10. Daire 2021/3629 E. 2025/452 K. — Danıştay Kararı
10. Daire 2021/3629 Esas 2025/452 Karar 04.02.2025
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/3629 E., 2025/452 K.
T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/3629 Karar No : 2025/452
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müş. Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, Denizli Devlet Hastanesinde yapılan hatalı ameliyat ve tedavi nedeniyle yemek borusunda daralma meydana geldiği, yutma güçlüğü yaşamasında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık 5.000,00 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; sağlık hizmetlerinin niteliği ve taşıdığı risk dikkate alındığında idarelerin yürüttükleri sağlık hizmetinden dolayı sorumlu tutulabilmeleri için ortada ağır bir hizmet kusuru bulunması gerektiği, dava konusu olaya ilişkin alınan Adli Tıp Kurumu 7. Adli Tıp İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... sayılı bilirkişi raporu dikkate alındığında, meydana gelen olayda, yutma güçlüğünün, bu operasyon sonrası karşılaşılabilecek ve kendiliğinden düzelebileceği gibi hastaya daha sonra önerildiği üzere gerek endoskopik gerekse cerrahi olarak kontrol altına alınabilecek sonuçlardan biri olduğu hasta ilgili hekim tarafından cerrahi prensiplere uygun olarak operasyona hazırlandığı, onam alınarak opere edildiği ve sonrasında rutin takiplerine devam edildiği, idareye atfı kabil bir hizmet kusuru bulunmadığı, bu haliyle davalı idarenin sağlık hizmetlerinin yürütülmesinden kaynaklı tazminat ödenmesini gerektirir bir hizmet kusuru bulunmadığı, yine olayda kusursuz sorumluluk şartlarının oluşmaması nedeniyle davalı idarenin kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca da sorumluluğu cihetine gidilemeyeceği, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, ameliyat sonrasında yemek borusundaki daralma nedeniyle sadece sıvı gıdalar tüketebilir hale geldiği, yemek borusunda oluşan darlık sebebiyle hiçbir teşhis ve tedavi yoluna gidilmediği, bilirkişi raporuna yapılan itirazlarının dikkate alınmadığı, fiziki muayenesi ve güncel durumu tespit edilmeden düzenlenen raporun hükme esas alınmasının hakkaniyete aykırı olduğu, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; mide ağrısı, şişkinlik, hazımsızlık, bulantı ve kusma şikayetleriyle 10/01/2018 tarihinde Denizli Devlet Hastanesine başvuran davacıya aynı tarihli endoskopi ile hiatal herni (mide fıtığı) tanısı konulduğu, 07/02/2018 tarihinde şişlik yakınması ile aynı hastaneye başvurduğu, elektif operasyon amaçlı yatırıldığı, 08/02/2018 tarihinde nissen fundoplikasyon ameliyatı yapıldığı, 09/02/2018 tarihinde taburcu edildiği, 01/06/2018 tarihinde midede, karında ağrı, şişkinlik, bulantı, kusma ve halsizlik şikayetleriyle Özel Denizli Sağlık Hastanesine başvurduğu, 07/06/2018 tarihinde kilo kaybı ve yutma güçlüğü şikayetleriyle endoskopi işlemine alındığı, endoskopide özofagus (yemek borusu) distalde geniş, gövde peristaltizmi azalmış izlendiği, akalazya ön tanısı ile mide pasaj grafisi önerildiği, aynı tarihli pasaj grafisinde kardiyoözefageal bölgede daralma izlendiği, proksimal özefagus dilate olarak değerlendirildiği, tetkik ve medikal tedavileri sonucunda 11/06/2018 tarihinde taburcu edildiği, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Kliniğinde bila tarihinde yapılan özefagus manometri incelemesinde inefektif özefagus ile uyumlu bulgular, alt özefagus sfinkter gevşemesinde yetersizlik izlendiği, akalazya mevcut olmadığının değerlendirilmesi üzerine balon dilatasyon önerildiği, 06/07/2018 tarihinde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Kliniği Endoskopi Ünitesinde balon dilatasyon yapıldığı, takibinde 01/08/2018 tarihinde endoskopik radyolojik ve manometrik incelemeler ile alt özofagus sfınkter gevşemesi yetersiz olduğu tespit edilerek geniş balon dilatasyonu yapıldığı, 29/08/2018 tarihinde Denizli Devlet Hastanesinde yapılan özefagografide özefagus alt uçta incelerek daralma, proksimaldeki özefagus segmentlerinde genişleme, özefagus pillilerinde silinme tespit edildiği, davacı tarafından, davalı idareye bağlı sağlık kuruluşunda gerçekleştirilen tıbbi hatalar nedeniyle yemek borusunda daralma meydana geldiği iddiasıyla tazminat istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Olayda, davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Mahkemece bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 7. İhtisas Kurulunca düzenlenen 31/10/2019 tarih ve 5083 karar numaralı raporda, "mide ağrısı, şişkinlik, hazımsızlık, bulantı, kusma şikayetleriyle Denizli Devlet Hastanesine başvuran kişinin endoskopik incelemesinde hiatal herni tespit edilerek 08/02/2018 tarihinde yapılan nissen fundoplikasyonu ameliyatının endikasyonunun ve tekniğinin tıbben doğru olduğu, bu tür ameliyatlardan sonra söz konusu klinik şikayetlere neden olan bulgularda tam düzelme olmayabileceği, bunun yanı sıra ameliyat sonrasında ortaya çıkan darlığa bağlı gelişen disfajinin (yutma güçlüğü) bu tür ameliyatlardan sonra her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen bir komplikasyon olarak nitelendirildiği, söz konusu komplikasyonları gidermeye yönelik mükerrer operasyonların yapılabileceği, meydana gelen yutma güçlüğü nedeni ile farklı merkezlere başvuran kişiye gerekli tedavilerin uygulanmış olduğu, dolayısı ile Genel Cerrahi Uzmanı Op.Dr. ...’in uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği " yönünde görüş belirtilmiştir. İdare Mahkemesince anılan raporun hükme esas alınması suretiyle davanın reddine karar verilmiş olup, davacıların istinaf başvurusu da reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüştür. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Sağlık hizmeti sunumundan kaynaklanan tam yargı davalarında idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının belirlenebilmesi için tedavi süreci bir bütün halinde ele alınmalıdır. Dava konusu olaydaki gibi cerrahi müdahale içeren operasyonlar bakımından, öncelikle doğru tanının konulması, bu tanıya yönelik tıbben uygun müdahalenin gerçekleştirilmesi ve operasyon sonrası sürecin tıbbi standartlara uygun bir şekilde yönetilmesi gerekmektedir. Tıbbi standart kavramı ile tıp biliminin genel olarak tanınıp kabul edilmiş meslek kuralları kastedilmektedir. Komplikasyon ise, tıbbi girişim sırasında meydana gelen, öngörülmeyen, öngörülse bile önlenemeyen durum, istenmeyen sonuçtur. Buna göre, bünyesinde risk barındıran sağlık hizmetinin ifası sırasında tıbben kabul edilen normal risk ve sapmalar çerçevesinde davranılarak gerekli dikkat ve özenin gösterilmesine rağmen ortaya çıkan istenmeyen sonuçlardan tazminat sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. Bu noktada, tıbbi standartlardan sapılmaması, mesleki tecrübe kurallarına riayet edilmiş olması gereklidir. Komplikasyon sonrası yönetim süreci de hizmet kusurunun varlığını tespit etme adına önem arz etmektedir. Dava konusu olaya ilişkin olarak Adi Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulundan alınan ... tarihli ve ... sayılı raporda; mide ağrısı, şişkinlik, hazımsızlık, bulantı, kusma şikayetleriyle Denizli Devlet Hastanesine başvuran davacının endoskopik incelemesinde hiatal herni tespit edilerek 08/02/2018 tarihinde yapılan nissen fundoplikasyonu ameliyatının endikasyonunun ve tekniğinin tıbben doğru olduğu, bu tür ameliyatlardan sonra söz konusu klinik şikayetlere neden olan bulgularda tam düzelme olmayabileceği, bunun yanı sıra ameliyat sonrasında ortaya çıkan darlığa bağlı gelişen disfajinin (yutma güçlüğü) bu tür ameliyatlardan sonra her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen bir komplikasyon olarak nitelendirildiği, söz konusu komplikasyonları gidermeye yönelik mükerrer operasyonların yapılabileceği, meydana gelen yutma güçlüğü nedeni ile farklı merkezlere başvuran davacıya gerekli tedavilerin uygulanmış olduğu, dolayısı ile Genel Cerrahi Uzmanı Op.Dr. ...’in uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu yönünde görüş verilmiştir. Anılan rapora davacı tarafından itiraz edilmiş, itiraz dilekçesinde; ameliyat sonrası takiplerinde devam eden şikayetlerinin geçici ve normal olduğu belirtilerek şikayetlerine yönelik tetkik ve değerlendirmenin yapılmadığı, devam eden şikayetleriyle ilgili teşhis ve tedavilerin başka hastanede yapıldığı, yapılan mükerrer operasyonların ilk operasyonu yapan doktor tarafından yapılmadığı, operasyon sonrası şikayetlerde aynı hekime başvurulması ve komplikasyonları gidermeye yönelik operasyonların da aynı hekimce yapılması gerekirken, operasyon sonrası şikayetlerine ilişkin ilgili hekimin değerlendirme yapmadığı, operasyon öncesi olası risklerin kendisiyle paylaşılmadığı, komplikasyonu gidermeye yönelik tedavinin yapılmadığı, ameliyat sonrasındaki tedavi sürecinin davalı idarenin kusurlu eylemleri sonucunda iyi yönetilememiş olması nedeniyle zararlı sonucun oluşmasına sebebiyet verildiği, anılan hususlarda raporda değerlendirme yapılmadığı, yeniden bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği ileri sürülmüştür. Dosya içerisindeki tüm bilgi ve belgeler ile davacının iddiası ve davalı idarenin savunması birlikte incelendiğinde; davacının ameliyat sonrası 20/02/2018, 22/03/2018, 03/05/2018 tarihlerinde kontrol muayenelerinin ve 03/05/2018 tarihinde endoskopi işleminin yapıldığı, ameliyatı gerçekleştiren doktorun dosyada yer alan ifadesinde kontrol muayenelerinde davacının herhangi bir şikayetten bahsetmediğinin ve 03/05/2018 tarihli endoskopide teknik olarak bir darlık ya da nüks olmadığının beyan edildiği, ancak hükme esas alınan bilirkişi raporunda ameliyat sonrası kontrol süreci ve endoskopi raporunun değerlendirilmediği görülmektedir. Ayrıca dosyada yer alan 03/05/2018 tarihli KBB poliklinik hasta bilgi formunda davacının disfaji (yutma güçlüğü) ön tanısıyla başvurduğu ve 07/05/2018 tarihli BT boyun tetkiki istem sebebinin özafagusta darlığı olduğu görülmektedir. Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporda, belirtilen kayıtlar dikkate alınmadan, dosyada bulunan kayıtların da bir kısmı değerlendirilerek ayrıntılı bir gerekçe ortaya konulmadan takip ve tedavilerde herhangi bir ihmal, kusur olmadığı belirtilmiştir. Hal böyle olunca, hükme esas alınan raporda davacıda ameliyat sonrası oluşan durumda düzelme sağlanması için hangi tedavilerin uygulanması gerektiği, davacının ameliyatını gerçekleştiren doktorun ortaya çıkan komplikasyonun yönetiminde ve uygun müdahalenin yapılmasında kusurlu olup olmadığı, ameliyat sonrasında davacının yakın takibinin yapılıp yapılmadığı, 03/05/2018 tarihli endoskopide tespit edilen bulguların normal olarak değerlendirilmesinin uygun olup olmadığı, ameliyat sonrası kontrol muayenelerinde komplikasyonun tedavisi adına gerekli ve yeterli tıbbi tedavinin düzenlenip düzenlenmediği, komplikasyon yönetiminde yeterince dikkatli davranılıp davranılmadığı ve zamanında gerekli müdahalelerde bulunulup bulunulmadığı, komplikasyon yönetiminin tıbben uygun olup olmadığı hususlarında bir araştırma ve değerlendirmenin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Halbuki olayda hizmet kusuruna ilişkin değerlendirmenin tam ve eksiksiz olarak yapılabilmesi açısından belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bu durumda; dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan bilirkişi raporunun yukarıda belirtilen hususları karşılamadığı açık olup, konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı, yukarıda belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak davalı idarenin olayda bir hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu itibarla, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan davacının istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE, 2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 04/02/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.