3. Daire 2021/2898 E. 2023/5725 K. — Danıştay Kararı
3. Daire 2021/2898 Esas 2023/5725 Karar 18.12.2023
Danıştay 3. Daire Başkanlığı 2021/2898 E., 2023/5725 K.
T.C. D A N I Ş T A Y ÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2021/2898 Karar No : 2023/5725
TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVALI) … Vergi Dairesi Müdürlüğü/… VEKİLİ : Av. … 2- (DAVACI) …
İSTEMİN KONUSU : … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurularına ilişkin … Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı adına asıl borçlu ... Mobilya Hırdavat Madencilik Plastik Sanayi Ticaret Limited Şirketinden alınamayan 2014 ve 2015 yıllarına ait muhtelif kamu alacağının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen … tarih ve … ile …; ortak sıfatıyla tanzim edilen … tarih ve … ila … takip numaralı ödenme emirlerinin iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Dava konusu … takip numaralı ödeme emrinin …, …, … ve … plaka numaralı kısımlarına ilişkin kamu alacağının, asıl borçlu şirket adına düzenlenip muhtelif tarihlerde şirket çalışanlarına tebliğ edilen … tarih ve …, … tarih ve …, … tarih ve … ve … ile … tarih ve … takip ödeme emirlerinden kaynaklandığı, … takip numaralı ödeme emrinin …; … takip numaralı ödeme emrinin …; … takip numaralı ödeme emrinin … ila … plaka numaralı kısımlarında yer alan kamu alacaklarına ilişkin olarak asıl amme borçlusu şirket adına tanzim edilen … tarih ve …, … tarih ve … ile … tarih ve … takip numaralı ödeme emirlerinin 03/07/2016, 08/08/2018 ve 22/04/2018 tarihlerinde e-tebligat yoluyla şirkete tebliğ edildiği, her ne kadar davacı tarafından mükellefiyeti 31/01/2016 tarihinde terkin edilen şirkete bu tarihten sonra elektronik ortamda yapılan tebligatın usulsüz olduğu iddia edilmiş ise de tüzel kişilerin elektronik tebligat sisteminden çıkmasının ticaret sicil kaydının silinmesi halinde mümkün olabileceği ve asıl borçlu şirketin ticaret sicil kaydının aktif olduğu da dikkate alındığında, bu iddiaya itibar edilemeyeceği, dava açılmaksızın kesinleşen söz konusu ödeme emirlerine ilişkin olarak ödeme yapılmadığı ve mal varlığı araştırmasından da sonuç alınamadığı anlaşıldığından sözü edilen kamu alacağı yönünden davacının takibinde hukuka aykırılık görülmediği, davacı tarafından … takip numaralı ödeme emrinin bir kısmının dayanağını oluşturan ve asıl borçlu şirket adına tanzim edilen … ve … takip numaralı ödeme emirlerinin tebliğ edildiği ... ve ...'in şirket çalışanı olmadıkları iddia edildiğinden bu hususun açıklığa kavuşturulması amacıyla Mahkemelerince verilen ara kararı üzerine Sosyal Güvenlik Kurumu İstanbul İl Müdürlüğünce dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden, adı geçen kişilerin asıl borçlu şirketin çalışanları arasında yer almadığı görüldüğünden bu şahıslara yapılan tebligatların usulsüz olduğu, … takip numaralı ödeme emrinin diğer kısımları ile … takip numaralı ödeme emrine ilişkin olarak asıl borçlu şirket hakkında tanzim edilen ödeme emirlerinin şirketin bilinen adreslerinde tebliğ edilemediği hususu 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 102. maddesine uygun şekilde saptanmadığı, adres tespit tutanaklarının bu ödeme emirleriyle ilişkilendirilmediği olayda ilanen tebliğ koşullarının oluştuğundan söz edilemeyeceği, 24/06/2015 tarihinde hisselerini devrederek şirketin kanuni temsilcilik görevinden ayrıldığı hususu 09/07/2015 tarihinde ilan edilen davacının şirketle ilişkisinin kalmadığı dönemlere ait 3 takip numaralı ödeme emrinin …, … ila …; … takip numaralı ödeme emrinin … ve …; … takip numaralı ödeme emrinin … ve … plaka numaralı kısımlarında yer alan kamu alacağından ve kanuni temsilcilik görevi sona erdikten sonra gerçekleşen defter ve belge ibraz etmeme eyleminden kaynaklanan 5 takip numaralı ödeme emri içeriği kamu alacağından sorumlu tutulamayacağı, öte yandan, 3 takip numaralı ödeme emrinin 45 ve 46 plaka numaralarında bulunan kamu alacaklarının tahsili amacıyla asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emrine ilişkin tebliğ alındısı dosyaya sunulmadığından şirket yönünden takip yollarının tüketildiği hususunun da ortaya konulamadığı gerekçesiyle, … takip numaralı ödeme emrinin …, …, … ve …; … takip mumaralı ödeme emrinin …; … takip numaralı ödeme emrinin …; … takip numaralı ödeme emrinin … ila … plaka numaralı kısımlarında yer alan kamu alacaklarına ilişkin kısmı yönünden dava reddedilmiş, dava konusu ödeme emirlerinin diğer kısımları ise iptal edilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurularının, usul ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılan Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, asıl borçlu şirketten tahsil edilemeyen kamu alacağının ait olduğu dönemde şirketin kanuni temsilcisi olan davacıdan tahsili yoluna gidilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek kararın aleyhe olan hüküm fıkrasının bozulması istenilmektedir. Davacı tarafından, dava konusu ödeme emirleri içeriği kamu alacağının usulüne uygun olarak kesinleşmediği, asıl borçlu şirket adına tanzim edilen ödeme emirlerinin şirket yetkilisi bulunmadığından bahisle şoför ve montaj elemanı imzasına tebliğ edilmiş ise de bu şahısların şirket adına tebligat yapılabilecek kişilerden olup olmadığının araştırılmadığı, 31/03/2016 tarihinde mükellefiyeti re'sen terkin edilen şirkete bu tarihten sonra elektronik ortamda yapılan tebligatların geçersiz olduğu, sözü edilen firmanın ticaret sicil kaydının kapatılmamasından dolayı tarafına kusur izafe edilemeyeceği, dava konusu ödeme emirlerinin hukuka aykırı düştüğü ileri sürülerek kararın aleyhe olan hüküm fıkrasının bozulması istenilmektedir.
TARAFLARIN SAVUNMALARI : Taraflarca savunma verimemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin … ile … takip numaralı ödeme emirlerine ilişkin hüküm fıkrası yönünden reddi gerektiği, … ila … takip numaralı ödeme emirleri ortak sıfatıyla düzenlenmesine karşın kanuni temsilci sıfatıyla düzenlendiği kabul edilerek hüküm kurulması yargılama hukukuna uygun düşmediğinden sözü edilen ödeme emirlerine ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz istemlerinin ise kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden, dava konusu … ila … ve … takip numaralı ödeme emirleri içeriği kamu alacağının dayanağını oluşturan ve asıl borçlu şirket adına tanzim edilen ödeme emirlerinin bir kısmının iş yeri adresi olan "… Mahallesi … Sokak No: … Ümraniye/İstanbul" adresinde şirket çalışanları ..., ... ve ... imzasına tebliğ edildiği, bir kısım ödeme emirlerinin 07/04/2015, 16/01/2015, 08708/2016 ve 08/06/2016 tarihli adres tespit tutanaklarına istinaden ilenen tebliğ edildiği, bir kısım ödeme emirlerinin ise elektronik ortamda tebliğ edildiği, söz konusu ödeme emirlerinin bir kısmı yönünden asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinden bazılarını tebliğ alındısının dosyaya ibraz edilmediği, 5 takip numaralı ödeme emrinin ise asıl amme borçlusu şirketin 2014 ve 2015 yıllarına ait defter ve belgelerin sahte belge düzenleme fiili yönünden incelenmek üzere ibrazına ilişkin yazının, şirket müdürü ...'a 26/12/2016 tarihinde tebliğ edilmesine karşın ibraz edilmemesi üzerine düzenlenen vergi inceleme raporu uyarınca re'sen salınan katma değer vergisi ve fer'ilerinden oluştuğu, şirket hakkındaki mal varlığı araştırmasından sonuç alınamadığından bahisle sözü edilen kamu alacağının tahsili amacıyla dava konusu ödeme emirlerinin düzenlendiği anlaşılmıştır. Öte yandan, asıl borçlu şirketin mükellefiyet kaydının 31/01/2016 tarihinde re'sen terkin ettirildiği, davacının 22/04/2014 tarihli hisse devir sözleşmesiyle ortak olduğu, 06/05/2014 tarih ve 8563 sayılı Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilen duruma göre 10 seneliğine şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığı, hisselerini noter hisse devir sözleşmesiyle 24/06/2015 tarihinde devrettiği ile şirketi temsil ve ilzam yetkisinin sona erdiği hususunun 09/07/2015 tarih ve 8859 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği anlaşılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT: Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 13. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 35. maddesinin 1. fıkrasında, limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu oldukları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları kurala bağlanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun limited şirketlere ilişkin "Bilgi alma ve inceleme hakkı" başlıklı 614. maddesinin 1. fıkrasında, her ortağın, müdürlerden, şirketin bütün işleri ve hesapları hakkında bilgi vermelerini isteyebilecekleri ve belirli konularda inceleme yapabilecekleri hükmüne yer verilmiştir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Kanuni Temsilcilerin Ödevi" başlıklı 10. maddesinde, tüzel kişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceği, temsilcilerin bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi veya buna bağlı alacakların, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı hükme bağlanmıştır. Aynı Kanun'un 93 ilâ 109. maddelerinde; tebliğ esasları, tebliğin muhatapları, posta ve ilan yoluyla tebliğler ile memur eliyle tebliğ ve tebliğ yerine geçen işlemler düzenlenmiş, tebligatın nerede, nasıl ve kimlere yapılacağı belirlenmiş, 93. maddesinde, tahakkuk fişinden gayri vergilendirme ile ilgili olup hüküm ifade eden bilumum vesikalar ve yazıların, adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasiyle ilmühaberli taahhütlü olarak tebliğ edileceği, şu kadar ki ilgilinin kabul etmesi şartiyle tebliğin daire veya komisyonda yapılmasının mümkün olduğu kuralına yer verilmiş, “Tebliğ yapılacak kimseler” başlıklı 94. maddesinin 1.fıkrasında, tebliğin, mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılacağı, 2. fıkrasında, tüzel kişilere yapılacak tebliğin, bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde idare edenlere veya temsilcilerine yapılacağı, tüzel kişilerin müteaddit müdür veya temsilcisi varsa tebliğin bunlardan birine yapılmasının yeterli olacağı, 2365 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle eklenen 3. fıkrasında ise, kendisine tebligat yapılacak kimsenin bulunmaması halinde tebliğin, ikametgah adresinde bulunanlardan veya iş yerlerindeki memur ya da müstahdemlerden birine yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Temyiz istemlerine konu edilen Vergi Dava Dairesi kararının, dava konusu … takip numaralı ödeme emrinin …, …, … ve … plaka numaralı kısmı ile …, … ve … takip numaralı ödeme emirlerine ilişkin hüküm fıkraları aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle Dairemizce de uygun bulunmuştur. Dava konusu … takip numaralı ödeme emrinin … , …, … ila … plaka numaralı kısmının dayanağını oluşturan ve asıl borçlu şirket adına tanzim edilen … tarih ve … ile … tarih ve … takip numaralı ödeme emirlerinin " Ticarethane- şirket yetkilisi olduğunu beyan eden ehil reşit görünümlü" olduğu şerhi düşülen ... ve ... imzasına tebliğ edildiğinin görüldüğü olayda Vergi Mahkemesince, her ne kadar, Sosyal Güvenlik Kurumu İstanbul İl Müdürlüğünden alınan hizmet listesinde, adı geçen şahısların olmadığı dikkate alınarak, yapılan tebligatın usulsüz olduğu kabul edilmiş ise de 4857 sayılı İş Kanunun'da işveren ile işçi arasında hizmet aktinin kurulması için sigorta şartına yer verilmemiş olup sigorta kaydının olmaması bu kişinin davacı ile ilgisinin olmadığını, dolayısıyla o işyerinde çalışmadığını göstermeyip aksine işyerinde bulunması ve tebligatı alması davacı ile irtibatlı olduğunun ve kendisine yapılan tebligatın usulüne uygun olduğunun kabulünü gerektirdiğinden dolaysıyla … takip numaralı ödeme emrinin sözü edilen kısmı ile …,…,… ve … plaka numaralı kısmı haricindeki bölümü ile … takip numaralı ödeme emrine ilişkin olarak asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emrinin şirketin bilinen adresinde bulunamadığının adres tespit tutanakları ile tebliğ edilemediğinin saptanması üzerine yapılan ilanen tebliğin usulüne uygun olduğu sonucuna varıldığından Vergi Mahkemesince sözü edilen kamu alacağının iptaline ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen davalı idare istinaf başvurusunun reddine ilişkin hüküm fıkrasının davacının söz konusu kamu alacağından sorumluluğu değerlendirilmek suretiyle ulaşılacak sonuca göre yeniden karar verilmek üzere bozulması gerekmiştir. Öte yandan, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde gerekli kaynağın elde edilmesi amacıyla vergi ve diğer kamu alacaklarının takip ve tahsili için hukuki düzenlemeler ve ayrıcalıklı yetkilerle kolaylık ve hızlılık sağlanmasının doğal olduğu kabul edilmekle birlikte bu konuda bireylerin hakları ve hukukun genel ilkelerinin de göz önünde bulundurulması hukuk devletinin bir gereğidir. Kamu hizmetlerinin yürütülmesi için gerekli düzenlemeler yapılırken elde edilmek istenen kamu yararıyla bireysel haklar arasında bir dengenin kurulması gerekir. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni olması ve kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunması yeterli olmayıp ayrıca müdahalenin ölçülü olması da şarttır. Hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ölçülülük ilkesi uyarınca mülkiyet hakkının sınırlandırılması suretiyle elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin sağlanması zorunludur. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Limited şirket ortaklarını, şirketten tahsiline olanak bulunmayan kamu alacaklarının ödenmesinden doğrudan doğruya ve payları oranında sorumlu tutan 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesi karşısında, tahsili gereken kamu alacağını yaratan vergilendirmenin ait olduğu dönemde şirketin paylarına sahip ortakların, ortaklık sıfatının sürdüğü dönemlere ilişkin ortaklık sıfatından doğan ve bu dönemlere dair yapılacak bir inceleme sonrası salınacak vergi ve kesilecek cezalardan sorumlu tutulabilecekleri açıktır. Ancak, ortakların takibi aşamasında, kusursuz sorumlu olduklarından bahisle kendilerine orantısız bir külfet yüklenmemesi gerekmektedir. 6102 sayılı Kanun'un 614. maddesinin 1. fıkrası kapsamında, limited şirketin bütün hesap ve işlemlerine yönelik olarak denetim ve gözetim yetkisi bulunan ortakların, şirket faaliyetlerini ve temsile yetkili kişilerin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerini denetleme, inceleme ve bu konularda bilgi alma hakları bulunmaktadır. Buna göre, sadece ortaklık sıfatının devam ettiği dönemlerde şirket işlemleri hakkındaki her türlü bilgiye erişme imkanı olan ortakların, paylarını devrettikten, başka bir ifadeyle şirketle bağlarının ortadan kalkmasından sonra ortaklıkları döneminde gerçekleşmeyen fiiller sonucunda ortaya çıkan kamu alacağından, salt vergilendirme dönemlerinde payları bulunduğundan bahisle sorumlu tutulmaları düşünülemez. Uyuşmazlık konusu olayda, 5 takip numaralı ödeme emri içeriği kamu alacağını oluşturan vergi ve cezalara ilişkin re’sen tarh nedenini, davacının ortaklık sıfatının sona erdiği tarihten sonra şirkete ait defter ve belgelerin ibraz edilememesi oluşturmaktadır. Söz konusu eylem, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesi gereğince gizleme olarak nitelendirilmekte ve tüm katma değer vergisi indirimlerinin reddi üzerine tarhiyat yapılması ve üç kat vergi ziyaı cezası kesilmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu durumda, 24/06/2015 tarihinde hisselerini devrederek ortaklıktan ayrılan ve şirketle hukuki ve fiili bağlantısının kalmaması nedeniyle ortaklık sıfatının kazandırdığı ibraz etmeme fiiline yönelik olarak bilgi alma ve inceleme hakkı olmayan dolayısıyla herhangi bir müdahale imkanı bulunmayan davacının, takip edilen kamu alacağına ilişkin vergilendirme dönemi ortaklık sıfatının bulunduğu döneme ilişkin olmakla birlikte yukarıda belirtildiği üzere pay devrinden sonra gerçekleşen ibraz ödevinin yerine getirilmemesi sebebiyle salınan vergi ve kesilen cezalardan sorumlu tutulması, ortaklık sıfatından kaynaklanan kusursuz sorumluluğu aşan mahiyette ölçüsüz bir müdahale olduğundan ve kendisine orantısız bir külfet yüklediğinden adına düzenlenen … takip numaralı ödeme emrinde hukuka uygunluk görülmemiş olup yazılı gerekçeyle değinilen ödeme emrinin iptaline ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen davalı idare istinaf başvurusunun reddine dair hüküm fıkrasında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiştir.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacı temyiz isteminin reddine, davalı idare temyiz isteminin kısmen reddine, 2. Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının; … takip numaralı ödeme emrinin …, …, … ve … plaka numaralı kısmı ile …, … ve … takip numaralı ödeme emirlerine ilişkin hüküm fıkralarının ONANMASINA, 3. Davalı idare temyiz isteminin kısmen kabulüne, 4. Kararın; ... takip numaralı ödeme emrinin, …, …, … ve … plaka numaralı kısmı haricindeki bölümü ile ... takip numaralı ödeme emrine ilişkin hüküm fıkrasının BOZULMASINA, 5. Kararın; ... takip numaralı ödeme emrine ilişkin hüküm fıkrasına davalı idarece yöneltilen TEMYİZ İSTEMİNİN İSE REDDİNE, 6. Davacıdan 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı (3) sayılı Tarife uyarınca …-TL maktu harç alınmasına, 18/12/2023 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
(X)-KARŞI OY : Vergi Dava Dairesi kararının, … takip numaralı ödeme emrinin … , …, …, …, …, …, ... … plaka numaralı kısmı haricindeki bölümü ile … takip numaralı ödeme emri içeri kamu alacağına ilişkin hüküm fıkrasının dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında, kararın sözü edilen hüküm fıkrasının bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, davalı idare temyiz isteminin reddi gerektiği oyuyla karara bu yönden katılmıyorum.
(XX)- KARŞI OY : 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 35. maddesinin 1. fıkrasında, limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu oldukları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları kurala bağlanmıştır. Davacının 22/04/2014 ila 24/06/2015 tarihleri arasında ortağı olduğu asıl amme borçlusu şirketin 2014 ve 2015 yıllarına ait defter ve belgelerin ibrazına ilişkin … tarih ve … sayılı yazının, şirket müdürü ...'a 26/12/2016 tarihinde tebliğ edilmesine karşın ibraz edilmemesi üzerine düzenlenen vergi inceleme raporu uyarınca yapılan katma değer vergisi tarhiyatının şirkete tebliğ edildiği ancak söz konusu borcun ödenmemesi üzerine gerçekleştirilen mal varlığı araştırması sonucunda borcun şirketten tahsil edilemeyeceğinin anlaşıldığından bahisle adına ortak sıfatıyla dava konusu 5 takip numaralı ödeme emrinin düzenlendiği anlaşılmıştır. 6183 sayılı Yasa'nın 35. maddesinden doğan ve limited şirket ortaklarını, şirketten tahsiline olanak bulunmayan kamu alacaklarının ödenmesinden doğrudan doğruya ve payları oranında sorumlu tutan kural karşısında, tahsili gereken kamu alacağını yaratan vergilendirmenin ait olduğu dönemde şirketin paylarına sahip ortakların, bu dönemden sonra paylarını devretmiş olsalar da ortaklık sıfatının sürdüğü dönemlere ilişkin şirketin kamu borçlarından kaynaklanan sorumluluklarının kalkacağından söz edilemez. Uyuşmazlık konusu olayda, asıl amme borçlusu şirket nezdinde takip aşamalarının usulüne uygun olarak gerçekleştirildiği anlaşıldığından 5 takip numaralı ödeme emri içeriği kamu alacağının ait olduğu dönemde şirket ortağı olan davacının bu ödeme emriyle takibinde hukuka aykırılık görülmediğinden davalı idare temyiz isteminin bu yönden de kabulü ile Vergi Dava Dairesi kararının değinilen hüküm fıkrasının bozulması gerektiği oyuyla Daire kararına katılmıyoruz.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.