11. Ceza Dairesi 2010/8312 E. 2010/8214 K. — Yargıtay Kararı
11. Ceza Dairesi 2010/8312 Esas 2010/8214 Karar 09.07.2010
11. Ceza Dairesi 2010/8312 E., 2010/8214 K.
Başkalarına ait kimlik bilgilerini kullanma, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak suçundan sanık ...’ın 765 sayılı TCK’nın 343 ve 59. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına dair İstanbul 1.Sulh Ceza Mahkemesinin 13.03.2007 gün ve 2006/518 esas, 2007/114 sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 05.06.2007 gün ve 29440 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01.08.2007 gün ve KYB.2007136643 sayılı ihbarnamesiyle Dairemize gönderilmiş ve Dairemizin 13.12.2007 gün ve 2007/6911 Esas, 2007/9234 sayılı kararı ile İstanbul 1. Sulh Ceza mahkemesinin anılan kararı kesinleşmediğinden, aynı Yasanın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozma isteminin reddine ve mahkeme kararının sanığa usulüne uygun olarak tebliği için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmiştir. Dosya, eksikliğin ikmali ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 03.06.2008 gün ve 2008/31021 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.06.2008 gün ve KYB.2008126731 sayılı ihbarnamesiyle Dairemize gönderilmiş ve Dairemizin 05.06.2009 gün ve 2008/11857 esas, 2009/6990 sayılı kararı ile “yokluğunda verilen hüküm sanığın ikametgah adresinde babası imzasına tebliğ edilmiş ise de; savunması alındığı tarihte başka suçtan hükümlü bulunan sanığın tebligat tarihinde de hükümlü olup olmadığı, hükümlü ise kesinleştirilip infaza verildiği anlaşılan bu hükmün infazına başlanıp başlanılmadığı ve 5275 sayılı Yasanın 20-21. maddeleri uyarınca müddetname ve kararın hükümlüye tebliğ edilip edilmediğinin tespitinden sonra iadesi için dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine” karar verilmiş, İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 13.11.2009 gün ve 2006/518 sayılı yazısı ile ikmal edildiği anlaşılan evrak, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 25.12.2009 gün ve 73969 yazısı ekinde gönderildiği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.01.2010 havale tarihli derkenar yazısı ile Dairemize sunulmuştur. Dairemizce 26.02.2010 gün ve 2010/53 Esas, 2010/1978 Karar sayılı kararı ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 05.06.2007 gün ve 29440 sayılı ve 03.06.2008 gün ve 2008/31021 kanun yararına bozma istemlerinin dosya içerisinde mevcut olmadığı, dosyanın bu haliyle CMK’nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozma istemini incelemeye elverişli bulunmadığı anlaşılmakla, anılan eksikliklerin giderilip, dosyanın kanun yararına bozma istemine esas olmak üzere incelenmesi yapılmak amacıyla iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmiştir. Dosya, eksiklik ikmal edilmekle Adalet Bakanlığının 01.05.2010 gün ve 2008/4998-27969 sayılı yazısı ekinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.05.2010 havale tarihli derkenar yazısı ile Dairemize sunulmakla; gereği görüşüldü: 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma kesin olan ya da temyiz edilmeden kesinleşen hükümlere karşı başvurulan olağanüstü bir yasa yoludur. Henüz kesinleşmeyen kararın kanun yararına incelenmesi olanaksızdır.
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu’nun 07.11.2006 gün ve 2006/6-213 Esas, 2006/229 karar sayılı içtihadında da açıklandığı üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlığı altındaki 40. maddesinin (03.10.2001 tarihli 4709 sayılı Kanunun 16. maddesi ile eklenen) ikinci fıkrası: “Devlet işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” biçimindedir. Bu hükümle bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması amaçlanmış, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi, hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline getirilmiştir. Bu hükme koşut olarak 5271 sayılı CMK’nın 34. maddesinin 2. fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” biçimindeki düzenleme yer almış olup, aynı Kanun’un 232. maddesinin 6. fıkrasında ise, “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” hükümleri öngörülmüştür. 5271 sayılı CMK’nın 260. maddesinde, kanun yollarına başvurmaya hakkı bulunanlar sayılmıştır. Aynı Kanun’un 40. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir”, ikinci fıkrasına göre de “Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır” hükmü yer almıştır. Bu düzenleme ile kanun yoluna başvurmaya hakkı olanların, kanun yolunun veya merciin belirlenmesindeki yanılgılarının başvuranın haklarını ortadan kaldırmasının, haksızlığa uğramasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Hüküm uyarınca, ilgililerin, kendi bilgisizliği veya dalgınlığından kaynaklanan hataları nedeniyle yasa yolu veya merciinde yanılgıya düşmeleri halinde başvuru hakları ortadan kalkmayacağı gibi, karar veya hükümde yasa yolunun veya merciin yanlış olarak gösterilmesi nedeniyle de başvuru haklarının ortadan kalkmayacağı tabidir. Dosyanın incelenmesinde; sanığın yokluğunda verilen 13.03.2007 gün ve 2006/518 esas, 2007/114 karara karşı başvurulacak yasa yolu ve süresi belirtilmesine karşın, yasa yoluna başvuru yöntemi, mercii ile sürenin başlangıcının ne şekilde olacağının hüküm fıkrasında gösterilmemesi nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 232. maddesine aykırı biçimde hüküm kurulduğu ve sanığın henüz bu karara karşı başvuru hakkının ortadan kalkmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan nedenlerle, İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 13.03.2007 gün ve 2006/518 esas, 2007/114 sayılı kararı henüz kesinleşmediğinden, 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, sanığa anılan karara karşı yasa yoluna başvurunun ne olduğu, mercii, yöntemi, süresi ve bu sürenin başlangıcının ne şekilde olacağını içerir gerekçeli kararın usulüne uygun biçimde tebliğ işleminin mahallinde takdir ve ifasına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 09.07.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.