Ceza Genel Kurulu 2021/233 E. 2025/221 K. — Yargıtay Kararı
Ceza Genel Kurulu 2021/233 Esas 2025/221 Karar 21.05.2025
Ceza Genel Kurulu 2021/233 E., 2025/221 K.
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 689-21
I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2-2. cümlesi,103/3-c, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 28 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 13.07.2018 tarihli ve 520-323 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince 01.11.2018 tarih ve 2268-1779 sayı ile düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekilince temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 16.10.2019 tarih ve 1424-11702 sayı ile; "...Mağdur çocuğun aşamalardaki çelişkili ve hayatın olağan akışına uygun düşmeyen ifadeleri, savunma, Adli Tıp Kurumu Manisa Şube Müdürlüğünün 29.11.2017 tarihli dosya içeriği ile uyuşmayan raporu ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi karşısında, mahkumiyet hükmünün yerinde olmadığı anlaşıldığından, anılan hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine yazılı şekilde düzeltilerek esastan reddine karar verilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesine muhalefet edilmesi...'' isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesi ise 16.01.2020 tarih ve 689-21 sayı ile; ''...Taraflar arasında bu denli iftira atmayı gerektirecek herhangi bir çekişmenin dahi olmaması, mağdurun olay tarihindeki yaşı nazara alındığında; izah edildiği şekildeki ifadelerinin öğretilmiş ifadeler olmasının mümkün olmaması, olayın ortaya çıkış şekli, katılan ve tanıkların birbirleri ile uyumlu ve mağdur beyanını destekler nitelikteki anlatımları, yine dosya içeriğiyle çelişmeyen ve mağdur anlatımları ile katılan ve tanık beyanlarını destekler mahiyetteki adli raporlar karşısında, mahkememizin 13/07/2018 tarihli 2017/520 esas 2018/323 karar sayılı kararının ve gerekçesinin yerinde olduğu sonuç ve vicdani kanaatiyle, mahkememizin anılan önceki kararında direnilmesine karar verilmiştir. Buna göre, sanığın 12 yaşından küçük öz oğlunun anal bölgesine parmağını sokup çıkarmak suretiyle gerçekleştirdiği cinsel istismar suçundan dolayı TCK'nın 103/1-1., 103/2-2.cümlesi ve 103/3-c.maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir." şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu hükmün, sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.06.2020 tarihli ve 41408 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 09.06.2021 tarih ve 4988-4182 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II.UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olup, ikinci müzakereye kalan uyuşmazlığın esasına geçilmeden önce bazı Ceza Genel Kurulu Üyelerince, sanık hakkında eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığının tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca bu husus öncelikle değerlendirilmiştir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Sanık ... ve katılan ... ...'in 27.05.2013 tarihinde evlendikleri, 04.07.2014 tarihinde mağdur ... ...'in dünyaya geldiği, mağdurun suç tarihinde 3 yıl 4 aylık olduğu, sanık ve katılanın 07.04.2016 tarihinde boşandıkları ve mağdurun velayetinin annesine verildiği, bu kapsamda sanığın iki haftada bir mağdurla görüştüğü, katılan ...'ın şikâyet tarihinden önce yeniden evlendiği, ancak oğlu mağdur ...'in katılanın annesi ... ve babası ... ile birlikte yaşamaya devam ettiği, sanık ...'un Manisa ili ... ilçe ... köyünde anne ve babası ile birlikte yaşadığı, mağdur ...'in ... ilçesi merkezinde anneannesi ve dedesi ile birlikte kaldığı, iki haftada bir babasını görmesi için ... köyüne gittiği, Dosya kapsamında alınan beyanlara göre mağdur ...'un 2017 yılı Ekim ayının son haftasında babasının yanından geldikten sonra hırçın davranışlar sergilediği, tuvaletini yaparken zorlandığı, anneannesi ...'ın mağdurun poposunda morluk ve kan gördüğü, mağdurun kustuğu, yüzükoyun yattığı, 24.10.2017 tarihinde hastaneye getirilen mağdura soğuk algınlığı teşhisi konularak ilaç verildiği, mağdurun Kasım ayı başında babasından geldikten sonra yine benzer davranışlar sergilediği, tuvaletini yaparken poposundan kan geldiği, ''Babam bana kazıklama yapıyor!'' dediği, tanıklar ... ve ...'in bunun ne anlama geldiğini sormaları üzerine mağdurun eliyle oyma işareti yaptığı, durumu kızlarıyla değerlendiren tanıkların çocuğun anlatımlarının gerçek olmasına ihtimal vermedikleri ve Kasım ayı sonunda mağduru tekrar babasının yanına gönderdikleri, bu dönüşünde de mağdurun tuvalete girdikten sonra ''Popomda bir delik daha var mı?'' diye sorduğu ve yine babasının kendisine kazıklama yaptığını anlattığı, ailenin bunun üzerine hastaneye başvurduğu, Mağdurun muayenesine ilişkin 28.11.2017 tarihli ilk raporda; ''Fiili Livata? nedeniyle muayene olunan hastada...dış zorlamaya ilişkin saat 13.00 hizasında Fissür tespit ( iyileşme sürecinde) edilmiştir. Başkaca müsbet bulgu yoktur. Adli tahkikatla değerlendirilmesi uygun'' ifadelerinin yer aldığı, Manisa Adli Tıp Şube Müdürlüğünce 29.11.2017 tarihinde düzenlenen ikinci raporda ise; ''...Cinsel istismara uğradığı iddia edilen ...’un 28/11/2017 tarihinde Manisa Çocuk İzlem Merkezinde Çocuk cerrahisi uzmanı ile birlikte yapılan muayenesi sonucunda, 1-Beden muayenesinde olayla ilgili olabilecek nitelikte travmatik lezyon saptanmadığı, 2-Diz-dirsek pozisyonunda yapılan anal bölge muayenesinde, saat kadranına göre 1 hizasında iyileşme süreci devam eden fissür mevcut olduğu, bu lezyonun kişinin tarif ettiği parmak sokulmak suretiyle cinsel istismar eylemi ile uyumlu olduğu ancak kabızlık, parazit enfeksiyonu vb. başka sebeplerle de meydana gelebileceği bilindiğinden olayın adli tahkikat ile aydınlatılmasının uygun olduğu kanaatini bildirir rapordur.'' tespitlerine yer verildiği, Mağdur ...'un Çocuk İzlem Merkezinde alınan ifadesine ilişkin tutanağın; "...Benim adım ..., 4 yaşındayım. Çocuk ana okuluna gitmekteyim. annaannem, dedem ve teyzem ile yaşamaktayım. babam ...'tur. Babamla 5 gün görüşüyorum. Babamla görüşmek için babaannemin evine gitmekteyim. Benim popoma babam eliyle dokundu. Bütün eliyle dokundu. Parmağı ile popoma girdi. popom acıdı. bunu çok yaptı. bunu köyde yaptı. ev demiyorum. dışarıda yaptı. orada ... vardı. ... benim dedem oluyor. babam popomu ellerken dedem orada yoktu. Biz yalnızdık. babam benim popoma dışarıda dokundu. yolda dokundu, karanlıktı. babam benim popomu bu parmağıyla dokunuyordu. parmağı içine girdi. bem babamın pipisini çıplak gördüm. babamın pipisi sertti. benim popoma eliyle girdi. babam bunu kimseye söyleme dedi. babam söylersen herkes gelir dedi. bende sonra pantolonumu kapattım. orası tuvaletteyken kanadı. burasını ben gördüm. annemlerin tuvaletinde gördüm. benim ağzıma dokundu. babam benim ağzıma dokundu. benim ağzıma elini sürdü. bunu bu sabah yaptı. bu sabah babamın evindeydim. Uyanıp buraya geldim. Bana başka dokunan biri olmadı. Ben babamı seviyorum. Ben babamla yaşamak istemiyorum. Ben annemle yaşamak isterim. babamı görmek istiyorum'' beyanlarının yanı sıra adli görüşmeci tarafından dile getirilen ''Çocuğun yapısal olarak olayları algıladığı, olağan zihinsel gelişimini sağladığı, kendini ifade edebilme, karşı tarafından amacını anlayabilme, kavrayabilme yeteneğine sahip olduğu görüldü. Adli görüşmeci ile görüşmesinde rahat hareket ettiği gözlemlendi. '' hususlarını içerdiği, Adli görüşme raporuna göre; mağdurun, olayın zamanı sorulduğunda "Bu sabah" şeklinde cevap vermesinin nedeninin aynı yaş grubundaki çocuklarda zaman kavramının yeterince gelişmemiş olmasından kaynaklandığını, mağdurun yaşına ve sosyoekonomik düzeyine uyumlu bir görünüme, gelişim düzeyine uygun mental kapasiteye, sözel beceriye ve muhakeme yeteneğine sahip olduğu, adli görüşme esnasında uyumlu bir tutum sergilediği, ön görüşme esnasında beyan ettiği bilgilerle adli görüşmede verdiği bilgilerin tutarlılık gösterdiği, Dosya içine alınan tıbbi kayıtlara göre; mağdurun olay tarihine yakın zamanda yalnızca soğuk algınlığı tedavisi aldığı, kabızlık ya da parazit gibi başka bir rahatsızlıktan tedavi görmediği, Anlaşılmıştır. Sanık ...; ...’ın eski eşi olduğunu, geçinemedikleri için ayrıldıklarını, mahkemenin oğlunun velayetini annesine verdiğini, her on beş günde bir geceliğine kendisine kalan üç buçuk yaşındaki oğlunu, sonrasında annesine teslim ettiğini, söylenenlerin insanın aklı mantığı almayacak şeyler olduğunu, bir insanın kendi erkek çocuğu ile cinsel şeyler yaşamasının mümkün olmadığını, ...’ın nafakasını düzenli olarak geciktirmeden yatırdığını, oğlunu teslim alması gereken saatte alıp teslim etmesi gereken saatte teslim ettiğini, eski eşi ve ailesinin oğlunu sekiz yaşına gelince alacağını bildiklerinden ve suçlayacak başka delilleri olmadığından bu iftirayı attıklarını, kazıklamanın ne olduğunu bilmediğini, oğlu ile hiç oynamadığını, oğlunun kendisinde kaldığı zamanlarda bir rahatsızlığı olmadığını, tuvalet ihtiyacını kendisinin giderdiğini, kimseden yardım almadığını, son üç aydır işi gereği oğluyla hiç birlikte olamadığını, geceleri vardiyaya kaldığını, oğlunun da annesinin yanında kaldığını savunmuştur. IV. GEREKÇE A. Sanık hakkında eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığı; Ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delilerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, gerekse CMK; adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur. Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde; Mağdur çocuğun suç tarihinde 3 yıl 4 aylık olduğu, anneannesi ... ve diğer tanıkların beyanlarına göre istikrarlı şekilde babasının kendisine kazıklama yaptığını söylediği ve eylemi parmağıyla avucunu oyma şeklinde tarif ettiği, anlatımların devam etmesi, mağdurun poposundan kan gelmesi ve gösterdiği psikolojik belirtiler üzerine ailesi tarafından hastaneye götürüldüğü ve ayrıntısına yukarıda yer verilen adli raporların düzenlendiği, Cumhuriyet savcısı ve uzmanların katılımıyla Çocuk İzlem Merkezinde ifadesi alınan mağdurun beyanlarının tutanak haline getirilip dosya içerisine alındığının anlaşıldığı olayda, mağdurun yeniden dinlenmesine veya başkaca herhangi bir delilin ikmaline gerek bulunmadığı anlaşıldığından sanık hakkında eksik araştırmayla hüküm kurulmadığının kabulü gerekmektedir. Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında eksik araştırmayla hüküm kurulduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. B. Sanığın mağdura yönelik çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işleyip işlemediği; Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (M. Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Prof. Dr. Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanık ...'un oğlu ve suç tarihinde 3 yıl 4 aylık olan mağdur ...'un anal bölgesine parmak sokmak suretiyle çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işlediği kabulüyle atılı suçtan cezalandırılmasına yönelik mahkumiyet hükmünün Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi tarafından, ''mağdurun aşamalardaki beyanlarının çelişkili ve hayatın olağan akışına aykırı olması, mağdurun adli raporunun dosya içeriğiyle çeliştiği, mahkemenin kabule esas aldığı delillerin de dosya içeriğiyle çeliştiği'' şeklinde gerekçeyle bozulmasına karar verildiği görülmekte ise de; Mağdurun yalnızca tek bir ifadesinin bulunduğu, bu ifadenin de küçük çocuğun bazı sorularda şaşırması sonucu yanlış cevaplar vermesi dışında yargılamaya konu suç bakımından herhangi bir çelişki içermediği, mağdurun raporunun adli soruşturmaya atıf yaptığı ve dosya içindeki delillerle herhangi bir çelişki içermediği, mahkeme kabulüne esas alınan delillerin ise hangi bakımlardan dosya içeriğiyle çeliştiği hususunun bozma kararında açıklanmadığı anlaşılmaktadır. Sanık ve eşi katılanın yalnızca üç yıl evli kaldıkları ve 2016 yılında boşandıkları, mağdurun velayetinin annesine verildiği, çocuğun babasınca görülmesi ve nafaka gibi konularda sanık ve katılan arasında devam eden herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı, mağdur çocuğun bakımını bebekliğinden beri üstlenmiş olan tanık ...'in beyanlarına göre, 2017 yılı Ekim ayı sonunda babasından döndükten sonra mağdur çocuğun davranışlarında ani bir hırçınlaşma başladığı, çocuğun yüzüstü yere yattığı, kustuğu, tuvaletini yaparken zorlandığı ve tanığın çocuğun poposunda morluk ve kan gördüğü, bu aşamada çocuğun atılı suça ilişkin herhangi bir anlatımı olmadığı, Kasım ayı başında yine babasının yanından dönen mağdurda aynı belirtiler görüldüğü, mağdurun bu kez babasının kendisine ''kazıklama'' yaptığından bahsettiği, kazıklamanın ne olduğu kendisine sorulduğunda parmağıyla avucunu oyma işareti yaptığı, tanık ..., eşi tanık ... ve katılan anne ...'ın çocuğun anlatımlarının işaret ettiği ihtimale inanmadıkları ve bu nedenle on beş gün sonra mağduru bir kez daha babasının yanına gönderdikleri, mağdur çocuğun döndükten sonra tuvalette bu kez poposunu dönerek "Anneanne bakar mısın, popomda bir delik daha var mı?" diye sorduğu, ''Ne yapayım babam beni böyle seviyormuş'' dediği, eylem sırasında çektiği acı nedeniyle elleriyle ağzını sımsıkı kapattığını söylediği, tanık ...'ın poposunda normal olmayan bir kızarıklık gördüğü çocuğu bu kez doktora götürdüğü ve muayenesi yapılan mağdurun anal bölgesinde anlatımlarıyla uyumlu olabilecek iyileşme sürecinde fissür saptandığı, bu tespit üzerine başlatılan soruşturmada ifadesi alınan mağdurun tanık anlatımlarını doğrulayacak anlatımlarını sürdürdüğü, babasının poposuna dokunduğunu ve parmağını içine soktuğunu anlattığı, bu olayın köydeki evinde değil, dışarıda ve karanlık bir yerde olduğunu söylediği, babasının bu olayı başkalarına anlatmaması gerektiği, anlatması halinde ''Herkes gelir.'' diyerek kendisini uyardığını ve sonra kendisinin pantolonunu çektiğini söylediği, mağdur çocuğun beyanında yer alan zamansal çelişkilerin yaşından kaynaklı gelişim seviyesiyle ilgili olduğu, mağdurun gerçek-yalan ayrımı yapabildiğinin adli görüşmeci tarafından raporunda belirtildiği görülmektedir. Dosya kapsamında alınan ifadelerde sanığın annesi olan tanık ...'in çocuğun babasıyla evde hiç yalnız kalmadığını, mağdur çocuğun ise olayın zaten evde olmadığını beyan ettiği anlaşılmaktadır. Sanık savunmalarında katılan ... ile anne ve babasının çocuğun velayetini almaması için kendisine iftira attıklarını, çocuğu korkutarak yukarıda açıklanan şekilde beyanda bulunmasını sağladıklarını ifade etmiş ise de; Katılan ve ailesinin çocuğun velayeti için sanığa bu şekilde iftira atması hususunun mağdur ailenin kendi çocuk ve torunlarını yaşamı boyunca etkileyebilecek böyle bir olayın içine itmiş olmaları anlamına geleceği ve bu durumun hayatın olağan akışına uygun bulunmadığı gerçeği yanında, tanıklar ... ve ... ile katılan ... ...'in dosyada mevcut adli rapor ve mağdurun beyanlarıyla tutarlılık gösteren beyanları, bu beyanlarda yer alan mağdurun kazıklama olarak tarif ettiği istismar eylemini eliyle avucunu oyarak tarif etmesi, poposunda bir delik daha olup olmadığını sorması, olay sırasında eliyle ağzını sımsıkı kapattığını söylemesi, yine Çocuk İzlem Merkezinde alınan beyanında olayın köyde ve karanlık bir yerde olduğunu, babasının olayı kimseye anlatmaması için kendisini uyardığını ve pantolonunu kendisinin çektiğini beyan etmesi şeklindeki anlatımların birbiriyle büyük tutarlılık göstermesi, bu beyanların çocuk ve ailesi tarafından kurgulanmış olmalarının mümkün bulunmaması, çok sayıda tıbbi kaydı dosyaya alınan mağdurun kayıtları arasında yakın zamanda anal bölgesinde fissüre neden olabilecek bir hastalıktan tedavi görmediğinin anlaşılması ve tüm anlatımların adli raporla uyuştuğu anlaşılan oluşa ve tüm dosya kapsamına göre; Sanık ...'un suç tarihinde 3 yıl 4 aylık olan oğlu ...'a yönelik olarak mağdurun poposuna parmak sokmak suretiyle nitelikli cinsel istismar suçunu işlediğinin kabulü gerekir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararı isabetli olup dosyanın uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; İlk Derece Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetsiz bulunduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.01.2020 tarih ve 689-21 sayılı direnme kararına konu hükmündeki gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 2- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, esas uyuşmazlık konusu bakımından 30.04.2025 tarihli birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 21.05.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede ön sorun ve esas uyuşmazlık açısından oy çokluğuyla karar verildi.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.