10. Daire 2019/11352 E. 2022/1744 K. — Danıştay Kararı
10. Daire 2019/11352 Esas 2022/1744 Karar 31.03.2022
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/11352 E., 2022/1744 K.
T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2019/11352 Karar No : 2022/1744
DAVACI : ...
DAVALI : ...Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ...
DAVANIN KONUSU : 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin, 6. maddesinin 2. fıkrasının ve 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin iptali istenilmektedir.
DAVACININ_İDDİALARI_ : Davacı tarafından, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 107. maddesinin 2. fıkrası uyarınca koşullu salıverme hakkından yararlanabilmek için cezanın 2/3'ünün infaz edilmesi yeterli iken tarafına terör örgütü üyeliği sebebiyle verilen cezada bu oranın 3/4 şeklinde uygulandığı, Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, cezaları 10 yıldan az olanların bu cezalarının 1 ayı kapalı ceza infaz kurumunda infaz edilip iyi halli olmaları şartıyla açık kuruma geçebildiklerinin düzenlendiği, ancak Yönetmeliğin dava konusu maddelerinde bu durumun sınırlandırıldığı, ayrıca 5275 sayılı Kanun'da suç türleri bakımından ayrım olmadığı, Yönetmeliğin iptali istenen 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi yönünden, Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, açık cezaevine ayrılma ile ilgili genel hükmün belirlendiği ve 5275 sayılı Kanun'da yer alan iyi halli olma ilkesi ile süre dışında herhangi bir ayrım yapılmadığı, ancak davaya konu (c) bendinde eşitlik ilkesine aykırı olarak bu sürenin koşullu salıverme tarihine üç yıl veya daha az süre kalanlar olarak düzenlendiği, Yönetmeliğin iptali istenen 6. maddesinin 2. fıkrası yönünden, 5275 sayılı Kanun ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na dayanmayan bir düzenleme ile suç türüne göre ayrım yapılarak farklı suç türlerine göre koşullu salıverme tarihine kalması gereken sürelerin belirlendiği, ancak bütün hükümlüler için ortak şartın iyi halli olma şartı olduğu ve bu şartın terör suçundan hükümlü olanlar için de geçerli bir koşul olduğu, bu madde ile ek koşullar getirilmesinin hukuka aykırı olduğu, Yönetmeliğin iptali istenen 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi yönünden, maddenin genelinde suç türleri bakımından ayrım olmamasına rağmen terör ve örgütlü suçlar bakımından ayrım yapıldığı, bu düzenleme ile davaya konu Yönetmeliğin 6. maddesi ilişkili olduğundan 6. maddenin ilgili fıkra/bentlerinin iptali halinde açık cezaevine geçişin terör suçlarından hükümlüler açısından koşullu salıverme tarihine 1 yıl kala bile imkansız hale geleceği belirtilerek davaya konu düzenlemelerde hukuka uygunluk bulunmadığı, bu sebeple iptalleri gerektiği ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, yasal savunma verme süresi içinde savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava, 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin, 6. maddesinin 2. fıkrasının ve 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin iptali istemiyle açılmıştır. 29.12.2004 tarih ve 25685 sayılı Resmî Gazete' yayımlanan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 14. maddesinin 2. fıkrasında; hükümlülerin açık cezaevlerine ayrılmalarına ilişkin esas ve usûllerin yönetmelikte gösterileceği hükme bağlanmıştır. 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava Ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un Geçici 3. maddesinin 2. fıkrasında; "Terör suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar hariç olmak üzere; a) Kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olanların, b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm olanların, c) Adli para cezasının infazı sürecinde tazyik hapsine tabi tutulanların, cezaları doğrudan açık ceza infaz kurumlarında yerine getirilir. Bu fıkra hükümleri 3l/l2/2017 tarihine kadar uygulanır." hükmü getirilmiştir. 5275 sayılı Kanunun 14. maddesinin 2. fıkrası 14/4/2020 tarih ve 7242 sayılı Kanunun 18. maddesi ile değiştirilmiş, anılan fıkra" aşağıdaki hâllerde hükümlüler hakkında verilen cezalar doğrudan açık ceza infaz kurumlarında yerine getirilir: a) Terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkûm olanlar ile ikinci defa mükerrir olanlar ve koşullu salıverilme kararının geri alınması nedeniyle cezası aynen infaz edilenler hariç olmak üzere, kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olanlar. b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm olanlar. c) Adlî para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilenler. d) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu gereğince tazyik hapsine tabi tutulanlar." şeklinde düzenlenmiştir. 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası 14/4/2020 tarih ve 7242 sayılı Kanunun 67. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. 5275 sayılı Kanunun, "Koşullu salıverilme" başlıklı 107. maddesinde; "(1) Koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi hâlli olarak geçirmesi gerekir. 107. maddesinin 2. fıkrasında; "Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar yirmidört yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının yarısını infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. (Ek cümleler:14/4/2020-7242/48 md.) Ancak, Türk Ceza Kanununun;(...), cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Ayrıca, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olan çocuklar ile 1/1/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında koşullu salıverilme oranı üçte iki olarak uygulanır.", 4. fıkrasında; "Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler." hükmü getirilmiştir. Yasakoyucu tarafından yukarıda yer verilen hükümle, koşullu salıverilmede, suçun niteliğine ve ceza süresine göre bir ayrıma gidilerek, cezaevindeki iyi hal dikkate alınmıştır. Yasa koyucunun tanıdığı yetkiye istinaden hazırlanarak yürürlüğe konulan dava konusu Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde; "Cezaları yüksek güvenlikli kapalı kurumlar veya diğer kapalı kurumların yüksek güvenlikli bölümlerinde infaz edilenlerden toplam cezalarının üçte birini bu kurumlarda iyi hâlli olarak geçiren ve koşullu salıverilme tarihine üç yıl veya daha az süre kalanlar, açık kurumlara ayrılabilir." kuralı, aynı maddenin 2. fıkrasında; "Açık kurumlara ayrılabilmek için, ayrıca; a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 142, 148, 149, 188 ve 190 ıncı maddeleri ile 1/3/1926 tarihli ve mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 403, 404, 491/3-4, 492, 493, 494, 495, 496, 497, 498 ve 499 uncu maddelerinden mahkûm olanların koşullu salıverilme tarihine beş yıldan az süre kalması, b) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102 ve 103 üncü maddeleri ile eşe karşı işlenen 82/1-d, 86/3-a ve 96/2-b maddeleri ve 1/3/1926 tarihli ve mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 414, 416/1, 418/1 maddeleri ile eşe karşı işlenen 449/1, 456 ve 457/1 maddelerinden mahkûm olanlar ile adli suçlardan hükümlü olup yabancı uyrukluların koşullu salıverilme tarihine üç yıldan az süre kalması,”, c) 29/7/2003 tarihli ve 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu, 30/7/1999 tarihli ve mülga 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri ile Mücadele Kanununun 14 üncü maddesi ve 5237 sayılı Kanunun 221 inci maddesinden yararlananların koşullu salıverilme tarihine iki yıldan az süre kalması, ç) Terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, mensup oldukları örgütten ayrıldıkları idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilenlerin koşullu salıverilme tarihine bir yıldan az süre kalması, şartı aranır." kuralı, "Açık kuruma ayrılamayacak hükümlüler" başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasının ç) bendinde; Kapalı kurumlarda bulunan hükümlülerden; Terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, 6 ncı maddenin ikinci fıkrasının (c) ve (ç) bentleri dışında kalanlar, açık kurumlara ayrılamaz." kuralı yer almıştır. Yukarıda yer verilen hükümlere göre, hükümlülerin; ceza ve güvenlik tedbirleri idarece alınmış kurumlarda, suçun niteliğine göre idarece belirlenen yer ve sürelerde cezalarının infaz edileceği açıktır. Bu kapsamda; kısa süreli ceza alan suçluların toplumdan çok fazla kopmadan cezasını çekmesi ve kapalı cezaevi şartlarının zorluğu, basit suçlardan ceza alan kişilerin kapalı cezaevi şartlarına maruz kalmasının engellenmesi gibi sebeblerle oluşturulan açık cezaevi infaz kurumlarında, iyi hali görülen ve cezasının infazının bitmesine belli bir süre kalan hükümlülerin iyileştirilmesi kapsamında çalıştırılmasına ve meslek edindirilmesine öncelik verilmektedir. Bu durumda yasayla yapılanan düzenlemede, suçun niteliği ve ceza süresi esas alınarak açık ceza kurumlarına ayrılma ve koşullu salıverilme düzenlenmiştir. Yalnızca ceza süresi üzerinden bir düzenlemenin dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan Yasada bulunmadığı dikkate alındığında, Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin, 6. maddesinin 2. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri ile 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi ile yapılan düzenlemede mevzuata aykırılık görülmemiştir. Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendine gelince; 5275 sayılı Yasanın 89. maddesinde iyi halin değerlendirilmesi konusunda, toplam on yıl ve daha fazla hapis cezasına mahkûm olanlar ile terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar, kasten öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ve uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarından mahkûm olanlar hakkında yapılacak açık ceza infaz kurumuna ayırmaya, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazına ve koşullu salıverilmeye ilişkin değerlendirmelerde, Cumhuriyet savcısı başkanlığında idare ve gözlem kuruluna yetki verilmiş, idare ve gözlem kurulu tarafından yapılacak değerlendirmelere esas olacak ilkeler ve kurulun bu maddeye ilişkin çalışma usul ve esasları ile tutum ve davranışları olumsuz değerlendirilen hükümlülerin, yeniden değerlendirilmeye tabi tutulma sürelerinin de yönetmelikle düzenleneceğinin belirlenmiş olmasına karşın, örgüt üyeliğinin devamının tespiti konusunda bir yetki tanınmamıştır. Dava konusu düzenlemeye dayanak oluşturan Yasa ile yapılan düzenlemede suçun niteliği ve ceza süreleri üzerinden bir koşullu salıverme sistematiği benimsenmiş ise de, Yönetmeliğin yukarıda yer alan hükmü ile bu sistematiğin dışına çıkılarak, mensup olunan örgütten ayrılmanın tespiti öngörülmektedir. Bu tespitin terör ve örgütlü suçlarda ortaya konulması yasanın öngördüğü suçun niteliği ve ceza süresinin dışında yeni bir durum değerlendirmesini gerektirecek olup, bu itibarla yasayla belirlenen kıstasları aşar bir nitelik taşımaktadır. Bu itibarla bu bentte mevzuata uyarlık bulunmamıştır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendinin iptaline, davanın; Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi, 6. maddesinin 2. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri ile 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendine ilişkin kısmının reddine karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 31/03/2022 tarihinde, davacıyı temsilen gelen olmadığı, davalı idare vekili Av. ...'ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Davalı idare vekiline usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra davalı idare vekiline son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ...Ağır Ceza Mahkemesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılan davacı, cezasının infazı kapsamında ... Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevk edilmiştir. Davacı hakkında Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan 09/10/2018 tarihli müddetnamede, cezevine giriş tarihinin 08/10/2018, hak ederek tahliye tarihinin 20/10/2022, koşullu salıverilme tarihinin ise 29/03/2021 olduğu belirtilmiştir. Davacı tarafından, açık ceza infaz kurumuna ayrılma istemiyle Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü'ne 29/10/2018 tarihinde yapılan başvurunun reddi üzerine, Kırıkkale İnfaz Hakimliği'ne başvuruda bulunulmuş, Kırıkkale İnfaz Hakimliği’nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla, davacının koşullu salıverilme tarihi dikkate alındığında, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak tahliye edilme şartlarını taşımadığı, ayrıca Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendi uyarınca açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartlarının da oluşmadığı gerekçesiyle taleplerinin reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz üzerine ise, ...Ağır Ceza Mahkemesi'nin ...tarih ve D.İş No: ...sayılı kararıyla itirazın kesin olarak reddine karar verilmiş ve bu karar 31/12/2018 tarihinde davacıya tebliğ edilmiştir. Bunun ardından davacı tarafından ilk olarak 04/01/2019 tarihinde açılan davada Dairemizin 13/06/2019 tarih ve E:2019/62, K:2019/4796 sayılı kararıyla dava dilekçesinin reddine karar verilmiş, bu karar üzerine süresi içinde usulüne uygun olarak yenilenen dava dilekçesiyle bakılan dava açılmıştır. Öte yandan, Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin dava konusu 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, cezaları yüksek güvenlikli kapalı kurumlar veya diğer kapalı kurumların yüksek güvenlikli bölümlerinde infaz edilen hükümlülerin açık kuruma ayrılmalarına ilişkin kurala; 2. fıkrasında, açık kurumlara ayrılabilmek için madde metninde belirtilen suçlar yönünden ayrı ayrı düzenlemelere; 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde de, terör ve örgütlü suçlardan mahkum olan hükümlülerden açık kuruma ayrılamayacak olanlar yönünden düzenlemeye yer verildiği görülmektedir.
İNCELEME VE GEREKÇE : USUL YÖNÜNDEN: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı; "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçesinin, davacının dava açma ehliyeti olup olmadığı ve davada süre aşımı bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleneceği; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, davacının, iptali istenen işlem yönünden dava açma ehliyetinin bulunmadığının veya davanın süresinde açılmadığının anlaşılması halinde davanın reddine karar verileceği hükümlerine yer verilmiştir. İptal davaları, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte, her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören kanun koyucu, iptal davaları için menfaat ihlalini, subjektif ehliyet koşulu olarak getirmiştir. İptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulunun, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılması ve sürdürülmesine ilişkin bir sorun olması dolayısıyla, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerekmektedir. İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek yanlı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin, ancak bu idari işlemle doğrudan, meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur. Aksi halde, her idari işlemle dolaylı da olsa bir menfaat ilgisi kurulmak suretiyle dava açılmasını kabul etmek, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması şartının ihlali sonucunu doğurur. Uyuşmazlıkta, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında hapis cezası verilen ve bu cezasının infazı için Keskin T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevk edilen davacının, dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendi kapsamında yer aldığı, cezaları yüksek güvenlikli kapalı kurumlar veya diğer kapalı kurumların yüksek güvenlikli bölümlerinde infaz edilen hükümlülere yönelik düzenlemeler getiren 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin; açık kuruma ayrılma yönünden farklı suçlara ilişkin düzenlemelere yer verildiği anlaşılan ve davacının mahkumiyet hükmünün dayanağı olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2. maddesini içermeyen 6. maddesinin 2. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinin; ayrıca yukarıda belirtildiği üzere davacı Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendi kapsamında yer aldığından, Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasının (c) ve (ç) bentleri dışında kalan hükümlülerin açık kuruma ayrılamayacağı yönünde düzenlemeye yer veren, böylelikle tarafına uygulanma kabiliyeti bulunmayan 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin davacının kişisel menfaatini doğrudan etkilemesinin söz konusu olmadığı, bu haliyle söz konusu maddelere yönelik iptal istemine ilişkin olarak davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği; kaldı ki davacının açık ceza infaz kurumuna ayrılmaya yönelik gerek ilk gerekse ikinci talebinin Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendine istinaden reddedildiği, dolayısıyla 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan anılan Yönetmeliğin, uygulama işleminin dayanağı olan 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendi dışındaki madde/fıkra/bent ve ibarelerinin iptali istemi yönünden davanın, Resmi Gazete'de yayım tarihi olan 02/09/2012 tarihinden itibaren 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinde öngörülen 60 günlük süresinde de açılmadığı, bu itibarla davanın anılan kısmının usul yönünden reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
ESAS YÖNÜNDEN: İlgili Mevzuat: 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 2. maddesinde, "infazın temel ilkesi", ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kuralların hükümlülerinin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefî inanç, millî veya sosyal köken ve siyasî veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanması; 3. maddesinde, "infazın temel amacı", öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak olarak açıklanmıştır. Anılan Kanun'un, "Kapalı ceza infaz kurumları" başlıklı 8. maddesinde, "kapalı ceza infaz kurumları", iç ve dış güvenlik görevlileri bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasın olanaklı bulunduğu, yeterli düzeyde güvenlik sağlanmış ve hükümlünün gereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarak iyileştirme yöntemlerinin uygulanabileceği tesisler olarak tanımlanmış; dava konusu Yönetmeliğin Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe girdiği tarihteki haliyle "Açık ceza infaz kurumları" başlıklı 14. maddesinde, "(1) Açık ceza infaz kurumları, hükümlülerin iyileştirilmelerinde, çalıştırılmaları ve meslek edindirilmelerine öncelik verilen, firara karşı engelleri ve dış güvenlik görevlisi bulunmayan, güvenlik bakımından kurum görevlilerinin gözetim ve denetimi ile yetinilen kurumlardır. Açık ceza infaz kurumları ihtiyaca göre ayrıca; a) Kadın açık ceza infaz kurumları, b) Gençlik açık ceza infaz kurumları, Şeklinde kurulabilir. (2) Hükümlülerin açık cezaevlerine ayrılmalarına ilişkin esas ve usûller yönetmelikte gösterilir... " hükmü; "Koşullu salıverilmede iyi hâlin saptanması" başlıklı 89. maddesinde, "(1) Hükümlünün, Kanunun 107 nci maddesinde öngörülen süreleri, ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara içtenlikle uyarak, haklarını iyi niyetle kullanarak, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirerek geçirmiş ve uygulanan iyileştirme programlarına göre de toplumla bütünleşmeye hazır olduğunun disiplin kurulunun görüşü alınarak idare kurulunca saptanmış bulunması gerekir." hükmü; "Koşullu salıverilme" başlıklı 107. maddesinde ise, "(1) Koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi hâlli olarak geçirmesi gerekir. (2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar yirmidört yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. (3) Koşullu salıverilme için infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre; a) Birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuzaltı, b) Birden fazla müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuz, c) Bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuzaltı, d) Bir müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuz, e) Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla yirmisekiz, Yıldır. (4) Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının dörtte üçünü infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Ancak, bu süreler; a) Birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde kırk, b) Birden fazla müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuzdört, c) Bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla kırk, d) Bir müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuzdört, e) Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuziki, Yıldır. Bu fıkra hükümleri çocuklar hakkında uygulanmaz..." hükmü yer almaktadır. 05/07/2012 tarih ve 28344 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un, dava konusu Yönetmeliğin Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte olan Geçici 3. maddesinin 2. fıkrasında, "...(2)Terör suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar hariç olmak üzere; a) Kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olanların, b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm olanların, c) Adli para cezasının infazı sürecinde tazyik hapsine tabi tutulanların, cezaları doğrudan açık ceza infaz kurumlarında yerine getirilir. Bu fıkra hükümleri 31/12/2017 tarihine kadar uygulanır." hükmüne yer verilmiştir. 5275 sayılı Kanun'un 14. maddesinin 2. fıkrası ile 6352 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesinin 2. fıkrasına dayanılarak hazırlanan ve 02/09/2012 tarihli ve 28399 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği'nin, "Kapalı kurumdan açık kuruma ayrılacak hükümlüler" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında, "Hükümlülerden;... c) Cezaları yüksek güvenlikli kapalı kurumlar veya diğer kapalı kurumların yüksek güvenlikli bölümlerinde infaz edilenlerden toplam cezalarının üçte birini bu kurumlarda iyi hâlli olarak geçiren ve koşullu salıverilme tarihine üç yıl veya daha az süre kalanlar, açık kurumlara ayrılabilir." kuralı; dava konusu Yönetmeliğin Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe girdiği tarihteki haliyle 2. fıkrasında, "(2) Açık kurumlara ayrılabilmek için, ayrıca; a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102, 103, 142, 148, 149, 188 ve 190 ıncı maddelerinden mahkûm olanların koşullu salıverilme tarihine iki yıldan az süre kalması, b) 1/3/1926 tarihli ve mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 403, 404, 414, 416/1, 418/1, 491/3-4, 492, 493, 494, 495, 496, 497, 498 ve 499 uncu maddelerinden mahkûm olanların koşullu salıverilme tarihine iki yıldan az süre kalması, c) 29/7/2003 tarihli ve 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu, 30/7/1999 tarihli ve mülga 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri ile Mücadele Kanununun 14 üncü maddesi ve 5237 sayılı Kanunun 221 inci maddesinden yararlananların koşullu salıverilme tarihine iki yıldan az süre kalması, ç) Terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, mensup oldukları örgütten ayrıldıkları idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilenlerin koşullu salıverilme tarihine bir yıldan az süre kalması, şartı aranır." kuralı; 22/08/2015 tarih ve 29453 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğin 3. maddesiyle değişik "Açık kuruma ayrılamayacak hükümlüler" başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasında, "Kapalı kurumlarda bulunan hükümlülerden; ... ç) Terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, 6 ncı maddenin ikinci fıkrasının (c) ve (ç) bentleri dışında kalanlar, açık kurumlara ayrılamaz." kuralı yer almaktadır.
Yönetmeliğin Dava Konusu 6. Maddesinin 2. Fıkrasının (ç) Bendinin İncelenmesi: Dava konusu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihteki haliyle Anayasa'nın 124. maddesinde, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, görev alanlarına ilişkin olarak ve yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabilmektedirler. Ancak, bu düzenlemeler arasında uyulması gereken "normlar hiyerarşisi" kuramına göre, hukuk düzeni, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içermekte ve her norm geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan almaktadır. Normlar hiyerarşisine göre kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği hukukun genel ilkelerindendir. Kanun koyucunun, 5275 sayılı Kanun'un 14. maddesinin 2. fıkrasında, hükümlülerin açık ceza infaz kurumlarına ayrılmalarına ilişkin esas ve usullerin yönetmelikle gösterileceği yolunda kural sevk etmek suretiyle davalı Adalet Bakanlığına açık ceza infaz kurumuna ayrılma kriterlerini tespit noktasında takdir yetkisi tanıdığı açıktır. Bununla birlikte, Danıştayın yerleşik içtihatlarına göre, takdir yetkisinin kullanımı sınırsız olmayıp hukuka, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun bulunmak zorundadır. Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasında, genel kural belirlenerek hükümlülerin açık ceza infaz kurumlarına ayrılması; iyi halli olmaları, hapis cezalarının belirli bir süresini kapalı ceza infaz kurumunda geçirmiş olmaları ve koşullu salıverilme tarihlerine belirli bir süre kalmış olması şartlarının birlikte gerçekleşmesine bağlanmış; kapalı ceza infaz kurumunda geçirilecek hapis cezasının süresi ile koşullu salıverilme tarihine kalan sürenin tayini ise, hükümlülerin işledikleri suçun niteliğine ve mahkum oldukları hapis cezasının süresine göre yapılmıştır. Maddenin 2. fıkrasında, ilk fıkrada düzenlenen genel kural dışında belirli suç türleri yönünden ek koşullar getirilmiş; bu kapsamda, fıkranın dava konusu (ç) bendinde, terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, mensup oldukları örgütten ayrıldıkları idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilen hükümlülerin açık ceza infaz kurumuna ayrılması için koşullu salıverilme tarihine bir yıldan az süre kalmış olması şartı getirilmiş, böylece bent kapsamında olan hükümlülerin açık ceza infaz kurumuna ayrılışları, gerek idare ve gözlem kurulunun tespit kararının aranması gerekse açık ceza infaz kurumuna geçiş tarihinin ileri bir tarihe alınması suretiyle genel kural kapsamındaki hükümlülere nazaran zorlaştırılmıştır. 5275 sayılı Kanun'un yukarıda yer verilen hükümlerinin incelenmesinden görüleceği üzere; “açık ceza infaz kurumları”, hükümlülerin iyileştirilmelerinde, çalıştırılmaları ve meslek edindirilmelerine öncelik verilen, firara karşı engelleri ve dış güvenlik görevlisi bulunmayan, güvenlik bakımından kurum görevlilerinin gözetim ve denetimi ile yetinilen kurumlar olarak; “kapalı ceza infaz kurumları” ise, iç ve dış güvenlik görevlileri bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasın olanaklı bulunduğu, yeterli düzeyde güvenlik sağlanmış ve hükümlünün gereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarak iyileştirme yöntemlerinin uygulanabileceği tesisler olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla, anılan ceza infaz kurumlarında kalacak hükümlülerin durumunun, bu kurumların niteliğiyle bağdaşır şekilde olması, hizmetin doğal sonucu ve gereğidir. Ayrıca, koşullu salıverilme şartlarını düzenleyen kanun koyucu (5275 sayılı Kanun madde 107), hükümlülerin anılan haktan yararlanabilmeleri için iyi halli olmalarının yanı sıra işlenen suçun niteliğine ve mahkum olunan hapis cezasının süresine göre belirlenen asgari sürelerin kapalı ceza infaz kurumunda geçirilmesi şartlarını birlikte aramış; böylece, genel olarak, hükümlülerin toplumsal hayata katılım sağlamaları anlamına gelen koşullu salıverilmelerini, 5275 sayılı Kanun’un 3. maddesinde ifade edilen infazın temel amacı doğrultusunda, hükümlünün yeniden suç işlemeyeceği, kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı bulunduğu, özetle ıslah olduğu kanaatinin oluşması koşuluna bağlamıştır. Buna göre, cezalarını açık ceza infaz kurumunda çekebilecek hükümlülerin tespiti aşamasında, açık ve kapalı ceza infaz kurumlarının nitelik ve koşullarının yanı sıra hükümlülerin işledikleri suçun niteliğinin, mahkum oldukları hapis cezasının süresinin ve ceza infaz kurumundaki tutumlarının (ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara içtenlikle uyup uymadıkları, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadıkları ve yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirip getirmedikleri, özetle suç işleme psikolojisinden uzaklaşarak kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılılık, toplumsal hayata uyumluluk yönleriyle iyileşme ve iyi hal gösterip göstermedikleri hususlarının) da göz önünde bulundurulması, 5275 sayılı Kanun'un lafzına ve amacına uygun olduğu gibi, açık ceza infaz kurumlarında firara karşı engellerin ve dış güvenlik görevlisinin bulunmadığı dikkate alındığında, kamu yararı ve hizmetin de gereğidir. Başka bir ifadeyle, mevcut hak ve şartlarının iyileşmesi (açık görüş hakkı vb.) sonucunu doğurması sebebiyle hükümlüler yönünden ek bir hak olarak kabul edilen açık ceza infaz kurumuna ayrılmanın, koşullu salıverilerek toplumsal hayata katılım sağlanmadan önceki aşamalardan biri olduğu da gözetildiğinde, açık ceza infaz kurumuna ayrılma kriterlerinin tespitinde, 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesine paralel olarak, iyi halli olma, kapalı ceza infaz kurumunda geçirilen süre ve koşullu salıverilme tarihine kalan süre ölçütlerinin esas alınmasında; bunlara ilaveten terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olanların, işledikleri suçun niteliği de gözetilerek ıslah için daha uzun süreye ihtiyaç duyacakları, toplum, devlet ve anayasal düzen bakımından tehdit/tehlike arz etmediklerinin tespit edilmesinin infazın temel amacına uygun olacağı kabul edilerek mensup oldukları örgütten ayrıldıklarının tespit edilmesi ve koşullu salıverilme tarihine 1 yıldan az süre kalması şartlarının aranmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Öte yandan, dava konusu bentte, hükümlülerin mensup oldukları örgütten ayrıldıklarının "idare ve gözlem kurulu kararıyla" tespit edilmesi gerektiği belirtilmiş ise de; esasen bu tespitin kolluk ve istihbarat birimlerince sunulacak veriler ile soruşturma ve kovuşturma makamlarından alınacak bilgiler ışığında yapılacağı açık olup; idare ve gözlem kurulunun, hükümlülerin yalnızca infaz kurumundaki tutumlarına istinaden karar vermeyeceği gibi, söz konusu tespitin soruşturma ve kovuşturma makamlarının bu konudaki yetkisine müdahale olarak da değerlendirilemeyeceği, davaya konu düzenleme kapsamında idare ve gözlem kurulunca yapılacak tespitin sadece kendi görev alanıyla sınırlı olduğu kuşkusuzdur. Nitekim, dava konusu Yönetmeliğin yayımı tarihinden sonra 14/4/2020 tarih ve 7242 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle 5275 sayılı Kanun'un 89. maddesinde yapılan değişiklikle, bu husus kanun koyucu tarafından açıkça düzenlenmiş ve terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan mahkûm olanlar hakkında yapılacak açık ceza infaz kurumuna ayırmaya, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazına ve koşullu salıverilmeye ilişkin değerlendirmelerde idare ve gözlem kuruluna Cumhuriyet başsavcısı veya Cumhuriyet başsavcısının belirleyeceği bir Cumhuriyet savcısının başkanlık edeceği hükme bağlanmak suretiyle idare ve gözlem kuruluna aynı konuda yetki verilmiştir. Bu itibarla, 5275 sayılı Kanunun 14. maddesinin 2. fıkrasında davalı idareye verilen yetkiye istinaden, işlenen suçun niteliği dikkate alınmak suretiyle açık ceza kurumlarına ayrılmaya ilişkin getirilen düzenlemede hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. Diğer taraftan, davacı tarafından, iptali istenen Yönetmelik kurallarıyla getirilen düzenlemede eşitlik ilkesinin gözetilmemesi nedeniyle Anayasanın 10. maddesine aykırılık bulunduğu ileri sürülmekte ise de; Anayasanın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin “kanun önünde eşitliği” ifade ettiği, bunun ise aynı durumda bulunan kişilerin kanunla aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere kanunlar karşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemek anlamına geldiği, başka bir ifadeyle durum ve konumlardaki özellikler nedeniyle kişi ya da toplulukların değişik kurallara bağlı tutulmasının Anayasanın öngördüğü eşitlik ilkesini ihlal etmeyeceği Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarında ifade edilmiştir. (AYM Kararı, 31.10.2013 tarihli, E:2013/23, K: 2013/123). Dolayısıyla, dava konusu Yönetmeliğin terör ve örgütlü suçlardan hükümlülere yönelik kural sevk eden 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendi ile başka suç türleri, mahkumiyet süreleri gibi kriterlere göre farklı düzenlemeler içeren 6. maddesinin diğer fıkra ve bentleri arasında, farklı konum ve durumlarda bulunan hükümlülere yönelik düzenleme getirilmesi nedeniyle eşitlik ilkesine aykırı bir yön bulunmadığından, davacının söz konusu iddiası yerinde görülmemiştir.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin dava konusu 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin, 6. maddesinin 2. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinin ve 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin iptali istemi yönünden DAVANIN USUL YÖNÜNDEN REDDİNE, 2. Yönetmeliğin, 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendinin iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE, 3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle dava açılırken yatırılmamış olan ...TL'nin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ...TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 31/03/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.