak kesin bir şekilde bilmesine, 3713 sayılı Yasa’nın (mülga) 10/b maddesi ile 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun “soruşturma izni” başlıklı 26. maddesi açık hükümlerine ve MİT teşkilatının görevi kapsamında nakledilen ve devlet sırrı niteliğindeki MİT’e ait olduğu tespit edilen ve MİT’in kendi iç birimleri arasında nakli gerçekleştirilen malzemenin herhangi bir suça da konu olmadığının açıkça anlaşılmasına karşın, usulsüz verilen arama kararının derhal geri alınması ve ilgililerle irtibata geçilerek gerçekleştirilmek istenen arama faaliyetinin sonlandırılmasını sağlama adına bir uğraşı göstermek yerine, olayın arka planında kalarak devlet sırrının ortaya çıkarılmasına yönelik yapılan yasa dışı uygulamaya zımnen destek verdiği hususu sübut bulmuştur.
(C/4) SAYILI SORUŞTURMA MADDESİNE İLİŞKİN:
“6526 sayılı Yasa ile kaldırılan TMK 10. madde ile görevli Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/2 sayılı soruşturma evrakının konumuz ile ilgili bölümü incelendiğinde”;
“….19/01/2014 tarihindeki Adana Ceyhan gişelerinde durdurulan MİT’e ait TIR’lara ilişkin ihbarın 07.30’da Adana İl Jandarma Komutanlığı 156 hattına yapıldığı, Adana İl Jandarma Komutanlığı’nın ... tarihli ve ... sayılı yazısı ile plakası verilen üç adet TIR’ın El-Kaide terör örgütüne silah ve malzeme götürdüğü iddiasıyla arama talebinde bulunulduğu, bu arama talep yazısının üzerine Cumhuriyet Savcısı ... tarafından “... soruşturma dosyamızla irtibatlı olabilir” notunun düşülmüş olduğu, TMK 10. madde ile görevli Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Cumhuriyet Savcısı ... imzasıyla ... tarih ve ... sayılı arama kararı verildiği,
Dosyada “Silahları kontrol edin” başlıklı ihbar e-mailinin ise M.S. isimli kullanıcı tarafından … e-mail adresinden … adresine 19/01/2014 saat 06.13’te gönderildiği ve “…… Bu silahların kriminalden geçerse hangi pis işlerde kullanıldığı belli olur. Aman bu silahları teslim etmeyin kontrolden geçirin” şeklinde bir ihbar olduğu,
19/01/2014 tarihli jandarma tarafından tutulan bir kısım tutanaklarda TIR’ların durdurulması esnasında jandarma personelinin cep telefonlarının toplatıldığı, olay yerine jandarma personelinin intikali, olay esnasında MİT personelinin ve emniyet mensuplarının cep telefonları ile kamera kaydı yaptıklarının belirtildiği,
19/01/2014 günü saat 20.45’te jandarma tarafından tutulan tutanak içeriğine göre söz konusu üç adet TIR’ın 19/01/2014 günü saat 12.30 sıralarında 2014/2 soruşturma sayılı arama kararı nedeniyle Adana Ceyhan Sirkeli gişelerinde tertibat alan jandarma görevlileri tarafından durdurulduğu, daha sonra Cumhuriyet savcısının talimatı üzerine TIR’ların daha emniyetli bir yerde detaylı kontrollerinin yapılması için Seyhan İlçe Jandarma Komutanlığına götürüldüğü sırada TAG Adana Otoyolu Adana istikametinde Küçükler mevkiinde daha önce TIR’lara eskortluk yapan ve içinde MİT personelinin bulunduğu … plakalı Audi A3 marka aracın aniden TIR’ların önüne geçerek durdurduğu, bu araçtan inen MİT mensubunun TIR’ların anahtarlarını alarak konvoyun hareket etmesini engellediği, daha sonra Adana İl Jandarma Komutanlığı istihbaratında görevli 2005-10 sicil nolu personel tarafından anahtarların MİT personelinin elinden alındığı, bu esnada karşılıklı bu görevliler arasında itiş-kakış yaşandığı, daha sonra konvoyun yola devam etmesinin sağlandığı, … plakalı TIR’ın Seyhan İlçe Jandarma Komutanlığına götürülmesi esnasında aynı gün 14.30 sıralarında KOM Şube Müdür Vekili Jandarma Üsteğmen İ.A’nın Cumhuriyet savcısından TIR’ın emniyetli bir bölgede durdurulması ve çevre emniyeti alınarak Cumhuriyet savcısının gelmesinin beklenilmesi talimatı alması üzerine TIR’ın TAG otoyolunda havaalanı yol ayrımına çıkış yaparak Bahçeşehir Koleji yolunda bulunan geniş park alanında durdurulduğu, saat 15.00 sularında Cumhuriyet savcısının TIR’ın dorsesi içindeki yükün içeriğinin tespit edilmesi talimatı üzerine TIR şoförü M.Y. nezaretinde kamera kaydı alınmak sureti ile tespit işleminin yapıldığı, 15.30 sıralarında Jandarma Yb. S.Ö.'nün Üsteğmen İ.A.’yı telefonla arayarak tespit işleminin bitirilerek TIR’ın polis ekipleri eşliğinde otoyolda bekleyen diğer TIR’ların yanına götürülmesi talimatını ilettiği, buradan hareketle 16.20 sıralarında diğer TIR’ların yanına gelindiği, burada Cumhuriyet savcısının talimatıyla TIR’ın MİT mensuplarına teslim edildiğinin derç edildiği,
TIR’ların durdurulması esnasında Jandarma tarafından tutulan 19.01.2014 tarihli bir kısım tutanaklarda durdurulan TIR’larda ve eskort araçta bulunan kişilerin MİT mensubu olduklarını söyledikleri kimliklerini gösterdikleri, bunların MİT mensubu olduklarının tutanak içeriğine göre Jandarma personelince de kabul edildiği, buna rağmen zor kullanılarak araçlarından indirilip kelepçelendikleri, Cumhuriyet savcısı ...’ya konu ile alakalı bilgi verildiği, adı geçen savcının da kimliklerinin tespit edilerek kelepçelerinin çıkartılıp serbest bırakılması talimatı üzerine ilgililerin kelepçeleri çıkarılarak serbest bırakıldıkları, ancak MİT mensubu oldukları bu şekilde kabul edilmesine rağmen ilgililerin refakat ettikleri TIR’lar serbest bırakılmayıp MİT personelinin taşıdığı TIR’lardaki malzemenin tespitinin yapıldığı, bu tespit esnasında da karmaşa ve itiş kakışın devam ettiği,
Yukarıdaki paragraflarda jandarma tarafından tutulan tutanakların içeriklerinden TIR’larda ve ona eskortluk eden araçta görevli personelin MİT mensubu oldukları hatta bu nedenle kelepçelerinin çözülerek serbest bırakıldıkları belirtilmelerine karşın, 19.01.2014 günü saat 18.00’de tutulan tutanakta, TIR’ların dorsesi üzerine Cumhuriyet Savcısı ...’nın çıktığı ve yükleri kontrol ettiğinin belirtildiği,
19/01/2014 tarihli numune alma tutanağı ile söz konusu TIR’lardan birinin dorse kasasından ……… alındığı ve Jandarma Kıdemli Başçavuş C.B.'nin imzasıyla saat 16.15 itibarıyla çok kısa bir sürede aramalar devam ederken fiziki inceleme raporu tanzim edildiği, bu malzemelerin TCK 174 ve 6136 sayılı yasa ek-5 maddeleri kapsamında olduğunun bildirildiği, Adana TMK 10. madde ile görevli 1 Nolu Hâkimliğin...tarihli ve... değişik iş sayılı kararıyla dosyanın kısıtlanmasına karar verildiği, yine aynı Hâkimliğin ... gün ve ... sayılı değişik iş kararıyla … plakalı çekici ve … plaka sayılı dorse üzerinde yapılan aramada ele geçirilen suç eşyasının el konulması işleminin onanmasına hükmedildiği,
Dosya içeriğindeki jandarma görevlileri tarafından tutulan 19.01.2014 tarihli çeşitli tutanaklarda olayın meydana gelişi sırasındaki çeşitli hususların ayrıntılı olarak belirtildiği ve bu tutanaklarda durdurulan TIR’lardaki personeli durdurmadan bir süre sonra yapılan kontrolde MİT personel kimliğinin olduğunun görüldüğünün zikredildiği,
Dosyada söz konusu MİT TIR’larının aranması sırasında meydana gelen arbede de bazı görevlilerin yaralanmasıyla ilgili soruşturmanın … soruşturmadan ayrılıp … soruşturma sırasına kaydedildiği,
Yine söz konusu aramadan örnek olarak alınan bir adet tapa ve bir adet fişekle ilgili … tarih ve … nolu Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Dairesince verilen raporun dosyaya konulduğu, ayrıca ... tarihli ve ... sayılı Cumhuriyet Savcısı ... tarafından tutulan tutanak içeriğinde, ihbara konu … plakalı çekici, … plakalı dorse, … plakalı TIR, … plakalı TIR ve bunlara eskortluk eden 34 VU 6131 plakalı araçların arama kararları nedeniyle durdurulduktan sonra 14.10 sıralarında Albay Ö.Ç. tarafından aramanın çeşitli idari üstlerden ve MİT yetkilisi olan kişilerin baskısı nedeniyle sağlıklı yapılamadığının belirtmesi üzerine olay yerine intikal ettiğini ve olay yerinde TIR’lar üzerinde inceleme yapıldığını ve olay yerine gelen Vali ve İl Emniyet Müdürü tarafından konudan Başbakan’ın bilgisi bulunduğu, TIR’ların MİT’e ait olduğu, derhal salıverilmesi gerektiğinin bildirildiği ve Adana MİT Bölge Başkanı’nın olay yerine geldiği, çeşitli aşamalardan sonra söz konusu TIR’ların teslim edildiğinin tutanak altına alındığı, dosya içeriğindeki araştırmada ihbarı yapanların kimliğinin belirlenemediği,
19/01/2014 günü Ceyhan İlçe Jandarma Komutanı E.Y. ve 2005-10 sicilli görevli tarafından tutularak imzalanan ve Cumhuriyet Savcısı ... tarafından da görülüp onaylanan “Cumhuriyet Savcısı Görüşme Tutanağı” başlıklı yazıda; “Arama kararının talep edilmesi, bu talep üzerine Cumhuriyet savcısının arama kararı verdiği, söz konusu TIR’larda patlayıcı madde ve mühimmat sevkiyatı yapıldığından patlamaya karşı JAMMER kullanılması, patlayıcı madde ve olay yeri inceleme uzmanları, bomba arama köpeği, istihbarat, KOM, Asayiş Şube personeli ile tertibat alınması, arama sırasında … plakalı araçta bulunan ve MİT mensubu olduklarını söyleyerek aramayı engellemeye çalışan şahısların arama bitinceye kadar kontrol altında tutulması, iki TIR’ın şoförlerinin yanında bulunan şahısların MİT mensubu olduklarını söylediklerinden diğer iki şahıs gibi arama bitene kadar bekletilmeleri, TIR’larda yapılan ilk tespitte dorselerde mühimmat olduğunun anlaşılması üzerine “MİT mensuplarının kimliklerinin tespit edilmesinin ardından serbest bırakılmaları, ilgili şahısların kimlik göstermemeye devam etmeleri halinde gözaltı işlemi yapılması ve zor kullanılması, TIR’ların bulundukları yer itibariyle tehlike arz etmeleri nedeniyle Recai Engin Kışlasına götürülmesi, Seyhan Recai Engin Kışlasına giderken sivil araçtaki MİT personelinin TIR’ları durdurup anahtarlarını almaları üzerine, konvoyun yoluna devam etmesi, bunun içinde anahtarların zorla alınması, anahtarı alınan TIR’ın Seyhan Kışlasına doğru hareket ettirilmesi, diğer iki TIR’ın hareket etmesi sağlanamazsa, olay yerine çekici getirmek suretiyle TIR’lardaki metal kasaların başka TIR’lara yüklenmesi, sürekli arızalanan ve hareket edemeyen TIR için çekici çağırılması, çekici gelinceye kadar dorselerdeki malzemelere (mühimmatlar) ilgili tespit yapılması, ayrıca numune alınması” talimatlarının verildiği,
MİT’e ait TIR’ların durdurulması üzerine, MİT Müsteşarlığı tarafından Adana Valilik Makamına hitaben kaleme alınan “Çok Gizli” ibareli ve “Malzeme Nakli” konulu ... tarih ve ... sayılı yazıda “Adana İl jandarma Komutanlığına bağlı ekipler tarafından, 19/01/2014 tarihinde Adana-Gaziantep Otobanı Ceyhan gişelerinde durdurulan ve haklarında ihbar olduğundan bahisle arama yapılmak istenen üç (3) TIR, Milli İstihbarat Teşkilatına ait olup, Teşkilatın yurt içi Bölge üniteleri arasında malzeme nakli yapmaktadır. 2937 sayılı Kanun gereği, Teşkilatın görev ve sorumluluğundaki faaliyetler hakkında ancak Sayın Başbakan’ın izni ile işlem yapılabileceği hususu da dikkate alınarak, bahse konu TIR’lara ilişkin uygulamanın sonlandırılması ve benzer bir sorun/engelleme ile karşılaşmadan planlanan intikallerini gerçekleştirmeleri için eskort verilmesi hususunu arz ederim” şeklinde ifadeler kullanılarak durdurulan TIR’ların MİT’e ait olduklarının bildirildiği,
Cumhuriyet Savcısı ... tarafından MİT’in bu yazısına atfen Adana Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben kaleme aldığı “Bilgi Notu” başlıklı yazıda, ihbar üzerine durdurulan TIR’ların ... soruşturma sayılı dosya ile irtibatlı olduğu ve TCK 315. maddesindeki suçu oluşturabileceği belirtilerek CMK’nın 117-119 ve 127. maddeleri uyarınca arama kararı verildiği TIR’ların içerisinden çok sayıda sandık ve onların içlerinde ilaçla birlikte ile şu aşamada mahiyeti gereği açıklanması doğru olmayan malzeme bulunduğu belirtilmesinden sonra “…Bahsi geçen TIR’lar ve malzeme ile ilgili olarak Adana Valiliğinin ... tarih ve ... sayılı yazısı ekinde yer alan, MİT Müsteşarlığı Adana Bölge Başkanlığı’nın 2014/1 sayılı, 19.01.2014 tarihli ve “Malzeme Nakli” konulu yazısı ile söz konusu TIR’lar ve malzemelerin MİT’e ait olduğunun, Yurtiçi bölge üniteleri arası malzeme nakli yaptıklarının bildirilmesi üzerine detaylı arama yapılmamış, malzemelerin nevi ve niteliğine ilişkin kısa bir inceleme yapılmış, malzemelerin görüntüsü alınmış, araçlar MİT Bölge Başkanlığı yetkililerine teslim edilerek aramaya son verilmiştir” şeklinde bilgi verildiği,
MİT’in 06/02/2014 tarihli yazısı ile de söz konusu olaya konu kişiler ve araçların 2937 sayılı Kanun uyarınca görev ve yetkiler dâhilindeki faaliyetler kapsamında bulunduğunun bildirildiği, bu nedenle de dosya içeriğinde söz konusu iddialarla ilgili MİT görevlileri hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın … tarih ve … soruşturma, … sayılı kararla kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği ve bu kararın Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı’na ve Başbakanlık Makamı’na 27.02.2014 tarihinde gönderildiği”,
Anlaşılmıştır.
İstihbarat Şube Müdürü Jandarma Binbaşı B.K'nin talimatı doğrultusunda, İstihbarat Şubede görevli Jandarma Üsteğmen Ö.K. tarafından Cumhuriyet Savcısı ...’ya bilgi verildiği, Cumhuriyet Savcısının ihbarın mahiyetinden dolayı oldukça güçlü ve donanımlı (sinyal kesici jammer, köpek, bomba imha uzmanı, olay yeri inceleme, vd. unsurlar) bir ekiple arama noktasına gidilmesi talimatı verdiği, ayrıca hazırlanacak arama ve el koyma talep yazısında ihbarda sözü edilen silah ve mühimmatın Hatay ve Suriye’deki diğer terör örgütleriyle bir bağlantısı olup olmayacağını sorduğu, Jandarma Üsteğmen Ö.K.'nin 22.01.2014 tarihinde Cenevre’de yapılacak olan Cenevre 2 Konferansı öncesi El Kaide terör örgütü ile bağlantılı gruplar tarafından Hatay’da bombalı saldırı olabileceğine dair duyumlar geldiğini belirtmesi üzerine Cumhuriyet Savcısının, bu hususun arama el koyma talep yazısında belirtilmesini istediği, yazının Jandarma Üsteğmen Ö.K. tarafından yazdırıldığı, İstihbarat Şubesinde hazırlanıp Asayiş Suç Kısım Amiri Üsteğmen H.K.'ye de imzalatıldığı,
İstihbarat Şube Müdürü Jandarma Binbaşı B.K. ve İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Ö.Ç.'nin, söz konusu arama el koyma talep yazısından bilgilerinin bulunduğu, İstihbarat Şube Müdürlüğü bilgisayarlarında yazının kaleme alındığı ancak Asayiş Şube Müdürlüğüne imzalatıldığı, çelişen bu durumun nedeni sorulduğunda; olayın Pazar günü olması ve Asayiş Şube Müdürlüğünde görevlilerin bulunmadığı, ayrıca söz konusu arama ve el koyma yazısı talebine ilişkin C. Savcılığına yazılan yazının aslı ve suretinin de Cumhuriyet Savcısı tarafından olayın gizli tutulması gerekçesiyle alıkonulduğu şeklinde açıklamada bulunulduğu,
İhbara konu araç içerisinde patlayıcı madde ve mühimmat bulunduğu, bu silahların yasadışı bir terör örgütüne gönderildiği, hâkim kararı beklenirse araçların uzaklaşabileceği, bu nedenle gecikmesinde sakınca bulunan hal söz konusu olduğundan bahisle CMK 117-119 maddesi uyarınca ihbara konu araçlarda bulunan kişilerin kimliklerinin tespiti ile üzerlerinde ve eşyaları üzerinde arama yapılması, kameraya alınması, elde edilecek suç delillerine el konulmasına, el koymanın 24 saat içinde hâkim onayına sunulması için evrakın bir örneğinin alınmasına karar verildiği,
TIR’ların Ceyhan – Sirkeli Gişelerinde aranması sırasında saat 12.31 den itibaren kim olduğu bilinmeyen bazı kişilerin olay yerinden görüntü aldığı ve söz konusu görüntülerin TV kanallarında, ulusal basında ve sanal medyada MİT araçlarının haberlere konu edildiği,
Tespit olunmuştur.
Konuya ilişkin 19/01/2014 günü meydana gelen olayla ilgili Cumhuriyet Savcısı ... ve hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının … soruşturma ve 2014/772 sayılı iddianame ile …. Ağır Ceza Mahkemesine … tarihinde dava açılan (… esas) Adana İl Jandarma İstihbaratta görevli Ö.K.'ye ait HTS kayıtlarının tetkikinde;
Ayrıntısı HTS inceleme tutanağında gösterildiği üzere Cumhuriyet Savcısı ...’nın;
Ö.K. ile tatil olan Pazar günü sabahın erken saatlerinde 05.57 ve 06.04’de iki kez görüştüğü, ihbarın yapılmasından hemen sonra saat 08.14’te de TMK 10. madde ile görevli Başsavcı Vekili A.K. ile konuştuğu, yine TIR’ların durdurulmasından hemen önce saat 11.51’de Jandarma Genel Komutanlığı İl Jandarma Komutanlığı adına kayıtlı … numaralı telefonla konuştuğu, TIR’ların durdurulmasından hem sonra peş peşe saat 12.05, 12.18 ve 12.26’da tekrar Ö.K. ile, 12.37’de Jandarma Genel Komutanlığı İl Jandarma Komutanlığı adına kayıtlı hat ile, 12.38’de A.K. ile, 12.43’te tekrar Ö.K. ile 12.54’te A.K. ile 13.16’da Ö.K. ile, 13.25’te Jandarma Genel Komutanlığı İl Jandarma Komutanlığı adına kayıtlı cep telefonuyla,13.36’da Ö.K. ile 13.40 ve 13.42’de A.K. ile, 13.46’da Ö.K. ile 13.55’de A.K. ile, 13.57’de Ö.K. ile, 14.09’da Jandarma Genel Komutanlığı İl Jandarma Komutanlığı adına kayıtlı numaralı cep telefonuyla, 14.13’te Ö.K. ile, 14.51, 15.21, 15.44, 15.55, 16.00’da A.K. ile, 17.14’te Jandarma Genel Komutanlığı İl Jandarma Komutanlığı adına kayıtlı numaralı cep telefonuyla ve en son olarak 17.24’te tekrar A.K. ile konuştuğu,
Ayrıntısı HTS inceleme tutanağında gösterildiği üzere Adana İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Üsteğmen Ö.K.'nin;
Hafta sonu Pazar tatiline denk gelen 19/01/2014 tarihli olay günü günün ilk saatlerinde Ö.K.'nin ifadesinde de belirttiği şekilde Ankara İl Jandarma Komutanlığı Jandarma İstihbaratında görevli Yüzbaşı H.G. ile Jandarma Genel Komutanlığı adına kayıtlı olup adı geçen tarafından kullanılan 0534 3898612 numaralı cep telefonundan saat 03.57’de görüştüğü, ardından peş peşe saat 04.04, 04.27, 04.49, 05.15 ve 05.16’da Adana Jandarma İstihbarat Şubesinde görevli Üsteğmen H.Ö. ile konuştuğu, ihbardan önce saat 05.57’de Cumhuriyet Savcısı ... ile konuştuktan sonra 06.01’de H.G. ile görüşüp 06.04’te tekrardan ... ile konuştuğu, bu görüşmeden sonra peş peşe saat 06.06, 06.15, 06.33, 06.55, 07.01, 07.02’de H.G. ile konuştuğu, ihbarın 07.29’da yapılmasının hemen ardından tekrardan saat 07.47’de H.G. ile yeniden konuştuğu, daha sonra sırasıyla 08.32’de H.Ö. ile, saat 08.43 ve 10.08’de H.G. ile görüştüğü, TIR’ların durdurulmasının ardından saat 12.05’te ... ile, saat 12.07’de Jandarma Genel Komutanlığı adına kayıtlı … numaralı cep telefonu ile, peş peşe saat 12.18, 12.26 ve 12.43’te ... ile, 13.07’de Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü B.K. ile, saat 13.16’da ... ile, saat 13.18’de Jandarma Genel Komutanlığı adına kayıtlı olan … numaralı cep telefonu ile, saat 13.24’te B.K. ile, saat 13.36’da tekrar ... ile, saat 13.42 ve 13.45’te H.Ö. ile, saat 13.46’da ... ile, saat 13.53’te H.Ö. ile, saat 13.57 ve 14.13’te ... ile, saat 16.26’da H.Ö. ile, saat 19.54’te B.K. ile, 19.59’da Jandarma Genel Komutanlığı adına kayıtlı olan 0532 4181231 numaralı cep telefonu ile, son olarak 20.20’de B.K. ile görüşmede bulunduğu,
Tespit edilmiştir.
Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünün uyuşturucu madde ticareti ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamındaki önleme dinlemesi adı altında toplam 29 kişiye ait 42 telefon numarasının …. Ağır Ceza Mahkemesi'nin (TMK 10 madde ile Yetkili) …, …, … teknik takip numaralı kararlarıyla iletişimin ve sinyal bilgilerinin tespiti (telefonların dinlenmesi) kararları alındığı, söz konusu kararlarda geçen dinlemelerin Jandarma Yüzbaşı H.G., Jandarma Kıdemli Çavuş G.M., Jandarma Kıdemli Çavuş M.Ö., Uzman Çavuş C.K., Uzman Çavuş A.Y. ve Uzman Çavuş H.Ü. tarafından gerçekleştirildiği, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı'nın 27.03.2014 tarih ve 2014/178 – 55643277 sayılı yazısı ile söz konusu dinleme kararlarında yer alan 2014/144 sayılı karardaki iki kişinin, 2014/51 sayılı karardaki bir kişinin, 2014/122 sayılı karardaki üç kişinin MİT Personeli olduğu, bir kişinin de MİT Personeli eşi adına kayıtlı telefon olduğu ve bu kişilerin tamamının soruşturmaya konu faaliyeti yürüten (yani Adana’da durdurulan TIR’larla ilgili söz konusu faaliyeti yürüten) personel olduğunun ve bu telefonların da bu faaliyetlerde kullanıldığının bildirildiği görülmüştür.
Bu HTS kayıtları ve ifadesine başvurulan Adana Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Ö.K.’nin beyanı, Adana Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmada mahkeme sorgusu ile ifadelerine başvurulan H.G. ve G.M.nin beyanları, yine soruşturma sırasında savunmaları alınan C.K. ve A.Y.'nin beyanları, Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinden “Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, örgüte üye olmak, örgüt adına suç işlemek, örgüt kapsamında uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti yapmak” suçları gerekçesi ile alınan … tarih ve …, … tarih ve …, … tarih ve … sayılı kararlar, konuya ilişkin başmüfettiş tarafından tanzim edilen inceleme tutanakları birlikte değerlendirildiğinde; Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinin sözü edilen kararları uyarınca 19/01/2014 günü MİT’in bu faaliyetinde görev alan 7 kişinin kullandıkları cep telefonlarının diğer şüpheli telefon numaraları arasına serpiştirmek suretiyle dinlendiği 07/01/2014 tarihinden itibaren faaliyetin detayı hakkında önceden bilgi sahibi olunduğu, bu bilgiler ışığında MİT personelinin, Ankara İl Jandarma İstihbarat Şubede görev yapan H.G., G.M., A.Y. ve C.K. tarafından görev bölümlerine göre takibe alındığı, olayın bir gün öncesi gecesi yani 18/01/2014 günü saat 22.00 sıralarında G.M.’nin C.K. ve A.Y.’yi evinden aldığı, A.Y.'yi Ankara İl jandarma Komutanlığında söz konusu faaliyette yer alan MİT personelinin telefonlarının takip edip bilgi vermesi için ekranın başında bıraktığı, MİT’e ait TIR’ların Ankara Esenboğa Havaalanından ayrılmasını müteakip A.Y.’nin Gölbaşı güzergâhında bekleyen G.M. ve C.K.’ye bilgi verdiği, bu bilgi akışı sonucunda söz konusu TIR’ların Gölbaşı’na gelmesini müteakip plakalarını aldıkları, ardından G.M.’nin H.G.’yi arayarak durumdan haberdar ettiği ve Alayda buluşmak üzere sözleştikleri, G.M.’nin Alay Komutanlığına geldikten sonra TIR’ların hareketlerini takip ettiği, ardından H.G. ile buluşup birlikte Ankara Demetevler semtine gittikleri, orada H.G.’nin yüzünü şapka ile gizleyerek bir büfeden telefon kartı alarak G.M.’ye verdiği, telefon kartı aldıkları büfenin yanında ankesörlü telefon olduğu halde Etlik semtine giderek orada MOBESE kameralarının görüş alanı dışında ara sokakta bulunan bir ankesörlü telefonla ancak bir jandarma personelinin bilebileceği Adana İl Jandarma Alay Komutanlığının sabit numarasını aramak suretiyle G.M.’nin ihbarda bulunduğu, ihbar esnasında H.G.’nin arabada beklediği, zira daha öncesinde Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli askerler tarafından tüm aşamalardan zaten haberdar olunduğu ve Ankara’daki yukarıda ismi geçen asker şahıslarla da irtibatlı oldukları tespit edilmiştir.
Bunun yanı sıra ihbardan önce El-Kaide terör örgütüne ait patlayıcı madde ve silah taşıdığı iddia edilen TIR’larla ilgili olarak adı geçen kişilerin, Ankara’dan konuya ilişkin tedbir alınması amacıyla gerek Cumhuriyet başsavcılığına, gerek Ankara İl Jandarma Kolluk birimine, gerekse Ankara Valiliği ile Emniyet Müdürlüğü gibi idari ve kolluk birimlerine bilgilendirme yapmadıkları, ihbardan çok kısa bir süre önce Üsteğmen Ö.K. ile saat 05.57 ve 06.04’de telefon görüşmesi tespit edilen Cumhuriyet Savcısı ... ile irtibatı tespit edilen Ankara ve Adana’da görevli adı geçen askeri personel tarafından, önceden planlanmış bir organizasyonun parçası olarak, ihbar saati olan 07.29’dan TIR’ların durdurulduğu saat 12.00’ye kadar ilgili TIR’ların güzergâhında olan Aksaray Jandarma ve Emniyeti, Adana Emniyeti veya Mersin, Niğde, Kayseri, Nevşehir, Konya gibi TIR’ın güzergâh değiştirmesi halinde gidebileceği illerdeki kolluk birimlerine (Emniyet-Jandarma), hatta içerisinden geçtikleri bu illere bağlı ilçe kolluk birimlerine herhangi bir bilgi verilmeden ve normal önleyici tedbir kurallarının dışına çıkılarak ihbarın direk Adana İl Jandarma Komutanlığına yapılmış olması, TIR’ların MİT’e ait ve özünde devlet sırrı niteliğindeki bu faaliyetin ise yine MİT faaliyeti olduğunun baştan beri kesin olarak bilinmesine rağmen görünüşte bir ihbar yapıldığı izlenimi verilerek MİT faaliyetinin ifşa edilmesi amaçlanmıştır.
Ayrıca, 19.01.2014 günü, Adana Ceyhan Sirkeli Otoyol Gişelerinde saat 12.00 civarında MİT’e ait 3 adet TIR ve ona eşlik eden otomobilin durdurulması olayına ilişkin tanık olarak dinlenen S.Ö., B.K., Ö.K., H.K., H.Ö., İ.Ö.A, Ö.K., K.D., E.G., E.O., E.Ç., M.S., M.Ş.A., N.U., S.D.’nin alınan beyanlarında; durdurulan TIR’ların MİT’e ait, personelinde MİT personeli olduğunun TIR’ların durdurulmasından 10-15 dakika içerisinde anlaşıldığı, MİT personelinin TIR’lardan ve Audi marka araçtan indirilip kollarına kelepçe takılması sırasında “Biz MİT görevlisiyiz” diye bağırmaları üzerine jandarma görevlilerinin MİT görevlilerinin ceplerinden kimliklerini çıkarıp baktıklarında ilgililerin MİT mensubu olduklarını öğrenmeleri üzerine hemen Ceyhan İlçe Jandarma Komutanı E.Y. ve İstihbarat Üsteğmen Ö.K.’nin Cumhuriyet Savcısı ...’yı arayarak bilgi verdikleri, Cumhuriyet Savcısı ...’nın da MİT mensuplarının kollarına takılan kelepçelerin çıkarılması talimatını vermesi göz önüne alındığında; TIR’ların MİT’e ait, personelin MİT personeli, söz konusu faaliyetin ise MİT faaliyeti olduğunun olay yerinde soruşturma yapan kişilerce de bilindiği anlaşılmıştır.
Öyle ki detayı yukarıda gösterilen ... ve Ö.K.’ye ait HTS kayıtlarına ilişkin yapılan incelemede; gerek TIR’ların hareket ettiği Ankara’da, gerekse TIR’ların geçtikleri veya geçebilecekleri yerlerdeki kolluk ve idari birimlere haber verilmeden H.G.’nin tatil olan Pazar günü sabah saat 03.57’de Ö.K. ile görüşerek TIR’ların gelişini haber verdiği, Ö.K.’nin de durumdan beraber görev yaptığı H.Ö.’yü haberdar ettiği, ardından sabah saat 05.57’de olay günü nöbetçi olan A.R. yerine ...’ya bilgi verdiği, hemen arkasından 06.01’de H.G. ile görüştüğü, 06.04’te tekrar ... ile görüşerek yanında H.Ö. olduğu halde ...’nın evine sabah saatlerinde henüz güneş doğmadan görüşmek amacıyla gittiği, H.Ö.’nün arabada beklediği, doğrudan herhangi bir adli görev ve sorumluluğu olmamasına rağmen Ö.K.’nin ...’nın evine çıkarak hayatın olağan akışına aykırı olacak şekilde pazar günü çok erken bir saatinde, aslında bundan sonra yapılmasını düşündükleri eylemin alt yapısının oluşturulması zımnında görüştükleri, bu görüşme neticesinde, ardından ihbardan önce 6 kez H.G. ile ihbarın ne şekilde ve nasıl yapılacağını görüştüğü, ihbarın yapılmasından yaklaşık 18 dakika sonra saat 07.47’de tekrar görüştükleri, bu arada ...’nın da ihbarın ardından 08.14’te Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekili A.K.’yi arayarak bilgi verdiği, ... olay günü nöbetçi olmadığı halde kendisine getirilen arama kararı üzerine, 01.01.2014 tarihinde Hatay Kırıkhan’da durdurulan TIR’ın daha önce MİT’e ait olduğunun tespit edilerek bırakılması ve terör örgütü ile ilgili olmadığının da bilinmesine, ayrıca, yukarıda açıklandığı şekilde Ankara’dan yapılan istihbari bilgi sonucu TIR’ların MİT’e ait olduğunun kesin olarak önceden öğrenilmesine karşın, “2014/2 sayılı soruşturma dosyası ile ilgisi olabilir” ibaresi düşerek gecikmesinde sakınca bulunan halin de ne olduğunu tam olarak açıklamadan, yapılan ihbar ses kaydı dökümünde “patlayıcı madde” denilip herhangi bir terör örgütünden de bahsedilmediği halde, sonradan “El kaide terör örgütü” ve “silah ve mühimmat” ibareleri ilave edilen arama kararı talep yazısını kabul edip arama kararı verdiği, bu karardan sonra TIR’ların durdurulmasından sonra Ö.K. ve A.K. ile de birçok kez telefonla konuşarak durum hakkında değerlendirmelerde bulundukları tespit olunmuştur.
Ceyhan Gişelerinde TIR’ların durdurulması konusunda ifadeleri alınan Jandarma görevlilerinin benzer beyanlarında;
Ceyhan-Sirkeli Gişelerinde saat 12.00’den itibaren 3 adet TIR’ın ve bu araçlara eşlik ettiği öncü Jandarma İstihbarat elemanlarınca bildirilen 34 plakalı binek aracın durdurulduğu, söz konusu araçlardaki şahısların mukavemet ettikleri, zorla araçlardan indirilerek kelepçelendikten sonra MİT mensubu olduklarının anlaşıldığı, MİT mensuplarının kelepçelerinin Cumhuriyet Savcısı talimatıyla çözüldüğü, bu sırada TIR’ların üzerinde arama faaliyetleri yapıldığı, TIR’ların üzerindeki metal kasaların kapaklarının açıldığı, Cumhuriyet Savcısı tarafından TIR’lardaki yükün tespiti yapılması talimatı ve arama yapılan noktanın hareketli ve tehlike arz etmesi üzerine İl Jandarma Komutanı tarafından TIR’ların üzerindeki kasa kapaklarının örtülerek daha korunaklı olduğu ifade edilen Seyhan İlçe J. Kom. (Recai Engin Kışlasında) da arama yapılması emri verildiği ve Ceyhan Gişelerinden Adana yönüne geri dönüldüğü, dönüş yolunda TIR’ların önünün içinde MİT mensuplarının olduğu anlaşılan 34 plakalı binek aracı ile kesildiği ve araçtan inen bir MİT mensubunun TIR’ların kontak anahtarlarını elde ederek konvoyun Kürkçüler mevkiinde durmasını sağladığı, Cumhuriyet Savcısının araçların anahtarlarının alınmasını, gerekirse zor kullanılmasını, hatta çekici çağrılarak hareket ettirilmesini istediği, bunun üzerine bir TIR’ın kontak anahtarının zorla alındığı, alınma sırasında arbede çıktığı, anahtarı alınan TIR’ın Seyhan Recai ENGİN Kışlasına doğru tekrar hareket ettirildiği, ancak şoförün yolda aracın arızalı olduğu bahanesiyle gitmek istemediği, aracın Bahçeşehir Koleji yakınlarında durduğu, Öğretmenler Bulvarını diklemesine kesen bir yola çekilerek burada arama yapıldığı, bu arada basın mensuplarının görüntü aldıkları ve bu görüntülerin medyada yer aldığı,
Bu sırada anahtarları alındığı için hareketsiz kalan iki TIR’ın beklediği Kürkçüler mevkiine Cumhuriyet Savcısının da intikal ettiği, TIR’ların üzerinde bizzat aramayı yönlendirdiği, numune aldığı sırada İl Jandarma Komutanı ve İl Emniyet Müdürü ve kalabalık bir şekilde diğer emniyet görevlilerinin olay yerine gelerek tedbir almaları, İl Valisi ve ardından MİT Bölge Başkanının da gelmesiyle görüşmeler yapılması sonucunda Cumhuriyet Savcısının arama faaliyetinin sona erdiği, ancak MİT görevlilerinin teslim tesellüm belgesini imzalamamak istemeleri nedeniyle zaman geçtiği, nihayetinde MİT Bölge Başkanının araçların teslim edildiğine ilişkin tutanağı imzalamasıyla saat 16.00 sularında araçların serbest kaldığı, MİT görevlileri ve TIR’ların yollarına devam ettikleri,
Şeklinde açıklamalarda bulundukları görülmüştür.
Olay tarihi olan 19/01/2014 günü Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet savcılarına ait, Cumhuriyet Başsavcı Vekili A.K. imzalı, 11/12/2013 tarihli nöbet çizelgesi incelendiğinde, Cumhuriyet Savcısı A.R.’nin (17/01/2014-24/01/2014) nöbetçi olduğu anlaşılmıştır.
Cumhuriyet Savcısı A.R. yukarıda ayrıntıları belirtilen beyanın ilgili kısmında; 19.01.2014 günü TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet savcılığında nöbetçi savcı olarak görevli olduğunu, TIR olayı ile ilgili kendisinin aranmadığını, TIR’ların arandığını o günün akşamı gece haberlerinde ya 23.00 ya da 24.00 haberlerinden öğrendiğini, haberlerde aramanın yapıldığı yer olarak Ceyhan Gişeleri belirtilince arama işleminin Ceyhan Başsavcılığı tarafından yaptırıldığını düşündüğünü, ertesi gün yani 20/01/2014 günü sabah mesaiye geldiğinde diğer savcı arkadaşlarından aramanın TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı ... tarafından yapıldığını öğrendiğini ve buna şaşırdığını, çünkü nöbet çizelgesine göre o hafta kendisinin nöbetçi olup olayın kendisine haber verilmesi gerekirken, o gün nöbetçi olmayan Cumhuriyet Savcısı ...’ya haber verilerek ondan arama kararı istendiğini, arama kararı alındıktan sonra arama yapılmasının kendisine tuhaf geldiğini, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının TMK ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığı İşbölümü çizelgesinin 9. maddesinde; Nöbetçi Cumhuriyet savcısının, nöbet günler ve saatleri içerisinde meydana gelecek adli olaylarla ilgili Emniyet ve Jandarmadan gelecek gözaltına alma, gözaltı süresinin uzatılması, gözaltından çıkarma, ev ve iş yeri aramaları, iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması, teknik araçlarla izleme, gizli soruşturmacı, yakalama gibi talepleri değerlendirip gereğinin yapılacağı belirtildiğini, bu iş bölümünden anlaşılacağı üzere arama taleplerinin kendisinden alınması gerektiğini, burada görev yaptığı zaman zarfında TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet savcılarının arama kararı verdikleri durumlarda 01/01/2014 tarihinde Kırıkhan’da meydana gelen MİT’e ait TIR ile 19/01/2014 tarihinde Adana Ceyhan’da MİT’e ait TIR’ların aranması olayı dışında herhangi bir arama kararına katıldıklarını o zamana kadar görmediğini,...” ifade etmiştir.
Bilindiği gibi arama işlemi, 5271 sayılı CMK’nın ‘Şüpheli veya sanıkla ilgili arama’ kenar başlıklı 116. maddesinde düzenlenmiş olup ‘Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda somut delillere dayalı kuvvetli şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir.’ şeklindedir. Maddeye göre arama, ancak şüpheli veya sanığa ait eşya, konut, işyeri veya ona ait diğer yerlere ilişkindir. Yani kanunî anlamda arama işlemi yapılabilmesi için hakkında başlatılmış bir soruşturma olan şüpheli ya da kovuşturma yapılmakta olan sanık bulunmalıdır. Şüpheli veya sanık sıfatlarına haiz olmayan ya da başka bir ifadeyle hakkında soruşturma veya kovuşturma bulunmayan kişi ile ilgili yapılacak arama, kanuna aykırı olarak başlatılmış bir soruşturma nedeniyle kanuna aykırı olacaktır. Aynı Kanunun ‘Arama Kararı’ kenar başlıklı 119/1. maddesinde ise aynen ‘Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler…’ şeklinde düzenleme yapılmıştır. Buradaki ‘gecikmesinde sakınca bulunan hâl kavramı, Adli Arama Yönetmeliğinin “Tanımlar” başlığı altındaki 4. maddesinde “ Adli aramalar bakımından; derhal işlem yapılmadığı takdirde suçun iz, eser, emare ve delillerin kaybolması veya şüphelinin kaçması ya da kimliğinin tespit edilmemesi ihtimalinin ortaya çıkması ve gerektiğinde hâkimden karar almak için vakit bulunmaması halini,” şeklinde tanımlanmış, CGK.’nın 17/11/2009 tarih, 2009/7-160 esas ve 2009/264 karar sayılı kararında da aynen ‘…arama işleminin yapıldığı tarihteki yasal düzenlemelere göre, arama ancak hâkim kararıyla mümkündür. Cumhuriyet savcıları ile onun yardımcısı sıfatıyla emirlerini yerine getirmekle görevli kolluğun arama emri yetkisi istisnai olup, bu yetkinin doğması için bir ön koşul olarak, gecikmesinde sakınca umulan halin gerçekleşmesi gerekir. Gecikmede sakınca bulunduğundan söz edebilmek için de, ilgilinin hâkime başvurup karar aldıktan sonra tedbiri uygulamak istemesi halinde o tedbirin uygulanamaz duruma düşmesi ya da uygulanması halinde dahi beklenen faydayı vermemesi söz konusu olmalıdır…’ denilmek suretiyle açıklık getirilmiştir.
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı şekilde ihbardan önce Cumhuriyet Savcısı ... ile Üsteğmen Ö.K. arasında 19/01/2014 günü saat 05.57 ve 06.04’de yapılan telefon görüşmesi, dinlenilen tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde; arama kararın verildiği saat itibarıyla söz konusu TIR ve ona eşlik eden otomobilin MİT’e ait, personelin MİT mensubu, faaliyetin de özünde devlet sırrı niteliğinde olan MİT ait bir faaliyet olduğu hususunun Cumhuriyet Savcısı ... tarafından bilindiği, her türlü şüpheden uzak ve kesin bir şekilde tespit olunmuştur. Bu tespit doğrultusunda, ihbarın, 5271 sayılı CMK’nın ‘Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet Savcısının Görevi’ kenar başlıklı 160/1. maddesinde aynen ‘Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.’ şeklindeki düzenlemede öngörülen anlamda, Cumhuriyet savcısını harekete geçirebilecek nitelikte bir ihbar olmadığı gibi, başka bir suretle de bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli içermediği de ortaya çıkmıştır. Hâl böyle olunca, aynı Kanunun ‘Cumhuriyet Savcısının Görev ve Yetkileri’ kenar başlıklı 161. maddesindeki yetkilerin kullanılmasını gerektirecek adli bir olayın bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle ilgilinin, ‘…Cumhuriyet Savcısı ve emrinde bulunan kolluk, suça konu eylemi icra edenin MİT mensubu veya suçta kullanılan aracın MİT’e ait olup olmadığına bakmaz. Savcı ve kolluk ceza kanunlarına göre, suç olarak tanımlanan fiile müdahale etmek, işlenip tamamlanmasını önlemek ve failleri yakalamak ve delilleri toplamak zorundadır. MİT Kanununun 26. maddesi Cumhuriyet Savcısının, Ceza Muhakemesi Kanununun 160 ve 161. maddelerinden kaynaklanan yetkilerini kullanmasını engellemez…’ şeklindeki savunmasına, ortada soruşturulması gereken veya suç unsuru taşıma ihtimali olan bir eylem olmadığı için itibar edilmemiştir. Bir an için eylemin, suç ihbarı niteliğinde olduğu değerlendirilse bile, Adana İl Jandarma Komutanlığı 156 Jandarma İhbar Hattına telefonla yapılan ihbara konu aracın patlayıcı yüklü olduğunun kayıt altına alınması ve herhangi bir terör örgütü veya terör ibaresinin bulunmaması karşısında soruşturmanın genel hükümler kapsamında yürütülmesi gerekirken, Cumhuriyet Savcısı ... “2014/2 sayılı soruşturma dosyası ile ilgisi olabilir” ibaresi düşerek, gecikmesinde sakınca bulunan halin de ne olduğunu tam olarak açıklamadan, yapılan ihbar ses kaydı dökümünde “patlayıcı madde” denilip herhangi bir terör örgütünden bahsedilmediği halde, sonradan “El kaide terör örgütü” ve “silah ve mühimmat” ibareleri ilave edilen arama kararı talep yazısını kabul edip arama kararı verdiği müşahede olunmuştur. Dolayısıyla talep edilen arama kararına göre olayda TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcılığının herhangi bir yetkisi ve görevi de söz konusu değildir. Bu itibarla, olay günü nöbetçi de olmayan Cumhuriyet Savcısı ...’nın verdiği arama kararının yasaya uygunluğundan bahsetmek mümkün değildir. Yapılacak iş arama kararını derhal geri alınması ve evrakın genel yetkili Adana Başsavcılığına devrinden ibarettir. Bir an olsun kendi görev alanına girdiğini düşünse bile, olay tarihinde yürürlükte olan 3713 sayılı TMK’nın mülga 10/b maddesinin aynen ‘Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak;…b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316’ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26’ncı maddesi hükmü saklıdır…’ şeklindeki hükmünün işaretiyle, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26/1. maddesinde aynen ‘MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanunun 250’nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması Başbakanın iznine bağlıdır.’ şeklindeki amir hükmü gereği ihbar sonucu durdurulan araçların başında MİT görevlilerinin olduğu ve araçların bu kişilerce sevk edildiği tespit edildikten sonra anılan mevzuat çerçevesinde yapılması gereken, soruşturma işlemlerinin derhal durdurularak yani arama işlemine geçilmeden Başbakandan gerekli soruşturma izninin talep edilmesidir. Kaybolması muhtemel bir delil olması durumunda ise iddiaya konu araçlarının, mühürlenip güvenli bir alana çektirilmesinden sonra izin talep sonucunun beklenilmesi gerekmektedir. Aksi halde, yani, söz konusu izin talep edilmeden MİT Kanununun 26/1. maddesi hükmü göz ardı edilerek MİT görevlilerinin refakatindeki TIR’lara ilişkin arama kararı vermek, kanunun vermediği bir yetkiyi kullanmak, başka bir ifade ile yetki sınırlarını aşmak anlamına gelecektir. Açıklanan madde metninde, 26/04/2014 yürürlük tarihli 6532 sayılı Kanunla herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Dolayısıyla bu husus, madde metninin 1. fıkra hariç yeniden düzenlendiği 6532 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden önce de aynen geçerlidir.
Yine 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun 4/1 maddesindeki ‘Cumhuriyet başsavcıları, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin bu Kanun kapsamına giren suçlarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikâyet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitten başka hiçbir işlem yapmayarak ve hakkında ihbar veya şikâyette bulunulan memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesine başvurmaksızın evrakın bir örneğini ilgili makama göndererek soruşturma izni isterler.’ düzenleme ile kamu görevlileri ile ilgili suç ihbarı veya şikâyet halinde Cumhuriyet savcılarının, ivedilikle toplanması gereken veya kaybolma ihtimali olan delilleri toplamak dışında başka hiçbir işlem yapmadan evrakın bir örneğini ilgili makama göndererek soruşturma izni isteyeceğini, 2/2. maddesinde ise ‘Görevleri ve sıfatları sebebiyle özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi olanlara ilişkin kanun hükümleri ile suçun niteliği yönünden kanunlarda gösterilen soruşturma ve kovuşturma usullerine ilişkin hükümler saklıdır.’ hükmü ile ivedilikle toplanması gereken veya kaybolma ihtimali olan delilleri toplama hususu da dâhil olmak üzere özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi kişiler ve suçlara ilişkin istisna getirilmiştir. Yani özel kanunlarla farklı soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi kişiler ve suçlara ilişkin soruşturmalarda, kendi kanunlarında öngörülen usuller dışında soruşturma ve kovuşturma yapılamayacağı düzenlenmiştir.
Yukarıda açıklanan kanun maddeleri, TIR’larda ‘patlayıcı’ olduğu iddiasına bağlı olarak ‘patlayıcı maddenin’ niteliği gereği bozulma ihtimali olmaması, TIR’ların Ceyhan’a gelinceye kadar gecikmesinde bir sakınca olan halin düşünülmemesi, araçların durdurulup güvenli bir yere çekilmiş olması nedeniyle gecikmesinde sakınca bulunan bir hâlin bulunmadığı, ayrıca MİT’e ait söz konusu faaliyetin gizli olup özünde devlet sırrı niteliğini taşıması ve arama yapıldığında ise devlet sırrını ifşa suçu oluşacağı hususu göz önüne alındığında, ilgilinin “Yolda hareket halinde olan patlayıcı yüklü bir aracın aranmasında gecikmesinde sakınca bulunan hal olgusunun bulunmadığını söylemek imkânsızdır. Zira hemen karar verilmediği takdirde araç geçip gidecek, deliller kaybolacak, belki patlamaya sebep olacak, soruşturma imkânsız hale gelecektir.” şeklindeki savunması doğru bulunmamıştır.
Konuya ilişkin yazılı beyanı istenilen Adana Valiliğince gönderilen ve yukarıda detaylı şekilde yer verilen cevabın ilgili bölümünde “Jandarma Görev Yönetmeliğinin 144. maddesinde bu tür konuların jandarma tarafından vakit geçirmeksizin Mülki Amir’e bilgi verilmesi emredilmiş iken İl Jandarma Komutanı bu olayı İl Valisine zamanında bildirmemiştir. Eğer ihbardaki gibi “patlayıcı yüklü” ve muhtemelen eylem amacıyla Adana’ya intikal eden araçlar var ise bu tür tehlikeli araçların Adana’ya gelmeden muhtemel can ve mal kayıplarını ortadan kaldırmak için meskûn mahal dışında emniyetli bir yerde ilk yardım, sağlık, itfaiye ve polis birimlerinin de desteği sağlanarak ihtiyatlı ve dikkatli bir kontrol yapılması amacıyla çalışma yapılması gerekirken ve behemehâl Adana’ya girmesine engel olunması zarureti varken bu tedbirlerin hiç birinin alınmadığı, söz konusu araçların Pozantı ilçesinden Adana il hududuna girişinin izlenmesi ile yetinildiği, TIR’ların Pozantı’dan sonra Mersin-Tarsus İl hududuna girmesine, yüklerini boşaltmak ya da eylem yapmak amacıyla Mersin veya Tarsus yerleşim merkezlerine girmesi de ihtimal dâhilinde olmasına rağmen Mersin güvenlik makamlarına hiçbir bilgi verilmediği, Adana il merkezine, polis bölgesine girmesine rağmen İl Emniyet Müdürlüğüne yine bilgi verilmediği ve TIR’ların Adana il merkezinden geçip Ceyhan istikametine yöneleceği biliniyor gibi sonra Ceyhan Sirkeli otoban gişelerinde tertibat alındığı ve saat 12.01 itibarıyla 3 TIR aracı ile buna eşlik eden MİT mensuplarına ait bir otomobilin durdurulduğu, MİT görevlilerinin ısrarla kimlik göstermek istemelerine ve telefonla amirlerine bilgi vermek istemelerine rağmen, imkân verilmeden araçlarından zorla indirilip tartaklanarak, kelepçe takılmak suretiyle seyyar karakol aracının nezarethanesine kapatıldıkları, daha sonra TIR’ların üzerine çıkan bir kısım jandarma personelinin TIR’ların üzerindeki konteynerleri hiçbir emniyet tedbiri almadan açtıkları, açıp görüntü aldıkları” şeklinde denilmek sureti ile kasıtlı olarak idari ve diğer kolluk birimlerine haber verilmediği, Adana Valiliğinin TIR’ların MİT’e ait ve personelin de MİT personeli olduğuna yönelik yazısına rağmen arama yapılarak TIR’ların içerisindeki malzemelerin görüntülerinin alındığı, numune alınarak bilirkişi raporu tanzim ettirildiği ve söz konusu TIR’ların içerisindeki malzemelerin ifşasına neden olunduğu saptanmıştır.
Devlet sırrının ne olduğu, hangi faaliyetlerin devlet sırrı kapsamında olduğu, hususlarında, mevzuatta doğrudan bir düzenleme bulunmamakla birlikte; hukuk sistemimizde bazı yasalarda devlet sırrına değinilmiş ve tanımı yapılmıştır.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 47. maddesinde; “Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, devlet sırrı sayılır” ifadelerinde kısa bir tanım görmekteyiz. Uluslararası ilişkiler bakımından üçüncü kişilerce bilinmesi sakıncalı olan ve devletin dış ilişkilerine zarar verici nitelikte olan, savunmaya, güvenliğe ilişkin bilgiler devlet sırrı kapsamındadır.
Kanun, 47/2. maddesi hükmünde, tanığı, zabıt kâtibi dâhil olmaksızın, mahkeme heyeti veya hâkiminin dinlemesini emretmektedir. Hükümden, açıkça, savcının tanığı dinleyemeyeceği sonucu çıkmaktadır.
İçeriği Devlet sırrı niteliği taşıyan belgeler, arama ve el koymanın da konusudur.
Kanun, 125/2. maddesi hükmünde, söz konusu belgelerin ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebileceğini belirtmektedir. Savcı, içeriği Devlet sırrı niteliği taşıyan belgeleri inceleyemez.
Kuşkusuz, belgeleri incelemek, bunların bulunduğu yerlere girmek, isnat konusu suçla sınırlı olarak bu yerlerde arama yapmak hakkını da içerir.
Kanunun “mahkemeye karşı” , “mahkeme hâkimi veya heyeti” , “mahkeme başkanı” demesinden, tanıklığın, belgelerin incelenmesinin, ancak Kovuşturma evresinde mümkün olabileceğini akla getirmektedir.
Böyle düşünüldüğünde, soruşturma evresinde, kanıtların elde edilmesine ilişkin usulü işlemlerin yapılamayacağı sonucu çıkmaktadır.
Devlet sırrı kavramı ve gizlenmesi gerekli bilgi kavramları ile karşılaştırdığımız bir başka yasal düzenleme ise 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 16. ve 18. maddeleridir. “Devlet sırrına ilişkin bilgi veya belgeler” başlıklı 16. maddesinde “açıklanması hâlinde devletin emniyetine, dış ilişkilerine, millî savunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgeler bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır”. “İstihbarata ilişkin bilgi veya belgeler” başlıklı 18. maddesinde ise, “Sivil ve askeri istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler, bu kanun kapsamı dışındadır.” İstihbarat birimlerinin faaliyetleri, devlet sırrı kapsamında olduğu dolaylı olarak vurgulanmıştır.
Devlet sırrı kavramı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda, İkinci kitabın, “Millete ve Devlete karşı suçlar” başlığı altında, Dördüncü kısmının Yedinci bölümünde “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” adıyla 326 ve devamındaki maddelerinde de düzenlemiştir.
Kanun, 326. maddesinde “Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasi yararlarına ilişkin belge veya vesikaları”, 327, 328, 329 ve 330. maddelerinde “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasi yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri”, 335, 336, 337. maddelerinde “Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri” ve 333. maddede “gizli kalması gereken keşif veya yeni buluşları ve sınai yenilikleri” koruma altına almıştır.
Bu bölümde yasa koyucu Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaların kendisini ve niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri korumayı amaçlamış, bu tür bilgileri, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken özünde devlet sırrı olan bilgiler ve yetkili makamlarca kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanması yasaklanan bilgiler olarak ayrı ayrı ele almıştır.
Buna göre “Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, Anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında milli güvenlik istihbaratını Devlet çapında oluşturmak…” gibi çok önemli bir görevi icra eden Milli İstihbarat Teşkilatının faaliyetleri, yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında “Devlet Sırrı” niteliğinde ve gizli olduğu tartışmasızdır.
MİT Müsteşarlığı tarafından Adana Valilik Makamına hitabem kaleme alınan “Çok Gizli” ibareli ve “Malzeme Nakli” konulu 19/01/2014 tarih ve 2014/01 sayılı yazıda “Adana İl jandarma Komutanlığına bağlı ekipler tarafından, 19/01/2014 tarihinde Adana-Gaziantep Otobanı Ceyhan gişelerinde durdurulan ve haklarında ihbar olduğundan bahisle arama yapılmak istenen üç (3) TIR, Milli İstihbarat Teşkilatına ait olup, Teşkilatın yurt içi Bölge üniteleri arasında malzeme nakli yapmaktadır. 2937 sayılı Kanun gereği, Teşkilatın görev ve sorumluluğundaki faaliyetler hakkında ancak Sayın Başbakan’ın izni ile işlem yapılabileceği hususu da dikkate alınarak, bahse konu TIR’lara ilişkin uygulamanın sonlandırılması ve benzer bir sorun/engelleme ile karşılaşmadan planlanan intikallerini gerçekleştirmeleri için eskort verilmesi hususunu arz ederim” şeklinde ifadeler kullanılarak söz konusu TIR’lar ve aracın Milli İstihbarat Teşkilatına ait olduğu ve ilgili kurumun bilgisi dâhilinde faaliyetini gerçekleştirdiği yetkili makamlarca ilgiliye bildirilmesine rağmen, TIR’daki malzemelerin ne olduğu, devlet sırrı kapsamında olup olmadığı hususunun sorgulanması ve ısrarla aranmak istenmesindeki kastın, mahiyeti gereği gizli olan MİT’e ait yasal faaliyetlerin ortaya çıkartılarak devletin gizli sırlarının ifşa edilmek istenmesi olduğu kanaatine varılmış, bu nedenlerle ilgilinin bu yöne ilişkin tüm savunmalarına itibar edilmemiştir.
Yukarıda yasal mevzuat çerçevesinde ayrıntıları açıklanan ve elde edilen deliller muvacehesinde;
19/01/2014 tarihinde TIR’ların Cumhuriyet Savcısı ... tarafından verilen yasal olmayan arama kararına istinaden saat 12.00 sularında durdurulduğu, şahısların verilen talimat doğrultusunda iletişim araçlarına derhal el konulduğu ve aşırı güç kullanılarak kelepçelendiği, hemen sorasında durdurulan araçların MİT’e ait, şahısların da MİT personeli oldukları hususlarının ilgiliye, gerek araçların durdurulmasında görev alan Jandarma personeli, gerekse olay yerine gelen Adana Valisi, İl Emniyet Müdürü ile MİT Bölge başkanı tarafından söylenmesine, hatta Adana Valiliğinin personelin MİT personeli, TIR’ların da MİT’ ait olduğuna ilişkin yazısı ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun “Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26’ncı maddesi hükmü saklıdır.” şeklindeki olay tarihinde yürürlükte olan mülga 10/b maddesi ile 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun “Soruşturma İzni” başlıklı 26. maddesinin açık hükümlerine, devlet sırrı niteliğindeki faaliyetin herhangi bir suç veya suç unsuru oluşturmadığının da açıkça anlaşılmasına rağmen verilen usulsüz arama kararının işlemsiz olarak geri alınması yerine, MİT’e ait faaliyet ile ilgili usulsüz olarak vermiş olduğu arama ve el koyma kararının icrasını sağlayarak TIR’lar içerisindeki malzemelerinin tespitini yaptırdığı, bu işlemler sırasında, TMK 10. madde ile yetkili Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı dönem içerisinde yürüttüğü diğer soruşturmaların tümünde arama ve tespit işlemlerine bizzat katılmadığı halde, önceki uygulamalarının aksine olay yerine bizzat giderek MİT’e ait TIR’ların üzerine çıktığı, kasaları açtırdığı ve elindeki cep telefonu ile TIR’larda bulunan malzemenin fotoğrafını çekip Jandarma personeline de kamera çekimi yaptırdığı, arama işlemleri devam ederken numune aldırarak 16.15 itibarıyla hemen olay yerinde bulunan Jandarma Olay Yeri İnceleme biriminde patlayıcı imha uzmanı olarak görev yapan Astsubay Kıdemli Başçavuş C.B.’den TIR’ın kasasına bırakılan eşyanın incelenmesini ve fiziki inceleme raporu tanzim edilmesini istediği, ayrıca kendisine, numune alınarak Ankara Jandarma Kriminal Daire Başkanlığına gönderilmesi talimatları vererek bilirkişi raporları aldırıp dosya kapsamına eklemek suretiyle bilerek ve isteyerek görevi dışında, MİT’e ait olduğunu bildiği TIR’larda arama kararı vermek, yapmak ya da yaptırmak ve ilgili TIR’ları alıkoymak suretiyle planlanmış bir organizasyonun parçası ve örgütlü olarak devletin gizli sırlarını ifşa etme kastı ile hareket ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

(C/5) SAYILI SORUŞTURMA MADDESİNE İLİŞKİN:
Konu ile alâkalı, Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine ait 2014/2 ve 2014/54 (136) soruşturma sayılı dosyalar incelenmiştir.
2014/2 soruşturma sayılı dosyaya ilişkin düzenlenen inceleme tutanağında iddia edilen konuya ilişkin olmak üzere;
…..Bu olaylar esnasında 02/01/2014 tarihli Adana Cumhuriyet Başsavcısı S.B. tarafından tutulan telefon görüşme tespit tutanağı içeriğine göre Adalet Bakanlığı Müsteşarı K.İ. ve Adalet Bakanı B.B.'nin kendisini arayarak TIR’ın MİT’e ait olduğu bu nedenle de arama yapılmasından vazgeçilmesi hususunda beyanda bulunulduğunun iddia edildiği,
Söz konusu tutanak dayanak yapılmak suretiyle tutanağın tanziminden 11 gün sonra … tarih ve … yazısı ile … soruşturma sayılı dosya ile irtibatlı olduğu iddia edilerek dosyanın soruşturmasını yürüten ...’ya gönderildiği, bu yazı üzerine ... tarih ve ... sayılı HSYK Genel Sekreterliğine hitaben Cumhuriyet Savcısı ... tarafından yazılan suç ihbarında mağdurların Cumhuriyet Başsavcısı S.B., Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş., ihbar olunanın Adalet Bakanlığı Müsteşarı K.İ. olduğu, suçun ise suç delillerini gizleme, suçluyu kayırma, görevi kötüye kullanma, gizliliğin ihlali ve tehdit olduğu,
… tarih, … soruşturma ve … karar sayılı ayırma kararı ile Cumhuriyet Savcısı ... tarafından Adalet Bakanı B.B. hakkındaki görevi kötüye kullanma iddiasıyla ilgili evrakın ... soruşturma sırasına kaydına karar verildiği,
Daha sonra ilgili evrakta 19/01/2014 tarihinde MİT’e ait TIR’ların durdurulması olayına ilişkin yapılan işlemler bulunduğu,
MİT’in 06/02/2014 tarihli yazısı ile söz konusu olaya konu kişiler ve araçların 2937 sayılı Kanun uyarınca görev ve yetkiler dâhilindeki faaliyetler kapsamında bulunduğunun bildirildiği, bu nedenle de dosya içeriğinde söz konusu iddialarla ilgili MİT görevlileri hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ... tarih ve ...soruşturma, ... sayılı kararla kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği ve bu kararın Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığına ve Başbakanlık Makamına 27/02/2014 tarihinde gönderildiği,
Anlaşılmıştır.
...(...) soruşturma sayılı dosyanın yapılan incelenmesinde;
... soruşturma sayılı dosyanın inceleme tutanağında da izah edildiği üzere, 01/01/2014 günü saat 16.00 sıralarında Hatay Kırıkhan’da durdurulan MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden otomobilin durdurulması ile ilgili olarak, olay tarihinde Adana Cumhuriyet Başsavcılığı görevini yürüten S.B.’nin Adalet Bakanlığı Müsteşarı K.İ. ve Adalet Bakanı B.B. tarafından aranarak MİT faaliyeti kapsamında görev ifa eden MİT personelinin sevk ve idaresindeki TIR ve ona eşlik eden otomobilin 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 26. maddesi kapsamında olduğu ve serbest bırakılmasının istenilmesi iddiasına ilişkin sözlerinin 02/01/2014 tarihinde Adana Cumhuriyet Başsavcısı S.B. tarafından “Telefon Görüşme Tespit Tutanağı” başlığı altında yazıya dökülerek tanziminden 11 gün sonra ... tarih ve ... yazısı ile “02/01/2014 tarihli Telefon Görüşme Tespit Tutanağı, tarafınızdan yürütülmekte olan ... nolu soruşturma dosyası ile ilgisi nedeniyle kapalı zarf içerisinde ilişikte gönderilmiştir. Tutanakta adı geçenler hakkında tutanak içeriğine göre kanunu gereğinin takdir ve ifası rica olunur.” diye belirtilerek gereği için TMK 10. madde ile yetkili Cumhuriyet Savcısı ...’ya TMK 10. madde kapsamında terör olayı olarak nitelendirilen soruşturma kapsamında yürüttüğü 2014/2 sayılı dosyaya gönderildiği,
Adı geçen savcı tarafından Adalet Bakanı Müsteşarı K.İ. hakkında suç delillerini gizleme, suçluyu kayırma, görevi kötüye kullanma, gizliliğin ihlali ve tehdit suçlarını işlediği iddiasıyla ... tarih ve ... sayılı HSYK Genel Sekreterliğine suç ihbarında bulunulduğu, ihbarda mağdurların Cumhuriyet Başsavcısı S.B., Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş., ihbar olunanın ise Adalet Bakanlığı Müsteşarı K.İ. olduğu,
Dönemin Adana Cumhuriyet Başsavcısı S.B.’nin yukarıda sözü edilen ihbar yazısı üzerine ise Cumhuriyet Savcısı ...’nın Adalet Bakanı B.B. hakkında yürüttüğü soruşturma çerçevesinde ... günü ... soruşturma, ... kararı ile ayırma kararı vererek evrakı TMK 10. madde kapsamında görerek TMK 10. madde ile görevli Adana Cumhuriyet Başsavcılığının ... soruşturma sırasına kaydettiği,
Evrakın TMK 10. madde kapsamında soruşturma defterinin 2014/54 sırasında kaydını müteakip dosyayı uhdesine alan Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekili A.K. tarafından 14/01/2014 günü Adana Cumhuriyet Başsavcısı S.B.’nin mağdur sıfatı ile beyanının alındığı, S.B. söz konusu beyanında, tutanak içeriğinin doğru olduğunu ve Adalet Bakanı B.B. hakkında gereğinin yapılmasını talep ettiğini belirttiği,
15/01/2014 günü Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekili A.K. tarafından Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı B.B.’nin nüfus ve sabıka kaydı alınarak dosya arasına konulduğu, aynı gün adı geçen Cumhuriyet başsavcı vekili tarafından Adalet Bakanı ve aynı zamanda HSYK Başkanı olan B.B.’ye daha fezleke sonucu belli olmadan şüpheli sıfatı verildiği, S.B.’ye davacı-mağdur denilerek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne hitaben Adalet Bakanı B.B. hakkında TMK 10. madde soruşturma defteri üzerinden soruşturma numarası verilerek “Yargı görevini yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” suçunda fezleke tanzim edildiği ve ... soruşturma sayılı dosyadaki evrakın fotokopisi de eklenmek sureti ile ... sayılı dosya ile irtibatlandırıldığı,
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün ... tarih ve .../...-... sayılı yazısıyla evrakın iade edildiği,
Müşahede olunmuştur.
İlgili tarafından, olaydan bir gün sonra, 02/01/2014 tarihinde düzenlenmiş olan ‘Telefon Görüşme Tespit Tutanağı’ başlıklı yazının aynen ‘01/01/2014 tarihinde Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığına içerisinde ruhsatsız silah bulunduğuna dair yapılan ihbar üzerine Kırıkhan İlçesinde durdurulan ve Cumhuriyet başsavcılığımız TMK 10. madde ile görevli büroda görevli nöbetçi Cumhuriyet savcısı tarafından talep üzerine yazılı arama kararı verilen 06 DR 8860 plaka sayılı TIR ve çekici, ... plaka sayılı dorse ile ...plaka sayılı ... marka araç içerisinde arama yapılması işlemiyle ilgili olarak Adalet Bakanlığı Müsteşarı Sayın K.İ. ile birçok kez, Adalet Bakanımız Sayın B.B. ile bir kez olmak üzere aramızda telefon görüşmesi gerçekleşmiş olup bu görüşmelerde;
Müsteşar K.İ. Beyin ilk konuşmalarında özetle; söz konusu TIR’ın MİT’in kontrolünde olduğunu, MİT Kanunu’ndaki özel düzenlemeler nedeniyle Başbakanlık izni olmadan TIR’da arama yapılamayacağını, bu nedenle yapılmak istenen armaya katılmak üzere Kırıkhan’a giden Cumhuriyet savcısının arama yapmaktan vazgeçmesini, sadece TIR’ın MİT’in kontrolünde olduğu ve görevlilerin MİT mensubu olduğunun tespiti ile yetinilerek TIR’da arama yapılmasından vazgeçilmesini, aksi halde aramayı yapacak savcı dâhil hepimizin çok üzüleceğini, yanlış bir şey yapmamamızı söylediği,
Daha sonraki görüşmelerde ise; ısrarla Savcı Ö.Ş.’nin söz konusu TIR’daki aramayı gerçekleştirmesine müdahale ederek engel olmamı, zaten Kırıkhan Cumhuriyet Savcısının görevlilerin kimliklerini tespit ettiğini ve tutanak tutup olay yerinden ayrıldığını, tutanakların Adana’ya gönderilmesinin yeterli olduğunu söylediği,
Başka bir görüşmemizde de yine yukarıda belirtilenlere benzer sözlerle savı beyin TIR’da arama yapmasına engel olmamı söyledikten sonra telefonu Adalet Bakanı Sayın B.B.’ye verdiği,
Sayın Bakanımızın da özetle; ihbara konu TIR’ın MİT’e ait olduğunu, MİT Kanununda özel düzenleme nedeniyle MİT görevlileri hakkında soruşturmanın Başbakanlık iznine tabi olduğunu, bu nedenle görevli savcının bu TIR’da arama yapamayacağını, yanında İçişleri Bakanı ile MİT Başkanının bulunduğunu ve kendilerinin, Adalet Bakanının ve Müsteşarının TIR’ın içinde silah bulunmadığını söylediklerini, bunların yalan söyleyip de ihbarcının mı söylediğini söylediği, ayrıca ısrarla, hukuka sahip çıkmamı, yetkimi kullanarak derhal görevli savcıdan dosyayı almamı ve başka savcıya vermemi, görevli savcıyı görevden aldığıma dair yazıyı Emniyete, Jandarmaya, ilgili yerlere göndererek aramaya engel olmamı istediği hususları tutanağa geçirilerek tutanak tarafımdan imzalanmıştır.’ şeklinde olduğu görülmüştür.
Burada ilgili tarafından tek başına yazılıp imzalanmış olan bu yazının, hukuken tutanak vasfında olup olmadığını açıklamak gerekmektedir. Tutanağın hukuki anlam ifade edebilmesi için en az iki resmi görevli tarafından imzalanması şarttır. İlgilinin, iddia konusu ‘Telefon Görüşme Tespit Tutanağı’ başlıklı yazısı, sadece kendisi tarafından imzalanmış olması nedeniyle hukuken tutanak vasfını haiz olmayıp, ancak kendi şahsına ait suç ihbarı veya şikâyet dilekçesi mahiyetinde olabileceği değerlendirilmiştir.
Konu ile ilgili mevzuat kapsamında, öncelikle dönemin Adalet Bakanı ve aynı zamanda HSYK Başkanı olan B.B. hakkında yapılacak soruşturmalarda, ‘Bakan’ sıfatını haiz olması nedeniyle izlenmesi gereken usul hükümlerinin açıklanması gerekmektedir. Anayasamız, Bakanların işledikleri iddia olunan suçlarla ilgili olarak yapılacak soruşturmalarda, görev sırasında ve görevleri dolayısıyla işledikleri suçlar ile kişisel suçlar olmak üzere ikili bir ayrım öngörmüştür. Görev sırasında ve görevleri dolayısıyla işledikleri suçlardan dolayı soruşturmaya yetkili makam, Anayasanın ‘Meclis Soruşturması’ kenar başlıklı 100. maddesinin ‘Başbakan veya bakanlar hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği önerge ile, soruşturma açılması istenebilir. Meclis, bu istemi en geç bir ay içinde görüşür ve gizli oyla karara bağlar...’ hükmü gereğince, doğrudan Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak belirlenmiş, bu konuda Cumhuriyet başsavcılıklarına herhangi bir yetki ve görev verilmemiştir. Kişisel suçlarına ilişkin soruşturmalarda ise aynı zamanda milletvekili olunması nedeniyle Anayasanın ‘Yasama Dokunulmazlığı’ kenar başlıklı 83. maddesinin ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.
Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14’üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır...’ hükmü doğrultusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından dokunulmazlıklarının kaldırılması şartına bağlanmıştır. Bu nedenle hakkında şikâyet ve ihbar bulunan üye hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından dokunulmazlığı kaldırılıncaya kadar herhangi bir soruşturma işlemi yapmak mümkün değildir.
Dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve aynı zamanda HSYK üyesi olan K.İ. hakkında ise, görev suçu ve kişisel suç ayırımı sadece kovuşturmanın yapılacağı mahkemeye ilişkin olup soruşturma yapılması açısından böyle bir ayrıma gidilmemiştir. Buna göre; 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 13/01/2014 tarihinde yürürlükte olan 38. maddesi;
‘(1) Kurulun seçimle gelen üyelerinin görevleriyle ilgili suçları ile kişisel suçları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma izni işlemleri Genel Kurul tarafından, kovuşturma açılması kararı ve kovuşturma mercilerinin belirlenmesi ise gösterilen yetkili merciler tarafından bu Kanun hükümleri uyarınca yapılır.
(2) Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerde Başkan, işi Genel Kurula götürmeden önce daire başkanlarından birine ön inceleme yaptırabilir. Görevlendirilen bu daire başkanı, incelemesini yaptıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir.
(3) Başkan suç ihbar veya şikâyetini doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra Genel Kurula sunar. Yapılan görüşme sonucunda; soruşturma açılmasına yer olmadığına ya da soruşturma açılmasına karar verilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi hâlinde, üyeler arasından, gizli oyla, üç kişilik bir soruşturma kurulu seçilir. Soruşturma kuruluna, en yüksek oyu alan, oyların eşitliği hâlinde ise yaşça büyük olan başkanlık eder.
4) Soruşturma Kurulu, 5271 sayılı Kanuna göre işlem yapar ve kanunların Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkileri kullanır. Soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken hususlarda ilgililer hakkında isnat edilen suçun niteliğine göre belirlenmiş bulunan kovuşturma mercilerine başvurur.
(5) Soruşturma Kurulu, soruşturmayı tamamladıktan sonra kovuşturma açılmasına yer olup olmadığı hakkındaki kanaatini belirten bir rapor hazırlayarak, rapor ve eklerini Genel Kurula verir.
(6) Genel Kurul, dosyayı inceledikten ve varsa eksiklikleri tamamlattıktan sonra, kovuşturma yapılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına karar verir; aksi hâlde kovuşturma yapılmasına izin verir…’ ve 39/2. maddesi ‘…2) Adalet Bakanlığı Müsteşarının, Kurul üyeliği görevi sebebiyle disiplin suçu oluşturan eylemlerine, Kurul üyeliği göreviyle ilgili suçlarına ve kişisel suçlarına ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarda bu Kanun hükümleri uygulanır.’ şeklinde olup tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; HSYK doğal üyesi olan Adalet Bakanlığı Müsteşarı hakkında, görev veya kişisel suçlarından soruşturma yapma yetkisi Genel Kurul tarafından, ya Başkan tarafından ön inceleme yapmak üzere görevlendirilen üyenin ya da doğrudan yapacağı araştırma sonucu hazırlanan raporun oylanarak soruşturma açılmasına karar verilmesi üzerine, üyeler arasından gizli oyla yapılacak seçim sonucu oluşturulan üç kişilik soruşturma kurulu tarafından yapılır. Soruşturma kurulu dışında başka herhangi bir kişi veya makam tarafından soruşturma işlemi yapmak mümkün değildir.
Son olarak ilgisi nedeniyle, MİT mensuplarının da soruşturulması ile ilgili usulü açıklamak gerekirse, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26/1. maddesi ‘MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanunun 250’nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması Başbakanın iznine bağlıdır.’ şeklindedir. Söz konusu fıkrada, 26.04.2014 yürürlük tarihli 6532 sayılı Yasayla herhangi bir değişiklik yapılmamış olup MİT mensupları hakkında, görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı Başbakanlık Makamınca verilmiş bir soruşturma izni bulunmadıkça, herhangi bir soruşturma işlemi yapmak mümkün olmayacaktır.
İlgili, iddia hakkındaki yazılı savunmasında, “…Cumhuriyet Başsavcısı tarafından gönderilen bir belgeye elbette ki usul-i dairesinde işlem yapmam gerekirdi. Bu şekilde bir tutanak, yürütmekte olduğum soruşturma dosyası içerisine, ilgisine binaen geldiğinde, yapmam gereken şekilde, tutanakta adı geçen ve soruşturmayı etkilemeye teşebbüs ettiği iddia edilen dönemin Adalet Bakanı Sayın B.B.’yi, UYAP’ın ayırma kararında taraf ekleme zorunluluğu öngörmesinden dolayı, dosyaya taraf olarak ekledim, soruşturma usulü farklı olduğundan ayırma kararı verdim ve işbölümü gereği bağlı olduğum başsavcı vekiline dosyayı aktardım. Adı geçen ayırma kararında teröre ilişkin hiçbir suçlama ya da ibareye yer vermedim. Bu konuda, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün “Yasama dokunulmazlığının kaldırılması ile ilgili işlemler" konulu 100 numaralı genelgesi uyarınca hareket ettim.
Adalet Bakanı hakkındaki soruşturmanın bizzat Cumhuriyet Başsavcısı ya da Başsavcı Vekili tarafından yapılması gerektiği şeklindeki düzenleme doğrultusunda, soruşturmayı ayırarak genelge ve iş bölümü uyarınca ilgili Başsavcı vekiline gönderdim. Soruşturma kapsamında genelge doğrultusunda gerekli tüm hususlar ilgili Başsavcı vekili tarafından yerine getirilerek soruşturmayı etkilemeye teşebbüs suçu yönünden yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik fezleke TBMM Başkanlığına sunulmak üzere, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir.
Adalet Bakanı Sayın B.B.’ye ilişkin soruşturma ayrılarak bağlı olduğum başsavcı vekiline gönderilmiştir. Yasalarımızda buna engel bir hüküm olmadığı gibi yapılması gereken işlem de budur. Ayırma kararında yer verilen olay anlatımı ve yasa maddeleri dikkate alındığında, eylemin “soruşturmayı etkilemeye teşebbüs” olduğu açıktır. Ayırma kararında adı geçenin terör suçlusu algısı oluşturabilecek şekilde suçlanması söz konusu değildir. Bununla beraber, adı geçen tarafından etkilenilmek istenilen soruşturmanın da ilgili kısımlarının ayrılan dosyaya konulması da mevzuatın getirdiği bir zorunluluk olup binlerce olayda benzer şekilde hareket edilmiştir. Uygulamanın bu şekilde olduğu gerek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden gerekse bu şekilde binlerce evrakın gittiği Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığından araştırabilir.
Bu itibarla yapmış olduğum ayırma işlemi tamamen mevzuata uygundur. Bu eylemin suç olup olmadığı konusunda bir kanaat içermemektedir. Adı geçenin yasama dokunulmazlığı olmasından dolayı soruşturma usulünün farklı oluşu sebebi ile gerekli işlemin yapılmasını temin amaçlıdır. Esasen böyle bir iddia ile ilgili olarak, Cumhuriyet Savcısının başka hiçbir yetki ve görevi yoktur. Soruşturmayı sürdüremeyeceği gibi kovuşturmaya yer olmadığı kararı vb. bir karar vererek sonlandırma yetkisi de yoktur. Bu işlemin hangi cihetle, hangi yasa, tüzük, yönetmelik, genelge hükmüne aykırı olduğu sayın müfettişliğiniz tarafından göstermemiştir. Aksine bu işlemin hukuki dayanağı yukarıda gösterilmiştir.…’ şeklinde açıklamada bulunmuştur.
... ve ... (...) soruşturma sayılı dosyaların inceleme tutanaklarında detaylı şekilde kaleme alındığı üzere, olaydan bir gün sonra dönemin Adana Cumhuriyet Başsavcısı S. B.A. tarafından yazıldığı söylenen belge, olaydan 12 gün, yazıldıktan ise 11 gün sonra, 13/01/2014 tarihli ‘02/01/2014 tarihli Telefon Görüşme Tespit Tutanağı, tarafınızdan yürütülmekte olan 2014/2 nolu soruşturma dosyası ilgisi nedeniyle kapalı zarf içerisinde ilişikte gönderilmiştir. Tutanakta adı geçenler hakkında tutanak içeriğine göre kanuni gereğinin takdir ve ifası rica olunur’ şeklindeki üst yazıya bağlanarak, 01/01/2014 tarihinde Hatay İli Kırıkhan İlçesinde durdurulan ve kısa bir süre sonra MİT’e ait faaliyet kapsamında görevli olduğu kesin bir şekilde belirlenen TIR’da, yetkili ve görevli olmadığı halde başlattığı 2014/2 soruşturma nolu dosya üzerinden arama kararı veren TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı ...’ya, “...soruşturma sayılı dosya ile ilgisi nedeniyle gereğinin yapılması ricasıyla göndermiştir.” şeklindeki üst yazı ile gönderildiği 13/01/2014 tarihine kadar, Hatay Valiliğinin ... tarih, ... ile MİT Hatay Bölge Daire Başkanı imzalı ... tarih, ... sayılı resmi belgelerin yanında, Devletin en üst birimleri tarafından, durdurulan TIR’ın MİT’e ait faaliyet kapsamında görevli olduğu, hem yazılı hem de görsel basına yapılan resmi açıklamalarla da vurgulanmıştır. 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26/1. maddesine aykırı olarak, Başbakanlık Makamından herhangi bir izin alınmaksızın, TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı ... tarafından başlatılan ... sayılı soruşturmada, soruşturma nedeninin 5237 sayılı TCK’nın 315. maddesi kapsamında terör örgütüne silah sağlama suçu olarak tespit edilmesi ile de hukuken daha vahim bir duruma neden olunmuştur. Zira ilgili, söz konusu TIR’ın MİT’e ait olduğundan, MİT Kanunundaki özel düzenlemeler nedeniyle Başbakanlık izni olmadan TIR’da arama yapılamayacağı, bu nedenle yapılmak istenen aramaya katılmak üzere Kırıkhan’a giden Cumhuriyet savcısının, sadece TIR’ın MİT’in kontrolünde olduğu ve görevlilerin MİT mensubu olduğunun tespiti ile yetinilerek TIR’da arama yapılmasından vazgeçmesi, yanlış bir şey yapılmaması, hukuka sahip çıkılması şeklindeki, hukuk kurallarının uygulanması talebinden ibaret ‘Telefon Görüşme Tespit Tutanağı’ ile kayıt altına aldığı telefon görüşmelerine ilişkin yazının kendisine gelmesini müteakip, herhangi bir adli soruşturma işlemine geçmeden ya da yürüyen bir soruşturma kapsamına katmadan gereğinin ifası zımnında yukarıda bahsedilen yasal mevzuat çerçevesinde işlem yapmak üzere Başsavcı Vekili A.K.’ye göndermesi yerine, Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı sürelere göre olması gereken meslekî müktesebatıyla da bağdaşmayacak şekilde, dönemin Adalet Bakanı ve aynı zamanda HSYK Başkanı olan B.B., Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve doğal olarak HSYK üyesi olan K.İ. ile MİT mensuplarının, görev ve sıfatları gereği, yukarıda açıklanan Anayasanın 83 ve 100, 6087 sayılı Yasanın 38, 39 ve 2937 sayılı Yasanın 26. maddelerine açıkça aykırı olarak başlattığı 5237 sayılı TCK’nın 315. maddesi kapsamında terör örgütüne silah sağlama suçu kapsamındaki bir soruşturmaya dâhil ederek adı geçenlerin terör örgütünün üyesi oldukları algısının oluşmasına sebebiyet vermiş, açıklanan nedenlerle dosya kapsamı ve yasal mevzuata aykırı olan savunmasına itibar edilmemiştir.
(C/1), (C/2), (C/3), (C/4) ve (C/5) SAYILI SORUŞTURMA MADDE VE BENTLERİNİN BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMESİNDE:
İlgilinin, kararın ilgili kısmında devlet sırrı kavramı üzerine yapılan açıklamalara atfen, 5271 sayılı CMK’nın 47. ve 125. maddeleri ile 4982 sayılı Yasa’nın 16. ve 18. maddelerine göre; Devletin güvenliği veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerden olan ve 2937 sayılı Yasa kapsamında MİT tarafından yasal olarak gerçekleştirilen, özünde devlet sırrı niteliğinde olan faaliyeti, yapılan ihbar öncesinde baştan beri bildiği halde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak, El Kaide vb. terör örgütlerine yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmaya yönelik, bilerek ve isteyerek, görevi dışında, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının..., ... ve ... sırasına kayden yürütülen soruşturmalar neticesinde, Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Kalması Gereken Bilgileri Casusluk Maksadıyla Açıklama suçlarını işledikleri iddiasıyla haklarında Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılan sanıklar ile birlikte, planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen organizasyonun parçası olarak örgütlü bir şekilde, bu faaliyete özgülenmiş TIR’larda, usul ve yasaya aykırı olarak arama yapmak veya yaptırmak, görüntü ve numune aldırmak suretiyle bu görüntü ve bilgilerin basın yayın organlarında yer almasına sebep olmak, MİT mensuplarının gözaltına alınması ve cep telefonlarına el konulması talimatı vermek suretiyle devletin gizli sırlarını ifşa etme kastı ile hareket ederek, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni giderecek nitelikte eylemlerde bulunduğu tespit olunmuş, dosya kapsamı ile doğrulanmayan ve yasaya aykırı olan savunmasına açıklanan nedenlerle itibar edilmemiştir." tespitlerine yer verildikten sonra,
"2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrasında "Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde meslekten çıkarma cezası verilir." hükmüne yer verildiği, ilgililer Cumhuriyet Savcısı S.B., Cumhuriyet Savcısı A.K., Cumhuriyet Savcısı ..., Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş., Cumhuriyet Savcısı Y.K.’nun yargı etik kurallarına uygun düşmeyen davranışları ile adalete olan güveni sarstıkları, hukuk zemininde kalmayan eylemleri ile adalet ülküsü dışında hareket ettikleri, adalet duygusu gözetmeden, başka amaçlar güderek yürüttükleri soruşturmalar ve aldıkları kararlar ile, yargısal yetkilerini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak, El Kaide vb. terör örgütlerine yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmak amacıyla kullandıkları, bu durumun, toplumsal barış, huzur ve güveni olumsuz etkilediği, yargıya duyulan güven ve saygınlığı ortadan kaldırdığı, adı geçenlerin söz konusu eylem ve davranışlarının mesleğin şeref ve onuru ile memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu, yine Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyi, Avrupa Yargıçlar Birliği Hâkimler Şartı, Avrupa Yargı Kurulları Ağı (AYKA)'nın raporunda nitelenen açığa alma ve görevden alınmayı gerektirir özellikleri taşıdığı takdir ve tayin edilmiştir." gerekçelerine istinaden davacıya isnat edilen fiiller suç teşkil etmese ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğünden 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Dava dosyasının ve soruşturma raporu ile eklerinin incelenmesinden; "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek", "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklamak" ve "silahlı terör örgütü üyeliği" suçlarından dolayı hakkında mahkumiyet kararı verilen davacının, mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte eylemlerde bulunduğu anlaşıldığından, dava konusu kararda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme başvurusunun reddine dair anılan Dairenin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin … tarih ve E:…, K: … sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 01/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın