6. Daire 2012/7445 E. 2017/11743 K. — Danıştay Kararı :: Hukuk Asistan
Danıştay Kararı

6. Daire 2012/7445 E. 2017/11743 K. — Danıştay Kararı

6. Daire 2012/7445 Esas 2017/11743 Karar 26.12.2017
Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2012/7445 E.,  2017/11743 K.

T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2012/7445
Karar No : 2017/11743

Davacı : ... Vakfı
Vekili : Av. ...

Davalı :... Bakanlığı - ANKARA

Davanın Özeti : Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onaylanarak 17/05/2012 tarihinde askıya çıkarılan Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı tadilatının kısmen iptali istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Dava konusu işlemde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi : ...
Düşüncesi :14.06.2014 tarihli, 29030 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve 38. maddesiyle Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliği yürürlükten kaldıran Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin Mekansal Kullanım Kararları ve Esasları Başlıklı 5. maddesinin 1. Fıkrasının b) bendinde, çalışma alanları, planlarda merkezi iş alanı, ticaret, hizmet, turizm, sanayi, toplu işyerleri, endüstiriyel gelişme bölgesi, lojistik bölgeler gibi kullanımlar için belirlenen alanlardır diye tanımlanmış,
Yönetmelik eki lejantta ise kentsel çalışma alanları başlığı altında, merkezi iş alanı, ticaret alanı, ticaret ve konut alanı, ticaret-turizm alanı ....... konutdışı kentsel çalışma alanı, .... sanayi alanı, ... depolama alanı gibi kullanımlar sayılmıştır.
Bu bağlamda değerlendirme yapıldığında Bartın ilinde bölgesel çalışma alanı başlığı altında, sanayi alanı, depolama alanı, konut dışı kentsel çalışma alanı kullanımlarının bir arada getirilmesinin mekansal planlar yapımı yönetmenliğindeki tanımlar ile eki lejantlarına uygun olduğu, tarım alanlarına ilişkin olarak ise alt ölçekli planlarda mevzuat hükümleri doğrultusunda işlem tesis edileceği açıktır.
Öte yandan dava konusu çevre düzeni planında bölgesel çalışma alanı, olarak belirlenen alanda getirilen sanayi alanı, depolama alanı, konut dışı kentsel çalışma alanı kullanımlarından her bir kullanım kararının sınırlarının, büyüklüklerinin alt ölçekli plan olan 1/5000 ölçekli çevre düzeni planında gösterileceği buna bağlı olarak hukuki denetiminin sağlıklı bir şekilde anılan safhada yapılacağından davanın bu kısmının reddi filyos vadisine ilişkin kısmın ise iptali gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı : ...
Düşüncesi :Dava, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 03.05.2012 günü onaylanarak 17.05.2012 günü askıya çıkarılan 1/100.000 ölçekli Zonguldak Bartın Karabük Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin; Planın E28 nolu paftasının, Filyos Çayının döküldüğü Hisarönü Beldesi kesiminin "Bölgesel Çalışma Alanı" olarak ayrılan bölümü ile aynı paftanın Bartın Merkezinin güneybatısında "Sanayi Alanı-Depolama Alanı-Konut Dışı Kentsel Çalışma Alanı" olarak önerilen kısmının iptali istemiyle açılmıştır.
Dava dosyası ile uyuşmazlık konusu alana ilişkin olarak Danıştay Altıncı Dairesince verilen 14.04.2014 günlü, E:2010/2807, K:2014/3056 sayılı kararın birlikte incelenmesinden, mülga Çevre ve Orman Bakanlığınca 12.05.2009 tarihinde onaylanan Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle açılan davada, Filyos Vadisi projesi kapsamında kurulan serbest bölgenin çevre düzeni planına işlenmesi zorunlu görülmekle beraber, serbest bölge alanı sınırları konusunda yıllar içinde bir belirsizliğin bulunduğu, nitekim en son belirlenen serbest bölge sınırlarının da plandaki sınırlardan farklı olduğu, mevcut sınırları ile plandaki sınırın örtüşmediği, bu açıdan, serbest bölgenin planda bu sınırlarla yer almasının uygun olmadığı gerekçesine yer verilerek bu kısım yönünden iptal kararı verildiği; görülmekte olan davanın ise, Filyos Endüstri Bölgesi ve plan sınırı arasında uyumsuzluk olduğu, koruma-kullanma dengesinin kurulmadığı, Filyos Vadisinin karşı karşıya kaldığı kirlilik ve akarsu rejimine müdahale eden plan kararları alındığı, bölgenin korunması gereken doğal değerlerini hiçe sayılarak bölgenin sanayiye açıldığı, bölgenin ağır bir şekilde tahrip edilmesine neden olunacağı; Bartın Merkezinin güneybatısında, önceki plandan farklı olarak birbirinden farklı fonksiyonların tek bir gösterimle ifade edildiği, yer seçimi ve kirletici sanayileri bölgede yer almaması vb. kısıtlayıcılar açısından alt ölçekli planları yönlendirici olmaktan uzak olduğu, sanayi tesislerinin bir arada toplanması yerine münferit sanayi gelişimine teşvik edeceği ileri sürülerek açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın içerdiği teknik yön itibariyle yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi üzerine düzenlenen raporda özetle;
"Filyos Çayı'nın Taşkın Riski
Danıştay Altıncı Dairesinin 2010/2807 sayılı dosyasına sunulan ... Bilirkişi Raporu'nda "Filyos Çayı'nın taşkın riski konusunda yapılan değerlendirmelerde tarihsel taşkınların debileri Filyos Çayının emniyetli yatak kapasitesinin (600 m3/s) 2-5 katı fazla olduğu, dolayısıyla havza bazında taşkın koruma projesinin gerçekleştirilmesinin kaçınılmaz olduğu yadsınmamalıdır. Ancak, projelerin birbiri ile entegreli olduğu, özellikle memba su depolama ve taşkın koruma tesislerinin öncelikle bitirilmesi gerektiği, günümüze dek gerçekleştirilen proje sayıları ve ayrılan ödenekler göz önüne alındığında, Filyos Çayı Taşkın Koruma projelerinin dava konusu 1/100.000 ölçekli Zonguldak-Bartın-Karabük Çevre Düzeni Planı'nı için öngörülen planlama sürecinde tamamlanması olanaksız görülmektedir". değerlendirilmesi yapılmıştır.
Yukarıdaki değerlendirmede, taşkın debisi 4011 m/s olarak hesaplanan ve membada yapılması öngörülen depolama tesisleri ve sel kapanları ile bu debi mansap kısmında 1440 m3/s sönümlenebilen Filyos Çayı'nın Filyos Vadisi'nde 1440 m3/s kapasitesi olan seddeler içine alınarak taşkın riskinin önlenebileceği ortaya konulmuştur. Ancak bu değerlendirmede vurgulanan husus, depolama tesisleri ve sel kapanları ile 4011 m3/s olarak hesaplanan taşkın debisi mansap kısmında 1440 m3/s sönümlendirilmeden seddelerin inşa edilmesinin taşkın riskini ortadan kaldırmayacağı, mevcut yatırım bütçeleriyle depolama tesisleri ve sel kapanları inşaatlarının 2009 onay tarihli Çevre Düzeni Planının uygulama süresi içinde bitirilmesinin olanaklı olmadığıdır.
Plan dönemi içinde taşkın riskini ortadan kaldıracak yatırımların tamamlanmasının beklenmediği dikkate alındığında Filyos Vadisi boyunca yapılacak sanayi yatırımları taşkından zarar görme riski taşıyacaktır. Serbest bölge kararının ilk alındığı yıl olan 1996'dan bu yana sebeste bölge kararın gerçekleştirilememiş olmasının önemli bir nedeninin taşkın riski olduğu kabul edilebilir. Son yıllarda küresel iklim değişikliğinin etkisiyle sel ve taşkınların önceden belirlenen düzeylerin oldukça üzerinde ortaya çıkması nedeniyle, yatırımcıların Filyos Vadisi için alınan önemlerin taşkın riskini ortadan kaldırdığı konusunda ikna edilmesinin kolay olmayabileceği görüşündeyiz. Yüksek risk algısı ortadan kalkmadan öngörülen sanayi yatırımlarının gerçekleşme olasılığı çok düşük olacaktır. Dava konusu planda bölgesel çalışma alanı olarak belirlenen alan Filyos Vadisi'nin denize açılan, yeraltı su seviyesinin ve Filyos Çayı'nın debisinin en yüksek bölümü olarak taşkın riskinin en yüksek olarak algılanacağı yerdir. Küresel ısınma nedeniyle deniz seviyesinde beklenen yükselmenin de etkisiyle sanayi yatırımları için burası Vadi'nin en dezavantajlı bölümü olarak tanımlanabilir. Bu nedenlerle bu alanın, sanayi yatırımı amaçlı olarak belirlendiği ortaya çıkan bölgesel çalışma alanı kullanımı için fiziksel özellikleri bakımından uygun bir yer olmadığı görüşündeyiz.
Bölgesel Çalışma Alanı kullanımının, Filyos Vadisi'nin ve öngörülen alanın ekolojisine uygunluğu:
Dava konusu planda bölgesel çalışma alanı olarak planlanan ve daha sonra Bakanlar Kurulu tarafından endüstri bölgesi ilan edilen alanın içerisinde "Filyos Çayı Sulak Alanı" bulunmaktadır. Bu sulak alan, Türkiye'nin Önemli Doğa Alanlarından (ÖDA) birisi olan "Amasra Kıyıları" içerisinde yer almaktadır. Yaprak döken ormanlar, yalancı maki toplulukları, tarım alanları ve kıyı kumullarından oluşan bu ÖDA da, nesli küresel ölçekte tehdit altında olan Seseli Resinosum endemik bitki türü bulunmaktadır. Tepeli Karabatak (Phalacrocorax Aristotelis) ve Karagerdanlı Dalgıçlar (Gavia Ardıca) için önemli bir kışlama alanı olan bu ÖDA'da Su Samurlarının (Lutra Lutra) önemli sayıda yaşadığı belirtilmektedir.
...
Sahip olduğu biyolojik çeşitlilik nedeniyle dünyanın doğal zenginlik müzeleri olarak kabul edilen sulak alanlar; doğal işlevleri ve ekonomik değerleriyle yeryüzünün en önemli ekosistemleridir. Sulak alanlar; yeraltı sularını besleyerek veya boşaltarak, taban suyunu dengeler. Sel sularını depolayarak, taşkınları kontrol ederek, kıyıları deniz suyunun girişini önleyerek bölgenin su rejimini düzenlerler. Bulundukları yörede nem oranını yükselterek, başta yağış ve sıcaklık olmak üzere yerel iklim elemanları üzerinde olumlu etki yaparlar. Tortu ve zehirli maddeleri alıkoyarak ya da besin maddelerini (azot, fosfor gibi) kullanarak suyu temizler. Tropikal ormanlarla birlikte yeryüzünün en fazla biyolojik üretim yapan ekosistemleridir. Başta balıklar ve su kuşları olmak üzere gerek ekolojik değeri, gerekse ticari değerleri yüksek, zengin bitki ve hayvan çeşitliliği ile birçok türün yaşamasına olanak sağlarlar. Yüksek bir ekonomik değere sahiptirler. Balıkçılık, tarım ve hayvancılık, saz üretimi, turizm ve ulaşım olanaklarıyla bölge ve ülke ekonomisine önemli katkı sağlarlar.
...
Çevre Kanununun 9. maddesi (e) bendi de sulak alanlarla ilgili önemli hükümleri içermektedir. Burada, "sulak alanların doğal yapılarının ve ekolojik dengelerinin korunması esastır" ve "sulak alanların korunması ve yönetimine ilişkin usûl ve esaslar ilgili kurum ve kuruluşların görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir" hükümleri bulunmaktadır. Bu hüküm ile sulak alan kaybının önüne yasal olarak geçilmiştir. Sıtma, tarla açma, yol geçirme vb. sebeplerle sulak alanların kurutulması veya doldurulması yasaklanmış, Kanuna aykırı davrananlara sulak alanları eski haline getirmesi zorunlu kılınmıştır. Ayrıca maddenin son fıkrası ile sulak alanlar konusunda bir yönetmelik yapılmasının yasal dayanağı oluşturulmuştur. Çevre Kanununun 9 (e) maddesi Ülkemizde sulak alanların sigorta görevini üstlenmesi sebebiyle çok önemli ve güçlü bir mevzuat niteliğindedir.
...
Halihazırda, söz konusu Filyos Sulak Alanı için herhangi bir koruma bölgesi dahi belirlenmiş değildir. Bu durumda, planda yer alan bölgesel çalışma alanı ile bu alan üzerinde ilan edilen endüstri bölgesinin sulak alanının hangi koruma bölgesini kapsadığı belli olmayıp. Endüstri Bölgesi (Bölgesel Çalışma Alanı) arazi kullanımından Sulak Alanının tümünün, mutlak koruma ve hassas bölgelerini dahi kapsanacağı anlaşılmaktadır. Bu durumda Yönetmeliğe aykırılık söz konusudur. Diğer taraftan, sulak alanlarda "kontrollü kullanım bölgeleri" olarak tanımlanan bölgelerde (Kontrollü kullanım bölgesi: Koruma bölgeleri belirlenmeden önce kurulmuş veya sulak alanın bölgelemesi sırasında belirlenmiş, yerleşim ve kentsel gelişim için zorunlu olan, insan faaliyetlerinin yoğun olduğu ve bu faaliyetlerin sulak alan ekosistemine olumsuz etkilerinin asgariye indirilmesi için gerekli tedbirlerin alındığı bölgele) ekosistem değerlendirme raporu hazırlanarak faaliyetlere izin verilebilmektedir. Ancak, söz konusu sulak alan için halihazırda belirlenmiş böyle bir alan söz konusu değildir ve dava konusu bölgesel çalışma alanı ve bu alan üzerinde ilan edilen Endüstri Bölgesi Filyos Sulak Alanının tamamını kapsamaktadır.
Dava dilekçesinde üzerinde durulan önemli konulardan birisi Filyos Çayı Sulak Alanı'nın zarar göreceği yönündedir. Bu bağlamda, bilirkişi kurulumuz yaptığı değerlendirmede, söz konusu sulak alanın koruma statüsü kazandırılmış bir sulak alan olmadığını, koruma bölgelerinin tespit edilmemiş ve plana işlenmemiş olduğunu görmüştür. Bu durumda, yukarıda işaret edilen Çevre Kanunu'nun 9. Maddesi (c) bendi işlevsiz kalmaktadır. Bununla beraber, bu sulak alan ülkemizde yer alan uluslararası öneme sahip 135 sulak alandan birisi olmamakla birlikte, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğine (2014) göre korunması gereken bir alandır.
...
Dava konusu planda Bölgesel Çalışma Alanı olarak belirlenen yerin Endüstri Bölgesine dönüştürülmesi için tarih boyunca oluşan doğal yapının tümüyle değiştirilmesi gerekecektir. Filyos Çayı seddelere alınacak, sulak alanlar kurutularak orman ve tarım arazileri ile birlikte sanayi parsellerine dönüştürülecektir. Böylece çok özgün doğal özellikleri olan bir alan sanayi ağırlıklı bir kentsel alan haline dönüştürülmüş olacaktır. Doğal özelliklerin böyle kadar radikal müdahalelerle ortadan kaldırıldığı başka örnekleri bulmak herhalde çok güçtür. Bilirkişi Kurulumuz Filyos Vadisi'nin doğal özellikleri ve taşkın riski nedenleriyle yapılaşma dışı bırakılması gereken bölümünün Çevre Düzeni Planında bölgesel çalışma alanı kullanımına ayrılmasının planlama ilkeleri ve kamu yararına uygun olmadığı görüşündedir.
Tarım Topraklarının Tarım Dışı Kullanıma Ayrılması Konusu
Filyos Vadisi içindeki tarım toprakları, Filyos Çayı'nın getirdiği malzemeyle oluşan alüvyonlu toprak niteliğindedir. Bu nitelikteki toprakların 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nun 3. ve 8. maddelerinde tanımlanan mutlak tarım arazisi ve sulu tarım arazisi niteliğinde olmaları doğaldır. ... Çevre Düzeni Planında mutlak tarım arazisi ve sulu tarım arazisi niteliğindeki toprakların bölgesel çalışma alanı lejantı ile tarım dışı amaçla kullanılmalarının öngörülmeleri 5403 sayılı Kanunun bu arazilerin tarımsal üretim amacı dışında kullanılamaz ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Savunma yazılarında bu konuda kamu yararı kararı alındığından da söz edilmemektedir. Bilirkişi kurulumuz mutlak tarım ve sulu tarım arazisi niteliğindeki toprakların da bulunduğu araziler üzerinde bölgesel çalışma alanı planlanmasının yürürlükteki mevzuata, planlama ilkeleri ve kamu yararına uygun olmadığı görüşündedir.
Bölgesel Çalışma Alanı Lejantının İlgili Mevzuata Uygunluğu
Dava konusu planda bölgesel çalışma alanı lejantının, sanayi, depolama, konut dışı kentsel çalışma alanı ve liman gerisi alan kullanımlarını tanımlamak üzere kullanıldığı savunma yazısında ve ekinde gönderilen CD'de yazılı olan plan hükümlerinde yer almaktadır. Plan onaylandıktan sonra sözü edilen alan Resmi Gazetenin 08.09.2012 tarihli 28405 sayısında yayımlanan 2012/3574 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile endüstri bölgesi ilan edilmiştir. Endüstri bölgesi kararı bölgesel çalışma alanı lejantının sanayi bölgesini temsil ettiği anlamına geldiğini tescil etmiş olmaktadır. Planın hazırlanması sırasında endüstri bölgesi ilan edilmesi çalışmaların sonuçlanmadığı için bölgesel çalışma alanı lejantının kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Çevre düzeni planlarının, planlanan alanda yer alması öngörülen kullanımların çevresel etkilerini dikkate almaları gerekmektedir. Sanayi tesislerinin önemli çevresel etkileri söz konusu olabilecek olmasına karşın, depolama, konut dışı kentsel çalışma alanı ve liman gerisi alan kullanımlarının önemli çevresel etkileri beklenmeyecektir. Resmi Gazetenin 17.02.2009 tarihli 27144 sayısında yayımlanan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ekinde yer alan 1/100.000 ve 1/50.000 ölçekli plan lejantının çalışma alanları bölümünde küçük ve büyük sanayi alanı, depolama alanı lejantları, Denizyolları ve Kıyı Yapıları bölümünde ise liman/liman gerisi alan lejantı yer almaktadır. Planın hazırlanması aşamasında, planlanan alanların en kritik noktalarından olan Filyos Çayı'nın denize döküldüğü alanla ilgili kullanım kararının, Yönetmelik ekinde tanımlanan lejantta bulunan kullanımlara göre belirlenmesi gerekirdi. Bilirkişi Kurulumuz, çevresel etkileri olabilecek sanayi alanı ile etkileri olması beklenmeyen kullanımların aynı lejant altında toplanmasının çevre düzeni planının işlevi ile bağdaşmadığı, bu nedenle Filyos Çayı'nın denize döküldüğü alanda Bölgesel Çalışma Alanı lejantı kullanılmasının planlama ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı görüşündedir.
Bartın Merkezi Güneybatısında Ssanayi Alanı, Depolama Alanı, Konut Dışı Kentsel Çalışma Alanı Lejantı ile Yapılan Düzenleme
...
Dava konusu planda sanayi alanı, depolama alanı ve konut dışı kentsel çalışma alanı olarak ayrılan alanlar daha önce onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarında tarım alanı olarak belirlenmiştir. Plan Açıklama Raporunda bu alanlardaki toprakların niteliği hakkında 5403 sayılı Kanunda tanımlanan sınıflamaya göre bilgi bulunamamıştır. Buradaki toprakların 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 3. ve 8. maddelerinde tanımlanan mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ve sulu tarım arazileri niteliğinde olmaları halinde, aynı kanunun Tarım Arazilerinin Amaç Dışı Kullanımı başlıklı 13. maddesine göre işlem yapılması gerekmektedir.
Çevre Düzeni Planında sanayi alanı, depolama alanı ve konut dışı kentsel çalışma alanı olarak düzenlenen alanlar mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile sulu tarım arazileri niteliğinde olmaları halinde bu toprakların tarım dışı amaçla kullanılmalarının öngörülmeleri 5403 sayılı Kanunun bu arazilerin tarımsal üretim amacı dışında kullanılamaz ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Dosyada bulunan bilgi ve belgelerde bu konuda kamu yararı kararı alındığından söz edilmemektedir. Ancak keşif ve bilirkişi incelemesinde bu alandaki toprakların mutlak tarım toprağı niteliğinde olabileceği izlenimi edinilmiştir. Bilirkişi Kurulumuz 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 13 (e) maddesi uyarınca kamu yararı kararı alınmadan mutlak tarım arazisi niteliğindeki toprakların üzerinde sanayi alanı, depolama alanı ve konut dışı kentsel çalışma alanı planlanmasının yürürlükteki mevzuata, planlama ilkeleri ve kamu yararına uygun olmadığı görüşündedir.
Dava konusu Çevre Düzeni Planında "sanayi alanı, depolama alanı ve konut dışı kentsel çalışma alanı" lejantı altında yapılan düzenleme, Resmi Gazetenin 17.02.2009 tarihli 27144 sayısında yayımlanan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ekinde yer alan 1/100.000 ve 1/50.000 ölçekli plan lejantına göre değerlendirildiğinde, Yönetmelik Eki lejantta böyle bir lejantın bulunmadığı, üç arazi kullanışı için ayrı ayrı lejant tanımlandığı görülmektedir. Çevre düzeni planlarının, planlanan alanda yer alması öngörülen kullanımların çevresel etkilerini dikkate almaları gerekmektedir. Sanayi tesislerinin önemli çevresel etkileri söz konusu olabilecek olmasına karşın, depolama ve konut dışı kentsel çalışma alanı kullanımlarının önemli çevresel etkilerinin olması beklenmemektedir. Ayrıca, sözü edilen üç kullanımı içeren lejantla planlanan yaklaşık 400 hektar alanda her kullanımın payı belirsizdir. Bu nedenle, yukarıda belirtildiği üzere, Bartın İl merkezinde ne kadar sanayi alanı ayrıldığını ve ayrılan alanların yeterli (veya fazla) olup olmadığını kesin olarak belirlemek olanaklı değildir. Bilirkişi Kurulumuz, dava konusu çevre düzeni planında çevresel etkileri olabilecek Sanayi Alanı ile çevresel etkileri olması beklenmeyen Depolama Alanı ve Konut Dışı Kentsel Çalışma Alanı kullanımlarının aynı lejant altında toplanmasının çevre düzeni planının işlevi ile bağdaşmadığı, planda her kullanım için ayrılan alanın yeterliliğinin kesin olarak hesaplanmasının mümkün olamadığı, bu nedenle Sanayi Alanı, Depolama Alanı ve Konut Dışı Kentsel Çalışma Alanı kullanımlarının tek lejant altında kullanılmasının ilgili Yönetmelik ile planlama ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı görüşündedir.
Sonuç olarak, dava konusu plandaSanayi Alanı, Depolama Alanı ve Konut Dışı Kentsel Çalışma Alanı olarak planlanan yer, Bartın Çayı vadisinin dışında ve Üniversite alanına yakın olması nedeniyle olumsuz çevresel etkileri bulunmayan sanayiler için uygun bir yer olabilir. Ancak yukarıda belirtildiği gibi, sanayi için gerçekçi çalışan sayısı ve alan kestirimleri yapılarak, marjinal tarım toprakları üzerinde, daha küçük ölçekte ve yalnızca bu sektör için planlanabileceği görüşündeyiz." yönünde ifade edilmiştir.
Bilirkişi Raporunun taraflara tebliği üzerine davalı idare tarafından yapılan itirazlar yerinde görülmemiş olup, Bilirkişi Raporu karara esas alınacak nitelikte bulunmuştur.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler, Bilirkişi Raporu ile uyuşmazlık konusu alana ilişkin daha önce tesis edilen işlem hakkında verilen yargı kararının birlikte değerlendirilmesinden;
1-Filyos Vadisi projesi kapsamında kurulan serbest bölgenin çevre düzeni planına işlenmesinin zorunlu olduğu, ancak 2009 onaylı planındaki serbest bölge alanı sınırları ile en son belirlenen serbest bölge sınırlarının birbirinden farklı olması, mevcut sınırlar ile plandaki sınırın örtüşmediğinden serbest bölgenin planda bu sınırlarla yer almasının uygun olmadığı gerekçeyle iptaline karar verildiği, dava konusu planda Filyos Vadisinin sanayi yatırımları için seçilen yerin, Vadi'nin denize açıldığı, yeraltı su seviyesinin ve Filyos Çayının debisinin en yüksek bölümü olarak taşkın riskinin en yüksek olarak algılanan kısmı olduğu, Çayın seddelere alınması, taşkın riskini kontrol altına alacak yatırımlar tamamlanmasından sonra işlev kazanabileceği, bu haliyle Vadinin en dezavantajlı bölümü olarak tanımlanabileceğinden bu alanın, Bölgesel Çalışma Alanı kullanımı için fiziksel özellikleri bakımından uygun bir yer olmadığı gibi bu alanın tescili yapılmamış olmakla birlikte Sulak Alan olduğu, habitat özelliğine sahip bulunduğu, ağır sanayi uygulamalarının alan için ciddi bir tehdit oluşturacağı, alanın endüstri bölgesine dönüştürülmesi halinde doğal yapının tümüyle değişeceği, bunun sonucunda çok özgün doğal özelliklere sahip alanın kentsel alan haline dönüştürülmüş olacağı, Filyos Vadisinin doğal özellikleri ve taşkın riski nedeniyle yapılaşma dışı bırakılması gereken bölümünün Çevre Düzeni Planında Bölgesel Çalışma Alanı kullanımına ayrılmasının planlama ilkeleri ve kamu yararına uygun olmadığı; Sanayi Alanı ile etkileri olması beklenmeyen Depolama, Konut Dışı Kentsel Çalışma Alanı ve Liman Gerisi Alan kullanımlarının aynı lejant altında toplanmasının da çevre düzeni planının işlevi ile bağdaşmadığı, Yönetmekte yer alan lejantlara uygun olmadığı, tüm bu nedenlerle Filyos Çayının denize döküldüğü alanda Bölgesel Çalışma Alanı lejantı kullanılmasının planlama ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.
2-Dava konusu çevre düzeni planında Bartın İl Merkezi sınırları içinde, Zonguldak yolu üzerinde çevresel etkileri olabilecek sanayi alanı ile etkileri olması beklenmeyen Depolama Alanı ve konut Dışı Kentsel Çalışma Alanı kullanımlarının aynı lejant altında toplanmasının çevre düzeni planının işlevi ile bağdaşmadığı, planda her kullanım için ayrılan alanın yeterliliğinin kesin olarak hesaplanmasının mümkün olmadığı, bu nedenle Sanayi Alanı, Depolama Alanı ve Konut Dışı Kentsel Çalışma Alanı kullanımlarının tek lejant altında kullanılmasının planlama esaslarına ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı, alandaki mutlak tarım arazisi niteliğindeki toprakların üzerinde Sanayi Alanı, Depolama Alanı ve Konut Dışı Kentsel Çalışma Alanı planlanmasının da tarım topraklarının kaybına yol açacağından, planın bu kısmı da hukuka uygun görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle,1/100.000 ölçekli Zonguldak Bartın Karabük Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin dava konusu edilen kısımlarının iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosya incelendikten sonra işin gereği görüşüldü :
Dava, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onaylanarak 17/05/2012 tarihinde askıya çıkarılan Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı tadilatının kısmen iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açılmıştır.
İşlem tarihinde yürürlükte olan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte "Havza"; bir akarsu kaynağını besleyen yüzey ve yer altı su kaynaklarının tabii su toplama alanını kapsayacak biçimde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce belirlenmiş alanlar, "Bölge"; coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel nitelikleri açısından benzerlik gösteren alan ve/veya Devlet Planlama Teşkilatınca belirlenmiş olan istatistiki bölge (düzey 2) birimleri olarak tanımlanmıştır.
Aynı yönetmeliğin 4. maddesi (ç) bendinde, Çevre düzeni planı açıklama raporu: Çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı ve çevre düzeni planı ile bütün olan rapor, (d) bendinde; çevre düzeni planı araştırma raporu: Planlama alanına ilişkin geleceğe yönelik projeksiyonların yapılabilmesi, plan kararlarının, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin ve plan hükümlerinin belirlenebilmesi için 7 nci madde kapsamında toplanan verilerin planlama çalışmasında kullanılacak biçimde analiz ve sentezinin yapıldığı, alana yönelik fırsatların, tehditlerin, güçlü yönler ve zayıflıkların belirlenerek ilgisine göre farklı disiplinlerden uzmanlarca hazırlanan rapor olarak tanımlanmış, çevre düzeni planının niteliklerinin belirlendiği 5. maddesi (e) bendinde, "planlamaya temel oluşturan verilerin farklılığından dolayı farklı mesleklerden uzmanların fiili katılımı ile hazırlanan üst ölçekli bir plan olduğu" vurgulanmıştır.
Yönetmeliğin "Planlama alanının tespiti" başlıklı 6. maddesinin 1/a bendinde Planlama alanı; Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Çevre Kanunu kapsamında; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen büyük akarsu havzaları veya Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından belirlenmiş istatistikî bölge birimleri (düzey 2) ile birlikte idari sınırları da dikkate alınarak, en az iki il sınırını içerecek şekilde belirlenir hükmü yer almıştır.
Aynı yönetmeliğin eki lejantlarda, çalışma alanları başlığı altında konut dışı kensel çalışma alanı, sanayi alanı, depolama alanı........... vb. gibi kullanımlara, demiryolları ve kıyı kullanımı başlığı altında ise, Liman/Liman gerisi alan, tersane, vb. gibi kullanımlara yer verildiği görülmüştür.
14.06.2014 tarihli, 29030 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve 38. maddesiyle Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliği yürürlükten kaldıran Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin Mekansal Kullanım Kararları ve Esasları Başlıklı 5. maddesinin 1. Fıkrasının b) bendinde, çalışma alanları, planlarda merkezi iş alanı, ticaret, hizmet, turizm, sanayi, toplu işyerleri, endüstriyel gelişme bölgesi, lojistik bölgeler gibi kullanımlar için belirlenen alanlardır diye tanımlanmış, Yönetmelik eki lejantta ise kentsel çalışma alanları başlığı altında, merkezi iş alanı, ticaret alanı, ticaret ve konut alanı, ticaret-turizm alanı ....... Konut dışı kentsel çalışma alanı, .... sanayi alanı, ... depolama alanı gibi kullanımlar sayılmıştır.
Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle Dairemizin E:2010/2807 sayılı dosyasında davacı TEMA Vakfı tarafından açılan davada, Dairemizin 14.04.2014 tarihli K:2014/3056 sayılı kararıyla, "Tarihsel taşkınların debileri Filyos Çayı'nın emniyetli yatak kapasitesinin (600 m/s) 2-5 katı fazla olduğu için zorunlu olarak havza bazında taşkın koruma projesinin gerçekleştirilmesinin gerektiği, ancak bu amaçla hazırlanan projelerin birbiriyle entegre olduğu, özellikle memba su depolama ve taşkın koruma tesislerinin öncelikle bitirilmesi gerektiği, günümüze dek gerçekleştirilen proje sayıları ve ayrılan ödenekler göz önüne alındığında, Filyos Çayı Taşkın Koruma projelerinin dava konusu 1/100.000 ölçekli Zonguldak-Bartın-Karabük Çevre Düzeni Planının planlama sürecinde tamamlanmasının olanaksız görüldüğü, ancak sözü edilen sedde ve barajların yapılmasında kamu yararı bulunduğu gerekçesiyle davanın bu kısmının reddine Filyos Vadisi projesi kapsamında kurulan serbest bölgenin davaya konu çevre düzeni planına işlenmesi zorunlu görülmekle beraber, serbest bölge alanı sınırları konusunda yıllar içinde bir belirsizliğin bulunduğu, nitekim en son belirlenen serbest bölge sınırlarının da plandaki sınırlardan farlı olduğu, mevcut sınırları ile plandaki sınırın örtüşmediğ, bu açıdan, serbest bölgenin planda bu sınırlara yer almasının uygun olmadığı" gerekçesiyle planın bu kısmının iptaline karar verilmiştir.
Sözü edilen kararda, vurgulanan serbest bölge alanı sınırları konusunda yıllar içindeki belirsizlik bağlamında Filyos Serbest Bölgesinin 1. Bölge olarak adlandırılan kısmının 5.10.2010 tarihli 2010/975 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile serbest bölge dışına çıkarıldığı 08.09.2011 tarihli 28045 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2012/3574 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla alanın Endüstri bölgesi olarak ilan edildiği, serbest bölge dışına çıkarılan 1. Bölgenin Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında arazi kullanımının belirlenmesi gerekliliğinin doğması sonucunda, yatırımların planlı alanlara yönlendirilmesi ve hammadde temini, üretim, depolama ve taşınmacılığa ilişkin faaliyetler için alanın bölgesel çalışma alanı olarak planlandığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu Zonguldak Bartın Karabük Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına karşı açılan bu davada, dava konusu planın; ilgili mevzuatta belirlenen kurallara, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığının belirlenmesi amacıyla Naip Üye Ünal DEMİRCİ tarafından resen seçilen Prof. Dr. Ali Türel, Prof. Dr. Filiz Bengü Dilek ve Doç. Dr. Emine Yetişkul Şenbil'in katılımıyla mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda;
"19.07.2007 tarihinde mülga Çevre ve Orman Bakanlığı'nca onaylanmış olan 1/100.000 ölçekli Zonguldak-Bartın-Karabük Çevre Düzeni Planı 12.05.2009 tarihinde revize edilmiştir. Bu planda dava konusu alan 'bölgesel çalışma alanı', 'serbest bölge' olarak gösterilmektedir.
Dava konusu Çevre Düzeni Planı bölgesel çalışma alanı Kararının Değerlendirilmesi
Filyos Vadisi'nin 1996 yılından itibaren Zonguldak İli'nde sanayi sektöründe istihdam yaratmak amacıyla değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı adına gönderilen birinci savunma yazısında Karabük Demir-Çelik İşletmelerinin sorumluluğunda geliştirilen Filyos Vadisi Projesinin Filyos Çayı'nın ıslahı (drenaj ve taşkın projeleri), sulama amaçlı baraj projeleri ve hidroelektrik santralleri, taşkın nedeniyle zarar gören tarım, mera ve orman alanlarının tekrar kazanılması, Filyos Limanı, serbest bölge ve sanayi yatırımlarını içerdiği, sanayi ve tarıma kazandırılması hedeflenen arazilerin çokluğu nedeniyle GAP'tan sonraki en büyük projelerden biri olarak öngörüldüğü belirtilmiştir. Savunma yazısının devamında "Filyos Çayı'nın sebep olduğu taşkınların vadideki başta tarım, mera ve orman alanlarında kayıplara neden olduğu, yerleşmeler üzerinde tehdit oluşturduğu, çayın sürekli yatak değiştirdiği bilinen bir gerçektir. Filyos Çayı'nın bu hali düşünüldüğünde çevresindeki tarım, orman alanlarının ve yerleşmelerin zarar görmemesi için drenaj ve taşkın önlemlerinin alınması gerekliliğinin olduğu açıktır. Projeyi daha da açıklamak gerekirse; taşkın ve drenaj projeleri kapsamında DSİ tarafından sedde çalışmaları yapılacak (bu kapsamda Filyos serbest bölgesi'nin Bakanlar Kurulu Kararıyla ilanından sonra bölgedeki gelişimin ivme kazanması yönünde yapılan altyapı çalışmaları başta DSİ Genel Müdürlüğü olmak üzere-taşkın riskine yönelik DSİ Genel Müdürlüğü'nce sedde yapımı çalışmalarına başlanmıştır- diğer yerel idareler nezdinde devam ettirilmektedir), böylece Filyos Çayı kontrol altına alınarak tarım ve orman alanları üzerinde oluşturduğu tehdit ortadan kalkmış olacak, Çayın ıslahıyla birlikte vadi'deki tarım toprakları ve meralar kazanılmış olacak, tarım, mera, orman ve yerleşme alanları dışında topoğrafik açıdan uygun alanlar yatırımcılara tahsis için sanayi amaçlı kullanımı sağlanacaktır. Zaten son Bakanlar Kurulu Kararı ile ilan edilen Filyos serbest Bölgesi'nin alanı; Vadideki değerli tarım alanları, orman alanları, yerleşimler ve Filyos Çayı direnajı göz önüne alınarak belirlenmiştir..." denilmektedir.
İkinci savunma yazısında "20.09.2008/14087 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile ilan edilen Filyos serbest Bölgesinin 1. Bölge olarak adlandırılan kısmı 05.10.2010 tarihli 2010/975 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile serbest bölge sınırları dışına çıkarılmıştır. Bu doğrultuda serbest bölge dışına çıkarılan 1. bölgenin yürürlükteki Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında arazi kullanımının belirlenmesi gerekliliği doğmuştur. Bu kapsamda yatırımların planlı alanlara yönlendirilmesi ve hammadde temini, üretim, depolama ve taşımacılığa ilişkin tüm fonksiyonlar için gerekli alan ihtiyacının karşılanması bakımından serbest bölge kapsamından çıkarılan alan Ulaştırma Bakanlığınca projelendirilen Filyos Limanı dikkate alınarak Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında "bölgesel çalışma alanı" olarak düzenlenmiştir" denilmekte, bu alanın 8 Eylül 2012 tarihli, 28405 sayılı Resmi Gazetede ilan edilen 2012/3574 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile endüstri bölgesi olarak belirlenmesinin sözü edilen plan kararı ile herhangi bir uyumsuzluğunun bulunmadığı belirtilmektedir.

Dava dilekçesinde, serbest bölge sınırları dışına çıkarılan ve daha önce 1. serbest bölge olarak tanımlanan alanın dava konusu planda bölgesel çalışma alanı olarak belirlenmesi kararının iptal edilmesi talep edildiği için bilirkişi kurulumuz değerlendirmelerini bu alan üzerinde yoğunlaştıracaktır.
Filyos Vadisi Projesine karşı yapılan itirazlarda üç konu öne çıkmaktadır. Birincisi, Filyos Çayı'nın taşkın riskinin projede yeterince dikkate alınmamış olmasıdır. Yukarıda alıntıları yapılan ilgili kamu kuruluşlarının yazılarında ve savunma dilekçelerinde DSİ'nin bu konuda proje geliştirdiği ve projenin uygulanmasına başlandığı belirtilmektedir. İkincisi, başta bölgesel çalışma alanı kullanımı olmak üzere önerilen projelerin ve onaylanan planların Filyos Vadisi'nin ekolojisi ile bağdaşmadığı, çok özgün doğal özellikleri olan bu vadinin doğal yapısının tümüyle değiştirilerek sanayinin yoğunlaştığı bir kentsel alana dönüştürüleceği iddiasıdır. Üçüncü itiraz konusu, "bölgesel çalışma alanı" lejantının ilgili mevzuatta tanımlanmamış olmasıdır. Bilirkişi kurulumuz bu üç itiraz konusunu sırayla değerlendirecektir.

Filyos Çayı 'nın Taşkın Riski

Danıştay Altıncı Dairesinin E:2010/2807 sayılı dosyasına sunulan ve Prof. Dr. Ali Türel, Prof. Dr. Ayda Eraydın ve Prof. Dr. Hasan Yazıcıgil tarafından hazırlanan bilirkişi raporu'nda "Filyos Çayı'nın taşkın riski konusunda yapılan değerlendirmelerde tarihsel taşkınların debileri Filyos Çayının emniyetli yatak kapasitesinin (600 m3/s) 2-5 katı fazla olduğu, dolayısıyla havza bazında taşkın koruma projesinin gerçekleştirilmesinin kaçınılmaz olduğu yadsınmamalıdır. Ancak, projelerin birbiri ile entegreli olduğu, özellikle memba su depolama ve taşkın koruma tesislerinin öncelikle bitirilmesi gerektiği, günümüze dek gerçekleştirilen proje sayıları ve ayrılan ödenekler göz önüne alındığında, Filyos Çayı Taşkın Koruma projelerinin dava konusu 1/100.000 ölçekli Zonguldak-Bartın-Karabük Çevre Düzeni Planı'nı için öngörülen planlama sürecinde tamamlanması olanaksız görülmektedir". değerlendirilmesi yapılmıştır.
Yukarıdaki değerlendirmede, taşkın debisi 4011 m /s olarak hesaplanan ve membada yapılması öngörülen depolama tesisleri ve sel kapanları ile bu debi mansap kısmında 1440 m3/s sönümlenebilen Filyos Çayı'nın Filyos Vadisi'nde 1440 m3/s kapasitesi olan seddeler içine alınarak taşkın riskinin önlenebileceği ortaya konulmuştur. Ancak bu değerlendirmede vurgulanan husus, depolama tesisleri ve sel kapanları ile 4011 m3/s olarak hesaplanan taşkın debisi mansap kısmında 1440 m3/s sönümlendirilmeden seddelerin inşa edilmesinin taşkın riskini ortadan kaldırmayacağı, mevcut yatırım bütçeleriyle depolama tesisleri ve sel kapanları inşaatlarının 2009 onay tarihli çevre düzeni planı'nın uygulama süresi içinde bitirilmesinin olanaklı olmadığıdır.
Plan dönemi içinde taşkın riskini ortadan kaldıracak yatırımların tamamlanmasının beklenmediği dikkate alındığında Filyos Vadisi boyunca yapılacak sanayi yatırımları taşkından zarar görme riski taşıyacaktır. Serbest bölge kararının ilk alındığı yıl olan 1996'dan bu yana sebeste bölge kararın gerçekleştirilememiş olmasının önemli bir nedeninin taşkın riski olduğu kabul edilebilir. Son yıllarda küresel iklim değişikliğinin etkisiyle sel ve taşkınların önceden belirlenen düzeylerin oldukça üzerinde ortaya çıkması nedeniyle, yatırımcıların Filyos Vadisi için alınan önemlerin taşkın riskini ortadan kaldırdığı konusunda ikna edilmesinin kolay olmayabileceği görüşündeyiz. Yüksek risk algısı ortadan kalkmadan öngörülen sanayi yatırımlarının gerçekleşme olasılığı çok düşük olacaktır. Dava konusu planda bölgesel çalışma alanı olarak belirlenen alan Filyos Vadisi'nin denize açılan, yeraltı su seviyesinin ve Filyos Çayı'nın debisinin en yüksek bölümü olarak taşkın riskinin en yüksek olarak algılanacağı yerdir. Küresel ısınma nedeniyle deniz seviyesinde beklenen yükselmenin de etkisiyle sanayi yatırımları için burası Vadi'nin en dezavantajlı bölümü olarak tanımlanabilir. Bu nedenlerle bu alanın, sanayi yatırımı amaçlı olarak belirlendiği ortaya çıkan bölgesel çalışma alanı kullanımı için fiziksel özellikleri bakımından uygun bir yer olmadığı görüşündeyiz.

Bölgesel Çalışma Alanı kullanımının, Filyos Vadisi'nin ve öngörülen alanın ekolojisine uygunluğu:
Dava konusu planda bölgesel çalışma alanı olarak planlanan ve daha sonra Bakanlar Kurulu tarafından endüstri bölgesi ilan edilen alanın içerisinde "Filyos Çayı Sulak Alanı" bulunmaktadır. Bu sulak alan, Türkiye'nin önemli doğa alanlarından (ÖDA) birisi olan "Amasra Kıyıları" içerisinde yer almaktadır. Yaprak döken ormanlar, yalancı maki toplulukları, tarım alanları ve kıyı kumullarından oluşan bu ÖDA da, nesli küresel ölçekte tehdit altında olan Seseli resinosum endemik bitki türü bulunmaktadır. Tepeli karabatak (Phalacrocorax aristotelis) ve karagerdanlı dalgıçlar (Gavia ardıca) için önemli bir kışlama alanı olan bu ÖDA'da su samurlarının (Lutra lutra) önemli sayıda yaşadığı belirtilmektedir.
1971 yılında imzalanan ve sulak alanların korunmasını ve akılcı kullanımını hedefleyen, kısaca Ramsar Sözleşmesi adıyla anılan "Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme"ye Türkiye, 1994 yılında taraf olmuştur. Sözleşme 94/5434 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla 17.05.1994 tarihli, 21937 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşmeye dayandırılarak, 2872 Sayılı Çevre Kanunu'nda 2006 yılında yapılan değişiklik ile sulak alan ilk kez kanun kapsamında tanımlanmıştır. Kanun'da sulak alan; "Doğal veya yapay, devamlı veya geçici,suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gelgit hareketlerinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan, başta su kuşları olmak üzere canlıların yaşama ortamı olarak önem taşıyan bütün sular, bataklık, sazlık ve turbiyeler ile bu alanların kıyı kenar çizgisinden itibaren kara tarafına doğru ekolojik açıdan sulak alan kalan yerler'" olarak tanımlanmaktadır. Türkiye'de 14'ü Ramsar Alanı olmak üzere 135 uluslararası öneme sahip sulak alan bulunmaktadır.
Sahip olduğu biyolojik çeşitlilik nedeniyle dünyanın doğal zenginlik müzeleri olarak kabul edilen sulak alanlar; doğal işlevleri ve ekonomik değerleriyle yeryüzünün en önemli ekosistemleridir.
Sulak alanlar;
Yeraltı sularını besleyerek veya boşaltarak, taban suyunu dengeler. Sel sularını depolayarak, taşkınları kontrol ederek, kıyıları deniz suyunun girişini önleyerek bölgenin su rejimini düzenlerler.
Bulundukları yörede nem oranını yükselterek, başta yağış ve sıcaklık olmak üzere yerel iklim elemanları üzerinde olumlu etki yaparlar.
Tortu ve zehirli maddeleri alıkoyarak ya da besin maddelerini (azot, fosfor gibi) kullanarak suyu temizler.
Tropikal ormanlarla birlikte yeryüzünün en fazla biyolojik üretim yapan ekosistemleridir.
Başta balıklar ve su kuşları olmak üzere gerek ekolojik değeri, gerekse ticari değerleri yüksek, zengin bitki ve hayvan çeşitliliği ile birçok türün yaşamasına olanak sağlarlar.
Yüksek bir ekonomik değere sahiptirler. Balıkçılık, tarım ve hayvancılık, saz üretimi, turizm ve ulaşım olanaklarıyla bölge ve ülke ekonomisine önemli katkı sağlarlar.
2872 Sayılı Çevre Kanunu'nun doğa korumaya yönelik hükümlerden oluşan 9. Maddesinin (a), (c) ve (e) bentleri sulak alanlarla ilişkilidir. Kanun 9. Maddesi (a) bendinde; "Doğal çevreyi oluşturan biyolojik çeşitlilik ile bu çeşitliliği barındıran ekosistemin korunması esastır. Biyolojik çeşitliliği koruma ve kullanım esasları, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve ilgili diğer kuruluşların görüşleri alınarak belirlenir" hükmü yer almaktadır. Bu hüküm ile biyolojik çeşitliliği barındıran en önemli ekosistemlerden biri olan sulak alanların korunmasının gerekli olduğu, sulak alanların koruma ve kullanım esaslarını belirleyen planlama aşamasında ilgili diğer kurumlarla birlikte çalışılması gerektiği belirtilmektedir.
Çevre Kanunu'nun 9. Maddesi (c) bendinde; "Ulusal mevzuat ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınarak koruma statüsü kazandırılmış alanlar ve ekolojik değeri olan hassas alanların her tür ve ölçekteki plânlarda gösterilmesi zorunludur. Koruma statüsü kazandırılmış alanlar ve ekolojik değeri olan alanlar, plân kararı dışında kullanılamaz" hükmü yer almaktadır. Bu hüküm ile koruma statüsü kazandırılmış sulak alanların gerek çevre düzeni planlarında gerekse ilgili diğer fiziki planlarda korunan alan olarak gösterilmesi kanunen zorunlu hale gelmiştir.
Çevre Kanunu'nun 9. maddesi (e) bendi de sulak alanlarla ilgili önemli hükümleri içermektedir. Burada, "sulak alanların doğal yapılarının ve ekolojik dengelerinin korunması esastır" ve "sulak alanların korunması ve yönetimine ilişkin usûl ve esaslar ilgili kurum ve kuruluşların görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir" hükümleri bulunmaktadır. Bu hüküm ile sulak alan kaybının önüne yasal olarak geçilmiştir. Sıtma, tarla açma, yol geçirme vb. sebeplerle sulak alanların kurutulması veya doldurulması yasaklanmış, Kanuna aykırı davrananlara sulak alanları eski haline getirmesi zorunlu kılınmıştır. Ayrıca maddenin son fıkrası ile sulak alanlar konusunda bir yönetmelik yapılmasının yasal dayanağı oluşturulmuştur. Çevre Kanunu'nun 9 (e) maddesi Ülkemizde sulak alanların sigorta görevini üstlenmesi sebebiyle çok önemli ve güçlü bir mevzuat niteliğindedir.
Ayrıca, "Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği (SAKY)" ilk kez 30 Ocak 2002 tarihli, 24656 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmeliğin amacı uluslararası öneme sahip olsun veya olmasın tüm sulak alanların korunması, geliştirilmesi ve bu konuda görevli kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyon esaslarını belirlemektir. Yönetmeliğin ilk yayım tarihi olan 2002 yılı ile 2012 yılları arasında 41 adet sulak alanın koruma bölgesi tespit edilerek yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik iki kez revize edilmiş (17.05.2005 tarihli 25818 sayılı Resmî Gazete ve 26/08/2010 tarihli 27684 sayılı Resmî Gazete) ve daha sonra yürürlükten kaldırılarak 4 Nisan 2014 tarihli 28962 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan yeni yönetmelik yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla son yönetmelik tarihi, bu dava konusu planın onay tarihinden sonradır ve önemli değişiklikler söz konusudur. Bununla beraber, gerek yeni gerekse eski yönetmelik sulak alanların korunmasını esas almakta ve koruma bölgelerinin tayinini gerektirmektedir. SAKY (2014)'de sulak alanların tampon bölgelerinde "Katı atık düzenli depolama alanına, katı atık bertaraf tesislerine, bu Yönetmelikte izin verilenlerin dışında maden ocaklarının açılmasına ve işletilmesine, Endüstri bölgesi ilan edilmesine, organize sanayi bölgesi ve sebeste bölge sanayi alanı kurulmasına ve Ek-1 'de belirtilen faaliyetlerin yapılmasına izin verilmez" denilmektedir. Ancak, halihazırda, söz konusu Filyos Sulak Alanı için herhangi bir koruma bölgesi dahi belirlenmiş değildir. Bu durumda, planda yer alan bölgesel çalışma alanı ile bu alan üzerinde ilan edilen endüstri bölgesinin sulak alanının hangi koruma bölgesini kapsadığı belli olmayıp. Şekil 5'te verilen Endüstri bölgesi (bölgesel çalışma alanı) Arazi Kullanımından Sulak Alanının tümünün, mutlak koruma ve hassas bölgelerini dahi kapsanacağı anlaşılmaktadır. Bu durumda Yönetmeliğe aykırılık söz konusudur. Diğer taraftan, sulak alanlarda "kontrollü kullanım bölgeleri" olarak tanımlanan bölgelerde (Kontrollü kullanım bölgesi: Koruma bölgeleri belirlenmeden önce kurulmuş veya sulak alanın bölgelemesi sırasında belirlenmiş, yerleşim ve kentsel gelişim için zorunlu olan, insan faaliyetlerinin yoğun olduğu ve bu faaliyetlerin sulak alan ekosistemine olumsuz etkilerinin asgariye indirilmesi için gerekli tedbirlerin alındığı bölgele) ekosistem değerlendirme raporu hazırlanarak faaliyetlere izin verilebilmektedir. Ancak, söz konusu sulak alan için halihazırda belirlenmiş böyle bir alan söz konusu değildir ve dava konusu bölgesel çalışma alanı ve bu alan üzerinde ilan edilen endüstri bölgesi Filyos Sulak Alanının tamamını kapsamaktadır.
Dava dilekçesinde üzerinde durulan önemli konulardan birisi Filyos Çayı Sulak Alanı'nın zarar göreceği yönündedir. Bu bağlamda, bilirkişi kurulumuz yaptığı değerlendirmede, söz konusu sulak alanın koruma statüsü kazandırılmış bir sulak alan olmadığını, koruma bölgelerinin tespit edilmemiş ve plana işlenmemiş olduğunu görmüştür. Bu durumda, yukarıda işaret edilen Çevre Kanunu'nun 9. Maddesi (c) bendi işlevsiz kalmaktadır. Bununla beraber, bu sulak alan ülkemizde yer alan uluslararası öneme sahip 135 sulak alandan birisi olmamakla birlikte, SAKY(2014)'e göre korunması gereken bir alandır. Çünkü, SAKY (2014)'de uluslararası öneme sahip olsun veya olmasın tüm sulak alanların korunması esas alınmaktadır. Dolayısıyla, bu sulak alanı kapsayan bölgede bölgesel çalışma alanı ve endüstri bölgesi ilanı, yukarıda da belirtildiği üzere, SAKY (2014)'e aykırı olacaktır. Bu durumda sulak alanın olumsuz yönde etkileneceği açıktır.

Diğer taraftan, bilirkişi kurulumuzun çok önemli gördüğü bir başka durum da söz konusudur. 2013 tarihli Orman ve Su İşleri Bakanlığı 10. Bölge Müdürlüğü tarafından hazırlanan Zonguldak Doğa Turizmi Master Planında sözü edilen alanın önemi vurgulanmakta ve "Çaycuma İlçesi Filyos Beldesinde bulunan Filyos Çayı'nın doğusundaki alanın Filyos Kuş Cenneti Tabiat Anıtı olarak ilan edilmesi" eylemi yer almaktadır. Bu eylem ile Filyos Çayı Sulak Alanında yaban hayatı koruma alanı oluşturulmasının hedeflendiği belirtilmektedir. Bu master planda, Filyos Kuş Cenneti ile Filyos Antik Şehrinin doğa ve kültür değerleriyle turizmi destekler nitelikte olduğu belirtilirken, bölgenin öne çıkan turizm değerleri arasında "Filyos Sazköy'de kuş gözlemi" gösterilmekte; botanik özellikler ve endemik bitkilere ulaşmayı ifade eden alanlar arasında Filyos Nehir Ağzı ve Sazköy'e işaret edilmektedir. Ayrıca, Filyos Çayı'nın denize birleştiği noktalarda Filyos Kuş Cennetine yakın su kuşları tanıtım ve sergi merkezi ve kafeterya, gibi tesisler yapılması ile avcıların ve diğer ilgi duyanların aileleriyle birlikte vakit geçirebilecekleri ve yaban hayatını tanıma imkanı bulabilecekleri belirtilmektedir.
Zonguldak Doğa Turizmi Master Planı, bu bölgenin, bir başka devlet kurumu tarafından (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) doğal turizm bölgesi olarak ele alındığını ve planlandığını göstermektedir. "Kuş Cenneti Tabiat Anıtı" olarak ilan edilebilecek düzeyde habitat özelliğine sahip olan bölgesel çalışma alanı lejantı ile endüstri bölgesi olması halinde, ağır sanayi uygulamalarının sulak alan için ciddi bir tehdit oluşturacağı açıktır. Bu durumda, yukarıda belirtilen doğa turizmi master planının uygulanması mümkün olamayacaktır. Ayrıca, hem endüstrileşme nedeniyle, hem de yapılacak taşkın önleme nedeniyle sulak alanın ve çevresinde yer alan tarım arazilerinin olumsuz etkileneceği düşünülmektedir.
Dava konusu planda bölgesel çalışma alanı olarak belirlenen yerin endüstri bölgesine dönüştürülmesi için tarih boyunca oluşan doğal yapının tümüyle değiştirilmesi gerekecektir. Filyos Çayı şeddelere alınacak, sulak alanlar kurutularak orman ve tarım arazileri ile birlikte sanayi parsellerine dönüştürülecektir. Böylece çok özgün doğal özellikleri olan bir alan sanayi ağırlıklı bir kentsel alan haline dönüştürülmüş olacaktır. Doğal özelliklerin böyle kadar radikal müdahalelerle ortadan kaldırıldığı başka örnekleri bulmak herhalde çok güçtür. Bilirkişi kurulumuz Filyos Vadisi'nin doğal özellikleri ve taşkın riski nedenleriyle yapılaşma dışı bırakılması gereken bölümünün çevre düzeni planı'nda bölgesel çalışma alanı kullanımına ayrılmasının planlama ilkeleri ve kamu yararına uygun olmadığı görüşündedir.

Bölgesel Çalışma Alanı Lejantının İlgili Mevzuata Uygunluğu

Dava konusu planda bölgesel çalışma alanı lejantının, sanayi, depolama, konut dışı kentsel çalışma alanı ve liman gerisi alan kullanımlarını tanımlamak üzere kullanıldığı savunma yazısında ve ekinde gönderilen CD'de yazılı olan plan hükümlerinde yer almaktadır. Plan onaylandıktan sonra sözü edilen alan Resmi Gazetenin 08.09.2012 tarihli 28405 sayısında yayınlanan 2012/3574 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile endüstri bölgesi ilan edilmiştir. Endüstri bölgesi kararı bölgesel çalışma alanı lejantının sanayi bölgesini temsil ettiği anlamına geldiğini tescil etmiş olmaktadır. Planın hazırlanması sırasında endüstri bölgesi ilan edilmesi çalışmaların sonuçlanmadığı için bölgesel çalışma alanı lejantının kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Çevre düzeni planlarının, planlanan alanda yer alması öngörülen kullanımların çevresel etkilerini dikkate almaları gerekmektedir. Sanayi tesislerinin önemli çevresel etkileri söz konusu olabilecek olmasına karşın, depolama, konut dışı kentsel çalışma alanı ve liman gerisi alan kullanımlarının önemli çevresel etkileri beklenmeyecektir. Resmi Gazete'nin 17.2.2009 tarihli 27144 sayısında yayınlanan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ekinde yer alan 1/100.000 ve 1/50.000 ölçekli plan lejantının çalışma alanları bölümünde küçük ve büyük sanayi alanı, depolama alanı lejantları, Denizyolları ve Kıyı Yapıları bölümünde ise liman/liman gerisi alan lejantı yer almaktadır. Planın hazırlanması aşamasında, planlanan alanların en kritik noktalarından olan Filyos Çayı'nın denize döküldüğü alanla ilgili kullanım kararının, Yönetmelik ekinde tanımlanan lejantta bulunan kullanımlara göre belirlenmesi gerekirdi. Bilirkişi kurulumuz, çevresel etkileri olabilecek sanayi alanı ile etkileri olması beklenmeyen kullanımların aynı lejant altında toplanmasının çevre düzeni planının işlevi ile bağdaşmadığı, bu nedenle Filyos Çayı'nın denize döküldüğü alanda bölgesel çalışma alanı lejantı kullanılmasının planlama ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı görüşündedir.

BARTIN MERKEZİ GÜNEYBATISINDA 'SANAYİ ALANI, DEPOLAMA ALANI, KONUT DIŞI KENTSEL ÇALIŞMA ALANI' LEJANTI İLE YAPILAN DÜZENLEME

19.07.2007 tarihinde mülga Çevre ve Orman Bakanlığı'nca onaylanmış olan 1/100.000 ölçekli Zonguldak-Bartın-Karabük Çevre Düzeni Planı 12.05.2009 tarihinde revize edilmiştir. Dava konusu planda 'sanayi alanı- depolama alanı ve konut dışı kentsel çalışma alanı' olarak belirlenen alan bu planda 'tarım arazisi' olarak belirlenmiştir.
Sözkonusu 1/100.000 ölçekli Zonguldak-Bartın-Karabük Çevre Düzeni Planı, "Bartın ve Bartın Kıyı Kesimi Planlama Alt Bölgesi 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı" çalışmaları dikkate alınarak Bakanlıkça tekrar revize edilmiş ve 24.06.2011 tarihinde onaylanmıştır. Bu plan değişikliğine askı süresince Bartın İlinden itiraz yapılmıştır. Bu itirazlar doğrultusunda değişen plan paftaları ve plan hükümleri ile plan açıklama raporu 03.05.2012 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nca yeniden onaylanmıştır. Bu planın E28 sayılı paftasında, Bartın Merkezin güneybatısında 'sanayi alanı-depolama alanı-konut dışı kentsel çalışma alanı' planlanmıştır.
Davalı Bakanlık adına dava dosyasına sunulan CD'de yer alan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Açıklama Raporu'nun V.2.2. Sanayi/İmalat Sektörü başlıklı bölümünde "Tarım topraklarında sanayi tesisi kurulmasının, mevcutların bu topraklarda gelişmesinin önlenmiş olması" cümlesi yer almaktadır.
Aynı Rapor'un VI. 1. Planlama Alt Bölgeleri başlıklı bölümünün Planlama Alt Bölgesi 2: Bartın ve Bartın Kıyı Kesimi Planlama Alt Bölgesi bölümünde "Bartın Çayı'nın, özellikle Bartın merkez 38 yerleşmesinden Karadeniz'e kadar uzanan her iki yakasında günümüze kadar, çoğu sanayi tesisi olmak üzere çeşitli kullanımlar yer seçmiştir. Bir çoğu izinsiz yer seçen bu sanayilerin gerekli altyapı yatırımlarım gerçekleştirmemeleri; doğal, ekolojik ve biyolojik özellikleri ve zenginliği ile ender akarsulardan biri olan Bartın Çayı'nın zamanla kirlenmesine, Bartın Çayı doğal sit alanı içerisinde kalan alanların doğal niteliğinin zarar görmesine, ve yine bu yörede yer alan sınırlı miktardaki 1. ve 2. Derece tarım topraklarının zarar görmesine ve amacı dışı kullanımına yol açmıştır..." saptaması yapılmıştır.
Rapor'un VI. Çalışma Alanları... bölümünde "Bartın İli'ndeki mevcut talepler ve dağınık şekilde bulunan sanayi alanlarının ortak bir altyapıdan faydalanması amacıyla, planlama dönemindeki sanayi, depolama ve lojistik ihtiyaçları için; kentin gelişme yönü olarak görülen Bartın-Zonguldak yolu üzerinde Kutlubeyyazıcılar ve Esenyurt köyleri civarında yaklaşık 400 hektar büyüklüğünde Sanayi Alanı önerilmiştir. Bartın kent merkezi için ayrıca; merkez ilçeye bağlı mücavir alan içerisinde bulunan Dallıca yerleşmesinin kuzeyinde, imalat sanayiindeki gelişimle birlikte plan döneminde ihtiyaç duyulabilecek yaklaşık 51 hektar büyüklüğünde küçük sanayi alanı önerilmiştir." bilgisi yer almaktadır. Alıntısı yapılan ilk cümlenin başında sanayi, depolama ve lojistik ihtiyaçları için önerildiği belirtilen alan, cümlenin sonunda altı çizili olarak yalnızca sanayi alanı olarak belirtilmiştir. Ancak plan lejantında önerilen alanın kullanımı olarak sanayi, depolama ve konut dışı kentsel çalışma alanı yazılıdır. Rapor'un başka bölümlerinde Bartın OSB'nin 71 hektar alanı olduğu, yapılan 55 hektar eklemeyle toplam alanının 126 hektara yükseldiği, kentte ayrıca iki küçük sanayi sitesinin bulunduğu belirtilmiştir. Bu durumda, OSB dışında yer alan ve rapor'da bir bölümünün ruhsatsız olduğu belirtilen sanayi kuruluşlarıyla birlikte Bartın Merkez İlçe sınırları içinde halen en az 150 hektar sanayi alanının bulunduğu tahmin edilebilir. Eklenecek 451 hektar sanayi alanı ile birlikte (400 hektarın tümü sanayi alanı olarak kullanıldığı taktirde) sanayi alanları toplamı yaklaşık 600 hektar olacaktır. Sanayi bölgelerinde hektar başına çalışan kişi sayısının 20-40 arasında olabileceği dikkate alındığında, Bartın merkez ilçe sınırları içinde 12 bin ile 24 bin arasında çalışan için sanayi alanı planlandığı ortaya çıkmaktadır. Yeni önerilen yaklaşık 400 hektar alanın ne kadarının sanayi alanı olacağı belli olmadığı için en az 12 bin kişinin ne kadarının sanayide çalışacağının kesin olarak belirlenmesi mümkün değildir.

Dava konusu Çevre Düzeni Planımda "sanayi alanı, depolama alanı ve konut dışı kentsel çalışma alanı" lejantı altında yapılan düzenleme, Resmi Gazetemin 17.2.2009 tarihli 27144 sayısında yayımlanan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ekinde yer alan 1/100.000 ve 1/50.000 ölçekli plan lejantına göre değerlendirildiğinde, Yönetmelik Eki lejantta böyle bir lejantın bulunmadığı, üç arazi kullanışı için ayrı ayrı lejant tanımlandığı görülmektedir. Çevre düzeni planlarının, planlanan alanda yer alması öngörülen kullanımların çevresel etkilerini dikkate almaları gerekmektedir. Sanayi tesislerinin önemli çevresel etkileri söz konusu olabilecek olmasına karşın, depolama ve konut dışı kentsel çalışma alanı kullanımlarının önemli çevresel etkilerinin olması beklenmemektedir. Ayrıca, sözü edilen üç kullanımı içeren lejantla planlanan yaklaşık 400 hektar alanda her kullanımın payı belirsizdir. Bu nedenle, yukarıda belirtildiği üzere, Bartın İl merkezinde ne kadar sanayi alanı ayrıldığını ve ayrılan alanların yeterli (veya fazla) olup olmadığını kesin olarak belirlemek olanaklı değildir. Bilirkişi kurulumuz, dava konusu çevre düzeni planında çevresel etkileri olabilecek Sanayi Alanı ile çevresel etkileri olması beklenmeyen depolama alanı ve konut dışı kentsel çalışma alanı kullanımlarının aynı lejant altında toplanmasının çevre düzeni planının işlevi ile bağdaşmadığı, planda her kullanım için ayrılan alanın yeterliliğinin kesin olarak hesaplanmasının mümkün olamadığı, bu nedenle sanayi alanı, depolama alanı ve Konut Dışı Kentsel Çalışma Alanı kullanımlarının tek lejant altında kullanılmasının ilgili Yönetmelik ile planlama ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı görüşündedir.
Sonuç olarak, dava konusu planda sanayi alanı, depolama alanı ve konut dışı kentsel çalışma alanı olarak planlanan yer, Bartın Çayı vadisinin dışında ve Üniversite alanına yakın olması nedeniyle olumsuz çevresel etkileri bulunmayan sanayiler için uygun bir yer olabilir. Ancak yukarıda belirtildiği gibi, sanayi için gerçekçi çalışan sayısı ve alan kestirimleri yapılarak, marjinal tarım toprakları üzerinde, daha küçük ölçekte ve yalnızca bu sektör için planlanabileceği görüşündeyiz." yönünde görüş belirtilmiştir.
Sözü edilen bilirkişi raporunun taraflara tebliği üzerine davalı idarece yapılan itirazlara ayrıntılı bir inceleme ürünü ve karar vermeye yeterli görülen bilirkişi raporu karşısında itibar edilmemiştir.
Bilirkişi raporu ve dosyadaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi sonucunda;
Dava konusu planda bölgesel çalışma alanı olarak belirlenen alanın Filyos Vadisi'nin denize açıldığı yeraltı su seviyesinin ve Filyos Çayı'nın debisinin en yüksek bölümü olarak taşkın riskinin en yüksek olarak algılanan kısmı olduğu, Filyos Çayı'nın seddelere alınmasının, taşkın riskini kontrol altına alacak yatırımlar tamamlanmadan işlevinin bulunmayacağı mevcut yatırım bütçeleriyle yatırımların plan dönemi içinde bitirilmesinin olanaklı görülmediği, Küresel ısınma nedeniyle deniz seviyesinde beklenen yükselmenin de etkisiyle sanayi yatırımları için burasının Vadi'nin en dezavantajlı bölümü olarak tanımlanabileceği, bu nedenlerle bu alanın, bölgesel çalışma alanı kullanımı için fiziksel özellikleri bakımından uygun bir yer olmadığı, tespit edilmiştir.
Diğer taraftan, dava konusu planda bölgesel çalışma alanı olarak belirlenen bölgenin Ramsar Sözleşmesi kapsamında tescili yapılmamış olmakla birlikte bir sulak alan olduğu, "Kuş Cenneti Tabiat Anıtı" olarak ilan edilebilecek düzeyde habitat özelliğine sahip olan bu alanın bölgesel çalışma alanı lejantı ile endüstri bölgesi olması halinde, ağır sanayi uygulamalarının sulak alan için ciddi bir tehdit oluşturacağı, bu alanın endüstri bölgesine dönüştürülmesi için tarih boyunca oluşan doğal yapının tümüyle değiştirilmesinin gerektiği, bunun sonucunda Filyos Çayının seddelere alınacağı, sulak alanlar kurutularak orman ve tarım arazileri ile birlikte sanayi parsellerine dönüştürüleceği, böylece çok özgün doğal özellikleri olan bir alanın kentsel alan haline dönüştürülmüş olacağı, Filyos Vadisi'nin doğal özellikleri ve taşkın riski nedenleriyle yapılaşma dışı bırakılması gereken bölümünün Çevre Düzeni Planı'nda bölgesel çalışma alanı kullanımına ayrılmasının planlama ilkeleri ve kamu yararına uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Diğer taraftan çevresel etkileri olabilecek sanayi alanı ile etkileri olması beklenmeyen depolama, konut dışı kentsel çalışma alanı ve liman gerisi alan kullanımlarının aynı lejant altında toplanmasının çevre düzeni planının işlevi ile bağdaşmadığı, gibi, aynı başlık altında toplanmasının ilgili yönetmenliklerin lejantlarına da uygun olmadığı, bu nedenle Filyos Çayı'nın denize döküldüğü alanda bölgesel çalışma alanı lejantı kullanılmasının planlama ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.
Aynı şekilde, dava konusu çevre düzeni planında Bartın İl Merkezi sınırları içinde, Zonguldak yolu üzerinde çevresel etkileri olabilecek sanayi alanı ile etkileri olması beklenmeyen depolama alanı ve konut dışı kentsel çalışma alanı kullanımlarının aynı lejant altında toplanmasının çevre düzeni planının işlevi ile bağdaşmadığı, planda her kullanım için ayrılan alanın yeterliliğinin kesin olarak hesaplanmasının mümkün olamadığı, bu nedenle sanayi alanı, depolama alanı ve konut dışı kentsel çalışma alanı kullanımlarının tek lejant altında kullanılmasının mevzuat ile planlama ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Zonguldak-Bartın-Karabük planlama bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Filyos Vadisinin belirlenen bölgesel çalışma alınına ilişkin kısmının ve Bartın İlinde belirlenen bölgesel çalışma alanına ilişkin kısmının iptaline; aşağıda dökümü yapılan toplam 5.640,27 TL yargılama giderleri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir edilen 1.800.-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, artan posta avansının davacının göstereceği hesap numarasına iadesine, keşif avasından kalan 2.564,13 TL' nin davacıya iadesine bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere 26/12/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :Çevre düzeni planı kararlarının kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması gerektiği, dolayısıyla nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim alanlarının belirlenmesi, bu doğrultuda, tarım alanları, orman alanları, meralar, jeolojik açıdansakıncalı alanlarının korunması gerektiği bu tür alanlarda, münferit kentsel gelişme taleplerinin ise plan bütünlüğü gözönünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Genel ilke olarak, plan kararları ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.
Bu amaç çerçevesinde, Çevre Düzeni Planı ölçeğinde hangi usül ve esaslara göre planlama yapılacağı ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmeliklerde düzenlenmiştir.
Davaya konu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının genel hükümlerinin V.2. sayılı maddesinde, Bu planın; Plan Paftaları, Plan Hükümleri ve Plan Açıklama Raporu’yla bir bütün olduğu, V.4. Sayılı maddesinde, Bu planın onayından önce onaylanmış Çevre Düzeni Planları, bu planın onayı ile Planlama Bölgesi kapsamında yürürlükten kalkacağı, bu Çevre Düzeni Planları doğrultusunda yapılan alt ölçekli planların imar uygulaması görmüş olan kısımları yürürlükte olup, diğer kısımlarında bu plan kararlarına göre uygulama yapılacağı, V.5. sayılı maddesinde, bu plan ile belirlenmiş olan Planlama Alt Bölgelerinde, 1/25 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planları 3 yıl içinde Valiliklerce yatırım programına alınarak, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu uyarınca, bu planın hedeflerine, koruma, gelişme, planlama ilkelerine ve plan hükümlerine bağlı kalınarak hazırlanacağı ve onaylanacağı, V.9. sayılı maddesinde, bu plan sınırı içerisinde, alt ölçekli planların yapılması sürecinde kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınmasının zorunlu olduğu, V.10. Sayılı maddesinde, bu plan üzerinden ölçü alınarak imar uygulaması yapılamayacağı, bu plan ile belirlenen kentsel kullanım alanları, tamamının kullanıma/yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu sınırların şematik olup, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda, doğal, yapay ve yasal sınırlar çerçevesinde, bu planın nüfus kabullerine göre belirlenen alansal büyüklüğü aşmayacak şekilde kesinleşeceği, V.13. sayılı maddesinde, Bakanlık ve ilgili idarelerce onaylanan her tür ve ölçekteki plan, konusuna ve ilgisine göre, ilgili kurum ve kuruluşlara gönderileceği, V.16. sayılı maddesinde, Kentsel ve kırsal yerleşmelerin gelişme alanlarının doğal eşiklerin göz önüne alınarak verimi düşük tarım alanlarında oluşturulmasının sağlanacağı, V.17. sayılı maddesinde, Havzadan havzaya, bölgeden bölgeye sınır aşan yüzeysel suların havza içerisindeki ilgili idarelerce korunarak, kirletilmeden kullanılmasının sağlanmasının esas olşduğu, kirliliği önleyici tedbirlerin ilgili idarelerce alınacağı, V.18. sayılı maddesinde Yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını kirletici faaliyetlere izin verilemeyeceği, hükümlerine yer verilmiştir.
14.06.2014 tarihli, 29030 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve 38. maddesiyle Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliği yürürlükten kaldıran Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin Mekansal Kullanım Kararları ve Esasları Başlıklı 5. maddesinin 1. Fıkrasının b) bendinde, çalışma alanları, planlarda merkezi iş alanı, ticaret, hizmet, turizm, sanayi, toplu işyerleri, endüstiriyel gelişme bölgesi, lojistik bölgeler gibi kullanımlar için belirlenen alanlardır diye tanımlanmış,
Yönetmelik eki lejantta ise kentsel çalışma alanları başlığı altında, merkezi iş alanı, ticaret alanı, ticaret ve konut alanı, ticaret-turizm alanı ....... konutdışı kentsel çalışma alanı, .... sanayi alanı, ... depolama alanı gibi kullanımlar sayılmıştır.
Yukarıda bahsedilen genel ilkeler uyarınca davaya konu olan planlamanın filyos vadisine ilişkin kısmında çalışma alanı başlığı altında sanayi alanı, depolama alanı, konut dışı kentsel çalışma alanı ve liman gerisi alan kullanımlarının Çevre Düzeni Planının ölçeğinin gereği olarak birlikte getirilmesinin mevzuata şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı söz konusu kullanım kararlarına ilişkin olarak somut alan ve kullanım koşullarının alt ölçekli planlarda detaylandırılacağı sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte yandan; Yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda, Bartın ilinde bölgesel çalışma alanı, olarak belirlenen alanda, sanayi alanı, depolama alanı, konut dışı kentsel çalışma alanı kullanımların getirildiği, bu kullanımların tek lejant altında kullanılmasının mevzuata ve plan lejantlarına uygun olmadığı, belirtiltmiştir.
Bu bağlamda değerlendirme yapıldığında Bartın ilinde bölgesel çalışma alanı başlığı altında, sanayi alanı, depolama alanı, konut dışı kentsel çalışma alanı kullanımlarının bir arada getirilmesinin mekansal planlar yapımı yönetmenliğindeki tanımlar ile eki lejantlarına uygun olduğu açıktır.
Davaya konu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu bağlamda, değerlendirme yapıldığında üst ölçekli çevre düzeni planı yapılırken tarım alanlarına ilişkin görüş alınmamasının planı kusurlandıramayacağı, 1/100000 ölçekli çevre düzeni planının şematik, leke planı olduğu, detaylandırmaların alt ölçekli imar planlarında yapılacağı açıktır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyu ile Dairemizin çoğunluk yönündeki kararına katılmıyorum.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın