5. Daire 2017/8146 E. 2021/2797 K. — Danıştay Kararı :: Hukuk Asistan
Danıştay Kararı

5. Daire 2017/8146 E. 2021/2797 K. — Danıştay Kararı

5. Daire 2017/8146 Esas 2021/2797 Karar 29.09.2021
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2017/8146 E.,  2021/2797 K.

T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/8146
Karar No : 2021/2797

DAVACI : ...

DAVALI : ...Kurulu / ...
VEKİLİ : Av. ...

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ...sayılı kararına karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ...tarih ve ...sayılı kararının iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin, masumiyet karinesinin, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, hakkında somut delil sunulamadığı iddia edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI :Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...N'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi yönünde karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI ...K'İN DÜŞÜNCESİ: Dava, FETÖ/PDY örgütü ile İltisak ve İrtibatı sabit görülen davacının yargıya mensubiyetinin uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu kararının iptali ve yoksun kalınan haklarının tazmini istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz. Meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Hakim ve savcıların meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.", Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, ... meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 53. maddesinde," Hakim ve savcıların bu kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi... hallerinde görevleri sona erer." hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. Maddesinin (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmalan uygun görülmeyenler hakkında karar verme işlemi Kurulun görevleri arasında sayılmış, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günlü darbe girişimi sonrası; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa'nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükümete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki tavsiye kararı üzerine Bakanlar Kurulu'nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olanların mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ve belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alındığında davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir.
Ceza yargılamasında hükme esas alınacak kanıtların kesin ve şüpheye mahal bırakmayacak kuvvette olması gerekir. Ancak disiplin cezalarında her türlü done değerlidir ve kanaat oluşumu için önem arzeder.
Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir.
Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur.
Dosyanın içeriğinden ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
...tarih ve ...sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ...tarih ve ...sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Diğer yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ...Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun, ...Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile; "...hükmün 2. bendinde yer alan “3713 sayılı yasanın 5. maddesi” ibaresinin çıkartılarak yerine “3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesi” ibaresinin eklenmesine, TCK'nun 221/4.maddesinin uygulandığı 3.bentte yer alan "1/3" ibaresinin çıkartılarak yerine "3/4" ibaresinin eklenmesine, yine aynı bentte bulunan "5 YIL" ibaresinin çıkartılarak yerine "1 YIL 10 AY 15 GÜN" ibaresinin eklenmesine, TCK'nun 62.maddesinin uygulanmış olduğu 4.bentte yer alan "4 YIL 2 AY" ibaresinin çıkartılarak yerine "1 YIL 6 AY 22 GÜN" ibaresinin eklenmesine, hükmün 9.bendinden sonra gelmek üzere "Sanığın daha önce kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkum edilmemiş olması ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde bir daha suç işlemeyeceği yönünde olumlu kanaat oluşması nedeni ile 5271 sayılı CMK 231. maddesi gereğince HÜKMÜN AÇIKLANMASININ CMK 231/5. MADDESİ GEREĞİNCE GERİ BIRAKILMASINA, CMK 231/8 maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmış olması sebebiyle sanığın 5 yıl süre ile denetim süresine tabii tutulmasına, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük olmadan geçirilmesine, CMK 231/10 maddesi gereği sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemediği takdirde davanın düşürülmesine aksi halde CMK 231/11 maddesi gereği HÜKMÜN AÇIKLANMASINA, kararın mahsus sisteme kaydına" ibaresinin eklenmesi..." suretiyle (düzeltilerek) esastan reddedildiği, UYAP ortamında yapılan inceleme sonucunda, davacı hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 231. maddesinin 5. fıkrası uyarınca verilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 29/06/2020 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."

3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı ...kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da ...adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. …...abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “...isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …..., hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …...bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra ..., bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada ...kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.

ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş "ByLock Tespit Tutanağı" yer almaktadır. Anılan Tutanakta; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 16/12/2016 tarih ve 2016/180056 sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda davacının 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 73816. satırında kaydının olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin 0532.....28, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının ..., tespit edilen ilk tarihin 06/09/2014 olduğu belirtilmiştir.
Bununla birlikte davacının yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı gerekçeli kararında; "...sanık [davacı] ...'in dosyada bulunan 21/03/2017 tarihli kolluk tutanağına göre; kullanımında olan 0532.....28 numaralı gsm hattı üzerinden ...imei numaralı cihazı ile 06.09.2014 tarihinden itibaren bylock programını yükleyerek kullandığının tespit edildiği, HTS kayıtları ve sanığın [davacının] savunmasında söz konusu hattın sanığın [davacının] kullanımında olduğunun sabit olduğu, sanığın [davacının] alınan savunmasında bylock programını kullandığını ikrar ettiği görülmüştür. ... bu hususta 0532.....28 numaralı hatta ilişkin dosya arasında bulunan bylock HTS baz kayıtlarına göre sanığın [davacının] 0532.....28 nolu GSM hattı üzerinden 06.09.2014 tarihinden 03.11.2014 tarihine kadar ... ip adresine bağlandığı ve bylock serverine giriş yaptığı, ayrıca ...nolu ip ye de bağlanıldığı, toplam 157 giriş kaydının görüldüğü, sanığın [davacının] konuya ilişkin alınan savunmasında bylock programını "..." kullanıcı adı ve "..." şifresi ile kullandığını ikrar ettiği, bu şekilde dosyada bulunan bylock tutanağı, sanık [davacı] ikrarı, bylock HTS baz kayıtları ve dosya kapsamından; sanığın [davacının] bylock programını kullandığının sabit olduğu, sanığın [davacının] örgütün gizli haberleşme programı olan bylocku kullandığının tespit edilmesi karşısında bylock kullanma eyleminin başlı başına örgüt üyeliği suçunun sübutu açısından yeterli delil olarak kabul edileceğinin açık olduğu anlaşılmıştır." tespitlerine yer verilmiştir.
Davacı tarafından, kendisi hakkında düzenlenen "ByLock Tespit Tutanağı"na karşı; söz konusu haberleşme programının 2013 yılında yasal olarak Google Play uygulamaları içerisinde indirilebilen ve herkes tarafından kullanılabilen bir program olduğu, hiçbir gizli örgütsel amaca hizmet etmeksizin kısa bir süre için sadece bir tavsiye sonucu kullandığı, FETÖ örgütüne üye olup olmadığını bilmediği diş hekimi G.E. isimli şahısla yapılan gündelik konuşmaları içeren bir program olduğu, bu programın yasadışı bir örgüt veya benzeri illegal bir oluşum kapsamında kullanılan bir program olduğunu bilmediği, terör aktivasyonu şeklinde kullanımının da olmadığı, terör örgütü iletişim aracı olarak kullanıldığını bilmesinin mümkün olmadığı, programın aktif ve etkin kullanılmaması sebebiyle 2014 yılı sonunda sildiği beyan edilmiştir. ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve davacı hakkında düzenlenmiş olan "ByLock Tespit Tutanağı"nın birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen "ByLock Tespit Tutanağı"nın incelenmesinden; davacı tarafından 0532.....28 GSM numarasından, ...IMEI numaralı cihazla ByLock uygulamasının yüklendiği anlaşılmaktadır.

b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları ve Davacının Kendi Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Avukat olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.T.'ye ait, Denizli KOM Şube Müdürlüğü biriminde düzenlenen 20/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "......[...]: Bu şahsı K.K.isimli şahısın yanında staj yaparken H.K. isimli şahıs ile ortak hukuk bürosunda çalıştığını biliyorum. Bu şahsında yapı ile bağının olduğunu çevremden duydum hatta bu şahısın Hakim olup sonradan yapı ile ilgili olduğu gerekçesi ile mesleğinden ihraç edildiğim duydum. Eşininde Belediyede Avukat olduğunu sonrasında istifa ettiğini duydum..."
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan ve davacı hakkında ...Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ...tarihli ve Soruşturma No:..., Esas No:..., İddianame No:... numaralı iddianamede yer alan Denizli Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/4264 soruşturma numaralı dosyası kapsamında 03/04/2017 tarihinde şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan İ.S.'nin ifadesi; ''...... isimli şahsı tanırım FETÖ/PDY'nin bir terör örgütü olduğunun ben ve herkes 17-25 Aralık ile MİT krizi sonrasında öğrendik. Bu tarihten önce hatırladığım kadarı ile 2011 yılında yine bu yapıdan olan bazı arkadaşlarımızın çağrısı üzerine birkaç sohbete katıldım. Bu sohbetlerin bir ikisinde ...'i gördüm ancak oda benim gibi çağrı üzerinemi gitti yoksa o yapıyamı bağlı ben bilmiyorum...''
Aynı şahsın, davacının yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı gerekçeli kararında yer verilen beyanı; "Önceki beyanlarım doğrudur. 2011 yılında, Denizli İncilipınar'da bir mahallede bir eve gitmiştik, evin kime ait olduğunu bilmiyorum. E.K., İ.Ü., H.K. ve sanık [davacı] olduğunu hatırlıyorum. Bu toplanma aslında arkadaş toplanması olarak gerçekleşecekti, diş hekimi olduğunu hatırladığım bir şahıs buraya gelerek sohbet vermişti. Kendi aramızda sohbet ettikten sonra son 15 dakika Fetullah Gülen'in kitaplarından okundu diye hatırlıyorum. Biz bu yapının vatan haini olduğunu 15 temmuz sonrası öğrendik. 2011 yılı içerisinde 3-4 sohbete ben de katılmıştım. 2012 başlarından itibaren de bu yapının sohbetlerine katılmadım. Ben 3-4 sohbete katıldıysam, 1-2 tanesinde sanığı [davacıyı] gördüğümü hatırlıyorum. Sohbetlere katılmam hususunda bana E.K. ya da İ.Ü.'nün çağrı yaptığını hatırlıyorum. Benim 2011 yılı ve 2012 yılı arasında sohbetlere nadir gittiğim olmuştur. Sanığın [davacının] 2012 sonrasındaki eylemleri hakkında bir bilgim yoktur, kendisinin sohbetlere devam edip etmediği hususunda da bir bilgim yoktur, benim konu ile alakalı bilgim ve görgüm bundan ibarettir."
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan ve davacı hakkında ...Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ...tarihli ve Soruşturma No:..., Esas No:..., İddianame No:...numaralı iddianamede yer alan Denizli Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/4264 soruşturma numaralı dosyası kapsamında 03/04/2017 tarihinde şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan M.N.'nin ifadesi; "......'i tanıyoum kendisi benden sonra mesleğe başlamıştır...2012 yıllarında mesleğe yeni başlamış bir avukat olarak yine meslsektaş arkadaşlarımla birkaç kez yemek ve sohbet amaçlı toplanmış olabiliriz. Ancak ben toplantılardan örgüt ile ilgili bir şey konuşulduğunu hatırlamıyorum.''
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan ve davacı hakkında ...Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ...tarihli ve Soruşturma No:..., Esas No:..., İddianame No:...numaralı iddianamede yer alan Denizli Cumhuriyet Başsavcılığının ... soruşturma numaralı dosyası kapsamında 03/04/2017 tarihinde şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan S.A.'nın ifadesi; '' ...Ben ...'i isimli şahsı tanırım Mehmet, H.K. ile birlikte bir dönem çalıştı. E.K. ve İ.Ü.'yü de o yapıdan olmasından dolayı bilirim. Ancak kendileri ile ilgili herhangi bir toplantıya sohbete katılmış değilim. Ancak yine bu avukat arkadaşlarımızın çağrısı üzerine 2007 yılından 2013 yılına kadar toplam 4-5 kez bu kişilerle oturup yemeğe, sohbete gitmişliğim olmuştur. Ancak hiç bir şekilde cemaatin bir sohbetine katılmadım."
Davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı gerekçeli kararında yer verilen tanık Y.G.'nin beyanı; "...'i eski eşim F.G. sebebi ile tanırım, sanık ... tam hatırlamamakla beraber 2015-2016 yılları arasında F.G. ile ortak ikametimizde, başka şahıslarla da birlikte olmak üzere toplanır, konuşur, sohbet ederlerdi. Ben bulundukları odaya çay veya benzeri ikramlarda bulunmak amacı ile giriyordum. Toplantılarda bazen namaz kılınır, bazen sohbet edilirdi ancak kapı genelde kapalı tutulduğundan tam olarak içeriği hakkında bilgi sahibi değilim. Benim konuya ilişkin bilgim ve görgüm bundan ibarettir... Bazen haftada 1, bazen 15 gün olmak üzere eşim F.G.'nin düzenlediği sohbetlere sanık [davacı] da katılırdı. Daha önceki beyanımda toplantılarda FETÖ/PDY elebaşının CD'lerinin izlendiğini, yine USB bellekten Fetullah Gülen'in yorumlarını dinlediklerini beyan etmiştim. Bu beyanımın arkasındayım. Ancak şu hususu eklemek istiyorum; FETÖ/PDY elebaşının görüntüleri ve yorumları her sohbette dinlenilmez ve seyredilmezdi... ...'i simaen tanıyorum. Sanığın [davacının] katıldığı sohbetlerde O.Ö., K.K., E.K. isimli şahıslar da yer almakta idi ancak her sohbette bir arada bulunmuyorlardı. Çünkü sohbet grubundaki katılımcılar zaman zaman değişmekteydi... Ben sanığı [davacıyı] sohbetlerde gördüm ancak sanığın [davacının] sohbetlere katılım sıklığını hatırlamıyorum hatırladığım kadarı ile bu süreçte ...'in bir kız çocuğu dünyaya gelmişti. Hatta G.E. Kod isimli şahısla sanığın [davacının] yenidoğan kızı için hayırlı olsun ziyaretine gitmiştik. Sanığın [davacının] 2015-2016 yılları arasında sohbetlere katıldığını hatırlıyorum ancak net bir tarih aralığı vermem mümkün değildir..."
Bununla birlikte aynı gerekçeli kararda; "...Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ...tarih, ...Soruşturma-...Esas-...numaralı iddianamesinde Y.G.'nin 03/03/2017 tarihinde şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde: "...eşi olan F.G.'nin 2015-2016 yılları arasında haftada bir kez kendi evlerinde, diğer haftalarda ise başkalarının evlerine sohbet toplantılarına gittiğini, eşinin sohbet toplantılarından sorumlu olduğunu, kendi evlerine sohbete gelenler arasında avukatların olduğunu bildiğini , baro avukat listesinden teşhis yapmak istediğini, sohbet toplantılarına eşi F.G. ve eşinin arkadaşı G.E.'nin sohbet grubunda olan avukatların isimlerini yazdırmak istediğini" beyan etmesi üzerine aynı gün şüpheli Y.G.'ye Denizli Barosuna ait isim levhası gösterilmiş, kendisine gösterilen levhadan iş bu dosyaya konu şüphelilerden bir kısmını teşhis ederek bu avukatların (F.K., K.K., H.K., ..., O.Ö., Y.Y. ve E.K.) kendi evinde eşi F.G. tarafından düzenlenen sohbet toplantılarına katıldıklarını, terörist başı M.Fetullah GÜLEN'in CD'lerini seyrettiklerini ve USB bellekten Fethullah GÜLEN'in yorumlarını dinlediklerini beyan ederek bu hususları belirtir fotoğraf teşhis tutanağı tanzim edildiğinden bahsedilmiştir." tespitlerine yer verilmiştir.
Davacı tarafından; S.T. isimli şahsın duyuma dayalı ifadesine dayanılarak etkin bir soruşturma yapılmaksızın meslekten çıkarılmasına karar verilmesinin Anayasa, kanun ve Yüksek Mahkeme içtihatları ile çelişki yarattığı beyan edilmiştir.
Bununla birlikte, davacının, hakkında Kars Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/02/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...2009 yılından 2012 şubat ayına kadar Denizli Çardak'ta kendi avukatlık büromda serbest avukatlık yaptım. Eşim Denizli Belediyesine avukat olarak atanınca il merkezine gelme durumum hasıl oldu ve il merkezinde avukatlık yapabileceğim büro ararken H.K. ile tanıştım. Normalde dünya görüşümüz ve siyasi görüşümüz uyuşmaz. Kendisi sol düşünceye sahip sosyal demokrat birisi olarak görülür. Ancak ben milliyetçi kökenli birisiyim. Her ne kadar bu şartlar altında uyuşamaz gözüksek de eşimin durumu itibariyle avukat ortaklığı kurmayı kararlaştırdık. Ben kendisini daha önce tanımazdım. Tamamen tesadüfen tanıştık. Beraber çalışmaya başladıktan sonra kendisinin sorumsuz ve işi önemsemeyen birisi olduğunu anladım. Ancak ortaklığımız devam etti. Tanışıp çalışmaya başladıktan sonra kendisi yavaş yavaş benim odama gelip gitmeye başladı. Ben dini bilgisi kuvvetli olan birisi değilim. En fazla cumadan cumaya namaz kılarım. H.K. bu durumu farketmiş olacak ki benim yanıma geldikçe dini sohbetler etmeye, dini konularda kendimi yetiştirmem konusunda bana telkinlerde bulunmaya başladı. Ben bu durumu çok da önemsemiyordum. Bu şekilde çalışma ve büro ortaklığımız devam etti. Bir gün kendisi beni evine çay içmeye davet etti. Ailesinin il dışında olduğunu, beraber sohbet, muhabbet edebileceğimizi söyledi. Ben durumda abest bir şey görmedim ve H.K.'nın evine gittim. Evin adresini hatırlamıyorum ancak Denizli ili Servergazi Bölgesinde bir apartman olduğunu hatırlıyorum. Şunu da belirtmek isterim ki daha sonraki süreçte bu evin de H.'ye ait olmadığını, kayınpederinin evi olduğunu öğrendim. Tam hatırlamıyorum ama 2012 yılı ortalarında bu eve gittim. Ben normalde ikimizin olacağını düşünüyordum. Ancak eve gittiğimde Denizli Barosundan ismen bildiğim, herhangi bir samimiyetimin olmadığı serbest avukat olarak görev yapan E.K., S.G., A.R.Ö., M.N. ve ismini hatırlayamadığım bir kişinin dana evde olduğunu gördüm. Normal mesleki tartışmalardan sonra dini konulardan konuşuldu. İşin gerçeği ben mesleki konuşmalardan sonra dini konulara nasıl geçildiğini ve niye böyle bir şeyin olduğunu pek hatırlamıyorum. Bu şekilde konuşup tanıştıktan sonra ayrıldık. Normal çalışma hayatım devam etti. Bu sohbette tanıştığım Av. E.K. daha sonraki zamanlarda benim büroma ziyaretlere gelmeye başladı. Kendisi görünüşte sohbeti hoş, kafa dengi bir arkadaştı. Bu şekilde sohbetimiz devam ederken beni yine bir toplantı yapacaklarından bahsederek toplantıya çağırdılar. Tam tarihleri hatırlamayabilirim ancak 2012-2013 yıllarıydı, Denizli İl Tarım Müdürlüğünün arkasındaki bir apartmanın ikinci katında E.K. ile buluştum. Ben gittiğimde yine serbest avukat olarak görev yapan İ.Ü., S.A. ve İ.S. bu evdeydi. Ayrıca sonradan isminin G.E. olduğunu öğrendiğim Denizli'de serbest diş hekimi olarak çalışan bir kişi de evdeydi. Normal sohbet ve muhabbetten sonra G.E. elindeki kağıttan Sait Nursi isimli kişinin yazdığı kitaplardan bir kesit okudu, bunu yorumladı. Şu an ne olduğunu tam hatırlamıyorum. Bu şekilde dini konuşmalar yapıldı. Oruç tutmak, namaz kılmak, sadaka vermek gibi konulardan konuşulduktan sonra toplantı bitti ve dağıldık. 2013 yılı içinde G.E. biz tanıştıktan sonra benim büroma ziyaretlere gelmeye başladı. Ancak anladığım kadarıyla kendisi zaten H.K.'yı tanıyordu. Büroya gelince önce onun yanma gider, sonra benim yanıma gelirdi, Bende kendisi ile tanıştıktan sonra birkaç defa diş rahatsızlığım nedeniyle G.E.'ye muayene olmaya gitmişimdir. Bu şekilde tanışıklığımız ilerledi. Tam tarih veremiyorum ancak uzun bir süre bu şekilde sohbet ettik ve kendisi bir gün beni yine arkadaşları ile toplantı yapacağından bahsederek toplantıya çağırdı. Ben her ne kadar G.E. ile arkadaşlık etsem de dünyevi ve siyasi görüşler nedeniyle kendisi ile uyuşamıyordum. Ancak bunu tartışma konusu da etmiyordum. Bu nedenle ben kendisinin ilk davetine katılmadım. Aradan belli bir süre geçtikten sonra kendisi yine bir gün büroya ziyarete geldi ve H.K.'nın bana çok güvendiğini söyledi. Ben buna bir anlam veremedim. Zira normal kendi halinde serbest çalışan bir avukattım ve işin gerçeği H.K.'nın sorumsuzlukları nedeniyle kendisinden pek de haz etmezdim. G.E.'nin neden böyle bir şey söylediğine anlam veremedim ve bu durumu sorduğumda G.E. bana "ileride anlarsın" diyerek geçiştirdi. Bu konuşmamızda kendisi yoğun ısrarda bulunduğu için daha sonraki toplantı davetini kabul ettim ve yukarıda belirttiğim il Tarım Müdürlüğünün arkasındaki apartmanın bu sefer en üst katma toplantıya gittik. Zannedersem bu ev G.E.'nin kendi eviydi. Çünkü evde ben görmesem de çocuk sesleri geliyordu. Bu sefer evde yine serbest avukat olarak çalışan E.K., İ.Ü. ve H.K. vardı. Normal sohbetlerden sonra yine hatırlamadığım dini konulardan konuşulduk Ancak bu sefer farklı olarak sohbet devam ederken Türk Bayrağının yurt dışında birçok ülkede dalgalandığını, hizmet hareketinin bu iş İçin uğraştığını konuşmaya başladılar. Sohbet bu şekilde ilerlerken bu işlerin kolay olmadığı, bu işler için uğraşan bililerinin olduğu, Fetullah Gülenin bu iş için emek verdiğini anlatarak Fetullah'ı övücü konuşmalar yapıp benim ne düşündüğümü sordular. Ben de bu kişiyi çok tanımadığımı, hatta babamın bu kişi ve dahil olduğu yapı ile mücadele verdiğini, bana sordukları kişiyi ve yapıyı hiç bilmediğimi söyledim. Bu şekilde toplantı sona erdi. Uzun bir süre toplantı olmadı, G.E. ile görüşmedim. Yine tarihleri tam hatırlamıyorum ancak 2013 yılı içinde olduğundan kesin eminim G.E. büroma ziyarete geldi. Uzun süre görüşemediğimizi, ne yapıp ne ettiğini sordum. İşlerinin yoğun olduğunu, dişçilik dışında başka işlerle uğraştığını anlattı. Bu şekilde konuşma devam ederken artık benimle çok sık görüşmek istediğini söyledi. Ben de ne zaman isterse büroma gelebileceğini söyledim. Ancak kendisi fiilen çok sık buluşamayacagımızı, kendisinin çok yoğun olduğunu söyledi. Ben de o zaman telefon açmasını, mesaj atmasını istedim. O da zaten o şekilde görüşeceğimizi ancak ortalığın güvenli olmadığını, whatsapp gibi programların içeriğinin çalındığını, google play'da bulunan Bylock isimli programın güvenli olduğunu, bu programdan mesajlaşılabileceğini, herkesin bunu zaten kullandığını söyledi. Zaten programın kendisinde oldugunu, hatta internetten indirmeyle uğraşmamam gerektiğini, kendisinin yükleyebileceğini söyledi. Hatta o sırada googie Bylock programını gösterdi. Yüklemek için telefonu benden aldı. "İndirmeyle uğraşmayalım, ben de programın yedeği var” diyerek zannedersem Bluetooth üzerinden programı benim telefonuma kurdu. Yine kendisi bana "sen çok ters adamsın, sana jan janlı bir isim bulalım diyerek kullanıcı adımı "..." ve şifremi ”..." olarak belirleyip telefonu bana geri verdi. Ben programı google play’de de görünce o olaydan sonra çok da önemsemedim, G.E. yükleme esnasında zannedersem kendi kullanıcı bilgisini de programa tanımlamış. Hatırlamadığım 6 haneli bir rakam onun kullanıcı adıydı. Zaten programda bana ekli başka kimse yoktu. Yapılacak çalışmada G. ile Bylock üzerinden yaptığım konuşmalar tespit edildiğinde görülecektir ki kendisi ile günlük hal, hatır sorma dışında söz konusu yapıya dair hiçbir konuşmamız olmadı. Zaten böyle bir şey olması mümkün değildir. Kendisi bana ara sıra da dini içerikli hikaye, şiir gibi yazılar atardı. Ben zaten G.E. ve onun gibi kişilerle düzenli ve sık bir görüşme yapmadım. Olayı tam anlamadığım için normal arkadaşlık ortamı içinde bürosunu ziyaret ettiğim oldu. Birkaç defa diş muayenesine gittim. Kendisi ile düzenli bir görüşmemiz olmadığı için görüşmediğimiz zamanlar ne yapıp ne ettiğini bilmem. Sadece ara sıra İzmir’e gittiğini bana söylerdi. Bunun dışında dahil olduğu yapı ile ilgili bir bilgim yoktur. Ben sıkıntılı bir şekilde H.K. ile büroda çalışmaya devam ettim. İş sıkıntısının yanında bu arada bir de eşimle aramızda ailevi sıkıntılar yaşanmaya başladı. Sebepsiz şekilde kendisiyle sürekli kavga ediyorduk. Hatta kendisi 3-4 gün evden ayrılıp ailesinin yanma gitti. Bu tartışmalarım izin sonlanması için destek amacıyla aile terapistine gittik. Burada benim bahsetmek istediğim husus şudur ki benim bu süreçte eşimle yaşadığım tartışmalar evimizde ikimizin arasında geçiyordu. Ancak ne hikmetse tartışmadan birkaç gün sonra sanki ben bu durumu başka birine anlatmışım da o kişi de gitmiş eşime anlatmış gibi eşim benim yanıma gelerek "sen bizim özelimizi niye başkasına anlatıyorsun” diyerek bana çıkışmaya başladı. Halbuki ben eşimle aramızdaki tartışmayı hiç kimseye anlatmamışımdır. Ancak eşim sürekli bana her tartışmadan sonra bizim yaşadıklarımızı dışarıda avukat çevresinde herkesin konuştuğunu söylüyordu. Ancak hiçbir zaman bana şundan veya bundan duydum diyerek isim vermedi. Bu süreçte her ne hikmetse bir gün G.E. benim büroma ziyarete geldi. Eşimle sıkıntı yaşayıp yaşamadığımı sordu. Ben bu duruma şaşırdım ve kendisini ilgilendirmeyeceğini, her aile içinde anlaşmazlık olabileceğini söyledim ve bunu nereden duyduğunu sordum. O da etrafta bu şeylerin konuşulduğunu söyledi. Ama daha önemlisi eşimin zaten sıkıntılı bir tip olduğunu, eğer anlaşamıyorsam bir kere barışmayı denemem gerektiğini, aksi durumda boşanarak bu işi çözebileceğimi bana tavsiye etti. Belirtmek isterim ki benim eşim Avşar Türkmenidir. İki defa bakimlik-savcılık mülakatından elenmiştir. Kendisi sürekli her ortamda Fetullah Gülen ve cemaatinin ikiyüzlü olduğunu, iyilik gibi gözüken çalışmalarının bir maske olduğunu, benim babamın yıllarca bunlarla mücadele ettiğini söyleyerek bu yapıya muhalif olduğunu her zaman belli ederdi. Ben arasıra kendisine bu kadar sert çıkmamasını, siyasi olarak Fetullah Gülen ve cemaatinin iktidara yakın olduğunu, yurtdışında birçok okulları olduğunu, devletin onlan desteklediğini söylerdim. Ancak yine de kendisi fikirlerini değiştirmezdi. Zannedersem bu yapı eşimin bu kendilerine muhalif duruşundan hoşnut olmadığı için beni eşimden ayırmaya çalışarak boşanmam konusunda telkinde bulundu. Ancak kesinlikle eşimle kavga etsek de boşanma aşamasına gelmedik. Devam eden süreçte 17-25 aralık olayları yaşandıktan sonrakimin davet ettiğini, yerini ve zamanını çok hatırlamıyorum ancak yine G.E., İ.Ü., ben ve soyismini hatırlamadığım O. ile yine serbest avukat olarak çalışan K.K. ile beraber buluştuk. Gördüğüm kadarıyla diğerleri çok tedirgindi. Sürekli her şeyin düzeleceği, zor zamanların geçeceğinden bahsediyorlardı, özellikle Bank Asya'nın batırılmaya çalışıldığı, Bank Asya'ya yönelik operasyon yapıldığından bahsediyorlardı. Ben zaten daha önce bu kişilerle buluştuğumuzda Bank Asya'nın insanları kandırarak faizi kar payı olarak gösterip insanları sömürdüğünden bahsetmiştim. Yine aynı şeylerden bahsedip bankanın devlet bankası olduğunu, devletin kendisine çelme takmayacağını söyledim. Bu sefer hepsi birden benim çoğu şeyi bilmediğimi, başka planların olduğunu, bankanın mağdurlara yardım ettiğini, fakir fukaraya destek olup ihtiyacı olanları okuttukları gibi şeylerden bahsetti ve hatta birçok kişinin amir, memur birçok çalışanın parası olmasa dahi başka bankalardan kredi çekip bu bankaya yatırdığım anlattılar ve bana halen gerçekleri görmüyorsun şeklinde çıkıştılar. Benim çok fevri olduğumu bilmediğim şeyler olduğunu söylediler. Bu süreçte ben gerçekten ne olduğunu anlamıyordum ancak aynı toplantıda bu kişiler önce benim Bank Asya'ya para yatırmamı söylediler. Ancak ben yine sert bir şekilde çıkışarak H.K.'dan birçok borç devraldığımı, imkanım olsa borçlan ödeyip kendi işime bakacağımı, para yatırmayacağımı söyledim. Sonra bana zengin müvekkillerimin olduğunu, eşimin İsviçre’de akrabaları olduğunu, bunların paralarım o dönemde çalıştığım İş Bankası, Ziraat Bankasından çekerek Bank Asya’ya yatırabileceğimi telkin ettiler. Ben de kesinlikle müvekkillerime böyle bir şey yapmayacağımı, Bank Asya'ya para yatırmayacağımı söyledim. Zaten hesaplar kontrol edilirse Bank Asya'da hesabımın olmadığı ve böyle bir para işine girmediğim görülecektir. Yine aynı toplantıda Twitter ve Facebook üzerinden hizmet hareketinin destekleneceği konuşması yapıldı. Zaten toplantıya katılanlann bir kısmının bu hesapları varmış. Benim Twitter hesabım yoktu. Facebook'u çok kullanmazdım. Twitter hesabı açmamı istediler. Ancak ben böyle bir şey yapmadım. Bana çok anlamsız geliyordu. Gerek başkasının telkiniyle bankaya para yatırmak, gerek Twitter veya facebook üzerinden paylaşım yapmak mantıklı gelmiyordu. Toplantıda diğerlerinin bana söylediği Twitter hesabı açtırdıktan sonra kimimiz milliyetçi, kimimiz ssoyal demokrat kimimiz ulusalcı, kimimiz Ak Partili bir profil oluşturacak ancak bu profillerden hizmet hareketini destekleyici sosyal bir algı yaratılacaktı. Buradaki amaç her kesimden insanların hizmet hareketine destek olduğunu göstermekti. Ancak ben kesinlikle böyle bir işe girişmedim, Twitter hesabım yoktur, böyle bir şey yapmadım. Hatta bu süreçte G.E. bana whatsapptan mesaj atarak Twitterdan sıfır çektiğimi, Twitter kullanmadığımı, bilgilerimi vererek Twitter hesabı açması gerektiğini söyledi. Ben hiç kendisini umursamadan bakarız diyerek öteledim. Ben normal avukatlık hayatıma devam ettim. 2014 yılı ocak ayındaki toplantıdan sonra G.E., İ.Ü., E.K., K.K. ve ben çok sık olmamakla beraber ve genelde cafe tarzı yerlerde buluşarak birkaç sohbet ettik. En fazla 2-3 defa bu şekilde toplandığımız olmuştur. Birkaç defa da E.K.’nın evine gittik. Genelde G.E. toplantılarda küçük not kağıtlarından bu zamanların geçeceğini, her şeyin düzeleceğine dair yazılar okurdu. Bu süreçte ben zaten H.K. ile tamamen ilişkileri kopardım, Ancak avukatlık ortaklığının mali şartlarından dolayı borçları ödemeden ortaklıktan ayrılamıyordum. Nihayetinden 2014 mayıs-haziran gibi fiilen bürodan ayrıldım. Ancak belirttiğim gibi mali şartlardan dolayı resmiyette 2014 sonuna kadar ortaklığımız devam etti. Hatırladığım kadarıyla 2014 sonlarına doğru babamın H.K. ile kardeşi A. ile arasında bir tartışma yaşandığına dair etraftan bazı dedikodular duyunca Bylock üzerinden G.E.'yi büroma çağırdım ve ne olup bittiğini sordum. O da bana babamın Merkezefendi Belediye Başkan yardımcısını ziyarete gittiği bir gün tesadüfen A.K. ve H.K.'nın da orada olduğunu, babamın bu iki kardeşe hitaben "oğlumla uğraşmayın, derdiniz neyse halledin, ortaklığa son verin, halledemezseniz ikinizin de kafasına sıkarım" şeklinde bu kişilerle tartıştığını öğrendim. Daha sonra babama sorduğumda o da durumu teyit etti. 2014 sonunda avukat ortaklığı resmen sonlandı. Ancak avukatlıktan hakimlige geçiş sınavında o dönemde 5 yıl şartı arandığı için benim de bu süreye hak kazanmama 7-8 günlük bir zaman kaldığı için net ayrılma 2015'in 1. ayında oldu. Ben 2014 aralıkta sınava girmiştim. Yazılıyı geçtikten sonra 2015 nisan ayında mülakat oldu ve ben hakim adayı olarak atandım ve Türkiye Adalet Akademisinde hatırladığım kadarıyla 2015 yılı eylül ayında eğitime başladım. 20165 yılı eylül ayında Kars Adliyesine hakim olarak atandım. SORULDU: Anlattıklarım dışında bu kişilerle çok bir münasebetim yoktur. Sadece bir defa 2013 yılı içinde İ.Ü., soy ismini bilmediğim O., E.K. ve soy ismini bilmediğim ancak avukat olmayan M. isimli kişi ile beraber Saraybosna'ya bir gezi yaptık. SORULDU: Yukarıda ismini verdiklerim dışında G.E. hatırlamadığım bir zamanda F. isimli bir öğretmeni benim büroma getirerek tanıştırdı. Bu kişi yukarıda saydığım kişileri de bir kere kahvaltıya çağırdı. Bunun dışında kendisiyle görüşmedik. Ne iş yaptığım ve görevini açıkça bilmiyorum. Birkaç defa kendisiyle G.E.’nin muayenehanesinde karşılaştık. Sadece bir defa sohbette gördüm. Denizlide bulunan Forum Çamlık'ın arkasındaki Emsan Ortaokulu çıkış kapısının karşısındaki ara sokakta bu kişinin etüt merkezi olduğunu biliyorum. Zira burada kahvaltı yapmıştık. SORULDU: Yukarıda ismini verdiğim kişilerden H.K.’nın FETÖ/PDY üyeliğinden arandığını biliyorum. İ.Ü. serbest avukatken daha sonra Denizli'deki farklı belediyelerde kamu avukatı olarak göreve başlamıştı. Ancak 15 Temmuz olaylarından sonra bu meslekten ihraç edildiğini biliyorum. E.K. da daha sonra bir belediyede görev yaparken 15 Temmuzdan önce istifa edip serbest avukatlığa döndüğünü biliyorum. M.N. serbest avukatlığa devam eder. A.R.Ö. ve eşinin 2012 civarında avukatlıktan hakim - savcılığa geçiş yaptıklarını biliyorum. Sonraki süreçleri hakkında bir bilgim yoktur. S.G.'nin serbest avukatlığa devam ettiğini biliyorum. S.A. ve İ.S. de serbest avukatlığa devam eder. Şunu belirtmek isterim ki S.G., A.R.Ö., M.N., S.A. ve İ.S.'yi 2012-2014 yıllan arasında 1 veya 2 sohbette gördüm. A.R.Ö. hakimliğe geçtikten sonra adaylık sürecinde birkaç defa daha benim büromu ziyaret etmiştir. Ancak serbest avukatlıktan kalan işleri dışında başka bir şey konuşmadık. SORULDU: Hatırladıklarım dışında H.K.'nın yanına sık sık gelen ancak benim sadece bir defa birebir mubattap olduğum Ankara'dan gelip gittiğini bildiğim hakim veya hakim adayı olan bir kişi daha vardı. İsmini hatırlayamıyorum. Esmer, seyrek saçlı, ona boylu, 30'lu yaşlarda biriydi. Görevini ve başka detayı bilmiyorum. SORULDU: 2014 sonunda yukarıda anlattığım şekilde babam, H.K. ve kardeşi ile tartıştıktan sonra H.K. büroya gelerek ayrılma işlemlerini hızlandırdı. O süreçte ben tartışma olayını bilmiyordum ve H.K.'nın normalde sorumsuz davranırken bu şekilde işleri hızlandırmasını istemesini garip karşıladım. Sonraki süreçte G.E. bana herkesin hatası olabileceğini, benim çok fevri olduğumu, insanları kırabildiğimi söyledi. Hatta kendisi ile benim aramda bir anlaşmazlık olmadığım, başkası ile görüşmese bile kendisi ile irtibatı koparmamam gerektiğini söyledi. Ancak Bylock'tan kendisine yazmamamı, ortalığın karışık olduğunu söyledi. Hatta yine bu konuşmada Bylock yerine başka bir program kullandığını, istersem yükleyebileceğini söyledi. Ben kesinlikle kabul etmedim. Görüşmek istiyorsa normal telefondan arayabileceğini veya büroya gelebileceğini söyledim. SORULDU: 2014 yılı şubat ayında H.K. bu işlerin çok zor yürüdüğünü, bir şekilde sıkıntıyı aşabileceğimizi söyledi. Ben ne olduğunu sorduğumda güzel bir reklam yaparak tamamen düze çıkacağımızı anlattı. Ben nasıl bir reklam alacağımızı sordum. Yaklaşan yerel seçimlerde bağımsız olarak belediye encümen adayı olursam reklam yapacağımızı söyledi. Ben bu işe pek sıcak bakmadım. Zaten mali sıkıntı olduğunu, bu işlerin para gerektirdiğini söyledim. O da para bulacağını, borç alacağım söyleyerek bu işi düşünmemi telkin etti. Birkaç gün sonra bana bir maliye makbuzu göstererek adaylık için gerekli harcı yatırdığını, kendisinin bu işe gireceğini söyledi ve aynı miktar parayı bana vererek istersem gidip yatırabileceğimi ve aday olabileceğimi söyledi. Ben parayı aldıktan sonra her ne kadar H.K.'yı sevmesem de bir yerde zorda kaldığım için ve bu şekilde düze çıkabileceğimizi düşündüğüm için parayı yatırdım ve sonra seçim kuruluna giderek başvuru yaptım. Ben başvuru yapmamın H.K. tarafından son güne denk getirildiğini daha sonra öğrendim. Başvuru yaptıktan birkaç gün sonra H.K. beni telefonla aradı. G.E.’nin bürosunda olduğunu söyledi ve gelmem gerektiğini, yemek yiyeceğimizi söyledi. Ben gittiğimde G..E., H.K., A.K. ve yukarıda belirttiğim tanımadığım F.isimli kişi bürodaydı. Normalde bu kişilerin olaydan haberdar olmaması lazım ancak ben gelince biraz sohbet ettikten sonra bana adaylığın hayırlı olsun demeye başladılar. Ben o anda yine oyuna getirildiğimi anladım. Çünkü devam eden süreçte H.K.'Nın parayı yatırmasına rağmen seçimlere girmediğini gördüm. Burada bu kişiler beni babamın da siyasi kimliğini kullanarak kendilerine maske olarak tanıttılar. Zira yıllarca milliyetçi cephede politika yapan, cemaatle mücadele eden babam F.K.'NIn oğlu olarak ben bile seçime giriyormuşum gibi bir algı yaratılacaktı. Amaçları her kesimden kişinin bu işle iştigal ettiğini göstermekti. SORULDU: Bylock yüklediğim telefon daha sonra kırıldığı için attım. Zaten kırılmadan önce ben Bylock programını 2014 sonlarından sonra tam tarihini hatırlamadığım zamanda silmiştim. Tekrar belirtmek isterim ki Bylock listesinde G.E. dışında kimse ekli değildi. Ben bu programda günlük "ne haber, ne yapıyorsun, ne var ne yok" gibi konuşmalar dışında hiçbir şekilde FETÖ/PDY örgütü veya başkaca siyasi bir konuşma yapmadım. Hiçbir emir talimat almadım. SORULDU: Bu yapı benim gördüğüm kadarıyla hedefini belirledikten sonra zayıf noktalarını tespit edip "bekle, gözlemle, yok et" planını ayarlayarak hedefi kendine çekmekte, istedikleri dışında bir iş yapılırsa hedefin zayıf noktalarından vurarak hedefe zarar vermekte ve istediklerini yaptırmaktadır. Ben yukarıda anlattığım yaklaşık 2,5 yıllık süreç dışında ne önce ne sonra bu yapı ile bir ilişkiye girmedim. Ne okullarında okudum, ne yurtlarında kaldım. Zaten Bylock programında da günlük konuşmalar dışında hiçbir şey konuşmadım, ilk ifademde bu yapının darbeye teşebbüsünü gördükten sonra açıkçası korktuğum için dışarıda aileme bir zarar gelebileceğini düşündüğüm için bu anlattıklarımı anlatmamıştım. Ancak artık ne olursa olsun tüm bildiklerimi anlatıyorum. Bu yapının terör amacına yönelik hiçbir faaliyetine katılmadım. Maddi veya manevi bunlara destek vermedim. Hakkımda atılı iddialan hiçbir şekilde kabul etmem. Ben kesinlikle terör örgütü üyesi değilim, bu yapıya mensup değilim. Bu yapı beni bir araç olarak kullandı. Babamın siyasi çevresi ve ailemin ekonomik durumunun iyi olması nedeniyle beni kullanmak istediler. Ben buna izin vermedim. Zaten öncemin ve sonramın olmadığı bir yapıda belli bir süre kaldıktan sonra ayrıldım. Hiçbir zaman içinde bulunduğum sürede bunların terör amacına yönelik bir faaliyetim olmadı. 15 Temmuz sürecine kadar devletin bile göremediği bir tehlikeyi benim 2,5 yıllık bir süreçte görmem mümkün değildir. Bu yapı ile ne dün ne bu gün ne de yarın hiçbir organik bağım olmadı, olamaz. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmem..." yönünde beyanda bulunduğu görülmüştür.
Bu durumda, davacının örgüt toplantılarına katıldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadeleri ile telefonuna Bylock yüklendiğine ve buradan haberleştiğine, sohbet adı verilen toplantılara katıldığına ve diğer hususlara yönelik kendi beyanının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının tanık ifadelerine karşı beyanlarına itibar edilmeyerek, tanıkların ve kendisinin beyanlarının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ...sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ...tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 29/09/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın