2- (DAVALI) ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, karşılıklı olarak temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları ...'ın (16/12/2009 doğumlu, olay tarihi itibariyle 9 yaşında) 18/04/2018 tarihinde Şanlıurfa ili, Hilvan ilçesi, ... Mahallesi, ... Sokakta evlerinin yakınında bulunan ve daha önce yol yapım çalışmaları esnasında açılan ve su ile dolan çukura düşmek sureti ile boğularak hayatını kaybetmesi olayında, davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia olunan zararlara karşılık olarak anne ... için miktar arttırım dilekçesi ile 167.508,23 TL destekten yoksun kalma ve 6.460,00 TL cenaze gideri zararı, baba ... için miktar artırılarak 125.947,49 TL destekten yoksun kalma ve 6.460,00 TL cenaze gideri zararı ve tüm davacılar yönünden her biri için ayrı ayrı 200.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 306.375,72 TL maddi ve 1.000.000,00 TL manevi tazminatın, olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; uyuşmazlığın görüm ve çözümünün özel ve teknik bilgi gerektirmesi sebebiyle Mahkemenin 09/07/2020 tarihli ara kararı ile keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildiği, 06/10/2020 tarihinde mahallinde gerçekleştirilen keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu 13/11/2020 tarihinde Mahkeme kayıtlarına giren bilirkişi raporunda özetle; "06/10/2010 tarihinde Mahkeme ve bilirkişi heyeti ile yapılan olay yeri keşfinde; Olayın meydana geldiği göletin, Hilvan Köyü Arınık yerleşim yerinin yaklaşık 2 metre kuzeyinde olduğu gölet (doğal kaynak)ve olay yerinde davacı tarafından ifade edilen ikamet yeri olan ... kırsal mahallesi ... küme evleri merkezinin 270 metre doğusunda kaldığının tespit edildiği, olay yeri keşfinde; ... ailesi ikametinin olayın meydana geldiği gölet yaklaşık 270 metre mesafede bulunduğu, gölet içerisinde su birikintisinin olduğu, göletin köy içerisinden geçen her iki kenarında tel çit v.b. güvenlik önlemi olmadığı, herhangi bir uyarı levhasının bulunmadığı, göletin ... ailesi ikameti olay yerine yaklaşık 270 metre mesafede kaldığı ve gölün etrafı ile ilgili herhangi bir bakım ve onarım çalışmasının yapılıp yapılmadığı sorusuna ise ... ailesi herhangi bir çalışmanın yapılmadığını beyan ettikleri, müteveffanın düşerek boğulduğu doğal kaynak su göletti ve yapısı kapalı havza tipi olup yaklaşık 550 m2 ve 4 metre derinliğindedir. Söz konusu olayın yaşandığı tarihte ve dosyada edinilen bilgilere göre gölün çevresi ile ilgili herhangi bir koruma önlemi alınmamış bilgisinin edinildiği, keşif günü bilirkişilerce yapılan incelemede gölet çevresinde uyarı levhası bulunmadı, Belediye tarafından su seviyesini düşürmek için tahliye beton borularını döşendiği tespit edildiği, olay günü itibari ile gölette boğularak ölen ...’ın yaklaşık 9 yaşında olduğu, olay günü koyun otlattığı tarafımıza iletilmiştir, ailesi yapılan görüşmede; İhsan’ın duymadığı ve konuşmadığı bilgisi edinilmiş olup dosyada mevcut; Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu Raporunda; çocuğun, işitme Kaybının olduğu anlaşıldığı, keşif günü baba ... ile yapılan görüşmede, hayvancılıkla uğraştıklarını, Anne ...’ın ise ev hanımı olduğu, olayın yaşandığı gün vefat eden oğlu İhsan’ın, hayvanları otlatmak amacıyla çıktığını ve gölet (doğal kaynak) düşerek boğulduğunu haberini aldığını ve çocuğunun boğulduğunun öğrenildiğinin anlaşıldığı, ... Ailesinin ikamet adresinin, olayın yaşandığı gölete uzak olduğu, fakat olay günü, maktulün, hayvanları otlatmak amacıyla olayın yaşandığı göletin yanına gittiği ve boğulma olayının gerçekleştiği anlaşılmıştır. O yaştaki çocuğun kendisi için tehlike oluşturabilecek alanları ve olayın sonuçlarını algılayabilecek gelişim düzeyinde olamayacağı, dosyada mevcut; Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu Raporunda; çocuğun, işitme Kaybının olduğu, anne ve babanın, çocuk üzerinde, üzerine düşen görev ve sorumluluklarını daha da artıracağı, olay günü, ailenin de ...’ı ihmal ettiklerinin anlaşıldığı, yapılan dosya taramasında ... ailesinin vermiş olduğu ifade ve otopsi raporunda ölümün kasıtlı olarak gerçekleştiğine dair herhangi bir bulguya rastlanmamış olup, Dosyada yer alan bilgilerden, ailenin, çocuğun korunması için yeterli önlemleri almadığı, ebeveynlerin, çocuğu ihmal ettiği ve sonuç olarak küçüğün yaşamını yitirdiğinin anlaşıldığı, fiziksel ve zihinsel bir engeli olmayan o yaştaki (9 yaş) bir çocuğun; iyi veya doğruyu ayırt edebileceği fakat kendisi için tehlike arz edebilecek olayları anlamlandıramayacak ve sonuçlarını algılayamayacak gelişim düzeyinde olabileceği, davaya konu çocuğun, ailesi ile yapılan görüşmede, çocuklarının işitme engelli olduğunu ve konuşmadığını ifade ettikleri, dosyada mevcut Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu Raporunda; çocuğun, işitme Kaybının olduğu anlaşılmıştır. ...’ın, işitme kaybının olması; anne ve babasının, çocuk ... üzerinde; bakım ve gözetimlerini artırabileceği, çocuğun, bakım ve korunmasıyla yükümlü, ailesinin de ihmal davranışlarının olduğu ve olayın gerçekleştiğinin anlaşıldığı, 5216 Sayılı Büyükşehir Belediye Kanununu kapsamında Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesinin de yerleşim alanlarında genel anlamda görev ve sorumlulukları bulunmaktadır. İlgili Belediyelerin görevleri bakımından, olay yeri yerleşim alanı içerisinde kaldığı, olay yerinin sorumluluğu bakımından Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesine ait olduğu ve gerekli önlemleri almadığından (tahliye ve ıslah çalışmaları yapamadığı) hizmet kusurunun bulunduğu ve olayın meydana gelmesinde %20 kusurlu olduğu, davacı ailenin de; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 369. Maddesinin 1. Fıkrasında belirtilen ‘’Ev başkanı ev halkından olan küçüğün durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.’’ hükmü gereğince; Olay günü itibari ile gölette boğularak ölen ..., yaklaşık 9 yaşında olduğu, İşitme engelli olduğu ebeveyn, bakım ve gözetimine daha fazla ihtiyaç duyduğu anlaşılmış olup ailenin ihmal ve tedbirsizliği olduğu düşünüldüğünden; ailenin, %80 kusurlu bulunduğu şeklinde yapılan değerlendirmelerin mahkemece hükme esas alınarak, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunması nedeniyle hayatını kaybeden ...'ın maddi desteğinden yoksun kalan ailesinin hizmet kusuru ölçüsünde uğradığı maddi zararlarının tespit edilmesi amacıyla yaptırılan hesap bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 23/02/2021 havale tarihli bilirkişi raporu ve sonrasında davacının itirazları doğrultusunda talep edilen ve 04/05/2021 tarihinde kayıtlara giren ek bilirkişi raporunda; davacı anne ...'ın destekten yoksun kalma tazminat tutarlarının davalı idarenin %20 kusur oranı da dikkate alınarak 46.128,15-TL, davacı baba ...'ın destekten yoksun kalma tazminat tutarlarının davalı idarenin %20 kusur oranı da dikkate alınarak 39.010,90-TL, toplam tazminat tutarının ise 85.139,05-TL olarak hesaplandığı, bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş olup söz konusu rapora yapılan itiraz yerinde bulunmayarak Mahkemece hükme dayanak alınabilecek yeterlilik ve nitelikte bulunarak; bilirkişi raporu üzerine 18/06/2021 havale tarihli miktar arttrım dilekçesiyle davacı anne ... ve baba ... yönünden dava dilekçeside 1.000,00-TL olarak talep edilen maddi tazminat miktarının 97.058,24-TL arttırılarak 98.058,24-TL talep edildiği görülmekle, bu halde anne ... için 46.128,15-TL, baba ... için 39.010,90-TL olmak üzere toplam 85.139,05-TL destekten yoksun kalma tazminatının işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği sonucuna varıldığı, davacılar tarafından talep edilen cenaze ve taziye gideri yönünden yapılan değerlendirmede ise; davacılar tarafından cenaze ve taziye giderleri yönünden 18/06/2021 havale tarihli miktar arttrım dilekçesiyle 12.920,00-TL talep edilmiş olmakla birlikte toplam talep edilen miktardan (98.058,24-TL) destekten yoksun kalma tazminatı yönünden kabul edilen (85.139,05-TL) tutarın mahsubu sonucunda kalan 12.919,19-TL'nin davacılar tarafından talep edilmiş olduğu ve bu değer üzerinden hesaplama yapılması gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak, Mahkemece yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesinden gönderilen cevabi yazıda cenaze giderleri için herhangi bir ücret alınmadığının belirtildiği, bunun üzerine davacılardan söz konusu giderlere ilişkin kanıt bilgi ve belgelerin talep edildiği, davacılar tarafından söz konusu giderlere ilişkin herhangi bir bilgi ve belgenin sunulmadığı, cenaze ve defin işlerinin Hilvan Belediyesi tarafından yapıldığından bahisle buradan bilgi alınmasının talep edildiği, bunun üzerine Hilvan Belediyesinden söz konusu giderlere ilişkin bilgi talep edildiği, Hilvan Belediyesinden gönderilen cevabi yazıda defin ve cenaze işlemlerinin 2014 yılından itibaren Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğüne bağlandığının belirtildiği, bununla birlikte ortalama taziye masrafı olarak birtakım verilere yer verildiğinin görüldüğü, bu durumda, defin ve cenaze işlemlerinin 2014 yılından itibaren Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğünce yapıldığı, Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesinin cevabi yazısında maktu cenaze giderleri için herhangi bir ücret alınmadığının anlaşıldığı, taziye giderlerine ilişkin davacı tarafından talep edilen 12.919,19-TL'nin ise nisbi değişken giderlere ilişkin olduğu, davacı tarafından yapıldığı iddia olunan nisbi değişken giderlere ilişkin kanıt herhangi bir bilgi ve belgenin dosyaya sunulmadığı anlaşıldığından cenaze ve taziye giderine ilişkin olarak talep edilen 12.919,19-TL maddi tazminatın reddi gerektiği, manevi tazminat açısından ise; olayda; davacıların ölene yakından bağlı olmaları nedeniyle acı, ıstırap ve elem duydukları tartışmasız olup, olayın oluş şekli, niteliği ve davacıların bundan sonraki yaşamı üzerindeki etkileri dikkate alındığında, davacıların manevi zararlarına karşılık, duyulan elem ve üzüntüyü kısmen de olsa gidermek için takdiren ve kusur oranında (%80) indirim yapılarak belirlenen anne ... için 20.000,00-TL, baba ... için 20.000,00-TL; kardeşler ..., ..., ... için ayrı ayrı 5.000,00-TL olmak üzere toplam 55.000,00-TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesi, manevi tazminat isteminin fazlaya ilişkin kısmının ise reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın maddî tazminat talebi yönünden kısmen kabulüne, kısmen reddine, davacılardan, anne ... için 46.128,15-TL ve baba ... için 39.010,90-TL olmak üzere toplam 85.139,05-TL maddi tazminatın, 1.000,00-TL'lik kısmının idareye başvuru tarihi olan 29/11/2018 tarihinden, 84.139,05-TL'lik kısmının ise miktar arttrım dilekçesinin davalı idarelere tebliğ tarihi olarak tespit edilen 09/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat talepleri bakımından (12.919,19- TL) davanın reddine, davanın manevî tazminat talebi yönünden kısmen kabulüne, kısmen reddine, davacılardan anne ... için 20.000,00-TL, baba ... için 20.000,00-TL; kardeşler ..., ..., ... için ayrı ayrı 5.000,00-TL olmak üzere toplam 55.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olarak belirlenen 29/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarelerden alınarak davacılara ödenmesine; fazlaya ilişkin manevî tazminat talepleri bakımından davanın reddine, karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:.., K:... sayılı kararı ile; bakılan davada uyuşmazlığın görüm ve çözümünün özel ve teknik bilgi gerektirmesi sebebiyle İdare Mahkemesinin 09/07/2020 tarihli ara kararı ile keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu 13/11/2020 tarihinde Mahkeme kayıtlarına giren bilirkişi raporunda, 5216 Sayılı Büyükşehir Belediye Kanununu kapsamında Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesinin de yerleşim alanlarında genel anlamda görev ve sorumlulukları bulunmaktadır. İlgili Belediyelerin görevleri bakımından, olay yeri yerleşim alanı içerisinde kaldığı, olay yerinin sorumluluğu bakımından Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesine ait olduğu ve gerekli önlemleri almadığından (tahliye ve ıslah çalışmaları yapamadığı) hizmet kusurunun bulunduğu ve olayın meydana gelmesinde %20 kusurlu olduğu, davacı ailenin de; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 369. Maddesinin 1. Fıkrasında belirtilen ‘’Ev başkanı ev halkından olan küçüğün durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.’’ hükmü gereğince; Olay günü itibari ile gölette boğularak ölen ..., yaklaşık 9 yaşında olduğu, İşitme engelli olduğu ebeveyn, bakım ve gözetimine daha fazla ihtiyaç duyduğu anlaşılmış olup ailenin ihmal ve tedbirsizliği olduğu düşünüldüğünden; ailenin, %80 kusurlu bulunduğu'' şeklinde görüş ve kanaat belirtildiğinin görüldüğü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinde; "Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sükûnunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler ile elektronik işlemlerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygunlanır. Ancak, davanın ihbarı ve bilirkişi seçimi Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re'sen yapılır'' düzenlemesinin yer aldığı, TBK.74 maddesinde haksız eylemin “kusur” öğesi konusunda hukuk hakimine tanınan yetkiler iki bölüm olup, birincisi “kusur bulunup bulunmadığına”, öteki “kusurun derecesini ve zararın tutarını belirlemeye” ilişkin olduğu, maddenin ilk cümlesine göre “kusurun varlığını” araştırmada yetkileri sınırlı olan hukuk hakimi, maddenin ikinci cümlesine göre “kusurun derecesini ve zarar tutarını belirlemede” tam bağımsız kılındığını, HMK 266 madde (HUMK 275 md.) hükmüne göre kusur oranlarının belirlenmesi teknik değil hukuki bir konudur. Elde edilen teknik bulgulara göre hakim bu oranı belirlemede ihlal edilen kuralları gözönüne almalıdır. " (Yargıtay 17. HD'nin 2018/6414 2020/4951 Esas Karar sayılı kararı) buna göre anılan TBK 74 maddesi ile HMK 266. maddeleri ve Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin anılan kararları bir arada değerlendirildiğinde kusur oranlarının belirlenmesi konusunda mutlak rapor alınması zorunlu olmadığı gibi bu alınan raporların da herhangi bir şekilde bağlayıcılığı bulunmadığı, dosya arasındaki bilgilerden olayın ne şekilde gerçekleştiği ile ilgili yeterli tespitler yer alıyor ise kusur oranın hakim tarafından belirlenmesinin mümkün olduğu, Mahkemece alınan bilirkişi raporunun değerlendirilmesinden; bilirkişi raporunda olayın meydana geldiği alana ilişkin teknik bilgi gerektiren maddi tespitlerde bulunulmuş olunup bu hususa ilişkin kanaatleri hükme esas alınabilecek nitelikte bulunmasına rağmen, tarafların kusur oranlarının belirlenmesine ilişkin kanaatleri teknik bilgi gerektirmediğinden ve bu hususun hukuki bir konu olması nedeniyle hükme esas alınamayacağından, tarafların kusur durumları Dairece değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varıldığı, bu sebeple yapılan kusur değerlendirilmesinde uyuşmazlıkta, yer verilen mevzuat hükümleri ile mahallinde gerçekleştirilen keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde sunulan bilirkişi raporu ve dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden; olayın Şanlıurfa ili, Hilvan ilçesi, Arınık yerleşim yerinin kuzeyinde bulunan ve kenarında yol çalışması sonucu yükseltisi artan yol nedeniyle oluşan gölette (doğal kaynak) meydana geldiği, bu yerin davacıların ikametgahına 270 metre uzaklıkta olduğu, alanın çevresinde tel çit v.b. herhangi bir güvenlik önlemi ve uyarı levhasının bulunmadığı, dosyadaki 10/05/2018 tarihli araştırma tutanağına göre olayın meydana geldiği yerin, Büyükşehir Belediyesi kurulmadan 7-8 yıl önce köy hizmetleri tarafından yol çalışması için açılan, altından su kaynağı çıkan ve kapatılmadan bırakılan çukurda gerçekleştiği, olayın kasıtlı olarak veya 3. kişinin eylem ve fiilleriyle gerçekleştiğine dair bir bilgi ve belgenin dosyada bulunmadığı, bu halde, ölenin suya girmesi ve/veya düşmesi neticesinde boğularak hayatını kaybettiğinin kabul edilmesi gerektiği, bu durumda olaya; köy hizmetleri tarafından tam olarak tespit edilemeyen bir tarihte açılan ve kapatılmadan ve de herhangi bir güvenlik önlemi alınmadan bırakılan çukurun sebebiyet verdiği, mevzuat hükümleri uyarınca köy hizmetlerinin 2005 yılında çıkarılan 5286 sayılı Kanun uyarınca kapatılarak 3202 sayılı Köye Yönelik Hizmetler Hakkında Kanun belirtilen görev ve hizmetlerin İl Özel İdarelerine devredildiği, Büyükşehir Belediyelerinin kurulu olduğu illerde bulunan İl Özel İdarelerinin ise 12/11/2012 tarihinde kabul edilen 6360 sayılı Kanun'la tüzel kişiliklerine son verilerek, bunların yetki, görev ve sorumlulukları ilgisine göre bakanlıklara, bakanlıkların bağlı veya ilgili kuruluşları ile bunların taşra teşkilatına, Hazineye, valiliklere, büyükşehir belediyelerine ve bağlı kuruluşlarına veya ilçe belediyelerine verilmiş olduğu dikkate alındığında; Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesinin görev ve sorumluluk alanında kaldığı anlaşılan davaya konu yerde davalı idarece alınması gereken tedbirlerin noksan olarak yerine getirildiğinin görülmesi nedeniyle yürütülen hizmetlerde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, idarenin kusur oranının ise % 50 olarak Dairece değerlendirildiği, müteveffa çocuğun yaşı ve engellilik durumu dikkate alındığında farik ve mümeyyiz olmadığının (davranışlarının anlamlarını ve sonuçlarını algılayabilme ve davranışlarını buna göre yönlendirme yeteneğinin gelişmediği) açık olduğu, bu nedenle küçüğün kendisini tehlikeye düşürmemesi için anne/babanın Medeni Kanun gereği gerekli önlemleri alması gerektiği, şayet anne/baba gerekli önlemleri almamış ve bu önlem eksikliği nedeniyle çocuk bir zarar görmüşse, çocuğa bakmakla yükümlü olmanın bir sonucu olarak anne/babanın bu durumdan sorumlu olacağı, zira 6098 sayılı Kanun'un 52/1 inci maddesinde "Zarar gören, (...) zararın doğmasında yada artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hakim tazminatı indirebilir yada tamamen kaldırabilir" hükmüne yer verildiği, anılan Borçlar Kanunu'nun 55/2 inci maddesi uyarınca, Kanun'un 52/1 inci maddesinin olaya uygulanması gerektiği açık olmakla; meydana gelen olayda davacıların söz konusu sorumluluğunun illiyet bağını kesen bir sorumluluk değil, müterafik kusura sebebiyet veren nitelikte bir kusur olduğu, davacı ebeveynlerin müterafik kusur oranının % 50 olduğu Dairece değerlendirilerek, Mahkemece yaptırılan hesap bilirkişisi raporunun Dairece incelenmesi üzerine, zararın hesabında hataların bulunduğunun görüldüğü, davacıların desteğinin gelirine ilişkin dosya kapsamında herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı, desteğin sağır, dilsiz ve hafif bilişsel gelişimde gecikme rahatsızlığının bulunduğu dikkate alındığında, desteğin 18 yaşına kadar gelir elde etmesi mümkün olmadığı, ekonomik koşullar dikkate alındığında 18 yaşından sonra 1 yıllık sürede iş bulamayacağı (bu döneme ilişkin gelir hesaplaması yapılmaması gerektiği), rahatsızlığı nedeniyle askerlikten muaf olacağından bu dönemde gelir elde edebileceği, muhtemel kazancının asgari ücret olacağı dikkate alınarak destekten yoksun kalma zararının hesap edilmesi gerektiği, işleyecek gelir hesaplamasının rapor düzenlendiği tarihte yürürlükte olan güncel asgari ücret üzerinden progresif rant usulü (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) hesap edilmesi gerektiği, davacıların destek payları belirlenirken, müteveffanın gelir elde etmeye başladığı tarihten 1 yıl sonra evlenebileceğinin kabulü ile 1. yıl müteveffanın kendisi için 2 pay, annesi ve babası için ayrı ayrı 1 pay ayıracağı, 1 yılın sonunda evlenerek müteveffanın kendisi için 2 pay, eşi için 2 pay, annesi ve babası için ayrı ayrı 1 pay ayıracağı, evlendikten 2 yıl sonra ilk çocuğunun doğacağı varsayımıyla müteveffanın kendisi için 2 pay, eşi için 2 pay, annesi, babası ve çocuğu için ayrı ayrı 1 pay ayıracağı, ilk çocuğun doğumundan 2 yıl sonra 2. çocuğunun doğacağı varsayımıyla müteveffanın kendisi için 2 pay eşi için 2 pay, annesi, babası ve 2 çocuğu için ayrı ayrı 1 pay ayıracağı kabul edilmeli, ilk çocuğun destekten çıkması ile payının destek, eş ve diğer çocuğa geçeceği, ikinci çocuğun destekten çıkması ile payının destek ve eşe dağıtılacağı, babanın destekten çıkması ile payının anneye, annenin destekten çıkması ile payının destek ve eş arasında eşit olarak bölüşüleceği esası kabul edilerek desteğin gelirinin %50 müteveffa desteğe, %50 eşe paylaştırılması gerektiği, ayrıca davacı annenin gelir getirici bir işte çalışmaması halinde davacı anneye ödenecek tazminat miktarından yetiştirme ve eğitim giderleri yönünden bir indirim yapılmayacağı, yalnızca baba yönünden hesaplanacak tazminattan %5 oranında yetiştirme gideri indirilmesi yerinde olacağı hususları dikkate alınarak yeniden bilirkişi raporunun düzenlenmesinin istenilmesi üzerine 27/07/2023 tarihinde Daire dosyasına sunulan bilirkişi raporunda; davacı ...'ın %100 zararının karşılığının 837.541,13 TL, davacı ...'ın %100 zararının karşılığının 629.737,43 TL olduğunun belirtildiğinin görüldüğü, anılan bilirkişi raporunda belirlenen davacıların destekten yoksun kalma zarar hesabından Dairece belirlenen davacıların müterafik kusur oranında eksiltme yapılması neticesinde davacı ...'ın destekten yoksun kalma zararının 418.770,56 TL (küsurat uyarlanmıştır), davacı ...'ın destekten yoksun kalma zararının 314.868,71 TL (küsurat uyarlanmıştır) olduğunun anlaşıldığı, istinafa konu idare mahkemesi kararının verilmesinden sonra, davacılar tarafından 15/09/2023 tarihinde ikinci miktar arttrım dilekçesi verilerek dava değerinin davacı ... yönünden 167.508,23 TL'ye, davacı ... yönünden 125.947,49 TL'ye yükseltildiğinin görüldüğü, usul yasasına hak arama özgürlüğünü geliştirici nitelikte yasa kuralı ile getirilen "ıslah kurumunu" niteliği gereği yargılama sürecinde nihai karar verilinceye kadar bir kez kullanılabileceği tartışmasız olmakla birlikte; dava dosyasına sunulan 04/05/2021 tarihli bilirkişi ek raporunda davacıların destekten yoksun kalma zararının belirtildiği, raporun yazılış şekline göre davacılar tarafından zarar bedelinin davacı ... yönünden 46.128,15 TL ve davacı ... yönünden 39.010,90 TL olduğu yönünde hataya düşülerek ve ıslah iradesini tam olarak gösteremeyerek 18/06/2021 tarihli ilk miktar arttırım dilekçesi ile dava değerinin 85.139,05 TL tutarına yükseltildiği, davacılarda oluşan hata sonucu hak arama özgürlüğünün ihlaline neden olunmaması için iradesinin sakatlanmış şekilde yapılan ilk miktar arttrım dilekçesinde belirtilen tutarın düzeltilmesi mahiyetindeki ikinci ıslah dilekçesine itibar edilmesi gerektiğinin anlaşıldığı, bu durumda; Kanun hükmüne uygun olarak davacılar tarafından dava değerinin artırılması nedeniyle, ikinci miktar arttrım dilekçesi ile artırılan tutar olan davacı ... yönünden 167.508,23 TL, davacı ... yönünden 125.947,49 TL'nin davanın değeri olarak kabul edilmesi gerektiği, nitekim, dava değerinin düzeltilmesi iradesiyle verilen ikinci miktar artırım dilekçesi doğrultusunda hüküm kuran ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararını onayan Danıştay 10. Dairesinin 10/11/2020 tarih ve E:2019/954, K:2020/4686 sayılı kararının da bu doğrultuda olduğu, usul hukukunun en temel ilkelerinden biri olan "taleple bağlılık ilkesi" uyarınca, idari yargı mercilerinde açılan davalarda, Mahkemelerin, davacının istemi ile bağlı olduğu ve istemi genişletecek veya daraltacak biçimde karar veremeyeceği, bu durumda, davacıların talebine bağlı kalınarak, davacı ... için 167.508,23 TL ve davacı ... için 125.947,49 TL destekten yoksun kalma tazminatının, idareye başvuru tarihi olan 19/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece anılan davacılara ödenmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı; Cenaze ve taziye giderinden kaynaklı maddi tazminata ilişkin davacıların istinaf başvurusunun incelenmesinden; İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların istinaf yolu ile incelenip kaldırılabilmeleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 2. fıkrasının atıfta bulunduğu aynı Kanun'un 49. maddesinin 2. fıkrasında yazılı nedenlerden birinin bulunması halinde mümkün olduğu, dosyadaki belgeler ile istinaf dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden; istinaf başvurusuna konu kararın ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varıldığı; manevi tazminata ilişkin yapılan incelemede, olayda; davacıların ölene yakından bağlı olmaları nedeniyle acı, ıstırap ve elem duydukları tartışmasız olup, olayın oluş şekli, niteliği ve davacıların bundan sonraki yaşamı üzerindeki etkileri, tarafların kusur durumları dikkate alındığında, idare mahkemesince hükmedilen manevi tazminatın yetersiz olduğu, bu nedenle idare mahkemesince hükmedilen manevi tazminat tamamen kaldırılarak yeniden Dairece hüküm kurulması suretiyle, anne ... için 30.000,00-TL, baba ... için 30.000,00-TL, kardeşler ..., ..., ... için ayrı ayrı 10.000,00-TL olmak üzere toplam 90.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 19/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece anılan davacılara ödenmesi, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin reddinin gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle, ... İdare Mahkemesince verilen ... gün ve E:..., K:... sayılı karara karşı yapılan;1-Destekten yoksun kalmadan kaynaklı maddi tazminata ilişkin davacıların istinaf başvurusunun kabulüne ve davalı idarenin istinaf başvurusunun anılan gerekçe ile reddine, 2-Destekten yoksun kalmadan kaynaklı maddi tazminata ilişkin idare mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle, davacı ... için 167.508,23 TL ve davacı ... için 125.947,49 TL destekten yoksun kalma tazminatının, idareye başvuru tarihi olan 29/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece anılan davacılara ödenmesine, 3-Cenaze ve taziye giderinden kaynaklı maddi tazminata ilişkin davacıların istinaf başvurusunun reddine, 4-Manevi tazminata ilişkin davacıların istinaf başvurusunun kısmen kabulüne ve kısmen anılan gerekçe ile reddine, davalı idarenin istinaf başvurusunun anılan gerekçe ile reddine, 5-Manevi tazminata ilişkin idare mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle, anne ... için 30.000,00-TL, baba ... için 30.000,00-TL, kardeşler ..., ..., ... için ayrı ayrı 10.000,00-TL olmak üzere toplam 90.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 29/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece anılan davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, cenaze gideri yapılmasının normal yaşam koşulu olduğu, bu kalem isteğin yörede geçerli örf ve adete göre belirlenerek mahkemece hükmedilmesi gerekirken bilgi ve belge sunulmadığından bahisle reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu, meydana gelen olayda davalı idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğundan belirlenen müterafik kusur oranının hakkaniyete uygun olmadığı, manevi tazminat tutarının da düşük belirlendiğinden kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından, yaşanan olayın meydana geldiği gölün Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünce yapıldığı dolayısıyla İl Özel İdaresinin sorumluluğunun bulunduğu, herhangi bir hizmet kusurlarının olmadığı bu sebeple verilen kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davacılar ve davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle, 1. Temyiz istemlerinin reddine, 2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının ONANMASINA, 3.Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmediğinden ...-TL harcın istemi hâlinde davalı idareye iadesine, posta gideri avansından varsa artan tutarın Mahkeme tarafından taraflara iadesine, 4. 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine, 5. Kesin olarak, 02/07/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.