5. Daire 2017/9153 E. 2021/4356 K. — Danıştay Kararı
5. Daire 2017/9153 Esas 2021/4356 Karar 07.12.2021
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2017/9153 E., 2021/4356 K.
T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2017/9153 Karar No : 2021/4356
DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... -E Tebligat-
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ile bu karar nedeniyle yoksun kaldığı maaş ve diğer tüm özlük haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Hakimlik teminatı dikkate alınmaksızın ve disiplin soruşturması yürütülmeksizin meslekten çıkarılmasına karar verildiği, savunma hakkının, masumiyet karinesinin, etkili başvuru hakkının, adil yargılanma hakkının, suç ve cezaların geçmişe yürümezliği ilkesinin ihlal edildiği, Anayasa'ya, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'na ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olarak usule ilişkin işlemlere riayet edilmediği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Davacının samimi ikrarının ve dava dosyasında yer alan ifade tutanağının değerlendirilmesinden davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurduğundan, bu kararların özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)'nin 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturduğu açıktır. Söz konusu müdahale sonradan kanunlaşan bir kanun hükmünde kararname hükmü uyarınca tesis edilmiş olup kanunilik şartını taşımaktadır. FETÖ ile iltisak ve irtibatı sabit olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücü ayrıcalığının güçlü bir tezahürü niteliğindeki yargı yetkisini kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, milli güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik olduğundan meşru bir amaca dayanmaktadır. Anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla, söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz etmediği söylenemez. Öte yandan demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü halin varlığı halinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hale gelmektedir. Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbirdir. Ayrıca dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin 2. fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen çekirdek haklardan olmadığı açıktır. Sonuç olarak davacı hakkında tesis edilen dava konusu karara ilişkin yukarıda aktarılan gerekçeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının sabit olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği görüldüğünden dava konusu kararda hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ...'NUN DÜŞÜNCESİ: Dava, FETÖ/PDY örgütü ile İltisak ve İrtibatı sabit görülen davacının yargıya mensubiyetinin uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın yeniden inceleme talebinin reddine dair işlemin iptali ve yoksun kalınan haklarının tazmini istemiyle açılmıştır. Anayasanın 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz. Meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Hakim ve savcıların meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.", Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, ... meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; hükümlerine yer verilmiştir. 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 53. maddesinde," Hakim ve savcıların bu kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi... hallerinde görevleri sona erer." hükmü yer almıştır. 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. Maddesinin (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmalan uygun görülmeyenler hakkında karar verme işlemi Kurulun görevleri arasında sayılmış, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır. 15.7.2016 günlü darbe girişimi sonrası; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa'nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükümete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki tavsiye kararı üzerine Bakanlar Kurulu'nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olanların mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ve belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alındığında davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Ceza yargılamasında hükme esas alınacak kanıtların kesin ve şüpheye mahal bırakmayacak kuvvette olması gerekir. Ancak disiplin cezalarında her türlü done değerlidir ve kanaat oluşumu için önem arzeder. Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir. Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur. Dosyanın içeriğinden ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ 1) Genel Olarak Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ... Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek ... Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç ... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir. Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kalınan maaş ve diğer tüm özlük haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda …. Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurularının ise … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesi … tarih E:…, K:… sayılı kararıyla esastan reddedildiği, anılan karara karşı yapılan temyiz başvurusunun da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının … esasına kaydedildiği ve Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...” Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.” Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.” Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.” AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.” Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.” Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE 1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir. Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70). Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır. Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır. Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir. Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır. 06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır. Bu kapsamda, 10/03/2020 tarihli ara kararımızla, davacı hakkında ilave bilgi ve belgeler içeren ve 01/11/2018 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş olan davalı idarenin 07/09/2018 tarihli ikinci savunma dilekçesi ve ekinde yer alan bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmesine karar verilmiştir. Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir. Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır. AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46). Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır. Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir. 1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır. ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir: "Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır... Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir... HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır. Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır... Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir... Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..." Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür: Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.” Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı ... kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.” Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.” Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur. Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete ... kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28). AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir. Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir. Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar. Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. ... tarihli ve ... sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir: Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.K.C. isimli şahsa ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 30/11/2017 tarihli sorgulama tutanağı: "...Ben staja başladıktan sonra murakıplık yapacağım şuan ismini hatırlamadığım kişi tarafından bana söylenmişti. Daha sonra yine staj yaptığım esnada R.U. beni alarak Kurtuluş Metrosu yakınında bulunan, şuan gösterebileceğimi düşündüğüm üst dönemlerin staj evi olduğunu bildiğim bir eve götürdü. Bu eve gittiğimizde sermurakıpların üstü olan ... kod adlı, idari yargıda hakim olduğunu bildiğim bir şahıs vardı. Ayrıca R.U. ve benim dışımda ... kod adlı Y.K., ... kod adlı M.K., ... kod adlı ..., Kod adını hatırlamadığım (kod adı ... olabilir ancak tam olarak emin değilim) E.E. vardı. Ancak başka biri var mıydı tam olarak hatırlamıyorum. Burada bulunan herkesin murakıplık yaptığını biliyorum. Burada Seda kod adlı şahsın yapmış olduğu toplantıda bana murakıplık görevi ve murakıplık döneminde kullanacağım Sema kod adı verildi. Benim dışımda bu toplantıda Y.K.' ya murakıplık görevi ve ... kod adı verildiğini biliyorum. Yine benim dışımda R.U.'ya murakıplık görevi ve kod adı verildiğini biliyorum. Ancak kod adını hatırlamıyorum. Ayrıca ... kod adlı M.K., ... kod adlı ..., kod adını hatırlayamadığım E.E. de murakıplık görevini bize devretti ancak bunlar görevi bize devretmesine rağmen bir müddet murakıplık görevini bunlarla beraber murakıplığı anlamak, öğrenmek amacıyla yaptık... ... kod adlı ... murakıp olarak görev yapıyordu. Hatta bu yapının tabiri ile dörtlüklerin kalmış olduğu çalışma ve mülakat evlerinde bu görevi yaptığını biliyorum. Bu şahısla beraber murakıplık yaptığımızdan dolayı biliyorum... ... kod adlı ...: Memleketini ve hangi okuldan mezun olduğunu bilmiyorum. Adli hakimdir. Esmer tenli, orta boyludur. Dörtlük grubunun murakıbıdır. Görsem teşhis edebilirim." Aynı şahıs 02/12/2017 tarihli Fotoğraftan Teşhis Tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir. Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ç.D. isimli şahsa ait, ... Şube Müdürlüğünce düzenlenen 05/05/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı: "Bu toplantıya hatırladığım kadarıyla ben, B.H.E., B.B., T.D., ..., Ş.Y., S.Ş., ..., isimli şahıs katıldı. Bu toplantıda bu isimler dışında başka biri var mıydı ondan tam olarak emin olamıyorum. Bu toplantıda ... kod adlı şahıs bize metro hattı güzergahından ev tutmamızı, üniversite hayatının geride kaldığını ve bu dönemi unutmamız gerektiğini, bizim cemaatte kaldığımızı bilen kişilere cemaatten ayrıldığımızı söylememiz gerektiğini, devrecimizin H.Ç. olduğunu, H.Ç.'nin altında sorumlu olacağı üç ev tutmamız gerektiğini söylemişti... Devrecimiz H.Ç.'nin sorumlu olduğu Maltepe semtinde bulunan 11. dönem Ankara Adliyesi'nde staj yapan hakim-savcıların kalmış olduğu evde M.T., ..., G. isimli şahıs, H.D. vardı... ...; bu şahsın Urfalı olduğunu hatırlıyorum. Hangi üniversite mezunu olduğunu bilmiyorum. Bu şahısla yapının staj evinde birlikte kaldım. Sonrasında hakim hakim olup ihraç olduğunu biliyorum. Görsem teşhis ederim." Aynı şahıs 07/05/2018 tarihli Fotoğraftan Teşhis Tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir. Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.T.G. isimli şahsa ait, ... Şube Müdürlüğünce düzenlenen 16/04/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı: "Devrecimiz H.Ç.'nin sorumlu olduğu 1. Staj evi Demirtepe semtinde idi ve bu evde benimle beraber kalan şahıslar G.D., H.D., ... isimli şahıslardı. ...; Bu şahıs Urfalı'ydı. Diyarbakır hukuk mezunuydu. Bu şahıs ile staj döneminde aynı evde kaldım. Sonrasında hakim iken ihraç olduğunu biliyorum. Görsem teşhis ederim." Aynı şahıs 16/04/2018 tarihli Fotoğraftan Teşhis Tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir. Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.Ç. isimli şahsa ait, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "Bu kişi beni telefonla aradı. Ankara'daki evlerde kalma teklifinde bulundu. Ben de dershaneye gitmek ve evlerde barınmak amacıyla bu evlerde kalabileceğimi, ancak sizin yönlendirmelerinizle çalışmayacağımı söyledim. O da sen gel sadece barınma amaçlı kalabilirsin dedi. Daha sonra ben Ankara'ya geldim. Beni Ankara'da D.K.E. karşıladı. Ben bu kişiyi daha önceden tanımıyordum. Ankara'da Kızılay'da bir buluşma noktası belirledik ve buluştuk. Sonra beni Keçiören'de bir cemaat evine yerleştirdi. Evde toplam benimle birlikte dört kişi vardı. Hepsi hukukçuydu. İsimleri ..., H.K. ve F.B. vardı. Bu isimler hepsi hakimliği kazandılar. Ancak sonradan ihraç olduklarını duydum." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.S. isimli şahsa ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/12/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: "...; H.C.'nin sorumlu olduğu aday evinde kalıyordu. Fethullah Gülen cemaati mensubu olduğunu biliyorum." Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır. Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, örgütün staj evlerinde kaldığına, örgütün çalışma ve mülakat evlerinde murakıplık yaptığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
b) Davacının Kendi Beyanları: Davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... ayılı mahkumiyet kararında yer alan, davacının etkin pişmanlık hükümleri kapsamında Niğde Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 12/08/2016 tarihli savunması: "Ben 2000- 2002 yılları arasında yani üniversite 1 ve 2. sınıftayken Diyarbakır'daki Mehmet Akif Ersoy Kız yurduna kaydoldum. Bu devlet yurduydu, ancak 1. sınıftayken yurtta ilk geldiğim gün ben valizlerimi çıkarmak için üst kata çıkıp tekrar aşağı indiğimde teyzemin yanında örtülü bir bayan vardı, yanlış hatırlamıyorsam ismi A. idi. Bunlar teyzeme özel bir yurdun olduğunu, şartlarının iyi olduğunu söylemişler. yurdun adı Özyurt ve Fethullah Gülen'e bağlı bir yurttu. Ancak ben onların yurduna kaydolmadım. Ancak zaman zaman beni yemeğe çağırırlardı, haftasonları kaldığım olurdu, benimle ilgilenirlerdi. İlgilenirlerdi dememdeki kasıt, bana sahip çıkarlardı, zaman zaman çay saatı adı altında yaptıkları sohbetlerine katılmışlığım vardır. Sanırım o zaman 2000 yılında idik. Ancak benim çay saatinde dayatma gibi sohbet yapmaları hoşuma gitmemeye başlamıştı ve bu çay saatlerine katılmamaya başladım. benim H.T. isimli dayım "okuyucu" grubundandır, Risalei Nur okur, bunlar Fethullah Gülen'e ait cemaatten farklıdırlar, dayım da bana Risalei Nur okumamı tavsiye ettiği için hem lise döneminde, hemde üniversitede okumaya çalıştım. Ancak lisede daha çok A.A. isimli şahsın kitaplarını okudum. Bu şahıs Roterdam İslam Üniversitesinde İslam profesörüdür. Bu şahıs da okuyucu grubundandır. Bu gittiğim yurtta ise Fethullah Gülen'in sohbetleri okunur, teypten kaseti dinlelitilirdi, ayrıca Risalei Nur'da okutulurdu. Ancak dediğim gibi ben birkaç kez bu çay saati sohbetlerine katıldım, sonra bunu dayatma şeklinde katılmak mecburmuş gibi tuttukları için ben gitmedim. Yani 2001 yılından sonra ben bu yurda gitmedim. kendi devlet yurdumdan başka bir yerde kalmadım. Ancak 2003 ve 2004 yıllarında 3 kız arkadaşımla birlikte Batıkent'te ev tutup orada kaldık. Bildiğim kadarı ile diğer kız arkadaşlarımın cemaatle bir bağlantısı yoktu, evimizin tüm ihtiyaçlarını kendimiz görürdük. Bizim dışımızda daha doğrusu sınıftan arkadaşlar dışında cemaatsel bağı olan kimse evimize gelmiş değildir. Kesinlikle bu evde sohvet ve benzeri toplantı da yapılmış değildir. Ben 2005 yılında Gaziantep barosuna bağlı olarak avukatlık stajımı tamamladım ve sonrasında S.K. adında üniversiteden sınıftan ve Antep'li olan arkadaşımla ... Hukuk Bürosunu açtık, bir yıla yakın avukatlık sürecim oldu, bu süreçte kesinlikle cemaatle bir bağlantım olmadı. Benim ailemin muhafazakar bir yapısı vardı ve ben 5 vakit namazımı kılarım, bunuda hiçbir zaman saklayıp gizlemedim, ibadetler Allah ve kul arasındadır ancak ben 2007 yılından beri gece namazımı aksatmadan kılmaya çalıştım. Ben 2007 yılında Erciyes Üniversitesinde yüksek lisansa yaparken kendini S. olarak tanıtan ve bir kamu kurumunda çalıştığını söyleyen ancak nerede çalıştığını bilmediğim, kısa boylu, sarışın bir bayan benimle konuşmak istedi ve bana hakim olmak isteyip istemediğimi sordu, ben önce onu tanımak istedim, ancak bana bilgilerini vermedi. Bende önce durumundan şüphelendim, bana bu kez 1 hafta sonra tekrar geleceğini söyledi. Bir hafta sonra tekrar görüştük, bana Ankarada'daki Hakim Adaylarının çalışma evlerinden bahsetti. Ben önce asistan olmak istediğimi söyledim. (hatta o dönem Erciyes Üniversitesinde asistanlık sınavına da girdim ancak elendim) Ben bu bayanın tavsiyesi ile Ankara'da Etlik'te adresini hatırlamadığım bir evde kalmaya başladım. Benimle birlikte iki bayanda oradaydı, onlarda hakimlik sınavına hazırlanıyorlardı. Bunlardan birisinin ismi S.'di, soy ismini hatırlamıyorum, ancak bu bayan cemaatle ilgili olmayan bir kişi ile evlendiği için bağlantısının tamamen koptuğunu biliyorum. Ben zaten bununla 3 aylık çalışma kampında kaldım, ondan sonra da görüşmedim. Daha doğrusu S. sınavdan sonra evden ayrılmıştı, benden sonra hakimlik sınavını kazandı. Söylediğim gibi soy ismini bilmiyorum. Diğer bayan F. isimli bayandı, onunda soy ismini hatırlamıyorum. Bunların soy ismini hatırlamamamın bir sebebi bu eve girdiğimizde Serpil kod adlı hakim stajeri olarak bildiğim bir bayan yine kod adı Ç. olan hakim stajeri olarak bildiğim diğer bayan bu eve girerken beni ve diğerlerini sıkı sıkı tembihleyerek birbirimiz hakkında, özel hayatınızla ilgili birbirimize bilgi vermememizi söylemişlerdi. Bu şahıslarla sonra ben görüşmedim, ancak yüzlerini simalarını hatırlıyorum. Eğer ki fotoğraflı bir liste önüme gelirse bunların teşhisini yapabilirim. Ben 3 ayın sonunda sınavı kazanmıştım, günde 10 saat ders çalıştırıyorlardı. Bize geçmiş yılların çıkmış sorularını getiriyorlardı. Yine o zaman themis isimli kitabın sorularını çözüyorduk. 3 ayın sonunda yeniden bir grup oluşturup ders çalıştırmaya başladılar. Sonradan öğrendiğime göre bunlar evleri derecelendirmişler, çünkü bazı evlerde daha önceden sınavı kazanan stajer hakimler ders anlatıyorlarmış. Ancak dediğim gibi çok gizli bir yapılanmaları olduğu için bunu ben sonradan öğrendim. Sanırım birisi ağzından kaçırmıştı, ağzından kaçıranı hatırlamıyorum. Yine öğrendiğim kadarı ile bu çalışma gruplarında 5 grubun olduğunu yakın zamanda öğrendim bunu ben basından öğrendim. Ben o zaman kendi çıkarımı 3.dereceli grupta olduğunu öğrendim. buradaki derece kastı itaat ve dini kriterlere uyamla alakalıdır. Tabi birde güven. Ben staja başlayınca o evden ayrıldım ve yine bunlara bağlı yeni bir eve geçtim, o evde benim gibi onların evinde kalıp da sınavı kazanan A.A. ile M. isimli soy isimini hatırlamadığım bir hakim stajeri vardı. A. Çankırı'lıydı, M. doğuluydu ancak nereli olduğunu hatırlamıyorum. Ancak Erzurum yada Erzincan olabilir, o evin sorumlusu bendim. Bana abla demezlerdi, (ben A.'yı ve M.'nin cemaatten ayrıldığını biliyorum. Benim görüştüğüm ... kod adlı abla A.'nın artık cemaatte olmadığını, onu aramamamızı söyledi. M.'i de şöyle biliyorum o cemaat dışı evlilik yaptı, biraz da asiydi onunda adını cemaat içinde hiç duymadım. Yani 2011'den sonra duymadım). Beni o eve kod adı ... olan ve o zamanda meslekte hakim olduğunu düşündüğüm yine görsem tanıyacağım bir bayan gönderdi. Sürekli kod adı kullandıkları için ben bunların açık kimlik bilgilerini bilmiyorum. H. benimle hep birebir konuşurdu ve ev dışında pastanede, restoranda buluşarak konuşurdu. Evdekilerle ilgili benden bilgi alırdı, namaz kılıp kılmadıklarını sorardı. Benim ve diğerlerinin uyması gereken kurallar vardı ancak bunlar kesinlikle yazılı değildi zaten bu yapıda yazılı birşey yada bir makbuz, yada bir belge söz konusu değildi, herşey sözlüydü ve şunu da söylemek istiyorum, biri diğerini ararken eğerki bu cemaat ile bağlantılı birşey ise kesinlikle sabit hattan görüşülürdü. Sabit hattan kastım evde kurulu telefonlar değildir, mesela ben lokantadaysam benim cep telefonumum cemaatsel bir konuyu konuşmak isteyen diğer bir şahıs büfedeki bir telefondan yada bir telefon kulübesinden ararlardı. Bunların "ruhsat" adını verdikleri "izinleri" vardı. İzin dediğim şey normal şartlarda yapılması hoş görülmeyen ancak Fethullah Gülen'in tüm bu ruhsatları ya kaza aleminde Peygamber Efendimiz ile görüşerek aldıklarını bildirilen durumlardı. Örneğin normalde içki içmek haramdır ancak büyük abilere gerekirse içki içmeleri söylenmiş. Bana söyleyen olmadı. Bayanların giyimi kuşamı ...'in giyim kuşamına yakın olacak, ramazanda oruç tutacaksınız ancak oruçta olsanız elinizde su şişesi ile gezeceksiniz ve eğerki ramazanda bir meslek büyüğü size birşey ikram edecek olursa orucunuzu bozup onu içeceksiniz, ancak sonrasında orucunuza devam edeceksiniz, sonrasında da kazasını yapacaksınız şeklindeydi. (Ancak ben hiçbir zaman bu şekilde yapmadım. Hatta oruçsuz olmam gereken özel dönemlerimde bile ben onların söylediği gibi hareket etmedim, elimde su şişesi taşımadım, başkasının yanında birşey yeyip içmedim.) Yine bana ilginç gelen "izinlerden" birisi de "bayanlar özel dönemlerinde olsalar bile cüz cüz şeklinde kuran okusunlar" şeklindeki izinleriydi. (Ben bunu yapmadığım için bana da kızmışlardı.) O zamanlar bana cemaatin güzel gelen tek yönü bizden okuduğumuz Kuran, cevşen, risale, Fethullah Gülen'in kitabı ve cevşenin kaydını isterlerdi. Kaç sayfa okuduğumuzu sorarlardı, o dönem bende Fethullah Gülen'in kitabını okuyordum çünkü zorunluydu, o dönemde kötü birini olduğunu bilmiyordum. O dönemde devlet de milletde onların arkasındaydı. hatta o dönem Türk okullarının yarışmaları olurdu, yabancı öğrenciler Türkçe şarkı söylediğinde ben Türk vatandaşı olarak gurur duyardım ve o dönemde de bütün siyasiler de bunları ağlayarak izlerdi. Ayda iki üç gün nafile oruç tutmamızı isterlerdi. Yine tesbih çekme, selavat getirme ödevleri olurdu. Ben hep şunu düşünürdüm, Kuran'ı Kerim okumamızı isteyen insanlar kesinlikle kötü olamaz. Ben belirttiğim bu "izinlerin" de dereceye göre verildiğini düşünüyorum. Benim derecemden yüksek ev sorumlusuna daha farklı "ruhsatlar yada izinler" verilmiştir. Benim evimdeki öğrenciler biraz itaatsiz, derece olarak da düşük öğrencilerdi. Ben kendi derecemi dahi bilmiyorum ancak onların benden düşük olduğunu biliyorum. Yine bizi namaz kıldığımızı gizlememiz hususunda sıkı bir şekilde uyarıyorlardı. Ancak ben namaz kıldığımı kendiliğimden kimseye söylemesemde sorana kıldığımı söyledim. Ben staja başladığımda bu cemaatteki kod adı ... olan abla bana "Allah rızası için Afrikadaki yoksullar için ve dünyanın dört bir yanındaki Türk Okulları için maaşımın %15'ini cemaate aktarmamı istedi. Ancak parayı elden alıyordu, bizzat ben parayı kendisine verdim. Staja başladığımdaki ilk maaşımı verdim, devamında da staj boyunca 2.5 yıl %15 elden bu bayana ben para verdim. Staj içinde bize söyledikleri "bayanların cemaat içinde evlilik yapması" idi. Biz stajda üç yada dörde bölünmüştük gruplar birbirini tanımıyordu ve gruplar küçük sayılardan oluşuyordu. Benim gruptaki kişiler E.E., T.D. ve C.Y. vardı. Bunlar benim sınava hazırlandığım evden değillerdi, ancak o yapının evlerinden gelen insanlardı, söylediğim gibi gizlilik esas olduğu için kimse kimseyi çokta bilmiyordu. Bu üçünün de açığa alındığını ilk listeden görmüştüm. Yalnız bu şahısların 2013 yılından sonra cemaatle irtibatlarının olup olmadığını bilmiyorum. Bunlardan sadece E.E. ile telefonla görüşmüşlüğüm vardır, cemaatsel konular telefonda görüşülmediği için cemaatle bağları ne durumdalar bilmiyorum. Yüzyüze 2013 yılından sonra bunlarla hiç görüşmedim. Cemaatsel konulardaki kastım cemaate itaat, dini vecibelerdir. Söylediğim gibi benim cemaatteki derecem düşüktü bunun için beni istişarelere yada toplantılara çağırmazlardı. Çağırsalar da önemli bilgiler verilmezdi. Bu toplantılarda ismini verdiğim E., T. ve C. vardı. Başımızda da kod adı ... olan hakim vardı. Bunlar dışında kimseyi bilmiyorum. daha doğrusu çok titiz bir yapılanma vardı, kimse kimsenin yanında namaz kılmıyordu, herşey saklanıyordu, kim nedir bilemiyorduk. Bana ... kod adlı (nerede çalıştığını bilmediğim esmer, uzun boylu, zayıf, kara kaşlı, kara gözlü, güzelce olan ) hakim farklı farklı dönemlerde evlenmem için toplamda 6-7 kişilik bir erkek CV'si getirdi, gelen kağıtlarda yada notlarda; kişisel fiziki görünümle ilgili bilgiler vardı. İsimleri yazmazdı, ben yaş olarak dönemimden büyüktüm muhtemelen bana tavsiye ettikleri cemaatte derecesi yüksek olan erkeklerdi onlar için tedbir noktasında isimlerini vermediklerini sonradan öğrendim. Bu şahıslarda meslektaştı. Ben bu kişilerin hiçbiri ile görüşmedim. çünkü tuhaf bilgiler vardı, mesela birinin CV'sinde "evlendikten sonra yengesi ile yaşamak istediği " yazıyordu. Ben dindar birisi olsun istiyordum ancak onlar bana hep itaati yüksek olanlarını sunmak istiyorlardı, hiçbirinin ismini bilmiyorum, söylediğim gibi görüşmedim. Staj döneminde de evlilik yapmayanların derecesi düşürülüyordu. Hatta ben bana sunulan son kişiyi de istemeyince bana tepki olarak "senin kriterin ne 1.80 mi istiyorsun, derdin ne" gibisinden çıkışları olmuştu. Bu çıkışı ... kod adlı abla yapmıştı. Ben 2011 yılı Temmuz yada Ağustos ayında ... ... ilçesine kura çektim, ilk altı ay beni hiç arayıp sormadılar bende para vermedim. Bende kimse ile irtibata geçmedim. Sonrasında Sivas merkezde hakim olarak çalışan ismini bilmediğim bir şahsın Ö. isimli eşi beni sabit hattan arayıp evine davet etti, bana cebimden yada iş telefonumdan ulaşmış olabilir. ben onlardan olduğunu tahmin edip Sivas'taki evine gittim. Evin nerede olduğunu hatırlamıyorum, hakim olan eşini hiç görmedim, evi de lojmanda değildi. Bana bu bayan "ayda bir burada program yapalım, buluşalım, kitap okuyalım" dedi. Ben 3-4 kez o eve gidip geldim. Ancak gidip gelmem ayda, iki ayda bir şeklinde seyrekti. Benden o 6 aylık birikmiş parayı istediler ben o an maddi durumum uygun olmadığı için vermek istemedim. Ancak sonraki gittiğim seferlerin hepsinde de %15 kadar olmasa da para verdim, vermediğim paranın da hesabının yazıldığını söylediler. Söylediğim gibi o hakim kimdi bilmiyorum, kadını da görsem tanımam. Divriği'deki meslektaşlarım sicil olarak benden üstteydi, hiçbiri ile yakın diyalog kurmadım. Dolayısıyla onları çokta tanımıyorum, sadece meslektaş olarak görüşüyordum. Amerika'ya gidene kadar sadece cemaatsel anlamda bu eşi hakim olan Ö. isimli bayanla görüştüm başka da kimse ile görüşmedim. 2013 yılında yüksek lisans için HSYK'dan izin aldım, daha doğrusu dil puanım olduğu için yüksek lisans amacı ile HSYK'ya başvurmuştum, başvuruma olumlu yanıt verildi ve Amerika için bana izin çıktı.Yine benimle birlikte yüksek lisans izni çıkan M.K. isimli idari hakim ile tanıştım. daha doğrusu ismini Amerika'ya gidecekler listesinde görünce ben sanırım mail atmıştım, o da mail ile cevap vermişti. Benim mail adresim kadriyeakinci@hotmail.com'dur. O benden Amerika'ya yaklaşık 2 hafta önce gitti ben oraya gidence beni karşıladı, ev bulmama, araba almama yardımcı oldu. Ben onu gitmeden tanımıyordum ancak onun benimle ilgili bilgisinin olduğunu düşünüyorum. Çünkü bana çok fazla yardımcı oluyordu. Hatta bir keresinde evimi değiştirince "neden bana sormadan yaptın" gibisinden sitem etti. Bu M. isimli şahısla benim evim aynı sitenin içerisindeydi. Bana yine aynı şekilde kimsenin yanında namaz kılmamamı, tedbire riayet etmemi ısrarla söylüyordu. Amerika'dayken %15'lik maaşımın kısmını da bu M.'e yine benim açımdan aynı gerekçelerle (Allah rızası için) verdim, verdiğim parayı da hiç sorgulamadım. Hatta eşi de yanıma geldiğinde onların evine gidip yine biz dini kitap okuduk. Fetullah Gülen'in kitabı olup olmadığını hatırlamıyorum ancak bende yoktu. M. isimli şahsın da yapının abilerinden olduğunu düşünüyorum. Daha sonra eşi nedensiz bir şekilde bana mesafe koymaya başladı. sanırım Türkiye'ye de benim hakkımda kötü notlar göndermişler, "bunun evlenmesi lazım, durmaz vs." gibisinden notlar göndermişler. Dolayısıyla benim cemaatteki derecemi iyice düşürdüler. Belki de sildiler. bu M. ve eşi yüzünden ben çok kötü günler geçirdim. Esasında önce çok iyi başladık ancak sonrasında sanırım eşinden dolayı aramız bozuldu. Hakim M.K.'nın da bu yapılanmada önemli biri olduğnu düşünüyorum. Açığa alınıp alınmadığını bilmiyorum. Amerika'da 6 ay kaldıktan sonra yaz tatili için Türkiye'ye geldim, geldiğimde bizimle yani cemaatle hiç bağlantısı olmayan şu anda ismini vermek istemediğim arkadaşıma bu durumları anlattım ve cemaate artık farklı gözle baktığımı, dargın olduğumu, soğuduğumu, eskisi gibi olmadığımı söyledim. O da bana iyi yapmışsın dedi. Ben Türkiye'deki tatilimde Ankara'da ... kod adlı hakimle görüştüm bu M. ile eşini bana kötü davrandıkları için şikayet ettim. Benim konuşmalarımdan bu ... de cemaatten soğuduğumu anladığını düşünüyorum. Ancak şikayetimden bir netice alamadım. Sonrasında tekrardan Amerika'ya döndüm, oradayken 17-25 Aralık süreci oldu. Bu süreç öncesinde yada sonrasında bana telkinde bulunan olmadı, ancak seçim zamanı bu M. isimli hakim bana "aileni ara Ak Partiye oy vermesin, orada Ak Parti dışında kim güçlüyse ona versin" dedi. (ben aileme bunu iletmedim) 2014 yılının Haziran ayı gibi Türkiye'ye döndüm önce Birecik'e memleketime gittim, H. dayımla görüştüğümde H. dayım bana "cemaate ateş püskürerek bunlar Risalei Nur'u da sadeleştirdiler hükümetin içini oyuyorlar, bunlar iyi insanlar değil Said Nursi'nin vasiyeti olan Risalei Nur'a da ihanet ediyorlar" dedi. Bende dayımın haklı olduğunu düşündüm iyice cemaatten soğudum. Daha sonra Divriği'deki görevime başladım Bir ay kadar Divriği'de çalıştıktan sonra haftasonu Ankara'ya geçtim. Ankara'ya gelince kod adı ... olan şahısla görüşemedim, o beni hep büfelerden sabit hatlardan aradığı için onunda bende arayabileceğim bir numarası yoktu. Daha doğrusu Ankara'ya gitmeden önce yine sabit hattan cebimden yada iş telefonumdan yine cemaat içinde abi olduğunu tahmin ettiğim bir şahıs beni aradı ve Ankara'ya çağırdı. Bu kod ad da söylemedi, derecesinin yüksek olduğunu tahmin ettiğim için bende ona birşey soramadım zaten bu hep böyle olmuştur. Kendi içimizde sorgulama yasaktır. Kısaca "itaat et kurtul" derler. Ankara'ya gidince sanırım Çayyolunda modern bir cafede buluştuk. Sanırım o zaman 2014 yılının Temmuz yada Ağustos ayı içerisiydi. (Bu şahıs epeyce iri yarı biriydi, gözlüğü yoktu, şunu da söylemek istiyorum bizdeki kural konuştuğun erkeğin yüzüne bakmamaya ilişkindi, dolayısıyla şu an fotoğrafını görsem ya da yüz yüze gelsem hatırlamayabilirim. Ben bunları bilsem kesinlikle gizlemem çünkü ne mal olduklarını geçte olsa anladım.) Bu şahıs bana "bir müddet sonra HSYK seçimi nedeniyle bir liste ortaya çıkacak bu liste için gerekirse izin alıp yakın bulduğun arkadaşları ziyarete gideceksin" dedi. Bana gidebilirsin demedi, gideceksin diye emretti. Benim esasında oraya gitmemin sebebi M.K. ve eşinin bana kötü davranması ile ilgili bilgi almaktı ayrıca Risalei Nur'un neden sadeleştirildiğini ve yine 17-25 Aralıkta hükümete neden bir kumpas kurulduğunu sormak içindi. Dayımla konuştuktan sonra ben 17-25 aralık'ın kumpas olduğunu anlamıştım. Ben bu soruları ona yönelttim, bana o an cevap vermedi, bana sana bu sorunlarınla ilgili dönüş yaparız dedi. Sonra benim cep telefonumu istedi, bylock adlı bir programdan bahsetti ve telefonuma onu yüklemeye çalıştı, benim telefonum... idi, bana seçimle ilgili listeyi bu programdan göndereceğini, bu programın gizli olduğunu, dışardan kimsenin bu programa giremediğini ve yazamadığını, çok güvenlikli olduğunu belirtti. Ne kadar uğraşsa da bu programı telefonuma yükleyemedi. Orada o şahıs bana Yargıda Birlik Derneğinin (YBP'nin) cemaat düşmanı olduğunu ve niyetlerinin iyi olmadığını, islamla pek alakalarının olmadığını, amaçlarının cemaati yok etmek olduğunu bana söyledi. Bana o an için liste vermedi bylocku kuramayınca "ya git telefonunu değiştir yada bir ... bayinden bu programı kurdur, ben sana liste göndereceğim" dedi. Hatta bana Bank Asya'ya destek olmamız lazım ya kredi çek, yada arabanı sat ve başkasının adına bankaya parayı yatır dedi. Kendi adımıza yatırmamızı da istemiyorlardı. (Ben bunu kesinlikle yapmadım hiçbir yakınıma da hesap açıtırmadım) Bu kişi beni ondan sonra hiç aramadı, keşke ismini bilseydim. Söylediğim gibi yüzünü bile hatırlamıyorum, ben bylock kurmadığım gibi başkasına da yüklettirmedim, yeni bir telefon da almadım. O telefonumu da darbeye teşebbüsten sonra 15 Temmuz'dan sonraki haftasonu memleketim Bilecik'e gittim. Telefonumda cemaatsel bir bağlantı yoktu. Ancak yakınlarım darbeye teşebbüsten sonra ailemin hatırını sormak için mesajlar atmıştı. Mesajlarda "sende bir sıkıntı oldu mu" gibisinden ibareler vardı. Bende bu ibareler yanlış yorumlanır düşüncesi ile bu telefonumu F.'ya attım, telefonum F.'nin derinliklerindedir. Yoksa bu telefonu yok etmem hususunda bana bir talimat verilmedi. Ben Amerika'dan geldikten sonra bunlara maddi bir destek sağlamadım. Bana şifreli 1 Dolar veren olmadığı gibi darbe öncesinde dolar almam hususunda da bir tavsiyede bulunan olmadı. Benim ziraat Bankasındaki maaş hesabım Ocak ayından beri Türk Lirası olarak birikmiştir ve şu an 35.000 TL para mevcuttur. Kendimi suçlu hissetseydim bunlara el konulacağı için bunları 20 gün içerisinde çekerdim. HSYK seçimleri döneminde Ankara'da buluştuğum şahıs beni aramadı, sanırım beni gözden çıkardılar. Ben o dönem Divriği'deydim, C.Y. isimli yukarıda da ismi geçen arkadaşım beni aradı benden benim tanıdığım bir arkadaşı arayıp bağımsızlara oy istememi istedi. Ben ona o arkadaşla samimiyetim yok dedim. Bende HSYK seçimlerinde kimsenin etkisi ve baskısı altında kalmadan bağımsızlardan ve yargıda birlikçilerden karma bir liste yapıp bu seçimde oy kullandım. Hatta bunlar benden Yarsav'a üye olmamı, Atatürk rozeti gösteriş amaçlı takmamı dahi istediler. Bunu benden ta staj döneminde istediler. Ancak ben bunu dahi yapmadım, ben onların gözünde "itaati zayıf" olarak yer aldığım için beni çok sahiplenmediler. hatta önceki HSYK döneminde ben B terfi yaptım, son HSYK döneminde aldığım iki terfim de C'dir. ... seçim hakimiydim, hatta Ak Partili'lerin seçim sürecinde yaptığı bir itirazı dosyayı inceleyip haklı olarak gördüğüm için kabul ettim. Ben kendimi halen cemaate yakın hissetsem reddederdim. Ben Niğde'de de kimseyi tanımıyorum, Niğde'deki hakim savcıları da tanımıyorum sadece eski Komisyon Başkanı ve Başsavcı beyi birkaç kez ziyaret ettim. Sadece Başsavcı Beyi beklerken İ.Y. isimli Savcının yanına Ulukışla'daki H. isimli Savcının dönem arkadaşı olduğu için gittik bu savcı bey eşinin İcra Hakimi olduğunu söyleyip telefon numarasını vermişti. Bende hukuk mahkemesine baktığım için bir kez İ. Beyi eşinin numarasını almak için aradım ancak telefonu açmadı, geriye de dönüş yapmadı. Zaten ilk kez gördüğüm bir insandı. 15 Temmuz darbeye teşebbüs gecesi ben evimdeydim, darbeye teşebbüs hareketini televizyondan öğrendim, abdest alıp namaz kıldım, bunların bu kadar adilik yapacaklarını düşünemezdim aklıma ilk etapta bunlar gelmedi. Ancak bunların yaptığını öğrenince boşa soğumadığımı anladım daha çok nefret ettim, daha çok iğrendim. Birçok insan bunlar yüzünden şehit oldu, meclisimizi bombaladılar, bunların yaptığı vatan hainliğinden ötedir. Ben yukarıda uzun uzadıya anlattığım gibi Amerika'dan geldikten sonra cemaatten bağlantımı kopardım. HSYK seçimlerinde de bağımsızlar için kesinlikle oy istemedim. Hatta ben kime oy vereyim diye cemaat bağlantısı olmadığını düşündüğüm arkadaşlarımı arayıp onlara sordum. Bu seçim için beni yanına çağıran ve iri yarı olduğunu bildiğim başkaca bir özelliğini bilmediğim, yüzünü de hatırlayamadığım şahısla görüştükten sonra ben cemaatten kimse ile cemaatsel bir amaç için görüşmedim ve maddi ve manevi onlara yardımda bulunmadım. Ben kendimi cemaatin mağduru olarak sömürülmüş biri olarak hissediyorum. Benim gençliğimi aldılar, evliliğime bile ambargo koydular, cemaat dışı düşündüğüm bir şahısla bile beni evlendirmediler, buna engel oldular. Ben bunların yaptığı herşeyin Amerika dönüşüne kadar Allah rızası için olduğunu düşünüyordum. Amerika'dayken de hissetmiştim ancak taşlar yerine oturmamıştı, Türkiye'ye gelince amaçlarının farklı olduğunu, gerçekten devlet içinde bir yapılanma olduklarını, dinin içini oyduklarını ve kullandıklarını fark ettim. Bunlardan kopunca gerçekten kendime geldim, ...'da dahi tenis kursuna, yüzme kursuna gittim, voleybol dahi oynadım. Ben bu yapının içinde olsam bunlara kesinlikle izin vermezlerdi, hatta ben 2010 yılından bu tarafa bunların bana ve insanlara karşı yaptıkları yanlışları kendi çapımda üstü örtülü olarak şiir defterime şiirsel bir dille yazdım. Bu şiir defterim şu an ikamet ettiğim Ulukışla'daki evimdedir, delil olarak dosyaya konulmasını istiyorum ve kendim rızamla bu şiirlerin alınmasını istiyorum. Birlikte yaşadığım teyzem de bu şiirleri bulup size getirebilir. Ben bunlardan ayrıldıktan sonra mal birikimim de oldu, ben bu oluşum tarafından kandırıldım. Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı bile 17-25 Aralık sürecine kadar emrinde Mit ve diğer devlet enstrümanları olduğuhalde bu şerefsizlerin gerçek yüzünü anlamadı. Ben dindar bir insanım ve en zayıf noktam birşeylerin Allah rızası için yapılıyor gösterilmesiydi. Benim bir zamanlar verdiğim paralar Allah rızası için kullanılıyor düşüncesiydi. Benim gözümde Fetullah Gülen şerefsiz ve pisliktir. Allah onun ve onun düşüncesini bilip onun gibi davrananların bin türlü belasını versin. Ben bunların gerçekten mağduruyum, bunlar adına bilerek yada bilmeyerek kimseye zarar vermedim. Dosyalarım incelendiğinde de bu görülecektir, eski HSYK benim ağır olan yetkimi bile değiştirmemişti. Ben onlar için önem arz eden biri olsam kesinlikle değiştirirlerdi çünkü kendisine yakın olanlara yardımcı olduklarını duydum. Allah'ın beyanına göre ameller niyetlere göredir, benim o zaman bu insanları iyi olarak gördüğüm için söyledikleri birçok şeyi kabul ettim. Ancak aklıma yatmayanları uygulamadım bunun için itaatsizlikle suçlandım, verdiğim paralar haram olsun, benim gençliğimi elimden aldılar. Ben suç işlemedim, işlediğimi düşünmüyorum." Aynı şekilde, davacının etkin pişmanlık hükümleri kapsamında ... Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 14/09/2018 tarihli savunması: "Ben 1981 yılında Şanlıurfa Birecik ilçesinde doğdum. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimimi devlet okulunda tamamladım. Lise 2. Sınıfta o dönem cemaatin SAFA isimli dershanesine gittim. Bu dershaneye gitme amacım parasız kazanmam hem de ikametime yakın olmasıydı. Ben 2000 yılında Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanarak 2004 yılında 3. olarak Üniversite eğitimim tamamladım. Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Üniversite Dönemi 2000-2004 Yılları: Ben üniversite eğitimimde 1. ve 2. Sınıfta KYK yurdunda kaldım. Yine 1. Sınıfta da o dönem cemaat yurdu olan Özyurt isimli yurtta zaman zaman kaldım. Bu süreçte bu yurtta yapılan cemaatin sohbetine ve etkinliklerine keyfe keder katılmadığım olmuştur. Bu sohbetler rutin olarak yapılıyordu ancak ben derslerime ağırlık verdiğim için her sohbete ve etkinliğe katılmıyordum. 3. ve 4. sınıfta Diyarbakır Batıkent mevkiinde cemaat ile ilgisi olmayan bütçemize uygun bir ev kiralayarak bu şekilde üniversite eğitimimi tamamladım. Bu süreçte yani 2., 3. ve 4. sınıfta cemaatin etkinliklerine sohbetlerine katılmadım. Yurtlarında evlerinde kalmadım. ÜNİVERSİTE SONRASI SÜREÇ; Ben 2004 yılında mezun olduktan sonra 2005 yılında Gaziantep ilinde avukatlık stajımı tamamladım. Gaziantep ilinde avukatlık stajı sonrasında fakülteden sınıf arkadaşım ile birlikte AKDEM isimli avukatlık bürosu açtık. Dokuz ay bu şekilde avukatlık yaptım ve sonrasında büromuzu kapattım. Bu süreçte Gaziantep ilinde kendi ikametimde Hakim savcılık sınavlarına hazırlandım ancak sınavı kazanamadım. 2007 yılında Kayseri ilinde Erciyes Üniversitesi Kamu Hukukunda Yüksek Lisans yapmaya başladım. Bu süreçte hem Gaziantep iline gidiş geliş yapıyor, hem de Kayseri ilinde tanıdığım bir arkadaşımın evinde kalıyordum. Bu süreçte akademisyen olmak için sınavlarına hazırlanıyordum. Bu zamana kadar cemaat ile üniversite 1. sınıf haricinde anlattığım üzere hiçbir iltisakım olmamıştır. Ben Erciyes Üniversitesinde yüksek lisans yaparken dini vecibelerimi yerine getiriyordum. Bu süreçte kendisini S. olarak tanıtan sonrasında da soy ismini sorduğumda söylemeyen ve bu durumdan da ... kod adını kullandığını düşündüğüm şahıs ile tanıştım. Bu şahıs bana ne olmak istediğimi sordu. Ben de kendisine yüksek lisans yaptığımı ve akademisyen olmak istediğimi söyledim, bunun üzerine bana KPSS'ye çalışmamın ve kamu kurumlarında benim gibi dini bütün şahısların daha faydalı olabileceği yönünde konuşmalar yaptı. Bu şekilde 2-3 defa Sena kod adlı bu şahıs ile görüştüm, hatta bir keresinde Gaziantep iline beni ziyarete de gelmiştir. Bu şahsa telefon numaramı da vermiştim. Bu şahıs beni Ankara alan kodlu sabit bir hattan arıyordu. Bu süreçte benim esas amacım akademisyen olmaktı ancak akademisyenlik sınavları açılmayınca Hakim-Savcılık sınavlarına girmeyi kararlaştırdım çünkü akademisyenliğin ve Hakim savcılığın ortak dersleri çok fazlaydı. Sena kod adlı şahıs bana Gaziantep Hindeyken Ankara ilinde Hakim-Savcı çalışma evleri olduğundan bahsetti. Bu çalışma evlerinde Hakim Savcılık sınavlarına hazırlanan öğrencilerin olduğunu, söyleyerek beni yapının Ankara ilinde bulanan Hakim Savcı çalışma evlerine davet etti. Ben bu teklifini kabul ettim ve beni arayacaklarım söyledi. Bu şahısla bir daha görüşmedim. Ben memleketim Şanlıurfa Birecikteyken beni Ankara alan kodlu bir numara aradı ve bu görüşmemizde Ankara iline gideceğim tarih ve saati kararlaştırdık. Ankara'ya giderken ekstra yanıma almam ya da almamam gereken şeyleri söylemedi. Ben de eşyalarımı toplayarak sözleştiğimiz tarihte Ankara iline gittim. Aşti Otogarında indiğimde beni burada ... kod adlı şahıs karşıladı. (Bu şahsın kod adı ... olmayabilir.) ikimiz birlikte ticari taksiyle kalacağımız çalışma evine gittik. Bu ev Ankara ilinde Etlik Semtindeydi. Bu ev benim ilk ve son kez kalacağım Hakim Savcı çalışma evim oldu. HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ VE ÖZELLİKLERİ; (2008 YILI EYLÜL YADA EKİM AYINDAN ARALIK AYINDA YAPILAN ADLİ YARGI SINAVINA KADAR KALDIĞINI BEYAN EDER) Ben ... kod adlı şahıs ile bu eve gittim. ... kod adlı şahıs beni bu çalışma evine bıraktıktan sonra ayrıldı. Ben bu evde kaldığım süre boyunca sorumlu olarak Serpil kod adlı şahıs ile görüşüyordum. Bu şahıs genelde haftada bir iki kez eve gelirdi. Eve geldiği zamaçlarda da ne kadar ders çalıştığımızı, ne kadar kuran okuduğumuzu saat ve sayfa olarak çetelesini ... kod adlI sorumlumuza verirdik. Ev sorumlumuz olan ... kod adlı şahsın murakıp olduğunu ev arkadaşlarımdan duydum. Murakıp'ın üstünde ya da altında yapı içerisinde yer alan şahıslara ne denildiğini bilmiyorum. Ben çalışma evinde kaldığım süre zarfında murakıp ... kod adlı şahıs haricinde herhangi bir sorumlu ile görüşmedim. Ben bu çalışma evine gittiğimde ... kod adlı şahıs ile birebir görüştüm. Bu görüşmem de Serpil kod adlı şahıs evde cep telefonunun kullanmamın yasak olduğunu söyleyerek yanımda getirmiş olduğum cep telefonumu aldı. Yine bu görüşmemizde çalışma evinin yapısı ve evde kalan şahıslar ile ilgili fazla soru sormamam evde kalan şahısların özel hayatları ve kimlikleri ile ilgili soru sormamam ve evde bana söylenilen şeyleri fazla sorgulamamam konusunda uyarılarda bulundu. Bu hususta herhangi bir yemin etme olayının olup olmadığını hatırlamıyorum. Benim başım hep açıktı. Bu evde kalmak için başı kapalı şahısların başının açık olması gerektiğini duymuştum. Benim belirttiğim süreçte bu çalışma evinde birlikte kaldığım şahıslar S., F., K. ve ismini hatırlamadığım bir şahıs daha vardı. Bu evde birlikte kaldığım şahıslardan S. ve F.'nin gerçek ismi olup olmadığını bilmiyorum. Bu evde benim kod adım yoktu. Bu çalışma evinde günde en az 10 saat ders çalışıyorduk. Bu çalışma evinden dışarıya ihtiyaç halında çıktığımızda muhakkak sorumlularımıza eve geldiklerinde bilgi veriyorduk. Bu evde cep telefonu kullanmak yasaktı. Ailelerimizle iletişimimizi evde bulanan sabit hatlı telefonda yapıyorduk. Bu evde bulanan sabit hat dışarıya kapalı olduğunda sadece dışardan arandığımızda ailelerimiz ile görüşebiliyorduk. Bu evi kimin kiraladığını, elektrik, su, doğalgaz aboneliklerinin kime ait olduğunu bilmiyorum. Benim bu zamana kadar yapı adına kullanılacak evlerle alakalı herhangi bir aboneliğim olmamıştır. Evde bulanan sabit hat aboneliğinin kime ait olduğunu bilmiyorum. Ben bu çalışma evinde iken iaşe ihtiyaçlarımız için para topluyorduk ancak diğer ihtiyaçlarımızın kira haricinde ne şekilde karşılandığını hatırlamıyorum. Biz bu evde herhangi bir kira parası toplamıyorduk. Bu çalışma evinde komşular ile irtibatımız yoktu, komşular ile muhatap olmamamız konusunda uyarılmıştık. Hatırladığımız kadarıyla evde birlikte kaldığımız şahıslardan birisi komşularımızdan birisine stajyer avukat olarak kendisini tanıttığını biliyorum. Yine bu dönemde sorumlumuz tarafından eğer ki dışarda namaz kılmak zorunda kalırsak, tenha ve ücra köşelerde özellikle de Kızılay da namaz kılmamamız yönünde uyarılarda bulunmuştu. Bu çalışma evindeyken ayda 1 kere deneme olurduk. Bu denemeler evin salonunda gerçek bir sınav süresince ve gerçek sınav modunda yapılırdı. Cevaplarımızı optik forma kodlardık. Sonrasında optik formlarımızı sorumlumuz alırdı. Sınav sonrasında sınav cevaplarımızı verir biz de sınav puanımızı öğrenirdik diye hatırlıyorum. Bu evde yine yayın evi belli olmayan beyaz kapaklı geçmiş yıllardaki sınav sorularının derlendiği söylenen soru bankaları da vardı. Her ders için ayrı ayrı soru bankasıydı. Bu soru bankasının ismi DIAMOND olarak ifadem aşamasında hatırladım. Bu soru bankası üzerinde karalama yapmamız, dışarıya çıkarmamız ve çoğaltmamız yasaktı. Bunun dışında Themis soru bankası ve İsmail Ercan'ın kitaplarından ders çalışırdık. Bu evde bulunduğum süre zarfında başkaca yapıya mensup şahıslar ders anlatmak için gelmediler ancak ben sonradan öğrendim ki bazı çalışma evlerine ders anlatmak için de şahıslar gidiyorlarmış. Ben bu çalışma evinde 2008 yılında yapılan İdari ve Adli Yargı sınavlarına girdim. İdari Yargı sınavından hatırladığım kadarıyla 75 civarı puan alarak kazanamadım. Adli yargı sınavından hatırladığım kadarıyla 75 civarı puan alarak kazandım. Sınav öncesinde herhangi bir soru verme olayı olmadı. Sınav sorusu alan bir kişiye de şahit olmadım. Sınav sonrasında Serpil kod adlı şahıs evde okuma kampı yapılacağını söyledi ancak bu süreçte benim Kayseri ilinde akademisyen alım sınavının olması ve dedemin rahatsızlığı bulunmasından dolayı esvalarımı tonlavarak Kavseri'ye ve oradan da memleketim Şanlıurfa'ya gittim. Kayseri'deki sınavda mülakattan elendim. Eğer iyi bir cemaat mensubu olsaydım elenmezdim. Ben memleketimdeyken Serpil kod adlı şahıs sınavı kazandığımı beni telefonla arayarak söyledi. Bu süreçte referans aradım. Tekrardan Ankara ilinde kalmış olduğum eve gittim. Bu evde ikinci defa gittiğimde 1-2 gün kaldım. Bu zaman zarfında Serpil kod adlı şahıs referans konusunda kimin ile görüştüğümü ve bana ne dediklerini sorarak not aldı. Yine bana mülakatta elbisemin siyah olmasım dizden 4 cm aşağıda olmasını hafif makyaj ve sade bir küpe takmamı, saçımın yapılı olmasını ve hafif topuklu ayakkabımın olması ile birlikte ten rengi bir çorap giymemi söyledi. Ben ifadem aşamasında sormanız üzerine yapının yapmış olduğu mülakat provasına katılmadım. Böyle bir provanın yapıldığını duydum ancak ben katılmadım ve beni davet eden de olmadı. (Tokat CBS'nca yürütülmekte olan FETÖ/PDY Mahrem Hakim Savcı çalışma evleri soruşturması kapsamında 160 civarında Hakim Savcı Çalışma evi tespit edilmiş. Tasnif kolaylığı açısından 151. Hakim Savcı çalışma evi olarak adlandırılan ikametin adresinin; ... 22.09.2008-24.07.2009 tarihleri arasında...nolu sabit hattın ... T.C. Nolu K.A. isimli şahıs adına olduğu tespit edilmiştir. Soruşturma kapsamında şüpheliye 151. Hakim Savcı çalışma evinin adresi Google Maps üzerinden gösterildiğinde ifadesinde beyan ettiği ve kalmış olduğu Hakim Savcı çalışma evi olduğunu net ve kesin olarak tespit edememekle birlikte çok büyük ihtimalle bu ev olduğunu söylemiştir. Şüphelinin kalmış olduğunu beyan ettiği 151. Hakim Savcı çalışma evinin HTS kayıtlan Şüpheli Avukatı huzurunda gösterildiğinde; HTS 15.sırada bulunan A.T.' nin teyzesi olduğunu çalışma evinde bulunduğu süre zarfında teyzesi ile görüştüğünü bu görüşmenin 131 kez olmuş olabileceğini, HTS 16. sırada bulunan H.T. 'nin dayısı olduğunu çalışma evinde bulunduğu süre zarfında dayısı ile görüştüğünü bu görüşmenin 8 kez olmuş olabileceğini, HTS 17.sırada bulunan A.T.' nin teyzesi olduğunu çalışma evinde bulunduğu süre zarfında teyzesi ile görüştüğünü bu görüşmenin 5 kez olmuş olabileceğini, HTS 18. sırada bulunan M.T. 'nin dayısı olduğunu çalışma evinde bulunduğu süre zarfında Dayısı ile görüştüğünü bu görüşmenin 1 kez olmuş olabileceğini, HTS 19. sırada bulunan H.T. 'nin dayısı olduğunu çalışma evinde bulunduğu süre zarfında Dayısı ile görüştüğünü bu görüşmenin 1 kez olmuş olabileceğini beyan ederek HTS kayıtlarının çalışma evinde kendisine ait olduğunu kabul etmiştir.) STAJ DÖNEMİ; (2009 YILI ORTALARINDAN 2011 YILINDA GÖREVE BAŞLAYINCAYA KADAR 2,5 YIL YAPTIĞINI BEYAN EDER) Ben sınav sonrasında mülakattan geçerek Hakim adayı olmaya hak kazandım. Ankara Adliyesinde Hakim Adayı olarak görevi başladım. Ben 11. Dönem Adli Hakim adayı idim. Yapı da 11. Dönem Adli Hakim Adaylarından sorumlu şahıs ... kod adını kullanan gerçek ismini bilmediğim meslekten olduğunu tahmin ettiğim şahıstı. Bu şahıs staja başlama aşamasında Ankara ilinde nerde olduğunu hatırlamadığım bir yerde benimle bire bir görüştü, bu görüşmemizde bana memleketimde staj yapabileceğimi ancak Ankara ilinde staj yapmamın iyi olacağını bana söyledi. Yine bu görüşmemizde ilk maaşımın tamamını, sonraki maaşlarımın da yüzde 15'ini himmet olarak kendisine vereceğimi söyledi. Ben de kendisine staj maaşımın ilkinin tamamını ve devamında staj döneminde aldığım tüm maaşlarımın yüzde 15'ini bu şahsa verdim. Ev arkadaşların belli olana kadar bir evde kalacağımı söyledi. Kalacağım bu evde yapı ile alakah tedbirli davranmam gerektiğini, bu şahısların yanında namaz kılmamam gerektiğini bana söyledi. Daha sonra Ankara ilinde Demirtepe mevkiinde bulunan açık adresini hatırlamadığım bir ev ayarlandı. Bu evde çok kısa süreli kaldım. Bu evde H.D., M.G., G.D. isimli şahıslar vardı ancak bu şahısların yapı ile ilgileri olup olmadığını bilmiyorum. Bu evde kısa süreli kaldığım aşamada G.D. ve H.D. isimli şahıstan yapı ile ilgili olup olmadıkları konusunda hiç şüphelenmedim ancak M.G. isimli şahsın giyim ve kuşamından benim giyim ve kuşamıma benzediği için yapı ile bağlantılı olduğunu düşünmüştüm. Sonrasında ... kod adını kullanan gerçek ismini bilmediğim şahıs bana başka bir eve geçeceğimi bu evde A.A. ve M. isimli hakim adayları ile kalacağımı söyledi ve ben bu şahıslar ile staj döneminde birlikte kaldım. Benim staj döneminde herhangi bir kod adım olmadı. ... kod adını kullanan gerçek ismini bilmediğim şahıs bana bu evde bulunduğum süre zarfında birlikte kaldığım A.A. ve Meryem isimli şahıslardan sorumlu olduğumu, bu şahısların namaz kılıp kılmadıkları ve yapı dışında evlenme eğilimlerinin olup olmadıklarının takip etmemi söyledi. Benim de görevimin bu olduğunu söyleyerek beni bu şekilde görevlendirdi. Bunun haricinde benim başkaca bir görevim olmadı. A.A. ve M. yapıdan kopan insanlardır. 11. Dönem stajyer hakim adayı olduğunu bildiğim yapıya mensup şahıslar E.E., T.D., C.Y. idi ancak C.Y. isimli şahıs istişarelere çağnlmazdı. Bu şahıs sohbetlere ara ara katılırdı. Bu şahıslarla bir araya gelerek sohbet yapardık. Bu sohbet kendi aramızda olurdu. Bu sohbetlerde Fetullah Gülen'in kitapları okunur, videoları izlenir, Kuran-ı Kerim okunurdu. Bizim grubumuz haricinde başka bir grubun olup olmadığını bilmiyorum. Staj döneminde ... kod adını kullanan gerçek ismini bilmediğim şahıs benden kendi bilgilerimi içeren resminin olduğu bir form aldı. Bunun amacı yapı evliliği yapmak içindi. Ben bu yapı içerisinde yapı evliliği için birkaç defa teklif edilmesine rağmen kimseyle görüşmeyi kabul etmedim. Benim yapı evliliğini yaptığını bildiğim T.D. isimli şahıs vardır. Bu şahıs ile aynı sohbete katıldığımızdan dolayı aramızdaki konuşmalardan dolayı bilmekteyim. Staj döneminde yapıya mensup hakim adaylarının bazı görevleri olduğunu biliyorum. Kendim de çalışma evindeyken ev sorumlumuzda stajyer hakimdi ancak ben stajyerlik döneminde ne görevler olduğunu, ... kod adını kullanan gerçek ismini bilmediğim şahıs'a sorduğumda "başına vazife olmayan işlerle uğraşma şeklinde" uyanlarda bulunuyordu. Ben net ve kesin olarak yapı içerisinde ne gibi görevler olduğunu tam olarak bilmiyorum. Yine staj döneminde öğrendiğim bir hususu da önceki ifadem de anlattığım şekilde anlatmak istiyorum. Yapının "Ruhsat" adını verdikleri bir takım izinleri vardı. İzin dediğim şey normal şartlarda yapılması uygun hoş görülmeyen ancak Fethullah Gülen'in tüm bu ruhsatları yakaza aleminde peygamber efendimiz ile görüşerek aldıklarını bildirilen durumlardı. Örneğin normalde içki içmek haramdır ancak büyük abilere gerekirse içki içmeleri söylenmiş, bunu bana söyleyen olmadı. Bayanların giyim ve kuşamı Tansu çillerin giyim kuşamına yakın olacak, ramazanda oruç tutacaksınız ancak oruçta olsanız elinizde su şişesiyle gezeceksiniz, bayanlar özel halinde ise özellikte birilerinin yanında yiyip içecek, eğer ki ramazanda bir meslek büyüğü size bir şey ikram edecek olursa orucunuzu bozup onu içeceksiniz ancak sonrasında orucunuza devam edeceksiniz. Daha sonra da bu orucunuzun kazasını yapacaksınız dedi ancak ben bu şekilde davranmadım. ... kod adını kullanan gerçek ismini bilmediğim şahıs benden ve sorumlu olduğum adını yukarda belirttiğim şahıslardan çetele isterdi. Ayda 2-3 gün nafile oruç tutmak zorunluydu. Günlük okunması gereken Kuran-ı Kerim ve Cevşen, risale ve Fetullah Gülen'in kitapları olurdu. Bunların dışında çekilmesi gereken belirli tespihler olurdu. Bizi kimsenin yanında namaz kılmamamız konusunda uyarırlardı. Ben sorulduğunu takdirde namaz kıldığımı kimseden gizlemedim ancak bu hususu sorulmadığında kimseye de söylemezdim. Zorda kalındığında öğlen ve ikindi ile akşam ve yatsının CEM edilebileceğini bize söylerlerdi. MESLEK DÖNEMİ; (2011 YILI AĞUSTOS YA DA EYLÜL SONUNDAN KHK İLE GÖREVDEN İHRAÇ OLUNCAYA KADAR OLDUĞUNU BEYAN EDER) ... kod adını kullanan gerçek ismini bilmediğim şahıs bana staj dönemim bitmeden önce atamalarımızın gerçekleşmesinden sonra gittiğimiz illerde yine yapımn bizim ile irtibata geçeceğini bu illerde de yine sohbetlerin olacağını, komşularımıza karşı yapıdan bahsetmememiz gerektiğini, onların yanında Kuran-ı Kerim okumamamız gerektiğini, söyledi. 2011 yılı içerisinde Sivas'ın Divriği ilçesinde bulunan Asliye Hukuk ve Sulh Ceza Mahkemesine Hakim olarak atandım. Ben burada Adliye Lojmanlarında Teyzem ile birlikte yaşamaya başladım. Yaklaşık 6-7 ay yapıya mensup hiç kimse beni aramadı. Sonrasında Ö. olarak kendisi tanıtan gerçek adı mı Kod adımı olup olmadığını bilmediğim meslekten olmayan şahıs beni aradı. Beni Sivas'ta bulanan evine davet etti. Ben bu şahsın evine hep tek başıma gittim. İlçeden Sivas iline gittiğimde ticari taksiye biniyordum ve taksiciyle bu şahsı görüştürerek ikametine varıyordum. Dolayısıyla bu şahsın ikametinin nerede olduğunu bilmiyorum. Sadece lojman olmayan apartman dairesi olduğunu biliyorum. Özlem kod adlı ya da gerçek isimli şahıs benimle meslek dönemimde ilgilenen sorumlu şahıstı. Ben bu şahsı 3-4 kez görüştüm ve bu görüşmelerimizde maaşımın evli olmadığım için yüzde 15'ini bu şahsa verdim. Bu şahıs görüşmediğimiz 6-7 aylık döneme ilişkinde para istemesine rağmen maddi durumumun kötü olmasım bahane ederek istediği parayı vermedim. Özlem kod adlı ya da gerçek isimli şahıs ile yapmış olduğum sohbetlerde Cevşen okuyorduk. Bu sohbetlere her seferinde tek başıma katıldım ve bire bir görüşmelerimiz oldu. Ben 2013 yılı Ocak ayında Divriği ilçesinde görevliyken o dönemde HSYK'nın master için ilanı için başvurdum. Yabancı dil puanını esas aldıkları (IELTS) sınavında başarılı olarak İngiltere'nin WESTMİNİSTER Üniversitesine kabul edildim. HSYK benim adıma ödeme yaptı ancak üniversite son anda verdiği şartsız kabulden cayınca ben de daha kolay kabul eden Amerikaya müracaat ettim ve belirttiğim üniversite de yüksek lisansıma başladım Ayrıca HSYK'nın ödemediği daha doğrusu banka transferinden kaynaklanan farkı ben cebimden vererek Amerika ülkesine gittim. Ben Amerika'ya gitmeden önce benim gibi bu sınavı kazanmış olup o üniversiteyi tercih eden tek şahıs olduğunu görmüş olduğum M.K. isimli şahsa üniversitenin ortamı ve ülkenin iklimi konusunda danışmak için e-mail göndermiştim. O da beni karşılayabileceği söyledi. Daha sonra kendisi beni karşıladı. M.K. isimli şahsın nerede görev yaptığını bilmediğim ancak idari hakim olduğunu burada öğrendim. Bu şahıs beni karşıladığında kendi oturmuş olduğu sitede ev bulabileceğini bana yardımcı olabileceğini söyledi. Burada bana gerek kayıt işlemlerinde gerekse ev ve araç bulmamda bana yardımcı oldu. Daha sonra bu şahıs bana kendisinin benim durumumu bildiğini kendisinin yapıya mensup olduğunu, burada almış olduğum burs ve maaştan yüzde 15'inin kendisine vereceğimi bana söyledi ben de bu hususu kabul ederek türkiye ilk gelişim olan 2013 yılının Haziran ayma kadar almış olduğum burs ve maaşımın yüzde 15'ini bu şahsa elden verdim. 2013 yılının Haziran ayında 2 aylığına Türkiye'ye okul tatili münasebetiyle geldim. Bu gelişimde ağırlıklı olarak Birecikte bulunamama rağmen birkaç günlüğüne Ankara iline gittim. Burada ... kod adını kullanan gerçek ismini bilmediğim şahıs ile görüştüm. bu görüşmemizde M,K. isimli şahıs ile sebebinin bilmediğim bir şekilde aramız bozulmuştu. Bu şahsın kendisi ve eşi bana hakaretlerde bulunmuştu. Bu konuyu ... kod adını kullanan gerçek ismini bilmediğim şahıs'a anlattım. Bu konu ile ilgili olarak bana dönüş yapacağım söyledi ancak beni bu konu ile yada başka bir konu ile ilgili olarak benimle irtibata geçmedi. Bu konudan sonra yapı ile ilgili düşüncelerim değişmeye başladı ve yapıdan çok soğudum. Daha sonra 2013 yılının Eylül ya da Ağustos ayında tekrar kimse ile irtibat kurmadan Amerikaya gittim. Tekrar gittiğimde yapıdan kimseyle irtibat kurmadığım için kimseye himmet adı altında para vermedim. Bu süreçte derslerimin yoğunluğundan dolayı medyayı takip edemiyordum. Daha sonrasında 17-25 Aralık süreci ile ilgili daha çok bilgim oldu. 2014 yılının ortalarında eğitimimi tamamlayıp Türkiye'ye geldim. En son görev yerim olan Sivas Divriği ilçesine döndüm. Döndükten hemen sonra yapıya mensup olduğunu tahmin ettiğim bir şahıs Ankara kodlu sabit bir telefondan çalıştığım yeri arayarak ... kod adını kullanan gerçek ismini bilmediğim şahsın aracılığı ile aradığını söyledi. ... kod adını kullanan gerçek ismini bilmediğim şahsın aracılığı ile aradığını söyleyen erkek şahıs bana bir hafta sona Ankara iline gelebilir misin diye sordu. Bu şahıs beni tanıdığım da söyledi. Ben de daha önce yurt dışındayken M.K. isimli şahsı şikayet etmemden dolayı beni çağırdığım düşündüğüm için şahsın bana söylemiş olduğu adrese gittim. Bu şahıs beni Ankara Çayyolu Metrosundan alarak bir kafeye gittik. Burada bana yakında HSYK seçimlerinin olacağını bu seçimlerle ilgili olarak bir listenin bana gönderileceğini ancak telefonuma BYLOCK isimli bir programın yüklenmesi gerektiğini söyledi. Telefonumu alarak yüklemek istedi ancak 15-20 dakika uğraştıktan sonra programı yükleyemediğini telefonumu değiştirmem gerektiğini ya da bir ... bayisinden bu programı yükletmem gerektiğini söyledi. Ben medyadan çok hakim olamadığım ancak ülkeye geldikten sonra takip edebildiğim kamuoyunda 17/25 Aralık süreci olarak bilinen olayların ne olduğunu ve Risale-i Nur'un neden sadeleştirildiğini sorduğumda bana bu olayları geç önümüzde HSYK seçimleri var şeklinde söylemde bulundu. HSYK seçimleri ile ilgili olarak liste göndereceğini bu listelerin gelmesinden sonra bana yakın olan arkadaşlarımın yanma ziyarete gitmem gerektiğini söyledi. Bu görüşmenin ardından ben tekrar Sivas ili Divriği ilçesine döndüm. Bu şahısla görüşmemden sonra benim yapıya mensup olan görüştüğüm son şahıstı. Bu görüşmeden sonra benimle yapıya mensup hiç kimse irtibata gelmedi. Ayrıca hatırladığım kadarıyla Ulukışla ilçesine atanmadan önce muhtemel 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Divriği ilçesinde İlçe Seçim Kurul Başkanlığı yaptım. O dönemde Ak Partinin yapılan seçimle ilgili bir itirazı üzerine ben Ak Partiyi itirazı üzerine haklı görüp itirazı kabul ettim. Eğer ben yapıya mensup bir zihniyette olsaydım. Yeri gelmişken bu itirazı reddedebilirdim. Kaldı ki benim kabul ettiğim bu itirazı Sivas İl Seçim Hakimi kaldırdı ve Ak Partinin itirazını reddetti. Benim Eski HSYK dönemindeki terfiim düşüktü ve 'B' terfiiydi. Ancak yeni HSK döneminde aldığım terfiler 'C' terfiiydi ve bir önceki bir döneme göre daha yüksekti. Daha sonra 2015 yılı yaz kararnamesi ile Niğde ili Ulukışla ilçesine atandım. Burada yapıya mensup kimselerle görüşmedim. Kimse de beni aramadı. Burada da yine lojmanda kaldım. Daha sonrasında Teyzem ile birlikte özel eve geçtim. 2016 yılı Ağustos ayında yani darbe girişiminden 1 ay sonra açığa alındım. Sonrasında da adli kontrol ile serbest kaldım. Benim Bank Asya da hesabım hiç olmamıştır. ... kod adını kullanan gerçek ismini bilmediğim şahsın aracılığı ile aradığını söyleyen erkek şahıs Ankara'daki görüşmem de bir yerden para bulup başka bir yakınımın hesabına yatırmam için telkinde bulundu ancak ben yapmadım. Bu zamana kadar gazete, dergi aboneliğim olmamıştır. Yapının kurumun ve derneklerine üyeliğim bulunmamaktadır. İfadem aşamasında sormanız üzerine öğrendiğim dost, refik, zimmet, dış takip kavramlarını hiç duymadım. Bu kavramlar ile alakalı bir bilgim yoktur. Ben FETÖ canavarının gerçek mağdurlarındanım, sayın cumhurbaşkanımız bile kandırıldığını elinde MİT ve diğer devlet organlarının bulunduğu halde söylemiştir. Benim en zayıf noktam dini duygulanmdı. Hayatım boyunca dilimin döndüğü kadar, gücümün yettiği kadar Allah rızası için yaşamaya çalıştım. Ameller niyetlere göredir. Ben bilerek ve isteyerek kötü bir şey yapmadım. İstemeyerek bile olsa suç oluşturan hiçbir davranışta bulunmadım. Ben kesinlikle ve kesinlikle hakimlik sınav sorularım almadım. Bunun ispatı zor ama ben kesinlikle her geldiğim noktaya kendi hakkım ile geldim. Belki bağlantım olmasaydı hakkım olduğu halde yurt dışına gönderilmeyebilirdim ancak bütün kriterlerim uymaktaydı ve başvuru sayısı da çok azdı. Amerika da ki almış olduğum eğitimimi de en kısa sürede tamamlayarak devletimin bana sunmuş olduğu imkanların farkında olarak derslerimin ve görevimin tüm gereklerini yerine getirdim. Bütün derslerini A ile verdim. Ben ifademin bu aşamasına kadar vermiş olduğum ifademi tekrardan okudum beyanlarım aynen geçerlidir. Ben 4 aylıkken annemi 6 yaşında iken babamı kaybettim. Kardeşim yoktu. Baba tarafım sol görüşlü ve çok zengindir. Ancak çocukluğumdan bu yana bana sahip çıkmamışlardır. Anne tarafım ise yoksul ve muhafazakârdır. Şanlıurfa birecikde o zamanlar hayatta olan anneanneme okumak için ağlayıp yalvararak çok büyük maddi ve manevi zorluklar ile büyüdüm. Benim babam hayatta olsaydı cemaat denen şerefsizler topluluğu ile muhtemelen hiçbir şekilde yolum kesişmezdi. Ben bu yapımn kamu oyunda meşru göründüğü ve popüler olduğu zamanda bu yapıya bulaştım. Ben bana denildiği halde çokta ısrar edildiği halde katalog evlilik yapmadım. By-lock kullanmadım. Bankasya'ya para yatırmadım ve yatırtmadım. Yarsav'a üye ol denildi, ancak olmadım. HSYK seçimlerinde kimseden oy istemedim. Aksine yakın gördüğüm yapı dışı birkaç arkadaşıma sorup onların oy vereceği insanları listeme aldım. Akademideyken ne yıllık kurulunda yer aldım ne de sınıf başkanı oldum çünkü bu görevler yapımn elemanları tarafından yapılıyordu. İtaatli olmadığım halde beni içlerine almak istemelerinin nedeni benim çok başarılı olmam, yüksek lisans yapmış olmam ve iyi derecede yabancı dilimin olmasıydı. Eğer ki ben yapının halis adamı olsaydım bu söylenenleri ikiletmeden yapardım. Bundan dolay beni hiçbir zaman tam olarak içlerine almadılar. Dışladılar. Ev arkadaşlarımı bile derecesi çok düşük kişilerden seçtiler. Divriği ilçesinde görev yaparken defalarca eski HSYK ya çok ağır olan yetkimin değişmesi için dilekçe gönderdim. Ancak bunu kabul etmediler. Sonrada B terfi ettirdiler. Ben açığa alındığımda kullanılmamış 55 günlük yıllık iznim ve 8 günlük mazeret iznim vardı. Şayet ben onların halis adamı olsaydım izinleri tüketir üstüne rapor almalıyım ki bunların toplantılarına gidebileyim. Amerika dönüşümden sonraki süreçte mal varlığımdan büyük artış yaşadım. Çünkü artık düzenli para aktardığım bir yer yoktu. Bu durum HSKY gönderdiğim mal bildirimlerinden de anlaşılabilir. Darbe girişimi yaşandığı süreçte benim maaş hesabımda çekmediğim maaşlarım olan 35 bin TL vardı. Ben bu girişimden bir ay sonra açığa alındığım halde yine de bu parayı çekmedim. Eğer kendimi suçlu hissetseydim bu süreçte sulh ceza hâkimi olarak görev yaptığım için buna el konulacağını bildiğimden bu parayı çekerdim. Ayrıca çocukluğumda ben okul yardımı ile okudum ve bunu şehrin zenginleri gazetecileri çağırarak herkesin içinde yapardı ve ben o küçücük halimle bundan çok utanıp sürekli başımı yere eğerdim. Tamda o zamanlar kendime olan sözüm şuydu ki büyüyünce insanlara yardım ettiğimde kimseye göstermeyecektim. Bundan dolayı ben cemaat kisvesi altına bürünen bu şebekeye yardım ederken hiç sorgulamadım çünkü bu paraların yoksul çocuklara burs açlara gıda olarak gittiğini zannediyordum. Türkçe olimpiyatlarını izlerken birçok devlet büyüğümüz gibi inanılmaz gururlanıyordum ve gözyaşlarıma hakim olamıyordum. Yabanca uyruklu çocukların Türkçe şarkı söylemesi harika bir şeydi. Bunlar yaşanırken cemaatin kötü olabileceği aklımdan geçmedi. Ben ifademde geçen şahıs isimlerini ayrıntılı (nereli oldukları, hangi okul mezunu oldukları ve ne iş yaptıkları hususunda) açıklamam gerekirse; 1-... kod adlı şahıs; Bu şahsın adını soyadını bilmiyorum. Nereli olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs memur olduğunu söyledi. Kayseri'de benimle görüşen ve son görüşmemizde çalışma evlerinden bahseden ve davet eden şahıstır. Görsem teşhis edebilirim. 2-... kod adlı şahıs; BU şahsın gerçek ismi de olabilir. Şu an için ... olarak bilmekteyim ancak emin değilim. Bu şahısın nereli olduğunu bilmiyorum. Beni Aşti'den alarak çalışma evine götüren şahıstır. Bu şahsın sonrasında cemaatten ayrıldığını arkadaş ortamında duymuştum. Görsem teşhis ederim. 3-... kod adlı şahıs; Bu şahsın adını soyadını ve nereli olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs Murakıp idi aynı zamanda hâkim olduğunu tahmin ediyorum. Sıska, uzun boylu, beyaz tenli kumral bir bayandı. Beni 2008 Adli Yargı sınavından sonra arayan ve sınavı kazandığımı söyleyen şahıstır. Görsem teşhis ederim. 4-S. isimli şahıs: Bu şahsın soyadını bilmiyorum. İsminin gerçek adı mı yoksa müstear adı mı olduğundan emin değilim. Hangi üniversite mezunu olduğunu hatırlamıyorum. Yanılmıyorsam Akdeniz bölgesinden bir şehirdendi. Bu şahıs kalmış olduğum çalışma evinde birlikte kaldığım şahıslardandır. Görsem teşhis ederim. 5-F. isimli şahıs: Bu şahsın soyadını bilmiyorum. İsminin gerçek adı mı yoksa müstear adı mı olduğundan emin değilim. İstanbul'daki bir üniversiteden mezun olduğunu hatırlıyorum. Bu şahıs kalmış olduğum çalışma evinde birlikte kaldığım şahıslardandır. Bu eve sınava bir ay kala gelmişti. Görsem teşhis ederim. 6-K. isimli şahıs; Bu şahsın soyadını bilmiyorum. Hangi üniversiteden mezun olduğunu hatırlamıyorum. Bu şahsın eşinin adı ... idi. Eşi de hâkimdi. Eşi ile bir arkadaşının düğününde tanıştığını söylemişti. İkiz çocukları vardır. Bu şahıs kalmış olduğum çalışma evinde birlikte kaldığım şahıslardandır. Görsem teşhis ederim. 7-İsmini hatırlamadığım çalışma evinde kaldığım şahıs; Bu şahsın adım soyadı nereli olduğunu bilmiyorum. Kısa boylu bir şahıstı. Sonrasında ne iş yaptığını bilmiyorum. Bu şahıs kalmış olduğum çalışma evinde birlikte kaldığım şahıslardandır. Görsem teşhis ederim. 8-... kod adını kullanan gerçek ismini bilmediğim şahıs; Bu şahsın adını soyadını bilmiyorum. Doğulu olabilir. Bu şahısın Hâkim olduğunu tahmin ediyorum. Staj döneminde benden ve 11 dönem yapıya mensup şahısların oluşturduğu grup ile ilgilenen şahıstır. Ben himmete bu şahsa veriyordum. Uzun boylu esmer bir şahıstı. Görsem teşhis ederim. 9-H.D.; Bu şahıs Mersinlidir. Bu şahıs idari yargı stajyeri idi. Bu şahıs ile staj döneminde geçici olarak kaldım. Yapı ile bağlantısını bilmiyorum. Görsem teşhis ederim. 10-M.G.; Bu şahıs Karadenizlidir. Bu şahıs adli yargı stajyeri idi. Benimle aynı dönemdi. Bu şahıs ile staj döneminde geçici olarak kaldım. Yapı ile bağlantısını bilmiyorum. Görsem teşhis ederim. 11-G.D.; Bu şahısın annesi Bireciklidir ve hemşerim olur. Bu şahıs idari yargı stajeri idi. Bu şahıs ile staj döneminde geçici olarak kaldım. Yapı ile bağlantısını bilmiyorum. Görsem teşhis ederim. 12-A.A.; Bu şahıs Çankırılıdır. Bu şahıs benden önceki dönemde adli yargı hâkim adayıydı. Bu şahıs ile staj döneminde aynı evde kaldım. Bu şahsın 2011 yılında atandıktan sonra yapı ile bağlantısı kopmuştur. Koyu milliyetçidir. Bunu bana sorumlumuz ... Kod adlı şahıs söyledi ve aramamamı istedi. Görsem teşhis ederim. 13-M. isimli şahıs; Bu şahsın soyadını hatırlamıyorum. Doğulu idi. Bu şahıs ile staj döneminde aynı evde kaldım. Bu şahsın yapı dışı evlilik yaparak yapıdan koptuğunu duydum. Cemaati sevmezdi ve ibadet ile alakası yoktu. Benim alt dönemimde adli hâkim adayı idi. Görsem teşhis ederim. 14-E.E.; Bu şahıs Bursalı idi. 11.dönem adlı hâkim adayı idi. Aynı sohbet grubundaydık. Atandıktan soma evlendi. Yapı evliliği olup olmadığını bilmiyorum. Görsem teşhis ederim. 15-T.D.; Bu şahıs Karaman ya da Antalya lı idi. 11.dönem adlı hâkim adayı idi. Aynı sohbet grubundaydık. Bu şahıs Tuncay isimli hâkim/savcı ile yapı evliliği yapmıştır. Görsem teşhis ederim. 16-C.Y.; Bu şahıs İzmirli idi. 11.dönem adli hâkim adayı idi. Aynı sohbet grubundaydık. Bu şahıs cemaati sevmezdi cemaatte bu şahsı sevmezdi. Çoğu sohbete nadiren katılırdı. Görsem teşhis ederim. 17-Özlem kod adlı ya da gerçek isimli şahıs; Bu şahsın nereli olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs Sivas iline atanınca benimle 3-4 kez görüşen ve himmet verdiğim şahıstır. Bu şahsın eşi hâkim olduğunu kendisi söyledi. Bu şahıs öğretmen ya da ev hanımı olabilir. 2012 yılında doğum izninde olduğunu hatırlıyorum. Görsem teşhis edebilirim. 18-M.K.; Bu şahıs idari hâkim idi. Amerika'ya gittiğim de benimle ilgilenen şahıstır. Bu şahsa Amerika'da bulunduğum ilk 6 ayda Himmet verdim. Görsem teşhis ederim. 19-... kod adını kullanan gerçek ismini bilmediğim şahsın aracılığı ile aradığını söyleyen erkek şahıs; Bu şahısın adım soyadını nereli olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs iri yan 40 yaşlarında idi. Bu şahıs bana By-Lock yüklemeye çalışan ve bana Bank Asya'ya para yatırmamı söyleyen ve HSK seçimleri için oy istemememi söyleyen şahıstır. Görsem teşhis edemem. Çünkü bu şahsın büyük abi olduğunu düşündüğümden yüzüne hiç bakmadım." Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, örgütün staj evlerinde kaldığına, örgüte himmet verdiğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadesinin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Diğer Hususlar: Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışmaları Şu Şekildedir: Davalı idarece dosyaya sunulan "..." ID numaralı, "..." kullanıcı isimli ByLock kullanıcısına ait ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan, bu kişi ile "..." ID numaralı Bylock kullanıcısı arasında geçen muhtelif tarihlerdeki yazışma içerikleri: ... ... hanimin durumuyla ilgili bana nasil geri dönüs yapacak ... izdivaci da ... bey halletse daha iyi olur ...bir de ... hanimin evet derse bizim eve gelme durumu dikkat çekmez mi ... yani bu haftadonu ... beyle görüssem, o da bi hafta sonra ... hanimla görüsüp bana telefonda olumlu ya da olumdux diye söylese, olumluysa da ürgüpte onlarin evinde görüsseler diyorum ... bir de ... hanimla facebook mesdengerdan yazistim, abd,deki ddoktorsyla ilgili biseyler görüsmek istiyorum dedim ... bu haftasonu sansimi deneyim erdem beyle ... haftaya da ksdriye hanimla ... aslinds pazar gelebilir ... hanim, ikisini de bu haftasonu yapabilir miyim diye düsünüyorum ... ablanin taliplisi kimmis abi, bi bilgi var mi ... görüsmeyi kabul ederse nasil yapacaz ... bir sonraki hafta için bizim eve mi davet edecez ... gün ve saatini nasil ayarlicaz ... tamam abi, öyle yapalim ... sonra hakim kaçak askiyla yakalandi diye haber yapmadinlar da arkamizdan:)))) ... ben size bilgi veririm abi ... talipliyle ilgili bilgi olursa bana verin de ona göre sorayim ... hanima ... görüsürüz abi, iyi geceler ... allah razi olsun abi, biz de bekliyoruz ... ... hanim diyor ki ben 1981 dogumluyum, birecikliyim, beni taniyor mu arkadas diyor ... sanirim yasiyla ilgili bir kaygisi var ... siz biliyorsunuz degil mi durumu ... görüsecek kisiyle ilgili bir bilgi yok mu ... ne is yapiyor ... ögrenebildiniz mi ... bir de ... hanim teyzesiyle birlikte yasiyormus, bu asamada teyzesinin bilmesini istemiyor, ya opette ya da 40 km uzakta sekerpinsri diye bir yer vsr prsda görüsmek istiyor ... sekerpinari ... valla ben de çikamadim isin içinden ... tek hakim oldugu için ayrilmasi riskliymis ... 111 km ... haftasonlari çok olay oluyormus ... bi sorun da abi halledelim su isi ... ben de strese girdim, abla için de zordur ... messengerdan bir erkekle böyle seyler konusmak kolsy olmasa gerek ... kim oldugunu, ne is yaptigini dahi bilmedigi biriyle görüsmeyi kabul etmesi bile bir lütuf bence ... abi ... hanimin durumuyla ilgili bir gelisme yok, bilgi gelmiyor, ablaya ayip oluyor, keske hiç söylemeseydik ... ulukisladaki ablanin izdivaç meselesindenn sizin de bilginiz var mi yoksa ... bey mi takip ediyor yalniz ... ablaya da ayip oldu ... haber bekliyor kaç gündür ... talipli abi pazar bize gelirse 11 gibi, esimle beraber onu götürürüz ulukislaya ... izdivaçla ilgili gelisme var mi abi ... ona göre haftasonu için haber vercem kadriyebhankma ... ne diyeyim ben ablaya ... tekrar ayrintili sorsak abi, en azindan bi bilgi olup olmadigiyla ilgili bi bilgi versinler, bilgi yoksa niye yok onu desinler, ... ayip oldu ablaya da ... keske hiç söylemeseydik ... geçen haftasonu da nöbetçiydi arkadas, ins gelecek haftasonu hallederiz, yüzüm kalmadi ablaya karsi:)) allah razi olsun abi, en azindan bilgi sahibi olduk, hayirli geceler ... abi kisa sürede fotograf yollayacam ins ... ... hanima bilgi verdim, dedi ki benim bilmedigim bisey varsa söyleyin, eger nöbetçiyse önceden belli olmaz mi falan dedi, haftaya anlatiriz dedim ben de, bu bilgiyi de abilere gönderseniz de biraz daha itinali olsalar ve daha erken bikgi akisinda bulunsalar iyi olur abi ... arkadas benlemgörüsmek idtemiyor da siz mi zorluyorsunuz diyor ... haber bekledigimiz kisi en azindan görüsmeyi kabul etsin de ... hanim anlamasin bu olayi ... yeni kisi yani" Davacı tarafından söz konusu ByLock yazışma içeriklerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır. Sonuç olarak, örgütsel faaliyet kapsamındaki ByLock yazışma içeriklerinin değerlendirilmesinden ismine, doğum tarihine ve doğum yerine açıkça yer verilen davacının örgüt içinden birisiyle evlendirilme hazırlıklarına dair bahse konu yazışmalar FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır. Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25). Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır. AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir. Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir. AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır. Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır. Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir. AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir. AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207). Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır. Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı maaş ve diğer tüm özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE, 2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı maaş ve diğer tüm özlük haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE, 3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam .... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 07/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.