5. Daire 2017/5236 E. 2021/2002 K. — Danıştay Kararı
5. Daire 2017/5236 Esas 2021/2002 Karar 15.06.2021
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2017/5236 E., 2021/2002 K.
T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2017/5236 Karar No : 2021/2002
DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ... Kurulu / ... VEKİLİ : Av. ...
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ...sayılı kararına karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair yine aynı Kurulun ... tarih ve ...sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu karar tesis edilirken, hiçbir aşamada savunmasının alınmadığı, bu sebeple savunma hakkının ihlal edildiği, hakimlik teminatı dikkate alınmaksızın ve soruşturma yürütülmeksizin disiplin cezası verildiği, hâkimlik teminatı ve adil yargılanma hakkının suç ve cezaların şahsiliği, geriye yürümezliği ilkelerinin ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği, kararın tesisinde kişiselleştirme yapılmadığı, kararda özel olarak şahsıyla ilgili kriter bulunmadığı, davalı idarenin Anayasal ve yasal olarak tanımış olduğu güvenceleri yok saydığı, Anayasa'ya, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'na, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve ilgili mevzuata aykırı olarak usule ilişkin işlemlere riayet edilmediği, ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) 3. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI :Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ:Dava, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ...günlü, ...sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının iptali, 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 3. maddesinin Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istemiyle açılmıştır. Davacının Anayasaya aykırılık iddiası yerinde görülmemiştir. T.C. Anayasasının 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında idari karar alma, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. " hükümlerine yer verilmiştir. 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a)-Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b)- Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, hallerinde görevleri sona erer." hükmü öngörülmüştür. 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır. Diğer taraftan, kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde Milli Güvenlik Kurulu'nun, Hükümete olağanüstü hal ilan edilmesi yönünde 20.07.2016 günlü, 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu'nca 15.07.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesine karar verilmiş ve bu karar TBMM'de onaylanarak yürürlüğe girmiştir. 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu uyarınca 23.07.2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile yasalaşmış, 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren ve 7075 sayılı Kanun ile yasalaşan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesinin 2. fıkrasında da, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açabilecekleri hükme bağlanmıştır. Dosyanın incelenmesinden, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun ...günlü, ...sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Kurula intikal eden ihbar, şikayet, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Kurulun, FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları ile birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirme sonucu adı belirlenen hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nin 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu gerekçesiyle, 23/07/2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği, bu kararda ismi yer alan davacı tarafından yapılan yeniden inceleme isteminin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun dava konusu 29.11.2016 günlü, 2016/434 sayılı kararıyla reddedildiği anlaşılmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 günlü, E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.04.2017 günlü, E:2015/3, K;2017/3 sayılı kararında da, FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiş bulunmaktadır. Bakılmakta olan davanın incelendiği tarih itibariyle; davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçu nedeniyle ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... esasına kayıtlı olarak açılan kamu davasında mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin dava konusu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararında mevzuata ve hukuka aykırılık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde, davacının 6749 sayılı Kanun'un 3.maddesi ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiaları ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ 1) Genel Olarak Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç ...tarih ve ...sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ...tarih ve ...sayılı kararla reddedilmiştir. Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda ...Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...” Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.” Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.” Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.” AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.” Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.” Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE 1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir. Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70). Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır. Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir. Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır. 06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır. Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve 08/10/2019 tarihinde davacıya tebliğ edilen, 11/09/2019 tarihli ikinci savunma dilekçesi ve eki CD'de, davacının cevap vermesini gerektiren hususlar bulunduğundan 11/06/2020 tarihli ara kararımızla söz konusu cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını dosyaya sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir. Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir. Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır. AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46). Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır. Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir. 1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir: "Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır... Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir... HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır. Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır... Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir... Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..." Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür: Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.” Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı ...kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.” Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.” Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur. Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28). AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir. Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir. Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar. Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararı, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) ByLock Delili i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir. Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür. Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür. Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur. Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür: Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da ...adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.” Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. … abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.” Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “...isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. … , hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. … bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra ..., bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.” Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada ...kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.” Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi a-1) Davacıya ait ByLock bilgisi: Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" ile "Bylock CBS Sorgu Sonucu Raporu" yer almaktadır. Dava dosyasına sunulan ve davacı hakkında düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde , "ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında davacının adı soyadı ile birlikte ID numarasının "...", kullanıcı adının "...", kullanıcı şifresinin "..." olduğu; "SGK Kayıtları" başlığı altında davacının Hakim olarak Ankara ilinde görev yaptığı, ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporunda da davacının 505.....30 numaralı GSM hattı üzerinden ...,...,...IMEI numaralı cihazlarla ByLock programını kullandığı görülmektedir. Davacının silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan yargılandığı ceza davasında ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...8 sayılı kararında, "...Sanığın kullandığını beyan ettiği 505.....30 numaralı gsm hattının hts ve gprs ve cgnat baz bilgilerinini genellikle ikamet ettiği Etimesgut ilçesi ve çalıştığı yer olan Anayasa Mahkemesi yerleşkesinin bulunduğu Ahlatlıbel civarı olduğu, sanığın Ankara il dışına çıktığı tarihlere bakıldığında 27.09.2014 ila 30.09.2014 tarihleri arasında Gölbası/Ankara, Meram/Konya, Bozkır,Konya, Hadim/Konya, Akseki/Antalya 28.09,2014 Kemer/Antalya, Kumluca,Antalya, Fethiye/Mugla, Balçova,İzmir, Karabaglar/İzmir, Çiğli/İzmir,30.09,2014 Aliağa/İzmir, Kula/Manısa, Banaz/Uşak, Dumlupınar/Kütahya, Sinanpaşa/Afyonkarahisar illerinden cgnat baz bilgilerinin bulunduğu, büyükşehirlerdeki baz istasyonuna düşen kullanıcı yoğunluğu da gözetilerek konum değişikliği gösterdiği bu tarihler arasındaki baz bilgilerine bakıldığında örneğin; sanığın bylock programına tahsis edilen ...nolu ip'ye 27.09.2014 tarihinde, sa 10:22:26, ...özel ip'den, 53404 özel porttan, 188.57.252.243 genel ip'den , 43723 genel porttan, 443 hedef porttan, ...ımsı numaralı sim kart ve ...imei numaralı cihaz ile bağlantı gerçekleştirdiği bu sırada telefonunun "...MAH....SOKAK NO:...KARSISI ...(...CAD) MERAM,KONYA" baz istasyonundan sinyal aldığı, Aynı gün aynı hat ile sa 10:14:18' de ,...imei numaralı telefon ile...kaynak ip üzerinden sağladığı 1299 sn.'lik gprs/wap bağlantısında, telefonun "...MAH....SOKAK NO:...KARSISI ...(...CAD) MERAM,KONYA " şeklinde baz istasyonundan sinyal aldığı, Yine aynı tarihte aynı hat ile sa: 10:07:18'de Mustafa Dogan isimli şahıs adına kayıtlı hattan sms aldığında hts bazının "...CADDESI ...PARKI ...SONRASI ...(...)MERAM,KONYA" baz istasyonundan sinyal aldığı diğer konum değişikliklerinde de hts, gprs ve cnat baz bilgilerinin kullanılan cihaz ve cihazda kullanılan hatla uyumlu olarak değiştiği tespit edilmiştir. Bylock kullanımı hususunda özetle; sanığın 11.08.2014 tarihi ile 21.05.2015 tarihleri arasında ..., ...(2-3) imei numaralı cihazlar ile ...numaralı hattı üzerinden bylocka tahsis edilen dokuz adet ip'den olan ..., ..., ...'nolu ip'lere tespit edilebildiği kadarıyla asgari 16565 kez sinyal alıp vermek suretiyle bağlantı sağladığı, belirtildiği üzere bu sayının asgari bir sayı olduğu, zira yukarıda bylock programına ilişkin bölümde izah olunduğu ve çözümlenen bylock yazışmalarında geçtiği üzere bylock programını vpn aracılığıyla kullanılması yönünde örgütsel talimat bulunduğu, vpn programının aktif devrede olduğu anlarda CGNAT kayıtlarının operatör verilerine işlenemediği, vpn programının özellikle ücretsiz vpn programlarında bazen 5-20 sn arasında geç devreye girmesi, zaman zaman kopması gibi nedenlerle CGNAT kayıtlarında bylock ip'lerine yapılan bağlantıların kaydedilebildiği, programı kullandığı süre, bylock programını Türkiye'de tespit edilebilen en erken tarihlerden olan 11.08.2014 tarihinde kullanması, özellikle ilk kullanım tarihlerinde bylock programının FETÖ/PDY içerisinde "güvenli program" olarak kullanıldığının FETÖ/PDY soruşturma ve kovuşturmaları kapsamında tespit edilen bylock yazışma içerikleri, tanık, gizli tanık ve etkin pişmanlık kapsamında ifadeleri bulunan kişilerin beyanlarından bilindiği ,bu tarihlerde irade dışı bylock sunucularına yönlendirildiğine dair teknik bir tespit de bulunmadığından sanığın bylock programını kullandığı teknik verilerle doğrulanmıştır. Öte yandan, yargılamanın devamı sırasında ,sanığın bylock id'sinin ... olarak tespit edildiği, bylock kullanıcı adını "...", şifresinin "...", kullanıcı adının "..." olarak çözümlendiği, gündelik hayatta dijital ortamda şifreler oluşturulurken nüfus kayıtları, birinci dereceden yakınlığı bulunan kişilerin doğum tarihleri, doğum yerleri, kişinin hayatında önemli gün tarih ve yerler gibi bilgilerden oluşturulmasının olağan olduğu, sanığın Gülnar/Mersin nüfusuna kayıtlı olduğu,kullanıcı adının nüfusa kayıtlı olduğu yerin sessiz harflerinin yazılması suretiyle, yine şifresinin büyük kızı olan 08.08.2008 doğumlu N.Z.Y.'in isimlerinin ve soyadının baş harflerinin ve doğum tarihinin iki haneli olarak gün,ay,yıl şeklinde bitişik yazılmak suretiyle oluşturulduğu, Bunun yanı sıra ...bylock id'sini ekleyen bylock kullanıcılarından ...id numaralı (kimliği henüz tespit edilemeyen Bylock kullanıcıları tarafından çoğunlukla ...Bey olarak kaydedilen) kullanıcının "..." ismini verdiği, ...id numaralı (fiili kullanıcısı eski HSYK üyesi T.G. olarak tespit edilen) kullanıcının "..." ismini verdiği, ...id numaralı (fiili kullanıcısı eski yargı mensubu Y.Ö. olarak tespit edilen) kullanıcının, "...(...)" olarak, ...id numaralı (fiili kullanıcısı danıştay eski tetkik hakimi V.Y. olarak tespit edilen) kullanıcının "...bey " olarak , ...id numaralı (eski yargı mensubu İ.H.Ş. olarak kimliği tespit edilen) kullanıcının "..." olarak ,...id numaralı (fiili kullanıcısı eski yargı mensubu M.T. olarak tespit edilen) kullanıcının "..." olarak, ...id numaralı (fiili kullanıcısı Gediz Üniversitesi Rektörlüğünde Sgk kaydı bulunan hakkında yüksek yargı imamı olduğuna dair tespitler bulunan Ö.İ. olarak tespit edilen) kullanıcının "...eski" ismini vererek bylock programına kaydettikleri, ...id numaralı bylock hesabına eklenen kişilere ilişkin tespitlerin incelenmesinde ise; ...id numaralı (fiili kullanıcısı eski yargı mensubu M.T.B.olarak tespit edilen) kişiyi "..." olarak , ...ID numaralı (fiili kullanıcısı eski HSYK üyesi T.G.olarak tespit edilen) "..." olarak ...id numaralı (fiili kullanıcısı eski yargı mensubu Y.Ö.olarak tespit edilen) bylock kullanıcısını "..." olarak, ...id numaralı (fiili kullanıcısı danıştay eski tetkik hakimi V.Y. olarak kimliği tespit edilen) bylock kullanıcısını "..."olarak, ...id numaralı ( fiili kullanıcısı Gediz Üniversitesi Rektörlüğünde Sgk kaydı bulunan hakkında yüksek yargı imamı olduğuna dair tespitler bulunan gerçek kimliği Ö.İ. olarak tespit edilen) Bylock kullanıcısını diğer Bylock kullanıcılarının bu kişiye verdiği isimle uyumlu şekilde "...Abi" olarak, ...id numaralı (eski yargı mensubu İ.H.Ş. olarak kimliği tespit edilen) Bylock kullanıcısını, bu kişiye isim veren diğer Bylock kullanıcıları ile uyumlu şekilde "..." olarak kaydettiği, kendisinin eklediği veya kendisini ekleyen kişilerin büyük çoğunluğunun eski yargı mensupları olduğunun anlaşıldığı,.." gerekçesine yer verilmiştir. Davacı tarafından, bu delilin uyuşmazlık konusu karardan çok sonra adli soruşturma dosyasına konulduğu, MİT Başkanlığı'nın yaptığı bu çalışmanın başta Ceza Muhakemeleri Kanunu olmak üzere kendi teşkilat kanunu olan 2937 sayılı Kanun'a aykırı olduğu, MİT Başkanlığına ait ByLock raporlarının istihbari bilgi mahiyetinde olduğu, ByLock ile ilgili bu tespitlerin adli soruşturma ve kovuşturmalarda delil olarak kullanılamayacağı, ByLock Sorgu Ekranı oluşturulmasına yönelik sistemin hiçbir hukuki dayanağı olmadığı, ByLock bilgilerinin hukuka aykırı ele geçirilmesinin AİHS ve Anayasa'ya aykırı olduğu, arama ve el koyma kararı olmadan ByLock ve internet trafik bilgilerine ulaşılmasının kişilerin özel hayatına ve haberleşme hakkına da müdahale olduğu ifade edilmiştir. ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve davacı hakkında düzenlenmiş olan "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı"nın birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanına itibar edilmemiştir. Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen "Bylock CBS Sorgu Sonucu Raporu" nun ve "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" nın incelenmesinden; davacı tarafından 0505.....30 GSM numarasından, ...,...,...IMEI numaralı cihazlarla ByLock uygulamasının yüklendiği, davacının "..." ID numarasıyla kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.
a-2) Davacıya ait ...ID numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan yazışma içerikleri: ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında; "Sanığın kullandığı ... Bylock ıd ile ... ıd (eski yargı mensubu İ.H.Ş.) numaralı Bylock hesabı arasında gerçekleşen yazışma içeriklerinde, ...-... "Avuçlarını yalayacaklar, biz yanan mumlarız, bizi söndürdüklerinde projektörlerle karşılaşacak, pişman olacaklar... Bu halleriyle bu günde yarında hiç bir şey ifade etmeyecekler... Mağaranın ağzını kapatan kayanın parçalanması için 3 amelin vesile edilip, dua edilmesi ile alakalı hadis şuanda bu hadiseler karşısında dimdik yerinde durabilmek, o amellerden çok daha büyüktür. " yine yazışmaların devamında ...-... "ama zor bir süreç toplumda bazı şeylerin düzelmesi ve başta bize bakış ve algının değişmesi uzun zaman alacağa benziyor" şeklinde mesaj gönderdiği bu mesaja karşı cevapta ...-... "yezidle aramız iyi olsaydı Putin tüm okulları kapatmaz mıydı, kapatırdı. Toplumu düzeltmek kolay bir haftada düzelir şerefsizler, biz bozulmayalım." devamında ...-... "eyvallah abi sonu iyi olacak, ama yolda kalan adamda çok olacak. Her geçen gün gece karardıkça kararıyor, bu durumu ben şuna yoruyorum, biz tüm sebepleri içimizde bitirip, Allah dışında güvenecek kimse kalmadığını bizim hissetmemize kadar bu işler sürecek ama bakınca sebepte kalmadı artık..." ...-... " iyi olur İnş. Drd, T4 ve T5'te takip yok diye biliyorum. Kaldı ki o kıdemde ne zaman doktoraya başlayacaklar ki, mevcut yapanları tekip edecektik ne güzel, ama böyle uygun gördüler. Ne diyelim hayırlısı. Bana bakan yönüyle üzerimden büyük bir yükü aldılar. Abiye dedim ki; abi arkadaşlar gelip hangi konuda tez yazalım diye soruyorlar dedim, Cevap, kim onlar, isimleri ne, ne yapacaklarsa isimleri." ...-... " Doç. Girecek bir arkadaşın jürisindeki 3 hocaya ulaştık, arattık olacak inş. Hatta birini ben aradım, sizi dergimize hakem yapmak istiyoruz. Arkadaş sizden övgü ile bahsetti. Size dergilerimizi de gönderiyorum. Gelince de yemeğe bekliyorum dedim. Adam uçtu ve olumlu rapor verecek inşallah." ...-... "sen kırtepeye söyle o zaman bende söyleyeyim." ...-... " O zaman konuşmuştuk zaten, sınava girdimi acaba" ...-... " 15 gündür bilmiyorum." ...-... "ben kendisine ilan edildi bilgisini vermiştim özel hukukun, inşallah başvurmuştur. " ... -... " gireceğini söylemişti ama zamanını bilmiyorum." ...-... "onun işini biz hallederiz, hoca ile aramız iyi, geçen dönemde isim verdik almıştı." şeklinde yazışma içeriklerinin bulunduğu,
Sanığın kullandığı ... numaralı Bylock id ile... id numaralı Bylock hesabını kullanan (gerçek kimliği R.Ü. olarak tespit edilen Anayasa Mahkemesi Başkanlığında raportör hakim olarak çalıştığı anlaşılan) kişi arasında gerçekleşen yazışma içeriklerinde; ...-... " Bu arada benim adım ...(...) diye mi gözüküyor. Yoksa siz öyle mi kaydettiniz. ) ... -...-" bende öyle olması lazım. " ...-... "Ok." şeklinde yazışma içeriği bulunduğu,
Sanığın kullandığı ... numaralı Bylock id ile ... ID numaralı (fiili kullanıcısı henüz tespit edilemeyen) bylock kullanıcısıyla aralarında gerçekleşen yazışma içeriklerinde; ...-...- "erc.a bir şeyler diyecekti sanki, onun Bylock'u "..." ,savunmayı verdik çok şükür darısı başına inşallah. Biran önce bitir, sizin orada da sıkıntı olabilir. Elini çabuk tut kardeş, bizim orada artık doktoraya alım yapmayacaklar, inş. işi bir an önce bitir. Şimdi polis akademisinde savunmaya girenlerin tezini reddediyor namussuzlar, senden haftalık rapor istiyorum, ilk raporu da yarın alacağım ona göre, 4 yıldır bir tezi bitiremedin. Ne diyeyim sana. Kaldı ki yarısını da yazdın yani, şaka yapmıyorum ciddiyim. Kardeş senin şu aşamada yapacağın en önemli hizmet ve iş tezi bitirmek. Tezle ilgilenmediğin her bir günü yaşanmamış say ve ona göre muhasebeni yap. " şeklinde yazışmaların bulunduğu,
Sanığın kullandığı ... numaralı Bylock id ile ... ID numaralı fiili kullanıcısı henüz tespit edilemeyen (Bylock hesabında kendisinde ..., ..., ... (H) isimleri verilen) Bylock kullanıcısı ile yapmış olduğu yazışma içeriklerinde; ...-... " Abi T3 olarak tablet istediğimiz arkadaşlar M.g.(Amasya) ,F.G.( Karabük), İ.S.(Giresun), N.O.A. (erzurum), ... -... " abi taha için yargıtaydan, ... abi içinde Urfadan hala cevap yok. Siz biraz kaşısanız bu meseleleri, tekrar yazsanız ilgili yerlere, Burdur içinde o bölgeye bakan arkadaşlara yazmak gerekiyormuş, İzmir bölgesine bakan abiye durumu özetleyebilirseniz yardımcı olacaklar inş. ...-... "tamam" ... ...-... " Atm olarak H.S. abinin evine gitmiştim. Evde muazzam miktarda doküman vardı. Geçmişe ait fotolar, el yazıları da vardı. Bazılarını imha ettim, ama bir kısmını çok ısrar ettikleri için memlekete göndermek şartıyla iade ettim. Bu durumu Atm ye ilettim. Abi de dokümanları en kısa zamanda memlekete göndereceğini söylemişti. Ama sonrasında ne yaptı bilmiyorum. Abi ile ilgili gelişen durum malum zahmet olmazsa bu yazdıklarımı ilgilisine, gerekirse ...abiye iletebilir misiniz, Allah korusun evine girerlerse, bu dokümanları bulmasınlar kuvvetle muhtemel ki, abiler gerekli tedbiri almşıtır veya alacaktır ama bu durumu da iletmek lazım. " ..... ...-... : " ...Ü.M.Ü. (Siirt): yeni geldi ayrıntılı bilgimiz yok. Abi acil bilgi isteniyor, abi hatları almam lazım zahmet olmazsa yarın getirebilir misiniz, ben muhtemelen öğleden sonra geleceğim iş yerine benim çekmeceye bırakırsınız olmazsa. ...V.E. (malatya) bu arkadaş murakabe olmuş abi bilginiz var mı? ...-...: " Tanımıyorum. Onları T4 takip ediyordu. " ...-...: " T3 listesinde adı geçiyor patron. " ... ...-... : "...Ö.K., ...İ.T., ...G.K.B., ...H.D., ...M.E., ...S.A., ...G.D., ...Z.Ç., abi bu isimlerden erkekler hiç 5 oldu mu, ben olmadığını biliyorum. Ayrıca bayanların doktorları kimler. ...-... :" erkeklerin hiç birisi 5 olmadı. Çıkarın artık bunları listeden. ...karşı tarafın azılılarından. " ...-... : " bence de çıkarsınlar benim listemde yoklar. "
Sanığın kullandığı ... numaralı Bylock id ile ...ID numaralı ( fiili kullanıcısı henüz tepsit edilemeyen ancak diğer Bylock kullanıcıları tarafından ..., Kamil Bey, ...Bey ..., şeklinde isim verilen ) Bylock kullanıcı arasında gerçekleşen yazılı görüşme içeriklerinde; ...-...:" sa abi eagle'den mesaj geliyor mu, tangoya geçtin mi, numara bu mu abi, şifre ne, ID numarası olması lazım, harf yok çünkü, doğrudan rakam çıkıyor, sen beni ekler misin abi, ...şirfe ..., yok tango benim gönderdiğim oraya aktardılar, sen bu numarayı ekleyebiliyor musun," ...-... :" size mesaj geldi mi, benim no; ..., istek geldi mi abi," ...-... : " ekledim şimdi abi. Sende kabul eder misin." ...-...: "tamam abi, istek gelmemiş abi. " ...-... :" Senden de bana gelmedi abi." ...-... :" farklı programlar o zaman, abi bana tango diye farklı program telegra-m kurdular. Ondan da numaram ...," ...-... :" telegram ayrı abi, orada ne geçiyor isimin" ...-... :"sizin biraz önce gönderdikleriniz eagle numaraları diye biliyorum ..." ...-...": Ekledim. ...-..." : eklerken ...'ü ekliyorsunuz." ...-... :" sizin telegram varsa onu ekleyeyim" ...-..." ben sizi ekledim kabul eder misin abi." ...-..." ekledim inşallah abi." ...-..." eyvallah. " Sanığın kullandığı ... numaralı Bylock id ile ...ID numaralı fiili kullanıcısı henüz tespit edilemeyen diğer Bylock kullanıcıları tarafından ..., ..., ..., isa ..., olarak kaydedilen) Bylock kullanıcısı arasında gerçekleşen yazışma içeriklerinde; ...-..." Sa. Abi. viber ya da tango numaran var mı, burası kapanacak, irtibatsız kalmayalım. " ...-..." tango ...." ...- ..." seni ekledim abi tangoya kabul eder misin, benim no ..." ...-..." abi bende seni ekledim, mesaj attım cevap yazarsan sevinirim."
Sanığın kullandığı ... numaralı Bylock id ile ...ID numaralı (fiili kullanıcısı M.T. eski idari yargı mensubu olduğu tespit edilen) Bylock hesabıyla aralarında geçen yazışma içeriklerinde; ...-...: "Ben siz de yeter yine de sivil abilere gönderdim ancak, son zamanlarda sorulara pek dönüş olmuyor. Abi hizmete ilişkin davalarda oluyor. Örneğin burada koza ipek, altın madeni, çed davası var. Kütahyadaki medyatik yıkım kararı verilen cami yeri davası var. Ayrıca biliyorsunuz, pek çok yerde de benzer durum var. O nedenle ekipleri önceden oluşturursak, mahkemeden sonradan hep bu ekipler çalışır. " ... ...-... "abi sa. Sizden bir istirhamım olacak, bizim mah.d 2,5 yıl önce kuradan gelen hk hanım var. Eşi de hava as. hakim bizim kardeşlerimiz. Bunlar çok uğraşmışlar, bir türlü yüksek lisansa girememişler. Şimdi birlikte kursa da gidiyoruz. Abi bunları Y.lisans için yardımcı olabilir miyiz. Bu mevzuyu ...'e de bahsettim. " .. Yine ... id numaralı bylock hesabı tarafından diğer bylock kullanıcılarına toplu olarak gönderilen "pırlatadan günün sözü" başlıklı mesaj içeriğinde "...bir dönem gelecek,o dönemde en büyük hizmet, hizmete ihanet etmemek olacak(T.M. ağabey) şeklinde yazışma içeriklerinin çözümlendiği, ...." tespitlerine yer verildiği görülmüştür.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir: Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.Y.'nin, Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/07/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "..Yine akademi döneminde Mersinli olan ve hemşehri yemekleri düzenleyen ... isimli uyuşmazlık mahkemesi genel sekreteri bizi ve diğer Mersinli tüm adayları ara ara yemeğe götürürdü. Orada bir samimiyetimiz oluşmuştu. Ben bu kişinin seçimlerde bağımsızları desteklediğini ilk aşamada bilmiyordum. Benle aynı yerde görev yapan V.K. isimli savcımızın arkadaşı olan raportör S.Ş.K. ile birlikte Bitlis'e geleceğini ... söyleyince hatıra binaen kendisini V. Savcım ile birlikte karşıladık. Daha sonra bağımsızlar lehine konuşmaya başlayınca ben bu kişiyi bakanlıkta çalışan İ.Y. isimli kişiye sordum. O da bana bu kişinin tehlikeli olduğunu söyleyince ben ona bir şey belli etmeden hangi hakim savcılarla görüştüğünü tespit ederek elimde bildiğim tüm cemaatçilerin isimlerini, birlikte görev yaptığımız Tatvan Mit Bölge Müdürü A.E. beye söyledim..." Aynı şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı ....Ağır Ceza Mahkemesi'nin E: ...sayılı dosyasında talimat ile alınan tanık beyanı; "... Staj dönemimde Mersinli olduğum için diğer Mersinli adaylar ile tanışmaya başladım ve o dönem Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekreteri ... isimli kişi ile akademide bulunan diğer Mersinlilerin aracılığıyla tanıştım. Bu kişi tüm mersinli hakim ve savcı adaylarını kahvaltıya götürür ve bir araya getirirdi. Burada bu kişi ile tüm mersinli adaylar gibi benimde bir tanışıklığım oluştu. Ben ve diğer mersinli hakim ve savcı adayları hepimiz kendi aramızda samimi olduk ve ara sıra ... öncülüğünde tüm adaylar hemşehri yemekleri olarak kahvaltı ve yemeklere gittik. Bu yemekler esnasında hep günlük muhabbetler olurdu. Bu yemeklere bazen eşini de getirirdi ve eşinin başı açıktı ve modern giyimliydi. Kendisinden bu sebeple kimse şüphelenmedi. HSYK seçimlerinden önce ilk olarak ... isimli akademiden tanıdığım kişi beni arayarak Bitlis’e ziyarete geleceğini, burada hakim savcı arkadaşları olduğunu ve kendi ile birlikte raportör olarak çalışan S.Ş.K.’ın da geleceğini söyledi. O dönem ben Bitlis Güroymak ilçesinde görev yapıyordum. Yanında onla gelen S. Hakim; benimle birlikte Güroymakta çalışan V.K. isimli savcımın arkadaşıdır. Neyse biz V. Savcım ile bu kişileri almaya Havaalanına gittik ve orada ilk olarak seçimle ilgili bir şey demedi. Hatta öğretmenevinde yer ayırmışlardı, ben o dönem terör tehlikesinden dolayı dışarı güvenli olmadığından ve bekar olduğumdan evimde misafir edebileceğimi nezaket gereği söyledim ve onlarda kabul etti, bekar evi olduğu için lojmanda misafir ettim. Bu kişi bize; Tatvan ilçesinde Başsavcı arkadaşı olduğunu ve onla oturacağını kendisini Tatvan ilçesine götürmemizi istedi. Tatvan ilçesine gittik orada Tatvan Başsavcısı Ü.Bey yanında hatırlamadığım bir kaç savcı beyle iş çıkışı geldiler. Orada biraz gezdik ve ... isimli kişi hafiften bağımsız adayları öven konuşmalar yapmaya başladı. Ben hatta kendisine konuştuğu esnada; benim alevi kökenli olduğumu ve eşimin de alevi olduğu için cemaatçiler tarafından mülakattan 2010 yılından bu yana sürekli elendiğini bu sebeplerden ötürü “cemaatten nefret ettiğimi, bağımsızlardan cemaatçi olanların olduğu şeklinde şeyler duyduğumu” beyan ettim. Bunun üzerine o da kesinlikle adayların cemaatçi olmadığını ve bir kısmını kendisinin tanıdığını beyan etti. Daha sonra ertesi gün gittiler. Ben o dönem bunun ne olduğunu henüz çözememiştim ve beni sürekli arayarak bağımsızlara oy vermem konusunda ikna etmeye çalıştı hatta diğer mersinli ve tarsuslu hakim savcı arkadaşlarım ile konuştuğum zaman onları da sürekli aradığını ve ikna etmeye çalıştığını duydum. Yani Mersinli olan ve muhabbeti olan herkesi aradığını duyunca şüphelendim ve Bakanlıkta çalışan hakim arkadaşlarımı arayarak bu kişinin nasıl biri olduğunu sordum. O da bana tehlikeli bir insan olduğunu ve bağımsızlara çalıştığını beyan etmesi üzerine şüphelendim ancak 17-25 Aralık olaylarından sonra da halen aktif olarak görevde olan genel sekreter olunca aradığında telefonunu açmaya meslek büyüğü olduğu için devam ettim, hatta seçim günü bile beni aradı sonuçları merak edip sordu..." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B.'nin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/08/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "..Mülakattan sonra Ankara adayı olarak göreve başladım. Dikmen tarafında bir ev tuttuk, evin parasını kendimiz karşılıyorduk. Evde cemaatten olan ..., B.B., T.Y. ve ben vardım. Örgüt Selçuk üniversitesi mezunları, Ankara Üniversitesi mezunları şeklinde kalınan evleri belirlediler. Selçuk Üniversitesi mezunlanndan ikinci bir ev daha vardı...Örgüt içerisinde beni sorunlu kişi olarak gördükleri için herhangi bir görev verilmedi. ... ve B.B.'un ders çalışma evlerinden sorumlu kişiler olduklarım biliyorum. ... ve B.'ın başında M.B. vardı.Bu kişi ... ve B.ı yönlendiriyordu. M.B. birara bakanlıkta tetkik hakimiydi. Daha sonra alındığını duydum. Ankara Üniversitesi mezunlarından veya başka üniversite mezunlarından oluşan çalışma evlerinin başında kim yada kimlerin olduğunu bilmiyorum. Ben sadece kendi dönemimi ve Selçuk mezunlarından kimin görevli olduklarını bilebiliyorum. Diğerlerini bilemiyorum...Bu arada ... ABDye FETOnun yanına gitti. 2005 yılı zannedersem haziran ayında kurayı Beytüşşebap ilçesine hakim olarak çektim...Örgütle arama mesafe koyup onlardan uzaklaşmaya başlayınca 2014 yılında ... isimli Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekreteri bana yurt dışına gitmeyi teklif etti. Neyle götüreceksin diye sordum. Cemaatin parasıyla gideceğiz dedi. Böyle bir şeyin içerisine girmek istemiyorum, ve gelmiyorum dedim. Ancak ..., H.Ö ve yine bizim dönemden birisini götürdüler ancak ismini bilmiyorum. 3 kişi Bosna Hersek'e gittiler...Aklıma gelen başka bir olayı aktarmak istiyorum. Bu ramazan ayında ... beni iftara davet etti. Ben gitmek istemedim. Sen gelmezsen ben senin evine gelirim dediği için eşimle gidelim artık iyice benden ümitlerini kessinler diye düşündüm ve gittim. Benden habersiz M.E.'u da çağırdığını gördüm. Orada bana ... Mit turlarından bahsetti, ben bu konuyla ilgili ona Mit tırlarının dosyasını bilmiyorum ancak F.M.A. benim arkadaşımdır. İnançlı bir insandır hata yapacağını düşünmüyorum deyince devran dönünce ilk tutuklanacaklardan birisi odur diye söyledi. F.M.A. benim yakın arkadaşımdır kendisi Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi başkanıydı şimdi Kırşehir ACM başkanı olduğunu biliyorum. ... bana sen niye bu şekilde davranıyorsun deyince ben de ona benim sizinle bir ilgim yok dedim, O da bana devran döndü diye böyle davranıyorsan devran tekrar dönünce pişman olursun diye söyledi. Bu konuşmalara M.E. da şahittir...2014 yılında ... benim evime geldiğinde madem bize gelip gitmiyorsun buradan yazışalım diyerek baylog isimli mesajlaşma programını cep telefonuma yükledi. O dönem Samsung telefon kullanıyordum. Bu yükledikten sonra 1 kez mesaj geldi. Kimin gönderdiğini bilmiyorum. 1 yada 2 gün geçtikten sonra bu programı sildim. Bunlardan çok soğuduğum için ve irtibatımı kesmeye çalıştığım içinbu programı sildim. Daha sonra baylogdan kendi kaydımı silmek için tekrar yükledim ancak silmenin mümkün olmadığını gördüm. Ve tekrar bu programı sildim. Baylog programında sadece ...'un olduğunu gördüm diğer kişileri bilmiyorum...17-25 Aralık darbe girişiminden hemen sonra ... benim yanıma eve geldi. Sana bir iş vereceğim dedi. Sana bir telefon numarası vereceğim MIT’e gideceksin, bu numara MİTin numarası onlara cemaat hakkında yalan yanlış şeyler söyleyeceksin dedi. Ben de ona olur mu öyle şey dedim ve bunu kabul etmedim. O dönemde bunun yapılma ihtimali vardır. Muhtemelen gündemi saptırmak için bunu yapmak istemişlerdir. Benim bu olaydan edindiğim algı şudur muhtemelen bana vercekleri telefondaki kişi de cemaatçidir..." Aynı şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/08/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...Ben Ankara'da staja başladım. Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olduğum için Fetullah Gülen yapılanmasında da bitirmiş olduğum üniversiteye göre evler konuşlandı. Daha doğrusu Selçuk Üniversitesini bitirenlerin evleriyle diğer üniversite bitirenlerin evleri farklı idi. Dolayısıyla abileri de farklı idi.CEVABEN:O dönemde bizim abimiz B.Ö. idi. Ancak bilahare sayı fazla olunca Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirenleri ikiye böldüler. Bir kısmına B.Ö., bir kısmına ise ... abilik yaptı. Ben ...'in abilik yaptığı grupta kaldım. Benim kaldığım evde ..., B.B.,T.Y. veya (Y.) ve ben vardım. Bu evi kuran ve abiliği yapan B.B. dur. ... ise Selçuk Üniversitesi mezunlarının oluşturduğu evler ile diğer bazı evlerin sorumluluğunu üstlenen abi idi. B.B.un üzerinde H.Ö. vardı. H.Ö.’ta ...'e bağlı idi.CEVABEN:Benim dönemim olan 45.dönemin abisi A.E.'dir. ...'de ona bağlı idi...Ancak mezun olduktan sonra dönem arkadaşlarım olan A.T., E.S., H.S.Ş. ve benden oluşan grubu ... oluşturmuştu. Farklı yerlerde görev yaptığımız halde senede bir defa dördümüz bir araya gelirdik. Bu gelmelerde Kur'am Kerim okunur, Risale-i Nur okunur, Fetullah Gülen'e ait kitaplar okunurdu. Bu toplantılar arkadaşların görev yaptıkları yerde ve evinde olurdu. Yaklaşık üç gün sürerdi. Biz gittiğimizde evin kadını evde olmazdı ve o evde yatardık. Bu toplantılar çoğunlukla E. Savcı'nın evinde olurdu.Biz bu olayı kamp diye nitelendirirdik. Bu kamp 2009 ve 2010 yıllarında oldu. Ben 2011 yılında Yargıtay'a geldiğimde böyle bir kamp yapılmadı.CEVABEN:Yargıtay'da tetkik hakimleri çalışmış olduğu daireye göre yapılanmaktadırlar...CEVABEN:Bu grubun içinde M.T. ile görüşmemden sonra girdim. Beni M.T.'e gönderende ... olduğunu hatırlıyorum.... staj döneminde beni H.S. ile cemaat mensubu olmasından dolayı tanıştırdılar. Ancak kimin tanıştırdığım hatırlayamıyorum. Bu arkadaşı daha sonra 2016 yılında Yargıtay tetkik hakimi olarak gördüm. Aynı servisi kullamyorduk. Ben bir gün bununla konuşurken cemaatin 17-25 Aralık olaylarım tasvip etmediğimi, MİT tırları olayının yanlış olduğunu belirttim. 17/08/2016 tarihindeki beyanımda ... tarafından tehdit edildiğimi ayrıntılı olarak anlatmıştım. Bu tehdit olayı H.S. ile yapmış olduğum bu konuşma sonrası olmuştur. Hatta ... H.S. ile yapmış olduğum konuşmayı duymuş ki sen sağda, solda konuşuyormuşsun kulağıma geldi. Böyle konuşma diye cümle de kurduğunu hatırlıyorum dedi...M.G.; kendisini stajda cemaat mensubu olması nedeniyle tanışmıştım. Aynca cemaat mensuplarıyla birlikte kaldığım eve ...in yanma geliyordu...T.D.; cemaatçi olması nedeniyle stajda tanıştırılmıştım. Kendisi HSYK Müfettişliği de yapmıştır. Hatta Bağlıca 'da komşumdur. ... ile samimi olduğunu da biliyorum......; staj döneminde kendisi abi konumundaydı. Cemaate ait aynı evde kalmamız nedeniyle yakinen tanırım. Kendisi en son Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekreteri idi. 17/08/2016 tarihinde ifademde belirttiğim beni tehdit eden cemaat mensubudur. Kendisi Ankara adayı idi. Resmini gösterdiğiniz şahıstır..." Aynı şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesi'nin E:...sayılı dosyasında alınan tanık beyanı; "Ben soruşturma aşamasında Ankara CBS'ye ifade vermiştim. O ifadelerim doğrudur.Mülakattan sonra Ankara'da bir ev tuttuk. Evde cemaatten ..., B.B., T.Y. ve ben vardım. Selçuk Üniv. Mezunları, Ankara Üniv. Mezunları, Marmara Üniv. Mezunları gibi örgüt her üniversite mezunları için evler belirlemişti. ... ve B.B. çalışma evlerinden sorumlu kişiler idi. Başlarında ise M.B. vardı. Örgüt içi evlilik için ... bana 2 tane bayan fotografı gösterdi. Hatta bu bayanların ikisinin de bana eczacı olduğunu söylemişti. Ben bu bayanları kabul etmedim. Daha sonra staj sonunda Amerika Birleşik Devletleri'ne Fetullah Gülen'in yani FETÖ elebaşısının yanına gitti. Zaten sanık ... ile aynı evde kalıyorduk. Kendisi FETÖ'nün yanına gideceğini söylemişti. Ayrıca yukarıda bahsettiğim gibi Selçuk Üniv. Mezunları, Ankara Üniv. Mezunları , Marmara Üniv. Mezunları gibi buna benzer çok sayıda ev olduğu için hakim savcı adayları için örgüt tarafından oluşturulan stajyer evlerinin bir kısmının sorumluluğu ...'e verilmişti. ... daha önce ders çalışma evlerinin sorumlusu iken daha sonra kendisine bir kısım staj evlerinin sorumluluğu verildiği için kendisinin çalışma evlerinin sorumluluğunu bu nedenle bırakmış olduğunu duymuştum. Ayrıca sanığın Ramazan ayında beni iftara davetinde MİT tırları ile ilgili F.M.A. hakkında ilk tutuklanacak birisi odur şeklinde söyledi. Ben 2014 yılında örgüt ile bağımı koparmıştım. Ancak 2016 yılında beni Ramazan ayında ... iftara davet etmişti. F.M.A. benim arkadaşımdır. Orada MİT tırları konusu açılınca ben F.M.A.'un inançlı birisi olduğunu hata yapacak birisi olmadığını söylediğimde bana hiç tereddütsüz şekilde F.M.A.için ''ilk tutuklanacaklardan birisi odur'' şeklinde bir beyanı oldu." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B.'nin, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...Ben 2013 yılı Aralık ayında Amerika'ya gittiğimde Y.E. de Amerika'daydı. Ben Y.E.'i yaklaşık olarak 21 saatlik mesafedeki evine gittim, onunla 10 gün evde kaldım. Onun aracılığıyla Pensilvanya’da Fetullah Gülen ile görüştüm, Fetullah Gülen o dönem çok rahatsızdı, bina içerisinde beni Doktor ...karşıladı ve Fetullah Gülen'in yanına beni götürdü, ben Fetullah Gülen ile yaklaşık 45-50 dakika görüştüm, çok fazla gelip giden vardı, Fetullah Gülen bizlere dua ettiğini söyledi, bulunduğumuz konum itibariyle büyük bir hizmet ifa ettiğimizi söyledi, üzerinde kendi imzasının bulunduğu çok kaliteli bir saat hediye etti, ben Türkiye'ye döndüğümde ... bana Fetullah Gülen'in atletini getirdi, bu atlet Fetullah Gülen tarafından kullanılmış ve bana gönderilmişti, saat ve atlet benim bildiğim bir yerde muhafaza altındadır, en kısa sürede teslimini sağlayacağım...Sınavlara hazırlanırken cemaate mensup hakim ve savcılardan oluşan bir grubun ürettiği ders notlan ve sınav sorularıyla çalışıyorduk, bu yayın grubu sınav sorulan ve kitap özetlerini Ankara'da faaliyet gösteren Adalet Yayınevine gayri resmi olarak bastınp bize veriyorlardı. Bu şekilde haftada bir kendi aramızda sınav oluyorduk. Ben Ankara’daki bu evlerden 3 tanesi ile irtibatlıydım. Evler oluşturulurken hukuk fakültesi olan illere göre bir sınıflama yapılıyordu, benim mezun olduğum Konya Hukuk mezunlarının gittiği eve aynca Diyarbakır ve Eskişehir Hukuk Fakültelerinden mezunlarda katılıyordu. Bu evlere gönderilen kişiler mutlaka hakimlik, savcılık veya kaymakamlık sınavını kazanıyordu. Benim kaldığım evlerde şu anda hakim ve savcı olarak görev yapan H.Ö. (en son Boğazlıyan Başsavcısıydı), ... (Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekreteri), R.A. (en son Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi Başkanıydı), A.B. Yargıtay Tetkik Hakimi), B.Y. (Yargıtay Tetkik Hakimi),... ders almışlardır....Cemaat M.Ö. aracılığıyla hakim ve savcı atımlarında C.Ç.’i yanıltmak için bir sistem kurmuştu, O.B., M.M.e, B.E., A.H., M.B., ... ve M.K.Ö. cemaat tarafından Adalet Bakanı C.Ç.'e sunulacak hakim ve savcı adayları listesinde oynamalar yapmak üzere görevlendirilmişti. Bu şahıslar cemaat üyeleri için gerçekten olmadığı halde Ak Parti içerisinden insanların referans olduklarına dair liste oluşturuyorlardı, cemaat dışında olanlar için de bir kara liste oluşturup bunu M.Ö. aracılığıyla C.Ç.’in önüne gitmesini sağlıyorlardı, M.Ö. da bu işi biliyordu. C.Ç. M.Ö.'a güvendiği için bu listeler mülakatta dikkate alınıyordu. Bu şekilde ülkücü olarak bilinen birçok hakim adayı bunların oluşturduğu kara liste yüzünden hakları olduğu halde hakim veya savcı olarak atanmadılar, fetöcülere sınavları kazandırdılar... O dönemde Türkiye'deki tüm hukuk fakültesinden sorumlu abı Yargıtay Savcısı İ.H.Ş.’tü. Bu Özel görevlendirme ile ..., M.B. ve soyismini hatırlayamadığım Uyap biriminde görevli savcı Süleyman’ı ara ara hukuk fakültesinin olduğu illere görderir, üniversiteye hazırlanan öğrencilerin hukuk fakültelerini yazmaları hususunda direktif verirdi, aynı zamanda soyismini hatırlamadığım Yargıtay savcısı ...isimli kişi onun yardımcısıydı...Stajımı Sivas’ta bitirdim. Kurayla Ordu Merkez Cumhuriyet Savcısı olarak atandım, yaklaşık 1 yıl cemaat beni askıya aldı. Öncesinde bana daha önceki ilişkilerimden ve bağlantılarımdan eşime bahsetmememi tembihlediler. Ordu’da 5-6 ay sonra cemaat mensubu olan A.E. ve ... ile ismini hatırlayamadığım Adalet Bakanlığı müfettişi ayrı zamanlarda beni ziyarete geldiler. Beni cemaat mensubu olan Perşembe Savcısı A.C.N. ile tanıştırdılar ve onun benim abım olduğunu söylediler. Daha sonra haftalık olarak bu kişiyle görüşmeye başladım...Yargıda cemaat mensuplan hakimlik savcılık sicil numaralarına göre 4 gruptan oluşuyordu. Sicili en üst olanlar taşra-1 'di, daha sonra sırayla belli sicil arasındaki hakim ve savcılar taşra-2, taşra-3 ve taşra-4 olarak yapılanıyordu, bunların tümünün dışında bir de Ankara'da merkez yapı vardı. O da Yargıtay ve Bakanlık olmak üzere 2’ye ayrılıyordu. Tüm Türkiye 7 bölgeye ayrılmıştı. Benim görev yaptığım Karadeniz bölgesi bu bölgelerden biriydi. Ben Karadeniz’deki taşra-3'ün bir dönem ahiliğini yaptım. Karadeniz bölgesinin dediğim gibi taşra-1, taşra-2, taşra-4'ün de abileri vardı. Karadeniz taşra-1 in abisini hatırlamıyorum, taşra-2'nin abisi idare mahkemesi başkanı M.U.'dı, taşra-4 daha yeni oluşturuluyordu, bizden sonraki dönem olduğu için onu da çok iyi hatırlamıyorum. Tüm Türkiye’nin taşra-3'ünün abisi Yargıtay Tetkik Hakimi A.E.’di. Yardımcıları ise en son Silivri Cumhuriyet Savcısı olan B.Ö. ve Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekreteri ...'di...Bu arada cemaatin Anayasa Mahkemesi yapılanmasından bahsetmek istiyorum. Anayasa Mahkemesinin cemaat abisi Avukat S.K.’tır. Bu kişi Ankara barosuna kayıtlı bir avukattır. Tandoğan'da ...ın karşısındaki bir binanın 2.katının tamamı ona aittir ve bu yeri ofis olarak kullanmaktadır. Anayasa Mahkemesinde görevli üyeler ve raportörlerin cemaat abisidir. Bunlar sıklıkla bu ofise gidip gelirler. Bu kişinin aynı zamanda H.K. ile arası çok iyidir. Soyisim benzerliği olduğunu ve akrabalık bağının olmadığını biliyorum. Anayasa Mahkemesi üyelerinden A.A. sık gider gelirdi. Uyuşmazlık Mahkemesi genel sekreteri ... ve ismini hatırlayamadığım Sayıştay kökenli Anayasa Mahkemesi genel sekreteri de sıklıkla gelip giderdi...Ankara’da bulunan Anafartalar Kolejleri bu yapının ilk kripto okullarındandır. Aynı zamanda A.F.B. bu okulların resmi avukatıdır. Bu okulların sahibinin asıl ismini bilmiyorum fakat kod adının ’’ ..." olduğunu biliyorum. Avukat A.F.B.'ın yanında çalışan Ç.S. ve G.Y. Anafartalar Kolejlerinin bir takım duruşmalarına girerdi. Anafartalar Kolejlerinin sahibinin, 15 Temmuz 2016 tarihinde Akıncılar üssünde yakalandığı hususu da basına yansımıştır.Bahar Koleji eğitim olarak en üst seviyede olan bir okuldur. Ben de çocuklarımı bu okula göndermek istedim ancak öğretmenlerinin deşifre olmaması için tedbir seviyesini koruma amaçlı mini etekli ve rahat olmaları, benim de çocukiarunm kız olmaları nedeniyle bu okula göndermemem söylendiği için ben de çocuklarımı bu okullara göndermedim. Bu okullarda görev yapan öğretmenler cemaate son derece bağlı mahrem hizmetler sınıfından oluşmaktadır. Yine cemaatin yargı içindeki en militan hakim ve savcıların çocukları da bu okullara gönderilirdi. Örnek vermek gerekirse Danıştay'ın cemaat abisi G.T.T., Başmüfettiş G.Ö. ve ... ve daha birçok kişi de çocuklarını Anemon Kolejine göndermiştir. Aynı şahsın İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/07/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "....., Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekreteri olarak görev yapıyordu, bu kişi hakkında daha önceki ifademde ayrıntılı olarak bilgi vermiştim. Kendisinin askeri okullarda talebeleri vardı. Kendisiyle Konya'da mahrem evlerde kaldık..." Aynı şahsın ....Ağır Ceza Mahkemesinin E:...sayılı dosyasında sanık sıfatıyla alınan ifadesi; "... Eskişehir'in ders çalışma evlerine baktım yani toplam 6 civarında bir eve baktım bu zaman zarfında bir çok kişi geldi geçti her evde 7-8 kişi kalıyordu.Sizin mahkemenizde ifade verdiğim M.Y.da o evlerden birinde kalıyordu yine yaklaşık olarak şunu söyleyebilirim. O evlerde herhalde 150 kişiyle tanışmış oldum. Çünkü sur dışına ben bakıyordum. Sur içi evlerine ... isimli hakim adayı arkadaş bakıyordu. ... sonra biliyorsunuz uyuşmazlık mahkemesi genel sekreteri oldu o kişiden bahsediyorum. O da yaklaşık 5-6 tane eve bakıyordu bazen değişiklik olsun diye ben onun bakmış olduğu evlere gidiyordum. Orada beraber namaz, kılıyorduk Fetullah Gülenin kitaplarını okuyorduk, ben Kuran-ı Kerim okuyordum onlara.." Aynı şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı ....Ağır Ceza Mahkemesi'nin E:...sayılı dosyasında alınan tanık beyanı; "...Ben sanığı (davacıyı) tanırım. İzmir CBS'de tanık sıfatıyla verdiğim ifadem doğrudur. Benim bu konuda verdiğim ayrıntılı ifadelerim doğrudur, o ifademe ekleyecek bir şeyim yoktur. Biz sanıkla aynı dönemde Konya'da Hukuk Fakültesi'nde okuyorduk. Sanık (davacı) ... o sırada FETÖ'nün Hukuk'ta okuyan öğrenciler için oluşturduğu cemaat evlerinde kalıyordu. Mezuniyetten sonra da FETÖ'nün hakimlik savcılık ve kaymakamlık sınavlarına çalışmak için Konya'da bir evde kaldık. Bu kaldığımız çalışma evinin adresi Meram İlçesi , ...yolu, ...Durağı , ...Evleri, ...Blok .... KAt idi . Sonra ilk sene sınavı kazanamayınca bu defa Ankara'da cemaatin açmış olduğu evde kaldık. O da ...Mah. ... Apt. ... Katta bulunan bir adresti. Benden önce sanık (davacı) Tapu Kadastrol Denetmenliğini kazandı, 6 orada görev yaptı, sonra tekrar gelerek hakimlik savcılık sınavına çalıştık. 2013 yılında hakimlik savcılık sınavını beraber kazandık. Stajyerken FETÖnün açmış olduğu staj evinde sanık (davacı) ... ile birlikte, A.B., T.Y. ve ben 4 kişi kaldık. O dönem İstanbul Hukuk Fakültesi'nin FETÖ'ye ait Ankara'da çalışma evleri vardı. Bu çalışma evlerinden 3 tanesinin murakıbı bendim 3 tanesinin murakıbı ise ...'di, sermurakıbı ise M.B. idi. Stajımın son 10 ayında benim cemaat ile bir problemin oldu. Ben stajımı bırakıp, Sivasa gittim. Orada stajıma devam ettim. Bir yıl örgüt beni askıya aldı. Cumhuriyet Savcısı olduktan sonra yine benimle bağlantı kurdular. Sonra kura çektik, herkes ayrı yere kura çekti. Sanık (davacı) Çüngüş'e kura çekti. Daha sonra genelde telefon ile görüşürdük, dedi.Tanığa sanığın (davacının) kendisine Fetullah Gülen'in atletini verip vermediği hususu soruldu.Tanık beyanında : Ben sanığın (davacının) Amerikaya gidip gitmediğini bilmiyorum. Ancak o dönem Fetullah Gülen'in atletleri getirtilip örgütte belirli kişilere dağıtılıyordu. Sanıkta (davacı da) bana Fetullah Gülen'in atletlerinden getirip, bir atlet verdi. Daha sonra ben bu atleti ve Fetullah Gülen imzalı bu saati kolluğa teslim ettim, dedi. Tanık devamla benim soruşturma aşamasında verdiğim tüm beyanlarım doğrudur, 2010 yılında ben meslekten istifa etmiştim. İstifam nedeniyle örgüt yine beni askıya aldı, sildi. Daha sonra müfettişler, ceza işleri genel müdürü, ceza işleri çalışanlarının beni meslekten ihraç etmeye çalıştıklarını duydum. Bana aleviler bu işi yapıyor dediler. Ancak araştırdığımda beni meslekten ihraç etmeye çalışanların cemaat mensubu kişilerdi. Cemaatin bu yüzünü gördükten sonra sanık (davacı) ...'i uyardım ancak o beni dinlemedi. Yine ben 1 yıl Amerika'da kalmıştım. Amerika'da Fetullah Gülen ile görüştüm. Ona Erzincan Başsavcısı ...olayı ve bir kısım askerler ile ilgili olarak cemaatin bana bir kısım belgeler imzalatmak istediğini bunu kabul etmediğim için beni askıya aldıklarını söyledim ancak beni dinlemediler, beni haksız buldular..." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.Ü'nün, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/05/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...5- Geçmişte cemaatlere ait evlerde veya yurtlarda kaldınızmı? Yukarıda izah ettiğim üzere bir yıl kaldım. Ayrıca okul bittikten sonra ben öğretim üyesi olarak Selçuk Üniversitesinde kalmak istedim. Hocalarla görüştüm ancak kabul görmedim. Bunun üzerine Akdeniz Üniversitesindeki hocalarla görüştüm oradan da kabul görmedim. Bu sırada adliye stajımı başlatmıştım fakülteden arkadaşlarla karşılaşıyordum.Bana hakimlik sınavına hazırlandıklarını söylediler ve hakimlik için çalışma evi olduğunu burada ders çalıştıklarını istersem benimde gelebileceğimi söylediler. Bende masrafları kısmak ve ders çalışmak için kabul ettim. Konya Meramda bulunan açık adresini hatırlayamadığım ancak gitsem gösterebileceğim bir eve gittik. Beni eve fakülteden arkadaşım olan B.Y. davet etti. Evde ... ( Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliği yapmıştır. ) R.A. (İdari hakim ), M.D.( Avukatlıktan Hakimliğe geçti diye biliyorum ), bizim evde olanlar bunlardı ancak bildiğim kadarıyla ikinci bir ev daha vardı...Avukatlık stajımın ikinci altı aylık bölümünü Konya'da avukat M.O.'un yanında başlatmıştım. Fiilen avukatlık bürosuna gitmiyorduk. Ben Ankara'ya gittikten sonra babam kalp krizi geçirdiği için geriye dönemedim. Ben Ankara'ya göndükten sonra Konyadaki evlerin birisini Ankara'ya Etlik'e taşıdıklarını öğrendim. Ara sıra doküman almak için bu eve gidiyordum ancak burada kalmadım. Etlikteki evde B.Y., S.Ş.H., ... ve S.Ö. ( Savcı olarak görev yapıyordu.) vardı...Sınavı kazanamayınca avukatlık yapmak istedim. B.Y. ve ...le bu hususta kavga ettim. Bana " Devam edeceksin, avukatlık yapamazsın " diyorlardı yine de avukatlığa başladım...21- Bu illegal yapılanmanın sizinle bir teması oldumu? Sizden herhangi bir talepleri oldumu? olduysa bu talepleri kim size iletti? Bu doğrultuda bir çalışmanız oldumu? Talebi yerine getirdiniz mİ? Ben akademideyken daha önceden tanıdığım B.Y. ve ... bana sıcak davranmaya başladılar. B.Y. bana Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Üyesi A.Ç.'le bir söyleşi olacağını, katılmak isteyip istemediğimi sordu, Hatta yemek yiyeceğimizi söyledi. Akademide yemeklerde kötü olduğu için bende kabul ettim. B.Y. la birlikte Balgatta bir apartmana girdik..." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.K.'ın, İstanbul 28.Ağır Ceza Mahkemesinin E: ... sayılı dosyasının 22/09/2017 tarihli duruşmasında alınan ifadesi; "... Ankara'da sınavı kazanıp mülakata hazırlananlarla çok az süreli evde kaldım. Bu ev yine cemaat eviydi. Bu evde sadece Ş.G.'i hatırlıyorum. En son adalet akademisiydi. İhraç edilip edilmediğini bilmiyorum. Diğerlerini ise okuldan da tanımadığım için isim olarak bilmiyorum. Ders çalışma için orada olduğumuz için muhtemelen bu isimlerini bilmediğim şahıslar kazanamadılar veya kazanmış olsalar da başka yerde staj yapmış olabilirler. Veya karşılaşmış olsam da hatırlamıyorum. ... ile tanıştım. Kendisi en son Anayasa Mahkemesi Raportörüydü. Bahsettiğim zaman ise stajyerdi. Bizim gibi sınava hazırlanan kişilerle ilgileniyordu. Evlerde sadece ders çalışıyordu..." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.S.'nin, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/05/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...Akademideki örgüt mensupları kendi aralarında, diğer herkes İse kendi sınıflarında organizasyonlar yaparlardı. Ben bilinçli olarak kendi sınıfımı başka sınıfla müşterek bir organizasyona dahil etmedim. Ben temsilcisi olduğum sınıfa Antalya gezisi organize etmek için Antalya'ya gelip görüşmeler yaptım. Sonrasında akademi koordanitör hakimi ... 'e Antalya gezisi yapacağımı söyledim, Kendisi de "çok iyi olur, gerekirse otobüs hazırlarız" dedi. Ben kendisine daha sonra müracaat ettiğimde kendisi ne organizasyonu diye beni tersledi. Yanımda arkadaşım ...dışarı çıkınca buna ne oldu geçen geldiğimizde destek verdiğimizi söylemişti. Şimdi ise kendisinden olmadığımızı anlayınca bu şekilde tepki vermiş olabilir. İdari destek de izin vermeyince geziyi iptal ettik. Ankara'da sabah kahvaltısı şeklinde organizasyon yaptık..." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.'nin, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...Cemaat/ Örgüt o dönem de bu şekilde tetkik hakimliği yapılanmasını tamamlamıştı. Ayrıca bu dönemde akademiye de ciddi atamalar yapıldı. Akademi başkanlığına önce A.H. daha sonra H.Y. getirildi. Başkan yardımcılığına Dr. M.Y.getirildi. Tetkik hakimliklerine A.E., Eskişehirli N., A.C., Ü.A., S.A., ... gibi isimler getirildi. Ayrıca Müdürlüğüne de A.N.G. getirildi. Bunlar da yine örgüt / cemaat üyesi isimlerdir..." Aynı şahsın Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı;"...2010 HSYK SEÇİMLERİ: Bu konuda daha önce ifade vermiştim. Eklemek istediğim bazı hususlar bulunmaktadır. 2010 yılı HSYK seçimlerinde bize bizzat yani hakim savcılara, sabah erkenden sandıklarda gözetmenlik yapmak için adliyeye gitme talimatları verildi. Bu talimat bize daha önceki ifademde belirttiğim taşra üç mesulü olan ... tarafından verildi. ... en son Sivas Adliyesine Cumhuriyet Savcısı olarak atanmıştı. biz de talimat üzerine sabah erkenden adliyeye gittik ben o zaman Adıyaman Savcısı idim. Ayrıca oluşturulan 2010 seçim listelerine oy verilmesi için yani kesin oy verilmesi için o dönem cemaat/ örgüt mensubu hakim savcıları tek tek Kuran'a el bastırıldı, biz de bu şekilde talimat üzerine Kur'an'a el basarak oy vereceğimize dair yemin ettik...YARSAV:Bu konu da da daha önce ayrıntılı ifade vermiştim. İlaveten söylemek istediklerim bulunmaktadır. YARSAV'a o dönemki adı ile cemaatin 2007 - 2008 yılından itibaren ciddi bir yönelmesi oldu, bize gelen talimatlar ile biz YARSAV'a üye olduk. Ben de gelen talimat üzerine 2009 yılında üye oldum. O dönem yine T3 ( taşra mesulü) ... bize yarsav yönetiminin tamamen ele geçirilmesi hususunda F. Gülen'e sorulduğunu söyledi. Ve F. Gülen'in " YARSAV YÖNETİMİNİ ELE GEÇİRECEK GÜCÜMÜZ VAR" şeklinde sorulduğunu bize aktardı. F. Gülen'in de o dönem ki Türkiye Yargı Mesulü'ne "sadece başkan değişssin" şeklinde talimat verdiğini bize iletti. Bu talimat gereği 2010 YARSAV seçimlerinde çarşaf listede sadece Ö.F.E.nun ismi çizildi yerine o dönem ki cemaat mensubu olan ve idari yargıç olan listede bulunan H.A.'e oylar verildi. YARGI -SEN:Bu konu da da daha önce ayrıntılı ifade vermiştim. YARSAV seçimleri sırasında Ö.F.E. yargı - sen için yeni bir kurucular listesi oluşturuyordu. ... de salonda idi. Yanılmıyorsam olay yeni mahalle belediyesinin salonunda gerçekleşti. ... bize yargı - senin kurucuları arasında bulunmamız yönünde talimat verdi. Biz de bu talimat üzerine yargı- senin kurucuları arasında yer aldık. Şuan yargı- senin kurucuları arasında benim de ismim bulunmaktadır. O dönem kurucular arasında kurucu olarak ben de imza verdim. Bu tamamen cemaat/örgütün yönlendirmesi ile gerçekleşmiştir...MENSUP HAKİM SAVCILARDAN SORUMLU ÖRGÜT MENSUPLARI:Bildiğim kadarı ile 2000 - 2002 yıllarında 42bin sicilli hakim savcıların mesullüğünü M.B yapıyordu..2004 - 2006 döneminde 95bin sicilli olan stajer hakim savcıların mesullüğünü o dönem yargıtay tetkik hakimi olan A.E. yapmakta idi. ( en son Gaziantep hakimidir.) ayrıca bu hakim 2010 yılından itibaren unvanlı hakim savcıların sorumluluğunu üstlenmiştir. 2009 yılından sonra taşrada bulunan 92 bin sicilden itibaren ( 95,97,98,101,104,107,109)bin sicilli olan ve adına T3 yani taşra 3 denilen grubun mesullüğünü ... yapmıştır. ( en son sivas savcısıdır).. Sivas Savcısı ... bu şahsın cemaatçi olduğunu herkes bilir. Ayrıca T3 mesulü olması dolayısı ile biliyorum..." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.M.D.'nin, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...Eniştem olan H.Ö. ın yakın arkadaşı olan Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekreterliği yapan hakim ... 'in bu yapı ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Eniştem Başsavcı talebinde bulunduğunda önce ...'e gitti. ...'de dört beş kişilik bir listeyi enişteme vermiş. Eniştem bu kişileri ziyaret ettikten sonra 2011 yılında Beyşehir'e Başsavcı olarak atandı. Bunun dışında HSYK seçimlerinde ... beni telefonla arayarak FETÖ PDY bağlantılı adayların tamamına oy istedi..." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.K.'nin, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...Darbeye teşebbüs olaylarına, gözaltına alınan, haklarında adli ve idari soruşturma yapılan şahıslarla irtibatınız oldu mu? Darbeyi destekleme adına herhangi bir faaliyette bulundunuz mu? 15 Temmuz darbe girişiminin ertesi günü çok sayıda Hakim - Savcı görevden alındı, haklarında işlem yapıldı. Görev yaptığım sırada tanıştığımız bu yapıya mensup Hakim - Savcılardan da alındı. İşim gereği tanışmış olduğum meslektaşlarımın eşleriyle geçmiş olsun demek için telefonlarda konuştum. 2014 yılında yapılan HSYK seçimlerinde eşim ile birlikte Bitlis- Güroymak ilçesinde görev yapıyorduk. Bu seçimlerde eşim ve ben Yargıda Birlik üyelerine tam liste olarak oy verdik. Bu seçim sürecinde eşimin Hadim de birlikle görev yaptığı ve daha sonra hakkında FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olan ve şu an firari olan o sırada Uyuşmazlık Mahkemesi’nde raportör olan S.Ş.K. geldi. Yanında yine sonradan Fetöcü olduğunu öğrendiğimiz Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekreteri ...'de Güroymak ilçesine geldiler. Burada bekar olan ve hakkında fetö üyesi olmaktan işlem yapılan ve sonradan görevi iade edilen A.Y.'in evinde kaldılar. ... ve S.Ş.K.benden ve eşimden bağımsızlara oy istediler..." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan V.K.'nin, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...Darbeye teşebbüs olaylarına, gözaltına alınan, haklarında adli ve idari soruşturma yapılan şahıslarla irtibatınız oldu mu? Darbeyi destekleme adına herhangi bir faaliyette bulundunuz mu?Ben Hadim ilçesinde iki buçuk yıl birlikte çalıştığım Hakim S.Ş.K. ile Hadim'den ayrıldığım 2010 yılından bu yana arkadaşım olması sebebiyle görüşüyordum. Hatta bu şahıs HSYK'mn Seçim sürecinde Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekreteri ... ile birlikte görev yaptığım Güroymak ilçesine ziyarette bulundu. Ben bağımsız adaylara oy vermedim. Hatta Yargıda Birlik oluşumunun gösterdiği adaylara oy verdim...Mülakatta bana o dönem İş Yurtlan Kurumu Daire Başkanı olarak görev yapan ve halen bildiğim kadarıyla İzmir Cumhuriyet Başsavcısı olarak M.D. referans oldu. Yani bu kişi de FETÖ/PDY ile ilgisi olduğunu sanmıyorum. Çünkü halen İzmir Cumhuriyet Başsavcısıdır. HSYK seçimlerinde adliyeye bağımsız adaylardan Y.A., N.Ö., A.N.G. ayrı ayrı geldiler ve yine yukarıda ismini zikrettiğim aynı yerde çalışmamız sebebiyle tanıdığım S.Ş.K. ve onun aracılığıyla tanıştığım ... ziyarete geldiler. Her biri benden bağımsız adaylara oy istedi..." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ö.F.A.nin, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "..21/08/2017 tarihinde ifademde belirttiğim ve tamamı FETÖcülerden oluşan vefa grubundan S.T. isimli kişi tarafından bana ...., ..., ... ile görüşmeme talimatı verilmiştir. Çünkü ilk ifademde de belirttiğim gibi ben FETÖcüler tarafından tam olarak tanınmadığım ve bilinmediğim için, yine FETÖcüler tarafından bu durumumun korunması isteniyordu. Yukarıda ismini belirttiğim kişiler ise HSYK seçimlerinde tutum ve davranışlarından FETÖcü oldukları yargı camiasında alenileşen isimlerdi. Bu saydığım isimlerden Y.E., A.A., B.Y., H.S., M.Ç., M.T. isimli kişiler 17-25 Aralık olaylarından önce yani HSYK 2014 seçimlerinden önce dahi bakanlıkta FETÖcü oldukları herkes tarafından aleni bilinen kişilerdi. Ayrıca ...'de aynı şekilde seçimlerden önce FETÖcü olduğu konuşulan kişilerdi...Ayrıca yukarıda da belirttiğim Vefa grubunda genelde benim gibi militan ruhlu olmayan FETÖcüler yani bu zamana kadar Fetullah Gülen'in evinde ve yurtlarında kalmamış ve deşifre olmamış kişiler yer alıyordu. Bu gruptaki kişilerin gizli kalmasına önem veriliyordu. Çünkü bakanlıkta herhangi başka bir grubun güçlenmesi karşısında deşifre olmamış diyaloga açık vefa grubundan olan üyelerin yükselmesini tercih ediyorlardı. Vefa grubu FETÖ/PDY adına herhangi bir eylemde bulunmuyordu. Tamamen pasifti. Gün gelir lazım olur mantığıyla oluşturulmuş bir gruptu.." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ö.K.nin, Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "... bana o dönem seminerde tanıştığım, uyuşmazlık mahkemesi genel sekreteri olan ... ile okuldan ve akademiden dönem arkadaşım A.D. mesaj göndererek cemaat listesine oy istemişlerdi, bu şahısların telefonla aradığını da hatırlıyorum ancak kendilerine olumlu cevap vermemiştim..." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan R.A.nin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...Çalışma evi dediğimiz evlerde hakimlik sınavına hazırlanan 3-4 kişi bir araya gelip hakimlik sınavına hazırlanırlar. Bizim kaldığımız evde de ben, K.Ö., B.B. ve ... ile kalıyordum. Daha sonra dördümüz de sınavı kazandık...Biz hakimlik savcılık sınavlarını 2003 yılında kazandıktan sonra 45.dönem son olarak staja başladık. Staja başladıktan sonra ... bizden maaşlarımızın %10'unu toplayarak cemaate gönderiyordu. İlk maaşımızın tamamı bizden istendi..." Aynı şahsın Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26/05/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "... Bu evde kaldığımız dönemde de bizim sorumlumuz yukarıda belirttiğim A.E. isimli kişiydi. Bu kişi ara sıra bizim eve uğruyordu. Ancak biz maaş almaya başladığımız için evin bütün ihtiyaçlarını kendimiz Karşılıyorduk. Ayrıca bu dönemde de ilk ifademde belirttiğim üzer ... isimli dönem arkadaşımız olan kişiye himmet paralarını veriyorduk. A.E.bizden himmet paraları toplamadı..." Aynı şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı ....Ağır Ceza Mahkemesi'nin E: ... sayılı dosyasında talimat ile alınan tanık beyanı; "...Sanık (davacı) ...'i tanıyorum, ben en son Adana Adliyesinde hakim olarak atandım, ancak göreve başlamadan önce HSYK tarafından ihraç edildim, ben 2003 yılında Ankara da staj yaparken, sanık (davacı) da benimle birlikte staj yapıyordu, kendisini buradan tanıyorum, ben staj döneminde kendi evimde kalıyordum, sanığın (davacının) o zaman cemaat olarak bilinen örgüt evlerinde kaldığını biliyordum, staj döneminde hakim adayı sayısı az olduğu için herkes birbirini tanıyorduk, sanığın (davacının) da kalmış olduğu eve gitmişliğim vardır, ben kendisinin konuşmalarından camaate bağlı birisi olduğunu anlaşımtım, ancak somut bir söylemini yada eylemini söylemem mümkün değildir, sanıkla (davacıyla) birlikte hatırladığım kadarı ile A.B. isimli şahıs da kalıyordu, yanlarında birkaç kişi daha vardı, ancak isimlerini hatırlamıyorum, aradan çok uzun zaman geçti, bu nedenle hatırlayamıyorum, sanık (davacı) ... birkaç kez benden himmet adı altında değil ancak aidat isminde para istemişti, öğrencilere burs verileceğini söyleyerek birkaç kez para yardımında bulundum, parayı da sanık (davacı) ...'a verdim, ancak düzenli olarak aidat vermiyordum,.." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan R.Ü. nün, Danıştay Başkanlığı'nca düzenlenen 05/09/2016 tarihli ifade tutanağı; " ..Uyuşmazlık Mahkemesindeki raportörler ..., İ.S. ve S.Ş.K.'ın yer aldığı grubun abisi İ.Ç. idi... Aynı şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/07/2016 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; "...SORULDU : ... ID ile görüşme yapan "..., ..., ... (...), ...BEY, ...,... Bey, ... BEY, ..., ...eski, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..." isimleri ile kaydedilen kişi kimdir? CEVABEN: Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekreteri olan ...'dir. Fetullah Gülen cemaat mensubudur...CEVABEN : ... ID ile görüşen kişi ...olarak isimlendirdiğimiz ...'dir. Bu kişi Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekterliğıni yapmaktaydı. Kendisinin Fetullah Gülen yapılanması içeresinde ne görev yaptığını bilmiyorum. Ancak aktif olarak bir görevi olduğunu seziyordum. Benim ByLock görüşmelerim de ondan önce almış olduğum doktora çalışmalarına ilişkindir. Bu görüşmeler Anayasa Mahkemesinde yapı içerisinde görev alma şeklinde değildir. Kendisinin Fetullah Gülen yapılanması içerisinde olduğunu biliyordum. Daha sonra kendisinin de doktora çalışmaları olması nedeni ile benimle daha sık ByLock üzerinden görüşmeye başladım..." Aynı şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesi'nin E: ...sayılı dosyasında talimat ile alınan tanık beyanı; "...... ben Anayasa Mahkemesine atandığımda Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekreteriydi. Daha önceden kendisiyle bir tanışıklığımız vardı. 2008-2010 yıllarında örgüt yapılanmasına ilişkin örgütün devre yapılanması içerisinde bir davet vardı. Yılda bir defa yapılan devre toplantılarına üst seviyede görevli olarak geldi. Ben bundan dolayı ...'in devre yapılanması içerisinde görevli olduğunu biliyordum. Sanık (davacı) ... ile birlikte ...isimli soy adını bilmediğim bir Yargıtay Tetkik Hakimi de geldi. Bu toplantıda bu yapılanmaya ilişkin dini konular ağırlıklı gündem konuşması yapıldı. Anayasa Mahkemesine geldiğinde de yine görüşmelerimiz oldu. Bu görüşmeler kişisel görüşmeler kapsamında kalmıştır. Örgütsel anlamda buluşmalar yapılmadı. Sohbet anlamında devre buluşmaları haricinde bir buluşmamız olmadı. Eğitim faaliyetleri kapsamında H.S. isimli eski Danıştay Tetkik Hakimi bana ByLock programı yükledi. ...'le ByLock hesabı üzerinden kullanıcı adı "..." adıyla anonim paylaşımlarıyla iletişime geçtiğimiz oldu. Başkaca ekleyecek herhangi bir husus yoktur demiştir." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ş.A.'nın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/07/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...Ben Tuzluca'da görev yaptığım zaman N.T. isimli bir savcının beni ve arkadaşlarımı ziyarete gelmişti. Bu dönem o ziyarete anlam verememiştim. Daha sonra bazı arkadaşlarım tanımadıkları meslekteşların ziyaretler düzenleyip yemeklere davet ettiklerini söylediler. Ben öğrencilik sırasında Fetullah Gülen'e yakın şahısların aynı yöntemi denediğini gördüğüm için önce şüphelendim sonra anlam veremedim. Ancak bu N.T.'in Fetullah Gülenci diye duymam üzerine aynı yöntemi bu şahsın da denediğine kanaat getirdim. Ben tetkik hakimliği görevi yaptığım esnada tetkik hakimi arkadaşlar sohbet esnasında Fetullahcıların çalışma sistemini konuşuyordu Bana Uyuşmazlık Mahkemesinde görev yapan ... isimli hakimin bu amaçla kendisini ziyaret ettiğini, bana söyleyince bende ona ya bu ...'in Dinar'da görev yaptığım esnada Ankara'dan gelerek Dinar Adliyesindeki hakimleri ziyaret ettiğini söyledim. Bu şahsın Dinar'lı olmadığını öğrenmiştim. O zaman bu şahsın da kim olduğunu bilmiyordum. Ancak arkadaşım kendi örneğini verince bu ...Yeşil'in Dinar'a aynı amaçla geldiğini anlamış oldum..." Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan T.D.'in Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/08/2016 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; "... 26.07.2016 Tarihli İfademde Sözü Geçmeyen (Yeni Dile Getireceğim) İsimlerden Söz Etmem Gerekirse;Önceki ifademde Fetullah Gülen Cemaati mensubu olarak ismini belirtmeyi unuttuğum ... isimli hakim bir dönem Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekreterliği de yapan kişilerden biridir. Bu hakim de üniversite öğrenciliğim yıllarında kaldığım Konya il merkezi ...Sitesi ... adresindeki cemaat evinde benden önceki yıllarda kalmıştı. Bu cemaat evinde üniversite öğrenciliğim yıllarında birlikte kaldığımız matematik öğretmenliği öğrencisi A.K.A aracılığıyla hakim ... ile tanışmıştık. Kendisinden çok kaliteli bir cemaat abisi diye bahsediliyordu. Ankara'da hakim-savcılık stajına başladığımda bu kişinin Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekreteri olduğunu öğrendim. Hakim ... Karaman'da görev yaptığım dönemde cemaatin HSYK üye adaylarına oy istemek amacıyla Karaman'a geldi. Burada hemşehrileri olan Cumhuriyet Savcısı A.T. ve Hakim A.Y. ile görüştü. Bu cemaat evinin imamı, Edebiyat öğretmenliği öğrencisi olan Çanakkale'li R.E. idi. Okulu bitirince Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde İstanbul ilinde öğretmenliğe başlamıştı. ... en son Sivas'ta Cumhuriyet Savcısı iken HSYK tarafından açığa alındı..." Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan Z.A.'ın Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/11/2016 tarihli tanık ifade tutanağı; "...Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekreteri olarak bildiğim ... isimli kişi de seçim döneminde Adliyemizi ziyarette bulunarak bizlerden bağımsız adaylar için oy istemişti. Kendisinin Mut'lu olması dolayısıyla memlekete ailesinin yanma geldiği zamanlar Adliyemizi sürekli ziyaret ederdi ve görev yaptığım esnada nöbetçi olarak kalmış olduğiım Kurban bayramında beni ve nöbetçi hakimi evine davet ederek misafir olarak ağırladığı için kendisi ile aramız samimiydi. Bu nedenle öncelikle benim yanıma gelerek benden oy ve destek istedi. Daha sonra benden diğer hakim ve savcıların odasma kendisinin yanında ziyaretlerde bulunmamı rica etti. Bende kendisini kıramadığım için diğer meslektaşlarımızın odasını tek tek dolandık. ... diğer meslektaşlarımdan da bağımsızlar için oy istedi. Ancak ben kendisinin yanında durmama rağmen olumlu veya olumsuz bir görüş belirtmemiştim. Tamamen kendisine duyduğum saygıdan dolayı ricasını kırmayarak yanında dolanmıştım..." Aynı şahıs Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 22/11/2016 tarihli teşhis tutanağı ile davacıyı açık ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan Ş.Y.'ın davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı ....Ağır Ceza Mahkemesi'nin E:...sayılı dosyasında alınan tanık beyanı; " ..Ancak kendisi Mersin'li benim Tarsus'lu olmam münasebeti ile HSYK seçimleri sırasında beni telefon ile arayarak bağımsızlar (yani o dönem paralelci denilen kısım için ) oy istedi." Davacı hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 12/02/2018 tarihli iddianamede; "Anayasa Mahkemesi Başkanlığı tarafından kod adı Tanık-4 olan gizli tanık'ın 26.09.2016 tarihli ifadesinde özetle; şüphelinin, örgütün Anayasa Mahkemesi içerisindeki yapılanmada yer aldığı şeklinde beyanda bulunduğu, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı tarafından kod adı Tanık-5 olan gizli tanık'ın 27.09.2016 tarihli ifadesinde özetle; şüphelinin, örgütün Anayasa Mahkemesi içerisindeki yapılanmada yer aldığı şeklinde beyanda bulunduğu" belirtilmiştir. Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Gizli Tanık ...'nin Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/10/2016 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; "...Anayasa Mahkemesi’nden daha sonra bazı cemaat üyesi raportörlerin gönderilmesinden sonra gruplar kıdemden ziyade üyelerin ikamet yakınlıkları dikkate alınarak yeniden oluşturuldu. Bu süreçte birinci grupta, İ.Ç., S.Ç. dışında Uyuşmazlık Mahkemesi raportörleri ..., İ.S. ve S.Ş.K. bulunmakta idi..." Davacı tarafından, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte tanık beyanlarının dosyada bulunmadığı, sonradan ceza soruşturma ve kovuturma dosyasına giren tanık ifadelerinin dava konusu meslekten çıkarma kararına dayanak yapılmasının hukuka aykırı olduğu, tanık beyanlarının tamamının etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen kişilerce verildiği, beyanların soyut ve genel nitelikte olduğu, somutlaştırma veya herhangi bir örgütsel eyleme yönelik olmadığı, idari yargılamada yazılı yargılama usulünün geçerli olduğu, tanık ya da gizli tanık ifadelerinin kullanılamayacağı belirtilmiştir. Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına ve ev abiliği yaptığına, üniversite mesulü olduğuna ve kendisine örgüt tarafından tevdi edilen bölgede bulunan üniversite öğrencilerine sohbet programları düzenlediğine, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, örgüt adına himmet topladığına, mesleğe başladıktan sonra da örgütle irtibatının devam ettiğine, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ''bağımsız'' adaylarını desteklediğine, bu sözde "bağımsız" adaylar için örgüt lehine çalışmalara yaptığına, örgütün diğer mensupları ile birlikte hareket ettiğine, çocuklarını örgüte müzahir okullara gönderdiğine, Bylock kullandığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneği (YARSAV) Üyeliği i. YARSAV'a Üyelik Hususunda Genel Değerlendirme YARSAV, 2006 yılında 501 kurucu üye ile Ö.F.E.nin başkanlığında, yargı mensuplarının oluşturduğu ilk sivil toplum örgütlenmesi olarak kurulmuştur. YARSAV, 2009 yılının Ekim ayında, Uluslararası Yargıçlar Birliği üyeliğine kabul edilerek uluslararası alanda faaliyette bulunmaya başlamıştır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu Başkanlığınca YARSAV Derneğine üyelik hususunda hazırlanan 26/04/2017 tarih ve 26-1 sayılı inceleme raporunda; anılan Derneğe 2007 yılında 146, 2008 yılında 157, 2009 yılında 70, 2010 yılında 525, 2011 yılında 45, 2012 yılında 64, 2013 yılında 3, 2014 yılında 17, 2015 yılında 10 ve 2016 yılında 17 olmak üzere toplam 1054 hâkim ve savcının üye olduğu görülmüştür. 667 sayılı KHK'nın “Kapatılan kurum ve kuruluşlara ilişkin tedbirler” kenar başlıklı 2. maddesi uyarınca anılan KHK’ya ekli III sayılı listenin derneklere ilişkin kısmının 250. satırında adına yer verilmek suretiyle millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ'ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneğinin kapatılmasına karar verilmiştir. Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağında “YARSAV kurulduktan sonra yavaş yavaş gündem olmaya başladı. [Ö.F.E.] sık sık basın açıklamaları yapıyordu …cemaat/örgüt yapılanmasını eleştiriyordu. Bu durum o dönem Adalet Bakanlığında bulunan örgüt-cemaat mensubu bürokratları rahatsız etmişti. …Süreç böyle devam ederken YARSAV’ın üye sayısı artmaya başlamıştı. …[Ö.F.E.'nin] sivri çıkışları cemaat/örgütü rahatsız ediyordu ve bu amaçla 2008 yılından itibaren cemaat/örgüt kendi mensuplarını YARSAV üyesi olmaya yönlendiriyor ve YARSAV’a girmeleri konusunda gizli telkinlerde bulunuyorlardı. …Bu süreç devam ederken YARSAV seçimleri yaklaşmıştı. Cemaat/ örgüt üyeleri YARSAV’ın içerisinde bulunanlar YARSAV aidatlarını düzenli olarak ödüyorlardı. Cemaat/ örgüt stratejisini bu süreçte önce [Ö.F.E.'nin] devrilmesine göre ayarlamıştı. Fakat sonradan bunun tepki çekeceğini kararlaştırıp bu stratejiden vazgeçtiler. Nihai amacı [Ö.F.E.'yi] tasfiye edip yönetimini, yönetimde bırakmak olarak belirlediler. Yapılan seçimlerde [Ö.F.E.] liste dışı kaldı ancak yönetim kurulu üyeleri yeniden seçildi." şeklinde beyanda bulunulmuştur. Yine aynı kişiye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında ise “YARSAV'a o dönemki adı ile cemaatin 2007 - 2008 yılından itibaren ciddi bir yönelmesi oldu, bize gelen talimatlar ile biz YARSAV'a üye olduk. Ben de gelen talimat üzerine 2009 yılında üye oldum. O dönem yine T3 ( taşra mesulü) U.Y. bize YARSAV yönetiminin tamamen ele geçirilmesi hususunda F. Gülen'e sorulduğunu söyledi. Ve F. Gülen'in "YARSAV yönetimini ele geçirecek gücümüz var" şeklinde sorulduğunu bize aktardı. F. Gülen'in de o dönemki Türkiye yargı mesulü'ne "sadece başkan değişsin" şeklinde talimat verdiğini bize iletti. …[Ö.F.E.] yönetime seçilemedi. O dönemde bize YARSAV aidatlarının düzenli ödenmesi talimatları da geliyordu. Hatta o dönem cemaat/örgüt YARSAV aidatların ödenmesi için mensup hâkim savcılara maddi destek veriyorlardı. Mesela bana da bu aidatı ödemem konusunda maddi destek verildi.” şeklinde beyanda bulunulmuştur. Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/01/2019 tarih ve E:2017/98, K:2019/20 numaralı kararında da muhtelif tarihlerde beyanları alınan Derneğin kurucu başkanı olarak görev yapmış Ö.F.E., yönetim kurulunda görev yapmış L.K. ve B.Y. tarafından da örgüt mensuplarının YARSAV'a organize bir şekilde üye oldukları, bu kişilerin zamanla çoğunluk haline gelip etkili bir konuma ulaşarak yönetimde söz sahibi olduklarının ifade edildiği belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesinin Selçuk Özdemir (B. No: 2016/49158, 26/07/2017) kararında ise, FETÖ ile bağlantısı bulunan yargı mensuplarının, adaylık sürecinden itibaren mesleğin her aşamasında gizliliğe azami dikkat ederek bu yapılanmayla ilişkilerinin bilinmesine engel olmaya çalıştığı, bunun için kendilerini farklı sosyal gruplara aitmiş gibi gösterme gayreti içinde bulundukları, bu bağlamda FETÖ ile irtibatı olan birçok yargı mensubunun sosyal ortamlarda birbirleriyle yakın ilişki kurmadıkları, ibadetlerini gizli olarak yaptıkları, inançlarına aykırı davranışlarda bulundukları, yine yapılanmadan gelen talimat uyarınca kısa bir süre içinde YARSAV'a üye oldukları belirtilmiştir. Sonuç olarak FETÖ için yargı organlarının, yargı erkiyle bağlantılı kurumların ve bu bağlamda yargı mensuplarının oluşturduğu ilk sivil toplum örgütlenmesi niteliğinde bulunan YARSAV’ın ele geçirilmesi ve yönetiminde söz sahibi olunmasının FETÖ’nün amaçlarını gerçekleştirebilmesi bakımından önem arz ettiği anlaşılmaktadır.
ii. YARSAV Üyeliğinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi 2007-2008 yıllarından itibaren FETÖ ile bağlantısı bulunan yargı mensuplarının örgüt talimatı doğrultusunda sistematik bir şekilde üye olduğu YARSAV'a, davacının da aynı süreç dâhilinde ...üye numarası ile 10/03/2010 tarihinde üyelik kaydı yaptırdığı görülmektedir. Davacı tarafından, yargı mensuplarının üye olduğu bir derneğe üyeliğin Anayasa'nın 33. maddesinde yer alan "Dernek Kurma Hürriyeti, AİHS' nin 10. maddesindeki "İfade Özgürlüğü" ve 11. maddesindeki "Toplantı ve Dernek Kurma Özgürlüğü" kapsamında güvence altına alındığı, YARSAV üyeliğinin meslekten çıkarma kararına delil olarak sunulmasının örgütlenme özgürlüğünün ihlali ile TCK'nun 2. maddesinde yer alan düzenlemeye aykırı olduğu beyan edilmiştir. Örgütlenme özgürlüğünün, kişilerin kendi menfaatlerini korumak için kendilerini temsil eden bir toplu teşekkül oluşturarak bir araya gelmeleri özgürlüğü olarak tanımlanması mümkündür. Anayasa'nın 33., 51. ve 68. maddelerinde düzenlenen "Dernek Kurma Hürriyeti", "Sendika Kurma Hakkı" ve "Siyasi Parti Kurma Hakkı " gibi örgütlenmeye yönelik haklar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 11. maddesinde karşılığını bulmaktadır. ''Örgüt'' kavramı ise Anayasa Mahkemesi kararlarında AİHM kararlarına yapılan atıfla ''kişilerin serbest iradesiyle kurulan, ortak bir amaç için bir araya gelen kişiler topluluğu'' olarak tanımlanmıştır (Hüseyin Demirdizen, B.No:2014/11286, 21/09/2013, §§ 35). İrade unsuru, özel hukuk tüzel kişiliğine sahip toplulukları, kamu tüzel kişiliğine sahip topluluklardan ayıran en önemli ölçüdür (Le Compte, Van Leuven ve De Meyere/Belçika, 6878/75, 7238/75, 23/6/1981, § 43; Barthold/Federal Almanya, 8734/79, 25/3/1985, § 61; Sigurdur Sigurjonsson İzlanda, 16130/90, 30/6/1993, § 31 ). Kamu iradesi bulunmayan toplulukların örgütlenme özgürlüğü temelinde, kamu gücüne karşı menfaatlerinin koruması için dayanışma ve toplu ifade gücünden faydalanması söz konusu olmaktadır. Demokrasilerde vatandaşların bir araya gelerek ortak amaçları izleyebileceği örgütlerin varlığı, sağlıklı bir toplumun önemli bir bileşenidir. YARSAV'da 2006 yılında 501 kurucu üye ile üyelerinin ortak menfaatlerini savunabilmek amacıyla yargı mensuplarının oluşturduğu ilk sivil toplum örgütlenmesi olarak dernek statüsünde kurulmuştur. Bununla birlikte yukarıda da yer verildiği üzere YARSAV'ın faaliyetlerinden rahatsız olan FETÖ/PDY tarafından derneğin yönetiminin ele geçirilmesi ve kendi amaçları doğrultusunda faaliyet göstermesinin sağlanması maksadıyla FETÖ ile irtibatlı ve iltisaklı hakim ve savcıların anılan derneğe üye yapılması yönünde organize şekilde çalışmalar yürütülmüştür. Bir başka anlatımla FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı yargı mensupları kendi serbest iradeleriyle ve yargının ortak menfaatlerinin savunulması maksadıyla değil, derneğin yönetimini ele geçirmek ve kendi maksatları doğrultusunda yönlendirmek gayesiyle YARSAV'a üye olmuşlardır. Bu nedenle, 2007-2008 yıllarından itibaren talimat doğrultusunda olunan YARSAV üyeliğinin, davalı idarece yargı mensubunun meslekten çıkarılmasında FETÖ'ye irtibat ve iltisak noktasında sebep unsuru olarak kabul edilmesinin, davacının örgütlenme özgürlüğüne bir müdahale olarak nitelendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Bu kapsamda, YARSAV Derneğine üyelik şekli ile ilgili olarak yukarıda anlatılanlarla birlikte değerlendirildiğinde davacının beyanlarına itibar edilmemiş olup, davacının YARSAV üyeliğinin FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu değerlendirilmiştir.
d) FETÖ'nün Finans Kaynağı Asya Katılım Bankası İ. Asya Katılım Bankası Hakkında Genel Değerlendirme Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının FETÖ'ye ilişkin 6 Haziran 2016 tarih ve ... soruşturma sayılı iddianemesinin (Ankara Çatı İddianamesi) Mali Yapılanma Bölümünde ifade edildiği üzere; FETÖ, örgütlenmesine eğitim sektörü ile başlamış, okullar ve yurtlar ile teşkilatlanmış, okulların sevk ve idaresi için kitap satış büroları, okullara yönelik kıyafet mağazaları, kargo şirketleri kurmuştur. Hangi alanda alıma ihtiyaç duyulmuşsa o alanda faaliyet gösteren şirketler kurularak örgüt, kurumsal ve ticari yapılanmasını genişletmiştir. Örgüt, mensuplarının eğitim, tekstil, basın, taşımacılık, gıda, sağlık, ticaret gibi sektörlerdeki şirketlerini finanse etmek için ise Asya Katılım Bankası'nı kurmuştur. Asya Katılım Bankası A.Ş. (Banka) 24/10/1996 tarihinde faaliyetine başlamış ve 20/12/2005 tarihinde "Asya Finans Kurumu Anonim Şirketi" olan şirket unvanı "Asya Katılım Bankası Anonim Şirketi" olarak değiştirilmiştir. FETÖ’nün mali yapılanmasına ilişkin olarak açılmış soruşturmalarda, Asya Katılım Bankası Anonim Şirketi’nin Türkiye'de finans sektöründe Fetullahçı Terör Örgütünün sermaye şirketlerini desteklemek üzere kurulan banka olduğu, fiili olarak bankanın sahibi ve yöneticisinin Fetullah Gülen olduğu bir çok defa belirtilmiştir. Bu kapsamda, Ankara Çatı İddianamesinde "Asya Katılım Bankası'nın Fetullah Gülen ve Örgütünün bir kuruluşu olduğu, başka hiçbir bankanın kuruluşunda yer alıp görüntü vermeyen Fetullah Gülen’in ilk kuruluşta mutlu bir eda ile tebrikleri kabul edip gelenleri ağırladığı, banka ile ilgisini hiç kesmediği, kâğıt üstünde başkaları pay sahibi olsa bile fiili olarak bankanın sahibi ve yöneticisinin Fetullah Gülen olduğu, onun tayin ettiği kişilerin bankayı yönettiği, örgütün finans merkezi olan Asya Katılım Bankasının örgüte ait diğer şirket ve holdingler ile organik ilişkisi bulunduğu, Kaynak Holding ve bünyesindeki şirketlerin banka ile ortaklık ilişkisi bulunduğu, TUSKON içerisinde yer alan şirketlerin banka ile finans ilişkisini aşan faaliyetleri olduğu, Asya Katılım Bankası'nın FETÖ’nün bir finans kuruluşu olduğunun ispatı gerektirmeyen kesin bir bilgi olduğunun açıkça anlaşıldığı" ifade edilmiştir. FETÖ/PDY'nin 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Girişimi ile Bu Terör Örgütünün Faaliyetlerinin Tüm Yönleriyle Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun 2017/Mayıs tarihli raporunda; "15/01/2014 tarihinde ulusal medyada, 14/01/2014 tarihinde video paylaşım sitesi olan ... .com’da yayımlanan ve Fetullah Gülen’e ait olduğu iddia edilen 25/12/2013 tarihli bir telefon konuşmasında; mezkur şahısla konuşan kişinin bankanın likidite durumuna ilişkin olarak bilgi verdiği ve FETÖ içerisindeki kişiler ile bu kişilerin çevrelerinin bankaya yönlendirilmesi noktasında mezkur şahıstan onay talep ettiği ve mezkur şahsın da bu talebe onay verdiği, ayrıca banka tarafından bazı basın ve yayın organlarında yayınlanan haberlerin tekzip edilmesi amacıyla Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan özel durum açıklamalarında bu haber ve paylaşımlar için bir açıklama yapılmadığının anlaşıldığı, Fetullah Gülen’e ait olduğu iddia edilen bu konuşmanın içeriği ile Banka’dan mevduat çıkışının yoğun bir şekilde yaşandığı Aralık 2013 – Haziran 2014 arasındaki döneme ilişkin yapılan incelemeler neticesinde olağan bankacılık faaliyetleri ile bağdaşmayacak şekilde Banka’ya mevduat yönlendirilmesi yapıldığı" tespitlerine yer verilmiştir. Nitekim, banka çalışanı R.Ü.'nün ...Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının gerekçesinde yer verilen ifadesinde, "örgüt tarafından düzenlenen ve banka çalışanlarının katıldığı haftalık sohbet toplantılarına 17/25 aralık sonrasında da düzenli olarak katıldığını, 2014 yılı Ocak ayının ilk Cuma günü Şehzade Mehmet Kolejinde yapılan sohbet toplantısına da katıldığını, bu toplantıda örgütün il imamının: ''"Pensilvanyadan haber geldiğini, Bank Asyanın gülen cemaatinin önemli bir kalesi olduğunu, bu kalenin kaybedilmemesi gerektiğini, hatta Uhud savaşını örnek göstererek buradaki okçular tepesinin önemi ile aynı önemde olduğunu, bankanın TMSF'ye devrinin önlenmesi"'' gerektiği yönünde konuşma yaptığını" beyan ettiği görülmüştür. Tanık beyanından da anlaşılacağı üzere örgüt liderinin talimatının hiyerarşik yapılanma içerisinde en alt tabanda yer alan örgüt mensuplarına kadar iletildiği anlaşılmıştır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), 28/08/2014 tarihli raporunda yer alan tespitlere istinaden anılan banka hakkında 29/08/2014 tarihinde kısıtlayıcı önlemler alınmasına karar vermiştir. Buna karşın, ilgili banka tarafından gerekli tedbirlerin alınmadığı ve eksikliklerinin giderilmediği gerekçesiyle BDDK'nın 03/02/2015 tarihli kararıyla, Banka yönetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) kısmen devredilmiştir. Banka nezdinde BDDK denetim elemanları tarafından yapılan denetimler neticesinde düzenlenen 28/05/2015 tarihli Mali Durum Tespit Raporunda belirtilen hususlar göz önüne alınarak BDDK tarafından 29/05/2015 tarihinde Bankanın yönetim ve denetim yetkisi tamamen TMSF'ye devredilmiştir. TMSF tarafından Bankanın %51'ine tekabül eden hisselerinin satışa sunulmasına karar verilmiş, 15/07/2016 tarihinde yapılan ihale neticesinde teklif gelmemesi nedeniyle TMSF'nin 18/07/2016 tarihli kararı ile hisselerin satış ihalesi sürecinin kapatılmasına ve bankacılık faaliyetlerinin geçici olarak durdurulmasına karar verilmiştir. Yapılandırma çalışmaları sonuçsuz kalan Bankanın 22/07/2016 tarihinde BDDK tarafından faaliyet izni kaldırılmıştır. 16/11/2017 tarihinde ise anılan bankanın iflasına karar verilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/12/2018 tarih ve E:2018/16-419, K:2018/661 sayılı kararında; ''FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili olarak yürütülen soruşturmalar kapsamında, örgüt lideri Fetullah Gülen'in talimatı ile para toplama ve mali kaynak oluşturma amacı ile yasal görünüm altında kurulan Bank Asya'nın örgütün finans kaynaklarından biri olduğu, 2013 yılı Aralık ayı sonrasında mali olarak zor duruma düşen bu bankanın parasal kaynak yönünden iyi durumda olduğunu göstermek, bankacılık sektöründeki faaliyetlerinin ve böylelikle örgüte para aktarımının devamlılığını sağlamak amacıyla, bizzat örgüt liderinin bankaya para yatırılmasına yönelik 25/12/2013 tarihli çağrısı doğrultusunda, bu çağrıya uyan kişilerce özellikle 2014 yılının başından itibaren gerek bir kısım mal varlıkları elden çıkarılarak, gerekse başka finans kuruluşlarından kredi çekilerek tasarruf ve kâr amacı gözetilmeksizin örgüt yararına para yatırılması, katılım hesapları açılması, döviz ve altın alım satımı gibi işlemler yapıldığı tespit edilmiştir. Yargıtay 16.Ceza Dairesinin istikrarlı uygulamalarında da bu yöndeki işlemlerin, örgüt liderinin emri doğrultusunda gerçekleştirilen ve örgütsel amaca hizmet eden davranışlardan olduğu kabul edilmektedir.'' şeklinde tespitlerde bulunulduğu görülmüştür. Nitekim, Yargıtay 16.Ceza Dairesinin 20/12/2017 tarihli ve E:2017/1862, K:2017/5796 sayılı kararı ile örgüt liderinin talimatı doğrultusunda Bank Asya'ya para yatırma fiilinin terör örgütünün amacına hizmet eden yardım suçu kapsamında değerlendirildiği, ayrıca anılan bankaya eş adına para yatırılmasının da aynı kapsamda olduğu karara bağlanmıştır. Öte yandan Anayasa Mahkemesi de, örgütün mali kaynağını oluşturan ve bu yolla gelir elde ettiği anlaşılan Bankaya, örgüt liderinin ve yöneticilerinin çağrıları üzerine para yatırmanın somut olayın koşullarına göre silahlı terör örgütüne üye olma suçunun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak değerlendirilebileceğini kabul etmiştir (AYM, Metin Evecen, B. No: 2017/744, 04/04/2018, § 59). Bank Asya ile ilgili yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, FETÖ lideri tarafından talimatın verildiği 25/12/2013 tarihinden, Bankanın TMSF'ye devredildiği 29/05/2015 tarihine kadar, örgüt liderinin emri doğrultusunda mali olarak zor duruma düşen Bankanın parasal yönden iyi durumda olduğunu göstermek amacıyla örgüt mensuplarınca, gerek bir kısım malvarlıkları elden çıkarılarak, gerekse başka finans kuruluşlarından kredi çekilerek tasarruf ve kar amacı gözetilmeksizin, kendileri, eşleri, reşit olmayan çocukları ve bazen de anne-babaları adına para yatırıldığı, katılım hesapları açıldığı, döviz ve altın alım-satımı gibi işlemler yapıldığı anlaşılmıştır.
İi. Asya Katılım Bankası Hesabının Davacı Yönünden Değerlendirilmesi Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan bilgi ve belgelerden, davacının eşi E.Y.'un Asya Katılım Bankası A.Ş. nezdinde hesabının olduğu görülmektedir. Anılan hesabın incelemesinden, hesabın açılış tarihinin 15/09/2004 olduğu, 01/01/2014-29/05/2015 tarihleri arasında hesaba yapılan girişler toplamının 336.504,93 TL olduğu görülmüştür. Davacı tarafından, eşinin Bank Asya isimli bankada hesabının bulunması hususunun dava konusu karara gerekçe yapılmasının suç ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırı olduğu, bu bilginin mahkeme kararı olmaksızın elde edilmiş olmasının da özel yaşama saygı hakkının ihlali olduğu, bankaya para yatırma işleminin yasal bir faaliyet olduğu, hiç kimsenin işlediği zaman suç oluşturmayan bir eylemden dolayı suçlanamayacağı ve cezalandırılamayacağı beyanında bulunulmuştur. Kararımızın "Asya Katılım Bankası Hakkında Genel Değerlendirme" başlıklı kısmında açıklandığı üzere, Yargıtay tarafından örgüt liderinin talimatı doğrultusunda Bank Asya'ya para yatırma fiili, terör örgütünün amacına hizmet eden yardım suçu kapsamında değerlendirilmiş, ayrıca anılan bankaya eş adına para yatırılmasının da aynı kapsamda olduğu karara bağlanmıştır. Bu durumda, aile birliği içinde davacının eşi adına açılmış olan hesapta FETÖ lideri tarafından talimatın verildiği 25/12/2013 tarihinden sonra ayrıca para yatırılması söz konusu olmasa da belirtilen meblağın bu talimattan sonra da mezkur Banka'da tutulmasının davacının bilgisi dışında olmasının hayatın olağan akışına aykırı olacağı gibi, mali açıdan geleceği belirsiz ve risk altında olan bir bankaya bu şekilde para yatırılmasının ya da bu bankada para bulundurulmasının da tasarruf ya da kâr saikiyle izahının mümkün olmadığı kanaatine varılmıştır. Netice itibarıyla, örgütün amacına hizmet eden bir finans kuruluşu olan Bankanın mali durumuna destek olmak amacıyla örgüt liderinin talimatı sonrasında davacının eşine ait hesapta mevduat bulunmasının davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
e) Diğer Hususlar: e-1- Unvanlı Görev Davalı idare, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür. Kararımızın "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcılar adaylık dahil tüm süreçlerde üst görevlere getirilmek için emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmeye çalışılmış, örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK'da etkin olduğu dönemde de örgüt mensupları üst görevlere getirilmişlerdir. Davacının savcı olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY terör örgütünün etkin olduğu dönemde Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekreteri olarak görev yaptığı tanık ifadelerinden ve davacının kendi beyanından anlaşılmıştır. Davacı tarafından, Türkiye Adalet Akademisindeki görevine Adalet Bakanı'nın oluru ile Uyuşmazlık Mahkemesi'ndeki görevine HSK 1.Dairesi'nin görevlendirme yazısı ile başladığı, kendi iradesi ile bu görevlerde bulunmadığı, hiç kimsenin işlendiği zaman suç oluşturmayan bir eylemden dolayı suçlanamayacağı ve cezalandırılamayacağı belirtilmiştir. Netice itibarıyla davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde önemli bir temsil makamı olan Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekreteri olarak görevlendirilmesinin yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır. Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25). Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır. AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir. Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir. AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır. Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır. Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir. AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir. AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207). Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır. Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
D) KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ...sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin yine aynı Kurulun ... tarih ve ...sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacının üzerinde bırakılmasına, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ...TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 5. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 15/06/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.