7. Hukuk Dairesi 2013/4172 E. 2013/5678 K. — Yargıtay Kararı :: Hukuk Asistan
Yargıtay Kararı

7. Hukuk Dairesi 2013/4172 E. 2013/5678 K. — Yargıtay Kararı

7. Hukuk Dairesi 2013/4172 Esas 2013/5678 Karar 04.04.2013
7. Hukuk Dairesi 2013/4172 E.,  2013/5678 K.

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle davacının davalı şirketin yurtdışı işyerine çalıştırılmak üzere gönderildiğinin, yurtdışı işyerinde de davalının organik bağ içinde olduğu ve o yer mevzuatına göre kurulmuş şirket tarafından çalıştırıldığının anlaşılmasına göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, iş sözleşmesinin işverence fesih edildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarının tahsilini istemiştir.
Davalı, davacının davalı şirket çalışanı olmadığını, dava dışı Gama Al Moushegah Arabia Limited Şirketi çalışanı olduğunu, davalı şirketin işveren vekili konumunda olduğunu ve davalı şirkete husumet yöneltilemeyeceğini, davacıya ibraname karşılığı kıdem tazminatının ödendiğini bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, dava dışı Gama Al Moushegah Arabia Ltd. Şirketinin, davalı şirketin Suudi Arabistan’da iş yapabilmesi için Suudi Arabistan yasalarına göre kurulmuş bir şirket olduğu, aralarında işveren-işveren vekili ilişkisi bulunmadığı, ancak dosya içerisindeki sözleşmesine göre iş ilişkisinden kaynaklanan ihtilaflarda işveren ve işveren vekilinin birlikte sorumlu olduğu, davalının husumet ve yetki itirazının yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihi öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:
Dairemizin yerleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir.
İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez.
İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 21'inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 31'inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir. Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.
İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir.
Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir. Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz.
Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır.
Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir.
İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir. Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir.
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir.
Somut olayda; davalı tarafından davacının davalı şirketi ibra ettiği beyan edilerek Türkçe düzenlenen ve miktar içermeyen bir kısım ibranamelerle, yabancı dilde düzenlenen ve miktar içeren ödeme belgeleri sunulmuştur. Hükme esas alınan ek bilirkişi raporunda yabancı dilde düzenlenen ödeme belgesindeki yabancı cinsten paranın Türk Lirası karşılığı davacının kıdem tazminatı alacağından mahsup edilmiştir. Ancak söz konusu ödemenin neye ilişkin olduğu dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Mahkemece yapılması gereken hem Arapça hem de İngilizce bilen konusunda uzman 3 kişilik bilirkişi heyetinden yabancı dilde düzenlenen bu belgelerdeki ödemelerin hangi alacağa ilişkin olduğu hususunda denetime elverişli rapor alınarak tarafların ödeme belgelerine ilişkin itirazları hakkında, davalının ödeme savunması ile ilgili belgelerin tümü birlikte değerlendirilerek ve mahkemece tereddüte meydan vermeyecek şekilde değerlendirilme yapılarak mahsup yapılıp yapılmayacağı hususunda sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetsizdir.
Öte yandan işçinin iş sözleşmesi feshedilmediği halde çeşitli nedenlerle kıdem tazminatı adı altında yapılan ödemeler avans niteliğinde sayılmalıdır. İşçinin iş sözleşmesinin feshinde kıdem tazminatına hak kazanılması durumunda, işyeri ya da işyerlerinde geçen tüm hizmet sürelerine göre kıdem tazminatı hesaplanmalı, daha önce avans olarak ödenen miktar yasal faiziyle birlikte mahsup edilmelidir. Dairemizin Kararlılık kazanmış olan uygulaması bu doğrultudadır.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacıya kıdem tazminatı karşılığında ödeme yapıldığı kabul edilerek mahsup yapılmış ise de söz konusu ödemelerin avans niteliğinde kabul edilerek faizi ile birlikte mahsup edilmesi gerektiğinin düşünülmemeside kabul şekli bakımından hatalı olmuştur.
3-Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının yemek ve barınma ücreti olarak 200,00 TL hesaplanmıştır. Ancak bu miktar varsayıma dayanmaktadır. Mahkemece davacının fesih tarihinde barınma ve yemek giderinin ne olabileceği Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla ilgili ülkelerin büyükelçiliğine sorulup gerçek rakamın tespiti ile kıdem ve ihbar tazminatına esas giydirilmiş ücretin belirlenmesi gerekmekte olup eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamıştır.
4-Davacı davalının yurt dışında bulunan şantiyelerinde 1997-2007 yılları arasında çalıştığını ileri sürmüş, davalı ise davacının 17.11.1997-05.11.1998, 23.11.1999-22.05.2000, 04.08.2000-11.06.2003, 13.09.2003- 06.09.2004, 16.02.2005-08.05.2007 tarihleri arasında çalışması olduğunu savunmuştur. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının tasfiye edilmeyen 17.11.1997-08.05.2007 tarihleri arasında 9 yıl 5 ay 21 gün çalışması olduğu kabul edilerek hesaplama yapılmıştır. Davacının iddia ettiği çalışma dönemine ilişkin olarak SSK kayıtlarında sigorta primlerinin yatırıldığı işyeri kayıtlarından işverenin kim olduğu tespit edilememektedir. Mahkemece davacının yurda giriş çıkış kayıtları ve iddia edilen döneme ilişkin işyeri kayıtları getirtilerek iddia, savunma ve tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle davacının hizmet süresinin tespiti ile davacının bu süreye göre alacaklarının hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi hatalıdır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması bozma nedenidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 04/04/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın