4. Daire 2020/3292 E. 2023/3461 K. — Danıştay Kararı
4. Daire 2020/3292 Esas 2023/3461 Karar 12.06.2023
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2020/3292 E., 2023/3461 K.
T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2020/3292 Karar No : 2023/3461
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ...Vergi Dairesi Başkanlığı (...Vergi Dairesi Müdürlüğü) VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ...
İSTEMİN KONUSU : ...Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı adına, ...Plastik Kimya Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi'nin borçları nedeniyle ortak sıfatıyla düzenlenen ...tarih ve ..., ...ve ...sayılı ödeme emirlerinin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... Vergi Mahkemesince verilen ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararda; asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin bir kısmına ilişkin olarak tebliğ alındılarının dava dosyasına sunulmadığı, bir kısmının ise usulüne uygun tebliğ edilmediği ve ödeme emri içeriği amme alacaklarının vadelerinin 2007, 2008 ile 2013 yıllarına rastladığı, amme alacaklarına ilişkin olarak tahsil zamanaşımı sürelerinin ise 31/12/2012, 31/12/20013 tarihi ve 31/12/2018 tarihinde sona erdiği, belirtilen tahsil zamanaşımı süreleri içinde süreyi kesen herhangi bir sebep gerçekleşmediğinden ve amme alacakları tahsil edilemediğinden, tahsil zamanaşımına uğrayan amme alacaklarının tahsili amacıyla davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı; diğer taraftan, 29/11/2017 tarih ve 6947 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nden davacının ...tarih ve ...sayılı hisse devir sözleşmesi ile ortaklıktan ayrıldığının anlaşıldığı, limited şirket ortaklarının 06/06/2008 tarihinden önceki dönemlere ait vergi borçları bakımından hisseleri devretmeleri neticesinde sorumlulukları sona ereceğinden, 07/09/2007 tarihli hisse devri ile şirket ortaklığı sona eren davacının, 06/06/2008 tarihinden önceki dönemlere ilişkin amme alacaklarından sorumlu tutulamayacağı anlaşılmakla, 2007 yılının muhtelif dönemlerine ilişkin vergi borçlarının tahsili için düzenlenen dava konusu ödeme emirlerinde bu yönüyle de hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinafa konu vergi mahkemesi kararında dava konusu ödeme emirlerinin hem tahsil zamanaşımına uğradığı, hem de dava konusu ödeme emirleri içeriği borç dönemlerinde davacının sorumluluğunun bulunmadığı yönünde iki ayrı gerekçe ile karar verildiği, bu şekilde aynı konuda birbirinden bağımsız çift gerekçe verilmiş bir kararın, yargılama tekniğine aykırılık teşkil etmesiyle birlikte, Dairelerince yapılan inceleme sonucunda, dava konusu ödeme emirleri içeriği borç dönemlerinde davacının sorumluluğunun bulunmadığı anlaşıldığından, usul ekonomisi ve yargılamanın en çabuk şekilde tamamlanması ilkeleri çerçevesinde kararın kaldırılmasına gerek görülmeyerek, dava konusu ödeme emirleri içeriği borçların tahsil zamanaşımına uğradığı yönündeki gerekçenin karardan çıkarılması suretiyle dava konusu ödeme emirleri içeriği borç dönemlerinde davacının sorumluluğunun bulunmadığı yönündeki gerekçe karşısında, istinaf başvurusuna konu vergi mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu anlaşıldığından ve istinaf dilekçesinde ileri sürülen iddiaların da söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediğinden, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, davacı adına şirket ortağı sıfatıyla düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka aykırılık bulunmadığından, kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE : 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun'un 29/07/1998 tarihli ve 23417 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4369 sayılı Kanunun 21. maddesi ile değişik 35. maddesinde yer alan "Limited şirket ortakları, şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar" hükmü, 06/06/2008 tarihli ve 26898 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3. maddesi ile değiştirilerek mezkûr maddeye, "limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu oldukları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları" ibareleri ve "Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur. Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur." fıkraları eklenmiştir. Yine 5766 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinde, "Bu Kanunla 6183 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ve eklenen hükümler, hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanır" hükmü ile, belirtilen değişiklikler ve getirilen yeni hükümlerin, yürürlük tarihinden sonra doğacak amme alacakları için uygulanacağı gibi kanunun yürürlülük tarihinden önce doğmuş olup, halen ödenmemiş amme alacakları için de uygulanacağı sonucu ortaya çıkmaktadır. Ancak 5766 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin 28/04/2011 tarih ve E.2009/39, K.2011/68 sayılı kararı ile 5766 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin iptaline karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararına göre, 5766 sayılı Kanun ile 6183 sayılı Kanunda yapılan ve vergi borcundan sorumlu tutulan şahıslar hakkında önceden varolmayan bir takım yeni sorumluluk yolları ve yeni sorumluluk kriterleri getiren değişikliklerin, henüz tahsil edilmeyen amme alacakları için de geriye yürütülerek söz konusu alacakların tahsiline ilişkin olarak yapılacak işlemlere uygulanması hukuka aykırılık oluşturacaktır. Bu durumda, uyuşmazlığın, davacının sorumlu tutulduğu kamu alacağının ait olduğu yılda yürürlükte bulunan 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun'un -29/07/1998 yürürlüğe giren 4369 sayılı Kanunun 21. maddesi ile değişik- 35. maddesi uyarınca çözümlenmesi gerekmektedir. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan 35. maddesinde, limited şirket ortaklarının, şirketten tahsil olanağı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu oldukları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları ifade edilmiştir. Bu düzenlemenin değerlendirilmesinden, şirket ortaklığı sona ermiş olsa da, ödeme emri ile takip edilen kamu alacaklarının doğduğu dönemde şirket ortağı olan kişilerin bu borcun ödenmemesinden sadece ortak olduğu dönemlerle ve hissesi oranıyla sınırlı olarak sorumlu olacağı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, davacı hakkında düzenlenen ödeme emirlerinin usulüne uygun tebliğ edilerek kesinleştirilip kesinleştirilmediği, ortaklık hissesinin dikkate alınıp alınmadığının ortaya konulması suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerekeceğinden, Vergi Dava Dairesi kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Temyiz isteminin kabulüne, 2. Temyize konu ...Bölge İdare Mahkemesi ...Vergi Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 12/06/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY : Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına katılmıyorum.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.