10. Hukuk Dairesi 2012/15510 E. 2012/21793 K. — Yargıtay Kararı :: Hukuk Asistan
Yargıtay Kararı

10. Hukuk Dairesi 2012/15510 E. 2012/21793 K. — Yargıtay Kararı

10. Hukuk Dairesi 2012/15510 Esas 2012/21793 Karar 13.11.2012
10. Hukuk Dairesi 2012/15510 E.,  2012/21793 K.

Mahkemesi :İş Mahkemesi
No :234-757

Dava, davalı tarafından kasten öldürülen sigortalının hak sahibine bağlanan aylığın, 1479 sayılı Kanunun 63. maddesince tazmini istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, davanın kısmen kabulüne karra vermiştir.
Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Hukuk mahkemelerinin, ceza mahkemelerinden verilen kararlarla ne ölçüde bağlı oldukları konusu, olay tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanununun 53.maddesinde belirlenen genel hükümlerde açıklanmış olup, buna göre hukuk hakimi, “...kusurun mevcut olup olmadığına...” karar verebilmek için “...Ceza Hukukunun mesuliyetine dair hükümleriyle bağlı olmadığı gibi,ceza mahkemesinden verilen beraat kararıyla mukayyet değildir....”
Bundan ayrı olarak “... kusurun taktiri ve zarar miktarının tayini hususunda da...” hukuk hakimi ceza mahkemesi kararı ile bağlı değildir.Bu hükümden çıkan genel sonuç;hukuk hakiminin genelde ceza mahkemesinden verilen “hükümlülük kararı ile bağlı olmasıdır. Şüphe yoktur ki;bu karar “kesin nitelikte” bir karar olması gerekir.Hal böyle olunca halledilmesi gereken sorun; bağlılığın kapsamının ne olması gerekeceğidir.Başka bir anlatımla ceza mahkemesinin kesinleşen hükümlülük kararında, öncelikle maddi olguların saptanması,bu olgulara bağlı olarak suç teşkil eden bir fiilin yada kusurlu hareketin var olup olmadığı,varsa kusurun derecesi ve bunun sonucunda doğan zararın miktarının ne olduğu söz konusudur.Saptanacak maddi olgulara göre ceza mahkemesince kusurun varlığı kabul edildiğinde “bu kusurun” suç teşkil edip etmeyeceğinin taktirinin, Ceza Hukukunun mesuliyete ilişkin esas ve ilkeleriyle yapılabileceği ortadadır.
Diğer taraftan saptanacak her kusurlu hareketin hukuki yönden suç teşkil ettiği de söylenemez.Giderek,Ceza Hukuku yönünden suç teşkil etmeyen “kusur” halinin genel anlamda Medeni Hukuk yönünden sorumluluğu gerektirebileceği de açıktır.Bu nedenle; hukuk hakiminin “...kusur mevcut olup olmadığına ...” karar verebilmesi için ceza hükmü ile bağlı olmayacağı ilkesinin sebebi ortadadır.Bu ilkenin tabii sonucu olarak da kusur derecesinin takdiri ve bundan doğacak “... zarar miktarının tayini...” hususlarında da hukuk hakiminin ceza mahkemesi kararı ile bağlı olmayacağı ilkesinin nedeni yasada kabul edildiği şekilde açıktır.
Ne var ki;ceza mahkemesi kendine has usuli olanakları nedeniyle hükme esas aldığı maddi olayların varlığını saptamada daha geniş yetkilere sahiptir.Bu nedenle ceza mahkemesinde saptanacak maddi olayın yargısal bir kararla saptanmış olması gerçeğinin hukuk hakimini de bağlaması gerekir.Bu hal;Kamunun yargıya olan güvenin korunmasının bir gereği olduğu gibi, söz konusu Borçlar Kanununun 53.maddesinde öngörülen kuralında doğal bir sonucudur.Nitekim bu husus,Yargıtayın yerleşmiş ve kökleşmiş görüşleri ile de kabul edilmiş bulunmaktadır.Şu halde hukuk hakimi ceza mahkemesince saptanan maddi olaylarla bağlı olup orada belirlenen kusur oranlarıyla bağlı değildir.
Somut olayda, temyiz incelemesinden geçerek kesinleşen ceza dosyasında, davalının sigortalıyı kasten öldürmekten müebbet hapis cezası aldığı, ancak cezasının hafif tahrik sebebi ile 18 yıla düşürüldüğü, takdiri hafifletici sebeplerle de sonuç cezasının 15 yıl hapis cezası olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.
5237 Sayılı Kanun'un 29. maddesi haksız tahri indirimini düzenlemiş olup,"Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırleştırılmış müebbet hapis cezası yerine, onsekiz yıldan yirmi dört yıla, veya müebbet hapis cezası yerine, oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir.Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadar indirilir" hükmünü içermektedir.
Mahkemece, Kurum zararının tamamının talep edildiği dosyada, talebin %50'sine hükmedildiği, böylece davalının %50 kusurlu kabul edildiği belirgin olup, yapılan değerlendirmenin somut durumun özellikleri ile örtüşmediği anlaşılmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında, davanın yasal dayanağı olan 1479 sayılı Kanun'un 63. maddesindeki Kurumun rücu hakkının, kanundan doğan kendine özgü ve bağımsız rücu hakkı niteliğinde olması nedeniyle, anılan ceza davasında, davalıya uygulanan, 5237 Sayılı Kanun'un 29. maddesinde öngörülen indirimin asgari hadden yapılmış olması karşısında, davaya konu alacaktan, asgari indirim oranı olan ¼'ü tutarında,Borçlar Kanunu'nun 43. ve 44. maddeleri çerçevesinde indirim yapılarak varılacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,13.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın