5. Daire 2018/3248 E. 2022/4602 K. — Danıştay Kararı :: Hukuk Asistan
Danıştay Kararı

5. Daire 2018/3248 E. 2022/4602 K. — Danıştay Kararı

5. Daire 2018/3248 Esas 2022/4602 Karar 13.06.2022
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2018/3248 E.,  2022/4602 K.

T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2018/3248
Karar No : 2022/4602

DAVACI : … (vasisi …)

DAVALI : … Başkanlığı

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ/PDY terör örgütü ile meslekte kalmasıyla bağdaşmayacak nitelikte bağının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin … Mahkemesi Genel Kurulunun … tarih ve E:… (Değişik İşler), K:… sayılı kararının iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararın yeterli düzeyde savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, yazılı savunması alınmasına karşın hakkında düzenlenen raporun kendisine tebliğ edilmediği, meslek hayatı boyunca başarılı bir şekilde görev yaptığı, bütün terfilerinin mümtazen olduğu, akademik anlamda çalışmalar yürüterek ulusal ve uluslararası bir çok projede yer aldığı, hakkında herhangi bir somut delil ve gerekçe ortaya konulamadığı, bireyselleştirme yapılmadığı, dava konusu kararın gerekçeleri olduğu belirtilen itirafçı ve gizli tanık beyanları ile ByLock yazışmalarının karar tarihinden sonra elde edildiğinden değerlendirmeye alınamayacağı, kanun hükmünde kararname hükümlerine dayanılarak meslekten çıkarılmasına karar verilemeyeceği, dava konusu kararla adil yargılanma, mahkemeye erişim, savunma hakkının, masumiyet karinesinin, suçta ve cezada kanunilik, hukuki öngörülebilirlik ve ölçülülük ilkelerinin ihlal edildiği iddia edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI : Dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 3. maddesi uyarınca MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar”la bağ kurulmasının yeterli görüldüğü, ayrıca aynı maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmadığı, “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olmasının da yeterli olduğu, burada yapılacak değerlendirmenin Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade ettiği, KHK’nın 3. maddesinde bu kanaate varılabilmesi için belli bir tür delile dayanma zorunluluğunun öngörülmediği, bu kanaatin hangi hususlara dayanılarak oluşacağının Genel Kurulun salt çoğunluğunun takdirine bırakıldığı, bu kapsamda Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca davacının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında söz konusu örgüt ile meslekte kalması bağdaşmayacak nitelikte bağı olduğu değerlendirmesinde bulunularak davacının meslekten çıkarılmasına ilişkin dava konusu kararın tesis edildiği, mevzuatta öngörüldüğü şekilde tesis edilen kararda herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NUN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'NIN DÜŞÜNCESİ: Davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nun … tarih ve E: …, K:… sayılı Kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
Olayda, kamu düzeni ve güvenliği açısından, Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde, Milli Güvenlik Kurulunun, Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu'nca 15.7.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 11. maddesinin 2. fıkrasında, "22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir." hükmü getirilmiştir.
Öte yandan, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.9.2017 tarih ve 2017/16-956 Esas, 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.4.2017 tarih ve 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararında da, FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiştir.
Dosyadaki mevcut belge ve bilgilerden; davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla açılan kamu davasında Yargıtay ... Ceza Dairesinin (İlk derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile suçu sabit görülerek 11 yıl, 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedildiği ve meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan hüküm giydiği anlaşılmaktadır. Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullananların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar vermeleri ve Anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir. Terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara yönelik üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hakim ve savcılar hakkında olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hallerdendir.
Bu nedenle, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla açılan kamu davasında mahkumiyetine hükmedilmiş ve meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin … Mahkemesi Genel Kurulu'nun … tarih ve E: …, K:… sayılı Kararı hukuka uygun olduğundan, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra, … Sulh Hukuk Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla ...'ın (TC Kimlik No: …) davacıya vasi olarak atandığı ve söz konusu kararın tarafların istinaf kanun yoluna başvurmaması üzerine 19/04/2022 tarihinde kesinleştiği görüldüğünden, davaya vasi ile devam edilmesine karar verilerek gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve E:… (Değişik İşler), K:… sayılı Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Davacı tarafından verilen 08/09/2016 tarihli dilekçeyle yaptığı söz konusu kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulu Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca kaldırılması talebi, anılan Kurulun … tarih ve E:… (Değişik İşler), K:… sayılı kararıyla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan 11 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve bu kararın Yargıtay Ceza Genel Kurulunun … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla onanarak davacı hakkındaki mahkûmiyet hükmünün 23/02/2021 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."

3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca… meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Kurulu Genel Kurulu tarafından Anayasa Mahkemesi üyelerinin meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere yazılı savunmaları alınmak suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Bunun yanında, yargılama aşamasında da, haklarındaki tespitlere ek olarak dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler ilgililere bildirilerek bu tespitlere karşı beyanlarını sunma imkanı sağlanmıştır.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.

Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda, Anayasa Mahkemesi üyeleri tarafından meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin kararlara karşı, 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolu açıldıktan sonra Danıştay'da davalar açılmış ve bu tarihten sonra Dairemizce bu tür davaların esastan incelenmesine başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ'ye ve FETÖ'nün Anayasa Mahkemesi Yapılanmasına İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Bunun yanında, yine Dairemizde derdest olan dava dosyaları ile davacı da dahil olmak üzere meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen Anayasa Mahkemesi Üyeleri tarafından Dairemizde açılan dava dosyalarında bulunan iddianameler ile ceza mahkemesi kararlarında yer verilen, soruşturma/kovuşturma evrelerinde alındığı görülen ve FETÖ/PDY terör örgütünün Anayasal bir Yüksek Mahkeme olan Anayasa Mahkemesinde ne şekilde yapılandığı ortaya koyan beyanların da yukarıda yer verilen tespit ve açıklamalar doğrultusunda olduğu anlaşılmıştır. Buna göre:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/01/2017 tarih ve Soruşturma No:…, Esas No:…, İddianame No:… sayılı iddianamesinde (Dairemizin E:2017/4291 sayısına kayıtlı dava dosyasında da mevcut) yer verilen, eski yargı mensubu Gizli Tanık ...'nin 06/10/2016 tarihli ifadesi; "...Anayasa Mahkemesinde görev yaptığım dönemde doğrudan gözlemlerim, ilişkilerim, raportörlerden cemaat üyesi tanıdıklarımın söylem ve tutumlarına dayanarak söyleyebilirim ki, Anayasa Mahkemesi eski üye ve raportörlerinden A.A., E.T., M.O.K., A.K., B.K., M.B., E.T., M.E., H.M.A., R.B., R.Ü., Ö.D., A.Ö., İ.Ç., H.E., M.S., A.R.Ç., H.T.G., S.A., D.B., Ö.Ö., O.T., A.Y.V., S.Y., M.A., S.E., M.Ç., H.A., M.A., B.Y., C.D., Ş.D., M.Ç., S.Ç. ve C.Ş. cemaat üyesidir. Diğer yargı kurumlarında olduğu gibi Anayasa Mahkemesi'nde de cemaat içerisinde hücre yapılanması vardı..."

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının anılan iddianamesi ile davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında da yer verilen, Anayasa Mahkemesi Raportörü olarak da görev yapmış olan eski yargı mensubu R.Ü.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/09/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "...18.09.2012 tarihinde Anayasa Mahkemesi Raportörlüğüne başladım... Anayasa Mahkemesinde göreve başladıktan sonra bölümler raportörlüğünde görevlendirildim ve sürekli orada çalıştım. Anayasa Mahkemesine giderken bana cemaat ile ilgili bir şey anlatılmadı. Ben Anayasa Mahkemesinde cemaat ile ilgili bir yapılanma olduğunu tahmin ediyordum, ancak yapılanmanın şeklini bilmiyordum. Sonradan öğrendiğime göre raportör A.Ö. Anayasa Mahkemesinde benim içinde bulunduğum grubun cemaat yapılanması anlamında abisi imiş. Göreve başladıktan kısa bir süre sonra benim yanıma geldi. Ne konuştuğumuzu tam olarak hatırlamıyorum. Ancak cemaatten olduğunu söyleyecek şekilde kendisini tanıttı. Anayasa Mahkemesinde görev yapan raportörler S.Ç., Ş.D. ve Ö.D. ile ben aynı grupta idik. Bu gruptakiler yaklaşık 15 günde birbirimizin evinde eşsiz olarak toplanıyorduk. Grupta abimiz olduğu için A.Ö. de katılıyordu. Yukarıda anlattığım format ile aynı formatta toplantı ve sohbetler yapıyorduk... Biz en alt seviyedeki grup idik. A.Ö.'nün kontrol ettiği grup gibi kaç grup vardı bilmiyorum. Ancak A.Ö.'nün üst konumunda raportör A.K. vardı. Arada bir bizi "Kitap okuma programı" dedikleri bir toplantıya A.K. çağırıyordu. Gölbaşı Toki'de hatırlayamadığım bir dairede toplanıyorduk, 1 defa veya 2 defa toplandık. Bu toplantıya sadece kendi grubumuz ve A.K. katıldı. Yine Fetullah GÜLEN'in kitabı, CD'si ve Risale-i Nur ile ilgili yukarıda anlattığım şekilde okuma ve izleme faaliyetleri yapılıyordu. Sonradan öğrendiğime göre Mahkemede biz yeniler grubu olarak sınıflandırılmışız. Yani cemaat belli bir tarihten öncekilere eskiler grubu demiş. Bir döneme kadar eskileri tanımadım. Onlarla belli bir sohbet grubuna hiç girmedik. Ancak sonradan karşılıklı konuşmalardan cemaate mensup olduklarını anladım. Çünkü karşılıklı herkes birbiriyle rahatça toplantılar ve cemaat ile ilgili konuşuyordu. Hatırladığım kadarıyla raportörler B.K., H.E., H.A., İ.Ç., M.O.K., Ö.Ö. ve D.B. eskiler grubu olarak aklımda kalan cemaat mensuplarıdır. Bu kişilerle doğrudan bir temasım olmadı. Ancak konuşmalarından ve onları tanıyan ismini hatırlayamadığım arkadaşlarımın tavırlarından bu kanaate ulaştım. Bu raportörlerin, yani eskiler ve yenilerin üzerinde B.K. biraz daha üst konumda görünüyordu. Yeniler grubundan hatırladığım raportörler C.Ş., S.A., B.Y. cemaat mensubu olarak bildiğim kişilerdi. Bu raportörlerden C.Ş. ve S.A. ile bir dönem cemaatin aynı grubunda yer alıp, cemaat toplantılarına birlikte katıldım. A.K.'nin tayini çıkınca onun yerine R.B. Anayasa Mahkemesindeki cemaat yapılanması anlamında yenilerin abisi olarak görevlendirildi. Mahkemedeki cemaat mensuplarının bir bölümü Mahkeme dışına atanınca R.B. bütün raportörlerin abisi oldu. Tam tarihini bilmediğim bir tarihten sonra R.B.'nin görüştüğü meslektaş olmayan bir şahsın abi olarak görevlendirildiğini duydum. Benim bildiğim kadarıyla bu kişi R.B.'nin üzerindedir, ancak sadece Anayasa Mahkemesindeki meslektaşlar açısından mı böyle bir görev yapıyor, yoksa diğer yüksek yargı kurumları açısındanda görevi var mıdır bilmiyorum. Bu kişilerden birincisi ... [kod adı] isimli kişiydi. Açık kimlik ve adres bilgilerini bilmiyorum. Asıl mesleğini öğretmen olarak biliyorum. Branşını bilmiyorum. Kendisi öğretmen olduğunu söyledi. Kısa boylu, bıyıklı, yuvarlak yüzlü, 45-50 yaşlarında, normalin üzerinde kilolu, saçları hafif kırlaşmış, siyah dalgalı saçlı, ince sesli idi. Başka bir özelliğini hatırlayamıyorum.
... isimli bu şahıstan sonra ... [kod adı] isimli bir şahıs aynı konumda görevlendirilmiş, açık kimliğini bilmiyorum, mesleğini de bilmiyorum, 45-50 yaşlarında, uzun boylu, uzun siyah saçlı, bıyıklı, gözleri olağandan daha küçük, uzun yüzlü, normal kilolu, hafif göbekli bir şahıstı, ... isimli şahsıda, ... isimli şahsıda birer kez gördüm. Her ikisi ilede ayrı ayrı ev toplantılarında birer kez karşılaştım. Kendilerinin konumlarını kendileri söylemediler. Ancak biz biliyorduk. Toplantılarda bizim abimiz konumundaki kişiler, örneğin ... ile karşılaştığımızda muhtemelen R.B., ... isimli şahsa abi diye hitap ediyordu. Yani toplantı öncesi abi gelecek diyordu. Bu sebeple üst konumda olduğunu düşündük. 2. şahıs olan ... ile muhatap olan abimiz ise S.E. idi. Yukarıda söylemeyi unuttum. Eskiler grubundan S.E. isimli raportörde cemaat mensubu ve en son dönem bizim abimizdi. Son dönemlerde, yani bugünden geriye doğru 6 ay yada 1 yıllık son dönem içerisinde mahkemeden gönderilen cemaat mensuplarının sayısı arttı. Dolayısıyla görevde kalanların sayısı iyiyce azaldı. Artık kalanlarla abiler birebir görüşmeye başladılar. S.E. benimle ve raportör M.S. ile görüşüyordu. Evde karşılıklı yukarıda anlattığım sohbet formatında cemaat toplantıları yapıyorduk... Cemaatteki yargı yapılanması içerisinde akademik çalışmalarla ilgili bir birim vardır. Bu birimde tahminime göre yargı mensuplarının akademik çalışmaları takip edildiği gibi cemaatin önemli gördüğü alanlarda bilimsel çalışma yapılması gibi konularının da takip edildiğini düşünüyorum. Bu konuyu mahkemede takip eden kişi en son D.B. idi. Bu konuda şu şekilde kanaate ulaştım, makaleler konusunda bir arşivi vardı. Ancak açıkça bu görevi bana anlatmadı. Cemaat içerisindeki konuşmalardan cemaatin önemli gördüğü davaları takip eden bir birim olduğunu tahmin ediyorum. Ancak detaylı bilgim yoktur. Ayrıca cemaatin yargı içerisinde bir eğitim birimi vardır. Bu birimde Yüksek öğrenim ve Orta öğrenim şeklinde ikiye ayrılır. Bildiğim kadarıyla bu birim bazı Büyükşehirlerdeki yargı mensuplarının çocuklarının eğitimi ile ilgili işlemlerini takip eder. Yani cemaat yargı mensuplarının belli bir yaşa gelmiş çocuklarının cemaate mensup evlere devamını istiyor ve bu devamın olup olmadığını takip ediyor. Takip ederken veli ile bir taraftan görüşerek durumunu soruyorlar, taleplerini alıyorlar, eğitim biriminde bir abi bulunuyor, onun ast konumunda ise 3-4 kişi bulunuyor, yargı mensubunun çocuğu cemaatin evine devam etmedi ise bu durumu ailesi ile takip eden kişi konuşuyor. Ben Anayasa Mahkemesinde göreve başladıktan 8-9 ay sonra raportör E.T. birgün odama geldi. "Ben gerekli yerlerle görüştüm, sen bundan sonra cemaatin eğitim işlerine bakacaksın" dedi. Ben böyle bir yapılanma ve birim olduğunu bilmiyordum. Açılımını sordum, biraz önce anlattığım konuları anlattı... Eğitim birimindeki gruplardan birisinin başındaki kişi E.T. imiş... Ben şahsen teknolojiye meraklıyım. Mahkeme genelinde bu bilinir. Uyuşmazlık Mahkemesinde cemaat mensubu olduğunu bildiğim raportör S.Ş.K. vardır. Bir dönem Anayasa Mahkemesinde eskiler grubunda imiş. Sonradan tanıştım. Anayasa Mahkemesi raportörü S.E. bana "cemaatin Anayasa Mahkemesindeki bilgisayar işlerine S.Ş.K. bakıyor, biraz bu konularda zayıf, sen ona yardım et" dedi...
Anayasa Mahkemesi eski üyeleri A.A. ve E.T.'nin cemaat mensubu oldukları konusunda önceden bir bilgim yoktu. Bu üyelerle resmi görevim dışında cemaat mensubu olma çerçevesinde bir görüşmem olmadı. Ancak bu iki üyenin cemaat mensuplarının taraf olduğu bireysel başvuru dosyalarında hep muhalif olduklarını görünce cemaat mensubu olabilecekleri kanaatim kesinleşti. Ondan öncede cemaat mensupları arasındaki konuşmalarda bazı üyelerin cemaat mensubu olduğu kanaatini edinmiştim. Ancak kimler olduğunu bilmiyordum. Zamanla bu kararlardaki tavırları sebebiyle bu iki üyenin cemaat mensubu olabilecekleri kanaatim kesinleşti. Bunlar dışında Anayasa Mahkemesinde, yüksek yargıda yada yargı camiasında cemaat mensubu olarak bildiğim kimse yoktur dedi.
17/25 Aralık 2013 tarihinden sonra Anayasa Mahkemesindeki bazı kararlarda Devlet Kurumlarını zora sokabilecek şekilde yanlı olarak cemaat lehine bir tavır takınıldığı kanaati bende oluştu. Bundan çok rahatsız oluyordum. Bunu mahkeme içerisindeki konumum sebebiyle dile getiremiyordum. Size somut bir dava ile ilgili bu kanaatim konusunda açıklama yapmam, ancak genel izlenim olarak söyleyebilirim. Tek tek dava ismi veremem, ancak Anayasa Mahkemesi olarak bazı konularda yanlış yolda olduğumuzu düşünmeye başlamıştım. Ancak bunu söyleyemiyordum dedi.
Yukarıda belirttiğim isimlerden herhangi birisi halen Anayasa Mahkemesinde görevli değildir. Yani bildiğim kadarıyla aktif olarak bugün itibariyle Anayasa Mahkemesinde çalışan cemaat mensubu yargı görevlisi yoktur dedi...
Kürsüdeki görevim başladıktan sonra her ay maaşımın %10'luk kısmını eğitim bursu yardımı adı altında cemaate ödedim. Yukarıda bahsettiğim grup sorumlularına elden ödedim. 15.07.2016 tarihine kadar her ay ödedim, en son S.E.'ye ödüyordum dedi...
Ben cemaatin askeri kurumlarda kadrolaştığını basından duyuyordum. Özellikle bana bir bilgi verilmedi. Anayasa Mahkemesinde cemaatle irtibatlı olmayan hatta karşı olan bir raportör bir ortamda "cemaatin darbe yapacak gücü var, ancak toplumdan tepki alma korkusundan bunu yapmıyor demiş" ben bunun üzerine bundan tahminen 2 yıl kadar önce aynı odayı paylaştığımız cemaat mensubu raportör Ö.Ö.'ye cemaatin böyle bir darbeye teşebbüs niyeti varmı diye sordum. O da bana kesin bir dille "Herşeye sıfırdan başlanacağını, ancak darbe gibi bir şeye tevessül edilmeyeceğini" söyledi. Bende ikna oldum. Cemaatin darbeye teşebbüs edeceğine ihtimal vermedim. İhtimal verseydim herşeyi göze alarak tüm irtibatımı keserdim [dedi].
2014 yılında yapılan HSYK seçimlerinde cemaatin adayı olarak bilinen şahıslar için çalışmam istendi. Şuan isimlerini hatırlamadığım "Bağımsız" diye belirtilen, ancak cemaatin adayları olduğu herkesce bilinen adaylar için çalışmam istendi. Ancak çok fazla destek olmadım, çok az kişiye söyledim, gelecek tepkiden çekindiğim için çok az destek verdim. Bu desteği vermemi grubumuzun sorumlusu istedi, ismini hatırlayamıyorum. Ancak yukarıda anlattığım abi tabir edilen dönem itibariyle sorumlu olan kişilerdir. Kimleri desteklememizi istediğini şimdi hatırlamıyorum, ayrıca bunun dışında seçimlerde bana özel bir görev yüklenmedi [dedi]..."
Aynı şahsa ait (R.Ü.), davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin kararında yer verilen, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "...Örgüt üyesi olarak bildiğim Anayasa Mahkemesi ve Uyuşmazlık Mahkemesi raportörlerini daha detaylı olarak yeniden bilgilerinize arz etmek istiyorum. İlk göreve başladığım dönemde Anayasa Mahkemesinin abisi B.K. idi. İfademde, Anayasa Mahkemesindeki yapılanmada eskiler-yeniler şeklinde bir ayrım yapıldığını beyan etmiştim... Eskilerin abisinin kim olduğunu bilmiyorum... Yenilerin abisi A.K. idi...
2012 yılının Eylül ayının sonlarına doğru Anayasa Mahkemesinde göreve başladım. Göreve başladığım dönemde Mahkemede cemaat yapılanmasında “eski-yeni” diye bir ayrım olduğunu sonradan öğrendim. Beni “yeniler” grubuna dâhil etmişler. İlk sohbet grubunun abisi A.Ö. idi...
A.K. yurtdışına gittikten sonra gruplar yeniden şekillendirildi. A.K.’nin yerine R.B. kaydırıldı. R.B.’nin grubunun abisi A.Ö. oldu. Benim bulunduğum grubun abisi E.T. oldu ve grupta C.Ş., S.A. ve Ö.D. yer alıyordu.
Z.A.'nın başkanlığa seçilmesi ile 2015 yılının ortalarına kadar Mahkemede örgüte üye raportör sayısı oldukça azaldığı için "eski-yeni" ayrımının da bir değeri kalmadı. R.B. Mahkemenin abisi oldu. Daha sonra R.B.'nin de Mahkemeden gönderilmesi üzerine onun yerine S.E. getirildi...
Örgüt üyesi bayan raportörlerle ilgili bilgilerim oldukça sınırlıdır. Bunlann Uyuşmazlık Mahkemesi raportörü F.B. ve Anayasa Mahkemesi raportörleri M.A. ve A.Y.V. olduğunu, F.B.’nin abla konumunda olduğunu, Ö.Ö.'den muhtelif zamanlarda işitmiştim...
İlk zamanlarda Mahkemede B.K. ve Ö.Ö.'nün etkili olduğunu gözlemliyordum. Önemli bir mesele olduğunda genellikle bu kişilere danışılıyordu. Onlar da muhtemelen durumu kendi üstlerindeki kişiler her kimse onlara iletiyorlardı. Belli bir dönem AYM’de oda arkadaşım olan Ö.Ö.'nün yanına sık sık Mahkeme içinden veya dışından birileri geliyordu ve kimi zaman yan taraftaki sekreter odasında oturuyorlardı. (Bu gelen gidenlerin içinde tanıdığım kimse yoktur.) Bazen de çok fazla konuşmadan Ö.Ö.'ye küçük not kâğıtları bırakıp gidiyorlardı. Bu kişiler daha çok A.Ö. ve B.Y. oluyordu.
Bildiğim kadarıyla son dönemde örgüt mensubu Anayasa Mahkemesi üyeleri nasıl hareket edecekleri konusunda S.E. ile konuşuyorlardı. O da Anayasa Mahkemesi veya yüksek yargı imamı olan sivil kişi ile irtibata geçiyordu. Bunu bana bir defasında kendisi (S.E.) söylemişti.
17-25 Aralık süreci sonrası cemaate yönelik operasyonlar sıklaştıkça ister istemez adı konmamış bir panik havası söz konusuydu. Görüşmelere herhangi bir şekilde telefon getirilmesi yasaktı. Telefonun evde bırakılması isteniyordu. Hatta son dönemde görüşmeler gruplar yerine bire bir yapılmaya başlanmıştı. Bunun da panik havası oluşmasın diye “deneme yapıyoruz” kisvesi altında sunulduğunu son gelişmelerden sonra anladım. Yine bir defasında S.E. bana, şimdiye kadar önceden haberi alınmayan hiçbir gözaltı, arama vs. olmadığını, mutlaka önceden haber alındığını söylemişti. Bu haberlerin nasıl veya kimden alındığını ise söylemedi.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi'nin iç işleyişinde bireysel başvuru bölümünde yasal birim olan mahkemenin araştırma içtihat birimi (AR-İÇ) ile ilgili olarak bazı hususları açıklamam gerek. Bu hususta açıklama yapmayı unutmuştum. Mahkemenin Araştırma İçtihat (AR-İÇ) Birimi bireysel başvuru kararlarını okuyarak, akademik yeterliliği, Anayasa Mahkemesinin kendi içtihadı ve AİHM içtihadı ile uyumluluğu vb. konularda ön inceleme yapıp rapor düzenleyen raportörlerden oluşmaktadır. İstisnasız tüm Bölüm karar taslakları bu birim tarafından incelenip rapor düzenlenmekte ve bu raporlar karar taslağı ile birlikte toplantı öncesi ilgili bölümün tüm üyelerine dağıtılmaktadır. Bu raporlarda kararların içeriğindeki zayıf ve hatalı noktalara, bilimsel ve metodolojik hatalara dikkat çekilerek Heyetin bu konuları tartışması sağlanmaktadır. Bir defasında (bundan tahmini bir yıl kadar önce) S.E. tarafından cemaat mensubu raportörlere, ARİÇ raporlarının güçlü gerekçelerle yazılmaması, zevahiri kurtaracak düzeyde kalınması yönünde bir not iletildi. Tarihi net hatırlamamakla birlikte Z.A.'nın başkanlığı dönemindeydi. Bu şekilde rapor yazılmasının, Anayasa Mahkemesi kararlarının AİHM önüne güçlü ve hukuki gerekçelerle gitmesini önleyerek ve ülkeyi zor durumda bırakacağını düşündüm. Bu not geldiğinde ciddi anlamda rahatsız oldum ve bunun yanlışlığını ifade ederek itiraz ettim. Takip edebildiğim kadarıyla A.R.Ç., raporlarını nitelikli (kaliteli) yazmaya devam ediyordu...
Açılımını tam olarak bilmediğim, ATM biriminin “Arama-tarama” ifadelerinden türetilmiş olduğunu tahmin ediyorum. Bu birim, örgüt üyelerinin evlerindeki “zararlı” materyalleri kontrol edip “temizlemesini” sağlamaktadır. Bir nevi sanal ev baskını yapılmaktadır. Burada belirlenmiş birtakım kriterler vardır. Bu konuda benim aklımda kalanlar şunlardır: Örgütsel kitapların belli bir sayının üzerinde olmaması, evde ikiden fazla seccade bulundurulmaması ve onun da yıpranmış olmaması, “hassas işlerle” uğraşan örgüt mensuplarının isim listesi, not vs. bulundurmamaları vb.

Anayasa Mahkemesinin ATM sorumlusu Raportör Ş.D. idi. Bir defa herkese gittiği gibi benim evime de önceden haber vererek kontrol amaçlı geldi. Tam zamanını hatırlamıyorum ancak 2014 yılı içinde bir zaman olduğunu tahmin ediyorum. Bana yeteri kadar güvenilmediği için örgüt için “hassas” nitelikli işlere yaklaştırılmıyordum. Bu yüzden sadece evimdeki kitapları ve kullandığımız seccadeyi kontrol etti...
İfademde aylık eğitim bursu ödemelerini en son S.E.'ye yaptığımı beyan etmiştim. Bu beyanımı biraz daha açmak istiyorum. Zira Anayasa Mahkemesinde örgüt üyesi raportörler aylık burs ödemelerini doğrudan S.E. yerine C.D.'ye yapıyorlardı. S.E. (her ayın 15’inde odasında yoğun bir trafik oluşmaması için) bir zaruret olmadıkça raportörlerden doğrudan para almıyordu. C.D. da kendisinde toplanan paraları ilgili yere ulaştırılmak üzere S.E.'ye veriyordu diye biliyorum. S.E., bu paralan kime teslim ettiğini bana hiç söylemedi. Onun da bunları muhtemelen kendi üstündeki sivil kişiye verdiğini tahmin ediyorum...
Bir defasında S.E. bana, Türkiye’de olduğu dönemde vaazım dinlemeye gittiği Feto’nun vaaz boyunca ağladığını ve bir mendile sürekli burnunu sildiğini, vaaz sonunda çıkarken elini öptüğünü ve mendilini istediğini, mendili eline aldığında halen ıslak ve gül koktuğunu ifade etmişti. Bahsi geçen kişi, bunu Feto tarafından gösterilen bir keramet olarak aktarmıştı...
15 Temmuz 2016 gecesi de tabletim açıktı ancak bulunduğum odada değildi. Geç bir saatte tableti kontrol etmek için elime aldığımda S.E.'den bir mesaj geldiğini gördüm. Mesajda, çokça Fetih Suresi okunması, hacet namazı kılınması vb. dualar isteniyordu. Bunların ne için istendiği mesajın içeriğinden anlaşılmıyordu. Darbe teşebbüsü nedeniyle ülkenin içinden geçtiği zor şartlar ve olayların daha da büyümesi ölümlerin artması ihtimaline binaen bu mesajın gönderildiğini, ülkemiz için dua istendiğini düşünmüştüm. Fakat ilerleyen saatlerde olay netleşmeye başladıktan sonra aklıma savcılık ifademde de belirttiğim “kader denk noktası” mesajı geldi. Parçaları bir araya getirince mesajda belirtilen duaların darbeciler için istendiğini anladım. Tekrar bu şekilde mesajlar gönderecekleri düşüncesi ile yapılanlara kızdığımdan mesajlaşma sistemini, uygulamalarını kapattım...
Savcılık ifademde 2014 HSYK seçimlerindeki pozisyonumla ilgili bilgi vermiştim. Bu ifademde hatırlayamadığım abi konumundaki kişinin R.B. olduğunu şimdi hatırlıyorum. O dönem itibarıyla bu kişi ile işyerindeki odalarımız çok yakındı. Bu nedenle anılan süreçte iletişimimiz yüz yüze oluyordu. Aday listesini bana R.B. verdi. Daha sonra da zaman zaman isim değişiklikleri oldu. Bu değişen isimleri şu an hatırlayamıyorum. Fakat bu kişiler de kamuoyunda ve özellikle meslek çevresinde bilinen kişilerdi. İfademde de belirttiğim gibi aday listesini hatırlayamasam da bu kişiler kendilerini “bağımsızlar” (!) olarak tanımlayan cemaat listesi idi. Bu listeye sonradan, Yarsav listesinden aday olan L.Ü.'nün adı da eklenmişti. Seçim sürecinde R.B. bana liste verirken sıralı olarak vermişti. Bu sıralama zayıftan güçlüye doğruydu. Seçim çalışması yapılırken öncelikle bu listenin başındaki kişiden aşağıya doğry oy istememiz isteniyordu. Buradaki strateji, öncelikle zayıf adayların güçlendirilmesi üzerine kurgulanmıştı. Bu sıralı liste bana yazılı olarak verildiği için ezberlememiştim. Seçim sürecinde bana özel bir görev verilmediğini ifademde de beyan etmiştim. Yine bu süreçte bylocku özel bir amaç için kullanmadım. Bu kanaldan daha çok R.B. iletişim kuruyordu ve anonim yazılar (Fetullah GÜLEN vs. ait) paylaşıyordu...
Son dönemde ifademde de belirttiğim gibi bilgi işlem konularında örgütün AYM yapılanması benden yardım istiyordu. Bu vesileyle örgütün kullandığı cihazlarla ilgili birçok teknik detayı öğrendim.
Örgüt içinde haberleşme ve benzeri faaliyetler için özel bilgisayarlar ve tabletler kullanılmaktadır. Bilgisayarlar için, içinde iki ayrı işletim sistemi olan 32 GB kapasiteli'lık micro SD kartlar kullanılmaktadır. Bunlara “sistem kartı” deniyordu. Belirtilen kartlar bilgisayara takıldığında öncelikle, (“porteus” adıyla hatırladığım) bir işletim sistemi açılmaktadır. Bu sistem açıldıktan sonra masaüstünde “çalıştır” adlı simgeye tıklandıktan sonra çıkan kutucuğa “winn” ibaresi yazıldığında aynı masaüstünde “winl” ve “win2” şeklinde iki adet Windows simgesi belirmektedir. Bunlara ayrı ayrı tıklandığında iki ayrı windows işletim sistemi açılmaktadır. Yanlış hatırlamıyorsam winl depolama, win2 internet amaçlı kullanılıyordu. Bu iki sistem arasında geçişler altta görev çubuğundaki pencerelere tıklanarak yapılıyordu. İki ayrı işletim sistemi olmasının nedeni ise bir tanesi ile internete bağlanılması, diğerinde de depolama amaçlı micro SD kartın kullanılmasıdır. Bu şekilde depolama amaçlı karttaki bilgiler ile internet bağlantısı arasında bir güvenlik duvarı oluşmaktadır. Bu iki Windows işletim sistemi arasında bilgi akışının sağlanması için internet amaçlı kullanılan Win2’de “başlat/çalıştır” komutundan sonra çıkan kutucuğa “com @gmail.com” yazıldığında masaüstünde “gelen” ve “giden” şeklinde iki klasör belirtmektedir. Ayrıca win2’de masaüstünde sabit vaziyette örgüte has iletişim programları da yer alıyordu. (Bu programlar bildiğim kadarıyla ilgili kişinin konumuna göre veriliyordu. Ancak hangi program hangi tür kişiye veriliyordu; bunu bilmiyorum. Bylock yaklaşık bir yıl kadar önce bilmediğim bir nedenden ötürü tamamen kullanıma kapatıldı Güvensiz bir program olduğunun anlaşıldığını ve bundan dolayı kullanıma kapatıldığını tahmin ediyorum. Onun yerine son dönemde telegram ve sahte whatsapp ve viber uygulamaları kullanılıyordu. Bunun dışında başka sahte programlardan da söz ediliyordu ancak hiç görmediğim için bunların hangileri olduğunu bilmiyorum. Bu uygulamalardan telegram’ın zaten içinde VPN programı olduğu için kendi kendine çalışmaktadır. Diğerlerini çalıştırmak için ise mutlaka VPN programının açık olması gerekmektedir. Aksi takdirde program çalışmamaktadır. Bunun için ZPN, Open VPN ve Psiphone adlı VPN programlan kullanılıyordu.) Depolama amaçlı kullanılan Winl’de “başlat/çalıştır” komutundan sonra çıkan kutucuğa “com depo” yazıldığında masaüstünde “gelen” ve “giden” şeklinde iki klasör belirtmektedir. Bu klasörler iki Windows sistemi arasında ortak alan oluşturmaktadır. Birindeki klasöre bir veri kaydedildiğinde diğer Windows ekranında da okunup kaydedilebilmektedir. Truecyriptli (TC’li) kartlar genellikle çok uzun ve karmaşık şifre işlemlerinden sonra truecyrpt adlı bir program kullanılarak açılabilmektedir. Bu tip kartların nasıl açıldığını ancak kullanan kişinin kendisi bilir. Truecyrpt programı yukarıda belirttiğim standart sistem kartında kurulu olan win 1 ’e yüklenmektedir...
Özellikle Z.A.'nın AYM Başkanlığına seçilmesinden sonraki süreçte örgüt mensubu raportörlerin tamamına yakınının gönderilmesi sonrasında örgütün AYM’deki insan kaynağında ciddi daralma oldu. Bu nedenle ve özellikle de 17-25 Aralık sonrası süreçteki yukarıda belirttiğim panik havasının etkisi ile örgüt faaliyetlerinin güvenilirlik kaygısı gözetilmeksizin eldeki mevcut kişiler eliyle yürütülmek zorunda kaldılar...
Anayasa Mahkemesinde S.E., C.D., O.T., M.S. ve B.Ö'de de dizüstü bilgisayar bulunmaktaydı. S.E.’de bilgisayar bulunmasının nedeni AYM’nin abisi olmasıdır. M.S.'de bulunma nedeni ise bildiğim kadarıyla bu kişiden bireysel başvuru ile ilgili örgütün ihtiyaç duyduğu birtakım bilimsel çalışmalar istenmesidir. Diğer kişiler bilgisayarları hangi amaçla kullandıklarını bilmiyorum. Bu kişilerdeki bilgisayarların marka ve modellerini hatırlamıyorum. S.E.’de ayrıca örgütsel iletişim amaçlı … marka bir cep telefonu bulunuyordu. Bununla daha ziyade Mahkemenin sivil imamı olan kişi ile yazışıyordu..."
Aynı şahsa ait (R.Ü.), davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin kararında yer verilen, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/07/2017 tarihli sorgulama tutanağı; "...Ben 2013 ve 2015 yıllarında Fetullah Gülen yapılanması içerisinde oluşturulan eğitim biriminde görev yaptım. H.S.'nin talimatı ile bana bildirdiği velilerin evlerine giderek önce görüşme yapıyordum ve çocukların hangi eve, hangi tarihte ve hangi saatte gideceğini yazılı kağıt olarak veriyordum. Bu belirlemeyi ve grupları H.S. yazılı olarak bana veriyordu. Ben de bana vermiş olduğu adreslere giderek hâkim ve savcılara bizzat veriyordum... Bu kişiler dışında Anayasa Mahkemesi raportörleri olan eski YARSAV Başkanı olan M.A., M.E. ve M.B.'nin çocukları ile de bu kapsamda ilgilendim...
SORULDU : ByLock içerikleri incelendiğinde ByLock rehberinize eklediğiniz kişiler arasında ... ID’li "..." ismi verilen kişi olduğu görülmektedir. Bu şahıs kimdir?
Bu kişi o dönem benimle birlikte raportör olarak görev yapan S.E.'dir. S.E. o dönem Fetullah Gülen yapılanması içerisinde Anayasa Mahkemesinde görev yapan tüm raportörlerden sorumluydu. S.E. Şubat 2015 tarihinden sonra bu göreve getirildiğini biliyorum...
S.E. Samsung marka bir cep telefonu vererek bu telefon ile haberleşeceğiz dedi. Ben kendisine benim şahsi telefonum var, ayrıca yapının verdiği tablet var, bu nereden çıktı dedim. O da abi'ler dağıtmamı istedi. Ben de veriyorum dedi. Bu cep telefonunu alarak bir süre yazılı haberleştim. Bu telefonda ara yüzü değiştirilmiş bir haberleşme programı vardı. Daha sonra arıza yapınca telefonu S.E.'ye iade ettim.
Anayasa Mahkemesinde Fetullah Gülen yapılanması içerisinde Anayasa Mahkemesi sorumlusu olan S.E. tüm hususlarda talimat vermekteydi. Bunun verdiği talimatları da aynen yerine getiriyorduk. Bazı arkadaşlar özel hayatları ile ilgili S.E.'ye bilgi vermedikleri zaman sitem ediyordu. Hatta birinde bana ya kocaman üyeler bilgi veriyor ve ona göre hareket ediyorlar, bu bizim arkadaşlar niye bana bilgi vermiyorlar diye sitem ediyordu. Ben üyeler diye E.T. ve A.A. olduğunu anlamıştım...
SORULDU : ... ID ile görüşme yapan "... YY, Ö.İ., ... abi, İZM.SEÇM.... A, ..., ..., ... …, ..., ...7174, ..., tank, ... ABİ, ... yy, ..., ..., ..., ..., ... abi 06" isimleri ile kaydedilen kişi kimdir?
Bu şahıs Fetullah Gülen yapılanması içerisinde S.E.'nin bağlı olduğu meslekten olmayan sivil imam olarak nitelendirdiğimiz "..." olarak tanıdığım kişidir. Bu kişi ile R.B.'nin sorumlu olduğu dönem ile S.E.'nin sorumlu olduğu dönem olmak üzere iki defa bir araya geldik. Bu kişinin yapılanma içerisinde Anayasa Mahkemesinin abisi konumundaydı. Bu kişinin Anayasa Mahkemesi dışında diğer yüksek mahkemelerden sorumlu olup olmadığını bilmiyorum. Bildiğim tek şey R.B. ve S.E.'nin abi sizle tanışmak istiyor demesi üzerine bir grup toplantısında bir araya geldiğimizdir. Gerçek ismini bilmiyorum. Sadece mesleğinin öğretmen olduğunu duymuştum, dedi.
Benim ... olarak tanıdığım ve S.E.'nin bağlı bulunduğu, benim de ... olarak ByLock programıma kaydettiğim kişi bu kişidir. (Şüphelinin göstermiş olduğu kişi … T.C. Numaralı Ö.İ. olduğu anlaşıldı.)
Anayasa Mahkemesinde olan her türlü olayları S.E.'nin bu kişiye aktardığını biliyorum. Anayasa Mahkemesinde verilecek kararlar, yapılacak işler konusunda da bu kişinin S.E.'ye talimat verdiğini biliyorum...
S.E. Anayasa Mahkemesinde görev yapan Fetullah Gülen yapılanması içerisinde bulunan kişilere müstear isim olarak farklı isimler veriyordu. Bu isimlerde genellikle kişinin gerçek ismini çağrıştırıyordu. Benim ismim R. olduğu için ... ismi kullanılıyordu. Bu çağrışımlar kapsamında S.'nin kod ismi ..., İ.Ç.'nin kod ismi ..., M.S.'nin kod ismi ..., B.Ö.'nün kod ismi Bülent olduğunu biliyordum. Bu şekilde isim verildiğini bizzat S.E. bana söylemişti...
... ismi ile tanıdığım abi görevden ayrıldıktan sonra "..." diye bildiğim bir abi görevlendirildi. Ben bu kişi ile bir defa görüştüm. Fetullah Gülen toplantısında bu kişi de gelmiş ve bizimle tanışmıştı. O zaman ...'ın yerine bu kişinin geldiğini anladım..."
Aynı şahsa ait (R.Ü.), davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin kararında yer verilen, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05/09/2017 tarihli sorgulama tutanağı; "...Ben bu kişiyi [... kod adlı M.B. İ.Ç.'nin evinde görmüştüm ve orada bana ... isimli kişiyi tanıştırmışlardı. Resminden teşhis ettiğim, gerçek ismini M.B. olarak öğrendiğim bu kişinin Ö.İ.'nin ayrılmasından sonra Ö.İ.'nin görevini üstlendiğini daha önce öğrenmiştim. İ.Ç.'nin evinde yapmış olduğumuz bir toplantıya da bu kişi bizzat gelerek kendisiyle tanıştırılmıştım. Bu kişi Fetullah Gülen yapılanması içerisinde Anayasa Mahkemesi ile ilgili talimatları S.E. üzerinden bize iletiyordu. Kendisini bu yapılanma içerisinde Anayasa Mahkemesinden sorumlu "abi" ve "sivil imam" olarak tanımıştım. S.E.'nin ilettiği talimatların da bunun üzerinden geldiğini biliyordum.
... olarak bildiğim ve gerçek ismini Ö.İ. olarak öğrendiğim kişi S.E.'ye ulaşamadığı zaman ByLock üzerinden benimle irtibat kuruyordu. Ancak ... olarak tanıdığım ve gerçek ismini M.B. olarak şu an teşhis sonucu öğrendiğim kişi benimle direk irtibat kurmuyordu. Talimatlarını S.E. üzerinden bana ve diğer arkadaşlarıma iletiyordu...
Fetullah Gülen yapılanması içerisinde bulunan üyeler ve raportörler alman talimatlar doğrultusunda M.B. ve M.Ö. ile ilgili başvurunun muhalefetini çoğunluk görüşünü domine edecek daha doğrusu ezecek şekilde yazılmasını sağlayarak AİHM'de yapılan inceleme sırasında bu muhalefetin ön plana çıkmasını sağlamak ve çoğunluk kararının AİHM önünde güçsüz hale getirilmesini sağlamaktır. Bu genel bir stratejiydi. Aynı strateji H.K. gibi cemaatin önem verdiği başvurularda da uygulanmıştı. Bu kararlara da dikkat ederseniz muhalefet yazan kişiler Fetullah Gülen yapılanması içerisinde bulunan üyelerdi. M.B. ve M.Ö. başvurusunda da yapı içerisinde bulunan E.T. muhalefet oy kullanıp güçlü gerekçe yazdığını ve Fetullah Gülen yapılanması içerisinde bulunan raportörlerin de gerekçeye yardım ettiğini biliyorum..."
Yukarıda yer verilen tespit ve ifadelerin değerlendirilmesinden, örgütün yargı yapılanmasına özel önem atfettiği, bu çerçevede tüm yargı kurumların olduğu gibi Anayasa Mahkemesi içerisinde de yapılanmaya gittiği ve kadrolaştığı, Mahkemede görev yapan örgüt mensubu kişilerin farklı gruplar adı altında sınıflandırıldığı (eskiler-yeniler), bu kişilerin hiyerarşik olarak örgüt içerisinde kendisinden daha üst konumda bulunan sorumlu kişilerin (abilerin) talimat ve yönlendirmeleri ile hareket ettiği, abi olarak bilinen bu sorumlu kişilerin de yargı mensubu olmayan sivil kişilere (yüksek yargı imamı) bilgi verdiği ve talimat aldığı, örgüt mensubu kişilerin taraf olduğu veya örgütün önem verdiği dosyaların gelen talimatlar doğrultusunda özel olarak takip edildiği, örgüt mensuplarınca Anayasa Mahkemesinin işleyişinin zayıflatılarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne gidecek kararların hukuki dayanaktan yoksun, savunması güç kararlar olmasının amaçlandığı, örgüt içi iletişimin özel tablet, bilgisayar ve cep telefonları ile gizli uygulamalar üzerinden sağlandığı anlaşılmıştır.
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa'nın 139. maddesinde hakimler ve savcıların azlonulamayacakları belirtildikten sonra, aynı madde de meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnaların saklı olduğu hükme bağlanmıştır.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 19. maddesinde Anayasa Mahkemesi Başkanı veya üyeleri hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları düzenlenmiş ve ilgililer hakkında eylemin niteliğine göre uyarma, kınama ya da üyelikten çekilmeye davet edilme cezalarından birine karar verileceği belirtilmiştir. Görüldüğü üzere, ilgili Kanun'da Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında verilebilecek disiplin cezaları tahdidi olarak sayılmış olup, bu cezalar arasında "meslekten çıkarma" şeklinde bir disiplin cezasına yer verilmemiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi üyelerinin uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir.
Nitekim davalı idare, Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile meslekte kalmalarıyla bağdaşmayacak nitelikte bağlarının olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

6) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Anayasa Mahkemesi üyesi olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını gösteren delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan bir kısım delillerin, davalı idare ve ilgili idareler tarafından dava konusu kararın tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de, bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu kararın hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

Dava dosyasında mevcut tüm bilgi ve belgeler ile davacının yargılandığı Yargıtay 9. Ceza Dairesinin (İlk Derece) 06/03/2019 tarih ve E:2018/23, K:2019/23 sayılı kararında ve UYAP kayıtlarında yer alan ve davacıya ilişkin bulunan hususlar aşağıda irdelenmiştir:

a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından ... Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. ... abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “... isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …..., hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …... bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra ..., bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada ... kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.

ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Davacının (Kod) Adının Geçtiği ByLock Yazışma İçerikleri:
Davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan içerikler incelendiğinde, ByLock kullanıcıları arasında geçen yazışmalarda davacıyla ilgili olarak şu şekilde ifadelerin geçtiği görülmüştür:

... ID numaralı Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü S.E. isimli şahıs ile ... ID numaralı "..." kod adlı sivil imam Ö.İ. isimli şahıs arasındaki 02/10/2015 tarihli bazı mesajlar;
"abla konusu mesajınızı aldım tmm inş
... abi ist daki hkm lerle ilgili bir şey yazmış: masumiyet karinesi ile ilgili onu tam anlayamadık
... abiye imkan olursa sorsanız telefondaki hattın pin kodu lazım
hangi konuyu abi
evet görüştük
aym nin sitesinden k. kararını bulamadım
basın açıklamasını görüyoruz ama kararın tamamını bulamıyorum
h. abi kararı bugün yayınlandı. karardaki ... abilerin karşı oyu marifesto niteliğinde diye yazdı ... bey"

... ID numaralı "..." kod adlı sivil imam Ö.İ. isimli şahıs ile ... ID numaralı Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü B.Y. isimli şahıs arasındaki 02/07/2015 tarihli mesaj;
"KOMŞUNUZA SÖYLERMİSİNİZ. ... ABİLER CUMARTESİ 11.00 GİBİ ORAYA GELECEKLER BEN DE ONLARI 11.15 TE METRODAN ALACAÄžIM İNŞ"

... ID numaralı Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü S.E. isimli şahıs ile ... ID numaralı "..." kod adlı sivil imam Ö.İ. isimli şahıs arasındaki 04/09/2015 tarihli bazı mesajlar;
"abi ... abinin isi nedeniyle yarin gelecekler ayni saatte ... abiler"
...
"gördüm
abi
... abi ne zaman dönecekmiş biliyormusunuz
abi siz ... abiye söyleseniz yarın olmasın
acil bir şey varsa size söylesin
abi ctesi olmasin
siz soyleyin
dolayisiyla daha sonra planlayalim ins
siz yarin da acarsani iyi olur belki sizinle pazar gorusebiliriz hem bilgisayari cozeriz ins
tübitak olabilir abi. buradan ayrılmak zorunda kalmayacağınız bir ün olursa olabilir"

... ID numaralı "..." kod adlı sivil imam Ö.İ. isimli şahıs ile ... ID numaralı Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü B.Y. isimli şahıs arasındaki 12/01/2015 tarihli bazı mesajlar;
"3)... abi haci abiye de soylese e.'ye destek vermiyoruz. ya biz ya da o. veya mmtzi one cikarmaliyiz diye dusunuyoruz
Bu görüşmede ... Abi ve ... Abi diye söylese E.'ye destek vermiyoruz,"

... ID numaralı "..." kod adlı sivil imam Ö.İ. isimli şahıs ile ... ID numaralı Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü S.E. isimli şahıs arasındaki 02/10/2015 tarihli bazı mesajlar;
"... abide siz ve v. bey olabilir
siz zaten olmalısınız"

... ID numaralı "..." kod adlı sivil imam Ö.İ. isimli şahıs ile ... ID numaralı Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü B.Y. isimli şahıs arasındaki 12/01/2015 tarihli bazı mesajlar;
"4)... abiye verdigim hattin numarasi ve pin kodunu yazarsaniz gorusmeye kadar halledeyim'' ...

Aynı şahıslar arasındaki 27/01/2015 tarihli bazı mesajlar;
"öğlen beraberoik. şimdi toplartısı var.
emaneti yarın verecekmiş
ae"

... ID numaralı Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü S.E. isimli şahıs ile ... ID numaralı "..." kod adlı sivil imam Ö.İ. isimli şahıs arasındaki 12/11/2015 tarihli bazı mesajlar;
"abi ilk telefona yeni hatti taktim dediginiz gibi ama kagitta ki sifreye iki defa yanlis dedi
abi teli actik. teller karismis. o yuzden yanlis sifre diyormus.
s. abiye verecegim"

Aynı şahıslar arasındaki 31/01/2016 tarihli bazı mesajlar;
"sa abi
abi bizim ... abiye aldığımız hat
süresi doluyor
kontörlü değilmi
tmm abi
msj gelmiş şöle mail atarsanız 3 aylık paket uzayacak diye,
tmm abi
doğru abi
531.....50
nosu bu abi
abi bunu üzerinden görüşüyorum.
ben evdeyim, alçı uzdaı 10 gün daha, dua edin lütfen
evt
tngrm
sizinki çalışmıyor değilmi
Aro abi"

Aynı şahıslar arasındaki 01/02/2016 tarihli mesaj;
"... abinin internet yüklendi"

Yukarıda yer verilen ByLock yazışma içerikleri ile ilgili olarak; Anayasa Mahkemesi Raportörü olarak da görev yapmış olan eski yargı mensubu R.Ü.'ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/07/2017 tarihli sorgulama tutanağı (söz konusu ifadenin detaylarına kararımızın "b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları" kısmında yer verilmiştir.)" incelendiğinde, anılan şahsın beyanlarında; "...SORULDU : ... ID'yi kullanan Ö.İ. ile ... ID ile görüşme yapan S.E. arasındaki görüşmelerde "... abi" isminden söz edilmektedir. Bu şahıs kimdir? S.E.'nin çağrışımlı isimler koyduğunu belirtmiştim. Bu çağrışımlarına dikkat ederseniz ... isminin çağrışımı ...’dır. SORULDU : Aynı ByLock görüşmelerinde "H. abi kararı bugün yayınlandı. Karardaki ... abilerin karşı oyu manifesto niteliğinde diye yazdı ... bey" şeklinde bir mesajın olduğu görülmektedir. Bu hususu açıklarmısınız? Bu kararı hatırlıyorum. H.K.'nin talebi ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi bir karar vermişti. Bu kararda Fetullah Gülen cemaat mensubu olan E.T. ile ... muhalefet kalmıştı. Bu yazışmada da görüldüğü gibi ... için ... ismi kullanılmaktadır. Benim isimler hususunda bildiğim ve yapmış olduğum tespiti doğrulamaktadır..." ifadelerine yer verdiği görülmüştür.
Yine aynı şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05/09/2017 tarihli sorgulama tutanağında; "...Daha önceki ifademde belirttiğim gibi Anayasa Mahkemesinde Fetullah Gülen yapılanması içerisinde bulunan kişilere verilen isimler kendi isimlerine yakın ve çağrıştıran isimlerdi. Benim ismimin ... olarak belirlenmesi de bu çerçevede geliştiğini biliyorum. Bu isimleri S.E.'nin belirlediğini biliyorum. Bu isimdeki kişilerin kimler olduğunu daha önceden bize bildirilmemişti. Ancak yapmış olduğumuz ByLock görüşmelerinde takma isim verilen kişinin kim olduğunu çağrışımlar ve içerik nedeni ile anlayabiliyordum...", "...ByLock görüşmelerinde ... olarak hitap edilen kişinin ... olduğunu anlayabiliyordum." "...[... ID'yi kullandığı anlaşılan ve "yüksek yargıdan sorumlu sivil imam" olduğu anlaşılan Ö.İ. ile ... ID'yi kullanan kişi arasındaki "3)... abi … abiye de soylese e.'ye destek vermiyoruz. ya biz ya da o. veya mmtzi one cikarmaliyiz diye dusunuyoruz" Bu görüşmede ... Abi ve ... Abi diye söylese E.'ye destek vermiyoruz,"] Okumuş olduğunuz ByLock görüşmesinin tarihi de nazara alındığında o tarihte ... Başkanvekili olup, görev süresi dolmak üzereydi. ... olarak hitap edilen kişi ise, o dönem hac görevini yapan ve ... olarak bilinen Anayasa Mahkemesi Üyesi E.T. olduğunu tahmin ediyorum..." ve yine aynı ifadesinde; "...ByLock görüşmelerinde görüldüğü üzere ... olarak hitap edilen kişi benim. ... olarak hitap edilen kişi, S.E., ... olarak hitap edilen kişi ..., ... olarak hitap edilen kişi E.T., ... olarak hitap edilen kişi M.S.'dir. Bu kişiler dışında ByLock kullanan kişi ... olarak bildiğimiz B.Y.'dir..." şeklinde beyanlara yer verdiği görülmüştür.
Bu kapsamda, ... ID numaralı Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü S.E. isimli şahıs ile ... ID numaralı "..." kod adlı sivil imam Ö.İ. isimli şahıs arasındaki 02/10/2015 tarihli mesajlarda bahsedilen hususlar ile ilgili olarak (özellikle "h. abi kararı bugün yayınlandı. karardaki ... abilerin karşı oyu marifesto niteliğinde diye yazdı ... bey" mesajı) inceleme yapıldığında; örgüte müzahir olan ve KHK ile kapatılan STV yayın grubunun Başkanlığı görevini yürüten, örgüte ait muhtelif şirketlerde yöneticilik yapan, hakkında "FETÖ/PDY terör örgütü yöneticisi olma" suçundan kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan H.K. isimli şahsın, 'kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma haklarının ve ifade hürriyetinin ihlal edildiği' iddialarıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu, bu başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesince verilen … tarih ve Başvuru No:… sayılı "başvurunun kabul edilemez olduğuna" yönelik karara, söz konusu ByLock yazışma içerikleri ile uyumlu olacak şekilde davacının, AYM eski üyesi E.T. ile birlikte 'gözaltı süresinin aşıldığı, doğal hâkim, tarafsız ve bağımsız hâkim ilkelelerinin ihlali, kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni bulunmadığı hâlde tutuklama kararı verildiği, itirazın gerekçesiz olarak reddedildiği ve ifade hürriyetinin ihlal edildiği iddiaları' yönünden muhalif kaldıkları ve 26 sayfadan oluşan karşı oy gerekçesi yazdıkları görülmüştür.
Bununla birlikte, davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; "...ByLock mesajında belirtilen H. abi kararı ile belirtilen kararın dosya içerisinde bir sureti de bulunan Anayasa Mahkemesinin 2015/144 başvuru numaralı, 14.07.2016 tarihli ''H.K. Başvurusu'' kararı olduğu, söz konusu kararda sanık ...’ın ve Dairemizin bir başka dosyasında sanık Anayasa Mahkemesi eski üyesi E.T. tarafından muhalefet şerhi yazıldığı, dolayısıyla tanık R.Ü.'nün beyan ve tespitlerinin ByLock yazışmaları ile de doğrulandığı görülmüş, bu ByLock yazışmalarında ''... Abi'' olarak belirtilen kişinin sanık ... olduğu kanaatine varılmıştır..." ve "...Yukarıdaki ByLock yazışmalarından örgüt tarafından ''...'' kod ismi verildiği anlaşılan sanık ...'a örgüt içi iletişim kurması amacıyla … numaralı hattın verildiği ve bu hatta internet yüklendiği anlaşılmaktadır... Gerek S.E. ile Ö.İ. arasındaki ByLock yazışmalarında açıkca ''0531.....50'' ''nosu bu abi'' şeklindeki mesajla ... kod adlı ...'a örgüt tarafından verilen telefon numarasının zikredilmiş olması, gerekse bu numaradan hareketle yapılan incelemede sanığın (davacının) fiilen kullandığını beyan ettiği ve kendisi adına kayıtlı 0505.....50 numaralı hat ile farklı zaman dilimlerinde sanığın (davacının) ikametine yakın aynı baz istasyonlarından sinyal vermesi nazara alındığında örgüt tarafından gizliliği temin amacıyla patates hat olarak tabir edilen ve S.S. adına kayıtlı ''0531.....50'' numaralı kontörlü hattın örgütün kurum sorumlusu S.E. ve yargının sivil imamlarından Ö.İ. ile temas kurmak ve internete bağlanmak amacıyla sanık ...'a verildiği, zaman zaman kontör yüklemesi yapıldığı ve sanık (davacı) tarafından kullanıldığı tespit edilmiştir..." şeklinde tespit ve değerlendirmelere yer verildiği görülmüştür.
Dolayısıyla, yukarıda ayrıntısına yer verilen söz konusu ByLock yazışma içerikleri ve tanık ifadeleri ile davacının yargılandığı Ceza Mahkemesi kararında yer alan tespitler bir arada değerlendirildiğinde; anılan yazışma içeriklerinde "..." olarak bahsedilen kişinin davacı olduğu kanaatine varılmıştır.
Netice itibarıyla, davacının örgüt içerisinde kullanılan kod adına açıkça yer verildiği anlaşılan ve bu kapsamda, davacının örgüt içerisinde aktif bir konumda yer aldığını, örgütün talimatları doğrultusunda hareket ettiğini, Anayasal bir Yüksek Mahkeme olan Anayasa Mahkemesi çatısı altında örgütün amaç ve çıkarlarını gözeten tutum ve davranışlarda bulunduğunu ve örgüt tarafından iletişim amacıyla kendisine cep telefonu ile gsm hattının temin edildiğini, bu hatta örgüt mensuplarınca kontör ve internet aboneliği yüklemesi yapıldığını gösteren yukarıdaki yazışma içerikleri, davacı hakkında işbu dosya kapsamında aktarılan diğer tespitler ile Ceza Mahkemesi kararında yer alan tespitlerle bir arada değerlendirildiğinde, davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.

b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve Soruşturma No:…, Esas No:…, İddianame No:2018/16 sayılı iddianamesinde yer verilen (Dairemizin E:2017/4291 sayısına kayıtlı dava dosyasında da mevcut bulunan), eski yargı mensubu Gizli Tanık ...'ye ait 06/10/2016 tarihli ifade tutanağı; "...Anayasa Mahkemesinde görev yaptığım dönemde doğrudan gözlemlerim, ilişkilerim, raportörlerden cemaat üyesi tanıdıklarımın söylem ve tutumlarına dayanarak söyleyebilirim ki, Anayasa Mahkemesi eski üye ve raportörlerinden ..., E.T., M.O.K., A.K., B.K., M.B., E.T., M.E., H.M.A., R.B., R.Ü., Ö.D., A.Ö., İ.Ç., H.E., M.S., A.R.Ç., H.T.G., S.A., D.B., Ö.Ö., O.T., A.Y.V., S.Y., M.A., S.E., M.Ç., H.A., M.A., B.Y., C.D., Ş.D., M.Ç., S.Ç. ve C.Ş. cemaat üyesidir. Diğer yargı kurumlarında olduğu gibi Anayasa Mahkemesi'nde de cemaat içerisinde hücre yapılanması vardı..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan R.Ü.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/09/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "...Anayasa Mahkemesi eski üyeleri ... ve E.T.'nin cemaat mensubu oldukları konusunda önceden bir bilgim yoktu. Bu üyelerle resmi görevim dışında cemaat mensubu olma çerçevesinde bir görüşmem olmadı. Ancak bu iki üyenin cemaat mensuplarının taraf olduğu bireysel başvuru dosyalarında hep muhalif olduklarını görünce cemaat mensubu olabilecekleri kanaatim kesinleşti. Ondan öncede cemaat mensupları arasındaki konuşmalarda bazı üyelerin cemaat mensubu olduğu kanaatini edinmiştim. Ancak kimler olduğunu bilmiyordum. Zamanla bu kararlardaki tavırları sebebiyle bu iki üyenin cemaat mensubu olabilecekleri kanaatim kesinleşti. Bunlar dışında Anayasa Mahkemesinde, yüksek yargıda yada yargı camiasında cemaat mensubu olarak bildiğim kimse yoktur dedi.
17/25 Aralık 2013 tarihinden sonra Anayasa Mahkemesindeki bazı kararlarda Devlet Kurumlarını zora sokabilecek şekilde yanlı olarak cemaat lehine bir tavır takınıldığı kanaati bende oluştu. Bundan çok rahatsız oluyordum. Bunu mahkeme içerisindeki konumum sebebiyle dile getiremiyordum. Size somut bir dava ile ilgili bu kanaatim konusunda açıklama yapmam, ancak genel izlenim olarak söyleyebilirim. Tek tek dava ismi veremem, ancak Anayasa Mahkemesi olarak bazı konularda yanlış yolda olduğumuzu düşünmeye başlamıştım. Ancak bunu söyleyemiyordum dedi..."
Aynı şahsa ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "...Örgüt mensubu AYM üyeleri ile resmi ilişki dışında herhangi bir irtibatım olmamıştır... Bildiğim kadarıyla son dönemde örgüt mensubu Anayasa Mahkemesi üyeleri nasıl hareket edecekleri konusunda S.E. ile konuşuyorlardı. O da Anayasa Mahkemesi veya yüksek yargı imamı olan sivil kişi ile irtibata geçiyordu. Bunu bana bir defasında kendisi (S.E.) söylemişti..."
Aynı şahsa ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/07/2017 tarihli sorgulama tutanağı; "...Anayasa Mahkemesinde Fetullah Gülen yapılanması içerisinde Anayasa Mahkemesi sorumlusu olan S.E. tüm hususlarda talimat vermekteydi. Bunun verdiği talimatları da aynen yerine getiriyorduk. Bazı arkadaşlar özel hayatları ile ilgili S.E.'ye bilgi vermedikleri zaman sitem ediyordu. Hatta birinde bana ya kocaman üyeler bilgi veriyor ve ona göre hareket ediyorlar, bu bizim arkadaşlar niye bana bilgi vermiyorlar diye sitem ediyordu. Ben üyeler diye E.T. ve ... olduğunu anlamıştım.
Ben önceleri hangi üyenin Fetullah Gülen yapılanması içerisinde olduğunu anlamamıştım. Bu kişilerle benim direk bir bağlantım yoktu. ... Fetullah Gülen yapılanması içerisinde olan raportörlerin odalarına sık sık gelmeye başlayınca bu kişinin yapı içerisinde olduğunu anlamaya başlamıştım. Daha sonra da Fetullah Gülen yapılanması içerisinde verilen talimatlar doğrultusunda muhalefet şerhleri yazmaya başlamaları sonucu bu iki şahsın da Fetullah Gülen yapılanması içerisinde olduklarını anlamıştım. S.E.'nin üyeler diye kastettiği kişilerin de E.T. ve ... olduğunu bu şekilde anlıyordum...
...SORULDU : ... ID'yi kullanan Ö.İ. ile ... ID ile görüşme yapan S.E. arasındaki görüşmelerde "... abi" isminden söz edilmektedir. Bu şahıs kimdir?
S.E.'nin çağrışımlı isimler koyduğunu belirtmiştim. Bu çağrışımlarına dikkat ederseniz ... isminin çağrışımı ...’dır.
SORULDU : Aynı ByLock görüşmelerinde "H. abi kararı bugün yayınlandı. Karardaki ... abilerin karşı oyu manifesto niteliğinde diye yazdı ... bey" şeklinde bir mesajın olduğu görülmektedir. Bu hususu açıklarmısınız?
Bu kararı hatırlıyorum. H.K.'nin talebi ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi bir karar vermişti. Bu kararda Fetullah Gülen cemaat mensubu olan E.T. ile ... muhalefet kalmıştı. Bu yazışmada da görüldüğü gibi ... için ... ismi kullanılmaktadır. Benim isimler hususunda bildiğim ve yapmış olduğum tespiti doğrulamaktadır..."
Aynı şahsa ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05/09/2017 tarihli sorgulama tutanağı; "...Daha önceki ifademde belirttiğim gibi Anayasa Mahkemesinde Fetullah Gülen yapılanması içerisinde bulunan kişilere verilen isimler kendi isimlerine yakın ve çağrıştıran isimlerdi. Benim ismimin ... olarak belirlenmesi de bu çerçevede geliştiğini biliyorum. Bu isimleri S.E.'nin belirlediğini biliyorum. Bu isimdeki kişilerin kimler olduğunu daha önceden bize bildirilmemişti. Ancak yapmış olduğumuz ByLock görüşmelerinde takma isim verilen kişinin kim olduğunu çağrışımlar ve içerik nedeni ile anlayabiliyordum. Burada "..." kod ismi ile belirtilen kişinin çağrışımlar ve konuşma içeriğinden E.T. olduğunu anlayabiliyordum.
Normal günlük konuşmalarda da Fetullah Gülen yapılanması içerisinde bulunan kişilere kod isimleri ile hitap edilmezdi. Ancak ByLock konuşmalarında kod isimleri mutlaka kullanılıyordu. İfademde belirttiğim gibi çağrışımlar ve içeriklerden bu kişilerin kim olduğunu rahatlıkla anlayabiliyordum...
...Ben 2015 ve 2016 yıllarında Fetullah Gülen yapılanması içerisinde yapılan toplantılarda bu kişi hakkında arkadaşlarımın konuşmalarından ve kendi aramızdaki yapmış olduğumuz görüşmelerde ona hitap şekillerinden bu kişinin Fetullah Gülen yapılanması içerisinde olduğunu anlamıştım. Yazmış olduğu muhalefetler sonucunda da bu kişinin Fetullah Gülen yapılanması içerisinde olduğunu kesin olarak anlamıştım. Bu kişi ile yapı içerisinde aynı toplantılara katılmış değilim. Yukarıda belirtilen ByLock görüşmelerinde de olduğu gibi "..." olarak hitap edilen kişinin Anayasa Mahkemesi Üyesi E.T. olduğunu hemen anlamıştım.
Bu üye ile de Fetullah Gülen yapılanması içeresinde yapılan toplantılarda bir araya gelmedim. 2012 yılında Anayasa Mahkemesi Raportörlüğüne başladıktan sonra oda arkadaşım Ö.Ö. idi. Bu kişinin Fetullah Gülen yapılanması içeresinde olduğunu biliyordum. Bu dönemde Ö.Ö.'nün yapı içerisinde ön planda olduğunu gözlemliyordum. ... sık sık Ö.Ö.'nün yanına gelerek sekreter odasında baş başa görüşüyorlardı. Ben bu görüşmeler sonucunda ...'ın Fetullah Gülen yapılanması içerisinde olduğunu anlamıştım. Benim yanımda yapmış olduğu sohbetlerde fazla bir hususta görüşmediklerine şahit oluyordum. Görüşmeler mutad şekilde devam ediyordu. Ancak önemli bir husus olunca ikisi birlikte benim yanımdan ayrılarak boş olan sekreter odasına geçiyorlardı. ByLock görüşmelerinde ... olarak hitap edilen kişinin ... olduğunu anlayabiliyordum.
Fetullah Gülen yapılanması içerisinde bulunan üyeler ve raportörler alman talimatlar doğrultusunda M.B. ve M.Ö. ile ilgili başvurunun muhalefetini çoğunluk görüşünü domine edecek daha doğrusu ezecek şekilde yazılmasını sağlayarak AİHM'de yapılan inceleme sırasında bu muhalefetin ön plana çıkmasını sağlamak ve çoğunluk kararının AİHM önünde güçsüz hale getirilmesini sağlamaktır. Bu genel bir stratejiydi. Aynı strateji H.K. gibi cemaatin önem verdiği başvurularda da uygulanmıştı. Bu kararlara da dikkat ederseniz muhalefet yazan kişiler Fetullah Gülen yapılanması içerisinde bulunan üyelerdi. M.B. ve M.Ö. başvurusunda da yapı içerisinde bulunan E.T. muhalefet oy kullanıp güçlü gerekçe yazdığını ve Fetullah Gülen yapılanması içerisinde bulunan raportörlerin de gerekçeye yardım ettiğini biliyorum...
...[... ID'yi kullandığı anlaşılan ve "yüksek yargıdan sorumlu sivil imam" olduğu anlaşılan Ö.İ. ile ... ID'yi kullanan kişi arasındaki "3)... abi ... abiye de soylese e.'ye destek vermiyoruz. ya biz ya da o. veya mmtzi one cikarmaliyiz diye dusunuyoruz" Bu görüşmede ... Abi ve ... Abi diye söylese E.'ye destek vermiyoruz,"] Okumuş olduğunuz ByLock görüşmesinin tarihi de nazara alındığında o tarihte ... Başkanvekili olup, görev süresi dolmak üzereydi. ... olarak hitap edilen kişi ise, o dönem hac görevini yapan ve ... olarak bilinen Anayasa Mahkemesi Üyesi E.T. olduğunu tahmin ediyorum. E. olarak belirtilen kişi ise o tarihte yapılan seçimde başkanvekili seçilen E.Y.'dir. O. veya mmtzi olarak belirtilen kişilerin ise O.P. ve C.M.A. olduğunu tahmin ediyorum. Tüm ByLock içerikleri nazara alındığında Ö.İ.'nin ... olarak tanıdığımız B.Y.'ye bazı talimatlar ilettiği görülmektedir.
Bu kişi Uyuşmazlık Mahkemesinde o dönem görev yapan Fetullah Gülen yapılanması içerisinde yer alan S.Ş.K.'dir.
ByLock görüşmelerinde görüldüğü üzere ... olarak hitap edilen kişi benim. ... olarak hitap edilen kişi, S.E., ... olarak hitap edilen kişi ..., ... olarak hitap edilen kişi E.T., ... olarak hitap edilen kişi M.S.'dir. Bu kişiler dışında ByLock kullanan kişi ... olarak bildiğimiz B.Y.'dir..."
Aynı şahsın, davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan 27/09/2018 tarihli tanık ifadesinde; "20[1]2 yılında Anayasa Mahkemesi raportörlüğüne atandığını, bu atama öncesinde Anayasa Mahkemesindeki mevcut yapılanmayla alakalı herhangi bir bilgisi olmadığını, devam eden süreçte kendisiyle irtibat kurulduğunu ve FETÖ/PDY örgütü kapsamında ve birtakım sohbet gruplarına dahil olduğunu, raportörlüğe atandığında sanığın (davacının) başkan vekili olduğunu, devam eden süreçte insanların çevresindeki örgüt üyelerinin hal ve tavırlarından ve Alparslan beyle (davacıyla) olan ilişkilerinden belli bir süreye kadar zaten belli tahminlerinin olduğunu, hatta bir defasında bu sohbet toplantısında ''bu üyeler'' şeklinde bir ifade kullanıldığını yani o dönem itibariyle ''cemaat diye bilinen yapıya mensup üyeler'' diye bir tabir kullanıldığını, bu ifadeden birden fazla üyenin bu örgütle bağlantılı olduğunu anladığını, 15 Temmuz 2016 tarihinden itibaren geriye dönük bir yıllık süre içerisinde biraz da bu yapıyla bağlantılı raportörlerin sayısının da azalmasının etkisiyle insanların birbirini daha yakından tanımaya başladıklarını, önceden verilen ifadelerinde detaylarını anlattığını, 2000, 2014 yılı itibariyle örgütün yüksek yargıdaki hakim ve savcıların çocuklarının eğitimiyle görevli olduğunu, bu kapsamda 2014 yılında telefonuna ByLock yüklendiğini, mahkemenin sorumlusu olan S.E. ile bu ByLock programı üzerinden mesajlaştığını, bu yazışmalarda sohbet toplantılarının tarihleri vesaire ve yönetim işleri yanında mahkeme içerisindeki işleyişle alakalı da bazı mesajlaşmalar olduğunu, önemli davalarla alakalı olarak örgüt mensubu üyelerin tavırları hakkında da takım yazışmalar yapıldığını, sanıkla (davacıyla) ilgili olarak ilk zamandan itibaren raportörlerle olan diyaloglarından yola çıkarak bir takım kanaatlerinin olduğunu, son süreçte kritik bir takım davalardaki M.B., M.Ö. ve H.K. başvuruları gibi o dönem itibariyle cemaat yapılanması için önemli olan bireysel başvurulardaki karşı oylarıyla kendi tespitlerin uyuşması sonucu kesin bir kanaate vardığını, son dönemde aynı odayı paylaştığı Ö.Ö. isimli FETÖ mensubu olduğunu bildiği raportörün N. Bey'e o döneme yakın bir tarihte örgüt işleyişiyle alakalı bir şey konusunda kızdığını ve ''bu mahkemede bir iki tane dava adamı varsa birisinin o dönem itibariyle Genel Sekreter Yardımcısı olan B.K. diğerinin de ... Bey (davacı) olduğunu söylediğini,'' Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında daha önce verdiği dört beyanında kendisine ait olduğunu,
Önceki ifadelerinde ByLock yazışmalarında adı geçen ... isimli kişinin ... olduğununa dair beyanlarının da doğru olduğunu, kod isimlerinin asıl isimlerle çağrışım yapacak şekilde verildiğini, Alpaslan ismi ile de tarihi şahsiyetler açısından bağlantı kurulduğunu düşündüğünü ve zaten konuşma içeriğiyle de örtüştüğünü, Alpaslan ve ... isimlerinin de bu anlamda birbirini çağrıştırdığını,
Kod isimlerin kullanılmasının gizliliği sağlama amacından kaynaklanan bir durum olduğunu,
Resmi ilişkiler haricinde sanıkla (davacıyla) bir görüşmesi olmadığını, H.S. ile eğitim birimi faaliyetleri kapsamında irtibatı olduğunu ve H.S.'nin o grubun abisi konumunda olduğunu, orada bahsi geçen ...'in Danıştay tetkik hakimi olan S.K. olması gerektiğini, zaten H.S. ile sanığın (davacının) bir ilgisinin olmasının mümkün olmadığını" beyan ettiği görülmüştür.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt mensuplarının taraf olduğu dava dosyalarında örgütsel saiklerle hareket ederek muhalif oy kullandığına, Anayasa Mahkemesi üyesi olarak örgütün amaçları doğrultusunda nasıl hareket edileceği konusunda örgütün raportör olarak görev yapan Anayasa Mahkemesi sorumlusuna danıştığına, örgüt hiyerarşisi içerisinde bu kişiye bilgi verdiğine, örgüt içerisinde verilen talimatlar doğrultusunda dava dosyalarında muhalif oy kullandığına, Anayasa Mahkemesi Raportörü olarak görev yapan ve örgüt mensubu olan Ö.Ö. isimli şahıs ile sık sık başbaşa görüşmeler yaptığına, kendisinden örgütün Anayasa Mahkemesindeki 'dava adamlarından biri' olarak söz edildiğine, örgüt mensubu örgüt içerisinde örgüt tarafından verilen "..." kod adını kullandığına ve kriptolu özel haberleşme uygulaması olan ByLock uygulamasında örgüt mensupları arasındaki yazışmalarda bu kod isim ile anıldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadelerinin değerlendirilmesi sonucunda, söz konusu tanık ifadelerinin davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.

c) Diğer Hususlar
c-1) Ceza Mahkemesi Kararında Yer Alan ve Örgüt Tarafından Verilen Telefonun Davacı Tarafından Kullanıldığını Belirten 24/10/2017 Tarihli Rapor
Davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; "...Yukarıdaki ByLock yazışmalarından [ilgili yazışma içeriklerine kararımızın "ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi" başlıklı kısmında yer verilmiştir.] örgüt tarafından ''...'' kod ismi verildiği anlaşılan sanık ...'a örgüt içi iletişim kurması amacıyla 531.....50 numaralı hattın verildiği ve bu hatta internet yüklendiği anlaşılmaktadır. Nitekim dosya içerisinde bulunan 24.10.2017 tarihli rapora göre de sanığa (davacıya) örgüt tarafından verildiği anlaşılan ''531.......50 numaralı hattın 22.11.2015 ila 16.07.2016 tarihleri arasında sanığın (davacının) ikamet adresine yakın baz istasyonlarından sinyal aldığı, sadece internet veri aktarımı için kullanıldığı, sanığın (davacının) kullandığını beyan ettiği 505......50 numaralı hat ile farklı zaman dilimlerinde aynı yerden sinyal verdiğinin tespit edildiği, bahse konu gsm hattının kullanıldığı zaman dilimi içerisinde ...'ın ikametine yakın baz istasyonlarından sinyal alması, ... adına kayıtlı GSM hattı ile yine ikametin bulunduğu bölgede ortak baz vermesi hususları dikkate alındığında bahse konu 531.....50 GSM hattının ... tarafından kullanıldığı kanaatine varıldığı'' belirtilmiştir.
Gerek S.E. ile Ö.İ. arasındaki ByLock yazışmalarında açıkca ''0531.....50'' ''nosu bu abi'' şeklindeki mesajla ... kod adlı ...'a örgüt tarafından verilen telefon numarasının zikredilmiş olması, gerekse bu numaradan hareketle yapılan incelemede sanığın (davacının) fiilen kullandığını beyan ettiği ve kendisi adına kayıtlı 0505.....50 numaralı hat ile farklı zaman dilimlerinde sanığın (davacının) ikametine yakın aynı baz istasyonlarından sinyal vermesi nazara alındığında örgüt tarafından gizliliği temin amacıyla patates hat olarak tabir edilen ve S.S. adına kayıtlı ''0531.....50'' numaralı kontörlü hattın örgütün kurum sorumlusu S.E. ve yargının sivil imamlarından Ö.İ. ile temas kurmak ve internete bağlanmak amacıyla sanık ...'a verildiği, zaman zaman kontör yüklemesi yapıldığı ve sanık (davacı) tarafından kullanıldığı tespit edilmiştir..." tespit ve değerlendirmelerine yer verildiği görülmüştür.
Bu durumda, davacı hakkında dosya kapsamında yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının örgüt sorumluları ile temas kurması ve internete bağlanması amacıyla örgüt tarafından temin edilerek kendisine verildiği anlaşılan ''0531.....50'' numaralı kontörlü gsm hattının, bizzat davacı tarafından kullanıldığını belirten söz konusu rapor ve tespitin, davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
c-2) Unvanlı Görev
Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgeler ile UYAP kayıtlarının incelenmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün kamu kurumları ile yargıda etkin olduğu dönemde Anayasa Mahkemesi Üyeliği görevine atandığı görülmüştür.
Kararımızın ""FETÖ'ye ve FETÖ'nün Anayasa Mahkemesi Yapılanmasına İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcıların örgütün amaç ve stratejilerinin gerçekleştirilmesini sağlamak maksadıyla üst görevlere getirilmesi hedeflenmiş ve örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK'da etkin olduğu dönemde örgüt yöneticilerinin yönlendirme ve telkinleriyle örgüt mensuplarının üst görevlere getirilmesi sağlanmıştır.
Nitekim, yargı mensubu olarak görev yapmış ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olan R.A. isimli şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında yer alan, "...Ben Tatvan'dan sonra 2010 yılında Konya Ereğli'ye hakim olarak atandım. Burada göreve başladıktan sonra cemaat adına şuan soyadını hatırlayamadığım ve mesleğini bilmediğim İ. isimdeki bir şahıs cemaat adına benimle irtibata geçti ve ben burada maaşımdan cemaate gönderdiğim parayı bu şahsa verdim. Bu şahıs bana unvanlı görev talep etmemi tavsiye etti. Ben de onun yönlendirmesiyle hatırladığım kadarıyla 2012 yılının Kasım, Aralık ayları gibi Ankara ili Batıkent semtindeki cemaate bağlı şuan ismini hatırlayamadığım bir liseye gittim. Burada hakim olduğunu bildiğim ancak idari görevi hakkında bilgi sahibi olmadığımı E.D. isimli şahısla tanıştım. O, benim Ankara'ya neden geldiğimi zaten biliyordu. O, beni İ.O.'ya yönlendirdi. Ben, E.D.'nin HSYK'da görevli olduğunu daha sonra öğrendim. Ben, İ.O.'yu makamında ziyaret ettim. Burada kendisine unvanlı görev talep ettiğimi ilettim. O da benim talebimi not aldı ve daha sonra 2013 yılı yaz kararnamesi ile Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak atandım..." yönündeki ifadesi de yukarıda yer verilen tespitleri doğrulamaktadır.
Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgeler ile UYAP kayıtlarının incelenmesinden, davacının, Anayasa Mahkemesi raportörü olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY terör örgütünün kamu kurumları ile yargıda etkin olduğu dönemde önce 26/02/2010 tarihinde Denizcilik Müsteşar Yardımcılığı görevine atandığı, kısa süre sonra 27/03/2010 tarihinde Anayasa Mahkemesi Yedek Üyesi olarak seçildiği, ardından 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği sonrasında 03/04/2011 tarihinde Anayasa Mahkemesi Asıl Üyesi olarak görev aldığı ve kısa süre sonra 26/10/2011 tarihinde Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliği görevine seçildiği ve 26/10/2015 tarihine kadar bu görevi yürüttüğü anlaşılmıştır.
Bununla birlikte, davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında da; "...sanığın (davacının) kısa sürelerle Cumhuriyet savcısı olarak çalıştığı Siverek ve Zara'dan sonra FETÖ/PDY silahlı terör örgüt mensubiyeti nedeniyle Anayasa Mahkemesi raportörlüğüne görevlendirildiği, raportör hakimlikten Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilme kriterlerini taşımamasına karşın uygulama ve teamüllerin aksine bir şekilde önce Denizcilik Müşteşarlığı Müsteşar Yardımcılığına, yine genel uygulamaların tersine 33 gün sonra Anayasa Mahkemesi yedek üyeliğine seçildiği, yasa gereği asıl üyeliğe geçişi takiben kendisinden daha uzun süre görev yapan kıdemli üyeler bulunmasına karşın yaklaşık 6 aylık bir sürede Başkan Vekilliğine seçildiği ve bu görevi dört yıl süreyle 26.10.2015 tarihine kadar yürüttüğü,... anlaşılmıştır..." tespit ve değerlendirmelerine yer verildiği görülmektedir.
Netice itibarıyla, davacının, FETÖ/PDY terör örgütünün kamu kurumları ile yargıda etkin olduğu dönemde, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya uygunluğunu denetleyen ve bireysel başvuruları karara bağlayan Anayasal güvence altında bulunan bir Yüksek Mahkeme olan Anayasa Mahkemesine kısa süreler içerisinde üye ve başkanvekili olarak görevlendirilmesi hususu, yukarıda yer verilen diğer tespitler ve Ceza Mahkemesi kararında yer alan değerlendirmeler ile birlikte incelendiğinde, davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.

AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.

Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (.../Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun … tarih ve E:… (Değişik İşler), K:… sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,

3. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,
13/06/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın