10. Hukuk Dairesi 2012/11684 E. 2012/11416 K. — Yargıtay Kararı
10. Hukuk Dairesi 2012/11684 Esas 2012/11416 Karar 14.06.2012
10. Hukuk Dairesi 2012/11684 E., 2012/11416 K.
Mahkemesi :İş Mahkemesi No :293-595
Dava, yersiz aylıkların tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali ile takibin devamı istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
İş Mahkemeleri, 5521 sayılı Kanun ile kurulmuş istisnai nitelikte özel mahkemeler olup, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 106’ncı maddesi ile mülga 1479 sayılı Kanunun 70’inci ve mülga 506 sayılı Kanunun 134’üncü maddesinde, bu Kanunların uygulamasından doğan uyuşmazlıkların yetkili iş mahkemelerinde görüleceği, 5510 sayılı Kanun’un 101’inci maddesinde de, aksine hüküm bulunmayan hallerde, 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği düzenlenmiştir. 5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesinde ise; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre; aylık, tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 08.02.2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ek ödeme verilmekte olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil 5434 sayılı Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanunun 32 nci, 34 üncü ve 37 nci maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe devam edilir... Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır.” hükmü öngörülmüştür.
Somut olayda davacı Kurum, davalının 5434 sayılı Kanun kapsamında T.C. Emekli Sandığı iştirakçisi iken ölen ...’nın annesi olduğu ve ölüm aylığı aldığı, ancak 506 sayılı Kanun kapsamında aylık aldığından muhtaçlığının ortadan kalktığı ve aylığının kesilmesi gerektiği iddiasıyla, 01.07.1996 – 30.09.2006 tarihleri arasında davalıya ödenen yersiz aylıkların tahsili amacıyla başlatılan takibe de itiraz ettiği iddiasıyla, itirazın iptali ve takibin devamına karar verilmesini istemiştir. 5434 sayılı Kanun hükümlerince bağlanan davaya konu aylığın kesilmesi de 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olduğundan, uyuşmazlığın çözümünde ne 1479 veya 506 sayılı Kanun ne de 5510 sayılı Kanun’un uygulama yeri bulunmayıp, sözü edilen 101’inci madde hükümlerine göre sınırlı yetki ile donatılmış iş mahkemesi görevli olmadığından, Mahkemece, isabetli olarak iş mahkemelerinin görevsiz olduğu kabul edilmiştir. Ne var ki; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2’nci maddesinde İdari Dava Türleri sayılmıştır. Bu hükme göre, İdari Davalar; İdari İşlemler hakkında açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalardan ibarettir. Yani kanunun açıkça adli yargıya görevli saydığı haller idari yargının kapsamı dışında kalmakta olup bu gibi durumlarda, dava konusu işlemin niteliğine bakılmaksızın adil yargıda görülür ve gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişileri hakkında idari yargı yerinde dava açılamaz. Alacaklı davacı Kurum, borçlu gerçek kişi davalı hakkında ilamsız icra takibi yapmış olup itiraz üzerine takip durmuş ve davacı Kurum görülmekte olan itirazın iptali davasını açmıştır. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 67’nci maddesinde “Takip talebine İtiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir." hükmüne yer verildiğinden, itirazın iptaline ilişkin dava konusu uyuşmazlığın çözümünde genel mahkemelerin görevli olduğu nazara alınmaksızın idari yargıya görevsizlik kararı verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.11.2000 tarih, 4-1650-1690 ve 14.04.2010 tarih, 7-184 – 214 sayılı kararları) Ne var ki; bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, 6217 sayılı Kanun’un 30’uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen geçici 3’üncü madde atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438’inci maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır. S O N U Ç: Hüküm fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “Dava dilekçesinin yargı yolu yanlışlığı sebebi ile reddine” ibaresinin silinerek, yerine, “Mahkemenin görevsizliğine, kararın kesinleşmesinden itibaren 10 gün içinde başvurulması halinde dosyanın görevli ve yetkili Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine” yazılmasına ve hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 14.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.