10. Daire 2019/12817 E. 2023/6518 K. — Danıştay Kararı :: Hukuk Asistan
Danıştay Kararı

10. Daire 2019/12817 E. 2023/6518 K. — Danıştay Kararı

10. Daire 2019/12817 Esas 2023/6518 Karar 07.11.2023
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/12817 E.,  2023/6518 K.

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/12817
Karar No : 2023/6518

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ...Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN_KONUSU : ...Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, Dursunbey Devlet Hastanesinde verilen sağlık hizmetinde yeterli özenin gösterilmemesi ve gerekli tıbbi müdahalelerin zamanında yapılmaması nedeniyle çocuğu ...'in hayatını kaybettiği iddiasıyla, davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığını ileri sürdüğü zararlarına karşılık 10.000,00 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi tazminatın ölüm tarihi olan 04/09/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ...İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla; davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ...Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, tedavi planına uygun hareket edilmemesi, takip ve tedavinin gerektiği gibi yapılmaması, bir üst merkeze sevk edilmesi gerekirken edilmemesi nedeniyle çocuğunun davalı idarenin hizmet kusuru sonucunda hayatını kaybettiği, bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden;
Davacının çocuğu ...'in 04/09/2015 tarihinde ilaç içmek suretiyle intihar girişiminde bulunması üzerine saat 13.50 civarında Dursunbey Devlet Hastanesine acil servisine getirildiği, acil serviste mide lavajı ve aktif kömür tedavisi uygulanarak sıvı takviyesi ile gözlem altına alındığı, acil serviste görevli doktor tarafından üst merkez yoğun bakım ihtiyacı olduğundan bahisle Balıkesir Devlet Hastanesine sevkinin düşünüldüğü, o esnada acil serviste bulunan anestezi ve reanimasyon uzmanı olan başhekim tarafından öncelikle gözlem altında tutulup durumu netleşince üst merkeze sevkinin değerlendirilmesine karar verildiği ve yoğun bakım ünitesine yatışının planlandığı, dolu olması üzerine yoğun bakım ünitesi boşalana kadar genel cerrahi servisine yatışı yapılarak takibine başlanıldığı, genel cerrahi servisinde yatış yaparken en son saat 18.30 ile 18.40 arasındaki bir zaman diliminde ANTA (ateş, nabız, tansiyon) ölçümlerinin yapıldığı, kısa süreliğine odadan ayrılan davacının geri döndüğünde çocuğu ...'in morarmaya başladığını ve tepki vermediğini fark ettiği ve acilen güvenlik görevlisine haber verdiği, saat 18.51'de verilen mavi kod üzerine saat 18.53'te resüsitasyon işlemlerine başlanıldığı, ancak 1 saatlik müdahalenin sonunda davacının çocuğu ...'in kurtarılamayarak hayatını kaybettiği,
Davacı tarafından, çocuğu ...'in hizmet kusuru nedeniyle hayatını kaybettiğinden bahisle, davalı idareye zararlarının tazmini için yapmış olduğu başvurunun zımnen reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı,
Olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 8. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 28/02/2018 tarih ve 123 karar numaralı raporda, "Kişinin evde çok sayıda ilaç içerek intihar ettiği, iki defa kusması olması üzerine ailesi tarafından hastaneye götürüldüğü ve aynı gün içinde hastanede öldüğünün bildirildiği, olay yeri incelemesinde evin değişik yerlerinde çeşitli ilaç kutuları olduğunun görüldüğü, otopsisinde yapılan dış muayenede travmatik lezyona rastlanmadığı, iç muayenede sağ akciğer 856 gr, sol akciğer 742 gr ağırlığında tartıldığı, yüzeyleri yoğun peteşiyel kanamalı görüldüğü, histopatolojik incelenmesinde kalpte kesitlerden birinde fokal 1-2 mm'lik bir alanda myokard kas demetleri arasında lenfosit topluluğu izlendiği, akciğer kesitlerinde alveollerde yoğun ödem sıvısı ve ekstravaze eritrositler izlendiği, otopsi sırasında alınan doku örneklerinin Kimya İhtisas Dairesince yapılan incelemesinde kanda Metoclopramide, Ticlopidine ve Trimetazidine bulunduğu (referans standart madde olmaması nedeniyle miktarsal sonuç verilemediği), idrarda Metoclopramide, Ticlopidine ve Trimetazidine bulunduğu, metoclopiramide'nin sindirim sistemi rahatsızlıklarında, ticlopidine ve trimetazidine'nin kalp damar hastalıklarında kullanılan ilaçlar olduğunun bilindiği, olayın gelişimi, olay yeri inceleme bulguları ve otopsi bulguları birlikte değerlendirildiğinde kişinin ölümünün ilaç intoksikasyonu ve gelişen komplikasyonlar sonucunda meydana gelmiş olduğu, kişinin şikayetleri üzerine getirildiği Dursunbey Devlet Hastanesinde muayenesinin yapıldığı, gerekli tetkiklerinin yapıldığı, doğru tanısının konulduğu, uygun takip ve tedavisine başlanıldığı, yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle; kişinin takip ve tedavisine katılan ilgili hekimlerin, yardımcı sağlık personelinin ve idarenin eylemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu" yönünde görüş bildirildiği,
İdare Mahkemesince, dosyadaki bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumu raporlarındaki açıklamaların birlikte değerlendirilmesi neticesinde, sağlık hizmetinin sunumunda davalı idareye atfı kabil bir kusur olmadığı ve meydana gelen zararlı sonuç ile idari faaliyet arasında uygun illiyet bağı tespit edilemediği anlaşıldığından, olayda tazmin sorumluluğu için gerekli koşulların tahakkuk etmediği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği; Bölge İdare Mahkemesince de, davacının istinaf başvurusunun reddedildiği görülmüştür.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Ayrıca, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; aynı Kanun'un 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; 281. maddesinin 1. fıkrasında, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
Öte yandan, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, Mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen Adli Tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 304794 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlıkta; Dursunbey Devlet Hastanesi acil servisinde uygulanan tedaviler sonrasında, görevli doktor tarafından üst merkez yoğun bakım ihtiyacı olabileceği değerlendirilerek davacının çocuğu ...'in sevkinin düşünüldüğü, anestezi ve reanimasyon uzmanı olan başhekim tarafından ise öncelikle gözlem altında tutulup durumu netleştirilince üst merkeze sevkinin değerlendirilmesine ve davacının çocuğu ...'in bu süreçte yoğun bakımda takibinin yapılmasına karar verildiği, ancak yoğun bakım ünitesinde yer olmaması nedeniyle davacının çocuğu ...'in genel cerrahi servisine yatışının yapıldığı ve saat 18.50 civarında durumunun kötüleştiğinin hastane görevlilerince değil de davacı tarafından fark edilmesi üzerine başlanılan müdahaleye rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybettiği görülmüştür.
Adli Tıp Kurumu raporunda ise; davacının çocuğu ...'in yoğun bakım ünitesinde yer olmadığı da göz önüne alındığında üst merkeze sevk edilmesi kararının ertelenmesinin, yoğun bakım ünitesinde takip edilmesine karar verilmesine rağmen yer olmadığından bahisle genel cerrahi servisinde takibe alınmasının tıbben uygun olup olmadığı ve herhangi bir tıbbi uygulama hatası varsa davacının çocuğu ...'in bu nedenle mi hayatını kaybettiği, ayrıca davacının çocuğu ...'in tedavisine katılan iki doktor (acil serviste görevli pratisyen hekim ile anestezi ve reanimasyon uzmanı olan başhekim) arasındaki görüş farklılığının tıbben makul ve kabul edilebilir nitelikte olup olmadığı, somut olay özelinde hangi doktorun görüşünün tıbben daha uygun bir yaklaşım olduğu açıklanmamıştır.
Bu haliyle, Adli Tıp Kurumu raporunun, uyuşmazlık konusu olayda davalı idarenin herhangi bir hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti yönünden hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla, Bölge İdare Mahkemesince, Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas kurulundan yukarıda belirtilmiş olan değerlendirmeleri içeren bir ek bilirkişi raporu alınmak suretiyle davacının istinaf başvurusu hakkında karar verilmesi gerekmekte iken; anılan şekilde karar verilmemiş olmasında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin ...İdare Mahkemesi kararına karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki ...Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ...Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 07/11/2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın