13. Daire 2019/232 E. 2023/5151 K. — Danıştay Kararı :: Hukuk Asistan
Danıştay Kararı

13. Daire 2019/232 E. 2023/5151 K. — Danıştay Kararı

13. Daire 2019/232 Esas 2023/5151 Karar 29.11.2023
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2019/232 E.,  2023/5151 K.

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2019/232
Karar No:2023/5151

TEMYİZ EDEN (DAVACI) :... Radyo TV A.Ş.
VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurulu
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı şirkete ait "..." logosuyla yayın yapan televizyon kanalında 26/03/2016 tarihinde yayınlanan "..." isimli programda yer alan ifade ve görüntüler nedeniyle, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın hizmetleri Hakkında Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan yayın ilkesinin tekraren ihlâl edildiğinden bahisle 251.158,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin... tarih ve ... sayılı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (Üst Kurul) kararının iptali istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; programda, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu'nun Karaman'da bir yurtta yaşanan çocuk tacizi olayıyla ilgili olarak yaptığı açıklamalar hakkında çeşitli değerlendirme ve eleştirilerde bulunularak, adı geçen Bakan hakkında, "...o nur yüzlü ablamız, Aile Bakanı ya da aileden bihaber o Bakan'ın istifası belki gerekebilir...", "...bir kereden bir şey olmaz diyen Aile Bakanı istifa etti mi etmediyse etmeli mi sence?...", "...bir kereden bir şey olmaz diyen aileden sorumlu belki aileden bihaber Bakan'a da günaydınlarımızı gönderelim..." şeklindeki ifadeler kullanıldığının görüldüğü, bu durumda, anılan programda, kamuoyunun bilgilendirildiği haber sunumlarında nesnel bakış açısı olması gerekirken taraflı bir tutum sergilendiği, yayında adı geçen Bakan'ın, konu hakkındaki diğer açıklamalarına yer verilmeyerek sürekli olarak "...bir kereden bir şey olmaz diyen Aile Bakanı" şeklinde ifadeler kullanıldığı görülmekle; bahsedilen tutumun toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olabileceği anlaşıldığından, 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi hükmünün ihlâl edildiği sonucuna varıldığı, öte yandan davacının, davalı idarenin ... tarih ve ... sayılı işlemiyle 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi hükmünü ihlâl ettiği gerekçesiyle, hakkında "uyarı" yaptırımı uygulandığı ve bu yaptırımın iptali istemiyle açtığı davanın,... İdare Mahkemesi'nin ... (Mahkemece sehven ''...'' yazılmıştır) tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla reddedildiği, yine aynı hükmün ihlali sebebiyle, 02/09/2015 tarih ve 2015/38-36 sayılı davalı idare işlemiyle hakkında "uyarı" yaptırımı uygulandığı ve bu yaptırımın iptali istemiyle açtığı davanın, ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla reddedildiği görüldüğünden; davacı hakkında 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun "İdari yaptırımlar" başlıklı 32. maddesinde yer verilen tekerrür nedeniyle idari para cezası uygulanmasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, haberin nesnelliğe ve tarafsızlığa aykırılık teşkil eden bir içerik barındırmadığı, sunucunun beyanlarının hiçbir şekilde ifade ve basın özgürlüğünü aşmadığı, siyasiler hakkında yapılacak kabul edilebilir eleştiri sınırının sıradan vatandaşlara göre daha geniş olduğu, işbu dava konusu idari para cezası işleminin tesisi öncesinde de yine 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinde yer alan yayın ilkesinin ihlâl edildiğinden bahisle haklarında uyarı yaptırımının tesis edildiği, tekerrüre esas olan uyarı yaptırımına karşı açılan davada ... İdare Mahkemesi'nin kararıyla davanın reddine karar verildiği, akabinde ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla ise ... İdare Mahkemesi kararı kaldırılarak dava konusu işlemin iptaline karar verildiği, idari işlem hakkında iptal kararı verilmesinin geçmişe etkili olacağı ve iptal edilen uyarı yaptırımının hiç mevcut olmamış gibi sonuç doğuracağı, dolayısıyla tekerrür sebebiyle tesis edilen dava konusu idari para cezası işleminin de hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, dava konusu idari para cezası işlemine dayanak olarak iki adet uyarı işleminin bulunduğu, uyarı yaptırımlarından birisi her ne kadar iptal edilmiş olsa da diğerinin ret ile sonuçlandığı, dolayısıyla dayanak uyarı işleminin mevcut olduğu, yayında gerçeklik ve doğruluk ilkelerinin esas alınmadığı, Bakan'ın olayla irtibatlandırılmaya çalışılan sivil toplum kuruluşu ile ilgili olarak kendisine sorulan soru üzerine ''bu olaya bir kere rastlanılmış olmasının hizmetleriyle ön plana çıkan bir kurumu karalama gerekçesi olarak gösterilemeyeceği'' hususunu ifade ettiği ve ''bir kereden bir şey olmaz'' şeklinde bir ifadeye yer verilmediği belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan Bölge İdare Mahkemesi kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine,
5. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesini teminen dosyanın ...İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, 29/11/2023 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY :

Davacı şirkete ait "..." logosuyla yayın yapan televizyon kanalında 26/03/2016 tarihinde yayınlanan "..." isimli programda yer alan haber ve görüntüler nedeniyle, 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinde yer alan yayın ilkesinin tekraren ihlâl edildiğinden bahisle davacı şirkete aynı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, 251.158,00-TL idari para cezası uygulanmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (Üst Kurul) kararının iptali istenilmiştir.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek görsel basın gerekse yazılı medya organları bu işlevini yerine getirirken özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Topluma mâl olmuş kişilerin özel kişilerle karşılaştırıldığında şahıslarına yönelik eleştirilerin sınırlarının daha geniş olduğu ve bu hususta kamu yararı olduğu açıktır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "ifade özgürlüğü" başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir." kuralı ile ifadenin üç unsuru güvence altına alınmıştır; bunlar, bilgi ve fikir alma özgürlüğü, kanaat sahibi olma özgürlüğü, bilgi ve fikir açıklama özgürlüğüdür.
Dolayısı ile ifade özgürlüğünden söz edebilmek için, kişinin farklı fikir ve düşüncelere özgür bir şekilde ulaşması, bu fikirler arasında (özgür bir şekilde) tercih yapabilmesi (kanaat sahibi olması) ve tercih ettiği düşünce ve kanaati başkalarıyla paylaşma özgürlüğünün mevcut olması gerekmektedir. Bu üç unsurun bileşimi, düşünce özgürlüğünü meydana getirmektedir.
Sözleşmenin 10. maddesinde ifade özgürlüğünün resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestisini de kapsadığı belirtilerek bu temel şarta işaret edilmiştir. Sözleşmede, haber alma ve vermenin ülke sınırları söz konusu olmaksızın geçerli olacağı öngörülmüş, böylece hakkın kapsamı genişletilerek uluslararası bir boyut kazandırılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) haber ve bilgi alma hakkının, her şeyden önce duyurulmak istenen bilgi ve düşüncelerin üçüncü kişiler tarafından alınmasını üye devletler tarafından engellenmesini yasakladığını açıkça belirtmiştir. Burada devletin mükellefiyeti negatif bir nitelik taşımakta olup, devletin bu özgürlüğün kullanılmasına müdahale etmemesi esası üzerine kurulmuştur.
AİHM, verdiği pek çok kararında basının önemi üzerinde durmaktadır. .../İspanya kararında basının önemini şu şekilde belirtmektedir; "... hukukun üstünlüğü ile yönetilen bir Devlet içinde basının seçkin rolü unutulmamalıdır. Gerçi basının "düzensizliğin önlenmesi" ve "başkaların haysiyetlerinin korunması" için konan sınırları aşmaması gerekir; ancak basın, siyasi sorunlar hakkında ve kamu yararıyla ilgili konularda haber ve düşünceleri yayma görevini üstlenmiştir.
Basın özgürlüğü halkın siyasi liderlerin düşünceleri ve davranışları hakkında fikir sahibi olmalarını sağlamaktadır. Ayrıca siyasetçilere, kamuoyunun zihnini meşgul eden sorunlar hakkında düşünceleri ve yorumlarını belirtme fırsatı vermektedir. İfade özgürlüğü herkesin, demokratik bir toplumun özünde yer alan serbest siyasi tartışmaya katılmasını mümkün kılmaktadır."
AİHM, Sunday Times/Birleşik Krallık davasında da, yargı aşamasında olan bir konunun bile halk arasında tartışılabilmesi için basında yer almasının Sözleşmeye aykırı olmadığına karar vermiştir. AİHM, Lingens/Avusturya kararında ise, basının politik alanda ve demokrasinin işleyişindeki önemine değinmiştir. İlgili olayda AİHM, basın özgürlüğünün halk içinde, siyasi liderler hakkındaki düşüncenin şekillenmesini sağladığını ve siyasi tartışma ortamının demokrasinin temel taşı olduğunu vurgulamıştır. Buna göre, "bir politikacı hakkında yapılan eleştirinin sınırı sıradan vatandaşlara nazaran daha geniş olmalıdır. Çünkü politikacı, sıradan vatandaşlardan farklı olarak her söz ve davranışını bilerek ve isteyerek basının ve kamuoyunun yakın denetimine açmıştır. Sözleşmenin 10. maddesinin ikinci fıkrası, başkalarının, bu arada politikacıların da itibar ve haklarını korumaktadır. Ancak politikacılar söz konusu olduğunda, bu koruma, siyasi konuların tartışılmasındaki yarar ile dengelenmek zorundadır."
AİHM, Müslüm Gündüz/Türkiye davasında, ifade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birini ve bu toplumlardan her birinin ilerlemesi ve gelişmesi için vazgeçilmez şartlardan birini oluşturduğunu, Sözleşmenin 10. maddesinin ikinci fıkra hükmü saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün, sadece hoşa giden ya da insanları incitmeyen veya önemsenmeyen bilgi ve düşünceler için değil aynı zamanda devleti veya toplumun herhangi bir kesimini inciten, şok eden veya rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğu, demokratik toplumun olmazsa olmaz koşullarını oluşturan, çoğulculuk, hoşgörü ve açık görüşlülüğün bunu gerektirdiğini ifade etmiştir. (Karar tarihi: 4 Aralık 2003, Başvuru no:35071/97)
Bu kapsamda Yargıtay'ın pek çok kararında yaptığı değerlendirme de aynı yöndedir. "Kamuya mal olmuş kişilerle karşılaştırıldığında özel kişilere yönelik eleştirilerin sınırları daha dardır. Diğer yandan davacı bürokrat olarak eleştiri ağır dahi olsa eleştirilere olağandan daha fazla katlanabilmelidir." (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 4.12.2014 tarih ve E:2014/1846, K:2014/16594 sayılı kararı)
Kişinin üstlendiği görevin, toplumdaki önemine göre yapılan eleştirilerin sayısı çoğalacağı gibi gerektiğinde içeriği de çok sert olabilir. Çünkü basın, kamu adına, eleştiri yapmaktadır. Demokrasilerde eleştirilmeyecek kurum, kuruluş, fikir ve düşünce yoktur. Siyasal yaşamda görev yapmak, bu görevin gerektirdiği sorumluluk ve sonuçlarını kabul etmek demektir. Siyasi kişileri, yöneticileri, genel müdürleri eleştirmek ve onlarla ilgili sürekli haber yapmak basın için sadece bir hak değil, ayrıca bir görevdir. Özellikle siyasal yaşamda görev alan kişilerin, basının her yönüyle kendisi ile ilgileneceğini, eleştireceğini, uyaracağını ve hatta bazen çok sert eleştirilere muhatap olacağını önceden bilmesi ve hesaba katması gerekir. Siyasal figürlerin davranışları, yasalara uygun olsa ve yasalara aykırı hiçbir eylem içermese dâhi, basın tarafından değer yargılarına ters düşen davranışlarının sorgulanacağını bilmesi ve bilebilecek durumda olması gerekir. (Kişilik Hakları-Medya Etik Yargı Kararları, Fikret İlkiz ve Barış Günaydın, Küresel İletişim Dergisi, Sayı:2, Güz-2006)
"Sonuç olarak kabul etmek gerekir ki, hükümet üyelerimiz ve diğer politikacılarımız, üst düzey bürokratlarımız görevleriyle ilgili olarak görsel ve/veya yazılı basında yapılan eleştirileri, yer alan karikatürleri, sade vatandaşlara göre, çok daha geniş bir "hoşgörüyle" karşılamalıdırlar. Politik alandaki bir ölçüde sert ve kırıcı tartışmalar, eleştiriler, demokratik rejimlerde "kamu yararı" kapsamı içinde değerlendirilmesi gereken olgulardır." (Türk Borçlar Hukuku, Prof. Dr. Safa Reisoğlu, s. 254)
Yargı kararlarında ve doktrindeki yukarıda alıntı yapılan görüşler itibarıyla, devlet insanı, politikacı, yazar, sanatkâr gibi topluma mâl olmuş veya kamuoyunda tanınmış kişilere yönelik eleştiri sınırının, normal bireylerden daha geniş olduğu konusunda bir duraksama bulunmamaktadır.
Bu bakımdan, kişiliklerine yönelik yapılan eleştirilerde suçlayıcı, küçültücü kaba bir üslup kullanıldığı iddia edilen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu'nun kamuya mal olmuş kişilikleri haiz bulunduğu tartışmasızdır.
Bu itibarla, dava konusu program mevzuat hükümleriyle birlikte bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu'nun Ensar Vakfına yöneltilen cinsel istismar iddialarına ilişkin olarak kullandığı "Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz" ifadesinin, 45 öğrencinin tecavüze uğradığı yolundaki iddiayı "bir kere rastlanan" bir olay olarak değerlendirmesinin olayı önemsizleştirme çabası olarak algılanmasına neden olduğu, bu konuda idari ve adli soruşturma süreci devam etmekte iken, cinsel istismar gibi oldukça önemli bir suçlamanın ciddiye alınarak olayın tüm mahiyetinin ortaya konulmasından sorumlu bir Bakanın "bir kere rastlanan bir olay nedeniyle kurumun karalanamayacağını" söylemesi, "bu olay hizmetleri ile her zaman gurur duyduğumuz bir Vakıf ile ilişkilendirilmek istendi" ifadesini kullanmasının, adı geçen kuruluşu korumaya dönük ve etkin bir soruşturma yürütülmesine, soruşturmanın genişletilmesine, sorumluların bulunmasına yönelik sürece müdahale niteliği taşıdığı, bu ifadelerin soruşturmaları yürütenler üzerinde baskı oluşmasına neden olabileceği, olayın üzerinin baştan örtülmesi gibi bir kamuoyu algısı oluşmasına neden olacak ifadeler olduğu, nitekim adı geçen Bakanın bu ifadelerinin kamuoyunda "bir kereden bir şey olmaz" şeklinde nitelendirildiği ve yoğun tepkilere neden olduğu, tüm dünyada çocuk istismarı insanlık dışı bir suç olarak nitelendirilirken, resmi otoriteyi temsil eden Bakan'ın kullandığı ifadenin böylesine ciddi bir olayı önemsizleştirme çabası olarak algılanmasına yol açtığı, 45 öğrencinin tecavüze uğradığı iddiasının "bir kere rastlanan" önemsiz bir olay olarak nitelendirilemeyeceği, adı geçen Bakan'ın kişiliğinin topluma mâl olmuş bir konumda bulunduğu da dikkate alındığında sunucu tarafından kullanılan ifadelerin toplumda özgürce kanaat oluşumunu engelleyen bir yönünün olmadığı, haber ve görüntülerde doğruluk ve gerçeklik ilkelerinin ihlal edilmediği, kamuya mal olmuş kişiliği haiz Bakan'ın yapılan sert eleştirilere katlanması gerektiği ve bu eleştirilerin ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı, dolayısıyla söz konusu programda 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan yayın ilkesinin ihlâl edilmediği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, idari para cezası uygulanmasına ilişkin dava konusu Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığından, davanın reddine yönelik İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın