13. Daire 2019/1644 E. 2024/1457 K. — Danıştay Kararı
13. Daire 2019/1644 Esas 2024/1457 Karar 26.03.2024
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2019/1644 E., 2024/1457 K.
T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2019/1644 Karar No:2024/1457
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Vergi Dairesi Başkanlığı
KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun (Kurul) ... tarih ve...sayılı kararı ile verilen 120.000,00-TL idari para cezasının 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesi ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca, kanunî temsilci sıfatıyla davacıdan tahsiline yönelik olarak düzenlenen... tarih ve ... sayılı ödeme emrinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce verilen... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; Anayasa Mahkemesi'nin 19/03/2015 tarih ve E:2014/144, K:2015/29 sayılı kararıyla, 6183 sayılı Kanun'un ''Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu'' başlıklı mükerrer 35. maddesinin 5. ve 6. fıkralarındaki düzenlemelerin, vergi ve diğer mali ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanuni temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmaları sonucunu doğurduğu; adalet ve hakkaniyet ilkeleri gereği, bireyin bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak sorumluluğa ortak olmasının adalet ve hakkaniyetle bağdaşmayacağı ve hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verildiğinden, kamu alacağının doğumunda ve sorumluluğun tayininde idarî yaptırıma konu fiilin gerçekleştiği tarihin dikkate alınması gerektiği, aksi kabulün, kamu alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlardaki kanuni temsilcilerin farklı kişiler olabileceği gerçeği göz önüne alındığında, şirket yetkililerinin önceki dönemlerde işlediği fiilerden dolayı sonraki dönem kanuni temsilcilerin sorumlu tutulmalarına sebep olacağı; uyuşmazlıkta, davacının kamu borçlusu şirkete idarî yaptırıma konu fiilin tespit tarihinden sonraki bir tarihte ortak olduğu ve şirket müdürlüğüne seçildiği, idarî yaptırıma konu fiilin davacının şirkette temsil yetkisinin olmadığı bir dönemde gerçekleştiği, davacının hukuken ve fiilen şirketin yetkili temsilcisi olmadığı dönemde işlenen fiillerden kaynaklanan kamu alacağından sorumlu tutulmasının hukuken mümkün olmadığı anlaşıldığından, davacı adına 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, 27/01/2009 tarihinden itibaren davacının şirket müdürü olduğu, dolayısıyla şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen amme alacağının ödenmesinden doğrudan doğruya sorumluluğunun bulunduğu, bu alacakların kanuni temsilci sıfatıyla davacıdan tahsilinin gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davacı tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçeli onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Bayilik lisansı sahibi ...Petrol Ürünleri İnşaat Turizm Nakliye Madencilik Ticaret Sanayi Ltd. Şti.'ye (...Ltd. Şti.)...tarih ve... sayılı Kurul kararıyla 120.000,00-TL idari para cezası verilmiş, anılan Kurul kararının iptali istemiyle açılan davada Dairemizce davanın reddi yönünde verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararın temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 10/10/2013 tarih ve E:2012/2368, K:2013/3030 sayılı kararıyla temyiz başvurusunun reddine karar verilmiş, bu karara yönelik kararın düzeltilmesi istemi ise Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2014 tarih ve E:2014/2483, K:2014/3858 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Ardından, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun... tarih ve ... sayılı yazısıyla "anılan idari yaptırım kararının kesinleşmiş olması nedeniyle" söz konusu idari para cezasının 6183 sayılı Kanun hükümleri gereğince tahsil edilmesi ... Vergi Dairesi Başkanlığı'ndan istenilmiştir. Bunun üzerine ... Ltd. Şti. adına ... tarih ve ... sayılı ödeme emri düzenlenmiştir. Anılan şirkete yönelik yapılan mal varlığı araştırması sonucunda şirketten tahsil edilemeyeceği anlaşılan söz konusu borcun 213 sayılı Kanun'un 10. maddesi ile 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca davacıdan tahsiline yönelik olarak düzenlenen ... tarih ve ... sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT: 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35. maddesinin birinci fıkrasında, "Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. ", 54. maddesinin birinci fıkrasında, "Ödeme müddeti içinde ödenmeyen amme alacağı tahsil dairesince cebren tahsil olunur. (...)"; 55. maddesinin birinci fıkrasında, "Amme alacağını vadesinde ödemiyenlere, 15 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumu bir 'ödeme emri' ile tebliğ olunur."; 58. maddesinin birinci fıkrasında, "Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde itirazda bulunabilir. (...)" düzenlemeleri yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesinde öngörülen sorumluluk hâli kusursuz sorumluluktur. Yani mükerrer 35. madde kapsamında sorumlu tutulacak olan kanunî temsilci kusursuzluğunu ispatlayarak sorumluluktan kurtulamayacaktır. Kamu alacağının doğduğu ya da ödenmesi gerektiği zamanda kanunî temsilci olarak görev yapması, kanunî temsilcinin amme alacağından sorumlu tutulması için yeterlidir. Ancak bu madde kapsamında kanunî temsilcinin sorumluluğuna gidilebilmesi için öncelikle asıl borçluya başvurulacak ve borcun asıl borçludan tahsil edilememiş ya da tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmış olması gerekecektir. Dolayısıyla henüz asıl borçlu şirket hakkında ödeme emri ile takip yapılmadan, kanunî temsilcinin sorumluluğuna evleviyet kuralı gereği gidilemeyecektir. Kanunî temsilci, kamu alacağının doğmasına yol açan işlem veya fiilin nihaî sorumluluğunu taşıyan kişi olup, sahip olduğu imkân ve gücü kullanarak, alacağı doğuran işlem veya fiilin ortaya çıkmasını önleyebilecek veya doğan kamu alacağının ödenmesini temin edebilecek en etkin konumdaki kişidir. Bu nedenle, ticarî şirketleri yöneten, şirketi temsilen iş ve işlemler yapan kanunî temsilcilerin, şirketten tahsil imkânı bulunamayan kamu alacaklarından müteselsil sorumluluk esasına göre sorumlu tutulmaları gerekmektedir. Ancak fiil tarihinde görevde olmayıp daha sonra yöneticilik görevinde bulunan ve amme alacağı tahsil edilebilir aşamaya gelmeden kanunî temsilcilik görevinden ayrılan bir kanunî temsilciyi sorumlu tutmak, kanunî temsilciye, kendisinden beklenemeyecek bir sorumluluk yüklemek anlamı taşımaktadır. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nin 19/03/2015 tarih ve E:2014/144, K:2015/29 sayılı kararında belirtildiği üzere, kanunî temsilcinin kanunda tanınan yetkiler çerçevesinde müdahale etme ve engelleme imkânına sahip olmadığı ve özellikle şirketin faaliyetleri üzerinde hâkimiyet kurmasının mümkün bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen fiil ve eylemlerden doğan kamu alacaklarının ödenmemesinden sorumlu tutulması adalet ve hakkaniyet ile bağdaşmayacaktır. Dolayısıyla amme alacağı tahsil edilebilir aşamaya gelmeden kanunî temsilcilik görevinden ayrılan kişinin söz konusu alacağın ödenmesi konusunda müdahale şansının bulunmadığının kabulü gerekmektedir. Bu hâlde, idarî para cezasına konu fiil işlendikten sonra, fakat idarî para cezasının tahsil edilebilir aşamaya gelmesinden önceki tarihte görevde bulunan kanunî temsilcilerin amme alacağının ödenmemesinden dolayı sorumluluğu bulunmamaktadır. Uyuşmazlıkta, dava konusu ödeme emrinin dayanağı idari para cezasına ilişkin ...tarih ve...sayılı Kurul kararı... tarihli fiil sebebiyle tesis edilmiş, anılan Kurul kararının iptali istemiyle açılan davada Dairemizce davanın reddi yönünde verilen kararın 06/11/2014 tarihinde kesinleşmesinin ardından söz konusu idari para cezasının 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili amacıyla asıl borçlu ... Ltd. Şti. adına 20/03/2015 tarihli ödeme emri düzenlenmiştir. ... Ltd. Şti.'ye ait Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ilanlarına bakıldığında, 04/02/2009 tarih ve 7242 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde, davacının "aksi karar alınıncaya kadar şirket müdürü olarak tayin edildiği" hususunun 28/01/2009 tarihinde ticaret siciline tescil edildiği; 04/05/2012 tarih ve 8061 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde, "davacının hisselerini devretmesi sebebiyle şirket müdürlüğünden ayrılmasına" karar verildiği hususunun 27/04/2012 tarihinde tescil edildiği ilan edilmiştir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davacının 16/01/2007 tarihinde idari para cezasına konu fiil işlendikten sonra 28/01/2009 tarihinde şirket müdürü olarak tayin edildiği, bununla birlikte söz konusu idari para cezasının tahsil edilebilir aşamaya gelmesinden önceki 27/04/2012 tarihinde şirket müdürü görevinden ayrıldığı anlaşıldığından, davacı hakkında 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukukî isabetsizlik bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalının temyiz isteminin reddine, 2. Dava konusu işlemin iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen GEREKÇEYLE ONANMASINA, 3. Temyiz posta giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 4. Posta giderleri avansından artan tutarın davalıya iadesine, 5. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesini teminen dosyanın... İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, 26/03/2024 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Kamu alacağının doğduğu tarih olarak, idarî para cezasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihin esas alınması gerekmektedir. Bu sebeple, fiil tarihinde kanunî temsilcilik görevi bulunmayıp daha sonraki aşamada görev alan kanunî temsilcinin sorumluluğuna gidilebilmesi için, idarî para cezasına ilişkin yargılamanın devam edip etmediğinin ya da amme alacağının tahsil edilebilir aşamaya gelip gelmediğinin, sorumluluğun belirlenmesinde bir etkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla idarî para cezası tesis edildikten sonra kanunî temsilci olarak görev yapan şahsın sorumluluğunun dava açılmasından bağımsız olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesinde kusursuz sorumluluğun öngörülmesi karşısında, kanunî temsilciye dava açarak sorumluluktan kurtulma imkânının verilmesi, maddenin yapısıyla uyuşmamakta ve maddeyi kusur sorumluluğu hâline taşımaktadır. Bu itibarla, idarî para cezası tesis edildikten sonra görev yapan kanunî temsilcinin sorumluluğuna gidilebileceğinden dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.