3. Daire 2024/3136 E. 2024/5348 K. — Danıştay Kararı
3. Daire 2024/3136 Esas 2024/5348 Karar 15.10.2024
Danıştay 3. Daire Başkanlığı 2024/3136 E., 2024/5348 K.
T.C. D A N I Ş T A Y ÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/3136 Karar No : 2024/5348
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Vergi Dairesi Müdürlüğü/... VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Ticaret Anonim Şirketi İflas İdaresi VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU: ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı şirketin 2017 yılında gerçekleştirdiği indirimli orana tabi teslimlerinden kaynaklanan ve 2018 yılının Ekim ayında talep edilen katma değer vergisinin mahsuben iadesi talebinin kısmen reddine dair işlemin iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Uyuşmazlığın çözümünün ... Ticaret Limited Şirketinden alınan fatura içeriği hizmetin gerçeği yansıtıp yansıtmadığına bağlı bulunduğu olayda, davacı şirketin faaliyetinin gerçek olduğu, işyerinde aktif ticari faaliyet gösterdiği konusunda ihtilaf bulunmadığı, mevcut çalışanları ile birlikte anılan firmayla imzalanan işgücü temini sözleşmesi kapsamında da bir kısım çalışanının mevcut olduğu, aynı fabrikada çalışan söz konusu personelin maaşlarının aynı anda hesaplara geçmesini sağlamak amacıyla tüm çalışanların maaş ödemelerinin davacı firma tarafından yapılmak suretiyle söz konusu firmadan hizmet alımlarına ilişkin olan borcun mahsuplaşma yoluna gidildiği, geri kalan borcun ise çek ile ödendiğinin şirket yetkililerince beyan edildiği, söz konusu hususlar inceleme konusu yasal defter ve kayıtlardan da saptanmasına karşın davalı idarece sözü edilen firma tarafından çalıştırılan personelin gerçekte davacının çalışanları olduğu, sözü edilen şirketin iflas halindeki davacı şirketin üzerinde doğacak prim ve vergi borçlarının azaltılması ve bu yolla faaliyetinin durmasının önüne geçilmesi maksadıyla kurulduğu dolayısıyla davacı ile değinilen şirket arasında imzalanan işgücü temini sözleşmesinin gerçek olmadığı hususlarının hukuken kabul edilebilir delillerle kesin ve somut bir biçimde ortaya konulamadığından söz konusu faturaların gerçek olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı, bu durumda, davacı ile birlikte anılan mükellef arasında haksız katma değer vergisi iadesi alma amacıyla teşekkül ettirilen bir organizasyon dahilinde fiili bir ilişkinin olduğuna dair hukuken kabul edilebilir bir tespitin bulunmaması karşısında, anılan şirket tarafından davacıya düzenlenen faturalardan kaynaklı yüklenilen katma değer vergilerinin gerçeği yansıtmadığından bahisle davacının mahsuben iade talebinin kısmen reddine dair tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle işlem iptal edilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusunun, usul ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılan Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : ... Ticaret Limited Şirketi tarafından çalıştırılan işçilerin asıl olarak davacı şirketin işçileri olduğu, sözü edilen şirketin iflas halindeki davacı şirketin üzerine doğacak sigorta prim ve vergilerin azaltılması için paravan olarak kurulduğu ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Temyiz isteminin reddine, 2. Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının ONANMASINA, 3. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ilgili Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 15/10/2024 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
(X)-KARŞI OY: 213 sayılı Vergi Usul Kanun'un 3. maddesinin (B) işaretli fıkrasında vergilendirmede, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, gerçek mahiyetin, yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği, iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfetinin bunu iddia edene ait olduğu belirtilmiştir. Aynı Kanunu'nun 30. maddesinin birinci fıkrasında re'sen vergi tarhı, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunması şeklinde tanımlanmış; maddenin ikinci fıkrasının (4) numaralı bendinde, defter kayıtları ve bunlarla ilgili vesikaların, vergi matrahının doğru ve kesin olarak tespitine imkan vermeyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması dolayısıyla ihticaca salih bulunmaması hali re'sen tarh sebebi olarak öngörülmüş; yine aynı Kanunun 134. maddesinde ise, vergi incelemesinden maksadın ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunun araştırılması, saptanması ve sağlanması olduğu kurala bağlanmıştır. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 61. maddesinin birinci fıkrasında ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler olarak tanımlanmış; aynı Kanun'un 94. maddesinin birinci fıkrasında da, kamu idare ve müesseseleri, iktisadî kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadî işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya ziraî işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçilerin, bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecbur oldukları belirtildikten sonra, fıkranın (1) numaralı bendinde, hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61. maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), Kanun'un 103 ve 104. maddelerine göre tevkifat yapılacağı belirtilmiştir. Bakılmakta olan davada, davacı hakkında düzenlenen vergi inceleme raporu ile işgücü temin hizmet alımına ilişkin faturaları düzenleyen, 2016 yılında 8.826.196,26-TL, 2017 yılında 14.741.435,00-TL, 2018 yılında 16.806.263,00-TL, 2019 yılında 19.229.912,00-TL ve 2020 yılında ise 2.597.921,00-TL tutarındaki hizmet satışını sadece davacı şirkete yapmış olan, çalışanlarla ilgili SGK’ya 5.838.301,92-TL borcu bulunan, yapılan yoklamalarda iş yeri adresinde bulunamayan, faaliyete başlanılan tarihten itibaren neredeyse hiçbir vergi borcunun ödenmediği ve hiçbir varlığı bulunmadığı tespit edilen, davacı şirketin eski çalışanı olan şahıs adına tescil ettirildiği belirtilen şirket hakkındaki vergi tekniği raporunda yer verilen tespitler dikkate alındığında; söz konusu faturaların, gerçek bir hizmet alım satımına dayanmadığını sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olduğunu kanıtlamaya yeterli olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Dolayısıyla faturaların bu nitelikte olması, çalışanlara ilişkin maaş, prim, tazminat gibi her türlü ödemelerin davacı şirketin banka hesaplarından yapıldığının ortaya konulması ve diğer tespitler, bu çalışanların davacı şirketin çalışanları olduğunun da kabulünü gerektirmesi karşısında; işlemde hukuka aykırlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Aksi gerekçe ile verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir. Açıklanan nedenle, temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın bozulması gerektiği görüşüyle karara katılmıyorum.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.