10. Daire 2019/5699 E. 2023/4682 K. — Danıştay Kararı :: Hukuk Asistan
Danıştay Kararı

10. Daire 2019/5699 E. 2023/4682 K. — Danıştay Kararı

10. Daire 2019/5699 Esas 2023/4682 Karar 21.09.2023
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/5699 E.,  2023/4682 K.

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/5699
Karar No : 2023/4682

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ...
2- ...
3- ...
4- ...
5- ...
VEKİLİ : Av. ...

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN_KONUSU :... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, gastrointestinal kanama şikayetiyle Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran ...'in 01/12/2014 tarihinde meckel divertikülü tanısı ile yapılan ameliyat ve sonrasındaki tedavi sürecinde yaşanan tıbbi uygulama hataları nedeniyle engelli hale geldiği iddiasıyla, davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığını ileri sürdükleri zararlarına karşılık ... için 2.000,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi, ... ve ...'in her biri için ayrı ayrı 40.000,00 TL manevi, ... ve ... 'in her biri için ayrı ayrı 10.000,00 TL manevi tazminatın ameliyat tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacıların istinaf başvurusunun maddi tazminata ilişkin kısım yönünden reddine, manevi tazminata ilişkin kısım yönünden kabulüne, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata ilişkin kısmının kaldırılmasına, manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile toplam 150.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 03/08/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine, manevi tazminat istemlerinin fazlaya ilişkin kısmının reddine, davalı idarece vekalet ücreti yönünden yapılan istinaf başvurusunun kısmen reddine, kısmen kabulüne, İdare Mahkemesi kararının vekalet ücreti yönünden kaldırılmasına, reddedilen manevi tazminat üzerinden davalı idare lehine, kabul edilen manevi tazminat üzerinden davacıya hükmedilecek vekalet ücretini geçmeyecek şekilde nispi oranda vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, ameliyat bölgesi dışındaki damarın kesilmesi nedeniyle engelli hale geldiği ve bacağında estetik bozulmalar oluştuğu, üreterde meydana gelen hasarın devam ettiği ve bu hasarın cinsel problemlere yol açtığı, tedavi tamamlanmadan taburcu edildiği, ömür boyu damarında bulunan stent ile yaşayacağı ve ilaç kullanacağı, bilirkişi raporunda belirtilen bu hususların değerlendirilmediği, Adli Tıp Kurumuna sevk edilerek yapılacak muayenenin ardından itirazları doğrultusunda yeniden rapor düzenlenmesi gerektiği; davalı idare tarafından, tazmin şartlarının oluşmadığı, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğu ve manevi tazminata hüküm tarihinden itibaren faiz işletilebileceği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Taraflarca, karşılıklı temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemine konu Bölge İdare Mahkemesi kararının vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden;
...'in gastrointestinal kanama şikayeti ile Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi pediatri kliniğine başvurduğu, yapılan tıbbi incelemeler neticesinde kanamanın meckel divertikülünden kaynaklanabileceğinin saptandığı, laparoskopik yöntemle meckel divertikülünün aranması ve mevcutsa çıkartılması planlanarak 01/12/2014 tarihinde operasyona alındığı, operasyonda bağırsaklar arasında kanlı sıvı olduğu ve miktarının fazla olduğunun görülmesi üzerine açık ameliyata geçilerek iç organların muayenesinin yapıldığı ve kanamanın retroperiton kaynaklı olduğu görülerek kalp damar cerrahisi uzmanına haber verildiği, kalp damar cerrahisi uzmanının katılımı ile sol iliak arterde bulunan yaralanmanın tamir edildiği ve kanamanın durdurulduğu, kanama komplikasyonlu meckel divertikülünün eksize edildiği ve rezeksiyon anostomoz yapıldığı, kalp damar cerrahisi uzmanı tarafından yapılan kontrolden sonra operasyonun sonlandırıldığı, aynı gün akşam üzeri kan basıncının düşmesi üzerine kalp damar cerrahisi ekibi ile tekrar ameliyata alındığı, kalp damar cerrahisi ekibi tarafından iliak arter onarımının revize edildiği ve damar grefti uygulandığı, meckel divertükülü rezeksiyonu (onarım yapılan ince barsak kısmı) bölgesinde herhangi bir komplikasyon saptanmadığı, ameliyat sonrası erken dönemde tekrar ameliyata alınarak embolektomi ve fasyatomi yapıldığı, ameliyat sonrasında batınında koleksiyon geliştiğinin görülmesi üzerine koleksiyon içine perkütan kateter takıldığı, gelenin idrar olduğunun görüldüğü, yapılan tetkiklerde idrarın sol üreter kaynaklı olduğunun saptandığı ve sol böbreğe perkütan nefrostomi kateteri uygulandığı, 15/01/2015 tarihinde yapılan incelemede üreterdeki yaralanmanın iyileşmiş olduğunun tespit edildiği ve kontrollerde böbrekte ve üreterde herhangi bir patolojik görünüm saptanmadığı, devam eden takip ve tedavi sonucunda poliklinik kontrolü önerilerek taburcu edildiği,
Davacılar tarafından, ... 'in yapılan ameliyat ve sonrasındaki tedavi sürecinde yaşanan tıbbi uygulama hataları nedeniyle engelli hale geldiği, hiçbir zaman eski sağlığına kavuşamayacağı ve ömür boyu bazı ilaçları kullanmak zorunda kalacağı belirtilerek zararlarının tazmini istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı,
Olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Tıp Bilimleri Anabilim Dalı tarafından düzenlenen ... tarih ve ... sayılı raporda, "Hastada meckel divertikülüne bağlı gastrointestinal kanama şikayeti sonucu konulan ameliyat endikasyonunun uygun olduğu, endikasyonu konulduktan sonra cerrahi müdahale yöntemi yönünden hasta yakınları ve cerrahın tercihine göre laporoskopi prosedürü ile ameliyat planlanabileceği, bu tür hastalıklarda laparoskopi yöntemi ile tıbbi müdahalenin günümüz tıbbında kabul gören bir yöntem olduğu, ameliyat yöntemi ve komplikasyonlar yönünden aydınlatılmış onam/bilgilendirilmiş rıza formlarının bulunduğu, hastanın ameliyat öncesi yapılması gereken tetkiklerinin yapılmış olduğu, tıbbi müdahaleye engel olabilecek sistemik araz tespit edilmemesi üzerine mevcut kayıtlara göre uygulanan ameliyat yöntemi ve kullanılan aletler yönünden uygun olmayan husus tespit edilmediği, ameliyatın öngörülen şekilde gerçekleştiğinin belirtildiği, ameliyat sırasında alınan materyalin patolojik değerlendirilmesinde ileal rezeksiyon materyalinde divertikül yapısı görüldüğü, divertikül yapısı içinde ektopik mide antrum ve korpus mukozasının mevcut olduğu saptandığı, divertikülit şeklinde rapor edildiği, patoloji raporuna göre ameliyat ile hedeflenen işlemin gerçekleştirilmiş olduğunun belirlendiği, laparoskopik yöntemle yapılan operasyonlarda hastanın anatomik yapısı, kullanılan aletin özelliği, hekimin deneyimi ile ilişkili olarak komplikasyon olarak nitelendirilen bölgesel organ ve damar hasarlarına bağlı istenmeyen durumların oluşabileceği, tıbbi uygulamalarda 'izin verilen risk' olarak nitelendirilen söz konusu durumda, 'kusur yönünden' oluşan komplikasyonun teşhisi ile zamanında ve uygun yöntemle müdahalenin yapılıp yapılmadığının önem kazandığı, dava konusu olayda, uygulanan işlemin niteliği ve yaralanan bölgenin yapısı itibariyle komplikasyon yönünden aktif müdahalenin yapıldığı, laparoskopi işlemi sırasında normal olmayan kanama miktarı farkedilerek vakit geçirilmeksizin klasik yöntemle batın açılıp, kalp damar cerrahisi uzmanı da ameliyata dahil edilerek damar yaralanması yönünden gereken müdahalelerin yapılmış olduğu, ameliyat öncesi ve sonrası gerekli konsültasyon ve tetkikleri yaptırılmış olan bu tür hastalarda ameliyat yönünden tüm şartların uygun olarak sağlandığı durumlarda da her türlü özene rağmen oluşabilecek, her hangi bir kusur ya da ihmale izafe edilemeyen büyük damar ve üreter yaralanmasının teşhisine yönelik herhangi bir gecikme saptanmadığı, gerek ilk ameliyat, gerek daha sonra oluşan komplikasyonların tedavisi yönünden yapılan müdahalelerin tıp kurallarına uygun olduğu, hastanın tedavisi ile ilgili sağlık personeli yönünden herhangi bir tıbbi ihmal ya da kusur tespit edilmediği" yönünde görüş bildirildiği,
İdare Mahkemesince, bilirkişi raporunda belirtildiği üzere yapılan ameliyatta ve sonrasındaki tedavi aşamasında idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği,
Bölge İdare Mahkemesince, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata yönelik kısmının isabetli olduğu, davacılar tarafından bu kısma karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi gerektiği, davacıların manevi tazminat istemleri yönünden yapılan değerlendirmede ise, bilirkişi raporunda ameliyat yöntemi ve komplikasyonlar yönünden aydınlatılmış onam formlarının bulunduğu belirtilmekte ise de, hasta yakınlarından anne ...'e okutularak onayın ve imzasının alındığı onam formu incelendiğinde, "Bu Ameliyatın Riskleri" başlığı ile üç riskin sıralandığı, bu risklerden üçüncü ve son olanında "Barsak yaralanması: Ameliyat sırasında çevre barsak ve diğer karın içi organlar aletler ile zedelenebilir." açıklamasının bulunduğu, onam formunda bu açıklama dışında davacıya yapılan operasyon sırasında "sol illiak arterde" meydana gelen yaralanmaya ilişkin aydınlatıldığı ve onayının alındığına dair bir bilginin bulunmadığı, davacının bu hususla ilgili olarak aydınlatılmadan operasyona başlanıldığı ve damar yaralanması, kanama, bacağında meydana gelen rahatsızlık, yoğun bakım süreci ve ameliyatların bu olaya bağlı olarak geliştiği, sağlık hizmetinden yararlanmak isteyen davacının yaşam hakkı da dahil risklerle karşı karşıya kaldığı, yapılan cerrahi operasyon sonrası yaşanılabilecek olası riskler, sıkıntılar, yan etkiler ve alternatif durumların hepsi ile ilgili -açık bir şekilde- aydınlatılmayan ... ve yakınlarının, aydınlatılmış rızasının alınmamış olması nedeniyle damar yaralanması ve sonrasında yaşanılan sağlık sorunlarıyla ilgili olarak doğrunun öğrenilememesinden kaynaklı üzüntü duyacakları ve uğradıkları manevi zararların karşılığı olarak tazminat istemlerinin kabulü gerektiği, ayrıca, davalı idarece maktu vekalet ücreti yönünden yapılan istinaf başvurusunun reddine, manevi tazminat üzerinden hükmedilmeyen vekalet ücreti yönünden yapılan istinaf başvurusunun kısmen reddine, kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davacıların istinaf başvurusunun kısmen reddine, kısmen kabulüne, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata ilişkin kısmının kaldırılması ile manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne ve takdiren toplam 150.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 03/08/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine, manevi tazminat istemlerinin fazlaya ilişkin kısımlarının ise reddine, davalı idarece vekalet ücreti yönünden yapılan istinaf başvurusunun kısmen reddine, kısmen kabulüne, İdare Mahkemesi kararının vekalet ücreti yönünden kaldırılmasına, reddedilen manevi tazminat üzerinden davacılar lehine hükmedilecek vekalet ücretini geçmeyecek şekilde nispi oranda vekalet ücretine hükmedilmesine karar verildiği görülmüştür.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler. (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. maddesinde, “Hastaya;
a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği,
b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi,
c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri,
ç) Muhtemel komplikasyonları,
d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri,
e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri,
f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri,
g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği,
hususlarında bilgi verilir.", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın verdiği rıza, tıbbi müdahalenin gerektirdiği sürecin devamı olan ve zorunlu sayılabilecek rutin işlemleri de kapsar. Tıbbi müdahale, hasta tarafından verilen rızanın sınırları içerisinde olması gerekir. Hastaya tıbbi müdahalede bulunulurken yapılan işlemin genişletilmesi gereği doğduğunda müdahale genişletilmediği takdirde hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açabilecek tıbbi zaruret hâlinde rıza aranmaksızın tıbbi müdahale genişletilebilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılmasını ve rızalarının alınmasını gerektirmekte olup, aydınlatma ve rızanın alınmaması hali, sağlık hizmetinin bu yönüyle kusurlu yürütüldüğü sonucunu doğurmaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının Maddi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmına Karşı Davacılar Tarafından Yapılan İstinaf Başvurusunun Reddine Yönelik Bölümünün İncelenmesi;
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmına karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine yönelik bölümü usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu bölümünün bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının Manevi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmına Karşı Davacılar Tarafından Yapılan İstinaf Başvurusunun Kabulüne, İdare Mahkemesi Kararının Manevi Tazminata İlişkin Kısmının Kaldırılmasına ve Davacıların Manevi Tazminat İstemlerinin Kısmen Kabulüne, Kısmen Reddine Yönelik Bölümünün İncelenmesi;
Bölge İdare Mahkemesince; davacılardan ...'e laparoskopik yöntemle yapılan operasyondan önce, davacıların sol iliak arterde yaralanma olabileceği yönünden aydınlatılmamış olmaları nedeniyle, açık bir şekilde aydınlatılarak rızaları alınmadığından manevi zararlarının karşılanması gerektiği gerekçesiyle manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verildiği görülmektedir.
Dosya içerisinde bulunan bilgilendirilmiş hasta onam formu incelendiğinde, ameliyatın riskleri olarak çevre bağırsak ve diğer karın içi organların aletler ile zedelenebileceğinin belirtildiği görülmüştür.
Onam formunda belirtilen "karın içi diğer organlar" ibaresinden, damar yaralanmalarının da meydana gelebileceğinin anlaşılması gerekir. Zira, insan vücudunun yapısı göz önünde bulundurulduğunda, ameliyatın riskleri konusunda bilgilendirme yapılırken karın içinde bulunan tüm anatomik yapıların (organ, doku, damar vs.) tek tek sayılması suretiyle bunların yaralanabileceğinin ifade edilmesinin beklenilmesi olağan değildir.
Bu haliyle, ... 'in velisi olan ... tarafından uyuşmazlığa konu operasyondan önce imzalanan bilgilendirilmiş hasta onam formunun, meydana gelebilecek riskler ve komplikasyonlar yönünden davacıları yeterli açıklıkta bilgilendirmeye elverişli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Hal böyle olunca; tıbbi müdahalenin olası riskleri konusunda davacıların yeterli açıklıkta bilgilendirilmediklerinden bahsedilemeyeceğinden, manevi tazminat ödenmesinin koşulları oluşmamıştır.
Bu itibarla, Bölge İdare Mahkemesince, davacıların İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmına karşı yapmış oldukları istinaf başvurusunun da reddine karar verilmesi gerekmekte iken; Bölge İdare Mahkemesince, davacıların İdare Mahkemesi kararının bu kısmına karşı yapmış oldukları istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.
C) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının Vekalet Ücretine İlişkin Kısmına Karşı Davalı İdare Tarafından Yapılan İstinaf Başvurusunun Kısmen Kabulüne, Kısmen Reddine Yönelik Bölümünün İncelenmesi;
Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararıyla, İdare Mahkemesi kararının vekalet ücretine ilişkin kısmına karşı davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmesine rağmen İdare Mahkemesi kararının vekalet ücretine ilişkin kısmının tamamen kaldırılmasına karar verilmiş, bununla birlikte; reddedilen maddi tazminat istemi yönünden davalı idare lehine vekalet ücreti ödenmesine karar verilmediği, yalnızca hükmedilen manevi tazminat miktarları üzerinden davacılara ve davalı idareye nispi vekalet ücreti ödenmesine karar verildiği görülmüştür.
Buna göre; İdare Mahkemesi kararının vekalet ücretine ilişkin kısmı tamamen kaldırılmasına rağmen, reddedilen maddi tazminat istemi yönünden davalı idare lehine vekalet ücreti ödenmesine yönelik herhangi bir karar verilmemiş olması nedeniyle, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının vekalet ücretine ilişkin kısmına karşı davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik bölümünde de hukuki isabet bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, Bölge İdare Mahkemesince iş bu bozma kararı üzerine yeniden yapılacak olan yargılamada, bozmaya uyulması halinde, İdare Mahkemesi kararının vekalet ücretine ilişkin kısmına karşı davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusu incelenirken, maddi ve manevi tazminat istemleri yönünden ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği, İdare Mahkemesince reddedilen maddi tazminat istemi yönünden davalı idare lehine maktu vekalet ücretine hükmedildiği ve kararda bu yönüyle isabetsizlik bulunmadığı, bu nedenle yalnızca manevi tazminat istemine ilişkin vekalet ücreti yönünden hüküm kurulması gerektiği gözetilerek karar verilmesi gerekmektedir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin REDDİNE, davalı idarenin temyiz isteminin KABULÜNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının; ... İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmına karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine yönelik bölümünün ONANMASINA, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmına karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun kabulüne yönelik bölümü ile vekalet ücretine ilişkin kısmına karşı davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik bölümünün BOZULMASINA,
3. Bozulan kısımlar yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 21/09/2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın