7. Hukuk Dairesi 2011/3806 E. 2011/7792 K. — Yargıtay Kararı :: Hukuk Asistan
Yargıtay Kararı

7. Hukuk Dairesi 2011/3806 E. 2011/7792 K. — Yargıtay Kararı

7. Hukuk Dairesi 2011/3806 Esas 2011/7792 Karar 08.12.2011
7. Hukuk Dairesi 2011/3806 E.,  2011/7792 K.

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava tapuda kayıtlı ve ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen 400 ada 16 ve 107 ada 15 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunan muhtesatın aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli olmadığı gibi, varılan sonuç da dosyada toplanan delillere ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir. Duraksamadan belirtmek gerekir ki; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun mülkiyet hakkının kapsamına ilişkin 684. maddesi hükmüne göre, bir şeye malik olan o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olduğu gibi, 718. maddesi hükmüne göre de taşınmaz mülkiyeti araziyle birlikte arazinin üzerinde bulunan bütünleyici parça niteliğindeki muhtesatları da kapsar. Yine aynı Kanunun 688.maddesinde açıklandığı üzere paylı mülkiyette birden çok kimse maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Bu kuralların ayrık hali olmak üzere; üzerinde ana taşınmazın değerinde artışa neden olan bina, ağaç vesaire gibi bütünleyici parça niteliğinde muhtesat bulunan taşınmazların ortaklığının satış yolu ile giderilmesinin istenilmesi halinde, muhtesatların kime ait olduğu hususunda tapu kaydında şerh bulunmaması veya tüm paydaşların bu konuda ittifak etmemesi nedeniyle açılacak tespit davası sonunda bu konuyu belirleyen kesinleşmiş bir hüküm bulunduğu taktirde, böyle bir kesin hükmün ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkemeyi bağlayacağı ve muhtesata isabet eden bölümün sadece muhtesat sahibine, arza isabet eden bölümün de payları oranında tüm paydaşlara verilmesini sağlayacak biçimde oranlama yapılıp, taşınmazın satışından elde edilecek paranın da bu oran dahilinde paydaşlara dağıtılmasına karar verileceği kuşkusuzdur. Öte yandan;3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi hükmünde kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere karşı kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılamayacağı açıklanmıştır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Hak düşürücü süre kamu düzenine ilişkin olup, taraflarca öne sürülmese bile mahkemece kendiliğinden dikkate alınması ve davanın süre geçtikten sonra açıldığının belirlenmesi halinde esasa girilmeyerek, hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir. Somut olaya gelince; dava konusu muhdesatın üzerinde bulunduğu taşınmazlarda tarafların paydaş oldukları, dava konusu 400 ada 16 parsel sayılı taşınmazın “kargir bina ve tarlası", 107 ada 15 parsel sayılı taşınmazın "2 katlı kargir bina ve tarlası" niteliği ile tapuya kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu muhdesatların kadastro tespit gününden önce meydana getirildiğinin ve kadastro tespitinin kesinleşmesi ile dava tarihi arasında az yukarıda açıklanan hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunun belirlenmesi halinde davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Ne var ki dava konusu muhdesatların üzerinde yer aldığı taşınmaza ait kadastro tespit tutanağı getirtilmediğinden, davaya konu edilen muhdesat ile tapu kaydında gösterilen muhdesatın aynı olup olmadığı, aynı iseler, davada az yukarıda açıklanan hak düşürücü sürenin geçip geçmediği anlaşılamadığı gibi dinlenen tanık beyanlarında muhtesatların kim tarafından ve kimin namı hesabına yapıldığı araştırılmamıştır. Eksik araştırma ve soruşturma ile karar verilemez. O halde mahkemece; öncelikle 400 ada 16 ve 107 ada 15 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespit tutanağı ilgili Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilmeli, daha sonra az yukarıda açıklanan hukuki olgunun belirlenmesi açısından gerekirse taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, keşifte muhdesatın her bir katının hangi tarihte, kim tarafından, ne şekilde meydana getirildiği, taraflar, tanıklar ve uzman bilirkişiden sorulmalı, bu yolla davada hak düşürücü sürenin geçip geçmediği duraksamasız saptanmalı, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmeli, hüküm oluşturulurken de mevcut muhtesatın oturulabilir hale getirilebilmesi için yapılan harcamaların yeni bir muhtesat meydana getirme niteliğinde olmayıp iyileştirme gideri (faydalı ve zorunlu gider) niteliğinde olduğu, bu gibi giderlerin ancak ve koşullarının varlığı halinde sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davasına konu edilebileceği gözden uzak tutulmadan sadece muhtesatların kim tarafından meydana getirildiğinin tespiti ile yetinilmeli, mülkiyet olgusu doğurur şekilde aidiyet kararı vermekten kaçınılmalıdır. Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı ...'in temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde ilgilisine iadesine, 08.12.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın