2. Ceza Dairesi 2023/6495 E. 2024/16389 K. — Yargıtay Kararı
2. Ceza Dairesi 2023/6495 Esas 2024/16389 Karar 05.11.2024
2. Ceza Dairesi 2023/6495 E., 2024/16389 K.
B O Z M A Ü Z E R İ N E MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/32 E., 2021/346 K. ŞİKÂYETÇİ : ... (Kaya) SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İade, bozma
Şikâyetçi ... (Kaya)nın, 07.09.2021 tarihli dilekçesinin temyiz istemi içermediği, yalnızca şikâyetinden vazgeçtiğine dair beyan dilekçesi niteliğinde olduğu anlaşılmakla, yalnızca sanığın temyiz talebine hasren yapılan incelemede: Karar tarihinde cezaevinde bulunup SEGBİS ile hazır edilen sanığın yüzüne karşı tefhim edilen 15.04.2021 tarihli hükmün yasa yolu bildiriminde, 5271 sayılı Kanun'un 263’ncü maddesine göre sanığın bulunduğu cezaevi aracılığıyla vereceği dilekçe ile kararı temyiz edebileceğinin belirtilmemesi nedeniyle, sanık tarafından yapılan 21.08.2021 tarihli temyiz başvurusunun süresinde olduğu kabul edilerek ve temyiz isteminin reddine ilişkin 23.09.2021 tarihli ek kararın kaldırılmasına karar verilmek suretiyle yapılan incelemede; Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun'un 305. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'un 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310. maddesi uyarınca temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Dosya içeriğine göre diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak; 1. Şikâyetçinin Güven Pasajı'nda bulunan Sevgi Çayevi adlı iş yerinin önündeki masaya bıraktığı cep telefonunun çalınması şeklinde gerçekleşen somut olayda; olay yerine ilişkin herhangi bir görgü tespit tutanağının ve olay yeri inceleme raporunun olmadığı ve olay yerinin niteliğinin tespit edilemediğinin anlaşılması karşısında; öncelikle şikâyetçinin suçun işlendiği yer hususunda net beyanının alınması, gerekirse mahallinde keşif yapılarak telefonun çalındığı yerin bina veya eklentisi niteliğinde bir yer olup olmadığı tespit edilerek, bina veya eklentisi ise sanığın eyleminin suç tarihi itibarıyla 5237 sayılı Kanun'un 142/1-b. maddesinde düzenlenen suçu, değil ise 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesi ile yeniden düzenlenen uzlaştırma hükümleri doğrultusunda uzlaşma kapsamına alınan 5237 sayılı Kanun'un 141/1. maddesine uyan suçu oluşturacağı dikkate alınarak, suça konu eşyanın çalındığı yer açıkça belirlenip sonucuna göre sanığın hukukî durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, 2. Kabule göre de; a) 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun’un 253. maddesinin 6. fıkrasında yer alan, "Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura, suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanunî temsilcisine ulaşılamaması halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır." Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliğinin 7/12. maddesinde yer alan, "Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma veya kovuşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura, suçtan zarar görene, şüpheliye, sanığa veya kanunî temsilcisine ulaşılamaması hâlinde soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili uzlaştırma yoluna gidilmez." Aynı Yönetmeliğin 29/7. maddesinde yer alan, "Uzlaşma teklifinde bulunmak için çağrı; telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi araçlardan yararlanılmak suretiyle de yapılabilir. Ancak, bu çağrı uzlaşma teklifi anlamına gelmez." Anılan Yönetmeliğin 29/6. maddesinde yer alan, "uzlaştırmacının uzlaşma teklifinde bulunacağı şüpheli, sanık, katılan, mağdur veya suçtan zarar gören ya da kanunî temsilcilerine iletişim araçlarıyla ulaşılamaması hâlinde açıklamalı uzlaşma teklifi büro aracılığıyla yapılır." Bahsi geçen Yönetmeliğin 29/5. maddesinde yer alan, "Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini büro aracılığıyla açıklamalı tebligat, istinabe veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yoluyla da yapabilir." şeklindeki düzenlemeler hep birlikte değerlendirildiğinde; Uzlaştırma işlemlerini gerçekleştirmek üzere dosya tevdi edilen uzlaştırmacının öncelikle uzlaştırma teklifi yapılacak ilgililere telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi araçlardan yararlanılmak suretiyle uzlaştırma teklifi yapmak üzere çağrı yapması, şayet belirtilen şekilde çağrı yapılamaz ise bu defa uzlaştırmacının ilgili savcılık nezdinde kurulmuş uzlaştırma bürosundan uzlaşma teklifi yapılmasını talep etmesi gerektiği, böyle bir taleple karşılaşan büronun da muhatabına ulaşamaması durumunda öncelikle muhatabın bilinen son adresine tebliğ yapması, tebligatın iade gelmesi durumunda bu defa muhatabın mernis adresinin tespitini yaparak, mernis adresi ile bilinen en son adresin aynı olduğunun anlaşılması halinde 7201 sayılı Kanun'un 21/2. maddesi gereğince işlem yapılması, mernis adresinin farklı bir adres olduğunun anlaşılması durumunda ise mernis adresine aynı Kanun'un 10/1. maddesi gereğince tebligat yapılması gerektiği hususları hep birlikte dikkate alındığında; Sanık hakkında bozma öncesi 10.09.2014 tarihinde verilen mahkûmiyet hükmünün temyiz edilmeden kesinleşmesinden sonra, mahkemenin 20.12.2017 tarihli ek kararı ile uzlaşma işlemleri yapılmak üzere infazın durdurulmasına ve uzlaşmanın olumsuz sonuçlandığına dair 13.10.2017 tarihli Uzlaştırma Raporu dikkate alınarak 25.10.2017 tarihli ek karar ile hapis cezasının infazının kaldığı yerden devamına karar verildiği, ancak uzlaşma teklif formununun cezaevinde bulunan sanığa tebliği için çıkarılan tebligat ile şikâyetçi adına çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade gelmesinden sonra, tarafların telefonlarının da kullanım dışı olduğu belirtilip uzlaşma işlemlerinin teklif aşamasında kaldığının belirtilmesi nedeniyle raporun usulünce düzenlenmediği dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi, b) Sanığın, lehine olan hükümlerin uygulanmasına ilişkin talebinin, hakkında hükmolunan kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesine dair 5237 sayılı Kanun'un 50. maddesinin uygulanmasını da kapsadığı halde, sanık hakkında hükmolunan kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi hususunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi, c) Sanığın adli sicil kaydında yer alan ve tekerrüre esas alınan Çorlu 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 20.04.2012 tarihli ve 2011/500 Esas, 2012/499 Karar sayılı ilâmında iki ayrı suçtan hükümlülük kararı bulunması karşısında; 5275 sayılı Yasa'nın 108/2. maddesi gözetilerek, en ağır cezaya ilişkin hükümlülüğün tekerrüre esas alınması gerekirken, ilâmın tamamının tekerrüre esas alınması ile yazılı şekilde karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı Tebliğname'ye uygun olarak BOZULMASINA, bozma sonrası kurulacak hükümlerde 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 326/son maddesinin gözetilmesine, dava dosyasının Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.