5. Daire 2017/6367 E. 2021/2647 K. — Danıştay Kararı
5. Daire 2017/6367 Esas 2021/2647 Karar 21.09.2021
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2017/6367 E., 2021/2647 K.
T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2017/6367 Karar No : 2021/2647
DAVACI : ...
DAVALI : ...Kurulu / ... VEKİLİ : Av. ...
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ...sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ...sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Savunma hakkının, masumiyet karinesinin, suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin ihlal edildiği, dava konusu kararların gerekçesiz olduğu ve somut delil gösterilmediği, Anayasa'ya, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'na, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve ilgili mevzuata aykırı olarak işlem tesis edildiği iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI :Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi yönünde karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ...'NIN DÜŞÜNCESİ:Davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ...tarih ve ...sayılı Kararı ile bu kararın yeniden incelenmesi talebiyle yaptığı itirazının reddi yolundaki ...tarih ve ...sayılı Kararının iptali ve yoksun kaldığı maddi haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. Davalı yanın usule yönelik itirazları yerinde görülmediğinden işin esası incelenmiştir. T.C. Anayasasının 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz." hükmüne yer verilmiş, 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." kuralı yer almıştır. "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında da, "Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir." hükmü getirilmiş, bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükmüne yer verilmiştir. 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması hallerinde görevleri sona erer." şeklinde düzenleme yapılmıştır. 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır. Öte yandan, kamu düzeni ve güvenliği açısından, Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde, Milli Güvenlik Kurulunun, Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu'nca 15.7.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır. 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 11. maddesinin 2. fıkrasında, "22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir." hükmü getirilmiştir. Olayda, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ...tarih ve ... sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenler hakkında 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş ve davacının yeniden inceleme talebi ...tarih ve ...sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu Kararı ile reddedilmiştir. Öte yandan, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.9.2017 tarih ve 2017/16-956 Esas, 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.4.2017 tarih ve 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararında, FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiştir. Dosyadaki mevcut belge ve bilgilerden; davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla açılan kamu davasında, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile suçu sabit görülerek yedi yıl, altı ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedildiği ve uyuşmazlığın incelendiği tarih itibariyle bu kararın istinaf incelemesinde olduğu görülmekte olup, davacının meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan hüküm giydiği anlaşılmaktadır. Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hakim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar vermeleri ve Anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir. Terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara yönelik üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hakim ve savcılar hakkında olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hallerdendir. Bu nedenle, dosyanın incelendiği tarih itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla açılan kamu davasında mahkumiyetine hükmedilmiş ve meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ...tarih ve ...sayılı Kararı ile yeniden incelenmesi talebiyle yaptığı itirazın reddi yolundaki ...tarih ve ...sayılı kararı hukuka uygun olduğundan, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ 1) Genel Olarak Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç ... tarih ve ...sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ...tarih ve ...sayılı kararla reddedilmiştir. Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ise ...Bölge Adliye Mahkemesi .... Ceza Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla esastan reddedildiği ve Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...” Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.” Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.” Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.” AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.” Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.” Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE 1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir. Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70). Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır. Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır. Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir. Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 30/10/2018 tarihli kararı ile kabul edilmiştir. Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır. 06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır. Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir. Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır. AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46). Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır. Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir. 1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir: "Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır... Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir... HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır. Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır... Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir... Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..." Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür: Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.” Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı ...kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.” Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.” Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur. Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28). AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir. Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir. Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar. Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemlerin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir: Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.'ye ait, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15-16/10/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı; "...Staj döneminde birlikte staj yaptığım benimle aynı dönem olan ve Gülen Cemaati ile ilgisi bulunan kişilerden söz etmek istiyorum. Bu isimleri HSYK'nın 2009 tarihli atanma kararnamesine bakarak tespit ettim. ... 120897 sicil numaralı ... (ilk görev yeri Kemah, son görev Küçük- çekmece Cumhuriyet savcılığıyken açığa alınıp alınmadığını bilmiyorum), ... İsimlerini saydığım tüm bu hakim ve Cumhuriyet savcıları staj dönemindeki konuşmalarımızdan anladığım kadarıyla Gülen Cemaati'ne ait Kızılay'da bulunan evlerde kalmışlardır. Bu nedenle bunların Gülen Cemaati'ne mensup olduklarını düşünüyorum. Hatta bunlardan tetkik hakimi Y. mesleğimin sonraki yıllarında en sık telefon görüşmesi yaptığım kişidir..." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ö.E.Y.'ye ait, Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; "...Keşap'ta yaklaşık 11 ay kadar görev yaptık. Göreve başladıktan 2-3 ay kadar sonra Trabzon'da idari yargı hakimi olan M. isimli şahıs telefonla aradı. Görele ilçesinde görev yapan Cumhuriyet Savcısı F.D.'nin evinde buluştuk. Hakim M. bey yanında yine idari hakim olan ismini Y. olarak hatırladığım şahısla gelmişti. Tanıştık. Birlikte namaz kıldık. Risale-i nur'dan okuyarak sohbet yaptık. Burs olarak bir miktar parayı M.'ye verdim. Daha sonra Espiye ilçesinde Cumhuriyet Savcısı olan ...'ın evinde savcı F.D. ile Trabzon'dan gelen Y. ya da M.'nin de katılmasıyla buluştuk. Yine aynı formatta namaz kılıp, risale-i nur sohbeti yaptık. Yine aynı şekilde Trabzon'dan gelen M. ya da Y.'ye burs olarak bir miktar para verdik. Eşimin bu cemaat buluşmalarından haberi olmadığı için benim evimi hiçbir zaman sohbet amacıyla kullanmadık. M. ve Y.'nin evlerinde de ayrı tarihlerde ... ile F.D.'nin katılımıyla bir araya gelip namaz kılarak risale-i nur ve Fethullah Gülen okumaları yaptık ve ekonomik durumu yerinde olan bursunu da M.'ye verdi. Keşap Adliyesi kapatılınca tercih dışı olarak Niksar'a atandık..." Kaymakam olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan O.B.'ye ait, Alaşehir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli tanık ifade tutanağı; "...Ben 2012 yılı Eylül ayının 5'in Espiye Kaymakamı olarak Espiye'de göreve başladım. Kendim de hukukçu olmam, aynı ilçede çalışmamız ve Adliye'nin Kaymakamlık binası içerisinde yer alması hasabiyle bana isimlerini söylemiş olduğunuz o dönemde Espiye'de Hakim ve Savcılık yapan ..., H.K., Y.E. ve D.T. ile tanışırım. Ara ara birlikte olduğumuz zamanlar sohbet edip görüşüyorduk. Benim Espiye'de görevde olduğum sırada yukarıda isimleri yazılı Hakim ve Savcılar da Espiye ilçesinde görevdeydiler. 2013 yılında meydana gelen 17 ve 25 Aralık darbe girişimlerinin öncesinde ve sonrasında ve dershane tartışmaları ile başlayan Hükümet Cemaat gerilimi sırasında ara ara Espiye'de görev yapan yukarıda isimleri yazılı Hakim ve Savcılar'a ek olarak ayrıca şuan Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan E.T. ve Eski Espiye Savcısı şimdi Diyarbakır Hakimi olan H.K. de bu sohbetlerde ve tartışmalara şahit olmuştur. Bu sohbet ve tartışmalar sırasında ..., D.T., H.G. açıkça darbe girişiminden öncesinde ve sonrasında o zamanki Başbakanımız şimdiki Cumhurbaşkanımız hakkında İrancı olduğu, çocuklarıyla beraber hırsızlık yaptığı, dershane olayında yanlış yaptığı, kendi otoritesini güçlendirmek adına cemaatle uğraştığını iddia ettiler ve savundular, ayrıca şuanki Cumhurbaşkanımıza yönelik hırsız, firavun, nemrut şeklinde tabirlerle hakaret ettiklerini birçok kez yaptığımız sohbet ve tartışmalarda şahit oldum. Ayrıca sonunun yaklaştığını, seçimlerde gideceğini, işinin bittiğini açıkça konuşuyorlardı. Bu konuşmaları bu ismini verdiğim ..., D.T., H.G. hepsi bir ağızdan çıkmış gibi yapıyorlardı ve Fetullah Gülen'in ve cemaatinin bir hatası olmadığını, doğru yaptıklarını açık bir şekilde savunuyorlardı. 17-25 Aralık operasyonlarının darbe girişimi değil tam tersine hırsızlık operasyonları olduğunu iddia ediyorlardı. Hırsızlık nedeniyle bu operasyonların yapıldığını dillendiriyorlardı. Bu tartışmalar sırasında E.T. ve ben bunlara muhalefet edip söylediklerinin yanlış olduğunu izah etmeye çalışıyorduk. Hatta bunların içerisinden ... ile çok sert ve yüksek sesli bu hususlarda tartışmalarımız farklı zamanlarda ve yerlerde oldu. ... Ben ...'ın yasadışı dinleme ve kasetleri odasında dinleyip başkalarına değerlendirmelerde bulunduğu hususunda şahit olmadım, böyle bir husus duymadım. ... 17-25 Aralık darbe girişimden önce Akparti Espiye Belediye Başkanı olan E.K. hakkında bildiğim kadarıyla irtikap, rüşvet, zimmet iddialarıyla soruşturmaya başlanıldı. Bu darbe girişiminden hemen önce E.K. ...'ın yapmış olduğu soruşturma kapsamında D.T. tarafından tutuklandı..." Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/23085 sayılı soruşturma dosyası kapsamında ifadesine başvurulan Y.B.'ye ait KOM Daire Başkanlığında düzenlenen 19/08/2016 tarihli fotoğraftan teşhis tutanağında; "...Bana fotoğrafı gösterilen şahıslardan ... ismi ile tanıdığım şahıs 2008-2009 yılları arasında Bozyaka da Cemaatin Semt Ahiliğini yapan şahıstır. 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Adı geçen şahsın ... (T.C. Kimlik No: ...) isimli şahsı KESİN VE NET olarak teşhis ediyorum.” şeklinde beyanda bulunmuş ve davacı ...'ı net ve kesin olarak teşhis etmiştir. Asker olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.S.'ye ait, Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/34582 sayılı soruşturma dosyası kapsamında Konya KOM Şube Müdürlüğü biriminde düzenlenen 18/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...Ortaokulda derslerim iyiydi ve çalışkan bir öğrenciydim ancak ailemin maddi durumu iyi olmadığı için herhangi bir dershaneye gitme durumum söz konusu değildi Ortaokul 6. ve 7.sınıflarda Milli Eğitimin yaptığı Seviye Belirleme Sınavlarında Gaziemir ilçesinde dereceye girmiştim. 2002-2003 eğitim yılında Ortaokul 8. sınıfa başladığımda o dönem Mustafa Kemal Paşa İlköğretim Okulunun müdürü olan T.Ö. beni ve benim gibi dersleri iyi olan soy ismini hatırlamadığım K. isimli arkadaşımı odasına çağırdı. Bize "okuldan sonra bir yere ayrılmayın, sizi ders çalıştırmak için birisi gelecek” dedi. Ancak Buca ilçesinden geliş gidiş yaptığım için okul çıkışında beklemek istemedim, bunun yanı sıra kardeşlerimde benim ile aynı okulda okudukları için onlarla beraber gidip geliyordum ve beni beklemelerini istemedim. Bu sebeple o gün okul çıkışı beklemeden kardeşlerim ile birlikte eve gittim. K. de benim gibi beklemeden okuldan ayrıldı. Ertesi gün okul müdürü T.Ö. bizi tekrar odasına çağırdı ve bize “dün neden okul çıkışı beklemediniz, size söylediğim şahıs sizi bulamamış, bugün yine gelecek, okul çıkışı ayrılmayın, bekleyin ” dedi. Bunun üzerine K. isimli arkadaşım ile birlikte okul çıkışı okul müdürünün bize ders çalıştıracağım söylediği şahsı bekledik O gün okul çıkışı ismini ... olarak söyleyen bir şahıs geldi( Bu şahsın isminin ... olduğunu ve 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuduğunu ilerleyen süreçle öğrenmiştim. Bunun yanı sıra bu şahıs üniversiteden sonra Hakim veya Savcı olmak istediğini söylemişti). ... isimli şahıs bizim ile tanıştı ve bize "arkadaşlar derslerinizde başarılısınız, biz size derslerinizde yardımcı olmak istiyoruz, böylece ilerde güzel bir liseyi kazanabilirsiniz” şeklinde bir konuşma yaptı. Sonra da bize 'futbolu sever misiniz, futbolla aranız varsa birlikte maç yaparız” şeklinde bize samimi olarak yaklaşmak istedi. Zaten konuşması ve hareketleri ile çok nazik ve kibar bir görüntüsü vardı. Bizi bu şahsa okul müdürü yönlendirdiği için bizde şahsın ders çalıştırma teklifini kabul etmekte bir kötülük görmedik. Ayaküstü yaptığımız bu görüşmeden sonra ... isimli şahıs bize ders çalışmak için gelip gideceğimiz evi gösterdi. Bu ev okula yürüme mesafesinde idi ve hatırladığım kadarıyla Gaziemir ilçesi Aktepe Mahallesinde PTT Şubesinin yakınındaki cami civarında idi. ... isimli şahıs evin yerine gösterdi ve birlikte eve çıktık Evde bize çay vs. ikram etti ve sonra “arkadaşlar okul çıkışı buraya gelirsiniz, bir iki saat ders çalışırsınız, sonra da evinize gidersiniz” dedi. O gün kısmen de olsa bu şahsın konuşmalarından ve evin durumundan üniversite öğrencisi olduğunu anlamıştım. Bu tanışmadan sonra da K. ile oradan ayrıldık. Eve gidince ben yaşadığım bu olayı anneme anlattım ve okul müdürünün bize ders çalışmamız için ... isimli şahıs ile tanıştırdığını söyledim. Annem de kimdir nedir diyerek bahsettiğim şahıs ile tanımak istedi. O dönem annem bazen okul çıkışı beni ve kardeşlerimi almak için okula geliyordu. Bir sonraki gün ben K. ile birlikte ... isimli şahsın bize tarif ettiği eve gitmeden önce okul çıkışı ... isimli şahıs ile annemi görüştürdüm. ... isimli şahıs anneme bize ders çalıştıracaklarını, bunun karşılığında herhangi bir ücret talep etmediklerinden bahsetti. Bunun yanı sıra kendisinin Karslı olduğunu söyleyerek hemşeri muhabbeti yaptı. Annem bu şahsın yaklaşımından dolayı benim ders çalışmak için bu şahsın kaldığı eve gidip gelmemde bir kötülük görmedi ve kabul etti. Zaten ailemin maddi durumu olmadığı için beni dershaneye gönderme durumları da yoktu. Bu teklife de hayır demediler. Böylece ben K. isimli arkadaşım ile birlikte ... isimli şahsın kaldığı öğrenci evine okul çıkışları ders çalışmak için gidip gelmeye başladım. Birkaç gün bu eve ders çalışmak için gittik. Bu esnada ... isimli şahıs bize “arkadaşlar okulda sizin gibi derslerinde başarılı olan arkadaşlarınız varsa onları da çağırabilirsiniz" dedi. Sonrasında tam olarak nasıl gelişti bilmiyorum ancak benim ile aynı sınıfta okuyan F.T. ile K.'nin sınıfında olan B.Ş. isimli arkadaşlarda bizim gibi bu eve ders çalışmak için gelmeye başladılar. Bir süre sonra ise Aslanlar İlköğretim Okulunda okuyan R.T. isimli şahıs ta bize dahil oldu. R'yi ... isimli şahıs kendisi bize dahil etmişti ve bu şekilde R. ile tanışmıştık. Ders çalışmak için gittiğimiz bu öğrenci evinde ... isimli şahıstan başka soy isimlerini bilmediğim ismini T. veya T. (O dönem İzmir ilinde hangi üniversitede ve hangi bölümde okuduğunu bilmiyorum ancak Malatya'lı olduğunu söylemişti. Üniversite sonrasında ise polis olduğunu ... isimli şahıstan duymuştum.) olarak hatırladığım şahıs ile İ. (O dönem İzmir ilinde hangi üniversitede ve hangi bölümde okuduğunu, nereli olduğunu bilmiyorum) isimli şahısta kalıyordu. Bu şahıslar haricinde birde evde ismini hatırlamadığım Kırgız veya Kazak vatandaşı olan yabancı uyruklu bir üniversite öğrencisi daha kalıyordu ancak bu şahıs ile muhabbetimiz olmuyordu. İsmini T. veya T. olarak bildiğim şahıs, 165-170 boylarında, esmer tenli, siyah saçlı, o dönem 21-23 yaşlarında idi. İ. isimli şahıs ise 180-185 boylarında, beyaz tenli, renkli gözlü, kumral saçlı, o dönem 23-25 yaşlarında idi. İ. isimli şahıs bu öğrenci evinde ara sıra kalıyordu, ... ve T. isimli şahıslar kendisine "abi" diye hitap ediyorlardı. ... isimli şahıs Türkçe ile Sözel dersler, T. veya T. isimli şahıs bize matematik, İ. isimli şahıs ise Fizik ev Fen Derslerinde bize yardımcı oluyordu. Öğrenci evine gidip gelmeye başladıktan kısa bir süre sonra K. isimli arkadaşım ailesinin istememesi üzerim öğrenci evine gelip gitmeyi bıraktı. K.’nin bizim gruptan ayrılması ile ben F.T., B.Ş. ve R.T. isimli arkadaşlar ile öğrenci evine ders çalışmak için gidip gelmeye devam ettim. K.’in bizim gruptan ayrılmasından sonra ... isimli abi bize “arkadaşlar öğrenci evinde biz sizlere derslerinizde yardımcı oluyoruz ancak müfredat olarak eksik kaldığımız alanlar olabilir, bu sebeple dershane eğitimi almanızda gerekecek" dedi. ... abinin bu teklifi üzerine ben kendisine ailemin maddi durumunun beni dershaneye göndermek için yeterli olmadığım, bu sebeple dershaneye gidemeyeceğimi söyledim. ... abi bana “dershaneye gitsen ailen ne kadarını ödeyebilir " dedi. Bende o dönem için aylık taksitlerin 15-20 TL sini ödeyebilirler dedim. Bunun üzerine ... abi bana “tamam o zaman geri kalan kısmım biz öderiz, seni de bir dershaneye kayıt yaptıralım " dedi. ... abi ile bu görüşmemizden birkaç gün sonra ... abi bizi Konak ilçesi Çankaya semtinde bulunan Özel Özdemir Dershanesine götürdü ve kaydımızı bu dershaneye yaptırdı. (Bu dershanenin bildiğim kadarıyla Fetullah Gülen cemaati ile bir alakası yoktu.) Kayıttan sonra 60 TL olan aylık taksitlerin 20 TL sini ailemden 40 TL sini de ... abiden alarak dershaneye ödemeye başladım. Diğer arkadaşların dershane ücretini nasıl karşıladıklarını ise hatırlamıyorum. İlk zamanlarda hafta içi okul çıkışlarında yukarıda isimlerini beyan ettiğim arkadaşlarım ile iki veya üç gün olacak şekilde ... abinin kaldığı öğrenci evine giderek ders çalışıyorduk ilerleyen zamanda ise haftanın 4-5 günü olacak şekilde öğrenci evine gidip gelmeye başladık. Ortaokul 8. sınıfın ikinci dönemi itibariyle de ara sıra öğrenci evinde yatılı olarak kaldığımızda oluyordu. Bu süreçte ortaokul 8.sınıfın birinci döneminde öğrenci evine gittiğimiz bir gün ... abi bize ders çalıştırırken bizden müsaade istedi ve "arkadaşlar ben vakit namazını kılayım, sonra devam ederiz, isteyen varsa birlikte namaz kılabiliriz’’ şeklinde söylemde bulundu. Bunun üzerine kim olduğunu hatırlamıyorum ancak arkadaşlardan birisi kıyafetlerinin temiz olmadığını söyledi. ... abi de “o zaman yarın temiz kıyafetle gelirsin, namaz kılarsın" dedi. Bizde "abi bizde yarın kılalım" dedik. Ertesi gün Öğrenci evine geldiğimizde ... abi ile birlikte bizde namazımızı kıldık O günden sonra da öğrenci evinde namaz kılmaya başlamış olduk ... abi bu şekilde bize ilk defa dini yönden yakınlaşmış oldu. Öğrenci evinde ders çalışmanın ve namaz kılmanın yanı sıra sosyal etkinlik olarak birlikte halı saha maçlarına gidiyorduk evde iken yemek, çay, vs. ikramlarda oluyordu. Biraz daha zaman geçtikten sonra ... abi bir gün bize "arkadaşlar sizi çok özel birisi ile tanıştıracağım " dedi ancak kim olduğum açıklamadı. Bizde çocuk aklı ile bu kişinin kim olduğunu merak ettik Bir sonraki gün yine aynı konu ile alakalı olarak “sizi tanıştıracağım bu kişi peygamber efendimizi her gün rüyasında gören birisi ” dedi ve bizdeki merak duygusu artmaya başladı. Diğer gün ise "bu kişi üç yıldız olarak biliniyor ” şeklinde bir söylemde bulundu ve bizde oluşturmak istediğimi bu merak konusu bir hafta kadar aynı şekilde sürdü ve bir haftanın sonunda “arkadaşlar size bir haftadır üstü kapalı olarak bahsettiğim şahıs Muhammet Fetullah Gülen hoca efendi" dedi ve bahsettiği şahsın ismini açıklayarak bize “hoca efendinin ismini daha önce duymuş muydunuz” diye sordu. Bu soru üzerine ben ilk defa kendisinden duyduğumu söyledim. Yanlış hatırlamıyorsam sadece F.T. daha önce bu şahsın ismini duyduğunu mırıldanmıştı. Sonrasında ... abi bize ismini bahsettiği Fetullah Gülen'e ait olduğunu söylediği ismini hatırlamadığım bir kitabı bize verdi ve kitabı okumamızı istedi. Bize okumamız için verdiği kitabı o dönem okumuştum ancak okuduğumdan hiçbir şey anlamamıştım. Bu anlattığım olay ile ben ders çalışmak için gittiğim öğrenci evinde ilk defa Fetullah Gülen ismini duymuş oldum ve o dönemlerde Fetullah Gülen cemaati olarak bilinen cemaat yapılanması İçerisine girmiş oldum. Bu itibarla beni ... isimli abi ile tanıştıran okul müdürü T.Ö. isimli şahsın da Fetullah gülen cemaati yapılanması içerisinde olduğunu anlamış oldum. O dönem yaşadığım bu olaydan sonra öğrenci evinde ders çalışmanın yanı sıra “namaz kılma, Fetullah Gülen kitapları okuma, dini sohbetler” şeklinde faaliyetlere de ağırlık verilmeye başlandı. Ben o dönem kuranı kerim okumayı bilmediğim için kuran öğrenmeme yardımcı olmaya çalışıyorlardı. Bu süreçte yapılan dini sohbetlerde bize Bediiüzzaman Said Nursi’den de bahsettiler ve bu şahıs ile ilgili olarak “Fetullah Gülen hoca efendi Bediüzzaman Said Nursi'nin talebesidir ” şeklinde bahsettiler ve böylece Said Nursi’nin de ismini ilk defa duymuştum. Yine ... abi Said Nursi ile ilgili hayatını anlatan bir kitabı bize okumamız için verdi ve bu kitap üzerinden bize sınav yapacağını söyledi. Okumamız için verdiği kitapta Said Nursi’nin hayatı anlatılıyordu ancak kitap içerik olarak ağır bir dille yazıldığı için çokta bir şey anlamamız mümkün değildi. Buna rağmen bu şahsın hayatı ile ilgili bazı bilgiler aklımızda kalmıştı. ... abinin bu kitap üzerinden bize yaptığı sınavda da “Said Nursi .............'te doğmuştur, Said Nursi ............. yılında doğmuştur” şeklinde boşluk doldurma usulünde basit bir sınav yapmıştı. Bu sınav ile ilgili evde bir pano yaptı ve sonuçları panoya astı. Bu sınavda en başarılı ben olmuştum ve beni o gün için tam olarak hatırlamıyorum ancak bir çikolata veya kalem vb. bir hediye ile ödüllendirmişti. Çocuk aklı ile bu başarı bende çok büyük bir yer etmişti. Said Nursi'yi de bize tanıttıktan sonra bu şahsın kitaplarını da bize okumamız için vermeye başladılar ve Said Nursi’ye ait kitaplar ile ilgili olarak “bu kitapların dili ağır olabilir, çok fazla bir şey anlamazsınız ancak bu kitapların Kuran-ı Kerim’in tefsiridir, anlamasanız da rahatlarsınız” demişlerdi, öğrenci evinde kıldığımız vakit namazlarından sonra ... abi bize Said Nursi ve Fetullah Gülen’e ait kitaplardan bazı bölümler okuyarak okuduğu bu bölümleri bizim anlayacağımız dilde bize anlatarak anlatımı yapılan konular üzerinden bize dini sohbetler yapıyordu. Bu süreç bu şekilde devam etti ve ortaokul 8. sınıfın ikinci dönemi içerisinde ... abi bize “arkadaşlar sınav sürecine yaklaştınız, bundan sonra yapılacak tüm sınavlara girmenizi istiyorum, gireceğiniz bu sınavlar liselere giriş sınavlarında başarılı olmanız için size tecrübe kazandıracak” dedi. ... abinin bu söylemi üzenine o dönem tüm dershanelerin yaptığını ücretiz deneme sınavlarına girmeye başladık. Yine bu süreçte ... abi bize “arkadaşlar deneme sınavlarının haricinde tecrübe kazanmanız için liselere giriş sınavlarından önce yapılacak olan Askeri Lise ve Polis Koleji sınavlarına da girin” dedi. Bu konu ile ilgili olarakta bize “arkadaşlar bende sizin yaşlarınızda iken bende Askeri Lise sınavlarına girmek için çok uğraştım, orası benim için çok özel bir yerdi ancak ben Askeri Lise yazılı sınavını kazanmama rağmen sporda elendim ve gidemedim, o gün elendiğim için çok ağlamıştım, ben gidemedim ancak sizler Askeri Liseye gidin” şeklinde bir konuşma yaparak bizi Askeri Lise sınavlarına girmemiz için özendirmeye ve yönlendirme çalışmıştı. Bizde ... abinin o güne kadar bize olan yaklaşımından dolayı bu söylemlerinden çok etkilenmiştik ve Askeri Lise ile Polis Koleji sınavlarına girmeye karar vermiştik Hatta o güne kadar ... abinin üniversite de okuduğu Hukuk Fakültesinden dolayı kendisine özendiğim için bende Hukuk okumak istiyordum ancak bu konuşmasından sonra aklımda artık Askeri Lise’de okumak ve asker olma düşüncesi yer almaya başlamıştı. Neticede ortaokul 8. sınıfın ikinci döneminin ortalarında yukarıda isimlerini beyan ettiğim tüm arkadaşlarım ile birlikte Polis Koleji ve Askeri Lise sınavlarına da müracaat ettik. Bu sınavlar öncesinde öğrenci evinde bize alışmamız için ayrıca bir test veya soru verilmedi ancak ders çalışmaya ağırlık vermiştik ve sürekli olarak deneme şeklide testler çözüyorduk. Sınav dönemi geldiğinde ilk önce Polis Koleji sınavlarına sonrasında ise Askeri Lise sınavlarına girdik. Sınav sonuçlan açıklandığında Polis Koleji sınavlarında hepimiz başarısız olduk Askeri Lise sınavlarında ise aldığımız puan ile ben subaylığı kazanmıştım, diğer arkadaşlarım ise astsubaylığı kazanmışlardı. Askeri Lise sınav sonuçlan açıklandıktan sonra öğrenci evinde LGS(Liselere Giriş Sınavı)’na yönelik ders çalışma konusu neredeyse durma noktasına gelmişti. Öğrenci evindeki abiler artık bizim derslerimiz ile ilgilenmiyorlardı. Ancak ben kendim ailemin yanında derslerime çalışmaya devam ediyordum. Bu süreçte arkadaşlardan birisi ... abiye "abi neden LGS’ye çalışmaya ara verdik, yavaşladık” diye sordu ve ... abi “bu aşamada askeri liseler için mülakat ve spor sınavlarına ağırlık verelim, LGS için kendi evinizde de ders çalışabilirsiniz, zaten H. hariç hanginiz LGS’den bir yer kazanırsanız oraya gitmenizi tavsiye edeceğim” dedi ve bu söylemi ile diğer arkadaşların bir yer kazanamayacağını ima etti. Çünkü ben Askeri Lise ile ilgili olarak subaylığı, diğerleri ise astsubaylığı kazanmışlardı yani anladığım kadarıyla diğer arkadaşlar ile ilgili olarak bir umudu yoktu. Bu süreçten sonra ... abi öğrenci evinde bize ders çalışmayı bıraktırdı ve bizi askeri lise için mülakat ve spor aşamalarına hazırlamaya başladı. ... abi bize İzmir Fuarı(Kültür Park) içerisindeki koşu parkurunda süreli koşu testleri yaptırmaya başladı. Bunun yanı sıra şınav ve mekik gibi spor dallarına da çalıştırıyordu. Mülakat ile ilgili olarak ise "size mülakatta Atatürk ve Peygamber denize düşerse ilk önce hangisini kurtarırsınız şeklinde bir soru sorarlarsa ikisi de kendi alanlarında başarılı kişiler, bana ihtiyaçları olmadan kendileri kurtulabilirler şeklinde cevap verin, mülakata girdiğinizde size soru soran kişilere komutanım şeklinde hitap edin, sorulara net ve kesin cevaplar verin, duruşunuz dik ve kararlı olsun" şeklinde bazı hususlara dikkat etmemiz gerektiğini söylemişti. Hatta mülakat ile ilgili olarak İ. isimli abi bize prova yaptırmıştı ve sanki mülakattaymış gibi bizi sırayla karşısına alarak sorular sormuştu. O gün İ. abinin yanında daha önce hiç görmediğim iki kişi daha vardı ancak bu şahıslar ile aklımda bir isim veya bir eşgal bilgisi kalmadı. Çünkü bize soruları İ. abi soruyordu ve mülakat esnasında tamamen İ. abiye odaklanmıştım. Halta bu mülakat provasından sonra İ. abi hepimizi odaya çağırdı ve bizi kabaca muayene etti. Bu muayene de boyumuzu ölçtü, dişlerimize baktı, bazı harfleri söyleyip söylemediğimizi anlamak için tekerleme söyletti. Anlattığım bu konular yaşanırken LGS sınavı günü de geldi ve LGS sınavlarına da girdik LGS sınav sonuçları açıklanmadan önce ... abi beni ve diğer arkadaşlarımı Askeri Lise mülakatları için otobüs ile İstanbul'a götürdü. İstanbul’a giderken ailelerimizden herhangi bir kimse yanımızda yoktu O dönem subaylık ve astsubaylık ile ilgili mülakatlar aynı okulda ve aynı aşamalarda yapılıyordu, hu sebeple tüm arkadaşlar ile birlikte mülakatlara gitmiştik. Diğer arkadaşlar Kuleli Askeri Lisesinde mülakatlara girdiler. Ben ise ilk önce Hava Harp Okulunda spor ve sağlık aşamalarına girdim, burada sağlık aşamasında sinizüt rahatsızlığım var diyerek sağlıktan elendim, sonra Heybeliada Deniz Lisesinde mülakata ve spora katıldım, Deniz Lisesinde sağlık, spor ve mülakat aşamasından başarı ile geçtim. Daha sonra Kuleli Askeri Lisesinde Kara Kuvvetleri için spor ve mülakata girdim. Burada deniz lisesinde aldığım sağlık raporu geçerli olduğu için sağlık aşamasına girmedim. Mülakat, spor ve sağlık aşamaları birkaç gün sürdüğü için işlemler bitinceye kadar İstanbul ilinde ... abinin bizi götürdüğü Bakırköy ilçesinde Soğanlı semtinde bir evde kaldık Kaldığımız bu ev düzeni ve görünüşü itibariyle aile evine benziyordu ancak evde kaldığımız süre zarfında ev sahipleri ile hiç karşılaşmadık ama evde Ö. isimli bir şahıs vardı. Tahminime göre Ö. isimli bu şahıs İzmir ilinden gelmişti ve büyük ihtimalle ... abi gibi İzmir ilinde okuyan bir üniversite öğrencisi idi Ö. isimli şahsın isminin gerçek olup olmadığım bilmiyorum ancak ... abi bu şahsa “abi” diye hitap ediyordu. Ö. isimli şahsı bir veya iki defa gördüğüm için eşgalini hatırlamıyorum ancak görsem tanıyabilirim. Bu şahısta cemaatin askeri yapılanması içerisinde görevli olabilir çünkü bu şekilde bir görevi olmasa ... abi bizi bu şahıs ile karşılaştırmazdı. Mülakatlar sonrasında diğer arkadaşlar bana mülakatlarda başarılı olup olmadıkları hakkında bir şey söylemediler. İstanbul ilinde işlemler bittikten sonra birlikte İzmir’e geri döndük Yaklaşık bir ay kadar sonra ise mülakat sonuçlan açıklandı ve eve sonuçlar ile ilgili tebligat gönderildi. Böylece ben Deniz ve Kara Kuvvetleri için Askeri Liseyi kazandığımı öğrendim. Deniz için yedeklerde 32. sıradan, Kara’dan ise asil olarak 141.sıradan kazanmıştım. Açıklanan sonuçlara göre diğer arkadaşlarım R.T., F.T. ve B.Ş. askeri lise mülakatlarından başarısız oldukları için elenmişlerdi. Bu arkadaşlarımın askeri liseyi kazanamadıklarını öğrendikten sonra kendileri ile olan irtibatım da kesilmiş oldu. Bildiğim kadarıyla bu arkadaşlar normal liseye devam ettiler. Arkadaşlarımın o günden sonra Fetullah Gülen cemaati ile ilişki ve irtibatlarının devam edip etmediğini bilmiyorum ancak B.Ş.’nin liseden sonra Hava Astsubay Meslek Yüksek Okulunu kazandığım duymuştum ancak bu arkadaşımın cemaat ile bağlantısının ortaokuldan sonra devam edip etmediğini bilmiyorum. (B.Ş. isimli arkadaşım beni 2016 yılı başlarında Alaşehir ilçesinde Eğitim Alay Komutanlığında çalışırken dahili hattan arayarak benim ile görüşmek istediğim söyleyerek cep numaramı alarak benim ile görüşmüştü. Bu görüşmemizde hal ve hatır sordu. Bu şahsın aradığı dönemde ben cemaat ile irtibatımı kesmiştim. Tahminime göre bu şahıs beni bu sebeple aradı çünkü bana görüşmemizde “...'in selamı var" demişti. Bu görüşmemizde yine kendisi bana Hava Astsubay olduğunu söylemişti ve astsubay olduğum böylece öğrenmiştim. B.Ş.'nin ile ortaokuldan sonra görüşmediğimiz için cemaat ile irtibatının devam edip etmediğini bilmiyordum ancak bu telefon görüşmesinden sonra bana ... abinin selamından bahsettiği için irtibatının devam ettiğim düşünmüştüm.) Askeri Lise mülakatlarını kazandığımı öğrendikten sonra ... abinin kaldığı öğrenci evinde iken eve S. isimli bir abi geldi. S. isimli abi ile ilgili çok fazla detay hatırlamıyorum çünkü sadece o gün bir defa kendisini görmüştüm ancak ... abi bu şahsa da "abi” diye hitap ediyordu. S. abi bana askeri lisede iken nasıl davranmam ve nelere dikkat etmem gerektiği konularında bazı hususlar anlattı ve bu konu ile ilgili olarak bana “okul içerisinde iken abdesti teyemmüm ile almamı, namazları ima ile kılmamı, oruç zamanı oruçlarım tutma, Cuma namazlarını kılma” şeklinde telkinlerde bulundu ve ima ile namaz kılma ile teyemmüm ile abdest almanın nasıl olduğunu bana gösterdi. Bunun haricinde bana “okula ilk başladığınızda bir konferans yapılıyor, bu konferansta aranızda cemaatten olduğunu bildiğimiz kişiler var, bu kişiler konferanstan sonra yanımıza geldiği takdirde haklarında herhangi bir işlem yapılmayacak aksi takdirde cemaatten olanlar okuldan atılacak şeklinde konuşma yapılacak, kesinlikle inanmayın, zarf atıyorlar” dedi. Sonra da ... abi ile hafta sonları görüşmeye devam edeceğimizi söyleyerek intibak eğitiminden sonraki hafta görüşmelere başlayacağımızı, görüşmelerin iki hafta da bir olacağını belirtti ve “bu görüşmelerin de ibadet sayılacağını vurgulayarak, görüşmelerde namaz kılacağımızı, kuran okuyacağımızı, bu sebeple de ibadet yapmış olacağımızı ” söyledi. Yine bu süreçte bana “sana bu süreçten sonra isim olarak hangi isimle hitap edelim” diye sordular, bana “...” ismini söylediler ancak ben o an aklıma “...” ismi geldiği için bu ismi seçtim. (Atakan ismini askeri lise sürecinde çok fazla kullanmasam da ilerleyen süreçte Fetullah Gülen cemaati yapılanması içerisinde kendimi Atakan olarak tanıtmıştım.) Yine sonuçların açıklanmasından sonra ... abi ile yaptığımız görüşmede kendisi benim Deniz Lisesine gitmemi istediğini söyledi. Ancak Kara Kuvvetleri için asil listede olduğumdan Maltepe Askeri Lisesine kayıt yaptırmam gerekiyordu. Bu sebeple ben 12 Ağustos 2003 yılında İzmir ilinde bulunan Maltepe Askeri Lisesine tek başıma giderek kayıt yaptırmak için gittim. Ancak okulun kapısına geldiğimde kendimi Askeri Lise’de okumak için hazır hissetmediğimi fark ettim ve kararsız kalarak kayıt işlemi yaptırmadan tekrar eve döndüm. Sonra ... abi benim ile irtibata geçti ve kayıt işlemlerini yaptırıp yaptırmadığımı sordu. Bende bu sorusu üzerine “öğrenim belgesi eksik olduğu için kaydımı yapmadılar” dedim ve kendisine yalan söylemek zorunda kaldım. Çünkü askeri lisede okumaya hazır olmadığımı söylediğimde bana tepki göstereceğinden çekindim. Bunun üzerine beni de yanına alarak birlikte okuduğum ortaokula gittik, ben okula tek başıma girdim ve öğrenim belgesini alarak ... abinin yanına geldim. ... abinin yanına geldiğimde telefonda birisi ile görüşüyordu ve karşısındaki kişiye “öğrenim belgesi yok diye kayıt yapmamışlar, şimdi okuldan belgeyi aldık, tekrar liseye kayıt için gönderiyorum " dedi. Anladığım kadarıyla ... abi telefonda görüştüğü kişinin kendisine söylediği hususu bana aktararak “Deniz Lisesine gittiğinde de herhangi bir belge için senin kaydını yapmazlarsa kayıt zamanını geçirirsin ve askeri liseye gidemezsin, sen en iyisi Kara için Maltepe Askeri Lisesine kaydını yaptır, deniz lisesine kayda gitmene gerek yok” dedi ve böylece benim Maltepe Askeri Lisesinde kalmama karar verdi. Sonuç olarak ben belgem eksik olmadığı halde ikinci kez öğrenim belgesi alarak Maltepe Askeri Lisesine aynı gün tekrar kayıt için gittim ancak mesai bitimine kaldığım için ertesi gün yani 13 Ağustos 2003 günü velim ile birlikte kayda gelmem söylendi ve ben ertesi gün babam ile birlikte askeri liseye giderek kaydımı yaptırdım. Okula kayıt yaptırmam ile birlikte okuldaki intibak süreci de başlamış oldu. Yaklaşık 21 gün kadar intibak eğilimi aldık İntibak sonrası da yemin töreni yapıldı ve akabinde Maltepe Askeri Lisesinde normal eğitim dönemi başladı. Okul başladıktan sonra ailem İzmir ilinde ikamet ettiği için hafta sonları evci izinli olarak ailemin yanında kalıyordum. Okul başladıktan iki hafta kadar sonra hafta sonu evci izinli olarak çıktım. Böylece o hafta sonu S. abinin belirttiği gibi ... abi ile buluştum. Bu buluşmada kendisi beni Buca ilçesinde Gediz semtinde bulunan bir eve götürdü. Bu ev görünüş itibariyle aile evine benziyordu yani öğrenci evi değildi. Bu ilk buluşmadan sonraki buluşmalarda bu şekilde aile evlerinde yapılmaya devam etti. Eve gittiğimizde çoğu zaman evde kimse olmuyordu ancak evde birileri olduğunda ise biz kesinlikle karşılaşmıyorduk. Bu şekildeki buluşmalarımızda ... abi ile bir iki saat kadar vakit geçiriyorduk ve bu süre zarfında “namaz kılma, Risale ve Fetullah Gülen kitapları okuma, Fetullah Gülen'e ait vaaz konuşmalarının olduğu kasetleri dinleme” gibi faaliyetler yapıyorduk. Bu görüşmeler iki hafta bir olacak şekilde rutin olarak devam etti. 2003-2004 eğitim yılında Askeri Lise hazırlık sınıfı bu şekilde devam etti. Tam olarak hatırlamıyorum ancak 2004-2005 eğitim yılında Askeri Lise 1.sınıf başladıktan hemen sonra veya hazırlık sınıfının yaz tatilinde olabilir, ... abi beni Askeri Liseden devrem olan ancak başka kısımda bulunan S.K. ile beni tanıştırdı ve bundan sonra görüşmelere birlikte gelip gideceğimizi söyledi. Bu ana kadar S.K. ile okulda hiç muhabbetim yoktu. Bu olay sonrasında kendisi ile tanışmıştım. S.'nin de ailesi İzmir ilinde ikamet ediyordu ve aslen Mardinli idi. S.K. ile tanıştıktan sonra ... abi ile görüşmeye birlikte gelip gitmeye başladık ancak bir süre sonra S. görüşmelere gelmeyi aksatmaya başladı, bir hafta geldiyse üç hafta gelmedi. Bu durum 1. sınıfın ikinci dönemi başına kadar devam etti ve ikinci dönem itibariyle ben yine tek başıma ... abi ile görüşmeye gitmeye devam ettim. S. benden ayrılmış oldu Sonrasında S.’nin başka bir abiye devir edilip edilmediğini bilmiyorum. S. ile ayrıldıktan sonra o dönem içerisinde beni yemeğe davet etti ve kendisi ile ailesinin evine gitmiştik, eve giderken bana “hep ben mi onların ayağına gideceğim, bundan sonra onlar beni beklesinler ” şeklinde söylemlerde bulunmuştu ve ben o gün için S.’nin gelmek istemediğini anlamıştım. İlerleyen süreçte ben S. ile cemaat ile ilgili konuları bir daha hiç görüşmedim. (S.K. isimli devrem Askeri Liseden sonra Hava Harp Okuluna gitti ve kendisi ile irtibatım kalmadı.) Askeri lise hazırlık sınıfının yarıyıl ve yaz tatili ile 1.sınıfın yarıyıl tatilinde ... abi kamp yapacağımızı, bu izin süreçlerinde yaklaşık bir hafta kadar kendisi ile vakit geçireceğimi söyledi ancak ben ailem ile birlikte memlekete gideceğimi baham ederek kampa gitmeyi kabul etmedim. Askeri Lise 1. sınıfı ikinci döneminde S. isimli devremin kesin olarak benden ayrılmasından hemen sonra dönemin ortalarına doğru ... abi beni ismini F. olarak bildiğim bir abi ile tanıştırdı ve benim ile bundan sonra F. isimli abinin ilgileneceğini söyledi. F. isimli abi ile tanıştıktan sonra kendisinin Konya'lı olduğunu ve İlahiyat Fakültesinde okuduğunu söylemişti. Ancak 9 Eylül veya Ege Üniversitesinde mi okuyordu tam olarak bilmiyorum. F. abi, 165-170 boylarında, yuvarlak yüzlü, dolgun yanaklı, esmer tenli, siyah saçlı, normal kilolu, o dönem 21-23 yaşlarında idi. F. abiye devir edildikten sonra birkaç hafta kendisi ile buluşmaya gittim ancak sonrasında bende görüşmelere gitmeyi bıraktım. Askeri Lisede bu sürece kadar geçen zaman diliminde derslerimde başarılı idim ancak görüşmelere gitmeyi bıraktıktan sonra Askeri Lise 1.sınıfın ikinci döneminde matematik, fizik ve kimya derslerinden bütünlemeye kaldım. Bütünlemeye kaldığım için yaz tatili döneminde yapılan Menteş Askeri Kampına kadar okulda kalmaya devam ettim ve bu zaman diliminde bütünlemeye kaldığım derslere çalışarak bütünleme sınavlarına girdim ve dersleri bütünlemede geçtim. Sonrasında da askeri kampa katılış yaptım. 1.sınıfın yaz tatilinde de cemaatten kimse ile görüşmedim ancak yaz tatilinin sonlarına doğru ailemin yanında evde bulunduğum esnada ... abi bizim eve geldi. Evimiz bahçeli bir ev olduğu için annem bana seslendi ve ... abinin geldiğini söyledi. Bu süreçte ailem benim cemaatten birileri ile görüştüğümü bilmiyordu, onlar sadece ortaokulda bana ders çalıştırdıklarını ve sonrasında irtibatımın kalmadığını biliyorlardı. Annemin seslenmesi ile bahçeye çıktım ve ... abinin bir motosiklet ile geldiğini gördüm. Kendisi ile bahçe kapısında ayaküstü gülüştük ve bana ilk önce hal hatır sordu. Sonra da “teyze biz H. ile biraz dolaşalım” diyerek annemden izin istedi Bu şekilde annemden izin isteyerek bana bir nevi emir vaki yaptı ve ben kendisi ile gitmek zorunda kaldım. Bu sebeple ... abinin geldiği motosiklete bindik ve beni kendi ailesinin kaldığı eve götürdü. Eve geldiğimizde F. abinin de evde olduğu gördüm ve beni ne amaçla evine getirdiğini anlamış oldum. Evde bana “neden gelmiyorsun mübarek bir sıkıntın varsa söyle, bak F. abin senin için o kadar gelip gitmiş, seni beklemiş ama sen gelmemişsin şeklinde söylemlerde bulundular. Bende kendilerine bütünleme sınavlarına kaldığımı, bu sebeple okulda kalarak ders çalıştığımı, sonrasında da askeri kampa gittiğimi, kamptan sonra da F. abi ile irtibat kuramadığımı söyleyerek durumu geçiştirmeye çalıştım. Bu olaydan sonra 2005-2006 eğitim yılı başladı ve Askeri Lise 2. sınıfın başlaması ile birlikte ben F. abi ile görüşmeye devam ettim. Görüşmeye devam etmemim sebebi ... abiye ayıp olacağı veya kendisine karşı kendimi borçlu hissetmemden dolayı idi. Bu sebeple görüşmelere düzenli olmasa da ara ara gidiyordum. Bazı haftalar dersleri bahane ediyordum veya ceza aldığım için hafta sonu çıkamadığımı söylüyordum ve geçiştiriyordum. Yine bu dönem F. abi memlekete gitmesi gerektiğini söyleyerek yaklaşık 3-4 ay kadar kendisi ile görüşmediğim de oldu. F. abi ile bu şekilde 3-4 ay kadar görüşmediğim için yarıyıl tatilinde herhangi bir kamp faaliyeti olmadı. Askeri Lise 2.sınıfın sonunda yine geometri ve fizik derslerinden bütünlemeye kaldım. Bütünlemeye kaldığım içinde askeri kampa kadar zorunlu olarak okulda kaldım. Dersleri bütünlemede geçtikten sonra kampa katılmak üzere Menteş Askeri Kampına katılış yaptım. Kamptan sonra tatil sürecini tamamlamak için ailemin yanına gittim. Ailemin yanında iken F. abi bizim evin adresini ... abiden almış olacak ki eve geldi. Bana ertesi gün buluşalım dedi ve nerede buluşacağımızı söyledi. Ertesi gün ben kendisinin bana söylediği yere gittim. Burada F. abiyi gördüm ve bana kendisini takip etmemi işaret etti. Yaklaşık 5 dakika kadar yaya olarak yürüdükten sonra bir apartmana girdi ve bende arkasından bu apartmana girdim. Apartmana girdikten sonra bir daireye çıktık. F. abi yine bana neden gelmediğimi sordu, ben yine bütünlemeye kaldığımı, akabinde de kampa katıldığımı söyledim. Bunun üzerine F. abi bana gülümseyerek "bak gördün mü, görüşmelere gelmiyorsun, her seferinde Allahın tokadını yiyorsun, bütünlemeye kalıyorsun" dedi ve "yazın senin ile kamp yapalım da bu arayı telafi edelim” dedi. Bende kendisine “ben yaz tatili bitinceye kadar bir işte çalışacağım, aileme maddi yönden destek olmam lazım" dedim. Bu kez bana “işten sonra da görüşebiliriz” dedi ancak ben kendisine “işten sonra yorgun olabilirim, bu sebeple görüşmelere gelemeyebilirim” dedim. O da bana “tamam ben bir sorayım, bakarız çaresine ” dedi. Bu dönem ben cep telefonu almıştım, bu sebeple benden cep numaramı istedi ve bir kağıda numaramı not etti. Bu yaz tatilinde İzmir ilinde okul harçlığımı çıkartmak ve çevre edinmek için çalışmaya karar verdim ve askeri kamp sonrası Konak ilçesinde İngilish Fast isimli yabancı dil kursu eğitimi veren dershane şeklindeki işyerinde anketör olarak işe başladım. O dönem İzmir Fuarı olduğu için fuarda bu işyeri adına anketör olarak çalışacaktım. Bu dönem cep telefonumu ara sıra tanımadığım numaralar arıyordu, ben cemaatten birileri aradığını düşünerek telefonları cevap vermiyordum. Yaz tatilinin sonlarına doğru ... abi yine ailemin evine gelmiş ve beni sormuş. O gün ben çalıştığım için evde değildim. İş bitimi eve geldiğimde annem bana ... abinin geldiğini söyledi. Ertesi gün telefonumu yine tanımadığım bir numara arayınca ... abinin aradığını düşündüm ve telefona cevap verdim. Arayan kişi yukarıda bahsettiğim ismini hatırlamadığım abi idi. Bu abi bana "yarın mutlaka senin ile görüşmeliyiz, okullar açılmak üzere, seni birkaç arkadaş ile tanıştıracağım” dedi. Ertesi gün ben yine ... abinin hatırı için bu abi ile görüşmeye gittim. Bu görüşmemizde abi beni Kara Harp Okulundan ve aynı zamanda Askeri Liseden devrem olan Y.Ç. ve G.Ö. ile buluşturdu. Y. ve G.'nin aileleri de İzmir ilinde ikamet ediyorlardı. O gün anladığım kadarıyla Y. ve G. Askeri Lise yıllarında da birlikte cemaat sohbetlerine gidip geliyorlardı. Abi beni bu iki devrem ile buluşturduktan sonra beni de bu gruba dahil etti ve Y. ve G. 'den sorumlu C. isimli abiye devir etti. Bu sürece kadar genel itibariyle hep kendi başıma cemaat içerisinde sohbetlere gittiğimden benim cemaatten soğuduğum ve ayrılma düşüncem olduğunu anladıkları için ayrılmamı engellemek adına beni bu iki devrem ile grup yapmışlardı. C. isimli abi tanıştıktan sonra bana söylediğine göre o dönem Edebiyat Öğretmenliği Bölümü mezunu idi ancak nereli olduğunu ve hangi üniversiteden mezun olduğunu bilmiyorum. Ailesinin İstanbul ilinde ikamet ettiğinden bahsetmişti. C. abi, beyaz tenli, 170-175 boylarında, zayıf yapılı, siyah saçlı, sivri burunlu, o dönem 23-25 yaşlarında idi. ... Yine ifademin yukarıdaki bölümlerinde açıkladığım gibi askeri lise sınavlarına ortaokul 8. Sınıfta tanıştığım Fetullah Gülen Cemaati yapılanması içinde bulunan öğrenci evinde kalan ve bu öğrenci evine beni ders çalıştırmak amaçlı götüren ismini ... olarak bildiğim ancak sonradan isminin ... olduğunu öğrendiğim şahsın yönlendirmesi ile girdim. Askeri okul sınavlarına da ... isimle şahıs ile birlikte gittim. Sınav süresince sadece Hava Kuvvetlerinin sağlık muayenesinde sinüzit rahatsızlığı teşhisi ile elendim. Detaylarını ifademin yukarıdaki bölümlerinde anlatmıştım. Kara ve Deniz Kuvvetlerinin sınavlarını ise herhangi bir sorun ile karşılaşmadan geçtim. Mülakat sınavlarında hatırladığım kadarı ile o dönem son okuduğum kitaplardan birinin ismi soruldu, bende okuduğum Sabiha Gökçen ile alakalı okuduğum ismini hatırlayamadığım kitabı okuduğumu söyledim. Bunun üzerine sınava komisyonda bulunanlar tarafından bana Sabiha GÖKÇEN kim olduğu soruldu, bende gerdi cevabı verdim. Daha sonra Atatürk ilkeleri soruldu ve bir tane ilkenin açıklanması istendi. Cevaplanması zor olan herhangi bir soru ile karşılaşmadım. Benim ile birlikte sınavlara giren diğer adaylar ile görüşmem olmadığı için sınavda kendilerine ne tür sorular sorulduğunu bilmiyorum. ... Spor aşamalarında ise bizi ... isimli şahıs tarafından bizlere spor sınavında gereli olan koşu, şinav ve mekik gibi hareketler yaptırıldı. Sınav öncesi ve sonrası ise benden herhangi bir anket yapmam istenmedi. ... Yalnız derece ile girdiğim Askeri lisenin 1-2 ve 3. Sınıflılarım bütünleme sınavları ile geçtim. Şimdi gelinen noktada anladım ki benim bütünlemeye kalmamamın sebebini o dönem abiler ile görüşmelere gitmememe bağlıyorum. Çünkü ben askeri okulun birinci sınıf hazırlık dönemi sonrası ... isimli abi sonrası görüşme yapacağım söylenilen ismini F. olarak bildiğim soy ismini ve açık kimliğini bilmediğim şahıs ile görüşmelere birinci sınıfın son dönemi ile ikinci sınıfın ortalarına kadar gitmemiştim. Kara Harp Okulunda okuduğum dönemlerde isimlerini hatırladığım benim gibi askeri liseden gelen benim alt sınıflılarımdan olan M.O., M.Ö., M.A., A.C., U.B. ve Üniversite sınavı ile kazanan Ü.B.K. gibi arkadaşlar üzerinde o dönemin takım komutanı Üsteğmen H.E. isimli şahıs tarafından aşırı bir baskı uygulanıyor, kendilerine gereksiz yere sudan sebeplerle ceza veriliyor, hata bu arkadaşları okulun sınav haftalarında sınavlara hazırlanmasın düşüncesi ile Üsteğmen H.E. tarafından kendilerine iş vereceği düşüncesi ile kapısının önünde saatlerce arkadaşlan bekletiyordu, ismini bahsettiğim Üsteğmen H.E. isimli şahsın 15 Temmuz darbe kalkışmasından sonra ihraç olduğunu duymuştum. Bu sebeple Kara Harp Okulu sürecinde okul içerisinde yapılan haksız muamelelerin Fetullah Gülen cemaati yapılanması ile alakalı olduğunu düşünüyorum. ... Zaman içerisinde ayrılmak istediğimde ifademde anlattığım üzere çocuğumun rahatsızlığım bile kullanarak bana yardım etme bahanesiyle tekrar yaklaştılar. Özellikle Askeri Lise yıllarımda yapılanmadan uzaklaşmak istediğimde ortaokulda benim ile ilgilenen ve kendisine karşı bende bir saygı ve sevgi hissiyatı bulunan ... isimli abiyi devreye soktular..." Bununla birlikte aynı şahıs, 18/12/2017 tarihli fotoğraf tespit ve kimlik tespit tutanaklarında davacı ...'ı teşhis etmiştir. Öte yandan, davacının yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı gerekçeli kararında; "...Konya Cumhuriyet Başsavcılığının ...sayılı soruşturma dosyası kapsamında Konya KOM Şube Müdürlüğünce şüpheli ... hakkında yapılan araştırma neticesinde Konya İl Emniyet Müdürlüğü 21/02/2018 tarihli yazısı ekinde gönderilen araştıma raporu içeriğinde özetle; “(...)FETÖ/PDY Silahlı Terör örgütüne yönelik yürütülmekte olan soruşturmalar kapsamında, şüpheli H.S. isimli şahsın alınan ifadesinden ve kendisine yaptırılan fotoğraf tespiti ve kimlik tespitinden de anlaşılacağı üzere; şüpheli ... isimli şahsın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün İzmir il yapılanmasında askeri öğrenci abisi (Şehir Dışı Talebe Mesulü - ŞDTM) konumunda görev ve sorumluluk üstlendiği, derslerinde başarılı olan ortaokul öğrencilerini ders çalıştırmak bahanesiyle örgütün ışık evi olarak tabir edilen evlerine davet ettiği, öğrenci ve ailelerinin güvenini kazanmak için öğrencilerin velileri ile görüşerek ikna ettiği, ders çalıştırdığı öğrencilere örgüt lideri Fetullah GÜLEN'i överek şahsa karşı meraklarını arttırdığı ve kitaplarını vererek okumalarını istediği, bu dönemden sonrada örgüt evinde yapılan faaliyetlerde örgüt liderinin kitaplarını okumaya vaaz videolarını izlemeye ağırlık verildiği, şüpheli ...’ın sorumlu olduğu öğrencilere Said-i Nursi ve örgüt lideri Fetullah GÜLEN'in kitaplarından bölümler okuyarak sohbet toplantıları düzenlediği, öğrencileri askeri lise ve polis koleji sınavlarına girmek için yönlendirdiği, öğrencilerin yönlendirmeler ile askeri lise ve polis koleji sınavlarına girdikleri ve askeri lise sınavlarından başarılı oldukları, şüphelinin öğrencileri askeri okul mülakat ve spor sınavlarına hazırladığı, sorulan sorulara nasıl cevap vermeleri gerektiği konusunda öğrencileri yönlendirdiği, İ. isimli örgüt mensubunun öğrencilere mülakat sınav provası yaptırdığı, bu provada öğrencilere sınavda muhtemel çıkabilecek sorular sorduğu, öğrencilerin boy ve kilo endekslerini ölçerek askeri okullara girmelerinde herhangi bir engelin olup olmadığını tespit ettiği, şüpheli ... isimli şahsın sorumlu olduğu öğrencileri askeri lise mülakat sınavları için İstanbul iline götürdüğü, yaklaşık üç gün süren sınavlar süresince öğrencileri İstanbul ilinde örgüte mensubu bir şahsın evine götürerek burada kalmalarını sağladığı, şüphelinin örgüt içerisinde üstü pozisyonunda bulunan S. isimli şahsın askeri okulları kazanan öğrenciler ile görüştüğü, kendilerine okulda deşifre olmamak için uymaları gereken tedbir kurallarını öğrettiği, “okula ilk başladığınızda bir konferans yapılıyor, bu konferansta aranızda cemaatten olduğunu bildiğimiz kişiler var, bu kişiler konferanstan sonra yanınuza geldiği takdirde haklarında herhangi bir işlem yapılmayacak aksi takdirde cemaatten olanlar okuldan atılacak şeklinde konuşma yapılacak, kesinlikle inanmayın, zarf atıyorlar” şeklinde konuşma yaptığı, eğitimleri boyunca şüpheli ile hafta sonları görüşeceklerini tembihlediği ve öğrencilere kod isimler verdiği, şüpheli ...'ın intibak eğitimini bitiren askeri öğrenciler ile İzmir ilinde bulunan örgüt mensubu bir şahsın evinde sohbet toplantıları düzenlediği, bu toplantılarda rutin faaliyetlerin yanı sıra örgüt lideri Fetullah GÜLEN'in kitaplarını okuyarak vaaz görüntülerinin yer aldığı videolarını izledikleri, askeri öğrencilerin izin dönemlerinde de kendilerine kamp adı altında sohbet toplantıları düzenlediği, askeri öğrencileri örgüt mensubu diğer devreleri ile tanıştırarak sohbet grubu yaptığı, askeri lise 1. sınıfın ikinci döneminde askeri öğrencileri F. isimli örgüt mensubu şahsa devrettiği ve öğrencilerin örgüt adına sorumlu abiliğini bu şahsın yapmaya başladığı, sohbet toplantılarına katılmayı aksatan askeri öğrencilerin örgüt ile bağlantılarının kopmasını önlemek için askeri öğrenciler ile görüşmeler yaparak örgüt içerisinde kalmalarını ve sohbet toplantılarına katılmalarını sağladığı, ayrıca; ... isimli şahsın Yurt Dışı Çıkış-Giriş Analiz Şeması incelendiğinde, FETÖ/PDY Soruşturma Dosyasında ismi geçen şahısla ilişki ve irtibatının bulunduğu, Konya Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülmekte olan FETÖ/PDY Silahlı Terör örgütü soruşturması kapsamında alınan bir kısım şüpheli ifadelerinden ve bilgi sahibi ifadelerinden yola çıkılarak örgütün yapılanması deşifre edilmeye çalışıldığı, bu aşamada Asker Öğrenci Abiliği (Şehir Dışı Talebe Mesulü-ŞDTM) görevinin örgütün iç yapılanmasında; öğrenci mesulleri arasından özel olarak seçilmiş kişilerden oluşan ve gizli olarak çalışan bir birim olduğu, bu görevde bulunan örgüt mensubunun hangi öğrenciler ile ilgilendiklerini diğer kişilere açıklamalarının yasak olduğu, Şehir Dışı Talebe Mesullerinin, örgüt tarafından öğrenci evlerinde yetiştirilip, askeri liseler, harp okulları, polis kolejlerine veya polis akademisi sınavlarına özel olarak hazırlanan ve bu sınavları kazanmalarını sağladıkları asker ve polis öğrencilerinden sorumlu oldukları, Şehir Dışı Talebe Mesullerinin, sorumluluklarına verilen asker öğrenci ve polis öğrencilerinin bulundukları illere gidip gelmeleri ve faaliyetleri sırasındaki yaptıkları masrafların yapılanma tarafından karşılandığı, sorumluluğunda bulunan öğrencilerle görüşmeye tek başına gittikleri, bu görevlendirmeden kendisinden sorumlu olan kişiden başka kimsenin bilgisinin olmadığı hatta bu faaliyet konusunda İl İmamına bile bilgi verilmediği, Şehir Dışı Talebe Mesullerinin askeri öğrenciler ve polis öğrencileri ile görüşmelere giderlerken otobüs ile seyahat ettikleri, bu seyahatler sırasında aldıkları otobüs biletlerine kendi isimlerini yazdırmayıp farklı isimler yazdırdıkları, çok özel bir durum olmadığı sürece uçakla seyahat yapmadıkları, çünkü uçak bileti alırken kendi kimliklerini bildirmek zorunda oldukları, Şehir Dışı Talebe Mesullerinin (ŞDTM) aynı zamanda Eyalet Lise Mesulü, Eyalet İlköğretim Mesulü, Büyük Bölge Lise Mesulü, Büyük Bölge ilköğretim Mesulü, Bölge Lise Mesulü ve Bölge ilköğretim Mesulleri de olabildikleri, Şehir Dışı Talebe Mesullerine aynı zamanda faaliyetlerinden dolayı "Öğretmen" de denildiği, Şehir Dışı Talebe Mesullerinin, İzmir, İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlere hafta sonları giderek buralarda bulunan Polis Koleji, Polis Akademisi, Askeri Lise, Harp Akademisi gibi okullarda okuyan öğrencileri ziyaret ettikleri, bu ziyaretlerde öğrencilere o ilde ikamet eden ve örgüt içerisinde faaliyet gösteren bir şahsın evinde sohbet düzenleyip Fetullah GÜLEN’in vaaz ve CD’lerini izlettirdikleri, yani bir şekilde bu öğrencilere markaj uygulayıp kontrol altında tuttukları, Şehir Dışı Talebe Mesullerinin örgütün tedbir kurallanna riayet ederek KOD isim kullandıktan, bu mesullerin sorumluluğuna verilen askeri okul veya polis koleji, polis akademisi öğrencilerinin de Kod isim kullandıkları, birbirlerinin açık kimlik bilgilerini kesinlikle bilmedikleri, kimlikleri konusunda birbirlerine soru dahi soramadıkları, Konya ili dışında bulunan Askeri Lise, Harp Okullun, Polis Koleji veya Polis Akademisinde öğrenim görmekte olan yapılanma mensubu en fazla 3 öğrencinin bir Şehir Dışı Talebe Mesulüne bağlı olduğu, Şehir Dışı Talebe Mesullerinin bir öğrenci ile belli bir süre ilgilendikten sonra aynı öğrenciye ilgilenmesi için başka bir Şehir Dışı Talabe Mesulünün görevlendirildiği, ilk Şehir Dışı Talebe Mesulünün sorumluluğunda bulunan öğrenciye yeni görevlendirilen Şehir Dışı Talebe Mesulüne devrettikten sonra bir daha bu öğrenci ile görüşmediği ve görüşmesinin örgüt tarafından yasaklandığı, bu şekilde bir tedbirle hem Şehir Dışı Talebe Mesullerinin hem de öğrencilerin kimliklerinin gizli tutulmaya çalışıldığı, Şehir Dışı Talebe Mesullerinin Doktor olarak tabir edilen kişilere bağlı olarak çalıştıkları yönünde bilgiler elde edinildiği, soruşturmanın genelinden elde edilen bilgiler göz önüne alındığında şüpheli ... isimli şahsın tüm bu eylemleri ile FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE YÖNETİCİLİK YAPMAK, FETÖ/PDY TERÖR ÖRGÜTÜ ADINA EYLEM VE FAALİYETTE BULUNMAK, FETÖ/PDY TERÖR ÖRGÜTÜ ADINA HİZMET YÜKLENMEK, FETÖ/PDY KAPSAMINDA KADROLAŞMAK suçlarım işlediği değerlendirilmekle birlikte şüpheli ... isimli şahsın FETÖ/PDY’nin İzmir İl yapılanmasında Şehir Dışı Talebe Mesulü “ŞDTM-Öğretmen-Asker/Polis Öğrenci Abisi” olarak görev yaptığı, şüphelinin bu eylemleri ile örgütün mahrem yapılanmasında görev aldığı gibi Rehberlik yapılanmasında da eylem ve faaliyette bulunarak hizmet yüklendiğinin de değerlendirildiği..." tespitlerine yer verilmiştir. Davacı tarafından, tanık beyanlarının soyut olduğu ve 2004-2009 yılları arasına ilişkin olduğu, bu nedenle anılan beyanlara itibar edilmemesi gerektiği iddia edilmiştir. Bu durumda, davacının örgüt içerisinde yer aldığına, İzmir bölgesinde semt abiliği yaptığına, üniversitede iken ortaokul öğrencilerini Polis Kolejine ve askeri liselere yönlendirdiğine, ders çalıştırdığına, mülakat ve spor aşamalarına hazırlanmalarına yardım ettiğine, sohbet adı verilen örgüt toplantılarına katıldığına, örgüte himmet verdiğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
b) HTS kayıtları; Davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan ve davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı gerekçeli kararında; "...Patnos Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmada sanığın [davacının] örgüt içi iletişimde kullanıldığı tespit edilen hattan arandığı..." tespitlerine yer verildiği görülmüştür. Bu durumda, örgüt içi iletişimde kullanıldığı tespit edilen hattan arandığını içerir HTS kayıtlarının davacı hakkında yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır. Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25). Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır. AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir. Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir. AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır. Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır. Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir. AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir. AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207). Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır. Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir. Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ...sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ...tarih ve ...sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE, 2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE, 3. Aşağıda dökümü yapılan toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, söz konusu ...TL'nin davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle tahsil edilemeyen ...TL posta masrafına ilişkin kısmının davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ...TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 21/09/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.