5. Daire 2017/2080 E. 2021/3662 K. — Danıştay Kararı :: Hukuk Asistan
Danıştay Kararı

5. Daire 2017/2080 E. 2021/3662 K. — Danıştay Kararı

5. Daire 2017/2080 Esas 2021/3662 Karar 15.11.2021
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2017/2080 E.,  2021/3662 K.

T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/2080
Karar No : 2021/3662

DAVACI : ...
VEKİLİ : Av. ...

DAVALI : ... Kurulu /...
VEKİLİ : Av. ...

DAVANIN KONUSU: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Meslek hayatı boyunca sicil fişleri ve terfilerinin hep üst düzey olduğu, hiçbir disiplin soruşturması geçirmediği, dava konusu kararların hukuki dayanağının bulunmadığı, 667 sayılı KHK ile getirilen düzenlemenin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunu etkili bir iç hukuk yolu olmaktan çıkardığı, hakkında disiplin soruşturması yapılmadığı, tarafına savunma hakkı tanınmadığı, dava konusu kararların gerekçesiz olduğu, hakkında isnat edilen suçlamalarla ilgili olarak bilgi ve belge bulunmadığı, hakimlik teminatına aykırı olan dava konusu kararların hakim ve savcıların azli mahiyetinde olduğu, davalı idarenin tarafsız olmadığı, adil yargılanma hakkının, ifade özgürlüğünün, ayrımcılık yasağının, özel yaşamın gizliliği ve suç ve cezaların şahsiliği ilkelerinin ihlal edildiği ileri sürülerek, dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu işlemin dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinde yer alan "mensubiyeti veya iltisakı yakut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" ibaresi ile "meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir" ibaresinin ve "Yürürlüğün Durdurulması" başlıklı 10. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NUN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI ...'NUN DÜŞÜNCESİ : Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen ... tarih ve ... sayılı karar ile bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında aynı Kurul tarafından verilen ... tarih ve ... sayılı kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle davacının yoksun kaldığını ileri sürdüğü özlük haklarının iadesi ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ile tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası'nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtılmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.
22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir.
Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu Genel Kurul kararlarında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Diğer taraftan, dava konusu Genel Kurulu kararlarının davacıya ilişkin kısımlarında hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu nedenle meydana geldiğini ileri sürdüğü kayıplarının tazminine de olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinde yer alan "mensubiyeti veya iltisakı yakut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" ibaresi ile "meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir" ibaresinin ve "Yürürlüğün Durdurulması" başlıklı 10. maddesinin Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmeyerek gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesinin(ilk derece) ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 11 yıl 21 ay 27 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."

3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı Hakimler ve Savcılar Kurulunun savunma dilekçesi ekinde yer alan fakat savunma dilekçesi ile birlikte dosyaya sunulmayan CD'nin davalı idarenin üst yazısı ile dosyaya sunulması üzerine, Dairemizin 03/07/2018 tarihli ara kararıyla anılan CD'nin davacıya tebliğine karar verilmiş, CD içeriği bilgi ve belgelerle ilgili olarak cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını dosyaya sunabilmesi için ara kararının tebliğinden itibaren davacıya otuz (30) gün süre verilmiştir.
Bu kapsamda, Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından dosyaya sunulmuş olan ve davacı hakkında ilave bilgi ve belgeleri içeren 15/08/2018 ve 25/06/2019 tarihli ek beyan dilekçeleri ve ekleri, 16/10/2019 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya otuz (30) gün süre verilmiştir.
Yine bu kapsamda, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğinin 14/02/2020 tarihli yazısı ekinde dava dosyasına sunulan davacı hakkında düzenlenmiş "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları" 28/05/2020 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on (10) gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."

Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı ... kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemlerin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından ... Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da ... adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. … ... abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “... isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …..., hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …... bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra ..., bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada ... kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.

ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
a-1) Davacıya ait ByLock bilgisi:
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş üç ayrı "ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporu" ile iki ayrı "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" yer almaktadır.
Dava dosyasına sunulan ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporlarının incelenmesinden; davacının tespit edilen GSM aboneliğinin ..., tespit edilen cihaza ait IMEI numaralarının ... ve ..., USER ID numaralarının ... ve ..., tespit edilen ilk tarihin ise 11/08/2014 olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Bununla birlikte dava dosyasına sunulan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları incelendiğinde; ilk Tutanakta, "ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında davacının adı ve soyadı ile birlikte ID numarasının "...", kullanıcı adının "...", şifresinin "..." olduğu, "ID'yi Ekleyenlerin verdikleri İsimler" başlığı altında davacıyı N.D. isimli kişinin "..." olarak kaydetmiş olduğu görülmektedir. Davacı hakkında düzenlenen ikinci ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında ise, davacının adı ve soyadı ile birlikte ID numarasının "...", kullanıcı adının "...", şifresinin "...", adının "..." olduğu, "ID'yi Ekleyenlerin verdikleri İsimler" başlığı altında davacıyı İ.A. isimli kişinin "...", N.D. isimli kişinin "...", H.Y. isimli kişinin "...", ... ID numaralı ByLock kullanıcısının "..." ve E.Y. isimli kişinin ise "..." olarak kaydetmiş olduğu görülmektedir.
Öte yandan, davacının, ceza yargılamasının yapıldığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; "...sanığın(davacının) kullandığını kabul ettiği ... nolu GSM hattının ..., ... imei nolu cihazlarda kullanıldığı, dosya kapsamına alınan HIS -CGNAT verilerine göre ... nolu GSM hattı ile ByLock programı veri tabanına erişim sağladığına dair toplam 4899 adet sinyal kaydının bulunmakla ... nolu hedef IP ile oturum açıldığı... HTS kayıtları ile CGNAT kayıtlarının birbirini birebir doğruladığı,... İddianame ekinde gönderilen ve kavuşturma aşamasında da dosya arasına alınan (... ID) ve (... ID ) ye ait tespit ve değerlendirme tutanaklarının incelenmesinde; ... ID nolu bylock hesabına ait tespit ve değerlendirme tutanağına göre;kullanıcı adı: ..., şifre: ..., son online tarihi:... 04:31:29 olduğu; ... ID'yi ekleyenlerin verdikleri isimler (Roster) kısmında ; HSK' nın örgüt sorumlusu olduğu anlaşılan N.D.'nin ... ID'de ... ID'yi "..." olarak kodladığı, ... ID nolu (..., sbn, sbn, ...) bylock kullanıcısı Dairemizde yargılaması yapılan Ş.I. ile sivil imam olduğu anlaşılan ... ID yi kullanan E.Y.'nin de ... ID noyu kendisine ekledikleri, ... ID nolu bylock hesabında da ... ID ile N.D., ... ID ile Ş.I., .... ID ile E.Y.'nin ekli oldukları, Kurucusu N.D. (... ID) olan "..." grubunda ... ID ile İ.H.Ş., ... ID ile T.G., ... ID ile İ.Z., ... ID ile Ş.I., ... ID ile A.B., ... ID ile ..., ... ID ile M.K.'nın kayıtlı olduğu anlaşılmış, N.D.'nin bu gruba çok sayıda mail gönderdiği bylock hesabının incelenmesinden anlaşılmıştır.
... ID nolu bylock hesabına ait tespit ve değerlendirme tutanağına göre; kullanıcı adı: ..., şifre: ..., adı: ..., son online tarihi:... 00:31:14 olduğu, kullanıcı adının "..." olarak; nüfusa kayıtlı olduğu Çankırı ilinin plaka kodu olan 18 ile doğum yeri olan Ankara ilinin plaka kodunun ardarda yazılmak suretiyle oluşturulduğu, şifresinin ..., adı:... olarak belirlendiği bu adın ... ID numaralı ByLock içeriğinde de aynı olduğu, ... ID'yi ekleyenlerin "... BEY, ..., ... abi, aber, ... abi??? ismini verdiklerinin belirlendiği, bu aşamada ... ID ile bağlantılı olarak her iki hesabı ekleyenlerin ortak olarak "... " olarak kodladıkları, ... ID'yi ekleyenlerin verdikleri isimler (Roster) kısmında ; İ.A. (... ID)'nın "... BEY", N.D.(... ID) nin "...", E.Y. (H.Y.) (... ID) nin "... abi", ... ID nin "aber" olarak yazılmakla sanığın(davacının) isim ve soy ismi ile uyumlu şekilde kodlandığı; N.D.'nin kurduğu "..." grubunda ... ID (M.Ş.), ... ID (M.K.Ö.), ... ID (K.T.), ... ID (Ş.I.), ... ID ile sanık ...'nun kayıtlı olduğu, adı geçen isimlerin eski HSK üyeleri olup Dairemizde yargılandıkları anlaşılmıştır.
Bu verilere göre ; ... ID ve ... ID'nin diğer bylock kullanıcıları tarafından "... BEY", "...", "..." şeklinde kodlanmasında her iki bylock hesabının aynı kişi tarafından kullanıldığı, ... ID yi ekleyenlerin "berber abi", "aber" şeklinde sanığın(davacının) isim ve soy ismi ile örtüşür şekilde kodlanması, bu ID nin ekli olduğu gruplar ve mesaj içeriklerinin değerlendirilmesinden ... ID ve ... ID nolu bylock hesaplarının kullanıcısının sanık(davacı) olduğu anlaşılmış; sanığın(davacının) inkara yönelik savunmalarına itibar edilmemiş ve örgütün talimatı ve örgütsel amaç ile kullanmak üzere kripto haberleşme programı olan bylock programını telefonuna yükleyip, aktif ve yoğun olarak kullandığının sabit olduğu kanaatine varılmıştır..." şeklinde tespit ve değerlendirmelere yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından; söz konusu "ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporları" ve "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları" ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacı hakkında düzenlenen bahse konu Raporlar ve Tutanaklar ile Ceza Mahkemesi kararında yapılan tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden; davacının "..." ve "..." ID numaralarıyla ve bir kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.

a-2)Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışmaları:
Dava dosyasına sunulan ... ID ve ... ID numaralı ByLock kullanıcılarına ait ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları incelendiğinde, anılan ByLock kullanıcılarının yazışmalarında şu şekilde mesajların geçtiği görülmüştür:

... (N.D.) ... (A.B.)
...:46:01 ...:02:50
...inki arıza yapmışta aynı olabilir diye düşnüyorum

... (N.D.) ... (A.B.)
...:25:52 ...:26:28
Kerimi görebilirmisiniz ...ide bir akşam çağırsa onlarda beraber olsak

... (N.D.) ... (Ş.I. - Kahramanlar grubunda)
... 21:21:51 ... 06:01:26
... abinin tabletini vermem lazım nasıl ulaştırayam sorabilirmisiniz

... (N.D.) ... (Ş.I. - Kahramanlar grubunda)
...:59:35 ...:02:34
Abi M beyede söyledim ama sizde hatırlatırsanız sevinirim: 1K bey tabletini göndersin onada yardımcı olalım 2... beye hat buldum birkaç güne göndereceğim inş. 3Not olarak gönderdiğim canlı bomba olayı. Abiler eşleri ve çocukları bu ara kalabalık yerlere gitmeseler mümkün olduğunca işten eve gidilip gelinse evde kalınan zamanı da dua ile değerlendirilse. 4Mesleğe kabulde aleyhe oy kullanacağınız birisi varmış onun isminide gönderdim ama daha zamanı var inş bir fırsat olursa görüşürüz.

... (N.D.) ... (Ş.I. - Kahramanlar grubunda)
...:49:53 ...:40:22
tmm abi ... bey işe geliyormu

... (N.D.) ...(C.K.)
...:39:23 ...:39:39
birde bizim ... abinin kızı 8. sınıf onada sizin oradan öğretmen ayarlayabilirmiyiz durmunuz nasıl

... (N.D.) ...(C.K.)
... 19:42:14 ... 01:42:35
abi burada (lojman) çok insan ders konusunda bizim daha önce çalıştığımız hoca ile konuşuyor bunları size yönlendiremiyoruz

... (N.D.) ...(C.K.)
...:42:30 ... 01:42:35
yönlendirebilirmiyiz

... (N.D.) ...(C.K.)
...:46:04 ... 01:46:08
tmm abi iyi bir matematikçi bayan varsa c.tesi pazar ... ebinin evine gönderecek şekilde

... (N.D.) ...(C.K.)
...:52:15 ... 01:52:36

abi 8. sınıf kız çocuğu sadece mat. istiyor ama ilerde diğerleride verilebilir

... (N.D.) ...(C.K.)
... 19:52:35 ... 01:52:39
eğer uygun olursa abiyle sizin oraya gelebiliriz

... (N.D.) ...(C.K.)
...:54:12 ...:54:16
yok Çankaya tarafında oturuyor

... (M.K.) ...
2015-12-07 20:43:28 2015-12-08 02:44:27
Görüstügmüz tüm yabancilara: 1-Ceza evindeki yargi mensuplarino

... (M.K.) ...
2015-12-0720:44.59 2015-12-08 02:44:.03
2-HSYK da YBP ci olmayan üüleleri ziyaret etmeleri saglanmali

... (M.K.) ...
2015-12-0720:45:41 2015-12-08 02:45:46

özellikle M.S. ve ...nu ziyaret etmeleri saglanmali

... (M.K.) ...
2015-12-07 20:46:07 2015-12-08 02.46.10

Bakanlik çoğu kez muhalif üyelerle görrüstürmüyor

Davacı tarafından, söz konusu yazışma içerikleri ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Diğer yandan, yukarıda ayrıntısına yer verilen yazışma içerikleri ile ilgili olarak davacının ceza yargılamasının yapıldığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin (İlk Derece), ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; "... mail içeriklerine bakıldığında; yukarıda sanığın (davacının) kullandığı kabul edilen (... ID) ve (... ID) nolu bylock hesaplarının tespitlerinde yer alan ve "..." ve "..." grupları hakkında yapılan değerlendirmeler uyarınca; mesaj içeriklerinin bu grup içerisinde olanlar arasında olması, ... (M.K.) ve ... ID arasında geçen mesajda açıkça sanığın (davacının) soy isminin geçmesi karşısında; dosyada delil olarak sunulan hakkında örgüt üyesi veya yöneticisi olma suçundan dava veya iddia bulunan bu kişilerin bylock mesaj ve mail içeriklerinde sanığın isminin (davacının) kod olarak geçtiği, "..." denilerek sanığın(davacının) kast edildiği bu şekilde hiyerarşik yapıya dahil olduğu anlaşılmıştır.
.." şeklinde tespit ve değerlendirmelere yer verildiği görülmüştür.
Yukarıda yer verilen davacıya ait ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları, davacıya ait hizmet belgesi ve UYAP sistemi üzerinde yer alan davacıya ait aile nüfus kayıt örneği birlikte incelendiğinde; davacının Çankırı İli (18 il plaka koduna sahip) nüfusuna kayıtlı olduğu, 09/03/2002 doğum tarihli Z.B. isimli bir kız çocuğunun bulunduğu, meslekten çıkarılmadan önce HS[Y]K üyesi olarak görev yaptığı, bunun yanında söz konusu Tutanaklarda kullanıcı adının "..." ve "..." olduğu, ayrıca davacının diğer bazı ByLock kullanıcıları tarafından bu kullanıcı ismiyle uyumlu olacak şekilde (... ID numaralı N.D. isimli kişi dahil olmak üzere) "...", "... BEY", "...", "... abi???" olarak kaydedilmiş olduğu görülmektedir.

Sonuç olarak, davacının, ByLock kullanıcı adına (...), soyadına (...) ve görevi (HSK Üyeliği) ile görev yerine (HSK) açıkça yer verilen ve örgüt içerisinde aktif bir konumda olduğunu gösteren yukarıdaki yazışma içerikleri, davacı hakkında işbu dosya kapsamında aktarılan diğer tespitler ile ceza yargılamasındaki tespitlerle bir arada değerlendirildiğinde, davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.

b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.H.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "... Bu belirlenen adaylardan bazılan çıkarılarak başka adaylar konuldu. Ben bu adaylar arasında T.G., ..., A.K., kocasından dolayı N.Ö., Fetullah Gülen cemaatinin adayı diye listeye girdiğini biliyorum... İdari yargıda ise A.K.'nin ısrarı ile B.E. listeye girdi. Fetullah Gülen cemaati adayı olarak da ..., R.Y.'nin girdiğini biliyorum... Ben yeni HSYK seçimleri sırasında ..., A.K., N.Ö. ve T.G.'nin cemaat adaylan olduğunu biliyordum. Seçim sonuçlan açıklandıktan sonra İ.O. bana Ö.K., H.S. ve R.Y.'nin de Fetullah Gülen cemaatine yakın kişiler olduğunu söyledi. Ben bu durumda cemaatin kurul içerisinde etkin olacağım anladım. Daire seçimleri sırasında A.K. 1. Dairede Cumhurbaşkanının seçtiği R.A.'nın görev almasını istiyordu. Ancak Fetullah Gülen cemaatine yakın olan ..., A.K., T.G.'nin ısrarla Cumhurbaşkanlığı taralından seçilen B.Ç.'nin bu dairede görev almasını istiyorlardı... Bu yemekte belirlenecek Yargıtay ve Danıştay üyelerinin isimlerinin de çalışmasının yapılacağım biliyorduk. Bu amaçla ben, İ.O., T.G., N.Ö., Ö.K., H.S., A.K., ..., R.Y., B.Ç., B.E. M.K.'nın evine gittik. Eve gittiğimizde biz kurul üyeleri dışında o dönem tetkik hakimi olduklarım bildiğim Fetullah Gülen cemaati mensuplan olduklarım da bildiğim S.Ö., Ö.A., A.B., N.D. ile genel sekreter yardımcıları M.B. ve E.D.'nin olduğunu gördük. Tetkik hakimlerinin bu evde konuşacağımız konu nedeni ile bulunmalannm uygun olmadığım söyledim. Hatta İ.O. ile B.E. de bu konuyu dile getirdi. Bu konuşmalardan sonra T.G. bizlere bu arkadaşlar Yargıtay'ı en iyi büen arkadaşlar, bu nedenle çağırdık dedi. Ancak bu hareketin Fetullah Gülen cemaatinin bize bir emrivakisi olduğunu bu şekilde anladık... Yargıtay tetkik hakimlerinin ismi geçince evde bulunan cemaat mensubu tetkik hakimler ile Fetullah Gülen cemaat mensubu olan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri bu kişi hakkında olumlu veya olumsuz görüş belirtiyorlardı. Ancak olumlu belirttiklerinin hep cemaat mensubu olduklarını da gördüm. Cemaat mensubu olmayan ancak seçtirmek istediklerini anladığım tetkik hakimleri hakkında da olumlu konuşuyorlardı. Bu şekilde hakim ve savcıları belirledikten sonra, cemaat mensubu olan kurul üyeleri belirlenen kişilerin kaç kişi olduğunu saymak istediler. Ancak İ.O., ben ve B.E. sayılmaması gerektiğini ve bu şekilde anlaştığımızı belirttik. Bu belirlenen isimlerin Fetullah Gülen cemaatinin istediği isimler olduğunu biz bu şekilde öğrenmiş olduk. Bizim bu karşı çıkmamıza rağmen belirlenen hakim ve savcılar sayıldı. Sayının 80 civarında olduğu anlaşıldı. Bunun üzerine toplantıda bulunan Fetullah Gülen cemaatine mensup kurul üyesi ... ile birlikte S.Ö., Ö.A., M.K. evin holüne doğru gittiler, yaklaşık 3-4 dakika sonra geri geldiler. ... bize dönerek "hoca efendiye danışılmış, arkadaşların 140'tan aşağı razı olmaması gerektiğini" belirten söz sarfetti. Ben, B.E. ve İ.O. bu hususa karşı çıkıp hoca efendi bu sayıya niye karışıyor, okullara baksın dedim, ancak bu sözüme ... sert bir şekilde cevap verdi. Tartışma başladı, hatta N.Ö. kapıyı çarparak evi terketti... Kurul üyesi olduktan sonra Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimine kadar cemaat toplantıları olmadı. Bu üyeliklerin seçiminden sonra genel sekreter M.K.'nın yerine gelen M.B. cemaat toplantılarını ve sohbetlerini düzenlemeye başladı. M.B.'nin çağırışı üzerine biz sohbet yapılacak bir kurul üyesi arkadaşın evine gidiyorduk. Bu sohbetlere İ.O., ..., ..., ... ile HSYK genel sekreteri M.B. ile HSYK genel sekreter yardımcısı E.D. katılıyordu. Bu sohbetler çoğunlukla yemekli oluyordu. Bu sohbet toplantılarına eşler katılmıyordu. Sohbet toplantıları daha önce katıldığım Fetullah Gülen cemaat toplantıları ve sohbetleri şeklinde değil, daha çok dini sohbetler, Fetullah Gülen sohbetleri şeklinde gelişiyordu. Bu sohbetlerde Risalei Nur okunmuyordu, Fetullah Gülen'e ait sohbetlerin yer aldığı cd'ler izlenmiyordu. Namaz kılmada bu sohbetlerde topluca yapılmazdı. Ancak sohbetlerin Fetullah Gülen cemaati sohbetleri olduğunu hepimiz bilirdik... 17-25 Aralık 2013 tarihinden sonra Fetullah Gülen cemaat mensuplarının yargı içerisinde hukuka aykın eylemlerde bulundukları gündeme gelince ben, B.E., İ.O. ve A.A. bir araya geldik, ne yapabiliriz diye düşündük. 1. Dairede cemaatin etkinliğinin kırılmasi gerektiğine kanaat getirdik. Cemaat mensubu olmayan kurul üyelerinin verdiği oylar ile genel kurul kararı alarak 1. Dairede görev yapan ve Fetullah Gülen cemaat mensubu B.Ç. ile ...'nu diğer dairelerde görevlendirdik..."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan B.E.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/12/2016 tarihli ifade tutanağı: "... 2010 HSYK seçimlerinde örgütlü bir yapı olarak YARSAV’ın ortada duruyor olması nedeniyle bunun karşısında hareket edecek bir birlikteliğe ihtiyaç vardı. Müsteşar A.B. Bey bizi odasına çağırdı. Odada müsteşar yardımcıları vardı... Gelen isimler içinde H.K., E.T. ve İ.T. üzerinde bir yoğunlaşma vardı. Cemaat yanlısı arkadaşlar ise ..., Y.Ç., İ.A., V.B. gibi isimleri ön plana çıkarıyorlardı... Cemaatin ön plana çıkardığı adaylardan ise ...’nun üzerinde bir yoğunlaşma vardı. Bu kişinin hem kendi çevresinde hem de Danıştay’daki sosyal demokrat çevre arasında sevildiği ve oy alabileceği söyleniyordu... Ben de idari yargıdaki aday arkadaşların beşiyle birlikte haftada bir bakanlıkta buluşuyor, bu söylentilerden bahsediyor ve olayın aslını öğrenmeye çalışıyordum. Bu yapıya mensup olan ... ve R.Y. de bu iddialar karşısında çok şaşırmış gibi yapıyor ve bu iddiaları şiddetle reddediyorlardı. Kesinlikle böyle bir durumun olmadığını, aramıza nifak sokmak ve birbirimize düşürmek için böyle söylentiler çıkartıldığını ifade ediyorlardı. Biz de bu beyanlara itibar ediyor ve yeniden birlikte hareket etmek ve hepimiz için oy istemek üzere sözleşiyor ve ziyaretlerimize devam ediyorduk. Nihayet seçimler yapıldı ve birlikte hareket ettiğimiz arkadaşlar seçimi kazandılar. Ancak seçim sonuçlarında bir tuhaflık vardı, malum yapıya mensup arkadaşların tamamı seçimi asil olarak kazanmış, birlikte hareket ettiğimiz ve teşkilatta çok sevildiğini düşündüğümüz diğer arkadaşların çoğunluğu (İ.A. ve İ.O. dışında) yedekte kalmıştı... CEVABEN: Kurulda blok halinde bu yapıyla birlikte hareket eden 8 üye vardı. Adli yargıdan 5 üye, bunlar H.S., N.Ö., T.G., A.K. ve Ö.K.'ydı. (Ö.K. %60-70 oranında) İdari yargıda; ... ve R.Y. bir de sayın Cumhurbaşkanımız tarafından seçilen üyelerden Prof. B.Ç. Bütün kritik konularda bu 8 üye birlikte hareket ediyordu... O dönem bu bağlamda yapılan çalışmalar devam ettiği sırada ben bakanlıktan ayrılmıştım. Zaten ifademin seyri içerisinde somut olaylar ve sorulara ilişkin tanıklıklarımda da isimler geçmiştir. Yine de ben gözden kaçabileceği düşüncesiyle özellikle 2012 yılına kadar yaptığım gözlemlere dayanarak bu yapı içerisinde önde ve aktif olduklarını düşündüğüm isimleri ayrıca belirtmek istiyorum. Bu kişiler;.. Danıştay’da; ... ..., ..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan C.U.'ya ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "...Şüpheliye 2010 HSYK seçimlerinde cemaatin tavrının nasıl olduğu hangi adaylara ne şekilde oy verilmesi yönünde talimat iletildiği soruldu... Liste belirlendiğinde cemaatin adayı olarak bizim bildiğimiz ..., R.Y. ve B.E. dışında diğer muhafazakar H.K. ile ülkücü kanattan İ.T. görünüyordu... Şüpheliye 17/25 Aralık süreci ile gelişen olaylarda cemaatin yargı mensuplan nezdindeki emir ve talimatları ile sonrasındaki olaylar soruldu;... Bu dönemde HSYK 1. Dairesinin yapısında bir değişiklik oldu. ... ile H.K.'nin yer değiştirmesi sonucunda o yaz kararnamesinde cemaat mensubu olduğunu bildiğimiz pek çok hakim savcı yer değişikliğine tabi tutuldu... Şüpheliye 2014 HSYK seçimlerinde cemaatin ve kendisinin hareket tarzı, cemaat adayı oldukları anlaşılan ancak seçime bağımsız giren adaylarla ilgili yapılan çalışmalar soruldu; 2014 HSYK seçimlerinde Yargıda Birlik Platformu 5 aday ile, Yarsav 3 aday ile ortaya çıktı. Cemaat adına ise yine 5 bağımsız aday vardı. Hatırladığım kadarıyla başka herhangi bir aday yoktu. Dolayısıyla cemaatin desteklediği isimler 5 bağımsız aday idi. Bunlar ..., S.K., M.Ş., E.D.D. ve A.B. idi..."
Zabıt katibi olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan G.G.'ye ait, Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/08/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "...2011 yılı Mart ayında HSYK da başladım... Ben HSYK'ya geldiğimde direk terfi bürosunda çalışmaya başladım. Ben Ankara'ya geldiğimde halamın oğlu olan F. beni karşıladı, bu örgütün evi olarak bildiğim evde kendisi ve 5-6 kişi kalıyorlardı bende bekar olduğum için bende o evde misafir olarak kalmaya başladım... O zaman HSYK'da konuşulan kendi büromuzda kendi arkadaşlarımız arasında A.H., B.Ç., İ.O., T.G., N.Ö., İ.A., ... ve H.S.'nin cemaatçi olduğunu kendi aramızda ve personel arasında konuşuluyordu, bunu da şoförler de söylüyorlardı..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.Ç.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı: "...Ben 2010 yılı HSYK seçimleri sürecinde Antep'te görevliydim. Seçim öncesi Ankara Cebeci'de bulunan bir evde T.K., ben ve N.K.'nin bulunduğu bir ortamda M.B. ve ... seçimlerde nasıl oy kullanacağımıza ilişkin talimatların bize T.K. tarafından iletileceğini bildirdiler ve bunun sonucunda biz; H.K. ve İ.T.'nin yerine İ.K. ve Ö.F.A.'ya oy verdik. Bu şekilde bu yapıyla ilişkili olmayan adayların seçilmesini önledik... 2014 yılı HSYK seçim sürecini anlatınız... 17/25 Aralık sürecinden sonra İzmir'de bize sohbet abiliği yapan İ.'nin evine ... geldi ve HSYK seçimlerinin çok önemli olduğundan bahsetti. Bu süreçte herkesin; cemaat yapılanması içerisinde bulunmayan bütün tanıdıklarını her hafta mııtad şekilde arayarak ve mümkünse ziyaret ederek arkadaşlık ilişkilerini sıcak tutmasını ayrıca bu kişilere hediyeler alınarak gönüllerinin hoş edilmesini söyledi... Seçime kısa bir süre kala Ankara ilinde F.A.'nın evinde bir toplantı yapıldı, bu toplantıya A.A., A.O.A., O.S. ve Y.K. katıldı. Bu toplantıda; bütün dönemin listesi tepegöze yansılatılarak kimlerin paralel yapıya müzahir HSYK üye adaylarına oy vereceği konusunda çalışma yapıldı. Devamında, bu yapıya müzahir HSYK üye adaylarından ...'nun haricindekiler Muğla'ya ziyaretlerde bulundular ve bu şahısları mahkemede hakim arkadaşlara takdim ettik..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.E.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "... 12 Ekim 2014 HSYK seçim sürecisini anlatınız:... Seçim sürecinde F.E. yanıma gelerek beni bir yere yemeğe davet etti ve Ostim tarafında bir restorantta ..., D.T., S.A. ve F.E. ile beraber yemek yedik. ... yemek esnasında HSYK seçimlerine ilişkin bir konuşma yaptı ve bağımsızların çalışmalarına destek olmamızı istedi. Ben bu konuşmayı soğuk karşıladım, bunun üzerine ... bana konuşmalarını neden soğuk karşıladığımı sordu, ben ise bir sıkıntının olmadığım söyledim. ... benden açık oy istedi. Ben ise desteği geçiştirerek inşallah dedim ve ayrıldım. Bu düzenlenen yemekte ki herkes bu örgüte mensup kişilerdi..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.G.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/07/2016 tarihli ifade tutanağı: "... ... idari mahkemesi başkanlığına 2013 yılı yaz kararnamesinde atandım. Mahkeme başkanlığına atanmadan önce H.K. benimle görüşmüştü. Başkanlık verileceğini söylemişti. Mahkeme başkanlığına atandıktan sonra ben bunu birkaç yerde söyledim. Y.Y. beni aradı. ...'nun bu söylediğime çok kızdığını, beni başkan yapmak için ...'nun ve onunla birlikte hareket eden Fetullah Gülen grubundan kişilerin başkan yaptığını, referans olduklarını, böyle söylememem gerektiğini anlattı. Ankara’da ziyarete geldiğimde ... bana bu yüzden soğuk davrandı..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.C.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "...CEVABEN: Ben asla kararname taslağını hiç kimseye sızdırmadım. Bunun dışında kararname içerisinde hiç bir şekilde kötü niyetli bir işlem ya da değişiklik yapma imkanım olmasına rağmen yapmadım. Aynca şunu da belirteyim ki ben HSYK üyelerinden cemaat mensubu olarak bilinen hiç kimseyle hiç bir zaman ve hiç bir yerde görüşmüş değilim. R.İ.B. ile görüşmelerimizde kendisinin cemaat mensubu olduğunu söylediği HSYK üyeleri ..., T.G., N.Ö., A.H., R.Y.'dir..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.E.'ye ait, Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/06/2016 tarihli ifade tutanağı: "... Bu esnada 2014 yılında ki HSYK seçimlerine 5 - 6 ay kadar kala E. veya K.'nin arayıp hiç buralara gelmiyorsun diyerek davet etmeleri üzerine Ankara'ya gittim, Cebeci metrosuna kadar gelmemi söylediler sonra da Danıştay Tetkik Hakimi olan dönem arkadaşım S.D.'nin evine götürdüler, gittiğimde bu evde bizden başka yaklaşık 15 kişi daha olduğunu gördüm, benim daha öncesinde böyle bir toplantıdan kesinlikle haberim yoktu, hatırladığım kadarıyla M.A.K, ... de vardı, bunların haricinde yine dönem arkadaşımız olduğunu hatırladığım bir kaç kişi daha vardı ancak şu an isimlerini hatırlayamıyorum. Biz buradayken HSYK Üyesi ... da geldi, orada çok fazla süre beraber kalmadık ancak bize kendisi de dahil cemaatin desteklediği bağımsız adaylar lehine çalışmalar yapmamızı, il il gezip tanıdığımız bütün arkadaşları ziyaret etmemizi söyledi, hatırladığım kadarıyla tek tek adaylardan bahsetmedi ancak zaten kimleri kastettiği hepimizce biliniyordu, daha sonra Fethullah Gülen'in yanına giden birisinin kendileri için dua istediğini söyledi devamında da biz kimiz ki Fethullah Gülen bize dua etsin diyerek ağladı. ... ayrıldıktan sonra yine benzer minvalde İ.A. da konuşma yaparak seçimde çalışma yapmamızı söyledi, daha sonra biz oradan ayrıldık..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.T.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "...CEVABEN: Ben de HSYK üyesi seçildikten sonra HSYK içinde oluşturduğumuz cemaat grubu sohbetlerine devam ettim. HSYK üyeliği sırasındaki sohbet grubumda ..., M.K.Ö., Ş.I. ve M.Ş. yer almaktaydı. Bu grubun abisi ise N.D. İdi... CEVABEN: Bu istek üzerine aynı akşam M.K.Ö.'nün evine gittim. Eve gittiğimde Fetullah Gülen cemaati mensubu olan HSYK üyeleri ..., M.Ş., Ş.I. ve M.K.Ö. de ordaydı. ... ve M.Ş. İdari Yargı İlk Derece Hakimleridir. Bunlar arasında yapılan seçimle gelmişlerdir. Bu iki kişi de cemaatin adayı olmalarından dolayı İdari Yargıda yapılan seçimlerde Fetullah Gülen cemaati mensuplarının verdiği oy ile seçilmişlerdir... CEVABEN: Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Genel Kurulu üyeleri ben, ..., M.Ş., Ş.I., M.K.Ö.'nün Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğumuzu bildiklerinden ve cemaat mensubu yargı mensuplarının verdiği oylar ile seçildiğimizi bildiklerinden dairede görev yapacak kişilerin seçilmesinde daha pasif gibi görünen 2. ve 3. Dairede görevlendirilmemiz doğrultusunda oy kullandılar... CEVABEN: Ben mit tırları olayları ile ilgili bazı yargı mensupları hakkında soruşturma izni verilmesi yönünde oy kullanınca, cemaat mensubu olan diğer üyeler ... ve Ş.I. cemaatin talimatı doğrultusunda aykırı oy kullanıp muhalefet şerhleri yazmaya devam ettiler..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.Y.'ye ait, Akşehir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "... Şu an kendi isteğim ile FETÖ Örgüt yapılanması hakkında bildiğim herşeyi anlatacağım. Bu konuda 27/10/2016 tarihinde dilekçe yazmıştım. Somasında da 29-31/10/2016 tarihinde bilgi vermek istediğim konusunda dilekçelerim olmuştu. Bu sebeple FETÖ Terör Örgütü hakkında bildiğim herşeyi anlatmak istiyorum. Anlattıklarımda FETÖ örgütünün yapılanması, yapının çözülmesi konusunda faydalı olacaktır... Tüm edindiğim bilgi, deneyim ve tecrübelerimden son 5 yılın hakim ve savcılarının Türkiye imamının kartal kod ismini kullanan ve Yargıtay Tetkik Hakimliğinden, Yargıtay üyeliğine seçilen İ. isimli şahıstır.(soyadını hatırlamıyorum - sicili ...-... arasıdır). Bunun yardımcıları eski Yargıtay Ceza Dairesi Üyesi A.T., HSYK eski Genel Sekreteri M.B., Adalet Akademisi eski Başkam H.Y.'dir. Yargıdaki tüm FETÖ örgütü yargı planlamalarını bu isimler yapmıştır. Bu kişilere geçmiş dönem HSYK üyeleri N.Ö., Ö.K., A.H., ..., İ.O., H.S., T.G., A.K. ve sonradan HSYK üyeliğine seçilen ve Bakanlıktaki işleri yürüten M.K.Ö., Aile Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı da yapan hakim H.K. yardımcı olmaktadır..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.G.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/12/2016 tarihli ifade tutanağı: "...Ben, Amerika'da bir yıl kadar kaldıktan sonra 2013 yılında Türkiye'ye geri dönüp, Ankara'da aynı mahkemede bir yıl kadar çalıştım. Bu süreçte de İ.A.'nın organize ettiği sohbetlere katılmayı sürdürdüm. Bu sohbetlere S.T., M.A., Ö.B. ve M.T. isimli idari hakimler katılmakta idi. Ayrıca bir sohbetimize HSYK üyesi olan ... da katılmıştı..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ç.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/11/2016 tarihli ek ifade tutanağı: "...Bu arada şunu belirtmek İsterim ki Danıştay idari katında çalışan tetkik hakimleri olarak aralıklı olarak sohbetler yapılmaktaydı. Ben de bu sohbetlere katılıyordum. Sohbetler esnasında Fethullah GÜLEN'in kitapları okunmaktaydı. Bu toplantılar esnasında iletilecek önemli notlar o gün toplanan sohbet grubunun abisi tarafından iletilmekte idi. Hatta bu notlar mahrem sınıflarda görev yapan kişiye verilen ve bir kaç şifrelemeden sonra açılabilen bilgisayarlar üzerinden okunmaktaydı. Bu toplantılardan hatırladığım birisi 2014 yılı HSYK seçimlerinden hemen önce olandır. Bu toplantıya ben ve benimle aynı katta görev yapan idari yargı hakimleri Y.A., Y.K., V.Y., İ.B. isimli kişiler katıldılar. Bu toplantının sorumlusu Y.A., toplantı esnasında seçimler ile ilgili tanıdıkların ziyaret edilmesini, idari yargıdan HSYK üyeliğine aday olan M.Ş., S.K., A.B., E.D.D., ... isimli kişilere oy verilmesine ve aynca buna yönelik de çalışma yapmamızı istedi. Ancak ben HSYK seçimleri ile ilgili o dönem bağımsız olarak adlandırılan, ancak cemaatin adayı olarak bildiğimiz kişilere oy toplama çalışmasına kesinlikle katılmadım..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan M.T. isimli şahsın, davacının ceza yargılamasının yapıldığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin (ilk derece) ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan beyanı: "2010 yılı HSYK seçimleri sırasında örgütün iki yüzlülüğünün ortaya çıktığını, örgütün üyelerinin, idari yargı hakim adayları B.E., R.Y. ve ...'na oy verdiklerini, anlaşmaya rağmen İ.T. ve H.K.'ya örgüt üyelerinden oy verilmediğini duyduğu..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.K.Ö.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "...CEVABEN: HSYK üyesi seçimlerinin yapıldığı Yargıtay'da çalışmalar esnasında biz N.D.'nin HSYK abisi olduğunu anladık. Seçim yapıldıktan sonra HSYK'da Fetullah Gülen cemaati mensupları olarak ben, ..., K.T., M.Ş., Ş.I. vardı..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan O.A.'ya ait, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "...Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum ben söz konusu Örgütün bir üyesi değilim ancak bu örgütle ilgili bildiğim çok şey vardır. Bunların bir kısmını 24/10/2016 tarihinde anlatmıştım. Unuttuğum hususları da şimdi söylemek istiyorum.. 2010 HSYK ÜYELERİ... ...: 2010-2014 HSYK yapılanmasının Fetullahçı ayağından olduğu bilinen bir kişiydi. Fetullahçı ekiple sürekli birlikte hareket ederdi..."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan U.S.'ye ait, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/08/2016 tarihli ifade tutanağı: "... Seçim döneminde Danıştay'da görevli hakim H.Y. cemaatin listesindeki ...'nu desteklemem konusunda bana uyarıda bulundu. Hatta desteklemezsem İstanbul'dan gideceğimi belirtti..."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.Ş.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/08/2016 tarihli ifade tutanağı: "...Ben Samsun'da staj yaparken evlendikten hemen sonra; o dönem Samsun'da adli yargı hakim adayı olan ve bu yapıya mensup A.B. yanıma gelerek beni sohbete davet etti. Ben o dönem bir kaç kez Samsun'da bu yapının sohbetlerine katıldım. Aynı yıl Eylül ayında ise Ankara'da Eğitim Merkezinde ve Danıştay'da staj yapacağım için Eylül ayında Ankara iline taşındım. Ben Ankara'da iken benimle bu yapı adına temas kuran ilk isim H.G. idi. H. beni sohbete davet etti. Bu sohbetler mutat olarak staj dönemi bitinceye kadar sürdü. Bu sohbetlere ve genel toplantılara katılan idari yargı kökenli stajyerlerin sayısı 40 civarındaydı... Bu isimler arasında; ......, ...isimli şahıslar vardı. Yukarıda ismini saydığım bu şahıslar bu yapıyla ilişkili bu yapıya müzahir ve bu yapıya iltisaklı şahıslardır...."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan S.Ö.'nün, Çankırı İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 12/03/2016 tarihli Fotoğraf Teşhis Tutanağında, Tutanağın 135. sırasında bulunan davacı ile ilgili olarak, "İsmini ... olarak biliyorum. 2010-2016 yılları arasında HSYK üyesi olarak görev yaptı. Kendisini Çankırılı olması nedeniyle tanıyorum. 2011 yılında Çankırılı Hakim ve Savcı adaylarına yemek organizasyonu düzenlenmişti. Kedisi de bu toplantıya katılmıştı. FETÖ Mensubudur." şeklinde beyanda bulunduğu ve davacıyı kesin ve net olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan V.B.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "...2010 yılı HSYK seçim süreci ile alakalı bildiklerinizi anlatınız:...Bu süreçte idari yargı bakanlık listesi olarak bilinen listede H.K., B.E., ... ve R.Y. ..vardı. Normal şartlarda H. beyin ilk üçte yer alması gerekiyordu ancak bu yapı organize bir hareketle kendisine uzak gördüğü H.K. ve İ.T.'yi asıl üye olarak seçtirmedi. Bu yapının seçimi şöyle organize ettiğim düşünüyorum: Ankara ve İstanbul dışarısındaki illerde kendilerine sadık gördüğü kişilere listede bulunan isimlerden H.K.'nin ve İ.T.'nin ismini çizmelerini ve yerlerine kazanma şansı hiç olmayan adayların isimlerini yazmalarını istemişler. Ben bunu seçim sonuçlarım görünce anladım. Sonradan bu yapıya müzahir Danıştay üyesi arkadaşlarıma neden böyle yaptıklarım sorduğumda bana "kimse kimseye oy vermek mecburiyetinde değil" dediler. Ben bu şekilde 2010 HSYK seçimlerinde bu örgütün nasıl plşılı ve organize hareket ettiğini gördüm..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.O.'ya ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "...SORULDU: Sizin de içinde bulunduğunuz liste nasıl belirlendi? Fetullah Gülen cemaat mensuplarını ne kadar sayı verildi? Netice itibariyle Fetullah Gülen cemaat mensubu olan adayların ismi ne idi?... İdari Yargıda ise Fetullah Gülen cemaat mensubu olarak ... ismi ön plana çıktı... CEVABEN: Fetullah Gülen cemaati olarak listeye aldığımız kişiler H.S. ile T.G., İdari Yargıdan da ...'dur. Listede netice itibariyle Adli Yargıdan ben, H.S., N.Ö., T.G., A.K., Ö.K., H.K., C.A., A.Ö., İ.A. ve H.T. yer aldı. İdari Yargıda ise ..., R.Y., B.E., H.K., İ.T. yer aldı... CEVABEN: Yarsav da bulunan Fetullah Gülen cemaat mensuplarının sayısının 350-400 olduğunu, bunların bize oy vereceklerini cemaat mensupları söyledi. Fetullah Gülen cemaatinin toplam 1500 kadar oyları olduğunu kabul edip kendilerine liste içinde yer verdik. Bu kişilerin oylarına ihtiyacımız vardı. Bu amaçla H.S., T.G. ve ... Fetullah Gülen cemaatinden listeye girdi... CEVABEN: Ekim 2010 tarihinde HSYK seçimleri yapıldıktan sonra Yargıtay ve Danıştay'da boş olan üyelerin seçimi Kasım 2010 tarihinde gündeme geldi. Aralık sonunda seçimi yapalım dedik, bu seçim çalışmaları sırasında seçilen H.S., N.Ö., T.G., A.K., Ö.K., ..., R.Y.'nin Fetullah Gülen cemaat mensubu olduklarını anladım... Ben cemaat kültürü olarak hatta özellikle Fetullah Gülen cemaat mensubu olan bir kişinin cemaatten gelen istekleri kayıtsız olarak yerine getirmesini anlarım. Bu kişinin bu durumdan cemaatçi olduğunu değerlendiririm. Bu kişiler kendi iradesini kullanamaz. Fetullah Gülen cemaati mensubu olan H.S., N.Ö., T.G., A.K., Ö.K., ..., R.Y. ve B.Ç.'nin kendi iradeleri ile değil Fetullah Gülen cemaat kültürü ile cemaatten gelen istekler, talimatlar doğrultusunda hareket ettiklerini biliyorum... CEVABEN: Yeni HSYK yapısında üç daire oluşmuştu... Üyelerin hangisinin hangi dairede görev yapması hususunda Fetullah Gülen cemaat temsilcisi olan üyeler H.S., N.Ö., T.G., A.K., Ö.K., B.Ç., ... ve R.Y. ile de tek tek görüşüldüğü gibi, toplu olarak da görüşmeler yapıldı. Diğer üyeler ile de görüşmeler yapıldı... CEVABEN: HSYK'nın yeni oluşumunda Aralık 2010 tarihinde boş olan Yargıtay üyelerinin seçimi gündeme gelmişti... Talebin kimden geldiğini hatırlamamakla birlikte bir akşam M.K. bey bizi evine çağırdı. Genel Sekreter M.K.'nın evine B.E., A.H. ile birlikte gittik. Biz bu eve yemekten sonra Yargıtay üyelerinin seçimi ile ilgili ön çalışma yapmak amacıyla gittiğimizi biliyordum. Eve gittiğimizde evde T.G., ..., R.Y., H.S., N.Ö., B.Ç., A.K., Ö.K. ile birlikte genel sekreter yardımcılarımız M.B., E.D., Yargıtay Savcısı A.B., Yargıtay Tetkik Hakimleri Ö.A. ile N.D.'nin de olduğunu gördüm... CEVABEN: M.K.'nın evinde bulunan HSYK üyeleri T.G., ..., R.Y., H.S., N.Ö., B.Ç., A.K., Ö.K.'nın Fetullah Gülen cemaat mensubu olduklarını belirtmiştim... SORULDU: Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesi olduktan sonra Fetullah Gülen cemaat mensuplarının cemaat kültürü içerisinde yaptıkları toplantı ve sohbetlere kimlerle gittiniz? Bu sohbetleri kimler organize etti? CEVABEN: Kurul üyesi olduktan sonra yukarıda da belirttiğim gibi Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçilmesi için M.K. ve B.Ç.'nin evinde toplantı yapmıştık. Bu toplantılar diğer hususlar için de yapılmaya başlandı. Bir araya gelmelerimiz bilahare Fetullah Gülen cemaat toplantılarına dönüştü. Ben bu toplantılara 7 Şubat 2012 tarihine kadar gittim. Bu tarihten öncede bir iki toplantıya mazeret bildirerek gitmedim... CEVABEN: Bu toplantılara H.S., N.Ö., T.G., A.K., Ö.K., ..., R.Y., B.Ç., B.E., A.H. ve ben ile genel sekreterlik kadrosunda bulunan M.K., M.B. ve E.D. katılıyordu..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ö.K.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 24/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "...CEVABEN: 2010 HSYK seçimlerinden sonra Yargıtay ve Danıştay'a yeni üyelerin seçilmesi gündeme geldi. Bu toplantıların ilkini M.K.'nın evinde yaptık... Bu toplantıda kurul üyeleri olan İ.O., ..., ..., ... ve B.Ç. vardı. Bu üyeler dışında M.B., ..., N.D. ile bir iki hakim, savcıda vardı. Kurul üyesi olmayan kişilerin gelmesi toplantıda bir rahatsızlık yarattı. Ancak bu kişilerin Yargıtay'ı iyi tanımalarından dolayı çağırıldıkları söylendi... CEVABEN: M.K.'nın evinde yemekten sonra duvara yapılan yansıtıcı ile Yargıtay üyesi olabilecek hakim ve savcıların isimleri yansıtılmaya başlandı. Önce cemaat mensubu olarak belirtilen hakim ve savcıların belirlenmeye başlandı. Bu kişilerin isimlerinin belirlenmesinde M.B., ..., ..., T.G. ve ismini hatırlayamadığım kurul üyesi dışında ki kişilerin etkin olduğunu gördüm... CEVABEN: Bu toplantıda Fetullah Gülen cemaat mensubu kurul üyeleri ile cemaat mensubu olan diğer hakim ve savcıların Fetullah Gülen mensubu olan kişilerden hangilerinin Yargıtay üyesi olacağına ilişkin yaptıkları tespitler sonucu bu isimler yazıldı. Bu sayının 108 olduğu anlaşıldı. Bu listenin belirlenmesinde benim bir dahilim olmadı. Bu listeyi H.Y., ..., ..., T.G. belirlemişti. Bunların zikrettiği isimlerin B.E., İ.O. ve A.H.'nin de görüşünü belirtmesinden sonra isimler kağıda yazılmaya devam edildi. Zikredilen isimlerin çok az kısmına görüş belirtmiştim. Diğer üyelerde görüş belirttikleri olmuştur... CEVABEN: Neticelenen isimlerin öne çıkaran, daha doğrusu bu kişilerin isimlerini söyleyerek tartışma açan kişiler H.Y., ..., ..., ... ve T.G.'dir. Bu kişilerin öne çıkardığı isimlerin özelliklerini anlattıyorlardı. Benim dikkatimi öne çıkardıkları isimlerin parlatma yönünde konuşmalar yaparak kişileri haddinden fazla övüyorlardı... CEVABEN: Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçiminden sonra Fetullah Gülen cemaat mensubu olarak bildiğim M.B. bizi cemaat dayanışması ve arkadaşlık ilişkilerimizin gelişmesi amacıyla biraraya topluyordu. Bu toplantıları M.B. organize ediyordu. Dönüşümlü olarak kendi evlerimizde toplanıyorduk. Bu toplantılara A.H., ..., ..., ... ve ben katılıyordum... CEVABEN: Bu soruya cevap vermeden önce bir anektodu anlatmak istiyorum. Ekim 2012 tarihinde ..., T.G., H.S., M.B., A.K.'nin olduğu bir ortamda ben ...'na dönerek ağır ceza reisi atıyorsunuz Fetullah Gülen cemaati mensubu, özel yetkili hakim, savcı atıyorsunuz Fetullah Gülen cemaat mensubu, komisyon başkanı atıyorsunuz Fetullah Gülen cemaat mensubu, bu hareket tarzınız bizim itibarımızı sıfırladı. Kürsüdeki hakim ve savcılar bu yaptığınız işleri yüksek sesle konuşuyor, siz yargıyı ne yapmak istiyorsunuz, maksadınız ne diye sordum. Atama ve görevlendirmede sorumlu HSYK 1. Daire üyesi ... bana biz vasfa göre hareket ediyoruz deyip, beni geçiştirdi. Sohbette bulunan diğer kişiler ise bana haksızsın diye cevaplar verdiler... CEVABEN: Daireler arasında üye değiştirilmesi fikrini bende savunuyordum. 1. Dairede bulunan Fetullah Gülen cemaati mensubu olan B.Ç. ile ...'nun bu daireden alınarak yerlerine R.A. ve H.K.'nin görevlendirilmesine ben açıktan destek verdim ve oyumu da bu kişiler lehine kullandım. Ancak çalışan personel ile hakimlerin derhal gönderilmesi kaygısına katılmadım. Bu kişiler hakkında soruşturma yapılarak soruşturma sonucu çıkan tespitler nazara alınıp gönderilmesini savundum. Ama geldiğimiz nokta itibari ile bu kişilerin derhal gönderilmesi kaygısının yerinde olduğunu anladım..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ş.Ş.'ye ait, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/08/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "...2013-2014'lü yıllarda 17-25 Aralık öncesinde Ankara ilinde iki kez toplantı yapıldığını hatırlıyorum. İ. Beyin beni yönlendirdiği bu toplantılarla amaçlanan bölgelerin zamanla aynı şeyleri konuşarak monotonlaşmanın doğurduğu olumsuz sonuçları kişileri motive ve onuru ederek gidermekti, Ayrıca böylelikle alt kademedeki cemaat mensuplarının üst kademedekilerle tanışmalarına da zemin hazırlanmış oluyordu. Bu iki toplantıya ... (o zamanki HSYK üyesi), M.B. (o dönem HSYK Genel Sekreteri), o dönem Adana Başsavcısı S.B., o dönem Gaziantep Başsavcısı M.P., o dönem Diyarbakır Başsavcısı İ.Ç., o dönem İstanbul Başsavcı Vekili F.S. ve ben katılmıştık..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ö.F.A.'ya ait, Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: "...FETÖ/PDY nin yargı yapılanması ve işleyişi hakkında genel olarak bildiklerinizi anlatınız... Ben hakimlik sınavını kazandıktan sonra 2008 Nisan ayında Ankara'da staja başlayacaktım. İzmir'den kim tarafından ismim bildirildi bilmiyorum ancak beni Ankara'dan soyadı E. veya E. olduğunu hatırladığım O. isimli şahıs beni telefonla arayarak ilişki kurdu. Ankara'ya otobüsle gittiğimde terminalde beni karşıladı. Çukurambar'da bir eve götürdü... Evde konuşulanlardan bu A.C. abi dedikleri şahsın Kültür ve Tabiat Varlıklarım Koruma Kurulunda başkan veya üye olduğunu, sık sık Amerika'ya gidip geldiğini, hoca efendinin yanından geldiğini söylerlerdi. A.C. geldiğinde de genelde Adalet Bakanlığı bürokratlarından ve Yargıtay üyelerinden bazdan gelirlerdi. Ben stajer olduğum için toplantılarına katılmazdım. Sadece evde kapıyı açıp kapatır ve çay isterlerse çay demlerdim... Bu eve gelip gidenlerden bazıları sonradan basında da isimleri geçtiği için sonradan öğrendiğim ancak o yıllarda geldiklerini bildiğim Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünden B.E., A.H. isimli şahıslar ile daha sonradan Akademi Başkanı olan H.Y., A.K., sonradan HSYK Genel Sekreteri olan M.B., HSYK Daire Başkanı olan İ.O., Ceza İşleri Genel Müdürlüğünde çalıştığım sandığım G.T.T., yine Akademide dersimize gelen savcı kökenli olduğunu bildiğim İ.H.Ş., A.T., E.D., M.K.Ö. isimli şahıslar bu eve gelirlerdi. Bunların dışında birlikte geldikleri veya yaklaşık 7-8 grup halinde ayrı ayrı toplandıklarını biliyorum. Her toplanan grup genelde 5-6 kişilik olurdu... Ayrıca ...'nun da bu eve geldiğini biliyorum. Ancak ben o tarihlerde bu şahısların ne iş yaptıklarını ve kim olduklarım bilmiyordum. Daha sonradan isimleri gündeme gelince öğrendim..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan A.A. isimli şahsın, davacının ceza yargılamasının yapıldığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin (ilk derece) ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan beyanı: "Sanık ...'nu tanıdığını, sanığın idari yargıdan HSYK üyesi olduğunu, herkesin bildiği biri olduğunu, kendisinin de o dönem idari yargıda hakimlik yaptığını, sanığın o dönem yapılan hukuki müzakereler toplantılarına katıldığını ve toplantı sonrası yapıyla alakalı hakim savcılara gece geç saatlerde özel görüşmeler yaptığını duyduğunu, kendisinin hukuki müzakereler toplantılarına katıldığını fakat toplantı sonrası yapıyla alakalı kişilerle yaptığı özel görüşmelere katılmadığı..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan A.K. isimli şahsın, davacının ceza yargılamasının yapıldığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin (ilk derece) ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan beyanı şu şekildedir: "...2014 yılı HSYK üyelerinden T.G., A.K., H.S. ve ...'nun örgütten olduğunu bildiği..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B.'ye ait, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/12/2016 tarihli ifade tutanağı: "......, şu anda bu dosyanın diğer şüphelisi olan ve cemaatçi olduğu açık olan N.D. ile çok samimilerdi. Öğrencilik yıllarında birlikte evde kalmışlardır. N.D., ... ile cemaat evlerinde birlikte kaldıklarını ve halen cemaat üyesi olduğunu bana söylemişti..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.Ö.'ye ait, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/11/2017 tarihli ek ifade tutanağı: "...Ben adaylık sürecimle ilgili olarak ayrıntılı ifademi önceki savunmalarımda belirtmiştim. 2010 HSYK seçimleri tamamlandıktan sonra mazbata almak üzere Ankara'ya gittim. Mazbata töreninden sonra bana kurul üyelerinin tanışması ve kaynaşması için bir kahvaltı yapılacağını pazar sabahı Ankara'da olup olmadığımı B.E. sordu. Ben de tamam dedim ve bir gün önce N.E. beni arayarak yarın sabah eşimle gelip sizi alacağız birlikte kahvaltıya gideceğiz dedi. Ve gelip beni pazar sabahı kardeşim N.Ö.'nün oturduğu Mesa Lojmanlarından eşi ile arabayla gelip beni aldılar. Birlikte Yaşam Kent Lojmanlanndaki B.E.'nin evine gittik. Ben onların da geleceğini zannederken N. hanım beni daire kapısına bırakarak B. Bey'e tamam Genel Müdürüm diyerek gitti. Ben içeri girdiğimde B. beyin eşinden başka kimsenin eşi ile gelmediğini ve yalnız olduğumu farkettim. Üstünden 10 yıl geçtiği için tam bütün isimleri hatırlayamıyorum, ancak H.S., A.K., Ö.K., ..., M.K., M.B., A.T. isimli Yargıtay Tetkik Hakiminin orada orada olduğunu hatırlıyorum. İ.A. ile A.H.'nin o gün kahvaltıda olup olmadıklarını tam hatırlayamıyorum. İ.O.'nun orada olmadığım hatırlıyorum. Kahvaltının sonunda M.B. yada ..., şuanda net hatırlayamıyorum, bu seçimlerden dolayı sadaka vermemiz gerektiğini tam olarak hakim maaşı ile üye maaşı arasında 2.000 TL fark olduğunu bu farkın sadaka olarak toplanmasını ve ihtiyaç sahibi insanlara iletileceğini söyledi. Hatta bu farka güvenerek yatırım yapmadınız inşallah bu 2.000 TL yi her ay almak istiyoruz dedi..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan U.G.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/08/2017 tarihli sorgulama tutanağı: "...SORU: 2014 HSYK seçimlerinde Örgütün adayları nasıl belirlendi, isimler vc seçim, stratejisi konusunda ne tür çalışmalar yapıldı, bu kapsamda Sivaslılar Birimi olarak belirttiğiniz yapılanma ne gibi temaslarda bulundu ? CEVABEN: ... kod isimli sivil şahıs yukarıda da belirttiğim üzere T. ve benim takibi yapmaya devam ediyordu. Belirsiz zamanlarda ancak bir ay ya da daha fazla arayla benim, T.'nin yada ... isimli şahsın evinde bir araya geliyorduk. 2015 yılının Eylül ayma kadar bu kişiyle gerek yüz yüze gerekse bylock ve tango isimli programlar ile iletişimler sağlanıyordu. ... bizim yukarıda özetlediğim ve Yarsav çerçevesindeki bir çalışma içerisinde olduğumuzu zaten biliyordu ancak bu konulara ilişkin herhangi bir şey sormaz ve söylemezdi. Seçim sürecinde idari yardı dan cemaat mensubu olduğu bilinen ancak bağımsız aday olarak ortaya çıkan isimler M.Ş., ..., S.K. ile şuan ismini hatırlayamadığım iki kişiydi. Zaten bu üç isim asıl aday olarak, görünüyordu. Seçim stratejisi olarak Yarsav üyesi olan cemaat mensuplarının şayet görev yaptıklan yerlerde oy kullanacaklarsa Yarsav adaylarına oy vermesi, başka yerlerde oy kullanacaklarsa özellikle büyük şehirlerde ise bağımsız adaylara oy verilmesi söylendi. Yarsav listesinde olup cemaat tarafından desteklenen bir aday zaten yoktu. Bu isimleri bize ... kod isimli kişi söylemişti. Sivaslılar Birimi kapsamında 2014 HSYK seçimlerinden önce Adlı yıl açıldığında bir kez toplantı yapıldı. Orada da nasıl oy kullanılacağı husus yukarıda belirttiğim şekilde söylendi..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan T.Ç.'ye ait, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/06/2017 tarihli sorgulama tutanağı: "...2010 yılı HSYK seçimleri öncesinde ben Van ilinde görev yapmaktaydım. Bizim sohbet gruplarımızda bahsedilmemişti ancak sonradan öğrendiğim kadarıyla cemaatin kendi içerisinde bir anket yaparak seçime sadece kendi mensuplarının mı aday olarak girmesi yoksa karma bir liste mi oluşturulması şeklinde bir anket çalışması yapıldığını öğrendim. O dönem idare yargıdan aday olan kişilerden ..., B.E. ve R.Y.'nin cemaat üyesi oldukları söylenerek bize bu kişiler bizim abilerimizdir. Şeklinde açık açık bize söyleniyordu... Benim katıldığım toplantılarda bize beş kişilik idari yargı listesi olan bakanlık listesi olarak bilinen listeye blok oy vermemiz istenilmişti. Ancak daha sonradan öğrendiğim kadarıyla başka yerlerde sadece cemaatin kendi adayları olan ..., B.E. ve R.Y.'ye oy verilmesi, diğerlerine oy verilmemesi, bağımsız olan adaylara oy verilmesi yönünde talimatı verildiğini öğrendim. Nitekim seçim sonucunda da cemaatin kendi üyesi olarak seçime soktuğu üç aday seçilirken H.K. ve İ.T. yedek aday olarak seçildi... 2014 HSYK SEÇİMLERİ... Ben o dönemde Manisa'da görev yapıyordum. 2014 yılı HSYK seçimleri, seçimleri yapılmasından bir iki yıl önce cemaatin gündemindeydi. Seçimlerin kazanılmasına yönelik motivasyon sağlanmaya çalışılıyordu. Katıldığımız cemaat sohbet toplantılarında bu husus sürekli söyleniyordu. 2014 yılının başında benim sohbet grubumda bulunan D.K., O.Ç., B.Ö. ile Karşıyaka adliyesinde çalışan isimlerini hatırlayamadığım bir hakim ve bir savcı ile, İzmir Karşıyaka'da F. isimli sohbet grubumuzun abisi olan şahsın evinde ... ve B.Ç.'nin katıldığı bir toplantı düzenlendi. Toplantının gündeminde HSYK seçimleri vardı. Bu toplantıda seçimlerin önemli olduğu, herkes ile ilişkilerin sıcak tutulması, seçime ilişkin tavsiyeler ve yapılması gerekenler şeklinde telkinlerde bulunuldu. Manisa'da görev yaptığım süre içerisinde cemaat kendi içerisinde seçimlerde kimlerin aday olunmasının istenildiğine yönelik bir anket çalışması yaptı..."
Davacı tarafından, söz konusu tanık ifadelerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, öğrencilik yıllarında örgüte ait evlerde kaldığına, örgüt sohbetlerine katıldığına, örgütten gelen talimatlar doğrultusunda ve sürekli örgüt mensuplarıyla birlikte hareket ettiğine, yargıdaki FETÖ planlamalarını yapan örgüt içerisindeki yargı mensuplarına yardımcı olan kişilerden biri olduğuna, 2010-2014 dönemi HSK yapılanmasının örgüt ayağından olduğuna, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ''bağımsız'' adayı olduğuna, örgütün diğer sözde "bağımsız" adayları lehine çalışmalar yaptığına, oy istediğine ve örgüt mensuplarından bunlar için çalışma yapmalarını istediğine, Yargıtay ve Danıştay Üyesi olarak seçilecek kişilerin isimlerinin belirlenmesi için örgüt mensuplarınca yapılan çalışma toplantılarına katıldığına ve bu isimlerin belirlenmesinde etkin olan şahıslardan biri olduğuna, örgüt elebaşının talimatlarını sahiplenip bunları ilettiğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

c) Unvanlı Görev
Davalı idare, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür.
Kararımızın "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcıların örgütün amaç ve stratejilerinin gerçekleştirilmesini sağlamak maksadıyla üst görevlere getirilmesi hedeflenmiş ve örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK'da etkin olduğu dönemde örgüt yöneticilerinin yönlendirme ve telkinleriyle örgüt mensuplarının üst görevlere getirilmesi sağlanmıştır.
Nitekim, yargı mensubu olarak görev yapmış ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olan R.A. isimli şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında yer alan, "...Ben Tatvan'dan sonra 2010 yılında Konya Ereğli'ye hakim olarak atandım. Burada göreve başladıktan sonra cemaat adına şuan soyadını hatırlayamadığım ve mesleğini bilmediğim İ. isimdeki bir şahıs cemaat adına benimle irtibata geçti ve ben burada maaşımdan cemaate gönderdiğim parayı bu şahsa verdim. Bu şahıs bana unvanlı görev talep etmemi tavsiye etti. Ben de onun yönlendirmesiyle hatırladığım kadarıyla 2012 yılının Kasım, Aralık ayları gibi Ankara ili Batıkent semtindeki cemaate bağlı şuan ismini hatırlayamadığım bir liseye gittim. Burada hakim olduğunu bildiğim ancak idari görevi hakkında bilgi sahibi olmadığımı E.D. isimli şahısla tanıştım. O, benim Ankara'ya neden geldiğimi zaten biliyordu. O, beni İ.O.'ya yönlendirdi. Ben, E.D.'nin HSYK'da görevli olduğunu daha sonra öğrendim. Ben, İ.O.'yu makamında ziyaret ettim. Burada kendisine unvanlı görev talep ettiğimi ilettim. O da benim talebimi not aldı ve daha sonra 2013 yılı yaz kararnamesi ile ... Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak atandım..." yönündeki ifadesi de yukarıda yer verilen tespitleri doğrulamaktadır.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet belgesinin incelenmesinden, davacının Danıştay Tetkik Hâkimi olarak görev yapmakta iken ilk olarak 17/10/2010, daha sonra 17/10/2014 tarihinde HSK üyesi olarak seçildiği ve dava konusu kararın tesis edildiği tarihe kadar da HSK üyesi olarak görev yaptığı görülmüştür.
Davacı tarafından, bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla davacının FETÖ/PDY terör örgütünün HSK'da etkin olduğu dönemde, HSK üyeliği görevinde bulunmasının yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi

Davacı dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla, dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerekmektedir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ...-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,
15/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın