5. Daire 2018/5238 E. 2021/654 K. — Danıştay Kararı
5. Daire 2018/5238 Esas 2021/654 Karar 15.03.2021
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2018/5238 E., 2021/654 K.
T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2018/5238 Karar No : 2021/654
DAVACI: …
DAVALI: … Kurulu / … VEKİLİ: Av. …
DAVANIN KONUSU: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI: Dava konusu kararlar tesis edilirken varsayıma dayalı iddialara dayanıldığı ve şahsı ile ilgili somut herhangi bir delil ya da gerekçe ortaya konulmadığı, olağanüstü hal dönemlerinde dahi idarelerce gerçekleştirilen işlemlerin Anayasa'da ve AİHS'de yer alan hükümler doğrultusunda tesis edilmesi gerektiği, OHAL KHK'larının Resmi Gazete'de yayımlanmakla birlikte yürürlüğe gireceği açıksa da yürürlüklerinin devamı için TBMM'nin onayının gerektiği, Anayasa'nın 15. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı OHAL Kanunu'nun 1. ve 11. maddelerinin birlikte değerlendirilmesinden olağanüstü hal dönemlerinde yapılacak düzenlemelerin geçici tedbir mahiyetinde olduğu, kalıcı etki doğuracak düzenleme ve tedbirlerin bu dönemlerde dahi alınamayacağı, Anayasa'nın 15. maddesinde olağanüstü hallerde ölçülü bir şekilde temel hak ve hürriyetlerinin kısıtlanabileceğinin belirtildiği, hakimin görevinin sona erdirilmesi işleminin Anayasa'da sayılan bu temel hak ve hürriyetlerden olmadığı, MGK, hükümet gibi idari teşkilatların veya yasama organının yargı makamının yerine geçerek herhangi bir oluşum veya teşkilat hakkında terör örgütü tespit ve tanımlaması yapamayacağı, FETÖ/PDY terör örgütü tanımının yöntemine ve usulüne uygun olarak tespit edilerek yapılmadığı, bir kişinin terör örgütüne mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatının sabit olup olmadığına karar verme yetkisinin idari bir kurul olan davalı HSK'ya ait olmadığı, bu durumun yargı makamlarınca tespitinin yapılması gerektiği, bu durumun bir yetki gaspı olduğu ve tesis edilen işlemlerin de yok hükmünde olduğu, yargı bağımsızlığına ve tarafsızlığına gölge düştüğü, hakkında ceza soruşturması ve kovuşturması yürüten hakim ve savcılar üzerinde bu durumun baskı unsuru oluşturarak adil yargılanma ve lekelenmeme hakkı, masumiyet karinesi, Anayasa'da belirtilen ölçülülük ve suçluluğu Mahkeme kararıyla saptanmamış kimsenin suçlu sayılmayacağı ilkelerine aykırı olduğu, hakkında disiplin soruşturması yapılmadan HSK 2. Dairesi tarafından verilmesi gereken kararın HSK Genel Kurulu tarafından verildiği, bu şekli ile savunma ve isnadı öğrenme hakkının ihlal edildiği ve itiraz hakkının kısıtlandığı, savunma hazırlamak için süre vermek, aleyhteki delil, kanıt ve tanık beyanlarını sunmakla yükümlü idarenin bu kuralları görmezden geldiği, dava konusu kararların dayanağı 667 sayılı KHK'nın 23/07/2016 tarihinde yayımlanması sebebiyle bu tarih öncesine ilişkin söz konusu yapı ile olan iltisak, irtibat ve üyelik iddialarını kabul etmemekle birlikte 27/07/2016 tarihinde tutuklanarak ceza evine konulan birisi olarak 28/07/2016 tarihinden sonra bu yapı ile ilgisi olması mümkün olmadığından 667 sayılı KHK'nın dava konusu meslekten çıkarma kararına dayanak alınmasının AİHS ve Anayasa'da evrensel bir hukuk ilkesi olarak yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesine açık aykırılık oluşturduğu, kişilerin masumiyetlerini ispatlamak zorunda olmadığı, devletin ve iddia makamlarının meslekten çıkarma cezasına neden olan olayları hukuken kabul edilebilir yöntemler sonucu elde edilen delillerle ispatlaması gerektiği, bugüne kadar tarafına ihraç edilmesine gerekçe gösterilen yapı, oluşum veya gruplarla mensubiyetinin, iltisakının veya irtibatının ne zaman başladığı, nasıl olduğu, bu irtibatın kim tarafından ve ne şekilde devam ettirildiği, iltisak veya irtibatının bulunduğunu gösteren delillerin neler olduğu, söz konusu yapı ile ne gibi ilişki içerisinde bulunduğu hususlarının açıklanmadığı, bu bağlamda hiçbir terör örgütüne mensubiyetinin, iltisakının veya irtibatının bulunmadığı, 667 sayılı KHK ve dava konusu meslekten çıkarma kararı incelendiğinde kullanılan ifadelerin belirsiz olduğu, herkesi kapsayacak ifadelerin kullanıldığı, failin somutlaştırılmadığı, ekli listede yer alan tüm hakim ve savcıların aynı kapsama alındığı, bu haliyle de isnadın maddi unsurunun bulunmadığı, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırı hareket edildiği, davalı idarenin meslekten çıkarma kararında belirttiği hususların hiçbirinin şahsında oluşmadığı, yasal olarak kurulmuş YARSAV Derneğ'nin Başkan Yardımcısı olarak görev yapmış olmasının meslekten çıkarılmasına gerekçe yapılamayacağı ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu meslekten çıkarma kararının dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) 3. maddesinin Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine, temel hak ve hürriyetlerin durdurulması başlıklı 15. maddesine, olağanüstü hallerle ilgili düzenleme başlıklı 121. maddesine ve Anayasa'nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü başlıklı 11. maddesine aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI: Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Yasa'nın 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'İN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen ... tarih ve ... sayılı karar ile bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında aynı Kurul tarafından verilen ... tarih ve ... sayılı kararın iptali ve anılan işlemler nedeniyle davacının yoksun kaldığını ileri sürdüğü parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır. Davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası yerinde görülmemiştir. Yapılan incelemede, davacının bakılan davaya konu istemlerinin bir kısmını da içeren bir dilekçeyle daha önce Danıştay 5. Dairesi'nin E:2018/3357 sayılı dosyasında bir dava daha açtığı tespit edilmiş olup, bu durumda davacının ilk kez 28.09.2016 tarihinde açılan önceki davaya konu istemlerinin 21.12.2016 tarihinde aynı Daire'de açılan bu dava kapsamında yeniden incelenip incelenemeyeceği hususunun usul hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda "derdestlik" müessesesi düzenlenmemekle birlikte, anılan Kanun'un 31.maddesinin dolaylı olarak göndermede bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde "Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması" dava şartları arasında sayılmıştır. Davacının her iki davaya ilişkin istemlerinin birlikte değerlendirilmesinden, ilgilinin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali yönündeki istemini daha önce aynı Daire'de açmış olduğu başka bir davaya da konu ettiği sonucuna ulaşılmış olup, bu durumda davacının belirtilen istemlerinin yukarıda anılan usul hükümleri gereğince derdestlik nedeniyle bu dava kapsamında yeniden incelenme olanağı bulunmamaktadır. Davacının, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararına yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında aynı Genel Kurul tarafından verilen ... tarih ve ... sayılı kararın iptali ve anılan işlemler nedeniyle yoksun kaldığını ileri sürdüğü mali ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi yönündeki istemine gelince ; 22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında; terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği, bu kararların Resmî Gazete’de yayımlanacağı ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılacağı, meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararların da Resmî Gazete’de yayımlanacağı ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılacağı kurala bağlanmıştır. Öte yandan, 6087 sayılı Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun 33. maddesinin birinci fıkrasında Genel Kurul'un ilk defa aldığı kararlara karşı, başkanın yada ilgililerin, tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kurul'dan yeniden inceleme talebinde bulunabilecekleri; yeniden inceleme talebi üzerine verilen kararların ise kesin olduğu hükmü yer almaktadır. Diğer taraftan, 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir. Yukarıda anılan mevzuatın incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik olarak verilen kararlar yanında, bu kararlara karşı yapılan yeniden inceleme talepleri üzerine aynı Genel Kurul'ca verilen kararların da Danıştay'da ilk derece davaya konu edilebileceği açık olmakla birlikte, ilk Genel Kurul kararı ile yeniden inceleme talebi üzerine verilen Genel Kurul kararına karşı bir arada değil de ayrı ayrı dava açılması ve bu davaların her hangi bir usul eksikliği görülmeden ayrı davalar halinde tekemmül ettirilmesi halinde uyuşmazlığın esasının hangi davada çözümleneceği hususuna açıklık kazandırılması gerekir. Şayet davacının yeniden inceleme talebi üzerine verilen Genel Kurul kararı ilk Genel Kurul kararını hükümsüz kılacak nitelikte değil ise zaten uyuşmazlığın esasının ilk Genel Kurul kararına karşı açılan davada çözümleneceği, bu davada oluşacak sonucun yeniden inceleme talebi üzerine verilen Genel Kurul kararına karşı açılan dava yönünden doğrudan belirleyici olacağı açık olup, bunun tersi durumda, yani yeniden inceleme talebi üzerine verilen Genel Kurul kararı ilk Genel Kurul kararını hükümsüz kılıyor ise de, bu kez ilk Genel Kurul kararına karşı açılan davanın zaten konusuz hale geleceği izahtan varestedir. Bakılan bu davada iptali istenen Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurul kararı, davacının meslekten çıkartılması yönünde aynı Genel Kurul'ca daha önce verilmiş bulunan karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin olduğundan -işin esasına yönelik mükerrer incelemeye meydan verilmemesi için- tali nitelikteki bu davada karar verilmeden önce, ilk Genel Kurul kararına karşı Danıştay 5. Dairesi'nin E:2018/3357 sayılı dosyasında açılan ve uyuşmazlığın çözümünde asıl belirleyici olan davada nihai hükmün verilmesinin beklenmesi ve anılan davada ulaşılacak sonuç gözetilerek bu davanın da karara bağlanması gerekir. Öte yandan T.C. Anayasası'nın 125. maddesi gereğince idarenin ancak hatalı işlemleri nedeniyle doğan zararı ödemekle yükümlü tutulabileceği ve nedenle de söz konusu işlemlere karşı açılan iptal davalarında ulaşılacak sonucun bu konuda açılan tazminat davaları için de belirleyici nitelikte olduğu açık olduğundan, davacının tazminat isteminin karara bağlanabilmesi için, zararına neden olduğunu ileri sürdüğü davalı idare işlemine karşı daha önce açtığı davada ulaşılacak sonucun beklenmesi zaruridir. Açıklanan nedenlerle, bakılan davanın Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemiyle ilgili kısmının derdestlik nedeniyle incelenmeksizin reddi; davacının bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurul'unca verilen ... tarih ve ... sayılı kararın iptali ile anılan işlemler nedeniyle kendisine tazminat ödenmesi istemiyle ilgili olarak ise, Danıştay 5. Dairesi'nin E:2018/3357 sayılı davasında görülen uyuşmazlıkta nihai kararın verilmesinin beklenmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ 1) Genel Olarak Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç ... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir. Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...” Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.” Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.” Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.” AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir." 3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.” Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.” Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE 1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir. Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70). Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır. Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır. Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir. Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 21/11/2019 tarihli kararı ile kabul edilmiştir. Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır. 06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır. Bu kapsamda, 16/12/2020 tarihli ara kararımızla davalı idarenin 14/02/2020 tarihli üst yazısı ekinde davacı hakkında düzenlenmiş olan "Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları"na ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmesine karar verilmiştir. Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir. Bununla birlikte, AİHS’in ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır. AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46). Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır. Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir. 1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir: "Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır... Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir... HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır. Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır... Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir... Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..." Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür: Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.” Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.” Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.” Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur. Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28). AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir. Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir. Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar. Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) ByLock Delili i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir. Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür. Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur. Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür: Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.” Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. … … abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.” Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “... isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …..., hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …... bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra ..., bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.” Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.” Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi Davacı Hakkında Düzenlenen Bylock Tutanakları Şu Şekildedir: Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş iki ayrı "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" yer almaktadır: 1) ... nolu ID'ye ilişkin 26/01/2020 tarihli tespit tutanağında; Anılan tutanağın "ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında davacının adı ile birlikte ID numarasının "...", kullanıcı adının "...", "SGK Kayıtları" başlığı altında davacının Danıştay Üyesi olarak görev yaptığı; "ID'yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler" başlığı altında …(...) isimli kişinin davacıyı "…", ...(...) isimli kişinin "…" adı ile kaydetmiş olduğu görülmektedir. Davacının ... nolu ID'ye ilişkin 26/01/2020 tarihli diğer "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı"nın "Genel Değerlendirme" kısmında "... ID'nin ...'a (T.C.No:...) ait olduğunun yargı eski mensubu itirafçı konumundaki başka dosya sanığı K.U. tarafından ifade edildiği belirtilmiştir. Bununla birlikte, davacının yargılandığıYargıtay ... Ceza Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; "Dairemizce yapılan değerlendirmede tespit tutanağındaki değerlendirmelerin doğru olduğu, örgüt üyelerine genellikle asıl adlarını çağrıştıran kod adlarının verildiği, tanık K.U.'nun beyanına göre sanığa ... adını çağrıştıran "Orhan" kod adını kullandığı, yine genellikle örgüt üyelerinin ByLock'ta ad olarak örgütteki kod adını kullanmaları nedeniyle sanığın bu kod adını ByLock ıd'sine ad olarak belirlediği, kullanıcı adı olarak ise ...' belirlediği, sanığın hakim/savcı sicil numarasının 3... olduğu, sicil numarasının son 4 rakamını kullanıcı adı olarak belirlediği kanaatine varılmıştır." tespitlerine yer verilmiştir. 2) ... nolu ID'ye ilişkin 26/01/2020 tarihli tespit tutanağında; Anılan tutanağın "ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında davacının adı ile birlikte ID numarasının "...", kullanıcı adının "... "SGK Kayıtları" başlığı altında davacının Üye olarak görev yaptığı; "ID'yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler" başlığı altında Ö.İ. (yüksek yargı imamı) isimli kişinin davacıyı "… ", ...(…) isimli kişinin "…", H.T. isimli kişinin "…", ... (…, …) isimli kişinin "…", R.Ç. isimli kişinin "okay bey", ...(…) isimli kişinin "ok" adı ile kaydetmiş olduğu görülmektedir. Anılan raporun "Genel Değerlendirme" kısmında bu tespitlerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımın … tarih ve … sayı ve ... Barkod numaralı yazısı ile 'FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Yüksek Yargı yapılanmasına yönelik yapılan soruşturma sürecinde ByLock veri havuzunun incelenmesi sonucu yapıldığı belirtilmiştir. Bununla birlikte, davacının yargılandığıYargıtay ... Ceza Dairesi’nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında;"Dairemizce yapılan değerlendirmede tespit tutanağındaki değerlendirmelerin doğru olduğu, ... ID nolu kullanıcının kişi listesindeki diğer kullanıcıların Danıştay eski üyeleri olduğu ve kendi kişi listelerinde bu ID'ye (…, …, …, …) adını verdikleri ve o tarihte Danıştay'da ... isminde sanıktan başka üye bulunmadığı görüldüğünden ... ID kullanıcısının da sanık ... olduğu kanaatine varılmıştır." tespitlerine yer verilmiştir. Dava dosyasında ayrıca, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş "ByLock Tespit Tutanağı" da yer almaktadır. Anılan tutanakta, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … tarih ve … sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda davacının 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 14618. satırında kaydının olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin ..., tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının ... olduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte, davacının yargılandığıYargıtay ... Ceza Dairesi’nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; ... numaralı hattın ... imei nolu telefonla … nolu bylock ip'sine 12.10.2014 - 29.01.2015 tarihleri arasında 72 kez bağlantı kurduğunun tespit edildiği görülmüştür. Davacı tarafından, adil yargılanma hakkının gereği bakımından Bylock delilinin; elde edilme sürecinin temelinde yargı kararı bulunmadığı, temin edilişinin hem öznesinin hem de yönteminin CMK'da öngörülen geçerlilik usulüne uymadığı, dijital nitelikte olmakla veri bütünlüğünün korunması anlamında taşıması gereken zorunlu asgari delil güvenliği standardından yoksun olduğu, yargı kararı olmaksızın MİT-Emniyet merciilerinin inceleme adı altında her türlü müdahale ve yapılandırmasına açık tutulduğu, kaynağı, ulaşma-erişim-aktarım yöntemi ve bütünlüğünün sorgulanamıyor olması yönüyle teknik ve hukuksal denetime imkanı vermediği, bu haliyle üzerinde teknik yönden bilirkişi incelemesinin yararsız ve değersiz bir tercihe dönüştüğü, bütününün karşı incelemeye fırsat tanıma adına suçlananlar dahil kimseyle paylaşılmadığı, bu bakımdan çoktan tesis olunmuş işlemlerin ve verilmiş cezai hükümlerin hukukileştirilmesine hizmet ettiği, temin edeni tarafından istihbari olarak etiketlenmek suretiyle hukuksal tüm sorumluluğunun yargı dahil bu delile itibar eden kişi ve kurumlara yüklendiği, özel hayata ilişkin iletişim trafiği bilgilerine usule ve hukuka aykırı müdahalenin kanıtı niteliğine dönüştüğü, esasında Anayasa'nın 38/6. maddesinde yer alan düzenleme gereği herhangi bir işlem veya dava dosyasına konulmaması gerektiği, üzerine ikrar dahil hiçbir hukuksal yapının inşa edilemeyeceği, yasak delil niteliği taşıması ve uyuşmazlığın niteliği nedenleriyle idari yargı açısından bu vasfının karara esas kabul edilmemesinin adil yargılanma hakkının zorunluluğu olduğu beyan edilmiştir. ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve davacı hakkında düzenlenmiş olan "ByLock Tespit Tutanağı" ile "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları" nın birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanlarına itibar edilmemiştir. Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen, "ByLock Tepit Tutanağı"nın incelenmesinden; davacı tarafından ... GSM numarasından, ... ... IMEI numaralı cihazla ByLock uygulamasının yüklendiği, "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları"nın incelenmesinden de; davacının ... ve ... ID numaralarıyla bir kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.
Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışmaları Şu Şekildededir: Ayrıca, davacının yargılandığıYargıtay ... Ceza Dairesi’nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının iddia makamının esas hakkında mütalaa kısmında; "...Sanığın adının geçtiği Bylock yazışma içeriklerinde ise hakkında örgüt yöneticiliği yapmaktan kamu davası açılmış bulunan Y.Ç. ... ID ile Dava Takip Biriminden A.E. ... ID arasındaki görüşmede: ... meselesini tamamen verelim ve bitirebilirsek bitirelim deniyor ne dersiniz, abi gönderdiğim konuya bir baksanız acil dönüş lazım. E.Ç.'yi 12 için iki adaya da işaretlenmiş oy pusulası atarken gördüm. Sence onunla en iyi anlaşacak onun kırmayacağı kim olur. ... bizzat gitse nasıl olur. Başka yerlerden de duydum problem gittikçe büyüyor. Aklıma ... geliyor. A. ya da M.da olsa güzel olur. Arkadaşa iletirim. Bana dönecek. Eğer müsaitlerse A.'le M. birlikte olsun dedim. Güzel düşünmüşsün abi. Bence B. ile A.A. üzerine yoğunlaşmalı. Ben bu iki ikisi için arasının iyi olduğu iki kişiye söyleyeyim. Onun dışında N. ve İ.B. için tekrar görüşülmesi lazım. Bunu da ustaya söylemek lazım. Örgütün Dava Takip Biriminde yer alan H.T. ... ID ile A.E. ... ID arasındaki yazışmada; 12. daire hakim savcıları ihraç konularında çok uzmanlaşmadı. Zaten verilen karar 5-10 tane. UYAP'a HSYK diye yazınca o kararlar da çıkar. AİHM, AYM, Anayasa, HSYK ve yargı bağımsızlığı yargıç güvencesi gibi konularda çalışmış olanlar daha çok işe yararlar, yarar şeyler yazarlar. Ayrıca dava dilekçelerini uzun yazmak karşı tarafı ayrıntılı ve mukni cevap vermeye zorluyor. Gerekçeli kararı beklemeye gerek yok çünkü işlem belli, aleniyet kazandı şeklindeki yazışma içeriklerinde örgütün dava takip birimi tarafından hakim ve savcıları, savcı ihraçları ile ilgili itirazlara bakmakla görevli Danıştay 13. Dairesinin başkanlık seçimlerinin yakından takip edildiği, Danıştay kayıtlarına bakıldığında 13. Daire Başkanlık seçimlerinin 13.10.2015 tarihinde başladığı 05.11.2015, 12.11.2015, 19.11.2015, 26.11.2015, 04.12.2015, 10.12.2015, 16.12.2015, 26.12.2015, 29.02.2016 tarihli seçim oturumları sonrası adaylardan birinin çekilmesi sonrası 10.03.2016 tarihinde sonuçlandığı, örgüt mensupları arasındaki 29.11.2015 tarihli yazışmada bu tarih itibariyle yapılan oturum sırasında örgüt mensubu olmayan üyelerin kime oy vereceğinin Y.Ç. tarafından takip edilerek A.E.’ye iletildiği ve anılan şahısın anlaştığı hatırını kırmayacağı bir örgüt mensubunun arandığı noktada ilk akla gelen ... isimli şahsın ... olduğu değerlendirilmiştir. " tespitlerine yer verildiği görülmüştür. Söz konusu ByLock yazışma içeriklerinde iddia makamının esas hakkındaki mütalaasında da yer verildiği üzere davacının adının ve görev yeri olan Danıştay'ın açıkça geçtiği, aynı zamanda içeriklerin Danıştay Daire Başkanlığı seçim sürecine ilişkin olduğu dikkate alındığında, söz konusu ByLock konuşma içerikleri davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir: Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan C.U., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...Şüpheliye hakim adaylığı döneminde kaldığı yerler, cemaat ile ilişkisi ve tanıdığı isimler soruldu, Hatırladığım kadarıyla M.K.l aracılığıyla o dönem Ankara İdari Mahkemesi olan ...'ın yanına A.B. ve Z.Ö. ile birlikte gittik, bize üçümüze de çok güvendiklerini ve üçüncü dönem idari yargı alanlarından bizim sorumlu olacağımızı söyledi, ben ilk başta kendi iç dünyamda kabul etmek istemedim ancak biraz da yılların getirdiği düşünceyle vefa duygusu altında üzerimde emekleri olduğunu da düşünerek karşı çıkamadım. Bana Ankara Hukuk Fakültesi yanında başka bazı hukuk fakültelerinden mezun olan adayları söylediler, bizim dönem 150 idari yargı hakim adayı vardı, bunların yaklaşık 80 kişisi cemaat mensubuydu, benimle birlikte görev verilen üçümüze devreci ismi verildi, bu görev kapsamında öncelikle akademi dışında kalacak adaylar için ev tuttuk, kimlerin hangi evlerde kalacağım sınav birimi ismi verilen kısım belirliyordu, sonra isimler bize geldiğinde biz o kişilere ev tutup tutmadıklarım, eşyalarını alıp almadıklarını sorarak yerleşip yerleşmediklerini takip ediyorduk, M.K. birinci dönem idari yargı adayıydı ve bizim dönemin tamamıyla staja başlayana kadar o ilgileniyordu, dolayasıyla kimlerin nerede kalacağını da onlar belirlediler. ..Şüpheliye hakim adaylığı sürecinde cemaat tarafından ne tür tavsiye ve telkinlerde bulunulduğu, meslek içerisinden ve meslek dışından hakim adaylarına ne tür talimatlar verildiği hususları soruldu, Stajın daha başında yukarıda da ismini belirttiğim İdare Mahkemesi Üyesi ... hatırladığım kadarıyla ders çalışma evlerine gelerek meslekte dikkat etmemiz gereken hususları anlatmıştı, bunların başında dindar bir profil çizmememiz gerektiği, açıktan namazları kılmamamız, vakitleri birleştirerek cem etmemiz, heyet ile yapılan gülüşmelerde Ramazan Ayında şayet başkanın bir şey yeyip içmesi söz konusu olursa bizim de o anda oruç olsak bile yememiz ve içmemiz, ardından oruca devam etmemiz gibi tedbirler söylenmişti, keza cemaat mensubu olmakla birlikte meslektaşımız olmayan ve daha eskiden tanıştığımız kişilerle irtibatı kesmemiz, mümkün olduğunca cemaat içerisinde biriyle evlenmememiz ve iştişare etmeden evlilik kararı vermememizi bize anlatmıştı. Mesleki olarak ise kendimizi iyi yetiştirmemiz, mesaiye dikkat etmemiz, dosyalara iyi çalışarak hatta lisan da öğrenmemiz, yüksek lisans yapmamız gibi konularda tavsiyeler yapılıyordu, cemaat mensubu olmayan kişilerle açıktan belli etmeden fakat iyi ilişkiler kurulması, ilgilenilmesi söyleniyordu, stajın sonuna doğru ... bizimle ilgilenmeyi bırakmıştı, ondan sonra A.A.l isimli Danıştay Tetkik Hakimi ile görüşüyorduk, kendisi bize yıl sonunda yapılacak olan mezuniyet balosunda içkili bir ortam olacağı için içki içmemizi söylemişti, bu aslında bir talimattı ancak bazı arkadaşlar her ne kadar tedbir mahiyetinde de olsa içki içmedi..." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.E., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...... isimli Danıştay üyesi bu yapıya müzahir olup bu yapı tarafından özel bir şekilde görevlendirilmiştir ve YARSAV yönetimine sokulmuştur. Bu örgüt YARSAV seçimlerinde organize bir şekilde hareket ediyordu ve YARSAV başkanlarının seçimi noktasında da söz sahibiydiler...17-25 Aralık sürecinden önceki bir gün ben, G.T.T., H.O., H.G., ... ve V.B. bir arada otururken G. Amerikan'dan geldiğini ve özel olduğunu söylediği 1 adet 1 Doları cebinden çıkardı _ve bize gösterdi. Bu esnada grup içinde bulunan fakat kim olduğunu hatırlamadığım birisi bu 1 Doları G.'ten aldı ve karşılığında 30 ya da 50 Dolar verdi ve toplantı da benim haricimde diğer kişiler bu 1 Dolardan kendilerinde de olduğunu söylediler...M.G. isimli Danıştay üyesinin 17-25 Aralıktan sonra Bank Asya'ya destek olmak amacıyla üzerine kayıtlı arsasını satarak arsanın parasını bir akrabası üzerinden anılan bankaya yatırdığını biliyorum. Bu durumu kendisi bana anlattı ve benim de Bank Asya'ya para yatırmam konusunda telkinde bulundu. Aynı şekilde ... da bana Bank Asya'ya para yatırmam konusunda telkinde bulundu. Ancak ben bu yapıya ait bankaya herhangi bir şekilde para yatırmadım..." Aynı tanığa ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08/12/2016 tarihli şüpheli ek sorgulama tutanağında; "...32-Yarsav üyesi olmaya nasıl karar verdiniz? Örgütün Yarsav üyesi olmanız yönünde bir telkini ya da bir isteği olmuş mudur? Örgütün Yarsava sızma nedeni nedir? Ben Yarsav'a bu örgütle herhangi bir bağımın olmadığı dönemde yani 2010 yılı HSYK seçimleri öncesi üye olmuştum. Bu yapının üye olmamda herhangi bir tesiri ya da talimatı olmamıştır. Yarsav yönetiminde yer alan Danıştay'da 12. Daire tetkik hakimi olarak görev yapan soy ismini hatırlamadığım Ö. isimli kişi telkini ve etkisiyle Yarsav'a üye oldum. Daha sonraki yıllarda aidat yatırmadım. Aktif olarak Yarsav üyeliğini devam ettirmedim. Daha sonradan 2011 yılında Yarsav'ı ele geçirin talimatının ABD'den geldiğini H.O.'un söylemesi üzerine öğrendim. Cemaat üyeleri yoğun bir şekilde Yarsav'a üye olmuşlardı. E.A.'ndan sonra Yarsav başkan adaylarının desteklendiğini ve seçimle ilgili pazarlıklar yapıldığını biliyorum. ... üstlerden gelen talimat doğrultusunda Yarsav Başkanı M.A.'ın bilgisi dahilinde yer aldı. ... Yarsav'daki etkinliğini iş ve işlemlerini ve yönetimdeki stratejisini G.T.T.'ın talimatları doğrultusunda yerine getirdiğini biliyorum. ...'ın Pensilvanya'nın özel iltifatına ve selamına göre yönetimdeki görevini devam ettirdiğini duydum...37-Danıştay’da bildiğiniz diğer sohbet grupları kimlerden oluşmaktaydı? ..., H.O., V.B., H.G. ve G.T.T.'ın olduğu bir grup biliyorum. Buraya kısa süreli bende katıldım. Diğer gruplan ismen ve şahıs olarak ayrıntılı bilmiyorum...17/25 Aralıktan sonra aynı dairede çalıştığım bu yapıya mensup üyeler; ..., B.I., V.B., H.O., H.G., A.E. iktidarın kaybedeceğini, anket yaptırdıklarını, ...ye 2014 yerel seçimlerinde %30 oy çıkacağını etrafa sürekli yaydılar. Ben bunları eleştirdiğimde aynı dairede çalışmam dolayısıyla işi vesile yaparak odama gelip giden üyelerden; B.I., M.Ç. ve M.Ö. bana; "hain, satılmış" diyerek hakaret ettiler ve "herkesin bir değeri var" dediler. Bu yapının kollarının uzun olduğunu bildiğim için yemekhaneye yemek yemeye gitmedim. Yapı tamamen biata dayalı akılcılıktan uzak rüyayla iş yapan, duygusal davranan, menfaati olduğunda kendisine düşman olan unsurlarla koolisyon kuran bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. 15 Temmuz darbe girişimiyle herkesden gizlemiş olduğu gizli ve kanlı yüzünü ortaya çıkarmıştır..." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.U., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağında; "...SORULDU: YARSAV isimli hâkim-savcılar tarafından kurulan dernek 15 Temmuz 2016’dan sonra ülkemizde ilân edilen olağanüstü hâl nedeniyle çıkarılan kanun hükmündeki kararname ile kapatılmıştır. Fethullah Gülen Cemaati ile YARSAV isimli dernek arasında bir irtibat var mıdır ? 2007 yılında Yargıtay Tetkik Hakimi olarak göreve başladım. F.A., H.G.B. İle aynı odada çalışmaya başladım. Yan odamız da 16. Hukuk Dairesi Tetkik Hâkimi ve o dönem de YARSAV Genel Sekreteri olan L.K. oturuyordu. Bir süre sonra yakında oturan diğer tetkik hâkimleri ile birlikte olumlu bir diyaloğumuz oldu. Bu arada biz H.G.B. ve O.Y. ile birlikte sohbet toplantılarımıza H.'in evinde devam ediyorduk, maaşımın %10’unu himmet olarak H.’e veriyordum. L.K. ile insanî diyaloğumuz ilerleyince bana YARSAV üyesi olmamı teklif etti. Bu döııem de YARSAV’ın çok fâzla cazibesi kalmamıştı. İlk anda muhafazakâr bir yapıya sahip olduğumu ve meslektaşiarımca da bilindiğini söyledim. L. Hanım, Ö.F.E. ile itibar kaybettiklerini, kamuoyunca aşırı solcu olarak tanındıklarını, bu imajı yıkmak istediklerini, kamuoyunun cazibesini tekrar kazanmaya çalışacaklarını söyledi. Bunun üzerine 2010 yılında yapılan referandumdan sonra 2011 veya 2012 yılında YARSAV’a üye oldum. H.G. ile O.Y. kurucu üyelerdi. Benden daha önce üye olmuşlardı. Dolayısıyla YARSAV’a üye olmam konusunda Fethullah Gülen Cemaati’nin etkisi, katkısı veya talimatı olmamıştı. İlk yapılan olağan kongrede L.K.'ın kontenjanından 9. sıradan yönetim kurulu yedek üyeliğine seçildim. O tarihte YARSAV yedek veya asil üyeleri içerisinde Fethullah Gülen Cemaati mensubu olduğunu düşündüğüm sadece M.S. vardı. Süreç içerisinde önce N.H.K. istifa etti, yerine M.S. yönetim kurulu asıl üyeliğine seçildi, sonra M.K. istifa edince, yerine D.B. seçildi, N.H.K.’nin istifası üzerine M.D. seçildi. E.Ü.T.'nın istifası üzerine de bep yönetim kurulu asıl üyeliğine seçildim, bu seçilenlerden D.B. ile o tarihte M.D. hariç, ben ve M.K. Fethullah Gülen Cemaati ile irtibatlıydık. Yine, yönetim kurulu asıl üyeliğine seçilmemizde de Fethullah Gülen Cemaati’nin herhangi bir etkisi olmadı. Bir süre , sonra tavır ve davranışlarından ötürü M.A.’ın da Fethullah Gülen Cemaati mensubu veya en azından iş birliği yaptığını anladım. E.Ü.T.’ın istifası üzerine olağanüstü kongre kararı alındı, benim gerek yönetim kumlu üyesi olmam gerekse de görev yaptığım dairenin vakıf ve derneklerle ilgili dosyalara bakması nedeniyle kongre sürecinde aktif olarak görev aldım, bu nedenle O.Y. kongre sürecinde Mithatpaşa Caddesi üzerinde açık adresini hatırlamadığım, bir adreste bulunan ofise gitmemi istedi. Bu ofise gittiğimde İ.Ş., R.B., M.A., ... ve Y.Ö. de vardı. Bu kişilerden ... hariç diğerleri ile ilk kez orada tanıştım.Daha öncesinde ismen tanıyordum. O.Y.'un yönlendirmesi ile bu şahısların hepsini Fethullah Gülen Cemaati ile irtibatlı veya işbirliği yaptığını biliyordum. Bu şekilde ben, üç veya dört toplantıya çağrıldim, ancak tavır ve davranışlarından diğerlerinin sıklıkla toplantı yaptığını anlıyordum. Toplantılarda lider pozisyonunda İ.Ş. görünüyordu, hatta İ.Ş.'in “Kartal” kod ismini kullandığını ve Yargıtay’dan sorumlu veya -daha üst pozisyonda birisi olduğunu öğrendim. toplantılarda kongre sürecinde yapılması gerekenleri ve İ.Ş. ile M.A.'ın hazırladığını düşündüğüm 13 kişilik yönetim kurulu listesinin delinmeden nasıl seçileceğine dair konuşmalar ve stratejiler yapılıyordu, usûlle ilgili kısımları bana soruyorlardı. Bir defasında R.İ.B.’e seçimde 13 adayın tamamının seçilmesinin zor olduğunu, bunun nasıl başarılabileceğini sordum, bana YARSAV’a Fetullah Gülen» cemaati mensubu genç meslektaşlardan çok sayıda üye yaptıklarını, bu listenin herkese verileceğini ve sorun çıkmayacağını söyledi...Yukarıda Mithatpaşa Caddesinde yapıldığını beyan ettiğim toplantılardan üç veya dördüne katıldığımı ifade etmiştim. 2014 yılı HSYK Seçim sürecinde ve aday belirleme esnasında benim katıldığım bu toplantılar da YARSAY tarafından ilân edilen 11 kişilik aday listesindeki kişiler konuşulmadı, daha doğrusu benim yanımda konuşulmadı. Bu toplantılarda da L.Ü.'ı görmedim, ismi de konuşulmadı, ama benim olmadığım veya benden ayrılarak İ.Ş. ile M.A.’ın başbaşa yaptıkları toplantılarda bu kişinin isminin konuşulmuş olabileceğini tahmin ediyorum. Tekrar belirtmem gerekirse Mithatpaşadaki toplantılara İ.Ş., Rİ.B., M.A., Y.Ö. ve ... katılıyorlardı..." Aynı tanığa ait davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesi’nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan ifadesinde; "2011-2013 yılları arasında Yarsav derneğinin yönetiminde bulunduğunu, bu süre zarfında bir dönem sanığın yönetimde bulunması nedeniyle tanıdığını, ortak bir geçmişleri bulunmadığını, kendisi bu dönemde yarsav yönetiminde bulunuyor iken, bir kaç defa savcılık ifadesinde de belirttiği Mithatpaşa caddesi üzerindeki bir dernek yada ofis benzeri bir yerde yemekli sohbet toplantısı olduğunu, İ.Ş., R.İ.B., M.A., ... ve Y.Ö. ve sanığın da dahil olduğu kişilerle birlikte yemek yiyip namaz kıldıklarını, gündemi değerlendirdiklerini, ağırlıklı olarak yarsav seçimlerinin konuşulduğunu, bunun dışında mesleki olarak dernek faaliyetleri çerçevesinde bu dönemde kendisiyle telefon ve yüzyüze görüşmeleri olduğunu, kendisinden bir yıl önce yarsavdan istifa ederek yönetimden ayrıldığını, 2014 hsyk seçimlerine kadar ara ara görüşmelerinin devam ettiğini, ancak bu tarihten sonra Ankara dan ayrılması nedeniyle aralarındaki fiili bağlantıların koptuğunu, görüştükleri dönemde onun da kendisi gibi o zamanki adıyla cemaat ve hizmet hareketi şimdiki adıyla Fetö olarak adlandırılan yapıya sempati besleyen birisi olduğunu düşündüğünü, buna karşın kendisinden herhangi bir cemaat faaliyeti çerçevesinde himmet istemesi gazete vesair aboneliğe zorlaması veya bu yönde bir tehdit zorlama baskı gibi bir eylemine şahit olmadığını, hem yaş farkı olması nedeniyle kendisine saygı hem de cemaat için jargon nedeniyle abi olarak hitap ettiğini, 2014 eylül ve kasım ayları arasında bylock sistemini kullandığını, sanığın da bylock kullandığını, bu dönem içerisinde kendisiyle bylock üzerinde ağırlık seçim olmak üzere görüşmeler yaptığını hatırladığını, ByLock tespit tutanaklarındaki ... ID nolu kullanıcının sanık ... olduğunu..." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.O. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...158)...; Fetullah Gülen cemaat mensuplarının ısrarla istedikleri 37 bin sicillilerden biridir. Fetullah Gülen cemaat mensuplarının kontenjanından Danıştay üyesi olmuştur. İdari Yargıda tüm üyelerin oyunu alarak seçilenlerden biri olduğunu hatırlıyorum dedi. Yüksek yargıdan gelen bizimle birlikte hareket etmeyen kurul üyelerinin de bu kişiye oy verdiklerini gördüm. ...'ın Yarsav yönetim kurulu üyesi olduğunu biliyorum. Yarsav içinde bulunan Fetullah Gülen cemaat mensuplarından biri olduğunu bu şekilde öğrenmiş oldum..." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ç., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/11/2016 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında; "...Kendisi bana cemaate ait evlerde kalmamı teklif etti. Ben de nişanlı olmam sebebiyle evlenene kadar kısa bîr süreliğine Balgat'ta bulunan açık adresini hatırlamadığım bir cemaat evinde kalmaya başladım. Bu evde yine o tarihte idari yargı stajyer hakimi olan K.M.E. yine idari yargı hakim adayı olan ancak soy ismini bilmediğim H.H. isimli kişi ile birlikte bu evde üç kişi kalıyorduk. Bu evde ben yaklaşık 4-5 ay boyunca, yani evlenene kadar kaldım. Bu evde bulunduğum esnada düzenli olmamakla birlikte aralıklı olarak sohbetler yapılmakta idi. Bizim evden K.M.E. sorumluydu. İdari yargı dönemi olarak da o tarihte yine benim bizim gibi stajyer olan A.A. dönem sorumlusu idi. A.A., kaldığım evde yapılan sohbetlere de aralıklı olarak gelmekte idi. Bunun dışında yine o tarihte idari yargı hakimi olan, sonradan danıştay üyesi olduğunu bildiğim ... da sohbetlere katılıp mesleki tavsiyelerde bulunurdu. Ben daha sonra nişanlımla evlendim. Hatta bu evliliğim dahi cemaat tarafından istenilmiyordu. Şunu özellikle belirtmek isterim ki, cemaat yapılanmasında kan kocanın her ikisinin de cemaat mensubu olması çok Önemlidir, Benim eşim ve ailesinin de cemaat yapılanması ile hiç bit dönemde ilgi ve alakalan olmadığından, bu konuda cemaat bana tepki gösterdi. Her iki karı-kocanın cemaat mensubu olmaması cemaatin o kişiye ön yargı ile bakması ve mahrem mevzularda güvenmemesi sonucunu doğurmaktadır..." Aynı tanığa ait davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesi’nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan ifadesinde; "Ankara Başsavcılığında ifadesi alınırken hakkında işlem yapılan eski Yargıtay ve Danıştay üyelerinin tek tek isim olarak sorulduğunu, haklarında ne bildiğini seçimlerine ilişkin seçilme şekilleri ve daha sonraki çalışmalarına ilişkin bilgilerini sorduklarını, ...'ın da bu kapsamda ismi sorulan ve bu şekilde beyanda bulunduğu isimlerden bir tanesi olduğunu, kendisiyle hiç karşılaşmadıklarını, şahsen tanıdığı birisi olmadığını ama isim olarak bildiğini, 2011 yılının başında Danıştay üyeliği seçimleri yapılırken A.B. ve R.Y.’ın 37.000 sicillilerinde seçilmesi gerektiği yolunda ısrarları olduğunu, kendilerinde 33.000'den geriye gidilmemesi noktasında bir direnci olduğunu, bu noktada uzlaşma sağlamayamadıklarını, M.K.'nın evinde yapılan toplantıda sonuç çıkmadığını, daha sonra B. beyle kendi aralarında görüşmelerini söylediklerini, o görüşmeden de bir sonuç çıkmadığını, daha sonra "37.000 sicililer yoksa bizde yokuz bu seçimi yaptırmayız" dediklerini, o zaman istediğiniz isimleri seçtiremezsiniz gibi bir tehditle karşılaştıklarını, bu sebeple de 37.000 sicililerin seçilmesini kabul ettiklerini, ...’ın da 37 ya da 38 bin sicillilerden o grupta seçilenlerden bir tanesi olduğunu, 19 veya 20 kişinin bu şekilde A.B. ve R.Y.'ın ısrarıyla listeye girdiğini, diğer cemaat mensubu olduğunu düşündükleri HSYK üyelerini de onlara destek verip beraber hareket ettiklerini, ...’ın o dönemde YARSAV yönetim kurulu üyesi olduğunu, bu nedenle de seçimde Danıştay üyeliğine oy birliğiyle seçilen yüksek yargıdan gelenlerin oyunu alan tek kişi diye hatırladığını, onun dışında somut olarak örgüt mensubiyetine ve örgüt yöneticiliğine ilişkin herhangi bir bilgi sahibi olmadığını, 2013 yılında da bu yapıya karşı Yargıtay ve Danıştay'da üyeleri bir araya getirme amacıyla yaptıkları yemekli toplantılar olduğunu, seçilme şekli itibariyle bu yemeklere de sanığı davet etmediklerini, onun dışında sanığa ilişkin görgüye dayalı herhangi bir bilgisi olmadığını... " Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan R.M., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14/11/2016 tarihli şüpheli ek sorgulama tutanağında; "...İçinde bulunduğum 2005-2006 yıllarında cemaat yapılanması şu şekildeydi; Hakim adayları; İstanbul grubu, Ankara grubu ve 9 Eylül grubu olmak üzere 3 üniversite grubuna ayrılıyordu. Her grubun bir dönem abisi vardı. İstanbul grubunun abisi A.O.A.ı Marmara grubunun abisi F.A. veya M.Ç., Ankara grubunun abisi A.K. idi. 9 Eylül grubunun abisini bilmiyorum. Selçuk Üniversitesiyle Eylül Üniversitesi grubu aynı çatı altında idare ediliyordu. Bu dönemin abileri mesleğe daha önce girmiş ve görevde olan bir kişiye bağlı idiler. İstanbul grubu A.O.A. Adalet Bakanlığı Tetkik Hakimi H.G.'e, Ankara abisi A.A. İse Ankara 3. İdare Mahkeme Üyesi ...’a bağlıydı. Ben Ankara 3. İdare Mahkemesinde staj yaptığım için bunu öğrenmiştim. Çünkü bazen sorunu olan arkadaşlar ... bey ile görüşmeye geldiklerinde beni odadan çıkarırlardı. Bu vesileyle bunu öğrenmiştim.... 2005 ve 2006 yılı idari yargı birinci dönem grubu aşağıdaki şekildeydi;Ankara grubu; ... (dönem abisi)... " Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.Ş., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/01/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; ".... Aynı yıl Eylül ayında ise Ankara'da Eğitim Merkezinde ve Danıştay'da staj yapacağım için Eylül ayında Ankara iline taşındım. Ben Ankara'da iken benimle bu yapı adına temas kuran ilk isim H.G.idi. H. beni sohbete davet etti. Bu sohbetler mutat olarak staj dönemi bitinceye kadar sürdü. Bu sohbetlere ve genel toplantılara katılan idari yargı kökenli stajyerlerin sayısı 40 civarındaydı. Ayrıca o dönem; bu yapıya mensup olup da adli yargı hakim adayı olan tanıdıklarımız da vardı. Bu isimler arasında; C.C., Y.S., A.K., İ.B., A.Ç., H.G.B., R.Y.... ..., O.K., K.İ., G.D., D.T., S.K., ...isimli şahıslar vardı. Yukarıda ismini saydığım bu şahıslar bu yapıyla ilişkili bu yapıya müzahir ve bu yapıya iltisaklı şahıslardır..." Aynı tanığa ait davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesi’nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan ifadesinde; "Sanığı Staj döneminden tanıdığını, bu dönemde kendisinin cemaat yapılanması içinde olduğunu, staj döneminde cemaatin genel toplantılarında beraber oldukları zamanlar olduğunu, beraber oldukları toplantıların 30-40 kişinin katıldığı genel toplantılar olduğunu, özel bir grupta kendisiyle hiçbir zaman bulunmadığını, himmet parasının özel grupta verilen bir para olduğunu, genel toplantılarda bu paranın verilmediğini, staj döneminde birkaç defa genel toplantılara katıldıklarını, kendisinin 2004 yılında teftişe geçtiğini, 2011 yılına kadar ...’ın Ankara İdare Mahkemelerinde çalıştığını, Ankara'da çalıştığı dönemde yaklaşık 3 defa sanığı denetlediğini, cemaat tarafından denetime gitmeden önce kendilerine verilen liste olduğunu, denetimden önce cemaatin verdiği listelerde sanığın isminin cemaatçi olarak yer aldığını, o listelerin genel bir liste olduğunu, orada kimin cemaatçi olup olmadığının işaretle belirtildiğini..." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.E., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağında;"...SORU: FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğunu düşündüğünüz hakim savcılardan isimlerini bildiğiniz kişiler kimlerdir? Bunlarla ilgili anlatacağınız somut hususlar nelerdir? CEVABEN: Bu kişilerle olan ilişkilerimizin yukarıda açıklanan sebeplerle 2010 yılından sonra farklı bir boyuta geçtiğini ve azaldığını 2012 yılından sonra da bir mücadeleye dönüştüğünü yukarıda örneklerini verdiğim bir çok olay vesilesiyle izah etmiştim. Ancak özellikle 2011 yılında yapılan Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde bu iş bir pazarlığa dönüştüğü için daha önce tanımadığım bir çok mensuplarını da bu vesileyle öğrenmiş oldum. Bu kapsamda tanıdığımız veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle bu yapıya mensup olduğunu öğrendiğimiz...Danıştay üyeleri; Ş.I., İ.A., H.Ç..., ..., Ü.D., E.A., O.Ç., ...olmak üzere 44 kişi...O dönem bu bağlamda yapılan çalışmalar devam ettiği sırada ben bakanlıktan ayrılmıştım. Zaten ifademin seyri içerisinde somut olaylar ve sorulara ilişkin tanıklıklarımda da isimler geçmiştir. Yine de ben gözden kaçabileceği düşüncesiyle özellikle 2012 yılına kadar yaptığım gözlemlere dayanarak bu yapı içerisinde önde ve aktif olduklarını düşündüğüm isimleri ayrıca belirtmek istiyorum. Bu kişiler; Danıştay’da; GT.T., Y.Ç., H.O., M.Ç., A.B., ..., E.A., K.D., H.G., ..." Aynı tanığa ait davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesi’nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan ifadesinde; "Kendisi Personel Genel Müdürlüğünde çalışırken, ...’ın da ilk derece mahkemelerinde çalıştığını, bir kaç defa bakanlığa geldiğini hatırladığını, kendisini o tarihlerde tanıdığını, zaman içinde gıyabında da o zamanki adıyla "cemaat" diye bilinen yapıya mensup olduğu konusunda bir kanaati olduğunu, kendisiyle özel bir ortamda oturmuş olmadığını ama bunun muhtemel ki personelde ve bakanlıkta çalışan özellikle idari yargı mensubu bu yapıdan olan olmayan mesai arkadaşlarından edindiği bir kanaat olduğunu, 2011'de yapılan Danıştay üyeliği seçimlerinden önce o zamanki HSYK genel sekreteri M.K.’nın, özellikle Yargıtay savcıları ve tetkik hakimlerini tanıtmak üzere bir ön görüşme yapmak suretiyle kendilerini evine davet ettiğini, gittiğinde orada cemaatçi diye bilinen HSYK üyeleri, genel sekreterlikten bazı kişiler, A.H. ve İ.O.’un olduğunu, adli yargı bittikten sonra idari yargıya çalıştınız mı dediğini, çalıştık dediklerini, kendisinin 33.000 sicilller ve daha kıdemlilerden oluşan 60-70 kişilik bir listeyle gittiğini, bu liste bittiğinde idari yargıda 37.000sicillilere geçtiklerini, kendisinin bunu hiç beklemediğini, 37.000 nereden çıktı dediğini, bunun üzerine ... Berberoğlu’nun kendilerinin HSYK üyesi olduğunu 37.000 sicillilerin de HSYK üyesi olanların Danıştay üyesi olabileceğini, kendi seçmelerinin böyle bir beklentisi olduğunu söylediğini, bunun yanlış olacağını söylediğini, bunun üzerine ... Yıldırım'ın da söz alarak benzer şeyler söylediğini, çok kararlı olduklarını görünce 37.000 sicillilerin şuan seçilmesinin diğer kıdemli arkadaşlar arasında teşkilatta oluşturabileceği sıkıntıları söylediğini, ... beyin evinde ertesi sabah buluşmak üzere anlaştıklarını, kendisinin R. beyin evine gittiğini, kimsenin gelmediğini, R. beyin kendisine bu konu daha sonra konuşuldu ve tartışma dışı olduğu söylendi dediğini, bu konuyu bakanlıkta da görüştüklerini ve Müsteşar beye de durumu ilettiklerini, bir başka formu bulunabilir mi diye düşündüğünü, bir sonuca ulaşamayınca yapılan müzakereler sonucunda 37.000 sicillilerden de 17 kişi seçildiğini, ...’ın da o tarihte bu arkadaşların (cemaatçiler) ısrarıyla seçilen arkadaşlardan bir tanesi olduğunu, daha sonra Danıştay'da 2012'nin Ocak ayında Anayasa Mahkemesi üyeliği seçimi olduğunu ve N.K.’ın kendisini arayarak orada bu arkadaşların (cemaatçiler) üçü de bizden olacak gibi bir dayatma içine girdiklerini söylediğini, kendisinin bunun üzerine konuyu teyit ettiğini, bu süreçten sonra bazı periyodlarla Danıştay'da cemaatçi olmayan arkadaşlarla görüştüklerini, bu görüşmeler sırasında 37.000 sicillilerin içinde onları temsil eden birkaç kişi olduğunu, M.Ç., ... bey (Aydın) , H. bey (G.), H.O. gibi birkaç arkadaşın bu 37.000 sicillileri temsil eden arkadaşlar gibi ifadeler kullanıldığını, ona dayanarak da ifadesin de o şekilde ...’ın ismini hazırlık ifadesinde zikrettiğini, 2013'ün sonunda bu yapıya mensup olan Yargıtay'ı da kapsayacak şekilde Danıştay üyelerinin istinaflarda görevlendirilmesine ilişkin bir bilgi notu hazırladığını, bakanlıkta bir yasa çalışması da başlattıklarını onun altına da bir liste hazırladığını, o listede de sanığın ismini (cemaatçi olarak) zikrettiğini, " Yargı mensubu olarak görev yapmış olan T.Ç.'nın yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 17/10/2017 tarihli 1. celse duruşma tutanağında; "... 2014 yılında YARSAV ın bir toplantısı için Ankara ya sivil imam S. isimli şahıs tarafından davet edilmiştim, orada Uralkent'te bir eve gittiğimde o dönemde Danıştay üyesi olan ... da vardı, ayrıca bu şahıstan başka M.A. ve M.D. isimli Ankara İdare Mahkemesi üyeleri ve K.Ç. de vardı, bu toplantıda YARSAV'ın HSYK seçimlerinde nasıl bir strateji izleyecekleri konuşulmuştu, toplantıda kısa bir süre kaldıktan sonra ... bana senin YARSAV üyeliğin zaten kağıt üzerinde sen gidebilirsin dedi daha sonra ne konuştuklarını bilmiyorum..." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan U.G., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/08/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; ".... Bir süre sonra ... kod isimli kişi evime gelerek YARSAV'a olup olamayacağımı sondu. Ben olabileceğimi belirttim. Bunun üzerine bir süre sonra ankara idare Mahkemesinden T.Ö. ile benim Yarsav'a üye olmamız için bizimle görüşüleceğini anlattı. Bu şekilde 2-3 ayda bir kendisinin bizimle buluşacağını söyledi. Yaklaşık 15 gün sonra mahkemedeyken dâhiliyeden K.K.l beni arayarak İdare Mahkemesi yakınlarındaki Zerdali isimli restaurantın arkasındaki Bim'in önünden akşam 18:00 sıralarında beni M.D.’nın alacağını söyledi. M.D. da İdare Mahkemesinde hakimdir. Simaen tanıdığım bir isimdir. Belirttiği saatte T. ile birlikte o yere gittik. M.D. aracı ile oraya gelmişti. Aracına bindik, bizi Turkuaz lojmanlarında N.S. İsimli Danıştay Tetkik Hakimi evine götürdü. Orada Danıştay üyesi ..., Ankara Savcısı M.K. ve Yargıtay Tetkik Hakimi A.K. vardı, ... orada birebir herkesle görüştü bilgi verdi. Yarsav üyesi olmasanız bile bundan sonra bu çizgide hareket etmeye ve Yarsav üyeleriyle İlgili yapılacak çalışmalarda idari yargı kısmında yer alacağımızı söyledi. ... ı akademide dersimize girdiği için tanırım ayrıca Danıştay Üyeliğinden önce Yarsav'da yöneticilik yaptığını duymuştum. Cemaat bağlantısı ile ilgili soru işaretleri vardı. O evde o akşam görmemle kendisinin bu yapıyla olan bağlantısı benim yönümden netleşmiş oldu. Süreç içerisinde kendisini Danıştay'da ziyaret de ettim. Bu toplantıdan bir ay sonra Danıştay Tetkik Hakimi M.A.'ın evine çağnldım. ...’ın telefonu ile ya da önceki toplantı da bunun günü kararlaştırılmış olabilir. M.A.'ın Urankentteki lojman olmayan kendi evinde yapılan bu toplantıda M.A., M.D., ..., A.R.B., K.Ç., Sakarya Bölge İdare Mahkemesi üyesi olân T.Ç., A.G., V.A. vardı. Kahvaltı şeklindeki bu buluşmada Yarsav’ın genel durumu ve yaklaşan seçimlerdeki adaylık çalışmaları İle Yarsav üyesi olan cemaat mensubu kişilerin tutum ve davranışlarına İlişkin değerlendirmeler yapıldı. Seçimde Yarsav içerisinden cemaat mensuplarının seçime girip girmeyeceği gibi konular konuşuldu. Seçime kadar 2-3 kez daha farklı yerlerde bu tarz toplantılar yapıldı. Belirttiğim isimlerin dışında E.K. ve O.K.isimli idari hakimlerde bazı toplantılarda bulundular. Adli Yargıda bu süreç nasıl oldu bilmiyorum ancak A.K. ve M.K.'in dışında bu toplantılara kimin katıldığını bilmiyorum fakat ... adli yargıdaki bu süreci de yürüttü. Bu toplantılarda M.A. bulunmadı. Kongre sürecinde cemaat tarafından bir başka isimle ilgili herhangi bir telkin veya talimat olmadığı ve toplantılardaki konuşmaların satır aralarından bu ismin cemaat üyesi olduğu yönünde bir algı vardı. Bİr süre sonra ... gruplar oluşturdu. Ben T.Ö., A.R.B., A.G., E.K. olmak üzere bizimle ... toplantılar yapmaya başladı. Bize özellikle sol ve sosyal demokrat yazarlara ilişkin kitapların, gazatçlerin ve sosyal medya hesaplarının takıp edilmesi, sosyal medyada ise yargı içerisinde bulunan Yarsav üyesi meslektaşlar ile irtibatın kurulmasını teşvik etti. Yarsav üyesi olmamızı o dönem uygun bulmadılar fakat Yarsav üyesi olmamakla birlikte çizgi olarak bu görünüşte devam etmememiz cemaatten olan kişilerle ilişki kurmamız istendi.SORU: Anlattığınız sürece benzer bir şekilde örgütün muhafazakar kimlikli yargı mensuplan içerisinde bulunan örgüt üyelerini "Vefa Birimi", ülkücü kimlikli yargı mensuplan içinde gizledikleri örgüt üyelerini ise "Ay Yıldız Birimi" olarak isimlendirdikleri, soruşturmalarımızda kimi ifadelerden tespit edilmiş olup bu iki kesim dışındaki yargı mensuplan içerisinde benzer bir çalışma yapıldığı da anlaşılmıştır. Bu birimin ani atığımız süre He bağlantılı olduğu değerlendirilmekle örgüt tarafından bu birime heriıangi bir isim verilmiş miydi? Birimin sorumlusu kimdir ve yargı mensubu olmayan bir başka imamı var mıdır? Bu birim içerisinde başka ne tür faaliyetler yürütülmüştür? CEVABEN: Ben Vefa Birimini duymuştum. Muhafazakar çizgide olan bakimler o birim içerisine alındılar. Ay Yıldız Birimi olarak söylediğiniz yapıda olan kişileri ise Selçuk Birimi adıyla duymuştum. Yukarıda anlattığım ve benim de içerisinde yer aldığım oluşum ise "Sivaslılar Birimi" olarak bizzat ... tarafından dile getirilmiştir. Bu birimin sorumlusu ... idi. Sivil olarak ise kiminle görüşüyordu bilmiyorum fakat toplantılarımıza bir kez sivil bir şahıs gelmişti. İsmi söylenmedi. Belki fotoğraflardan teşhis edebilirim. Ayrıca Vefa birimi içerisinde kalan İdari Hakimlerden de teşhis yapabileceğimi düşünüyorum zira bu süreç öncesinde tedbir yaparak namaz kılmayan, muhafazakar insanlarla irtibata geçmeyen, fakat cemaat mensubu olduğunu bildiğim kimi isimler bu süreç ile birlikte daha muhafazakar bir çizgiye kaymışlardır. Benim bu birim içerisinde öncelikle olarak ...'ın belirttiği gibi sol ideolojiye ilişkin kitap ve medyayı takip etmek, sosyal medyada belirtiği şekilde Facebook, adalet.org gibi platformlarda Yarsav üyesi yargı mensuplarıyla iletişim kurup süreci yürüttüm. Bazı arkadaşlarımız bu şekilde görünür olma ve tanınma yolunda adım attılar. Hatta bir kısmı sonradan Yarsav üyesi ve yöneticisi oldu. Örneğin M.D., M.D. Bu şekilde bir süreç yürüttüler. Zaten amaçlanan doğrudan Yarsav üyesi olup dikkat çekmemek ve belirli bir süreç ile Yarsav'ın fikirlerine sahip bir kişi olarak anıldıktan sonra derneğe üye olmak olabilir. ..SORU: Bylock isimli uygulamanın örgüt tarafından mensuplarına örgütü Amerika’daki mühendis abileri tarafından çok güvenli bir iletişim aracı olduğunun belirtildiği kimi ifadelerde geçmektedir. Bıı uygulamanın HSYK seçim sürecinde de yoğun bir şekild kullanıldığı anlaşılmaktadır. Anılan uygulamayı sizin ... nolu hat üzerinden ... İmei no lu cihazla İlk tespit tarihi olarak 11/08/2014 itibariyle kullandığınız yönünde tutanak dosyamız arasında bulunmaktadır. Bu uygulamayı ne şekilde kim tarafında] verilerek telefonunuza yüklediniz, bylock üzerinden kimlerle iletişime geçtiniz? CEVABEN: Bylock uygulamasını İlk olarak ... kod isimli şahsın bize söylemesi ile duydum. Bu uygulamanın oldukça güvenli olduğunu ve playstore'dan indirebileceğimiz anlattı. Kendisinin bylock hesabına ilişkin numarasını verdi. Ben belirttiğim şekilde evde telefonuma bu programı indirdim ve verdiği numarayı girdiğimde bağlamı kurdum. Ortaklaşa belirlediğimiz şifre ile birbirimizi ekledik. Bylock da ismi ... olarak geçiyordu. Beni ... veya ... olarak eklemiş olabilirler. ... takip ettiği grupta yer alan T.Ö., O.Ö., S.B.isimlerini ben bylock da görüyordum. Aynca Yarsav üyesi olura bildiğim .... V.A.ve A.G. de benim iletişim kurduğum kişilerdir. Bunların hepsi ile mesajlaştım bilmiyorum ancak yoğunluk olarak ... kod adlı kişi ile mesajlaşıyordum. ... kod adlı kişi bylock dan ilk bahsettiğinde yargı içerisinde kullanılacak bir program olarak söylemişti..." Aynı tanığa ait davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesi’nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan kovuşturma aşamasında talimatla alındığı belirtilen ifadesinde; "Yarsav toplantıları kapsamında tanıdığını, sanığı Eylün 2014 yılı ve sonrasında tanıdığını, Yarsav'a ilişkin toplantıları bu sanığın yaptığını, üstünde sivil kişilerin olduğunu bilmekle birlikte o kişinin toplantılara hiç katılmadığını, en son 2016 yılı içirisinde Şubat, Mart gibi sanıkla görüştüğünü, sanıkla bylock üzerinden irtibat kurduklarını " beyan etmiştir. Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan V.B., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...Ben 2012 yılı 7 Şubat MİT krizinde bu durumun çok yanlış olduğunu hedefin başbakan olduğunu söylediğimde. ... bana hitaben "hedef başbakan değil, alttakileri bertaraf etmek” dedi.... Ben de 2016 yılı Şubat ayında Danıştay 11. Dairesine üye olarak seçildim. 11. Daireye seçildikten sonra ki dönemde bu örgüte müzahir yahut iltisaklı olduğunu düşündüğüm insanlarla bağlantımı koparma noktasına geldim. Bu şahısların odalarına gidip gelmedim. Bu şahısların isimleri; M.Ç., B.I., ... isimli şahıslar çok kısa sürede bu düzenin değişeceğini fakat dik durmayanların da diğerleriyle birlikte sonuçlarına katlanması gerektiğini söylüyorlardı. Bu şahısların bu durumu bîr iman-küfür kavgası gibi gördüklerini ve bu şekilde davrandıklarını söyleyebilirim. Yukarıda söylediğim sebepten ötürü bu şahıslarla sık sık tartışmaya başlamıştım ve artık Örgütün, insanları kandırıp: insanların mal ve canlarını, gerçek olmayan ve gerçekleşmesi mümkün olmayan bir amaç doğrultusunda kullandırmaya çalıştıklarını anladım...Ben son bir buçuk yıl öncesine dek mutat olmamakla birlikte bu yapının sohbetlerine katıldım. Bu sohbetlere Yaşamkent, lojmanlarında yaşayan bu yapıya yakın; ..., H.O., G.T.T., H.G. İsimli şahıslarla birlikte katılıyorduk. Fakat ben bu yapıya hiç bîr zaman himmet vermedim..." Aynı şahsa ait 20/02/2018 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...Üye seçildiğim tarihte de tutuklanma tarihine kadar sürekli Yaşamkentte idim. Yaşamkentte bir grup vardı. Bu grupta G.T.T., H.O., H.G., H.E., ... ve kısa bir süre A.H. de vardı. H.E. son dönemlere doğru bizim gruptan ayrılarak Bağhcadaki başka bir gruba dahil olduğunu hatırlıyorum, gruplar temel işlev olarak kişilerin örgütsel bağlılığım pekiştirmek amaçlı idi ve bu yönde çalışmalar faaliyetler yürütülüyordu...Danıştay'da yapı mensubu kişilerin cemaat içindeki backroundu Danıştay'ı yönetmeye yetmediğini düşünmekteyim. Bu nedenle Yargıtay ile birlikte oluşturulan istişare kurulunun etkili olduğunu düşünüyorum. Bu istişare kurulunda yer alanların Y.Ç., G.T.T., ..., H.O. (ilk etapta G.T.T.'ınm yanında çok etkindi ve öne çıkmıştı, sonrasında dış çevreden alınan tepkiler üzerine öne çıkmadı), H.T. olabileceğini tahmin ediyorum...SORULDU: YARSAV ile ilgili Danıştay yapılanması içindeki kişiler ve faaliyetleri soruldu.CEVAP: YARSAV'ın genelde sosyal demokrat hakim ve savcılardan oluşan bir yapıydı. FETÖ yapılanması içerisinde yer alan siyasi düşünce yapısı meslektaşları tarafından bilinmeyen, genelde daha kıdemsiz hakim ve savcıların buraya üye olması sağlanarak YARSAV'da da FETÖ yapılanmasının etkili olduğunu düşünüyorum. Bu kapsamda YARSAV Başkanı E.A.'nun bir FETÖ organizasyonuyla Başkanlıktan düşürüldüğü kanaatindeyim. ... gibi bu yapı içerisinde yer alan kişi YARSAV'ın yönetimine sosyal demokrat bir görüntü vermek suretiyle girmiştir. Yapılanma içerisinde YARSAV'a girenler kendilerini hem yapı dışındakilerden hem de bu yapı içerisinde yer alan kişilerden tamamen gizleyerek farklı bir görünümde faaliyet göstermişlerdir..." Aynı tanığa ait davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesi’nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/12/2016 tarihli beyanında; “...Fetullah Gülen cemaat sohbet grupları cemaat mensubu olan yargı mensuplarının oturduğu lojman ve semte göre oluştu. Benim sohbet grubum oturmuş olduğum Yaşamkent'te bulunan Adalet Lojmanlarına göre oluşmaktaydı. Bu sohbet grubunda benimle birlikte H.O., ..., H.G., H.E., G.T.T. ve HSYK başkan vekilliği görevi biten A.H. de bir süre katıldı...Bizim sohbet grubumuzun temsilcisi G.T.T. idi. .. 09/12/2016 tarihindeki beyanımda da belirttiğim üzere Danıştay'da bulunan Fetullah Gülen cemaat mensuplarının abisi G.T.T.r'dı. Bu Danıştay üyesi aynı zamanda benim de içinde bulunduğum sohbet grubunun da abisiydi. Bizim sohbet grubu toplandığı zaman G.T.T. sohbetleri yaptığı gibi ...' da sohbetlerin siyasi konuşmalarını yapıyordu.... Danıştay üyesi seçildikten sonra 2012 yılı sonuna kadar Fetullah Gülen cemaat mensubu olan Danıştay üyeleri ile 15 günde bir veya ayda bir dönüşümlü olarak evlerimizde yapmış olduğumuz Fetullah Gülen cemaat sohbetleri olarak bilinen toplantılarda bir araya geldiğimizde daha önceki ifademde belirttiğim gibi Fetullah Gülen'e ait kitaplar okunuyor, bu kişiye ait sohbet cd'leri izleniyordu. 2012 yılının sonuna kadar hükümet ile Fetullah Gülen cemaatinin arası iyi olduğundan hükümeti karalayan herhangi bir sohbet konusu yapılmazdı. Fetullah Gülen cemaatinin hükümet ile görüş ayrılığına başladığı dönem 2012 yılı sonuna denk gelmektedir. Fetullah Gülen cemaati hükümeti kendi çizgisine çekemeyince çatışmalara ve cemaat mensuplarının eleştirileri başlamıştı. ... bizim sohbet grubumuzda bulunan Fetullah Gülen cemaat üyesiydi. Ancak bu şahıs o dönemde de Yarsav'ın başkan yardımcısı olması nedeni ile siyasi konuşmaları da bu kişi yapmaya başladı... MİT Başkanının İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı tarafından ifadeye çağırıldığı dönemde bu husus cemaat mensupları arasında gündeme gelmişti. Ben Başbakanın yaptığı konuşma ile MİT Başkanını kendisinin görevlendirdiğini, bu görüşmeler kapsamında kamuoyunda Oslo Görüşmesi olarak görüşmelere katıldığını belirttiğini, İstanbul Başsavcılığının bu beyanına rağmen H.F.'ı Oslo Görüşmeleri nedeni ile çağırmasının Başbakanın hedef alınması şeklinde değerlendirileceğini ve görüşümün bu olduğunu bizzat ...'a belirttim. ... bana hedefin Başbakan olmadığını, Başbakan'ın altında bulunan PKK'ya yardım eden alt kadroların hedef alındığını, bu nedenle H.F.'ın Başsavcılık tarafından çağırıldığını söyledi. 17-25 Aralık 2013 tarihinden sonra yapılan Fetullah Gülen cemaat sohbetlerinde ...'ın daha ön plana çıktığını görmeye başladım. ... bu bilgileri Yarsav'da görev yapması nedeni ile bazı benim bilmediğim bilgilere sahip olduğunu anlamıştım. Sohbetlerde konuların önceden belirlendiğini anlıyordum. G.T.T.'a bu sohbet konularının bir başka şahıs tarafından iletildiğini anlayabiliyordum. Çünkü kendisi flash bellek ile getirdiği bir hususu bu haftanın konusu budur diye flash bellekte bulunan hususu konuşmaya başlıyordu. Bazı hususları atladığını anlayabiliyordum. ... 17/25 Aralık 2013 tarihinden sonra da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yapmış olduğu soruşturmayla ilgili konuşmalar yapıyordu. ... basından görmediğimiz ve benim ile diğer arkadaşların bilmediği İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturması ile ilgili bilgiler diye bazı hususları anlatmaya başlamıştı. Bu konuşmalardan sonra da Fetullah Gülen cemaatinin hükümete açıkça savaş açtığını anlamış oldum.... 2013 adli tatilinde grup sorumlumuz G.T.T. bize İstanbul'da bir yaz kampı şeklinde toplantı yapılacağını söyledi. Biz hazırlık yaptık ve herkes oluşturduğu küçük gruplarla İstanbul'da bize söylenen yere gittik. Ben ismini şu an için hatırlayamadığım arkadaşlarla özel arabamızla gittik. Benim kalacağım yerin İstanbul Anadolu yakasında bulunan Yeditepe Üniversitesine yakın Fetullah Gülen cemaatine ait olduğunu bildiğim bir yurdun misafirhanesiydi. Bu yurdun ismini şu an için hatırlayamıyorum. Bu yurtta benimle birlikte yaklaşık 25 - 30 kişiye yakın Danıştay üyesi olan Fetullah Gülen cemaat mensubu kişiler kalmıştı. Küçük bir grubun da müstakil bir villa da kaldığını duymuştum. Bu iki yerde kalan Danıştay üyelerinin tümü Fetulluh Gülen cemaat mensuplarından oluşmaktaydı. Biz yaklaşık 5 gün kaldık. Bu süre içerisinde boş zamanlarda Fetullah Gülen'e ait kitaplar okunuyordu. Toplu namazlar kılınıyordu. Her gün de tanımadığımız yargı mensubu olmayan bir kişi bu yurda gelerek bize Fetullah Gülen cemaatine ait yurt dışında bulunan okullar hakkında, Fetullah Gülen cemaatinin yapmış olduğu diğer faaliyetler hakkında bilgi vermişti. Bu sohbetlerde Fetullah Gülen cemaatini öven, yükselten konuşmalar yapılıyordu. Müstakil villada kalan arkadaşların ise bizden ayrı ancak benzer bir programları olduğunu biliyordum. Bu kaldığımız süre içerisinde bizi Çamlıca'da bulunan Fem Dershanesine götürdüler. Misafirhane şeklinde düzenlenen bir yeri gezdirerek bu yerde Fetullah Gülen'in yurt dışına gitmeden kaldığını belirttiler. Gezi tamamen bu yeri görmek için düzenlenmişti. Söz konusu yerin Fetullah Gülen'in son kullandığı haliyle korunduğunu görmüştüm.2013 adli tatilinde grup sorumlumuz G.T.T. bize İstanbul'da bir yaz kampı şeklinde toplantı yapılacağını söyledi. Biz hazırlık yaptık ve herkes oluşturduğu küçük gruplarla İstanbul'da bize söylenen yere gittik. Ben ismini şu an için hatırlayamadığım arkadaşlarla özel arabamızla gittik. Benim kalacağım yerin İstanbul Anadolu yakasında bulunan Yeditepe Üniversitesine yakın Fetullah Gülen cemaatine ait olduğunu bildiğim bir yurdun misafirhanesiydi. Bu yurdun ismini şu an için hatırlayamıyorum. Bu yurtta benimle birlikte yaklaşık 25 - 30 kişiye yakın Danıştay üyesi olan Fetullah Gülen cemaat mensubu kişiler kalmıştı. Küçük bir grubun da müstakil bir villa da kaldığını duymuştum. Bu iki yerde kalan Danıştay üyelerinin tümü Fetulluh Gülen cemaat mensuplarından oluşmaktaydı. Biz yaklaşık 5 gün kaldık. Bu süre içerisinde boş zamanlarda Fetullah Gülen'e ait kitaplar okunuyordu. Toplu namazlar kılınıyordu. Her gün de tanımadığımız yargı mensubu olmayan bir kişi bu yurda gelerek bize Fetullah Gülen cemaatine ait yurt dışında bulunan okullar hakkında, Fetullah Gülen cemaatinin yapmış olduğu diğer faaliyetler hakkında bilgi vermişti. Bu sohbetlerde Fetullah Gülen cemaatini öven, yükselten konuşmalar yapılıyordu. Müstakil villada kalan arkadaşların ise bizden ayrı ancak benzer bir programları olduğunu biliyordum. Bu kaldığımız süre içerisinde bizi Çamlıca'da bulunan Fem Dershanesine götürdüler. Misafirhane şeklinde düzenlenen bir yeri gezdirerek bu yerde Fetullah Gülen'in yurt dışına gitmeden kaldığını belirttiler. Gezi tamamen bu yeri görmek için düzenlenmişti. Söz konusu yerin Fetullah Gülen'in son kullandığı haliyle korunduğunu görmüştüm... Her iki grup farklı şekilde program yaptı. Ancak her iki grubun yaptığı programın aynı nitelikte olduğunu biliyorum. Bizim grupta bulunan hatırladığım bazı kişilerin isimlerini söyleyebilirim, G.T.T., M.Ç..... ..., M.D., H.G..'dır. Aradan uzun zaman geçtiği için diğer isimleri şu an için hatırlayamıyorum..... ... Danıştay üyesi olduktan sonra benim de yer aldığım Fetullah Gülen cemaat sohbetlerine katıldığı halde Danıştay üyelerinin muhafazakar grup ile birlikte dışarıda yaptığı toplantılara ve yemeklere katılmazdı. Kendisi daha çok sosyal demokrat üyeler ile birlikte olmaya çalışırdı... Danıştay içerisinde cemaat yapılanmasında kendisini gizlediğini görürdüm. Ancak bu dönemde dahi Yarsav'da etkin konumdaydı. Fetullah Gülen cemaat mensubu olmasına rağmen sosyal demokrat grup olarak bilinen Yarsav içerisinde yer alan ...'ın 2014 HSYK seçimlerinde Fetullah Gülen cemaatinin Yarsav içerisinde etkin olmasını sağlayan kişilerdendi. ...'ın Fetullah Gülen cemaati içerisinde Yarsav'da bu şekilde görev üstlendiğini biliyorum.... Açık olarak kimseden darbe girişimi ile bir şey duymadım. Ancak B.I. ve ... gibi bazı Fetullah Gülen cemaat mensubu arkadaşlar ile Danıştay'da odalarımızda yapmış olduğumuz sohbetlerde hükümet ile cemaatin kavgasının büyüdüğünü, bu olayın nereye kadar gideceği şeklinde eleştirilerde bulundum. Bu eleştirilerime karşı B.I. ve ...'ın hiçbir şey olmayacak, sen merak etme, "çok yakında çok güzel şeyler olacak" şeklinde cevaplar verdiklerini gördüm. Ben ise neresi güzel olacak kavga gitgide büyüyor dedim. Bu şahısların ben ve diğer arkadaşlara siz dik durun, güzel şeyler olacak şeklinde söylemlere devam ettiklerini görüyordum. Bu şekilde bir beklentilerinin olduğunu, ancak beklentilerinin ne olduğunu bize söylemeden bazı şeyleri ima ettiklerini ve bizi motive etmeye çalıştıklarını görüyordum.. .” Yine aynı tanığa ait davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesi’nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan Mahkeme'de alınan beyanında özetle; "...’ı Bölge İdare Mahkemesinde çalıştıkları dönemde tanıdığını ancak selamlaşma dahil hiç ilişkileri olmadığını, o zamandan kendisi hakkında bir bilgi sahibi olmadığını, siyasi görüşü olarak sosyal demokrat biri olarak tanındığını, daha sonrasında 2011'de Danıştay'a seçildiklerini, o dönemde sosyal demokrat olarak bilinen YARSAV içerisinde yer alan 37.000 sicilli birinin Danıştay'a 2011 yılında üye seçilmesinin birçok kişiyi şaşırttığını, sonra aynı dairede kısa süre görev yaptıklarını, sonrasında daireden ayrıldığını, farklı bir daireye gittiğini, Yaşamkent'te aynı lojmanlarda oturduklarını, oturdukları lojmanda lojman bölgesine göre oluşturulan sohbet grubu olduğunu, o sohbet grubu içerisinde birlikte yer aldıklarını, orada da ... beyi tanıdığını ve sohbet grubu içerisinde yer aldığını, Lojman gruplarının oluşturulduğu toplantılarda konunun genel olarak dini içerikli olduğunu, genelde dini içerikli bir metin okunduğunu, herkesin dinleyeceği karşılıklı diyalog ve etkileşimin olmadığını, o aşamanın biraz ders formatında geçtiğini, sonrasında serbest zaman gibi olduğunu, herkesin kendine göre günlük konular, siyaset, kendi dairesindeki ilişkiler gibi o gün aklına ne geldiyse onla karşılıklı konuştuklarını, herkesin birlikte konuşmadığını, yani 5-6 kişinin birarada bulunduğu zaman yanındakiyle konuşabileceği şeklinde olduğunu, toplantıdan genelde tek tek çıkıldığını, toplantıların dönem dönem 15 günde bir ayda bir şeklinde olabildiğini, himmet parasının gruplarda toplantının sonunda alındığını, herkesin çıkarken kendine göre himmet parası verdiğini, sanığın para verdi şeklinde hatırlamadığını ama genelde verildiğini, sohbet grubumu abisinin G.T.T. bey olduğunu, toplantıya onun davet ettiğini, bazen başka bir arkadaşın davet ettiği olduğunu, sanığın davet ettiğini hiç hatırlamadığını, Cemaatin organize ettiği İstanbul'da bu örgüt liderinin kaldığı yerin de ziyaret edildiği İstanbul seyahatinde sanığın olduğunu hatırladığını, ancak yüzde yüz var diyemeyeceğini" beyan etmiştir. Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.H., Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/08/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "...2014 yılı HSYK seçimlerinde A.B. ve R.Y. kendileri hususunda çalışmam konusunda bana telkinlerde bulundular ancak ben çalışmadım. R.Y.'ın arkadaşı olmam nedeniyle Yargıda Birlik Platformundaki arkadaşlarda bana şüphe ile bakıyordu. Bu nedenle ne cemaat adına ne de Yargıda Birlik Platformundaki üyeler adına hiçbir çalışma yapmadım. Daha önceki ifademde de bahsettiğim üzere M.Y., T.K., S.M., R.B., M.A., Danıştay Üyelerinden .... H.G., H.D. şu an benim hatırladığım isimlerdir.." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ç. davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesi’nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan ifadesinde; "Kendisinin 2004-2006 yılları arasında idari yargı hakim adayı olarak staj yaptığını, sanık ...'ı bu dönemden tanıdığını, cemaatin bir toplantısında tanıştıklarını, meslekte kıdemli ve tecrübeli olduğu için hakimlik mesleğinde nelere dikkat etmesi gerektiğini ve tecrübelerini kendisine anlattığını, cemaat toplantısında sadece 1 defa gördüğünü, daha sonraki görüşmelerinin tamamının resmi görüşmeler olduğunu, aynı mahkemede de çalışmadıklarını, selamlaşmaktan başka da bir diyalokları olmadığını, 2004-2006 yıllarından sonra bu yapıyla ilgisinin devam edip etmediği konusunda bir bilgim olmadığını," Davacı tarafından bu tanık ifadelerine ilişkin iş bu dosyada herhangi bir beyanda bulunulmamıştır. Bu durumda, davacının hakim adaylığı döneminden itibaren FETÖ/PDY terör örgütü yapılanması içinde yer aldığına, 2004-2006 yıllarında Ankara'da örgüte mensup hakim-savcı stajyerlerinden sorumlu olduğuna ve onlara örgütün tedbir adı altındaki gizlenme metodları ve mesleki konularla ilgili bilgilendirmelerde bulunduğuna, örgüt içerisinde dönem abiliği yaptığına, Danıştay üyeliğine örgüt kontenjanından seçildiğine, örgüt toplantılarına katıldığına, bu toplantılarda örgüt adına siyasi konuşmalar yaptığına, YARSAV derneğinin örgüt adına ele geçirilmesinde ve 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün seçim stratejisini YARSAV üzerinden gerçekleştirmeye çalıştığına, 2013 sonrası dönemde örgütün sol-sosyal demokrat görünen mensupları için oluşturulan "Sivaslılar" adıyla bilinen birimin sorumlusu olduğuna, Bylock kullandığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneği (YARSAV) Üyeliği i. YARSAV'a Üyelik Hususunda Genel Değerlendirme YARSAV, 2006 yılında 501 kurucu üye ile Ö.F.E.nin başkanlığında, yargı mensuplarının oluşturduğu ilk sivil toplum örgütlenmesi olarak kurulmuştur. YARSAV, 2009 yılının Ekim ayında, Uluslararası Yargıçlar Birliği üyeliğine kabul edilerek uluslararası alanda faaliyette bulunmaya başlamıştır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu Başkanlığınca YARSAV Derneğine üyelik hususunda hazırlanan 26/04/2017 tarih ve 26-1 sayılı inceleme raporunda; anılan Derneğe 2007 yılında 146, 2008 yılında 157, 2009 yılında 70, 2010 yılında 525, 2011 yılında 45, 2012 yılında 64, 2013 yılında 3, 2014 yılında 17, 2015 yılında 10 ve 2016 yılında 17 olmak üzere toplam 1054 hâkim ve savcının üye olduğu görülmüştür. 667 sayılı KHK'nın “Kapatılan kurum ve kuruluşlara ilişkin tedbirler” kenar başlıklı 2. maddesi uyarınca anılan KHK’ya ekli III sayılı listenin derneklere ilişkin kısmının 250. satırında adına yer verilmek suretiyle millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ'ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneğinin kapatılmasına karar verilmiştir. Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağında “YARSAV kurulduktan sonra yavaş yavaş gündem olmaya başladı. [Ö.F.E.] sık sık basın açıklamaları yapıyordu …cemaat/örgüt yapılanmasını eleştiriyordu. Bu durum o dönem Adalet Bakanlığında bulunan örgüt-cemaat mensubu bürokratları rahatsız etmişti. …Süreç böyle devam ederken YARSAV’ın üye sayısı artmaya başlamıştı. …[Ö.F.E.'nin] sivri çıkışları cemaat/örgütü rahatsız ediyordu ve bu amaçla 2008 yılından itibaren cemaat/örgüt kendi mensuplarını YARSAV üyesi olmaya yönlendiriyor ve YARSAV’a girmeleri konusunda gizli telkinlerde bulunuyorlardı. …Bu süreç devam ederken YARSAV seçimleri yaklaşmıştı. Cemaat/ örgüt üyeleri YARSAV’ın içerisinde bulunanlar YARSAV aidatlarını düzenli olarak ödüyorlardı. Cemaat/ örgüt stratejisini bu süreçte önce [Ö.F.E.'nin] devrilmesine göre ayarlamıştı. Fakat sonradan bunun tepki çekeceğini kararlaştırıp bu stratejiden vazgeçtiler. Nihai amacı [Ö.F.E.'yi] tasfiye edip yönetimini, yönetimde bırakmak olarak belirlediler. Yapılan seçimlerde [Ö.F.E.] liste dışı kaldı ancak yönetim kurulu üyeleri yeniden seçildi." şeklinde beyanda bulunulmuştur. Yine aynı kişiye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında ise “YARSAV'a o dönemki adı ile cemaatin 2007 - 2008 yılından itibaren ciddi bir yönelmesi oldu, bize gelen talimatlar ile biz YARSAV'a üye olduk. Ben de gelen talimat üzerine 2009 yılında üye oldum. O dönem yine T3 ( taşra mesulü) U.Y. bize YARSAV yönetiminin tamamen ele geçirilmesi hususunda F. Gülen'e sorulduğunu söyledi. Ve F. Gülen'in "YARSAV yönetimini ele geçirecek gücümüz var" şeklinde sorulduğunu bize aktardı. F. Gülen'in de o dönemki Türkiye yargı mesulü'ne "sadece başkan değişsin" şeklinde talimat verdiğini bize iletti. …[Ö.F.E.] yönetime seçilemedi. O dönemde bize YARSAV aidatlarının düzenli ödenmesi talimatları da geliyordu. Hatta o dönem cemaat/örgüt YARSAV aidatların ödenmesi için mensup hâkim savcılara maddi destek veriyorlardı. Mesela bana da bu aidatı ödemem konusunda maddi destek verildi.” şeklinde beyanda bulunulmuştur. Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/01/2019 tarih ve E:2017/98, K:2019/20 numaralı kararında da muhtelif tarihlerde beyanları alınan Derneğin kurucu başkanı olarak görev yapmış Ö.F.E., yönetim kurulunda görev yapmış L.K. ve B.Y. tarafından da örgüt mensuplarının YARSAV'a organize bir şekilde üye oldukları, bu kişilerin zamanla çoğunluk haline gelip etkili bir konuma ulaşarak yönetimde söz sahibi olduklarının ifade edildiği belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesinin Selçuk Özdemir (B. No: 2016/49158, 26/07/2017) kararında ise, FETÖ ile bağlantısı bulunan yargı mensuplarının, adaylık sürecinden itibaren mesleğin her aşamasında gizliliğe azami dikkat ederek bu yapılanmayla ilişkilerinin bilinmesine engel olmaya çalıştığı, bunun için kendilerini farklı sosyal gruplara aitmiş gibi gösterme gayreti içinde bulundukları, bu bağlamda FETÖ ile irtibatı olan birçok yargı mensubunun sosyal ortamlarda birbirleriyle yakın ilişki kurmadıkları, ibadetlerini gizli olarak yaptıkları, inançlarına aykırı davranışlarda bulundukları, yine yapılanmadan gelen talimat uyarınca kısa bir süre içinde YARSAV'a üye oldukları belirtilmiştir. Sonuç olarak FETÖ için yargı organlarının, yargı erkiyle bağlantılı kurumların ve bu bağlamda yargı mensuplarının oluşturduğu ilk sivil toplum örgütlenmesi niteliğinde bulunan YARSAV’ın ele geçirilmesi ve yönetiminde söz sahibi olunmasının FETÖ’nün amaçlarını gerçekleştirebilmesi bakımından önem arz ettiği anlaşılmaktadır.
ii. YARSAV Üyeliğinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi 2007-2008 yıllarından itibaren FETÖ ile bağlantısı bulunan yargı mensuplarının örgüt talimatı doğrultusunda sistematik bir şekilde üye olduğu YARSAV'a, davacının da aynı süreç dâhilinde üye olduğu hatta bu dönemde YARSAV yönetim kurulu üyeliği (başkan yardımcılığı) yaptığı görülmektedir. Davacı tarafından YARSAV üyeliği ve görevi ile ilgili tespitlere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır. Örgütlenme özgürlüğünün, kişilerin kendi menfaatlerini korumak için kendilerini temsil eden bir toplu teşekkül oluşturarak bir araya gelmeleri özgürlüğü olarak tanımlanması mümkündür. Anayasa'nın 33., 51. ve 68. maddelerinde düzenlenen "Dernek Kurma Hürriyeti", "Sendika Kurma Hakkı" ve "Siyasi Parti Kurma Hakkı " gibi örgütlenmeye yönelik haklar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 11. maddesinde karşılığını bulmaktadır. ''Örgüt'' kavramı ise Anayasa Mahkemesi kararlarında AİHM kararlarına yapılan atıfla ''kişilerin serbest iradesiyle kurulan, ortak bir amaç için bir araya gelen kişiler topluluğu'' olarak tanımlanmıştır (Hüseyin Demirdizen, B.No:2014/11286, 21/09/2013, §§ 35). İrade unsuru, özel hukuk tüzel kişiliğine sahip toplulukları, kamu tüzel kişiliğine sahip topluluklardan ayıran en önemli ölçüdür (Le Compte, Van Leuven ve De Meyere/Belçika, 6878/75, 7238/75, 23/6/1981, § 43; Barthold/Federal Almanya, 8734/79, 25/3/1985, § 61; Sigurdur Sigurjonsson İzlanda, 16130/90, 30/6/1993, § 31 ). Kamu iradesi bulunmayan toplulukların örgütlenme özgürlüğü temelinde, kamu gücüne karşı menfaatlerinin koruması için dayanışma ve toplu ifade gücünden faydalanması söz konusu olmaktadır. Demokrasilerde vatandaşların bir araya gelerek ortak amaçları izleyebileceği örgütlerin varlığı, sağlıklı bir toplumun önemli bir bileşenidir. YARSAV'da 2006 yılında 501 kurucu üye ile üyelerinin ortak menfaatlerini savunabilmek amacıyla yargı mensuplarının oluşturduğu ilk sivil toplum örgütlenmesi olarak dernek statüsünde kurulmuştur. Bununla birlikte yukarıda da yer verildiği üzere YARSAV'ın faaliyetlerinden rahatsız olan FETÖ/PDY tarafından derneğin yönetiminin ele geçirilmesi ve kendi amaçları doğrultusunda faaliyet göstermesinin sağlanması maksadıyla FETÖ ile irtibatlı ve iltisaklı hakim ve savcıların anılan derneğe üye yapılması yönünde organize şekilde çalışmalar yürütülmüştür. Bir başka anlatımla FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı yargı mensupları kendi serbest iradeleriyle ve yargının ortak menfaatlerinin savunulması maksadıyla değil, derneğin yönetimini ele geçirmek ve kendi maksatları doğrultusunda yönlendirmek gayesiyle YARSAV'a üye olmuşlardır. Öte yandan davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesi’nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; "Bu bağlamda sanığın örgütün stratejisi doğrultusunda YARSAV'a önce üye sonrasında ise başkan yardımcısı olduğu ve aktif şekilde faaliyet gösterdiği, bu doğrultuda özellikle 2014 HSYK seçimlerindeYarsav içerisinde organizasyonlar yaptığı bir kısım tanık beyanlarından anlaşılmaktadır. " tespitlerine yer verilmiştir. Bu kapsamda, YARSAV Derneğine üyelik şekli ile ilgili olarak yukarıda anlatılanlarla birlikte değerlendirildiğinde davacının YARSAV üyeliğinin ve görevinin FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu değerlendirilmiştir.
d) Diğer Hususlar d-1-Unvanlı Görev Davalı idare, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür. Kararımızın "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcılar adaylık dahil tüm süreçlerde üst görevlere getirilmek için emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmeye çalışılmış, örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK'da etkin olduğu dönemde de örgüt mensupları üst görevlere getirilmişlerdir. Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet belgesinin incelendiğinde; davacının ... sicil numarası ile Sivas Vergi Mahkemesi hakimi olarak göreve başladığı, sırasıyla Kayseri ve Ankara İdare Mahkemesi üyeliği görevlerinde bulunduğu, FETÖ/PDY terör örgütünün HSK'da etkin olduğu dönemde 24/02/2011 tarihinde Danıştay Üyesi olarak seçildiği, yargıda FETÖ/PDY terör örgütünün etkisinin kırılmasından sonra ise Danıştay Başkanlık Kurulu’nun 17 Temmuz 2016 tarih ve 2016/27 sayılı kararı ile mevcut yetkilerinin kaldırıldığı, 23 Temmuz 2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6723 sayılı Danıştay Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un Geçici 27. Maddesi ile Danıştay Üyeliğinin sonlandırıldığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafından; FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasına ilişkin tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır. Netice itibarıyla, davacının, FETÖ/PDY terör örgütünün Hakimler ve Savcılar Kurulunda etkin olduğu dönemde yargı içerisinde önemli ve etkin bir görev olan Danıştay üyesi olarak seçilmesinin, yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır. d-2-Davacının Örgüt Tarafından Organize Edilen Çamlıca/İSTANBUL Gezisine Katılması Davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyet kararı verilen Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; "... Tanıklardan Danıştay eski Üyesi V.B.'ın gerek kendisi hakkında yürütülen dosyada gerekse tanık olarak dinlendiği bir kısım yargılamalarda bahsettiği, moral motivasyonlarının yükseltilmesi, örgüte bağlılığın kuvvetlendirilmesi ve örgütün Türkiye'de ve Dünya'da nasıl örgütlendiğinin büyüyüp güçlendiğinin anlatılması amacıyla, Türkçe Olimpiyatları öncesi Temmuz ayı içerisinde İstanbul Anadolu yakasında örgüt mensubu Danıştay üyelerinin katılımı ile 3-5 gün süren toplantılar düzenlendiğini, sivil kişiler tarafından sunumlar yapıldığını, son gün tüm grupların katılımı ile örgüt lideri Fetullah Gülen'in ülkeden ayrılmadan önce barındığı ve o haliyle muhafaza edilen İstanbul Altunizade/Çamlıca FEM Dershanelerinin üst katında bulunan odaların, toplantı salonları ve özel eşyalarının ziyaretinin gerçekleştirildiğini, grubun toplantılar sırasında iki ayrı yerde kaldığını, kendisinin de bulunduğu grubun yurt benzeri bir yerde kaldığını, bir kısım katılımcıların da ayrı bir yerde villa gibi konutlarda kaldıklarını, intikallerin ve dönüşlerin toplu olarak yapılmadığını, beyan ettiği ve hatırladığı bir kısım katılımcıları saydığı toplantılarla ilgili olarak yapılan araştırmalar sonucunda organizasyonun, 20-25 Temmuz 2012 tarihleri arasında yapıldığı tespit edilmiştir. Tedbir kurallarına azami riayet eden bazı üyelerin telefonlarını Ankara'da şarja takılı vaziyette açık bıraktığı, bir kısmının 4-5 günlük süre içerisinde tamamen kapattığı, telefonlarını yanlarına alan üyelerin ise gerek İstanbul'a gidişte gerekse dönüşte güzergah boyunca mevcut yerleşim yerlerinden birbirini takip eder şekilde sinyal verdiği belirlenmiş, İstanbul'da bulunulan zamanlarda da sinyallerin çoğunlukla Anadolu yakasından alındığı, bir kısım üyelerin katıldığı tarihi yarımada gezisinin yapıldığı baz sinyallerinin takibinden saptanmıştır. Yaklaşık 30-35 civarı üyenin katıldığı toplantılara gidişler, 19-20 Temmuz, dönüşler 24 Temmuz gecesi veya 25 Temmuz'da olmak üzere tek tek veya birkaç kişinin bir araya geldiği özel otomobillerle olduğu, bir kısım üyelerin ise uçak yolculuğunu tercih ettiği görülmüştür. Tanık V.B.'ın mahkememizdeki beyanında sanığın bu geziye katıldığını hatırladığını ancak yüzde yüz katılmıştır diyemeyeceğini bildirmiş ise de, sanığın HTS kayıtları üzerinden aldırılan 05.07.2018 tarihli bilirkişi raporuna göre sanığa ait ... numaralı hattın 20.07.2012 günü saat 10:02'de Ankara'da sinyal verdikten sonraki ilk sinyalin 20.07.2012 günü saat 15:27'de Ümraniye/İstanbul'dan alındığı, 20.07.2012 saat 15:31 ile 22.07.2012 saat 14:56 arasında yaklaşık 48 saat hiç sinyal vermediği, yine 22.07.2012 saat 14:46 ila 24.07.2012 11:38 arasında yaklaşık 45 saat hiç sinyal vermediği, İstanbul/Ümraniye'den son olarak 25.07.2012 günü saat 09:28'de sinyal verdikten sonra aynı gün saat 10:20'de Düzce'de sinyal verdiği ve takiple saat 14:27'de Ankara Etimesgut'ta sinyal vermeye başladığı görülmüştür. Sanık bu geziye katılmadığını beyan etmiş ise de yaklaşık 30-35 civarı Danıştay üyesi örgüt mensubunun İstanbul gezisinde olduğu dönemle aynı günlere denk gelecek şekilde 20.07.2012 günü İstanbul'a gitmesinin, cep telefonunun örgütsel toplantının yapıldığı Çamlıca çevresindeki Ümraniye'de sinyal vermesinin, toplantının bittiği gün 25.07.2012 günü Ankara'ya dönmesinin ve ayrıca toplantının yapıldığı günlerde 48 ve 45 saat gibi uzun zaman dilimlerinde telefonunun kapalı olmasının tesadüfle izah edilemeyeceği, dolayısıyla sanığın da 2012 yılı 20-25 Temmuz tarihleri arasında İstanbul Anadolu yakasında mensuplarının moral motivasyonlarının yükseltilmesi ve örgüte bağlılığın artırılması amacıyla düzenlenen ve son gün tüm grupların katılımı ile örgüt lideri Fethullah Gülen'in ülkeden ayrılmadan önce barındığı ve o haliyle muhafaza edilen İstanbul Altunizade/Çamlıca FEM Dershanelerinin üst katında bulunan odaların ziyaret edildiği toplantı ve geziye tanık Vahit Bektaş'ın da içinde bulunduğu grupla birlikte katıldığı anlaşılmıştır..." tespitlerine yer verilmiştir. Bu durumda örgüt içi motivasyonu arttırmak amacıyla, 2012 yılında son derece hassas gizlilik kuralları uygulanarak gerçekleştirilen örgüt liderinin bir dönem kaldığı Çamlıca FEM Dersanesi ziyaretine davacının da yukarıda ifadesine yer verilen tanık V.B. ile katılmış olması hususu, davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
d-3- Yabancı Dil Eğitimi Yukarıda "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlığı altında da değinildiği üzere, FETÖ tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle bu kişiler emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmeye çalışılmış, bu bağlamda hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişler ve örgütün Adalet Bakanlığı ile HSK'da etkin olduğu dönemde örgüt mensupları üst görevlere getirilmişlerdir. Davacı, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun … tarih … sayılı kararı ile 2006-2007 yılları arasında Yeditepe Üniversitesine yabancı dil eğitimine gönderilmiştir. Davacı tarafından bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır. Netice itibarıyla davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde 2006-2007 yılları arasında Yeditepe Üniversitesine yabancı dil eğitimine gönderildiğine ilişkin tespitin, davacı hakkındaki yukarıda aktarılan diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
d-4 Yurt Dışı Çıkış Kaydı Davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesi’nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının esas hakkında mütalaa kısmında;"Sanığın … tarihinde … Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı örgütün sivil imamı olmaktan hakkında soruşturma yürütülen ... kod adını ve ... ID numaralı ByLock hesabını kullanan C.S. ile 11.08.2014 tarihinde yurt dışı çıkış kaydının bulunduğu" tespitlerine yer verilmiştir. Bu durumda, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün sivil imamı olmaktan hakkında soruşturma yürütülen C.S ile 11/08/2014 tarihinde yurt dışı çıkış kaydının bulunması davacı hakkında yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
d-5-Dijital Değerlendirme Raporu Davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesi’nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; "El Konulan Dijital Materyallere İlişkin 21.11.2017 tarihli Bilirkişi Raporunda sanığa ait bilgisayar belleğinde örgüt liderinin " az sabır edin, her şey açığa çıkacak. O zaman gelip özür dileyecekler" şeklindeki sözünü içeren fotoğrafının yer aldığı, diğer eşyalarda suç unsuru tespit edilemediği belirtilmiştir. Sanığın bilgisayarında örgüt liderinin örgütteki motivasyonu artırmaya yönelik sözlerinin yer aldığı sayfanın bulunması tek başına örgüt iltisakını göstermeye yeterli delil değil ise de diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde bunun tesadüfen sanığın bilgisayarında bulunmadığı kanaati oluşmuş ve sanık aleyhine delil kabul edilmiştir." tespitlerine yer verilmiştir. Bu durumda, davacı hakkında yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacıya ait bilgisayar belleğinde ele geçen bir kısım dijital materyallerden elde edilen verilerin davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır. Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25). Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır. AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir. Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir. AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır. Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır. Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir. AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir. AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207). Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır. Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir. Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE, 2.Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE, 3. Aşağıda dökümü yapılan …-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4. Davacının adli yardım isteminin 21/11/2019 tarihinde kabul edilmiş olması nedeniyle, bu tarihten sonra yapılıp davacıdan tahsil edilmeyen ve bu tarihten önce posta gideri yetersizliği sebebiyle resmi olarak yapılan yargılama giderinden dosyada bulunan …- TL'nin mahsup edilmesinden sonra kalan …-TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına, 5.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 6.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 15/03/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.