7. Hukuk Dairesi 2009/4376 E. 2010/2509 K. — Yargıtay Kararı :: Hukuk Asistan
Yargıtay Kararı

7. Hukuk Dairesi 2009/4376 E. 2010/2509 K. — Yargıtay Kararı

7. Hukuk Dairesi 2009/4376 Esas 2010/2509 Karar 26.04.2010
7. Hukuk Dairesi 2009/4376 E.,  2010/2509 K.

Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi

YARGITAY İLAMI

Taraflar arasında görülen asıl ve birleşen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı ... tarafından istenilmiş olup, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla; dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Asıl ve birleşen dava, taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların aidiyetinin tespiti ve tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi istemine ilişkindir.
İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, toplanıp değerlendirilen delillere ve hüküm yerinde gösterilen gerekçelere göre mahkemece davaya konu muhdesatların sağlığında tarafların babaları tarafından, davacılar adına ve hesabına yaptırıldığının kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davalı ...'un sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ne var ki, mahkemece asıl ve birleşen davanın kabulü ile asıl ve birleşen davaya konu muhdesatların davacılara aidiyetinin tespitine ve bu hususun tapu kütüğünün beyanlar hanesinde şerhine karar verilmiş ise de, oluşturulan hüküm yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 684. maddesi hükmünde, bir şeye malik olan kimsenin o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, 718. maddesi hükmünde de, arazi üzerindeki mülkiyetin kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklanmıştır. Genel kuralı oluşturan bu hükümler dikkate alındığında taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların mülkiyetinin kural olarak arzın mukadderatına tabi olacağı, muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemeyeceği, aksine bir kanun hükmü bulunmadıkça da muhdesatların mülkiyetinin taşınmazın malik veya maliklerinden başka birisine veya maliklerden bir veya birkaçına ait olduğunun tespitinin dava edilemeyeceği, mahkemelerce de bu sonucu doğuracak şekilde hüküm verilemeyeceği kuşkusuzdur. Ne var ki, böyle bir istemle dava açılması halinde "Çoğun içinde azı da vardır" kuralı gözetilerek diğer koşulların da varlığı halinde davanın kısmen kabulü ile muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi gerekir.
Yine aynı Kanunun 1006. maddesi hükmünde hangi hakların tapu kütüğüne tescil, 1009, 1010 ve 1011 maddeleri hükmünde hangi hakların şerh edilebileceği, 1012 maddesinde de taşınmazın eklentilerinin malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılacağı, taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususların tüzükle belirleneceği açıklanmış, özel kanun hükümleri saklı tutulmuştur. Benzer hükümler yürürlükten kaldırılan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nde de mevcuttur.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 19. maddesinin birinci fıkrası hükmünde ise tapuda kayıtlı taşınmaz malın zilyet lehine tespitinde mevcut ve her türlü takyid ile sınırlı ayni hakların saklı tutulacağı, eski tapu kayıtlarındaki bu tür hak ve mükellefiyetlerin kadastro tutanağında belirtilerek yeni kütüklere aynen geçirileceği, ikinci fıkrasında da taşınmaz üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlardan birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterileceği belirtilmiştir. Bu madde gereğince taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın kadastro tutanağı ve taşınmazın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilebilmesi için muhdesatın kadastro tespit gününden önce meydana getirilmiş olması gerekir. Anılan bu ayrık hükmü dışında kanunlarımızda ve Tapu Sicil Tüzüğü'nde taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların tapu kütüğüne tescil veya şerh edilebileceğine veya kütüğün beyanlar hanesinde gösterilebileceğine ilişkin başkaca bir hüküm de bulunmamaktadır.
Somut olaya gelince asıl ve birleşen davalarda davacılar taşınmaz üzerinde bulunan binanın zemin ve birinci katının kendilerine ait olduğunun tespiti ile bu hususun tapu kütüğünün beyanlar hanesine şerhini istemişlerdir. Aidiyet tespiti mülkiyet tespiti ile eş anlamlıdır. Muhdesatların üzerinde bulunduğu 150 ada 226 parsel sayılı taşınmazın tapuda arsa niteliği ile kayıtlı olduğu gözetildiğinde asıl ve birleşen davaya konu muhdesatların kadastro tespitinden sonra yapıldığı anlaşıldığından somut olayda mülkiyet tespiti anlamına gelen aidiyet tespitine ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19. maddesi hükmündeki ayrık hükmün uygulanma koşullarının oluşmaması nedeniyle de tapu kütüğünün beyanlar hanesinde şerhe karar verilemeyeceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, az yukarıda açıklanan hukuksal olgular gözetilerek mahkemece asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü ile, 150 ada 226 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan binanın zemin ve birinci katların tarafların ortak miras bırakanı tarafından davacılar adına ve hesabına yaptırıldığının tespitine karar verilmekle yetinilmesi, aidiyet tespiti ve şerhe yönelik istemlerin ise reddedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı ...'un temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin ödenen 858,90 TL temyiz harcının istek halinde davalı ...'a iadesine, 26.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın