10. Daire 2022/1994 E. 2024/1033 K. — Danıştay Kararı :: Hukuk Asistan
Danıştay Kararı

10. Daire 2022/1994 E. 2024/1033 K. — Danıştay Kararı

10. Daire 2022/1994 Esas 2024/1033 Karar 21.03.2024
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/1994 E.,  2024/1033 K.

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/1994
Karar No : 2024/1033

KARAR DÜZELTME
İSTEMİNDE BULUNAN (DAVACILAR): ..., ..., ..., ... ve ...'a velayeten, kendilerine asaleten, ... ve ...
VEKİLLERİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Genel Müdürlüğü / ...
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesince verilen 30/09/2021 tarih ve E:2021/3857, K:2021/4491 sayılı kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54. maddesi uyarınca düzeltilmesine karar verilmesi istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından; yakınları ...'ın ... ili, ... ilçesi, ... köyünde 16/07/2011 tarihinde gerçekleşen yağışlar sonucu meydana gelen sel felaketinde hayatını kaybetmesinde sel felaketinin önlenmesi ve dere yatağının ıslah edilmesi için yapılan başvurulara rağmen gerekli önlemleri almayan davalı idarenin kusurlu olduğu ileri sürülerek; cenaze masrafları karşılığı 1.000,00 TL, müteveffanın annesi ... için 1.000,00 TL (03/02/2015 tarihli miktar artırım dilekçesiyle 61.255,00 TL, 18/11/2020 tarihli miktar artırım dilekçesiyle 120.000,48 TL) maddi, 100.000,00 TL manevi, babası ... için 1.000,00 TL (03/02/2015 tarihli miktar artırım dilekçesiyle 55.308,00 TL, 18/11/2020 tarihli miktar artırım dilekçesiyle 106.846,90 TL) maddi, 100.000,00 TL manevi, kardeşleri ..., ..., ..., ... ve ... için ayrı ayrı 25.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:... İdare Mahkemesince, Dairemizin 07/01/2016 tarih ve E:2015/3543, K:2016/60 sayılı bozma kararı üzerine yeniden yapılan yargılama neticesinde verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararla; Mahkeme kayıtlarına 23/01/2020 tarihinde giren bilirkişi raporunda; 16/07/2011 tarihinden önce olayın meydana geldiği alanda herhangi bir çalışmanın yapılmadığı, meydana gelen yağışın önceden tahmin edildiği, ancak gök gürültülü sağanak yağışın etkili olduğu dar alanın öngörülemeyeceği, gerçekleştiği tahmin edilen yağışın 12 saatlik toplam yağış şeklinde orta kuvvette yağış sınıfına girdiği, dakikalık olarak analiz edildiğinde ise o bölge için yaklaşık olarak 10 yılda 1 görülebilecek bir felaket olduğu, alınabilecek teknik önlemlerle zararın azaltılmasının mümkün olduğu, davalı idarece gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle hizmet kusurunun olduğu, meydana gelen olayla Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün eylemi arasında illiyet bağı bulunduğu tespitlerine yer verildiği, raporun sonuç kısmında, davalı idarenin kusurlu olduğunun belirtilmesine rağmen kusur oranının gösterilmediği gerekçesiyle bu hususun açıklığa kavuşturulması için alınan 04/11/2020 tarihli ek raporda ilgili bölgede bu şiddette bir yağışın on yılda bir kez gerçekleşebileceğinden idarenin %10 oranında sorumluluktan kurtulacağı, yine dere yatağının genişliği, derenin eğimi ve mevsim koşullarından dolayı toprağın geçirimlilik oranının düşüklüğü nedeniyle ise %20 oranında sorumlu olmayacağının belirtildiği, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nün görevleri arasında bulunan ıslah çalışması ile derenin her iki tarafına istinat duvarı örme yoluyla sel ve taşkınların önlenmesi açısından %50, koruyucu tesisler, gölet, baraj, sel seti gibi yapıların inşa edilmemesi açısından %20 olmak üzere toplam %70 oranında kusurlu olduğunun ifade edildiği, anılan raporlar ve dosya münderecatında yer alan bilgi ve belgeler bir bütün halinde değerlendirildiğinde; olayda mücbir sebep hali söz konusu olmamakla birlikte, önlem alınarak zararın azaltılmasının veya ortadan kaldırılmasının mümkün olduğu bir beklenmeyen halin mevcut olduğu anlaşıldığından, dere yatağının yerleşim yeri içinden geçiyor olmasına ve 16/07/2011 tarihinde meydana gelen sel felaketinden önce aşırı yağışlara karşı önlem alınması talebiyle köy sakinleri tarafından davalı idareye yapılmış başvuruya rağmen, 16/07/2011 tarihinden önce aşırı yağışlara karşı bölgede davalı idarece çalışma yapılmayarak dere ıslahı için maksimum gelen su debisine göre derenin her iki tarafına istinat duvarı ve menfez gibi sel felaketini önleyici duvarların örülmediği, yine derede biriken taş ve toprağın suyun birikmesine ve biriken suyun yön değiştirerek olağan yatağını terk edip yerleşim yerlerinin bulunduğu yöne akmasına sebebiyet verecek şekilde gölet baraj sel seti gibi koruyucu tesisler inşa edilmemiş olduğu hususları dikkate alındığında, davalı idarece gerekli tedbirlerin alınmadığı ve alınabilecek teknik önlemlerle zararın büyük ölçüde azaltılmasının mümkün olduğu açık olup, davalı idarenin ... köyünde meydana gelen sel felaketinde bilirkişi raporunda belirtilen oranda kusurlu olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı, dosya üzerinden yapılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 19/10/2020 tarihli bilirkişi raporunda anne ...'ın destekten yoksun kalma zararının 120.000,48 TL, baba...'ın destekten yoksun kalma zararının ise 106.846,38 TL olduğu tespitlerine yer verildiği, anne ... için 120.000,48 TL, baba ... için ise 106.846,38 TL destekten yoksun kalma tazminatının ... Asliye Hukuk Mahkemesine davanın açıldığı 20/10/2011 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesi gerektiği, her ne kadar davacılar tarafından cenaze giderleri için 1.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunulmuş ise de; ölüm olayıyla doğrudan doğruya ilgili olan ve cenaze için mutlaka yapılması gereken cenazenin nakli, yıkanması, tabut, kabir yeri, kabir kazma için belediye veyahut diğer ilgili birimler tarafından herhangi bir ücret alındığına dair bir bilgi ya da belgenin de sunulmadığı göz önüne alındığında, cenaze ve defin giderinin tazmini isteminin reddi gerektiği, davalı idarenin bu olayda %70 oranında hizmet kusuru bulunduğundan anılan kişinin ölümü sonucunda duyduğu ve ömür boyu duyacağı acı, üzüntü ve ruhsal sıkıntılarının kısmen de olsa dindirilmesi için takdiren anne ve babaya ayrı olmak üzere 75.000,00 TL, kardeşlere 20.000,00'er TL olmak üzere toplamda 250.000,00 TL manevi tazminatın .... / ... Asliye Hukuk Mahkemesine davanın açıldığı tarih olan 20/10/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, 227.847,38‬ TL maddi tazminat isteminin 226.847,38‬ TL'lik kısmının kabulüne, 1.000,00 TL'lik kısmı ile bu kısma ilişkin faiz taleplerinin reddine, 325.000,00 TL manevi tazminat ödenmesi isteminin 250.000,00 TL'lik kısmının kabulüne, geriye kalan 75.000,00 TL'lik kısmı ile bu kısma ilişkin faiz taleplerinin reddine, hükmedilen maddi ve manevi tazminatın ... Asliye Hukuk Mahkemesine davanın açıldığı tarih olan 20/10/2011 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine karar verilmiştir.

Daire Kararının Özeti: Her iki tarafın temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onuncu Dairesinin 30/09/2021 tarih ve E:2021/3857, K:2021/4491 sayılı kararıyla, davacıların temyiz isteminin gerekçe değiştirerek reddi ile davanın kısmen kabulü, kısmen reddine ilişkin Mahkeme kararının gerekçeli onanmasına, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmiştir.

KARAR DÜZELTME TALEP EDENİN İDDİALARI: Davacılar tarafından, dava konusu olayın davalı idareni hizmet kusurundan kaynaklandığı, Daire kararının düzeltilerek davanın kabule ilişkin kısmının onanması, redde ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ...
DÜŞÜNCESİ :Karar düzeltme isteminin kabulü ile Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesinin 30/09/2021 tarih ve E:2021/3857, K:2021/4491 sayılı kararı kaldırılarak uyuşmazlık yeniden incelendi:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :
Davacılar tarafından; yakınları ...'ın .... ili, ... ilçesi, ... köyünde 16/07/2011 tarihinde gerçekleşen yağışlar sonucu meydana gelen sel felaketinde hayatını kaybetmesinde sel felaketinin önlenmesi ve dere yatağının ıslah edilmesi için yapılan başvurulara rağmen gerekli önlemleri almayan davalı idarenin kusurlu olduğu ileri sürülerek; cenaze masrafları karşılığı 1.000,00 TL, müteveffanın annesi ... için 1.000,00 TL (03/02/2015 tarihli miktar artırım dilekçesiyle 61.255,00 TL, 18/11/2020 tarihli miktar artırım dilekçesiyle 120.000,48 TL) maddi, 100.000,00 TL manevi, babası ... için 1.000,00 TL (03/02/2015 tarihli miktar artırım dilekçesiyle 55.308,00 TL, 18/11/2020 tarihli miktar artırım dilekçesiyle 106.846,90 TL) maddi, 100.000,00 TL manevi, kardeşleri ..., ..., ...., ... ve ... için ayrı ayrı 25.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.
Dava konusu olay nedeniyle açılan davalarda Danıştay Onuncu Dairesince davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı ve tazminat sorumluluğu bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulması üzerine verilen ısrar kararları sonrasında Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 17/05/2023 tarih ve E:2022/2369, K:2023/1034, E:2022/2681, K:2023/1035, E:2022/3287, K:2023/1036 sayılı kararlarında; 16/07/2011 tarihinde yaşanan sel felaketi nedeniyle açılan benzer davalara ilişkin dosyaların birlikte incelenmesinden, sel felaketinin yaşandığı Van ili, ... ilçesi, ... Köyünde olay öncesinde 08-13-27/05/2007, 17/07/2007, 23-24/08/2007, 12/02/2008 tarihlerinde de sel felaketlerinin yaşandığı; bu olaylarda can ve mal kayıplarının ortaya çıktığı; ... Valiliği ... ve .... Müdürlüğünün 18/07/2007-23/07/2007 tarihleri arasında ilçede yaptığı incelemeler neticesinde hazırlanan raporda köy içinden geçen derenin mutlaka ıslah edilmesi gerektiğinin, dere ıslahı işlerinin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapıldığının belirtildiği; ... Köyünde ikamet etmekte olan şahısların olay öncesinde çeşitli tarihlerde Van Valiliği ve ... Kaymakamlığına verdikleri dilekçelerle evlerinin yağışlar nedeniyle zarar gördüğünü belirterek daha uygun bir yerde ev yapmaları konusunda gereğinin yapılmasını talep ettikleri; ... Valiliği İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğünün Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 17. Bölge Müdürlüğüne gönderdiği ... tarih ve ... sayılı yazıda da, ... Köyünde 15/06/2011 tarihinde yapılan inceleme sonucunda derenin taşması durumunda dere yatağının yakınında bulunan konutların potansiyel su baskınına maruz kalabileceğinin görüldüğü belirtilerek su baskını konuları Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün faaliyet alanına girdiğinden kurumun teknik elemanlarınca bölgede inceleme yapılması gerektiğinin bildirildiği; bakılmakta olan davaya konu 16/07/2011 tarihli sel felaketi sonrasında ... İlçe Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü ekiplerince hasar tespit çalışması yapıldığı; bu çalışma sonucunda 4 kişinin vefat ettiği ve toplam 600 kadar hayvanın telef olduğunun tespit edildiği; Meteoroloji Genel Müdürlüğünce, yerleşim alanları dışında ve ... ilçesinin köylerinde aşırı yağışların sele dönmesi sonucunda oluşan zararlarla ilgili fevk (olağanüstü olay) raporu tanzim edildiği; sel felaketinin yaşandığı tarihe kadar dere ıslahı ile ilgili bir çalışma bulunmadığının, olay sonrasında 18/07/2011-20/07/2011 tarihleri arasında paletli beko aracıyla yapılan çalışma sonucunda deredeki suyun akışının sağlandığının, kalan çalışmaların 2012 yılında ihalesinin yapıldığının, bu ihaleye konu iş kapsamında 2013 yılında söz konusu derenin tersip bentlerinin ve istinat duvarlarının %50'sinin tamamlandığının Devlet Su İşleri 17. Bölge Müdürlüğünün ara kararı cevaplarında belirtildiği, Van İli, ... İlçesi, ... Köyünde 2007 ve 2008 yıllarında bir çok kez sel felaketi yaşanmış olması, kamu kurumlarının bölgede yaptıkları incelemelerde derenin ıslah edilmesi gerektiği yönünde raporlar düzenlemiş olmaları, yöre halkının olay tarihinden önce konuya ilişkin birçok başvuru yapmış olması hususları birlikte dikkate alındığında, davalı idarenin olay tarihi olan 16/07/2011 tarihine kadar ...-... deresinin ıslahına ve taşkın koruma tesisi yapılmasına yönelik herhangi bir çalışma yapmamış olması nedeniyle hizmet kusurunun bulunduğu ve davacının uğradığı zararla 6200 sayılı Kanun'dan kaynaklanan görevlerini yerine getirmeyen idarenin eylemi arasında illiyet bağı bulunduğu sonucuna varıldığı, UYAP kayıtlarının incelenmesinden, 16/07/2011 tarihinde meydana gelen yağışlar nedeniyle ...-... deresinin taşması sonucu hayvanlarının boğulduğundan bahisle, uğranıldığı ileri sürülen zararların tazmini istemiyle aynı köyde yaşayan kişiler tarafından açılan benzer davalarda düzenlenen bilirkişi raporlarına istinaden davalı idarenin olayda %70 oranında hizmet kusurunun bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yolunda verilen birçok İdare Mahkemesi kararının itiraz kanun yolundan geçerek kesinleştiği, yaşanan olayda davalı idarenin hizmet kusuru ve ortaya çıkan zararla davalı idarenin eylemi arasında illiyet bağının bulunması karşısında, temyizen incelenen karar ısrar hususu yönünden usul ve hukuka uygun bulunarak onanmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT :
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
6200 sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce Yürütülen Hizmetler Hakkında Kanun'un 2. maddesinin olay tarihinde yürürlükte olan halinde, taşkın sular ve sellere karşı koruyucu tesisler meydana getirmek; akar sularda ıslahat yapmak ve icabedenleri seyrüsefere elverişli hale getirmek; anılan tesislerin çalıştırma, bakım ve onarım dahil işletmelerini sağlamak Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında bu hizmetten doğan nedenlerle kişilerin uğradığı zararların hizmetin sahibi idarece karşılanması esas olmakla birlikte, tazminata hükmedilirken, olayın meydana geliş şekline göre zarara uğrayan kişilerin de kusurlu olup olmadığının, dolayısıyla olayda müterafik kusur bulunup bulunmadığının da ortaya konulması gerekmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Van ili, ... ilçesi, ... Köyü'nde 2007 ve 2008 yıllarında bir çok kez sel felaketi yaşanmış olması, gerek kamu kurumlarının bölgede yaptığı incelemelerde derenin ıslah edilmesi gerektiği yönünde raporlar düzenlemiş olmaları gerekse de yöre halkının olay tarihinden önce konuya ilişkin bir çok başvuru yapmış olması karşısında, davalı idarenin olay tarihi olan 16/07/2011 tarihine kadar ...-.... deresinin ıslahına ve taşkın koruma tesisi yapılmasına yönelik herhangi bir çalışma yapmamış olması nedeniyle hizmet kusurunun bulunduğu ve davacının uğradığı zararla idarenin Kanundan kaynaklanan görevlerini yerine getirmemek şeklinde tezahür eden eylemi arasında nedensellik bağı bulunduğunun kabulü gerekmekte olup, İdare Mahkemesince de mahallinde 06/04/2015 tarihinde yapılan keşif neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunda, dava konusu olayda davalı idare eylemi ile davacının zararı arasında illiyet bağı bulunduğu, davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün %70 kusurlu olduğu tespite yer verilmiştir.
Öte yandan dava konusu olayın yaşandığı yerde daha önceki tarihlerde de aşırı yağış nedeniyle sel felaketinin yaşandığı ve bu sel felaketleri sonucunda ölüm ve birçok hasarın meydana geldiği dikkate alındığında, hayvan sürülerini otlatmak ve korumaktan sorumlu olan sürü sahibi veya çobanın gereken özeni göstermesi gerektiği açık olduğundan bu yönüyle zararın oluşmasına davacının dikkatsizlik, tedbirsizlik, ihmal ve kusurunun da söz konusu zarara sebebiyet verdiğinden zarara uğrayan davacının da %30 kusuru bulunduğunun kabulü gerekmektedir.
Tüm bu nedenlerle İdare Mahkemesince davalı idarenin %70 kusur oranı dikkate alınarak davacıların maddi zararının karşılanması gerekmektedir.
Ayrıca hukuk sistemimizde "Taleple Bağlılık İlkesi" geçerlidir. Nitekim, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26. maddesine göre; "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir."
Taleple bağlılık ilkesinin en önemli sonuçlarından biri de "Aleyhe Bozma Yasağı"dır. Aleyhe bozma yasağı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun, "Sanık lehine başvurma hâlinde verilecek hüküm" başlığını taşıyan 283. maddesinde "İstinaf yoluna yalnız sanık lehine başvurulmuşsa, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." denilmek suretiyle açıkça düzenlenmiş bulunmaktadır.
Medeni yargılama hukukuna ilişkin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve idari yargılama hukukuna ilişkin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda, 5271 sayılı Kanunda olduğu gibi açık bir düzenleme olmamakla birlikte, "Aleyhe Bozma Yasağı" gerek hukuk yargılamasında, gerekse idari yargı alanında uygulanan temel prensiplerden biridir.
Bir hüküm, davanın taraflarından yalnız biri tarafından temyiz edilirse, kamu düzenine ilişkin emredici kurallar hariç olmak üzere, temyiz edilen hüküm temyiz eden tarafın aleyhine olarak bozulamaz. Buna dar anlamda aleyhe bozma yasağı denilmektedir.
Taraflardan yalnız birinin temyizi halinde ya da taraflardan yalnız birinin lehine olarak verilen bozma kararında, bozma kararına uyan ilk derece mahkemesi artık temyiz eden tarafın, önceki (bozulan) karardan daha aleyhine olan bir hüküm veremez. Buna, geniş anlamda aleyhe bozma yasağı ya da aleyhe hüküm verme yasağı denilmektedir.
Taraflardan yalnız birinin temyizi üzerine verilen bozma kararına uyan mahkemenin temyiz eden tarafın, bozulan karara oranla daha aleyhine olan bir hüküm verememesi ilkesi, usule dair kazanılmış hak müessesesi ile yakından ilgilidir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 19/04/2018 tarih ve E.2018/2447, K.2018/4310 sayılı kararında da "Önceki karar davacı tarafından temyiz edilmemiş olduğundan, o kararda hükmedilen miktar davalı yararına kazanılmış bir hak oluşturmuştur. O halde, mahkemenin davalı yararına kazanılmış hakkı ihlal ederek aleyhe hüküm verme yasağına aykırı olacak şekilde karar vermiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir." denilmektedir.
Buna göre, davalı idarenin temyiz talebi üzerine, davalı idare lehine verilen bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararda, davalı idarenin önceki (bozulan) karardan daha aleyhine bir hüküm kurulamayacağı açıktır.
Bakılmakta olan davada ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; müteveffanın annesi ... için 42.878,50 TL maddi, 70.000,00 TL manevi, babası ... için 38.715,60 TL maddi, 70.000,00 TL manevi, kardeşleri ..., ...., ... için ayrı ayrı 20.000,00 TL manevi, kardeşleri ... ve ... için ayrı ayrı 15.000,00 TL manevi tazminatın ... Asliye Hukuk Mahkemesine davanın açıldığı 20/10/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin istemlerinin reddine karar verildiği; mahkeme kararının kabule ilişkin kısımının davalı idare tarafından temyiz edildiği, davacılar tarafından ise temyiz taleplerinin bulunmadığı, Danıştay Onuncu Dairesinin 07/01/2016 tarih ve E:2015/3543, K:2016/60 sayılı kararıyla bozulması üzerine ... İdare Mahkemesince bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararda, müteveffanın annesi ... için 120.000,48 TL maddi, 75.000,00 TL manevi, babası ... için 106.846,90 TL maddi, 75.000,00 TL manevi, kardeşleri ..., ..., ..., ... ve ... için ayrı ayrı 20.000,00 TL manevi tazminatın ... Asliye Hukuk Mahkemesine davanın açıldığı 20/10/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin istemlerinin reddine karar verildiği görülmektedir.
Uyuşmazlıkta, her ne kadar bozma kararına uyulmak suretiyle karar verilmiş ise de, davacı tarafın temyiz talebinin bulunmadığı, bozma kararının davalı idarenin temyiz talebinin kabulü ile gerçek zararın ortaya konulması için verildiği hususu dikkate alınmak suretiyle aleyhe hüküm verme yasağı uyarınca müteveffanın annesi ... için 42.878,50 TL maddi, 70.000,00 TL manevi, babası ... için 38.715,60 TL maddi, 70.000,00 TL manevi, kardeşleri ..., ..., ... için ayrı ayrı 20.000,00 TL manevi, kardeşleri ... ve ... için ayrı ayrı 15.000,00 TL manevi tazminatı aşmaması gerekirken, davalı idarenin önceki (bozulan) karardan daha aleyhine olacak şekilde müteveffanın annesi ... için 120.000,48 TL maddi, 75.000,00 TL manevi, babası ... için 106.846,90 TL maddi, 75.000,00 TL manevi, kardeşleri ..., ..., ..., ... ve ... için ayrı ayrı 20.000,00 TL manevi tazminat isteminin kabulü yolunda verilen Mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacıların temyiz istemlerinin REDDİNE,
2.Davalı idarelerin temyiz isteminin KABULÜNE,
3.Temyize konu ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
4.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 21/03/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın