10. Daire 2020/623 E. 2024/1118 K. — Danıştay Kararı
10. Daire 2020/623 Esas 2024/1118 Karar 27.03.2024
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/623 E., 2024/1118 K.
T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/623 Karar No : 2024/1118
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : 1. Hukuk Müşaviri Yrd. V. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, Gaziantep ilinde gerçekleşen 6-8 Ekim olayları (Kobani eylemleri) sırasında 09/10/2014 tarihinde ateşli silahtan çıkan kurşunla yaralandığından bahisle olay sonucunda sağ böbreğini kaybettiği, midesinin hasar aldığı ve tüm vücut fonksiyon kaybının %28 olduğu ileri sürülerek uğradığını iddia ettiği zararlara karşılık 50.000,00 TL (miktar artırımıyla 178.000,09 TL) maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın, maddi tazminatın 128.000,09 TL'lik kısmına miktar artırımı tarihinden, 50.000,00 TL'lik kısmı ile manevi tazminata dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeni ile maddi zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının tazmini istemiyle 5233 sayılı Yasa uyarınca zarar tespit komisyonlarına başvurabilecekleri gibi, 2577 sayılı Kanunu'n 13. maddesi uyarınca genel hükümler çerçevesinde ilgili idareye de başvurabilecekleri, kişilerin meydana gelen zararlarının karşılanması konusunda her iki Kanundan hangisine göre idareye başvuracağı konusunda bir kısıtlama bulunmadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın karşılanması konusunda, idareye başvuruya ilişkin birbirinden farklı bu iki düzenleme karşısında ilgililere değişik olanaklar sağlandığı, uyuşmazlıkta, davacı tarafından 09/11/2014 tarihinde yapılan başvurunun genel hükümler kapsamında ve 2577 sayılı Yasa'nın 13. maddesine göre süresinde olduğu, buna göre davacının yaralanmasının terör eylemi sonucu gerçekleştiğinin açık olduğu ve idarenin de bu durumdan sosyal risk ilkesi uyarınca (genel hükümler kapsamında) sorumlu olduğu anlaşıldığından davacının zararlarının tazmin edilmesi gerektiği, davacının yaralanmasına neden olan olayla ilgili istihbari bilgiler çerçevesinde gerekli müdahalenin yapıldığı ve çatışan grupların dağılması için yapılan müdahale sırasında 4 emniyet personelinin hayatını kaybettiği, olayın gelişimi bakımından idareyi kusurlandıracak sebebin olmaması nedeniyle idarenin kusur sorumluluğundan bahsetmeye hukuken olanak bulunmadığı, davacı tarafından, Kobani eylemleri sırasında 10/10/2014 tarihinde ateşli silahtan çıkan kurşunla yaralanması üzerine tedavi için Gaziantep Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi'ne başvurulduğu, 5 gün yoğun bakımda kaldığı, 24/11/2014 tarihinde Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden alınan engelli sağlık kurulu raporunda davacının, tüm vücut fonksiyon kaybı oranının (özür durumunun) %28 (yirmi sekiz) olduğu, tazmini gereken maddi ve manevi zararın belirlenmesine ilişkin olarak; davacının anılan olay nedeniyle uğradığı maddi zararın (%28 oranında sürekli maluliyet) tespiti amacıyla 09/05/2018 tarihli ara kararı ile dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bilirkişi olarak seçilen ve tarafların itirazda bulunmadığı hesap bilirkişisi tarafından düzenlenen ve 10/09/2018 tarihinde kayda giren bilirkişi raporunda, davacının genel hükümler çerçevesinde %28 oranında sürekli maluliyete ilişkin maddi zararının 178.000,09 TL olarak hesaplandığı, davacının olay nedeniyle uğradığı maddi zararın sosyal risk ilkesine dayanılarak genel hükümlere göre davalı idare tarafından karşılanması gerektiği ve yapılan bilirkişi incelemesinde meydana gelen zararın toplam 178.000,09 TL olduğunun tespit edildiği de dikkate alındığında, bu tutarın tazminat olarak davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle maddi tazminat isteminin kabulüne, davacının yaralanma bölgesinin niteliği, yaralanmanın şiddeti, yaşı, geçirdiği operasyonun ciddiyeti dikkate alınarak manevi değerlerinde meydana gelen eksilme ile duyulan acı, üzüntü ve sarsıntının karşılığı olarak takdiren 25.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesi gerektiği gerekçesiyle de manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine, hükmedilen maddi ve manevi tazminatların miktar artırımı dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 25/10/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davacıya ödenmesine, bu tarihten önceki döneme ilişkin yasal faiz talebinin reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davalı idare tarafından, İdare Mahkemesi kararının kabule ilişkin kısmına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davalı idare tarafından; davacının yaralanmasına sebep olan olayda idarelerinin hizmet kusurunun ya da kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı, bu nedenle genel tazmin ilkelerine göre tazminata hükmedilemeyeceği, 5233 sayılı Kanun hükümleri uyarınca meydana gelen zararın tazmini uyarınca açılan davada Gaziantep Valiliğinin hasım olarak alınması suretiyle uyuşmazlığın görülmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacı tarafından savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dava dosyasının incelenmesinden; davacı tarafından, Gaziantep ilinde gerçekleşen 6-8 Ekim olayları (Kobani eylemleri) sırasında 09/10/2014 tarihinde, saat 19.40 sıralarında, ... Mahallesi, ... numaralı Sokak, No:... adresinde bulunan evinin terasında oturduğu sırada ateşli silahtan çıkan kurşunla yaralandığından bahisle olayda hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek 2577 sayılı Kanun'un 13. madddesi ve 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle çeşitli tarihlerde İçişleri Bakanlığına ve Gaziantep Valiliğine başvuru yapıldığı, 27/11/2015 tarihinde İçişleri Bakanlığına genel hükümlere göre başvuru yapıldığı, davacının 11/08/2015 tarihinde 5233 sayılı Kanundan faydalanmak istemiyle yaptığı başvuru üzerine de Gaziantep Valiliği tarafından 09/12/2015 tarihinde verilen cevabi yazıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun reddedilmesi üzerine genel hükümlere göre işgücü kaybından dolayı 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesi istemiyle 16/12/2015 tarihinde bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. 17/07/2004 tarihinde kabul edilip, 27/07/2004 tarih ve 25535 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, ''Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.'' hükmü; 2. maddesinin 1. fıkrasında, ''Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar." hükmü; 7. maddesinde, ''Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır: a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar." hükmü; b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri, c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar'' hükmü; 8. maddesinin 1. fıkrasında, ''7 nci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile belirlenir.'' hükmü; 9. maddesinde, ''Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre, b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar, c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar, d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar, e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında, nakdî ödeme yapılır. Nakdî ödemenin tespitine esas tutulacak miktar, ödeme yapılmasına ilişkin valinin veya Bakanın onayı tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamları esas alınarak belirlenir. Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri uygulanır. (Zararın doğduğu tarihte yürürlükte olan haliyle) Bakanlar Kurulu, nakdî ödemeye esas tutulan gösterge rakamını yüzde otuza kadar artırmaya veya kanunî sınıra kadar indirmeye yetkilidir. Bu Kanun kapsamındaki zararlardan dolayı, zarar gören kişilere gerçek veya özel hukuk tüzel kişileri tarafından yapılan ödemeler sebebiyle Devlete rücu edilemez. Nakdî ödemenin şekli, tutarı, yaralanma ve engellilik derecelerinin tespitine ilişkin esas ve usuller yönetmelikle belirlenir.'' hükümleri; 12. maddesinde, "Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir. Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir. Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır. Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir. Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.'' hükümleri bulunmaktadır. Anılan Kanun'a dayanılarak çıkarılan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin "Yaralanma, engelli hale gelme ve ölüm hallerinde yapılacak ödemeler" başlıklı 21. maddesinde de, "Yaralanma, engelli hale gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara, altı katı tutarını geçmemek üzere, onda birinin doktor veya sağlık kurulu raporu ile belirlenen iş ve güce engel olma süresi ile çarpımı sonucunda belirlenecek tutarda, b) Çalışma gücü kaybı derece ve oranları için ekli cetvelde (EK-D) belirlenen katı tutarında, c) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında, nakdî ödeme yapılır." kuralı bulunmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A- Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının Davacının Manevi Tazminat İsteminin Kısmen Kabulüne İlişkin Kısmına Davalı İdarece Yapılan İstinaf Başvurusunun Reddine Dair Kısmının İncelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın, İdare Mahkemesi kararının davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmına karşı davalı idarece yapılan istinaf başvurusunun reddine dair kısmı usul ve hukuka uygun olup, davalı idare tarafından ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemektedir.
B- Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının Davacının Maddi Tazminat İsteminin Kabulüne İlişkin Kısmına Davalı İdarece Yapılan İstinaf Başvurusunun Reddine Dair Kısmının İncelenmesi: Davacı tarafından, 6-8 Ekim olayları (Kobani eylemleri) sırasında 09/10/2014 tarihinde, saat 19.40 sıralarında, Barak Mahallesi, 30 numaralı Sokak, No:7 adresinde bulunan evinin terasında oturduğu sırada ateşli silahtan çıkan kurşunla yaralandığından bahisle zararlarının genel hükümlere göre tazmininin istenilmesi karşısında, olayda öncelikle idarenin hizmet kusurunun ya da kusursuz sorumluluk hallerinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir. Nitekim, Dairemizin konuyla ilgili yerleşik içtihadı da; terör eylemi sonucu bir zarar ortaya çıkması durumunda, öncelikle söz konusu olayın meydana gelmesinde idareye atf-ı kabil bir hizmet kusurunun veya kusursuz sorumluluk halinin bulunup bulunmadığının ortaya konulması, idarenin gerek hizmet kusuru gerekse kusursuz sorumluluk halinin olayda bulunmaması durumunda 5233 sayılı Kanun kapsamında gerekli incelemenin yapılarak karar verilmesi gerektiği yönündedir. Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının... nolu iddianamesi birlikte incelendiğinde, davacının yaralanmasına neden olan olayın PKK/KCK Terör Örgütüne müzahir kitle tarafından gerçekleştirilen bir terör olayı olduğu, davacının UYAP/GBT ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü kayıtlarında herhangi bir suç kaydının bulunmadığı, terör saldırısıyla ilgili olarak önceden alınan istihbari bilgiler çerçevesinde alınan önlemler doğrultusunda çatışan grupların dağılmalarının sağlandığı, olaylarda 4'ü polis memuru olmak üzere 5 kişinin hayatını kaybettiği, toplam 38 kişinin de yaralandığı, terör olayları ile alakalı önceden alınan bilgiler doğrultusunda gerekli önlemlerin alınarak gruplara müdahale edildiği, grupların dağılması sağlandıktan sonra karşıt gruplar arasında çatışmalar yaşandığı, birçok bina ile iş yeri, ikamet ve araçlarda, kamuya ait bina ve araçlarda zararlar meydana geldiği, davacının ise terör eylemi nedeniyle zarar gördüğü anlaşılmaktadır. Davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle sorumlu tutulabilmesinin, olay öncesinde olaya ilişkin istihbari bilginin yer, zaman, kişi unsurlarından bir ya da bir kaçının belirli olacak şekilde idarece bilinmesi ve idarenin bu bilgiye rağmen gerekli önlemi almaması halinde söz konusu olacağı değerlendirildiğinde; dava konusu olayda emniyet birimlerinde olay öncesinde olaya ilişkin alınan bilgiler değerlendirildikten sonra gerekli önlemler alınarak terör saldırılarını gerçekleştirebilecek gruplara müdahalenin yapıldığı, grupların dağılmasının sağlandığı, adli işlemlerin başlatılarak sorumluların yakalanması için gerekli çalışmaların yapıldığı göz önüne alındığında idarenin bu yönden hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Ayrıca idari eylem ile davacının uğradığı zarar arasında illiyet bağı bulunmaması; bir başka ifadeyle zararın, idareye tümüyle yabancı üçüncü kişiler olan terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen eylem sonucu meydana gelmesi karşısında; davalı idarenin kusursuz sorumluluğundan da söz edilemeyeceği açıktır. Her ne kadar davacı tarafından dava konusu olay nedeniyle uğradığı maddi zararların genel tazminat hukuku ilkeleri kapsamında sosyal risk ilkesine dayanılarak karşılanması gerektiği ileri sürülmüşse de; 5233 sayılı Kanun'un yürürlüğünden sonra meydana gelen ve idarenin hizmet kusurunun ya da kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı terör olaylarında da anılan Kanun uygulanarak, zarar miktarının 5233 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin 21. maddesine göre hesaplanması gerekmektedir. Davacının iş gücü kayıp oranının tespit edilmesi amacıyla Gaziantep Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesinden alınan ... tarih ve ... sayılı özürlü sağlık kurulu raporunda; davacının tüm vücut fonksiyon kaybı oranının, % 28 olduğu ve ağır işlerde çalışamayacağı belirtilmektedir. Anayasa Mahkemesinin 25/06/2009 tarih ve E:2006/79, K:2009/97 sayılı kararında; "Gösterge ve katsayı rakamlarının her yıl artış göstermesi nedeniyle, son işlem tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamlarının esas alınmasının, tazminat alacaklısının lehine bir uygulama olduğu açıktır." tespit ve gerekçesine yer verilmiş olup, bu husus Dairemiz kararlarında da benimsendiğinden son işlem tarihi olarak davacının başvurusunun reddine ilişkin verilen 09/12/2015 tarihli cevap yazısının esas alınması gerekmektedir. Buna göre; Mahkemece yapılacak hesapta, 09/12/2015 tarihindeki memur aylık kat sayısı ile (7000) gösterge rakamının çarpımı sonucunda bulunan miktarın; Yönetmeliğin 21. maddesinin (a) bendine göre davacının hastanede yattığı süre tespit edilerek bu süre ile çarpımının onda birinin hesaplanması sonucunda belirlenecek tutar ve (b) bendine göre davacının % 28 iş gücü kaybı oranının Ek-D cetvelde karşılık gelen katı (12) ile çarpımı sonucu bulunacak tutar toplanmak suretiyle belirlenecek maddi tazminatın davalı idarece ödenmesine karar verilmesi gerekirken, sosyal risk ilkesi esas alınarak davacının maddi zararının tazminine karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
C- Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının Kabul Edilen Tazminat Miktarlarına Yasal Faiz İşletilmesine İlişkin Kısmına Davalı İdarece Yapılan İstinaf Başvurusunun Reddine Dair Kısmının İncelenmesi: Usûl hukukunun temel ilkelerinden olan taleple bağlılık ilkesine göre, Mahkeme tarafından davacının talepleri aşılarak karar verilmesi mümkün olmamakta, davacının istemleri ile bağlı olunup, istemleri genişletecek şekilde karar verilmesine olanak bulunmamaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Taleple bağlılık ilkesi" başlıklı 26. maddesinin 1. fıkrasında da, "Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." hükmü ile taleple bağlılık ilkesi açıklanmıştır. Bakılan uyuşmazlıkta; davacının, dava dilekçesinde maddi ve manevi tazminat istemlerine faiz işletilmesi talebinin bulunmadığı anlaşılmakta olup, Mahkemece kabul edilen tazminat miktarlarına faiz işletilmesi taleple bağlılık ilkesine dolayısıyla usul kurallarına aykırılık oluşturmaktadır. Öte yandan, dava dilekçesinde talep edilmediği halde miktar artırımı dilekçesinde yapılan yasal faiz talebi, "taleple bağlılık" kuralının istisnası olan miktar artırımı kapsamında olmayıp, "davanın genişletilmesi" kapsamında olduğundan ve davacı dava dilekçesinde faiz talebinde bulunmadığından kabul edilen maddi ve manevi tazminat miktarlarına yasal faiz işletilemeyeceği açıktır. Bu itibarla, temyize konu kararın, ... İdare Mahkemesi kararının kabul edilen maddi ve manevi tazminat miktarlarına yasal faiz işletilmesine ilişkin kısmına davalı idarece yapılan istinaf başvurusunun reddine dair kısmında da hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, 2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının İdare Mahkemesi kararının davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair kısmının ONANMASINA, davacının maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmı ile kabul edilen tazminat miktarlarına yasal faiz işletilmesine ilişkin kısımına yapılan istinaf başvurusunun reddine dair kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 27/03/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.