5. Daire 2017/2938 E. 2021/809 K. — Danıştay Kararı :: Hukuk Asistan
Danıştay Kararı

5. Daire 2017/2938 E. 2021/809 K. — Danıştay Kararı

5. Daire 2017/2938 Esas 2021/809 Karar 29.03.2021
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2017/2938 E.,  2021/809 K.

T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/2938
Karar No : 2021/809

DAVACI: …

DAVALI: … Kurulu / …
VEKİLİ: Av. …

DAVANIN KONUSU: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibatı ve iltisakı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi gereken tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte tazminine, özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI: Dava konusu kararlar tesis edilirken disiplin soruşturması yapılmadığı, şahsı ile ilgili delile yer verilmediği, kişiselleştirme yapılmadığı, savunma hakkı tanınmadığı, masumiyet karinesi, suç ve cezada kanunilik ilkesi ile suç ve cezaların geçmişe yürütülemeyeceği ilkesinin ihlal edildiği, adli soruşturma sonucu beklenilmeksizin meslekten çıkarma kararı verildiği, meslekten çıkarma kararının disiplin soruşturması neticesinde verilecek cezai bir yaptırım olduğu, idari işlemde bulunması gereken hususların yer almadığı ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
Öte yandan, dava konusu kararların dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) 3. maddesinin 1. fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI: Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ: Dava, davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşan) 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ve mahrum kalınan parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle açılmıştır.
Anayasa'ya aykırılık iddiası yerinde görülmemiştir.
Anayasa'nın 138. Maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz.... Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.", Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, ... meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.", bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, " Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer." hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu'nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.7.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca ve Sayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkan yardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı ve bir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan ve 23.1.2017 tarih ve 29957 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 11'inci maddesiyle, 22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açabileceği hükmü getirilmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği ifade edilmiştir. 6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.9.2017 tarih, 2017/16-956 esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.4.2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 karar sayılı kararında, Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğu ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığı ve kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı kabul edilmiştir.
Her ne kadar dava konusu meslekten çıkarma kararı öncesinde savunma alınması adil yargılanma hakkının sağladığı usule ilişkin güvencelere aykırılık oluşturabilecek ise de; adil yargılanma hakkı yargılamanın bütünü anlamında bir incelemeyi gerekli kıldığından daha önceki bir safhada savunma alınma yoluna gidilmemesi şeklinde gerçekleşmiş bir eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, diğer taraftan olağanüstü hâli gerekli kılan durum ve 667 sayılı KHK’nın amacı ile 3. ve 4. maddelerinde yargı mensupları ile kamu görevlilerine ilişkin düzenlenen tedbirlerin kapsamı ve içeriği dikkate alındığında, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın; adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliği taşıması ve davaya konu kararın, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu husus dava konusu işlemin iptalini gerektirir nitelik taşımamaktadır.
Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmeleri, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önünde en büyük engel olduğu gibi toplum nazarında yargıya olan güvene zarar vermesi kaçınılmazdır.
Dosyanın içeriğinden ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşıldığından, davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.
Öte yandan, dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmaması nedeniyle, davacının parasal ve özlük haklarının iadesi talebinin yasal dayanağı bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde; davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) 3. maddesinin 1. fıkrasına yönelik Anayasa'ya aykırıIık iddiası ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının ödenmesi gereken tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte tazmini talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan etkin pişmanlık hükümleri uygulanmak suretiyle 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan kararın Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu kesinleştiği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve ...luğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."

3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda, davacının adli yardım istemi Dairemizin 07/12/2017 tarihli kararıyla kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dosyaya sunulan 25/10/2018 tarihli ek beyan dilekçesi ve ekleri Dairemizin 22/06/2019 tarihli kararı ile davacıya tebliğ edilerek cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını dosyaya sunabilmesi için on (10) günlük süre tanınmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu kararların tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu kararların hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında da belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun, yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı belirtilmiştir.
ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, deşifre olduğu düşünüldüğünde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verileceği, Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel niteliği olan mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. … … abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “... isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …..., hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …... bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra ..., bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.

ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş "Bylock Tespit Tutanağı" yer almaktadır. Anılan tutanakta, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … tarih ve … sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda davacının 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 19403. satırında kaydının olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin ..., tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının ..., tespit edilen ilk tarihin 16/09/2014 olduğu belirtilmiştir.
Davacı tarafından bu delile karşı, bylock programını kullanmadığı, telefonuna yüklemediği, telefonuna programın yüklendiği belirtilen tarihte telefonu ve de evinde internet bulunmadığı, telefonunun bu programı kaldıracak nitelikte bulunmadığı, ID eşleştirmesinin yapılmadığı, ID numarası, şifre ve grup elemanlarını içerir ayrıntılı bylock tespit ve değerlendirme raporunun sunulmadığı, bu şekilde bir raporun sunulmasının da mümkün olmadığı şeklinde beyanda bulunulmuştur. ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve davacı hakkında düzenlenmiş olan "ByLock Tespit Tutanağı"nın değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen "Bylock Tespit Tutanağı"nın incelenmesinden; davacı tarafından ... GSM numarasından, ... IMEI numaralı cihazla ByLock uygulamasının yüklendiği anlaşılmaktadır.

b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları:
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.B. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/03/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında,”.. Çayeli ilçesinde görev yaptığı dönem: Çayeline atandıktan sonra Çayelinde birlikte görev yaptığımız ... ile Rize merkezde Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan Ç.A.’ın evine gittik. Burada yine Rizede görev yapan A.D. ve Hopa'da hakim olarak görev yapan N.K. vardı. Haftalık yada iki haftalık sohbetler yapıyorduk. Grup sorumlusu N.K.'ydi. N.K.'ye himmet adı altında maaşımdan para veriyordum. Ancak her zaman ona para vermiyordum. Ayrıca eve C. isimli sivil bir şahısta geliyordu. Daha seyrek geliyordu. Ben hareketlerinden ve konuşmalarından N.'nin üstünde biri olduğunu düşünüyorum. Daha sonradan bu şahıs değişti. İsmini hatırlamadığım başka bir şahıs gelmeye başladı. Biz genelde himmeti elden N.’ye veriyorduk. Başkasına da para vermiş olabiliriz ancak şuan hatırlayamıyorum. Benim eşim öğretmendir. Uzun müddet atanamadı. Eşimin bu yapıyla herhangi bir bağı yoktur. Evlendikten yaklaşık bir sene sonra atandı. Bu durum bilinince tam olarak hatırlayamamakla birlikte N. veya C. isimli sivil şahıs eşlerinde maaşından himmet vermesinin iyi olacağını söyledi. Benim eşimde yeni atandığı için cemaatinde fakir öğrencilere yardım ettiğini düşündüğü için bir iki kez bana verdi. Bende N.'ye verdim. Ancak eşim daha fazla vermedi. Zira para verme hususu kafasına yatmadı. Bana bildiğimize tanıdığımıza vermek daha iyi olabilir dedi. O yüzden eşim vermedi. Ayrıca Çayelinde görev yaptığım dönemde 2014 yaz ayında ... ile birlikte hatırlayamadığım bir sebepten dolayı Trabzon Akçabat ilçesine gittik. Burada Savcı olarak görev yapan E.A.'ün evine geçtik. Ş.L.A., F.A. ve A.D.'da gelmişti. Daha sonra T.G. yanında bir veya iki kişiyle geldi. Bunlardan birisinin Trabzon İdare Mahkemesi Hakimi olduğunu hatırlıyorum ama isimlerini hatırlamıyorum. Burada sohbet oldu, namaz kılındı. Sohbetin içeriğimde çok fazla hatırlamıyorum…” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Aynı şahsın 23/03/2017 tarihli teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net şekilde teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan C.K. Hakimler ve Savcılar Kurulu Müfettişlerince düzenlenen 14/04/2017 tarihli tanık ifade tutanağında, “…... (...): 2005-2006 yıllarında Bahçelievler Yayla mahallesinde bulunan FETÖ/PDY örgütüne ait evde kalıyordu. FETÖ/PDY örgütü ile kuvvetli bir bağı vardı. Hâkim olduğunu biliyorum. Meslekten çıkarıldığını listelerden görmüştüm..”,
Aynı şahıs, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca düzenlenen 07/05/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında, “.....'I 2005-2006 yıllarında FETÖ PDY bağlantılı evlerde kaldığım dönemde kahvaltılara gitmem sırasında kendisini tanıdım. Bu kişi hakkında müfettişlere verdiğim ifade sırasında da beyanda bulunmuştum. FETÖ PDY bağlantılı evlerde kalıyordu. Örgüt ile kuvvetli bir bağı vardı hatta ben isminin ... olarak biliyordum. Listelerde sadece ... olarak görünce "..." kod adını kullandığını düşündüm. Ben FETÖ PDY bağlantılı evlerde kaldığım sürede istenmeyen bir kişiydim. Hatta kötü örnek olduğuma dair beni ev sorumluları uyarıyordu. Ailemin maddi durumu iyi olduğu için heran bu evleri terkedebileceğimi bildiklerinden dolayı onlara rahat bir şekilde karşı çıkabiliyordum. Hatta bir gün bir kahvaltı sırasında hukukçu olmayan B. isimli bir şahsa verilen bir görevi daha sonra yapacağını söylemesi üzerine A. olarak ismini hatırladığım bir kişi, B.'a hitaben "senin cebine parayı biz koyuyoruz, evin harcamalarına katılmıyorsun, ne hakla bu şekilde itiraz ediyorsun" şeklinde çıkışınca bende B.'ın ağlamaya bağlaması üzerine bu duruma tepki gösterdim. Bunun üzerine kahvaltıdan kovuldum…”şeklinde beyanda bulunmuştur.
Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi beyanda bulunulmamıştır.
Öte yandan, davacı taraf Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosuna hitaben yazmış olduğu 31/12/2016 tarihli dilekçesinde özetle, ortaokul döneminde 2 sene Bursa Anafen dershanesine, lise son sınıfta da bu yapı ile irtibatlı Bursa Yeşilırmak dershanesine gittiğini, FETÖ ile ilk defa üniversite birinci sınıfta tanıştığını, üniversite döneminde önce Burç isimli erkek öğrenci yurduna gittiğini daha sonra Bahçelievler Yayla semtinde bir öğrenci evine gittiklerini, ortam hoşuna gidince burada kalmaya başladığını, üniversite bitene kadar bu semtte bulunan farklı cemaat evlerinde 4 yıl süre ile kaldığını, üniversite bitiminde Hâkim ve savcılık sınavına hazırlık için Dikimevinde bir evde bir kaç arkadaşı ile sınava hazırlandıklarını, Hâkim adaylığı döneminde sohbet gruplarının olduğunu, haftada bir yapılan grup sohbetlerinde birlikte namaz kıldıklarını F. Gülen 'in Bamtelinde yayınlanan haftalık sohbetlerini dinlediklerini, yine evli olanlarından %10 bekar olanlardan %15, 3 çocuğu olanlardan %5 oranında himmet talep edildiğini, kurban bağışında bulunduğunu, fitresini de verdiğini, bunları tamamen dini saikle yaptığını, 2009 yılında sohbet gruplarının grup mesulleri ve devre mesulleri olarak yapılandığını, onaysız evliliklere kesinlikle rıza gösterilmediğini, evlilik mesulünün Tetkik Hâkimi olarak görev yapan M.F. isimli hâkim olduğunu, özellikle 2010 yılı HSYK seçimlerinden sonra staj yapan meslektaşlar ile ilgili yoğun şekilde bilgi talep edinmeye başlanıldığını, yıl sonu düzenlenen baloda bazı kişileri içki içme ruhsatı verildiğinin söylendiğini, mesleğe başladığı Çayeli ilçesinde görev yaparken sohbetlere katıldığını, 2014 HSYK seçim çalışmasında ByLock üzerinden organize edileceğinin söylendiğini, M.İ. isimli şahsın telefonunu alıp tam olarak hatırlayamamakla birlikte USB yada Bluetootth yoluyla ilgili programı telefonuna gönderdiğini, bu programı kurduğunu ve ilgili kişinin de kendisini eklediğini, örgütle geçmişte bulunduğu irtibat nedeniyle pişman olduğunu, bildiklerini anlatmaya hazır olduğunu beyan ettiği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca düzenlenen 08/02/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında benzer ifadelere de yer verildiği görülmüştür.
Bununla birlikte davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında, "SANIK ... SULH CEZA HAKİMLİĞİNDEKİ SORGUSUNDA ÖZETLE: İstanbul C. Başsavcılığında alınan aynı tarihli ifadesini tekrarla suçlamayı kabul etmediğini, FETÖ terör örgütü ile bağının olmadığını Bylock üzerinden hiçbir görüşme yapmadığını, bir buçuk yıldır akıllı telefon kullandığını, haksız olarak açığa alındığını ifade etmiş, Dilekçenin düzenlendiği tarihte soruşturmanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … numaralı soruşturma evrakı üzerinden yürütülmesi nedeniyle, o tarihte tutuklu bulunduğu Silivri L Tipi 6 Nolu Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü marifetiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği 31/12/2016 tarihli 14 sayfadan oluşan imzalı dilekçesi ile etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak için ifade vermek istediğini belirtmesi nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca … tarihinde … numaralı soruşturma evrakı üzerinden ek ifadesi alınan SANIK ... C. SAVCISI HUZURUNDAKİ 08/02/2017 TARİHLİ EK İFADESİNDE: "Ben üzerime atılı suçu anladım. Bu hususta daha önceden 21/10/2016 tarihinde başsavcılığınızda savunmada bulunmuştum. Ancak üzerime atılı suç sebebi ile yaptıklarımdan pişmanlık duymaktayım. Bu sebeple TCK'nın 221/3. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak ve bu amaçla FETÖ/PDY terör örgütü hakkında bütün bildiklerimi anlatmak istiyorum. Öncelikle ben bu suçtan dolayı halen tutuklu bulunduğumdan ve etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğimi belirten 31/12/2016 tarihli dilekçemin ekindeki 14 sayfadan ibaret el yazılı beyanlarımın içeriğini olduğu gibi kabul ederim. Ben bu hususta bütün bildiklerimi ayrıntılı olarak bu dilekçede yazdım. Ben FETÖ terör örgütü ile o zamanlar cemaat olarak bilindiği dönemde 2004 yılında üniversite 1. sınıfta tanıştım. Bunun öncesinde ortaokul döneminde 2 sene Bursa merkezindeki Anafen dershanesinin Fomara Şubesinde ücret karşılığında dersaneye gitmiştim. Lise son sınıfta da cemaat ile irtibatlı olan yine Bursa merkezindeki Yeşilırmak isimli dersanenin Gökçen Şubesine gitmiştim. Gerek ortaokul gerekse lise dönemimde dershaneye devam ettiğim süre içerisinde cemaatin herhangi bir sohbet toplantısına ve etkinliğine katılmamıştım. Lise son sınıfta dershaneye devam ettiğim süre içerisinde haftada bir gün pazar günleri dersanenin giriş katında dini içerikli programlar yapılmaktaydı, öğrencilerin de katılması istenmekteydi. Ben bu programa bir iki kez katıldım. Ancak düzenli olarak katılmadım. Video gösterisi yapılmaktaydı. Ancak, içeriğini tam olarak hatırlamıyorum.
Üniversite sınavı döneminde ben rehber öğretmenlik okumak istiyordum. Ancak yüksek puan almam sebebi ile ailem Hukuk Fakültesine kayıt olmam konusunda ısrar etti. Rehber öğretmenim de ailemin bu kararını destekledi. Ancak aradan geçen süre sebebiyle rehber öğretmenin ismini hatırlamıyorum. Sınav sonuçları açıklandığında İstanbul Hukuk Fakültesi'ni kazanmıştım. Rehber öğretmenim benden İstanbul'da nerede kalacağımı sordu. Ben, devlet yurdunda kalacağımı ama bu kararımızın kesin olmadığını söyledim, bunun üzerine bana dersanenin irtibatlı olduğu yurtlar olduğunu ve bana yardımcı olabileceğini söyledi. Ben bu durumu aileme anlattım. Onlar da yurdu bir görelim ondan sonra kararımızı veririz dediler. Rehber öğretmenimizin yönlendirdiği dershanede Edebiyat öğretmenimiz olan soy ismini bilmediğim M. isimli öğretmen ben ve babamın otobüs biletlerini aldı ve bizi üniversiteye kayıt ve yurda bakmak amacıyla İstanbul'a getirdi. Babamla birlikte Şirinevler'de Mahmutbey Caddesinin alt kısmında bulunan Burç isimli erkek öğrenci yurduna gittim. Burayı babamla birlikte gezdik, gördük ve benim için iyi bir ortam olacağını düşünerek bu yurtta kalmaya karar verdik. Çünkü temiz ve düzenliydi. Yemekleri de düzgün çıkmaktaydı. Ancak bu öğretmen, yurtlardan daha uygun ortamı bulunan kendileri ile irtibatlı öğrenci evlerinin bulunduğunu ve burada kalmamın daha iyi olacağını söyledi. Ardından bizi Bahçelievler Yayla semtinde bulunan Ulubatlı Caddesi üzerinde tam adresini bilmediğim bir eve götürdü. Ben burayı da beğendim, burada kalmak istediğimi söyledim. Evin ortak giderleri ile kira ücretine katılmam karşılığında bu evde kalmaya başladım. 4 yıl süre ile cemaate ait farklı evlerde kaldım. Birisi Soğanlı'daydı. Diğerleri ise Yayla semtindeydi. Ancak açık adreslerini hatırlamıyorum.
Üniversite döneminde cemaate ait bu evlerde 4 veya 5 kişi birlikte kalmaktaydık. Çoğunluğu Yıldız Teknik Üniversitesinde okuyan öğrencilerdi. İstanbul Hukuk Fakültesi'nde okuyan öğrencilerden U.G. ile V. isimli soy ismini bilmediğim şahıslarla birlikte 1-2 sene beraber kaldım. Benim hukuk fakültesine girişim 2004 yılıdır. V. ise bizden 2 sene önce İstanbul Hukuk Fakültesine girmişti. Bildiğim kadarıyla Diyarbakırlıydı. Yine bildiğim kadarıyla hakimlik mesleğini seçmedi. U.G. 2009 yılında mezun oldu. Daha sonra onun da hakim savcılık mesleğine girdiğini öğrendim. Bildiğim kadarıyla ihraç edildi. En son Erciş'te hakim savcı olarak görev yapıyordu.
2004 yılında hukuk fakültesine ilk başladığımda Yayla semtindeki evde C.K. isimli Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuyan bir şahısla birlikte kaldım. Kendisi bildiğim kadarıyla sonradan Hakim olarak atandı, bildiğim kadarıyla da Elbistan'lıydı. Liseyi Malatya'da cemaate ait bir kolejde okuduğunu söylemişti. Bu kişinin şimdiye kadar açığa alınmadığını biliyorum.
Yine benimle aynı fakültede okuyan ancak bir alt dönemimiz olan H.Z. isimli öğrenciyle Yayla semtindeki cemaate ait evde bir dönem birlikte kaldık. Bu şahıs cemaate ait evlerde 2 yıl kalmıştı. Daha sonra da devlet yurduna çıkmıştı. Sonradan bunun Hakim olarak atandığını duydum. Kendisi bildiğim kadarıyla Adıyaman'lıydı. Açığa alınıp alınmadığını bilmiyorum. Bu kişinin dayısı Fetullah Gülen'in ve Zaman Gazetesi'nin avukatlığını yapan O.E. isimli avukatla aynı büroda avukatlık yapıyordu. H.Z. de bu büroya gelip gidiyordu.
Kaldığım cemaat evlerinde zaman zaman Kuran-ı Kerim, Cevşen ve Fetullah Gülen'in kitaplarını okurduk. Her evin bir sorumlusu olurdu. Bu kişi okuduklarımızı not alırdı. Ben çok fazla ev değiştirdiğim için kaldığım evlerin sorumlularının açık kimliklerini hatırlamıyorum. Zaten genelde bu kişiler sık sık değişirdi ve bizimle aynı fakülteden değillerdi.
Benim cemaat evlerinde kaldığım dönem içerisinde cemaatin başka evlerinde kalan öğrencilerden tanıdıklarım bulunmaktadır. İstanbul Hukuk Fakültesinde benimle aynı dönemde okuyan E.M., C.Y. ile bizden bir dönem önce fakülteye başlayan A.S.Ç. isimli kişiler Yenibosna yakınlarındaki evlerde kalıyorlardı. E.M. ve C.Y., U.G.'ın kaldığı eve gelip gidiyorlardı. Aynı fakülteden olduğumuz için bu şahısları tanıyorum ve cemaat evlerinde gördüm. Bu kişilerden E.M. benimle aynı dönem Adli Yargı Hakimlik sınavına kazanmıştı. C.Y. Askeri Yargı Hakimlik Sınavını kazanmıştı. A.S.Ç. ise 2008 yılındaki İdari Yargı Hakimlik sınavını kazanmıştı. E.M. üniversitenin son bir senesinde bu evlerden ayrılıp yine cemaatin Aksaray'daki Herkül isimli yurdunda kalmıştı.
Yine benimle aynı dönemde İstanbul Hukuk Fakültesi'nde okuyan E.E. isimli kişi cemaate ait Herkül isimli yurtta 2004-2005 öğretim yılında bir yıl kalmıştı. Bu kişi de bildiğim kadarıyla 2008 yılındaki hakimlik ve savcılık sınavını kazanmıştı. Ayrıca yurttan ayrıldıktan sonra İlim Yayma Cemiyetine ait üniversite yakınlarındaki bir yurda geçmişti.
Fakülte son sınıftayken cemaatin evlerinde kalan hukuk fakültesi öğrencilerinin katılacağı bir toplantı yapıldı. Bahçelievler metrosuna yakın cemaate ait bir evde U.G., V. ve benim birlikte katıldığımız bir toplantı yapıldı. Açık kimliğini bilmediğim 30 yaşlarında, bıyıksız, kendisini C. olarak tanıtan ve İstanbul'da idare veya vergi mahkemesinde görev yaptığını V. isimli arkadaşımızın söylediği şahıs bize hakimlik ve savcılık mesleği ile ilgili bilgi verdi. 2 veya 3 kez bu şekilde birlikte olduk ve mesleğin iyi yönlerini bize anlattı. Kendisi hakim ve savcılık sınavına girmemi istedi ve Ankara'da bu sınava hazırlık yapan cemaatin evlerinin olduğundan bahsetti.
Mezun olduktan sonra memleketime döndüm. C. isimli şahıs şu anda hatırlayamadığım muhtemelen babamın adına kayıtlı olan cep telefonumdan beni aradı. Beni E. isimli bir şahısın arayacağını söyledi. 1-2 gün sonra da E. isimli şahıs beni aradı ve Ankara'ya gelmemi istedi. Ancak daha önceden C. bana Ankara'daki hakim ve savcılık sınavına hazırlık evlerinden bahsettiği için ben bunun için çağırıldığımı anladım. Ben C. ve E.'in telefon numaralarını bilmiyorum.
2008 yılının Ağustos ayının başlarında Ankara'ya gittim. Burada kendisini F.A. olarak tanıtan bir şahıs beni karşıladı. Bu şahsın hakim adayı olduğunu sonradan öğrendim. Beni Dikmen Keklikpınarı'nda tam olarak adresini hatırlayamadığım bir eve götürdü. Bu evde sınava hazırlanan M.C., M.E., F.Ö., A.S.Ç. ve İ.G. isimli şahıslar bulunuyordu. Bunlarla birlikte yazılı sınavlara hazırlanmaya başladık. Bu evde F. murakıp olarak, soy ismini bilmediğim kendisini E. olarak tanıtan şahıs ise sermurakıp olarak bulunuyordu. O dönemde hakim adayı olan M.N.D. isimli şahıs bu evden sorumluydu. Burada günde 10-11 saat kadar ders çalışıyor, bunun dışında cemaat evinde ne yapılıyordu ise onu yapıyordum.
A. ve İ. İdari Yargı sınavını diğerlerimiz de adli yargı sınavını kazandık. E. daha sonra bildiğim kadarıyla Danıştay'da tetkik hakimi olarak görev yaptı.
Hakimlik sınavında çıkan sorularla ilgili bize herhangi bir yardımda kimse bulunmadı. Zaten ben 77 puan almıştım.
Sözlü sınava girmeden önce ... milletvekilleri ile Bakanlıktaki Bursa'lı bürokratlardan Anayasa Mahkemesinde raportör olarak görev yapan M.E. isimli şahsın yanına gitmiştim. İsmini tam hatırlayamadığım Personel Genel Müdürlüğü'ndeki bir tetkik hakimine gittim. Ancak bu kişilerin yanına cemaatin referansı ile veya isteği üzerine gitmedim. Hemşerim oldukları için gittim. Bir de babam referans arayışına girdi. Ancak sınavı kazanmada kimin etkili olduğunu bilmiyorum.
2009 yılı Nisan ayında staja Ankara'da başladım. Eşim ile de o dönemde tanışıp sözlenmiştim. Eşim yüksek lisans yapmak istediği için hem onun isteği hem de stajın bir kısmını zorunlu olarak Akademide yaptığımız için Ankara'da ev tutup staja başladık. Ancak cemaat üyeleri de Ankara'da staj yapmamızı telkin ediyordu. O dönemdeki sınava hazırlandığımız evde bulunan sorumlular bize bu şekilde telkinde bulunuyorlardı.
Ben eşimle kuzenlerim aracılığıyla tanıştım. Eşimle olan evliliğimde cemaatin bir ilgisi bulunmamaktadır. Ben stajın daha başlangıcında eşimle tanışmış olduğum için bu da cemaat çevresi tarafından bilindiğinden bana evlilik ile ilgili öneri ile gelmediler. Ancak bekar olan tanıdıklarımın hemen hepsi o dönemde Yargıtay'da tetkik hakimi olan M.F. isimli şahısla görüşüyorlardı. M.F. bunların evliliğine yardımcı oluyordu. Evliliği cemaat içinden yapıyorladı. Ancak ben hiç birinin görüşmesine şahit olmadım. Ben M.F.'yla bu hususta görüşme yapan herhangi bir kişinin ismini veremiyorum. Ancak sohbet sırasında arkadaşlardan M.F. ile görüşüldüğünü duymuştum. Kimin söylediğini hatırlamıyorum.
Ankara'da staj yaptığım dönemde sohbet grubumuz oluşmuştu. Bu grup içerisinde H.C., Ö.T., Ö.T. ve M.C. bulunuyordu. Grubun sorumlusu da M.C.'ydu. Bunun üzerinde de H.A. bulunmaktaydı. Benim o dönemde muhtemelen ben evli olduğum için benim evimde sohbet yapılmadı. Ancak diğer arkadaşlarımın Ankara'daki bekar evlerinde haftada bir toplanılıp Kuran-ı Kerim, Risale-i Nur, Cevşen okurduk. Grup sorumlusu bizim hafta içerisinde okuduklarımızı ve yaptıklarımızı not alıyordu. Ayrıca zekat ve kurban ve fitre bedelini grup sorumlusuna veriyorduk. Maaşımızdan da belli bir miktar talep ediliyordu. Bekarlardan maaşının %15'i, evlilerden %10'u, 3 çocuklu olanlardan da maaşının %5'i isteniyordu. Vermek istemeyen olunca da çok zorlamıyorlardı. Ben o dönemde ekonomik açıdan sıkışık olduğumdan saydığım hususlar dışında bir ödemede bulunmadım. Toplanan paraları eğitim hizmetlerinde kullanacaklarını düşünüyordum. Ancak ne yaptıklarını bilmiyorum. Ayrıca kamu görevlileri için maaşlarının yatması karşılığında verilen promosyonun tamamını istiyorlardı. Çünkü faizden elde edildiği için kullanılamayacağını söylüyorlardı. Ancak kredi ödememizde veya vergi borçlarında kullanabileceğimiz söylenmekteydi. Ben de kredi borcum için kullandığımdan promosyonu vermemiştim. H.A. isimli şahsın devresinde 4 grup vardı. Bu grupların mesulleri M.C., M.E., R.D.ve M.İ.'dır. Ayrıca A.G. da bunlara sonradan eklendi. Bunların hepsi adli yargı hakim adaylarıydı.
M.E.'in grubunda Z.G., F.Ö., M.A. ve A.K. vardı.
R.D.'nin grubunda ise H.T., A.B., A.Y. ve N.M. vardı.
M.İ.'ın grubunda A.K., E.A., M.C. ve F.K. vardı.
Stajın ilerleyen dönemlerinde bizim dönemdeki diğer devre mesullerinin Ş.L.A. ile A.D. olduklarını öğrendim. Ancak bunların sohbet grubunda kimlerin olduğunu bilmiyorum. Bizim devrenin sohbetlerinde ayrıca B.Ö., M.K., M.S., H.Ö., O.K. ve E.B. isimli adaylar da bulunmaktaydı. M.S., H.Ö., O.K. ve E.B. hakim adaylarının kaldıkları evlerinde kalıyorlardı. Bu evlerde cemaatin bilgisi dahilinde kiralanan ve aday evleri olarak geçen evlerdir.
Ben yukarıda bahsettiğim arkadaşlarla yaklaşık 2-3 yıl kadar Ankara'da staj yaptım. Hem staj dönemimiz uzun sürdüğünden hem de yukarıda belirtmiş olduğum kişilerin tamamının Ankara adayı olması ve hakim savcı aday evlerinde kalmaları sebebiyle zaman zaman evlerine gitmiş olmamız ve zaman zaman da daha doğrusu ayda bir devre toplantısı yaptığımız için bir araya geldiğimizden bu kişileri biliyorum. Genelde devre toplantılarını İvedik metrosu yakınlarında ...'ın evinde yapıyorduk. Bu yukarıda saymış olduğum bütün isimleri devre ve grup toplantılarında gördüm. Cemaat dışında kimseler bu grup toplantısına katılamazdı. Bu grup toplantılarında da diğer sohbet toplantılarında yapılanların aynısı yapılırdı. Para da toplanırdı.
Cemaat sohbetlerinde grup mesulleri onların üzerinde de devre mesulleri bulunmaktaydı. Devrenin üzerinde de bütün dönemin mesulü bulunmaktaydı. Benim sohbet grubumun mesulü M.C. idi. Devre mesulü H.A., bütün dönem mesulü ise M. olarak kendini tanıtan R.A. isimli tetkik hakimi idi. Bu şahsı Akademi'de derslerimize girmeye başlayınca gerçek ismini öğrendim. Ancak onun öncesindeki grup toplantılarına katıldığında kendini M. olarak tanıtmıştı. Kendini M. olarak tanıtan bir kimse zaman zaman grup ve dönem sohbetlerine konuşmacı olarak katılıyordu ve adayların kaldığı eve de gittiğini arkadaşlardan öğrendim ancak gerçek ismini bilmiyorum. Bir de kendini Orhan olarak tanıtan ve bir kaç sohbetimize gelen bir şahıs bulunmaktaydı. Ancak bunun da açık kimliğini bilmiyorum.
2010 yılı HSYK seçimlerinden sonra sivil abiler olarak tanıtılan şahıslar sohbetlere gelmeye başladı. Hatta R.A. bir sohbette kendi görevini bu şahsa devrettiğini söylemişti. Ancak şuan bu şahsın ne kod ismini ne de eşgal bilgilerini hatırlıyorum.
Cemaat içerisinde bulunduğum süre içerisinde hemen hemen herkese bir görev verilmekteydi. Ben onların tabiri ile onaysız evlilik yaptığımdan ve sigara kullandığımdan dolayı bana pek güvenmiyorlardı. Bu sebeple bana bir görev vermediklerini düşünüyorum. Bazı arkadaşlara takip görevi vermişlerdi. Ancak takip görevi alan arkadaşların ismini şu anda hatırlamıyorum.
Cemaat hakim adaylarını gruplandırmıştır. Ankara dışında staj yapanlar ''4'' lük veya ''refik'' olarak adlandırılmaktaydı. Bunun dışındaki grup isimlerini veya ne anlama geldiğini bilmiyorum.
Ayrıca Ankara grubundan görevlendirilen cemaat mensupları bildiğim kadarıyla Bursa hakim adayları K.Y. ve soy ismini bilmediğim G. isimli aday ile İstanbul adayları E.A. ve M.K. ile görüşmeye gitmekteydiler. Sohbet ortamında bunları duymuştum. G. isimli şahıs sonradan açığa alındı. Ayrıca G. devre toplantısına bir kez katılmıştı.
Cemaat üyeleri Akademi'de sınıf temsilcisi ve yıllık kurulu üyeleri seçimine önem verirdi. Birinci dönem bizim sınıfımızdan H.A. ile E.B. isimli kişiler aday oldular. H.A. seçimi kazandı ancak ikisi de cemaatçidir. Herhangi bir adaya oy verilmesi için ortak bir karar alınmadı. İkinci dönem ise bir tek E.A. aday olmuştu. Aynı zamanda yıllık kuruluna da aday olmuştu. Tek aday olduğu için seçilmişti. O dönem itibariyle bütün sınıf temsilcileri ve yıllık hazırlama kurulundakiler cemaat üyesiydi.
Staj döneminde M.C.'nun düzenlediği bir kahvaltı olmuştur. Ben ve M.'un yanında HSYK'da tetkik hakimi olarak görev yapan E.Ö. katılmıştı. M.C. bana E.Ö.'ın hakimlik savcılık sınavlarına hazırlık yapan evlerin sorumlusu olduğunu söylemişti. Bu kahvaltı kuradan bir sonraki hafta yapılmıştı ve Demetevler'de olmuştu.
İkinci Akademi dönemimizde tam olarak hatırlayamadığım bir dönemde Bursa'da staj yapan ve cemaat üyeleri tarafından takibi yapılan K.Y. isimli şahıs Yenimahalle'de bulunan … isimli bir lokantada yemek düzenledi. Bu yemeğe ben, M.E., M.A., Y.B. katılmıştır. Bir de ismini hatırlayamadığım ancak Bursalı idari yargı kökenli o dönem Personel Genel Müdürlüğü'nde görev yapan bir tetkik hakimi de katılmıştı. Bu yemekte somut bir şey konuşulmadı. Ancak katılanlar cemaat mensuplarıydı. Yargıtay Daire Başkanı olan M.B. de yemeğe katılmıştı. Bu organizasyonu cemaat yapmıştı. Herkesin kendi hemşerileri ile bir organizasyon yapması istenilmişti. Bu kapsamda yapılmıştı. Grup mesulümüz M.C. aynı zamanda cemaatin aday ve sınava hazırlık için açtığı evlerin sorumlusuydu. Bununla ilgili ayrıntılı bilgileri dilekçemde belirtmiştim.
Ayrıca staj dönemindeki ilk yılda Ramazan ayında sahur için H.A. ve sohbet grubundaki arkadaşlar ile birlikte Demetevler'deki bir eve gitmiştik. Burada kendini B. olarak tanıtan ve Almanya'da savcı olduğunu söyleyen bir kişi de bulunmaktaydı. Bu kişinin açık kimliğini bilmiyorum.
Ben mülakat sınavına girdikten sonra sohbet grubumuzdaki kişilerden tam olarak hatırlayamadığım birisi bana mülakat komisyonunda bulunan kişilerden birisi rüyasında Peygamber efendimizi görmüş, Peygamber efendimiz kendisine cemaat mensuplarından hepsinin mülakatı geçmesi gerektiğini ifade etmiş, bunun üzerine de komisyondaki bütün gücünü kullanarak bütün cemaat mensuplarının mülakatı kazanmasını sağlamış dedi. Ancak bu kişinin kim olduğunu söylemedi.
Sohbet gruplarında Kuran-ı Kerim, Fetullah Gülen'in kitapları ve Cevşen okunuyor, nafile namazları kılınıyordu. Tedbire çok önem veriliyordu. Evlerimizin yakınındaki camiye gitmememiz söyleniyordu. Akademide düzenlenen baloda içki içebileceğimiz söylenerek içki ruhsatı verilmekteydi. Ancak sadece belirli kişilere içki ruhsatı verileceği ve o kişinin kendisine bildirileceği söylenmişti. Bana böyle bir şey söylenmedi. Zaten ben baloya da katılmadım. Cemaat içerisinde sigara içenlere iyi gözle bakılmıyordu. Beni de grup mesulümüz ve devre mesulümüz bir kaç kez bu sebeple uyardı.
2011 yılının Ağustos ayında kura çekerek Çayeli ilçesinde görevime başladım. Yaklaşık 2-3 ay sonra aynı yerde görev yaptığmız Cumhuriyet Savcısı A.B. beni sohbete çağırdı. Rize merkezde C.A. isimli Cumhuriyet savcısının evinde yine Rize'de görev yapan Cumhuriyet savcısı A.D. ve Hopa hakimi N.K. ile birlikte haftalık sohbetlere başladık. Grup sorumlusu N.K.'ydi. Ev lojman dışındaydı. Bu sohbetlerimize C. isimli sivil bir şahıs da gelmekteydi. 165-170 cm boylarıda, yanakları kızıl, zayıf, minyon tipli, saçının ön tarafı seyrek bir kişiydi. Trafik kazası geçirmesinden kaynaklı sağ bacağında platin vardı. Öğretmen olduğunu söylemişti. 2012 yılının Aralık ayına kadar ben bu sohbetlere katıldım. Erzurum'dan gelip gittiğini söylemişti. Gri renkli 25 plakalı ... marka arabası vardı. Plakasının tamamını bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla T5 grubundaki herkesten Karadeniz grubunda bu kişi sorumluydu. Yine bildiğim kadarıyla hakim ve savcıların tabi tutulduğu terfi sisteminde hiç terfi almamış kimseler T5 grubunda bulunmaktadır. Ben T5'in bu şekilde oluştuğunu biliyorum. Terfi aldıkça grup numarası düşürülmektedir ve her grup ancak kendi grubu ile görüşebilmektedir. Ayrıca Trabzon İdare Mahkemesi'nde hakim olarak görev yaptığını ve isminin M. olduğunu söyleyen, yaklaşık 40 yaşlarında, uzun boylu, bıyıksız, esmer tenli bir kişi de C. ile birlikte sohbetlere katılmaktaydı. Bir keresinde de bu kişinin Trabzon'daki evinde sohbet yapmıştık. Ancak Trabzon'u bilmediğim için adresini veremiyorum. A.D. ile birlikte bu eve gitmiştik.
2012 yılının Aralık ayında askere gittim. Askerlik süresi içerisinde cemaat ile hiçbir ilişkim olmadı. Askerlik dönüşünde 1 Aralık 2013 tarihinde görevime başladım. Bu arada 17-25 Aralık operasyonları oldu. Devamında gelişen olaylarda bunun cemaat tarafından yapıldığını düşünmeye başladığımdan cemaatten soğumaya başladım. Ben askerden döndükten sonra N.K. ile C.A.'ın tayinleri çıkmıştı. Ş.L.A. grup mesulü olmuştu. Gruba Rize Pazar'da görev yapan S. isimli bir savcı ile Hopa'da Savcı olarak görev yapan E.Ö. katılmışlardı. Daha sonra da yaz kararnamesinde F.A. isimli Rize hakimi gruba katıldı. C. isimli sivil şahıs yerine F. isimli 40'lı yaşlarda, kumral, bıyıksız, saçları beyaz, minyon tipli, zayıf, gözlüklü bir şahıs sohbetlere dışarıdan katılmaya başlamıştı. Bu kişi de Erzurum'dan gelip gittiğini söylemişti. Eşinin öğretmen olduğunu ve Adana'lı olduğunu söylemişti. Sohbetlerimiz aynı şekilde devam ediyordu. Benim evimde hiç sohbet yapılmadı. Ancak genelde Rize'de A.D.'ın evinde sohbetler yapılıyordu. A.'in evi de lojman dışındaydı.
2014 HSYK seçimlerinden önce F. isimli sivil şahıs tayininin Doğu Anadolu'ya çıktığını söyledi.
2014 yılı Nisan veya Mayıs aylarında E.Ö. ile birlikte Akçaabat'ta bulunan bir eve gittik. Yanımızda S. da vardı. Burada F.'ın yerine gelen ismini hatırlamadığım bir şahısla görüştük. Gaziantepli olduğunu, İlahiyat Fakültesi mezunu olduğunu, ailesinin Antep'te yaşadığını söyledi. Bu kişi 100 kilonun üzerindeydi, 175 boylarında, esmer, uzun saçlı bir kişi idi. Kendisi HSYK seçimlerinden önce daha güvenilir olması sebebiyle Bylock isimli bir programı kullanmamız gerektiğini, örgütün seçime önem verdiğini, seçim harcamalarını örgütün karşılayacağını söyledi. Hatta E. ve S.'a seçim harcamalarında kullanmak üzere 1.000'er lira para verdi. Çevredeki hakim ve savcıları ziyaret edip oy istemeleri için bu paralar verildi. Ben bu şahıstan oy istemedim ve bu yüzden de para almadım. Trabzon Forum isimli AVM'ye geçtik. Evren telefonundaki Bylock programını S.'ın telefonuna yükledi. Bildiğim kadarıyla google play store'dan bu programı indirdi. Benim telefonumda internet paketi olmadığı için telefonuma indirmek istediler ancak bu sebeple indiremedik. O gün indirmeye çalıştık ancak indiremedik.
2014 HSYK seçim çalışmaları için muhtemelen Temmuz ayı içerisinde HSYK adayı T.G. Rize'ye gelmişti. Sohbet grubu arkadaşımız olan F.A. beni T.G. için düzenlenen yemeğe çağırdı. Ancak ben gitmek istemedim. Mazeret bildirdim. Bu olaydan 2-3 gün sonra Rize hakimi F.A. sohbet için bizi Akçaabat'a çağırdı. Ben ve A.B. ile birlikte Akçaabat'a geçtik. Ş.L.A., F.A., A.D. ise birlikte Akçaabat'a geçmişler. Bir benzinlikte buluştuk. O dönem Akçaabat savcısı olarak görev yapan E.A.'ün evine geçtik. Bir süre sonra F. isimli sivil şahıs ile yukarıda bahsini yaptığım Trabzon İdare Mahkemesinde görev yapan M. isimli şahıs yanında HSYK üyesi T.G. ile birlikte eve geldiler. Burada seçim çalışmalarını konuştuk. Cemaat ağırlıklı bir sohbet oldu. Risale-i Nur okundu. Özel birşey konuşulmadı. Seçim çalışmaları için motive amaçlı konuşmalar yapıldı. T.G. evden ayrıldıktan sonra F. isimli sivil imam İ.O.'un 17-25 Aralık olaylarından sonra görüşmelere katılmadığından ve cemaatin almış olduğu kararlara aykırı tutum sergilediğinden bahsetti.
Ben Eylül ayı içerisinde memleketimde izinde bulunduğum sırada Yüksekova Hakimi H.A. beni aradı. Görüşmek için Ankara'ya çağırdı. Benim de dayımın kızının düğünü olduğu için Ankara'ya gittiğimde H.A. ile onun belirlediği Demetevler yakınlarında bulunan Yürükevi veya Yürükçadırı olarak hatırladığmı bir cafeye gittim. Cafede M.İ. ile birlikte H.A. da bulunmaktaydı. Seçim çalışmalarından konuşuldu. H.A. Bylock programını neden kullanmadığımı sordu. Ben de telefonumun arızalı olması sebebiyle ve internet paketim olmadığından kurulamadığını söyledim. M.İ. bluetooth yolu ile programı telefonuma gönderdi. Bir de şifre gönderdi. Ben programı açmaya çalıştım ancak giriş yapamadım. Bu programı kullanarak ne mesaj attım ne de mesaj aldım. Sadece M.İ. programı telefonuma kurduktan sonra kendisini ekledi. Ben herhangi bir kimseyi eklemedim. Yaklaşık bir hafta sonra da hiç kullanmadan programı sildim.
2015 yılı Mart ayına kadar yani tayinim çıkana kadar her toplantısına olmasa bile bir kaç sohbet toplantısına katıldım. Gittikçe irtibatımı koparmaya çalıştım,
Bana gösterilen sivil imamlar listesinde ismini şuanda sizden öğrendiğim A.T. isimli şahıs 2014 yılında yapılan HSYK çalışmalarından önce Trabzon'da Nisan veya Mayıs aylarında E.Ö. ve S. isimli Pazar Cumhuriyet Savcısı ile birlikte görüştüğümüz sivil şahıstır. Ben A.T. isimli şahsı ona benzettim. Bu sivil şahıs Gaziantepli olduğunu, İlahiyat Fakültesi mezunu olduğunu, aynı bölümde doktora yaptığını ve ailesinin Antep'te yaşadığını söylemişti. Seçim çalışmalarında kullanılmak üzere E.Ö. ile Pazar Savcısı S.'a 1.000 TL para veren şahıstır.
Ben cemaatin dini bir yapılanma olduğunu ve eğitimde ve diğer alanlarda hayır işleri ve güzel şeyler yaptığını düşünerek manevi duygularla onlarla birlikte hareket ettim. O dönem itibariyle terör örgütü olarak bilinmiyordu. Hiç bir beklentim olmadan aralarına katıldım. Hiçbir unvan almadım. Bir talebim olmadı. 17-25 Aralık olaylarından sonra ise cemaat farklı bir yüzünü göstermeye başladı. Devlet ile cebelleşmeye başladı. Ben de bunu görünce ilişkimi yavaş yavaş azaltıp koparmaya başladım. Ayrıntılarını dilekçemde belirttiğim üzere bu yapı ile ilgili bildiğim herşeyi anlattım. Bu sebeple verdiğim bilgilerin bu örgütün çözülmesine yardımcı olacağını düşünüyorum ve etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istiyorum. 6 yaşında bir oğlum bulunmaktadır. Ailemden ayrı bulunmaktayım. Tutuksuz yargılanmayı talep ediyorum" demiş, Sanığın soruşturma evresinde ifadesini verdiği şahıslardan Cenk kod adlı örgüt üyesi ile alakalı teşhis kapsamında ek ifadesi alınmış,
SANIK C. BAŞSAVCILIĞININ 2017/25879 SAYILI SORUŞTURMASI KAPSAMINDA 08/03/2017 TARİHLİ EK İFADESİNDE: "Bana gösterilen albüm içerisinde bulunan fotoğraflardan birinin ... kod isimli şahıs olarak teşhis ettim, benim 08/02/2017 tarihli beyanımda geçen ... kod isimli şahıs bana gösterilen fotoğraflar arasında isminin bugün burada C.K. olduğunu öğrendiğim şahıstır. ... kod adlı C.K. isimli şahısla ilgili bildiklerimi ben 08/02/2017 tarihli ifademde belirtmiştim. Bu şahısın örgüt içerisindeki konumu, rolü ve benden olan talepleri ile ilgili benim ilave edeceğim başka bir şey bulunmamaktadır. Benim 08/02/2017 tarihli ifademde geçen ... kod isimli şahısın fotoğrafına ise bana gösterilen albümde raslayamadım. Savunmam bundan ibarettir" demiştir.
Sanığa istemi üzerine CMK'nın 150/1 maddesi uyarınca Baro marifetiyle müdafii tayini sağlanmış, savunması müdafii eşliğinde alınarak müdafiin hukuki yardımından yararlanması temin edilmiştir.
SANIK MAHKEMEMİZDEKİ 18/07/2017 TARİHLİ SAVUNMASINDA ÖZETLE: "Ben üzerime atılı suçlamaya ilişkin olarak 08/02/2017 tarihinde savcılık huzurunda vermiş olduğum etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilebilecek ayrıntılı ifademin içeriğini savunmam olarak kabul ve tekrar ederim, bu ek ifadem benim Ankara Başsavcılığına gönderdiğim 31/12/2016 tarihli dilekçem ekindeki 14 sayfadan ibaret el yazısı ile yazdığım beyanlarımı havi dilekçemin ayrıntılı olarak tutanağa geçirilmiş halidir, samimi beyanlarımdır, ben bu ayrıntılı beyanlarımda dini cemaat olarak bildiğim yapı ile hangi şartlarda ve nasıl tanıştığımı anlattım, hukuk fakültesini okurken, okuduktan sonra sınava hazırlık sürecini, hakimlik sınavını kazandıktan sonra adaylık dönemini, mesleğe kabulden sonraki safahati detaylı olarak anlatıp bu ifadelerimde yer, zaman ve olay belirtmek sureti ile somut bilgiler verdim, hakkında beyanda bulunduğum şahıslar ile ilgili soruşturma ve kovuşturmalar yürütülmektedir, ayrıca vermiş olduğum bilgiler yakalamaya elverişli bilgilerdir, ben 2011 yılının Ağustos ayı ile Mart 2015 tarihleri arasında Rize ili Çayeli ilçesinde görev yaptım, bu süre dahilinde bir yıl askerlik görevimi yaptım, askerden döndükten sonra esasen ki bu dönem 17-25 Aralık operasyonlarının olduğu döneme tekabül etmektedir, bu yapıdan soğudum, gidiş gelişlerim seyreldi, sohbetlerine nadiren katıldım, Şubat 2015 tarihinde öğretmen olan eşimin tayini Iğdır iline çıktı, eş birleştirmesi ile ben de Mart 2015 de Iğdır'a gittim, 3-4 ay görev yaptım, daha sonra 1 yıl Aralık ilçesinde çalıştım, Eylül 2016'da Küçükçekmece'ye tayin oldum, burada iken açığa alındım ve meslekten ihraç edildim, ben 2014 yılı Ekim ayında yapılan HSYK seçimlerinde aktif olarak çalışmadım, seçim çalışmalarına katılmadım, Bylock isimli programı seçimden kısa bir süre önce Ankara'da Demetevler'de buluştuğumuzda M.İ. isimli meslektaşım bluetooth yolu ile programı telefonuma göndermek sureti ile yükledim, ancak bu programı kullanarak ne mesaj attım ne de mesaj aldım, bu program üzerinden kimseyle görüşmedim, sadece kendisinden mesaj alabilirdim ancak onu da telefonuma eklememiştim, gelecek olan kayıtlar bu savunmamı doğrulayacaktır, özetle ben bu yapı ile sadece dini cemaat olarak bilindiği dönemde tanıştım, beyanlarım samimidir, hakkımda Bylock haricinde aleyhe hiçbir beyan delili, ihbar olmadığı bir dönemde kendiliğinden hür irademle örgütün yapısı, işleyişi, yapı içerisinde bulunan şahıslarla alakalı aydınlatıcı bilgiler verdim, bu beyanlarımın etkin pişmanlık hükümleri kapsamında değerlendirilerek hakkımda ceza tertip edilmemesini ve tahliyemi talep ediyorum" demiş,
SANIK ESASA İLİŞKİN SAVUNMALARINDA ÖZETLE; Etkin pişmanlık hükümleri kapsamında soruşturma ve kovuşturma evresinde mahkeme huzurunda verdiği ifade ve savunmaları aynen tekrar ettiğini, şu anda terör örgütü olarak vasıflandırılan yapıyla dini bir cemaat olarak bilindiği dönemde tanıştığını, ancak 17-25 Aralık 2013 tarihlerinde yapılan ve dönemin hükümeti ile Başbakanını itibarsızlaştırmaya yönelik operasyonlardan sonra bu yapıyla arasına mesafe koymaya başladığını, lakin o tarihte medya eliyle yapılan çarpıtmaların da etkisinde kalarak operasyonların kim tarafından hangi amaçla yapıldığını tam olarak çözemediğinden ötürü bağını birden koparamadığını, bu tarihten sonra en fazla 1-2 kez toplantılarına katıldığını, ısrarla davet edilmesine rağmen bir mazeret bulup katılmamaya çalıştığını, 2015 yılı Şubat ayında eşinin Iğdır'a öğretmen olarak atanmasıyla birlikte yapıyla irtibatını kopardığını, bu tarihten sonra sohbet toplantılarına katılmadığını, Yargıtay ... Ceza Dairesi'nin … (ilk derece) ve … sayılı ilamında belirtildiği üzere silahlı terör örgütü üyeliği suçunda manevi unsurun doğrudan kastın yanında suç işleme saiki ve amacı olduğunu, bu bağlamda örgüte giren kişinin girdiği örgütün başından beri suç işlemeyi amaç edinen bir örgüt olduğunu bilmesi gerektiğini, bir başka deyişle suçun sübutu için her şeyden önce örgütün Anayasal düzeni değiştirme amacının üye tarafından bilinmesi ve bu bilinçle faaliyette bulunmasının gerekli olduğunu, oysaki kendisinin yapılanmanın böyle bir nihai amacı olduğundan hiçbir şekilde bilgi sahibi olmadığını, nitekim terör örgütünün 15 Temmuz silahlı kalkışması yaşanana değin dış dünyaya yansıyan herhangi bir silahlı eyleminin söz konusu olmadığını, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun örgüt lideri hakkında … Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararını onayan kararıyla 2008 yılı itibariyle söz konusu yapının silahlı terör örgütü olmadığının yargı kararıyla tescil edildiğini, 2009 yılından itibaren söz konusu yapının faaliyetlerinin iç tehdit olmaktan yani Milli Güvenlik Siyaset Belgesinden çıkarıldığını, bu tarihten sonra ilk kez 29/04/2015 tarihinde yenilenen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ile söz konusu yapının "legal görünümlü illegal yapı" adı altında tehdit olarak nitelendirilip 21/10/2015 tarihinde "milli güvenliği tehdit eden terör örgütleriyle işbirliği içerisinde hareket eden PDY" olarak nitelendirilmiş ve ancak 26/05/2016 tarihinde terör örgütü olduğunun açıkça ifade edilmiş olduğunu, dolayısıyla içinde bulunduğu süre zarfında söz konusu yapı ve oluşum hakkında terör örgütü olduğundan bahisle verilmiş ve kesinleşmiş herhangi bir yargı kararı bulunmayıp, öte yandan devletin yetkili organlarınca bu yönde alınmış idari bir karar da bulunmadığını, nitekim devletin yetkili organları tarafından yapının tehlikeli olarak nitelendirilmeye başlandığı dönemden itibaren de söz konusu yapıyla irtibatını zayıflatmaya başlayıp bir süre sonra da tamamen ayrıldığını, kendisinin katıldığı dini içerikli sohbet toplantılarında terör faaliyeti olarak nitelendirilebilecek herhangi bir faaliyetin içinde bulunmadığını, buna tanık da olmadığını, Bylock'un delil olarak nitelendirilebilmesi için örgüt talimatıyla bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştırılacak verilerle tespitinin gerektiğinin belirtildiği, kendisinin ise bu programın Mehmet İlhan'a olan güveninden dolayı telefonuna yüklenmesine rıza göstermekle birlikte hiçbir şekilde kullanmadığını, seçim çalışmalarında da kullanmadığını, tüm bu hususlar ışığında üzerine atılı suçun sübuta ermediğini, suçun manevi unsurunun oluşmadığını beyanla beraatine karar verilmesini, mahkeme aksi kanaatte olursa TCK'nın 221/3 maddesi uyarınca etkin pişmanlık gerekçesiyle hakkında ceza tertibine yer olmadığına karar verilmesini istediğini ifade etmiştir." şeklinde beyana yer verilmiştir.
Bu durumda, davacının örgüt toplantılarına katıldığına, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının ceza soruşturması aşamasındaki kendi beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve ...luğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi gereken tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte tazmini ve özlük haklarının iadesi isteminin de reddi gerekmektedir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2.Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi gereken tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte tazmini ve özlük haklarının iadesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 29/03/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın