5. Daire 2017/5213 E. 2021/2001 K. — Danıştay Kararı :: Hukuk Asistan
Danıştay Kararı

5. Daire 2017/5213 E. 2021/2001 K. — Danıştay Kararı

5. Daire 2017/5213 Esas 2021/2001 Karar 15.06.2021
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2017/5213 E.,  2021/2001 K.

T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/5213
Karar No : 2021/2001

DAVACI : …
VEKİLİ : Av. …

DAVALI : … Kurulu / …
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararlar tesis edilirken, hiçbir aşamada savunmasının alınmadığı, bu sebeple savunma hakkının ve suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin ihlal edildiği, kararın tesisinde kişiselleştirme yapılmadığı, kararda özel olarak şahsıyla ilgili kriter bulunmadığı, davalı idarenin Anayasal ve yasal olarak tanımış olduğu güvenceleri yok saydığı, davaya konu kararların gerekçesiz olduğu, Anayasa'ya, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'na ve ilgili mevzuata aykırı olarak usule ilişkin işlemlere riayet edilmediği ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI :Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ:Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen ... tarih ve ... sayılı karar ile bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında aynı Kurul tarafından verilen ... tarih ve ... sayılı kararın iptali istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ile tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.
Dava dilekçesinde, anılan Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptali istenilmiş ise de, dilekçenin içeriğinden istemin sadece bu kararın davacıya ilişkin kısmına yönelik olduğu anlaşıldığından, iptal isteminin bu kapsamda incelenmesi gerekli görülmüştür.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası'nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtılmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.
22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir.
Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu Genel Kurul kararlarında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Öte yandan davacı hakkında; Yargıtay ... Ceza Dairesinin E:… esasında "FETÖ/PDY silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme'' suçları nedeniyle açılan ve halen devam eden ilk derece Yargıtayda görülen bir dava bulunduğu tespit edilmiş ise de, anılan davadaki hukuki incelemenin ceza davalarına ilişkin suçların unsurlarıyla sınırlı olarak yapılması nedeniyle, bu konudaki yargılamanın devam ediyor olmasının ya da bu yargılama neticesinde ulaşılabilecek müspet bir sonucun davacının meslekten çıkarılmasına ilişkin dava konusu işlemi hukuken dayanaksız hale getirmeyeceği açıktır.
Bunun yanında davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekle birlikte, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmüştür.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Diğer yandan, Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucunda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan ceza davası açıldığı ve Yargıtay ...Ceza Dairesinin (ilk derece) E:… sayılı dosyasında yargılamanın devam ettiği anlaşılmıştır.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dosyaya sunulmuş olan savunma dilekçesinin ve ekinde yer alan CD davacı vekiline 31.5.2018 tarihinde tebliğ edildiği halde, davacının, eki CD çıkmadığından bahisle CD'nin tarafına tekrar gönderilmesi şeklindeki istemi üzerine, 19/12/2018 tarihli ara kararımızla yaşanması olası hak kayıplarının önüne geçmek amacıyla dava dosyasında mevcut bulunan davalı idarenin birinci savunma dilekçesi eki CD'nin çoğaltılmış bir örneği ile davalı idare tarafından gönderilen birinci savunma eki belgelerin bulunduğu CD'nin davacıya tebliğ edilmesine ve söz konusu CD'lerin içeriği belge ve bilgilerle ilgili olarak cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını dosyaya sunabilmesi için davacıya otuz gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Yine bu kapsamda, Dairemizin 17/02/2020 tarihli ara kararıyla, 20/05/2019 tarihinde davacıya tebliğ edilen davalı idarenin 03/05/2019 tarihli ikinci savunma dilekçesi ve eki CD'de davacının cevaplandırması gereken hususlar bulunduğu anlaşıldığından, söz konusu savunma dilekçesi ve eki CD'de yer alan bilgi ve belgelerle ilgili beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. …… abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. ……, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …… bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra …, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" ile "Bylock CBS Sorgu Sonucu Raporu" yer almaktadır.
Dava dosyasına sunulan ve davacı hakkında düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde , "ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında davacının adı soyadı ile birlikte ID numarasının "…", kullanıcı adının "…", kullanıcı şifresinin "…" olduğu; "SGK Kayıtları" başlığı altında davacının Savcı olarak Erzurum ilinde görev yaptığı, ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporunda da davacının … numaralı GSM hattı üzerinden …, … IMEI numaralı cihazlarla ByLock programını kullandığı görülmektedir.
Davacı tarafından, bu delilin uyuşmazlık konusu karardan çok sonra dosyasına konulduğu, hiçbir zaman bu programı indirmediği ve kullanmadığı, hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen ByLock uygulamasına dair delillerin hem ceza hem disiplin hukukunda kullanılamayacağı ifade edilmiştir. ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve davacı hakkında düzenlenmiş olan "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı"nın birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen "Bylock CBS Sorgu Sonucu Raporu" nun ve "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" nın incelenmesinden; davacı tarafından … GSM numarasından, …, … IMEI numaralı cihazlarla ByLock uygulamasının yüklendiği, davacının "…" ID numarasıyla kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.

b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.Ş., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/01/2017 tarihli tanık ifade tutanağı; "...Ben uzun bir süre Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığında ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığım için adli yargıdan da bu yapıya müzahir olan çok sayıda kişiyi tanıyorum. Bu kişilerden hatırladıklarım;......,..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.G.'un İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/02/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; "...2005 yılı itibari ile Teftiş Kurulu Başkanlığı'na müfettiş olarak geldiğimde ..., ..., .... bu yapı içerisinde bulunan kişilerdi..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.K.'nın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/08/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "...MİT krizi olayına gelince dosyayı savcı ... yaptı. Bana sadece Önemli birini telefonla çağırdığım söyledi. H.F. ve arkadaşlarının ifadesini almak için adlıyeye çağırdığını söyledi. Sonradan duyduğuma göre Oslo belgelerinin Diyarbakır’da yapılan bir aramada ele geçirilmesinden dolayı ifadelerine başvuracaktı ve H.F. haricisindeki diğer üç kişiyi tutuklamaya sevk edecekti. H.F.'a tutuklamaya sevk etmeyeceğini söyledi. Ancak daha sonradan yakalama çıkarttı. Bu konuyu Y.A. ve istihbaratçı ..., F.S.e açtıklarında, F.S. bu hassas konu görevinizden olabilirsiniz demiş. Zaten de görevden alındılar. Bu kadar önemli bir konunun muhtemeldir ki cemaat abisiyle görüşüldüğünü tahmin ediyorum. Ancak gizli bir kontrolduğu için ancak birebir konuşulmuştur. Biz şahit olmayız. Olay şu şekilde oluyordu : Sohbete katılanlar olayı arkadan takip eder. Örnek verecek olursam İ.B'un alınması olayını ilgili savcı ile abi konuşmuştur. Ancak biz alındıktan sonra duyarız. Bu dosyayla ilgili doğrudan bir bilgim yoktur. Cemaatin kamuoyunda yaygın olduğu üzere mesajlarını filmlerle vs verdiğini düşünmüyorum. Çünkü iddia olunan şu. ki dünyanın en gelişmiş iletişim ağına sahip olduğu söyleniyor..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve Yargıtay ...Ceza Dairesi'nin E:… sayılı dosyasında ifadesine başvurulan D.A.G.'nun 10/07/2017 tarihli duruşma tutanağı; "...BAŞKAN : Bu grupta yani İstanbul grubunda 2007 'de alınan ve öncekilerden bu FETÖ mensubu olan kimler vardı, Sanık D.A.G.: Bizim grubumuzu saydım, yani ilk geçişte Ankara 'dan İstanbul 'a geçen grubu saydım. ..., H.Y., M.K., M.K., N.A. BAŞKAN : Bu 2007 'de gelenlerden varmıydı, Sanık D.A.G.: 2007 yılında gelenlerden isimlerin tam hatırlamıyorum yani hepsini ama geldikçe söyleyeceğim. Ataşehir lojmanlarına geçince, Ataşehir lojmanlarında M.Ö., İ.T. ve ... ile birlikte bir grup oluşturmuştuk bizim grubumuz buydu, bir araya gelme sohbet adalet müfettişliğinde zor çünkü denetim hepsini bir araya getirmek zor birileri denetimde oluyor birileri olmuyor, çok düzenli değildi anlatmak istediğim o, ama yine zaman zaman bir araya geliyorduk, 2010 yılında Anayasa değişikliği oldu, yeni seçim yapıldı, seçimle HSYK göreve geldi, İstanbul grubunu kaldıracağını söylediler, eğer devam etmek istiyorsanız şeye geçin Ankara 'ya gelin orada grupta devam edin, eğer geçmek istemiyorsanız üç tane yer isteyin bunlardan birinde kürsüye geçin resmi olarak bize söylendi bizde ya ben şahsen üç yer yazdım ve hakimliğe dönmek istediğimi söyledim, İstanbul hakimliğine atandım Ocak 2011 yılında İstanbul Hakimliğine atandım. Daha sonra da 13. Ağır Ceza Mahkemesine özel yetkili olarak üye hakim yetkilendirilmesi geldi, Ocak sonu itibariyle de göreve başlamış olduk,...BAŞKAN : Burada bir araya girelim, bu sohbet dediğin nasıl oluyor, bunu idare eden var mı yoksa kendi başına mı oluyor, Sanık D.A.G.: Onlarla ilgili bilgi vereceğim başkamın, şu isimleri saydıktan sonra sohbet formatından bahsetmeyi düşünüyorum, Üye ... : Peki bu süreçte himmet de veriyormuydunuz ? Sanık D.A.G.: Ondan da bahsedeceğim başkamın. Şimdi 2011 yaz kararnamesinde İ.T., M.Ö. belki bir iki ay sonra da ... geldi hepsi yetkilendirildi savcı ve hakim olarak sohbet grubumuz A.A. başkan oldu o bizden ayrıldı, sohbet grubumuz 4 kişiye düştü, çıktı daha doğrusu, 2011 Temmuzundan 2013 yaz kararnamesi ile Beşiktaştan ayrıldık sohbet konumuz bunlardan oluştu, söylediğim isimlerden oluştu, şimdi 2011 yaz olabilir C.G.'nin yanında sivil şahıslarda gördük, yani sivile devretme hikayesi o zaman başladı, hemen olmadı ama bir geçiş süreci yaşandı sonra C.G. gelmedi sivil geldi sadece sivilin isimleri, Serdar isimli bir şahıstı fakat sonra öğrendikki o onun kod ismiymiş, Nizam veya Bahadır kod vardı bir de en sonrada 2013 yaz kararnamesinden dolayı ... kod isimli sivil bir şahıs yani hakim gelmez oldu, hakim kalktı aradan C.G. sivil gelmeye başladı,...Sanık DA.G.: Yok değil, burada cemaatine etkisi oldunu düşünmüyorum onunla ilgisi yok, yeni kurul var, göreve başladığım gün bu selam-tevhid dosyasından açığa alındım, dolayısıyla Şanlıurfa 'ya hiç taşınmadım taşınmadınmadan İstanbul 'a dönmüş oldum evi de taşımamıştım yani kastettiğim o, lojmandan ayrıldım, lojmandan ayrılınca babamın Küçükyalı 'da kalmış olduğu eve taşındım kendi eşyalarımı başka bir yere koydum, sivil şahıs özellikle şeyden sonra açığa alınmadan sonra irtibat kurmaya çalıştı, yok Serdar gitti, ... var Anadolu yakasında ... var, özellikle benden tabi çekindi yani sıkıntı yapar konuşur şu bu şeklinde diye, avukat tutalım falan muhabbeti yaptılar, kendi bir hemşerime vekaletname verdim, Rize 'de bir avukat bey ile anlaştık, cemaat ile organik anlamda bir bağ kurmadım ve teklifini de kabul etmedim, Ağustos başında 17 Aralık savcılarına işte yakalama çıktı, sonra Eylül - Ekim de de 25 Aralık hakim savcılarına yakalama çıkınca basında çok konuşuluyordu yani selam-tevhid dosyasında şu bu diye işin doğrusu biz de çekindik yani selam-tevhid de imzası olan tüm hakim savcılarada soruşturmada başlamıştı 4 kişi hakkında soruşturma vardı, 49 u açığa alınmıştı bir operasyon olabileceği endişesini taşıyorduk ama arkadaşlarımla muhabbetim devam ediyor onu özellikle belirtmek istiyorum M.bey ile devamlı görüşüyorum İ. bey ile M. bey M.Ö., İ.T. ile ... bey ile irtibatımız devamlı var, yani dedi ki yurt dışına bi gidelim mi, bir hava alalım bi değişiklik yapalım 3-5 gün kalırız belki 10-15 gün kalırız, sonra geri döneriz yani imkan olursa üç beş ay dil kursuna gideriz böyle bir anlaşmamız oldu, ailelere de hanımlarada danışıp bir araya geldik muhabbet ettik benim hanım tarafından akrabalarım var Almanya da ama çok muhabbetim yok kendileri ile ... 'nın hiç muhabbeti yok, hiç tanıdğı yok Avrupa 'da, M. beyin babasının amcasının çocukları Avusturyada ve Almanyada ben de kendilerini şahsen daha önceden tanıyorum, aile ziyaretlerine geldiklerinde M. bey ile ben 8 yıl komşuluk yaptım karşılıklı kendisini 20 senedir de tanınırım ayrı bir yeri var benim için, İ. beyin de İsviçre de hanım tarafından akrabaları var kendisinin de okul arkadaşı var, ... isminde okul arkadaşı varmış, İ. ile M.bey dedi ki siz gidin İsviçreye ve Almanya 'ya eğer orada uygun yapabileceğiniz bir şey varsa bize söyleyin biz de ... bey ile geliriz 3-5 gün önceden gittiler Ekim 'in 20 'sinden sonra gittiler veya 15 'inden sonra gittiler, ... bey sonra gelmeyeceğim dedi Sonra geleceğim dedi en sonunda ikimiz Ekim 'in son günlerinde 25-26-27 o günlerde M. beyin yanına gittik Almanya 'ya gittik 2015 'de, 2015 'de Almanya 'ya gittik amacımız işte dediğimiz gibi bir 10-15 gün kalıp akrabasının veya işte sadece bir tane akrabası yok bir kaç tane daha akrabası var orada otel de uygun otel de 5-10 gün yeşil pasaport var oralarda dolaşıp sonra tekrar geri dönmek eğer uygun olursa belki dil kursuna 5-6 bin Euro ile bu işi çözebileceğimizi düşünmüştük, sonra bu dosya üzerinden yurt dışı yasağı geldi, Kasımın 2 'si veya 3 'üydü tam hatırlamıyorum ama Kasımın başıydı seçimden hemen sonra biz de dedikki tamam büyük bir ihtimalle tutuklama da gelecek biz dönmeyelim kalalım Almanya da bizim dilimiz İngilizce eğitimi değil Almanca eğitimi veriliyor, devlet kuralları da katı, yaşayarak da gördük onu İ. bey İsviçre ye gitmişti, İ. bey ile arkadaşı Belçika 'nın daha uygun olduğunu orada İngilizce kursu daha da bulabileceğimizi söyledi arkadaşı aracılığı ile sonra bizi birisine yönlendirdi Belçika 'da onun arkadaşının arkadaşı şeklinde telefonla konuştuk ismi ... 5-6 dil biliyor, şirkette çalışıyor, uygun olduğunu söyledi Belçika 'nın biz de üç kişi İ. bey yok, üç kişi Belçikaya gittik o arkadaşı bulduk, durumumuzu izah ettik dedik ki böyle böyle bir durumumuz var bizim dil kursu bulmak istiyoruz, bir ev tutabilirsek tutacağız, ev tutma işi zor dedi yabancıya ev vermiyorlar kolay kolay, sonra esnaf arkadaşı aracılığı ile Brüksel 'in Ansver diye bir kent var Belçika 'nın ikinci büyük kenti onun bir beldesi çok dilim dönmüyor ama … denilen bir beldesi 20 bin nüfuslu falan orada bir ev tanıdığı esnaf aracılığı ile tuttuk, eşya şu bu basit şeyler koyduk bir dil kursu ayarladık, Brüksel 'de orada kalmaya başladık, İ. bey de sonra geldi bize İsviçre 'den bizim yanımıza geldi, dil kursu çok verilirdi değildi uygun dil kursuydu ama çok böyle verimli bir dil kursu değildi, aradan iki ay geçti geçmedi K. bey ile telefon ile irtibatı kurduk, İ.T. yanımıza geldi, 4 kişi bir evde kaldık yani, şunu özellikle belirtiyorum cemaat ile kesinlikle bağlantısı yok, bunu özellikle arkadaşlardan istedim, ama benim bilmiyorlar ayrıldığımı, cemaat evi olmayacak, cemaat evi bağlantımız olmayacak, arkadaşlarda ona riayet ettiler, bir iki ay geçti kimseye İstanbul 'dan ulaşamadık yurt dışında başka çıkan var mı yok mu diye arkadaşlara 49 'lardan kastettiğim, var mı yok mu diye ulaşamadık sonra bir iki ay sonra telefon ile irtibat kurduk K. beyle ile K.K. ile, K.K.'nun ailesi Almanya 'da hanım tarafı Almanya 'da meğerse o çıkmış, sonra o ziyaretimize geldi şeye Answer dediğim …'a 3-5 gün sonra da veya bir hafta 15 gün sonra da bir kaç arkadaşla birlikte geldi, 49 'lardan S.Ş.H., C.K., F.S. ama o bizim soruşturmada değil, o başka soruşturmadan açığa alınmış biz Almanya 'da ev tuttuk Almanya 'da kalıyoruz, buraya Avrupa parlementosuna ziyarete geldik muhabbeti yaptılar çok şey yapamadık ama inanmaktan da başka şeyimiz yok, bir gün kaldılar sonra belli bir süre sonra bir daha ziyarete geldiler bizi falan,..Sanık D.A.G.: Mayıs sonu, Mayıs 23 -25 gibi tam hatırlamıyorum, İsviçreden değil Belçika 'dan, İsviçre ile hiç bir ilgimiz yok, İ. ile hiç tanışmadık biz, Belçikaya geldi dedim ki sakın ola bu bizim evimize gelmeyecek, sokmadım eve tanışmadık da İ .beyin arkadaşı olabilir dostudur ona birşey diyemem BAŞKAN : Yalnız mı döndünüz grup olarak mı ? Sanık D.A.G.: ... bey ile birlikte döndük, zaten İ.T. dönmedi o kaldı yani,...Sanık D.A.G.: İşte bir iki ay şey de kaldım yakın akrabada kaldım, daha sonra ... bey ile telefonda görüştük whatsapptan görüşüyorduk internet üzerinden ya dediki benim kaldığım yer o da akrabasının yanında kalıyormuş sıkıntı var uygun bir yer bulabilirmiyiz, kalabilirmiyiz,..teyzeoğluna dedim ki ya böyle böyle bir sıkıntım var biliyorsun zaten konuyu senin evinde kalabilinniyim dedim evin boş olduğunu biliyorum, teslimini almıştı herkes almış sadece teyzeoğlu değil oradaki proje bitmişti, tabiki kıramaz beni kırmadı da beni sağolsun kabul etti, eşyaları da ev taşınırken eşyaların bir kısmı dışarıdaydı onlardan aldım birde kayınvalide kayınpeder oturmuş olduğu ev de kentsel dönüşüme gitti oradan da bir kısım eşya aldım teyzeoğlunun evine taşınmış olduk yani bir iki odayı böyle donattık, ... 'yı ben teyzeoğluma söylemedim tek kişi gideceğimi söyledim, daha sonra taşınırken dedim ki tek kalamam burada bir arkadaş daha var onunla birlikte kalmak istiyorum, beni kırmadı gönülsüz de olsa evet dedi, birlikte kalmaya başladık,...Sanık D.A.G.: Evet evet ... 'dan tutuklandı işin doğrusu da O nu da yakmış olduk bu haliyle, orada kalmaya devam ettik, 3-5 defa ziyaretimize geldi, gelmedi değil, ... ile geyik muhabbeti ... 'e ... demiyordum ... diyordum bişey olur bilmesin diye de istedim, ... 'den bir zarar gelebilir kendisine orada hakkatten kendisinden sakladım yani isim olarak sakladım, yok şu MİT savcısı bilmem ne savcısı kesinlikle böyle bir muhabbet yapmadık, geyik muhabbeti yaptık öncesinde de onu söylüyordum Başakşehir 'de ki bağzı meslektaşlarla tanışıyordu ama ... zaten Anadolu yakasında oturduğu için öncesinde zaten tanımıyordu kendisini o ev de gördü, orada tanımış oldu, sonra ... 'in sıkıntılar başladı, sağlık problemi başladı, ... 'in tek böbreği yok, iki böbrekli ikisi de vücudunda bir tanesi sıfır çalışıyor, doğuştan gelen bir taş oluşumundan kaynaklanıyor, yüksek tansiyon ve kalp sıkıntısı aynı zamanda var, ayaklarında da diz kapaklarında da ağrı ve ayak tabaklarında ciddi şişmeler oldu, 2-3 ay içerisinde bunlar başladı, Ekim 'den itibaren sıkıntı başladı insan endişe ediyor, yani doktora götüremiyorsun bunu bu şansın yok, hergün ya suratı kıpkırmızı oluyor uyandığı zaman gün içerisinde bazen iyi oluyor bazen kötü oluyor, ben şahsen korkmaya başladım ölürse başımıza sıkıntı kalacak, dedi ki yurt dışına gidelim, dedim bu halinle yurt dışına nasıl gideceksin artı bizim pasaportumuz yok, Türkiye 'de tedavi imkanı da yok yani bir yere gidecek imkanımız da yok resmi olarak şeye teslim olmaya hiç bir şekilde yanaşmadı MİT 'den dolayı ciddi bir stres yapıyor yani asıl sıkıntısı o ciddi bir stres yapıyor, geceleri uyayamıyor, dişlerini sabah kalkıyor çenesi ağrıyor, dişlerini sıkmaktan gece uyuyamıyor, ciddi şeyler vardı, birebir görmüş olduğum tanıklığımı anlatıyorum tabiki doktor değilim, pasaport problemimiz var gitmek kolay değil nasıl olacak bu iş, ama tabiki de bir yerde de arayışa girmeye başladık ne olacak ya bu işi halletmemiz lazım bir şekilde yurt dışına darbeden önce veya darbe günü de olmuş olabilir çıkan C.T. var İstanbul Anadolu savcısı resmi olarak çıktı onda bir problem yok, onla telefon ile iphone üzerinden görüşüyorduk Almanya 'da kendisi dediki benim dedi bir tanıdığım bir yolla geldi dedi Almanya 'ya meslektaş veya meslektaş değil tam hatırlamıyorum o şeyini ama çok gelen var dedi, dedim nasıl birşey VİP hizmet isimlendiriliyor yeşilyol diyorlar ona nasıl dedik nasıl yeşilyol Alman elçilik arabası veya konsolosluk arabası da olabilir, seni evinden alıyor Türkiye 'de ki Edirnedeki gümrük şeyinde adamı var kim olduğunu bilmiyorum, sistemin nasıl çalıştığını da bilmiyorum, arabadan hiç dışarı çıkmıyorsun, pasaportuna damgayı vuruyorlar kendi adamları orada sonra Bulgaristan 'a geçiyorsun Bulgaristan 'da Türkiye çıkışı olduğu için pasaportta çıkış damgası olduğu için problem yok, Bulgaristan 'da gümrüğünden geçince Almanya 'ya kadar durmak yok zaten...Üye ... : Parayı nereden buldunuz 10 bin euroyu Sanık D.A.G.: Paramız biraz vardı sayın üyem, çok değil ama ben babamdan kalma, babam mirası dağıttı, bir tane dükkan kald bize. BAŞKAN : Cemaat yardımı değildi onu soruyorum Sanık D.A.G.: Hayır hayır cemaat ile hiç bir irtibatımız yok bunu özellikle söyleyeyim kafanızda şüphe kalmasın lütfen sorun, BAŞKAN : ... ile mi Sanık D.A.G.: Tabi tabi, ya ... bu meslekte belki birşeyler yapmış olabilir bilemiyorum cemaat adına ama darbeden sonra kesinlikle cemaat elini dahi sürmedi ona kesinlikle elini dahi sürmedi, parayı da babamın dükkanı satmıştım...Sanık D.A.G.: Yok Tamer 'in soyismi yok sadece ismi Tamer. Bu vatandaş pasoportlara baktı dedi ki bunlar geçmez ya dedik etme eyleme nasıl geçmez bu dedi Bulgar gümrüğünde makine varmış makineye sokuyorlarmış bunu pasaportu bu dedi çok rahatlıkla çıkar bu 5 yıl 10 yıl zaten oradan dedi hemen sahte olduğu bunu zamanında söyle biz bunu yaptırmasaydık yani hem paramızı aldın hem de bizi bu sıkıntıya soktun velasıl parayı almak için başladık bu sefer gitme işi yattı bu yol yatmış oldu Aralık sonunu bulduk Ocak geldi sonrada kanun hükmünde kararname çıktı vatandaşlıktan çıkartma konusunda kanun hükmünde kararname çıktı bir de benim özelim bu tabiki sıkıntıdayım bu iş nedir, ne oluyor, ne gidiyor bu darbe oldu bilmem ne oldu, sayın Cumhurbaşkanımızı güzel bir şekilde rüyada gördüm, bana ait olan bir şey bu, gitmekten kendi adıma vazgeçtim ...i de ikna ettim, ama sağlık sorunumuz ortada duruyor yurt dışına gitmeyi unuttuk kaldırdık fakat sağlık problemini bir şekilde halletmeye çalışacağız tabiki bu arada da 20 bin euroyu adama kaptırdık onu almamız lazım....MİT kriziyle ilgili, ... 2005, açığa alındıktan 2 sene içerisinde tanıdım, arkadaşım, öncesinde 2006'dan beri birlikteyiz teftişte, hakimlikte. Çok samimiyetim yok son 2 senede yaşadım. ... milliyetçilik duyguları çok ön planda birisi. Yani burada bir çırpınırdı karadenizi söyleseniz hemen size eşlik eder. Bu MİT kriziyle alakalı şöyle bir tartışmamız oldu. Yakalama çıkarttı, şu oldu bu oldu, dedim ki bu Oslo görüşmesi veya açılım süreci bu siyasetin bir parçası, siyaset insiyatif halde. Bu insiyatife bir yargı olarak müdahale edemeyiz. Niye çünkü bu işin olumlu olumsuz yansıması tamamen siyasetin elinde. Siyaset bu işi üstlenecek. O da şunu söyledi, görüşmeler sırasında Başbakan'ın kandırıldığını, şimdiki Cumhurbaşkanı o zaman Başbakandı. PKK'nın bomba yüklediğini, şehirlere taşıdığını, hatta Oslo görüşmesi sırasında onu da söyledi. MİT görevlileri Başbakan'ın yokluğunda Erdoğan diye hitap ettiğini, yani Sayın Erdoğan bile demediğini, bu tür şeyler dile getirdi. Yani o duyguya kapılarak gibi bana geldi yani o milliyetçi duyguları bana biraz daha kullanılmış gibi geldi ama somut olarak bir şey söyleyemem.BAŞKAN : Peki bu bilgilere nasıl erişmiş? Yani görevlilerin böyle yaptığını, Başbakan'a böyle hissettirdiğini, Oslo da sırların görüşüldüğünü. Yani bu bir dolduruşa mı getirildi? Yani diyorsun ki saf iyi niyetli milliyetçi duygularından.Sanık D.A.G.: Ondan hiç şüphem yok.BAŞKAN : Burdan mı hareket etti? Ama onu harekete geçiren mekanizma var mıdır sence? Sanık D.A.G.: O konuda bir şey diyemem ama KCK soruşturmasının 2. Savcısıydı bu. Yani bilgiler oradan geldiler. KCK soruşturmasının 1. Savcısı B.B. O sırada yurt dışındaydı, bizim bu duruşma savcımızdı ordan biliyorum hatırlıyorum onun yurt dışında olduğunu. ... Bey'de dosyanın 2. Savcısıydı. Her bir dosyada ikili savcı atanıyordu. O konuda yani F.S.'in uygulaması bu yöndeydi. B.B. yurt dışındayken böyle bir olay oldu.BAŞKAN : Yani örgüt bu tip duyguları kullanmış mıdır? Gerçek niyetini gizleyerek? Sanık D.A.G.: Yani hata yaptığını söyledi. Keşke dedi yani şu anda bakarak yani bu yanlış olduğunu yapmaz. Ama tutuklama konusunda şunu söyledi tutuklanmayacağını söyledi. Ben hiçbir zaman sormadım kendisine çünkü fikir olarak anlaşamıyorduk bu konuda. Bir sohbette ağabeyim sordu ona dedi ki ben hiç dedi hiç kimseye söylemedim bu zamana kadar ama dedi sadece dedi ifadesini alacaktık bırakacaktım dedi. Ayrıntıyı bilmiyorum. Öncesini, sonrasını, ayarlama yapıldı, yapılmadı, o konuda bilgim yok.Üye ... : Kim dedi bunu?Sanık D.A.G.:......Üye ...: Bu diyalog bu kaçak olduğunuz süre içerisinde geçti aranızda değil mi? Sanık D.A.G.: Tabi tabi tabi. Sonra 2005'ten sonra..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve Yargıtay ...Ceza Dairesi'nin E:… sayılı dosyasında ifadesine başvurulan M.H.'nin 07/11/2017 tarihli duruşma tutanağı; "......, Kadıköy Adliyesinde staj sırasında tanıştık. M.A.U. cemaat mensubu olduğunu söylemişti. Savcılık yaparken teftiş kuruluna müfettişlik yaptı. Atanınca işte ilişkimiz kesildi ama 2006 yılında Karasu Adliyesinde çalıştığım sırada S.Y. ile beni teftişe geldiler. Ben cemaatçi olduğunu bildiğim için S.Y.'ı da sordum kendisine onun durumu nedir diye. O da o zaman cemaatçi olduğunu söylemişti bana yani şey olarak. Ben S.Y.'ın gerçek manada cemaatçi olup olmadığını bilmiyorum ama ...in dediğinden dolayı o şekilde beyan ediyorum. Hatta sonra teftiş sonrasında ... ile İstanbul'da bir yaz tatilinde karşılaştığımda Teftiş konusunu açtım. Neden hakkımı yediklerini niye işte bana soruşturma açtıklarını sordum. Konuyu geçiştirdi, sebebini söylemedi. İkisi de cemaatçi olmasına benim de cemaate sempati duymama rağmen, bana hem düşük not taktir ettiler hem de hakkımda soruşturma açtılar. Niye açtılar hala da anlamış değilim onu şey açısından. Ki ... benim en baştan beri arkadaşım meslek stajına başladığım dönemden beri hukukum olan birisi. Yani işi araştırmadan luzümsuz yere soruşturma açmasını da anlamış değilim yani. Tamam bir kabahatim varsa açılsın o ayrı bir şey de. Bu MİT yetkililerine soruşturma açılması dosyası, B.B.'dan sonraki yedek savcısıydı. B.B.'ın yurtdışı gezisinde ABD'ye gidişi sırasında MİT yetkililerinin ifadeye çağırması talimatını aldığı gibi sorgulamada uygulaması nedeniyle MİT Krizi yaşanmasına neden olduğunu düşünüyorum şey açısından. Onun bu şekilde yani olaya müdahil olduğunu düşünüyorum. Duruşmada anlattığı detaylara ilk defa vakıf oldum yani o kadarını ben bilmiyordum. Yani neredeyse B.B.'ı bile sakladı yani. Hiç bir şeyi yokmuş sadi tamamen kendisi yapmış gibi anlattı.BAŞKAN: herhangi bir ortamda birlikte bulundunuz mu? İstanbul Beşiktaş'a atandığında. SANIK M.H.: Bir arada bulunduk mu derken BAŞKAN: ...le yani o sohbet toplantısı vs. anlamında söylüyorum.SANIK M.H.: Yok o anlamda bulunmadık. Sohbet toplantımız işte B.B.'la olanda o yok. M.A. ile olanda da yok. Yani ikisinde de yok. Benim grubumda değil yani şey olarak. BAŞKAN: Başka bir grupta olabilir mi SANIK M.H.: Başka gruplar var yani. Bunların hepsi sohbet yapıyor ama grupları farklı. Ben gruplarını takip etmediğim için kimin hangi grupta olduğunu bilmiyorum şey açısından ama gidiyorlar yani şey açısından. ÜYE …: Tamamı o toplantılara gidiyorlardı? SANIK M.H.: Gittiğini düşünüyorum ya şey olarak. ÜYE ...: Vaka olarak bildiğiniz SANIK M.H.: Ya falanca falanca yere gidiyor diye sayamam. O anlamda çünkü beni ilgilendirmediği için. Yani öyle hani cemaatte kim nerede ne yapar o anlamda bir araştırmam olmadı hiç ÜYE ...: Düşünüyor musunuz biliyor musunuz. Hamzaçebi. SANIK M.H.: Nasıl ÜYE ...: Düşünüyor musunuz biliyor musunuz? bir şekilde muttali oldunuz SANIK M.H.: Ya tahmin ediyorum derken yani bu tahminim yabana atılır bir tahmin değil. Yani onlarda gittiğini düşünüyorum şey açısından. Gitmediklerini düşünmem yani. BAŞKAN: Yani sohbetsiz cemaat üyeliği olmuyor mu? SANIK M.H.: Bunun hem sosyal tarafı var. Hem dini tarafı var. İşte ben bilmediğim işte iddianamelere yansıyan başka yönleri de varmış şey olarak. Dolayısıyla gitmesi gerekir diye düşünüyorum şey açısından. ÜYE ...: M. Bey. Son dönemindeki sohbet senin katıldığın en sondaki sohbetlere kadar ne yapılıyordu. Risale mi okunuyordu. SANIK M.H.: Bazen Fetullah Gülen'in... Genel bir şey okunmaz. Şey diyelim yani işte ya onlar kitap getirir....BAŞKAN: Peki katıldığınız toplantılarda toplantıya katılan diğer hakim savcılara bu yönde bir telkin bilgi alma tavsiye oldu mu? SANIK M.H.: Yani başkanım bilmediğim konuda tam bir şey diyemem. BAŞKAN: Hayır hayır. Katıldığınız toplantılarda bakın hakim savcılar. SANIK M.H.: Bu işte ...'nın mesela B.B.'ın MİT yöneticileri ile ilgili dosyada işte onları çağır demesi ve çağırması bana biraz sanki öyle bir çağrışımlar gibi geliyor şey açısından. BAŞKAN: işte onu da soracaktım. Ya da duyduğunuz yani abilerden ya da liderden böyle bir talimat gelmiş o yönde hareket etmiş gibi duyduğunuz bir şey var mı? bakılan dosyalarda en azından Beşiktaş Adliyesindeki. SANIK M.H.: Öyle bir şey kesin diyemem başkanım. Desem şimdi kimsenin günahına girmek istemiyorum şey olarak. Yani benim ile paylaşılmadığından dolayı ona girersem öyle sadece söylenti demiş olacağım bu sizi yanıltabilir. ÜYE ...: B.mi şeyi çağırmıştı ...i çağırmıştı yoksa bir üsttekiler..SANIK M.H.: B. de zaten yedekti dosyanın yedeğiydi. ÜYE ...: B.i o zaman onun için mi Amerika'ya çağırdıklarını düşünüyorsunuz. SANIK M.H.: Ben öyle tahmin ediyorum..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.O.'nun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "... Ben 7 Şubat 2012 tarihinden sonra kesinlikle gitmedim. Bu tarihin önemini anlatmak istiyorum. 7 Şubat 2012 tarihinde akşam 6 gibi, Bakan Sadullah Bey, beni telefonla aradı, ben o saatte eve geçmiştim. Bana gel deyince bakanım arabam garajda çıkaramıyorum, dışarıda yoğun bir kar var dedim. Bunun üzerine makam arabası ile beni aldırdı ve Hakimevinde buluştuk. Buluştuğumuzda bana İstanbul özel yetkili savcılarının H.F.'ı ifade almaya çağırdıklarını, bunun ne olduğunu sor dedi. Bunun üzerine bakan bey'in yanında özel yetkili başsavcı vekili olan F.S.'i aradım. Kendisine H.F.'ı neden çağırdıklarını sordum. O da Diyarbakır'da bir aramada Oslo ile ilgili bazı şeyler çıkmış, bunları soracağız dedi. Ben de bu çağırmanız devlet krizine sebebiyet verdi, çağırmanız usule uygun değil dedim. O da bana ben araştıracağım, halletmeye çalışacağım ve size döneceğim dedi. Ben de halletmeye çalışma, hallet dedim. F.S. bir süre sonra bana döndü, telefonda ...'nın H.F.'ı çağırdığını ve çağırmanın nedenini anlattı. Ben de bu şekilde bir çağırma olmaz, bunu iptal edin dedim. Bakan bey beni saat 19:40 sıralarında evime bıraktı. Ben eve gittikten sonra saat 20:00 sıralarında bakan bey tekrar aradı. H.F. ile birlikte olduğunu, ancak Hürriyet'in internet sitesinde H.F.'ı çağrıldığına dair bir yazı düştüğünü söyledi. Söz konusu yazıda H.F.'ın İstanbul Savcılığı tarafından çağrıldığını, ayrıntıların bilahare geleceği şeklinde not düşüldüğünü söyledi. Bu haber düşünce basın mensuplarının beni aradığını söylemek isterim. Anladığım kadarıyla İstanbul savcıları kendileri ile görüştükten sonra A.A.'a bu haberi yaptırarak bizim onlara çağırmayı iptal edin isteğimizi etkisiz kılmak istemişler. Bu haberi İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Müdürlüğünün de yaptığından şüphelenmiştim. Hürriyet'te çalışan A.A.'ın Ankara istihbaratta çalıştığı dönemde A.F.Y. isimli müdürle yakın olduğunu, bu kişinin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü olduktan sonra A.A.'ın da İstanbul'a giderek İstanbul muhabirliğine geçtiğini öğrendim. Bu haberi de A.A.yapınca haberin kaynağının emniyet istihbarat olduğunu anladım.... Ben 8 Şubat 2012 tarihinde Fetullah Gülen cemaat mensupları olarak bildiğim özel yetkili Cumhuriyet Savcılarının sıradan bir soruşturma için H.F.'ı çağırmadıklarını, asıl amaçlarının bir operasyon olduğunu, bu operasyonda Mit'in ve Türk Devletinin politikasının hedeflendiğini açıkça anladım. Bu olayların tesadüf olmadığını da gördüm. 8 Şubat 2012 tarihinde havaalanında Dışişleri Bakanı A.D. beyin'de Suriye konusunu görüşmek amacıyla Amerika'ya gideceğini duydum. Hatta Sadullah bey ile de görüşmeleri oldu. Fetullah Gülen cemaat mensupları olduklarını bildiğim Ankara Cumhuriyet Başsavcısı ve vekilinin tavırları, İstanbul'daki cemaat mensupları olan F.S. ve ...'nın tavırları, eylemleri, Adana Başsavcısının açıklamalarının tesadüf olmadığını, bu olayların Başbakanımızın ameliyata girme hazırlıkları içinde olduğu günlere denk getirilerek bilinçli yapıldığını, tüm yapılan işlemlerin bilinçli olarak bir amaç için yapıldığını anladım. Fetullah Gülen cemaat mensuplarının burada Mit Müsteşarını küçük düşürerek Türk Devletinin dış ülkeler nezdinde küçük düşürmek istediklerini ve bu suretle o günlerde gündemde olan açılım politikasını sabote etmek içinde olduklarını anladım..."
Davacı tarafından, dava konusu kararların tesis tarihinde olmayan itirafçı beyanlarının bir kısmının yargısal faaliyeti kapsamında MİT mensuplarını ifadeye çağırması olayına ilişkin olduğu, bu konuda ayrı bir soruşturma yürütüldüğü ve dava konusu kararlarla ilgisi bulunmadığı, tanık beyanlarından bir kısmının da tamamen soyut, hiçbir dayanağı olmayan gerçek dışı anlatımlar olduğu, tanıkların baskı altında ifade verdiği ifade edilmiştir.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgütün talimatlarıyla görev yaptığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Diğer Hususlar
c-1)Unvanlı Görev:
Davalı idare, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür.
Kararımızın "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcılar adaylık dahil tüm süreçlerde üst görevlere getirilmek için emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmeye çalışılmış, örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK'da etkin olduğu dönemde de örgüt mensupları üst görevlere getirilmişlerdir.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet belgesinin incelenmesinden, 14/09/2005-06/01/2011 tarihleri arasında davacınıın Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu'nda Adalet Müfettişi olarak görev yaptığı, 24/01/2011-30/04/2013 tarihleri arasında da İstanbul Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığı, davacı hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarih ve … sayılı iddianamede; "Şüphelinin 2012 yılında İstanbul Özel Yetkili Mahkemeler nezdinde Cumhuriyet Savcısı olarak çalıştığı..." tespitlerine yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla davacının FETÖ/PDY terör örgütünün Adalet Bakanlığında ve HSK'da etkin olduğu dönemde Adalet Müfettişi ve 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 250. maddesi uyarınca Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı olarak seçilmesinin yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
c-2)İddianamede Değerlendirilen Hususlar:
Davacı hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ve davalı idare tarafından dosyaya sunulan … tarih ve … sayılı iddianamede; "...Şüpheliye ait … numaralı GSM hattına ait HTS analiz raporunda haklarında FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği yada yöneticiliği ile suçlanan birden fazla kişi ile iletişim içerisinde olduğunun tespit edildiği, bunlardan bir kısmının birlikte görev yaptığı kişiler olmakla beraber bir çok kişinin kamuoyuna yansıdığı şekilde FETÖ/PDY terör örgütüne ait önemli şahsiyetler olduğunun anlaşıldığı, bunlar arasında Y.S., M.A., MİT Tırları soruşturma savcısı A.T., A.C., C.K. gibi isimlerin bulunduğu, ..Şüphelinin 15/07/2016 tarihinden önce Erzurum ilinden ayrıldığı ve bu tarihte FETÖ/PDY terör örgütü tarafından gerçekleştirilen darbe teşebbüsü eyleminden sonra da dosyamız kapsamında firari olarak arandığı, şüphelinin 18/02/2017 tarihinde İstanbul Başakşehir ilçesi … Mahallesi … Caddesi No: … Kat:… Daire:… numaralı adreste saklanırken beraberinde yine müsnet suç nedeniyle arandığı anlaşılan Eski Hakim D.A.G. ve A.Ç. isimli şahıslar ile birlikte yakalandığı, yakalandığı evde yapılan aramada, tahrif edilmiş pasaportlarla birlikte FETÖ/PDY firari şüphelisi Diyarbakır Eski Cumhuriyet Savcısı H.K.' a ait sahih pasaportun ele geçirildiği, ifadesi alınan D.A.G.'nun H.K. isimli şahsında yakalandıkları eve geldiğini, bir kaç gün kaldığını sonra ayrıldığını beyan ettiği, bu beyanlardan yakalanılan evin FETÖ/PDY firari şüphelileri tarafından saklanmak için kullanılan bir yer olduğunun anlaşıldığı,...Şüphelinin 2012 yılında İstanbul Özel Yetkili Mahkemeler nezdinde Cumhuriyet Savcısı olarak çalıştığı sırada, devlet ve dönemin Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti tarafından PKK terörünün bitirilmesi amacıyla geliştirilen çözüm süreci kapsamında kamu görevlilerinin Oslo Kentinde yapmış oldukları çalışma ve görüşmeler ile ilgili başlatılan soruşturmayı yürüttüğü, bu kapsamda 07 Şubat 2012 tarihinde halen görevde bulunan MİT Müsteşarı H.F.'ı ifade için makamına çağırdığı ve emrindeki kolluk görevlilerini H.F.'ı almak için gönderdiği, o tarihte FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarının istek ve talimatları doğrultusunda yürütülen bu soruşturmalarla ilgili olarak şüpheli hakkında soruşturma açıldığı, bu kapsamda "Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma" suçlamasıyla Yargıtay 16. Ceza Dairesine ilk derece mahkemesi sıfatıyla kamu davası açıldığı, şüphelinin her iki suç nedeniyle bu dava kapsamında 20/02/2017 tarihinde tutuklandığı, dairedeki dosya numarasının … Esas olduğu, mevcut bu davamızın halen derdest olan 16. Ceza Dairesinin şüpheli hakkındaki … Esas sayılı dava dosyası ile birleştirilip delillerin birlikte değerlendirilmesinin gerektiği,.. " tespitlerine yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından, dava konusu işlemden sonra 2017 yılında düzenlenen iddianamenin kesin hüküm niteliğinde olmadığı ve delil olamayacağı, İstanbul'da görev yaptığı için yetki sınırları dışındaki MİT Müsteşarını ifadeye çağırmadığını ifade etmiştir.
Bu durumda davacının, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibatlı kişilerle telefon görüşmelerinde bulunması, FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarının istek ve talimatları doğrultusunda soruşturma yürütmesi, firari olarak arandığı dönemde FETÖ/PDY firari şüphelileri tarafından saklanmak için kullanılan bir evde tahrif edilmiş pasaportlarla birlikte yakalanması hususlarının birlikte değerlendirilmesinden bu eylemlerinin anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.

D) KARAR SONUCU:

Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacının üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 15/06/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın