10. Daire 2023/634 E. 2023/2944 K. — Danıştay Kararı :: Hukuk Asistan
Danıştay Kararı

10. Daire 2023/634 E. 2023/2944 K. — Danıştay Kararı

10. Daire 2023/634 Esas 2023/2944 Karar 31.05.2023
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2023/634 E.,  2023/2944 K.

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2023/634
Karar No : 2023/2944

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVACILAR): Kendi adlarına asaleten ... adına velayeten ..., ...
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN_KONUSU :... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararının, davalı idare tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, 09/09/2016 tarihinde Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesinde yapılan kasık fıtığı ve inmemiş testis ameliyatındaki tıbbi uygulama hatası nedeniyle ...'in sol testisini kaybettiği iddiasıyla, davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığını ileri sürdükleri zararlarına karşılık ... için şimdilik 1.000,00 TL maddi ve 250.000,00 TL manevi, ... ve ... için ayrı ayrı 125.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihi olan 09/09/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davanın maddi tazminat bakımından reddine, manevi tazminat bakımından kısmen kabulü ile ... için 5.000,00 TL, ... için 5.000,00 TL, ... için 20.000,00 TL manevi tazminatın başvuru dilekçesinin tebliğ edildiği 22/03/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebi bakımından davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davalı idarenin İdare Mahkemesi kararının kabule ilişkin kısmana yaptığı istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davalı idare tarafından, meydana gelen zarar hizmet kusurundan kaynaklanmadığından tazmin şartlarının oluşmadığı, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğu, manevi tazminata hüküm tarihinden itibaren faiz işletilebileceği belirtilerek, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacılar tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin, gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
28/07/2016 doğum tarihli davacı ... 09/09/2016 tarihinde Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesine "her iki kasıkta şişlik'' şikâyetiyle müracaat etmiş, çocuk cerrahisi uzmanı tarafından yapılan muayenede ''inguinal herni'' tanısı konulması üzerine, “bilateral yüksek ligasyon ve sol orşiopeksi (kasık fıtığı ve inmemiş testis)” ameliyatı olmuş, ...'in sünnet olmak için 08/02/2019 tarihinde başvuruduğu Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesinde sol testisinin atrofik olduğu (sol testisinin olmadığı) görülmüş; davacılar tarafından, Merkezefendi Devlet Hastanesinde 09/09/2016 tarihinde yapılan ameliyatın hatalı olması nedeniyle ...'in sol testisini kaybettiği ileri sürülerek maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılmakta olan dava açılmıştır.
Olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı raporda, "çocuğa 09/09/2016 tarihinde Merkezefendi Devlet Hastanesi'nde inguinal herni tanısı ile yapılan bileteral yüksek ligasyon ve sol orșiopeksi operasyonun endikasyon ve tekniğinin uygun olduğu, bu tür operasyonlar sonrasında her türlü dikkat ve özene rağmen nüks fıtık gelişmesinin komplikasyon olarak nitelendirildiği, 14/09/2016 tarihinde Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesinde yapılan USG incelemesinde fıtığın görüldüğü, 07/02/2019 tarihinde yapılan muayene ve görüntülemelerde bu herninin kapanmış olduğu, bu fıtığın kendiliğinden kapanmasının beklenmeyeceği, muhtemelen çocuğun tekrar opere edildiği ancak mevcut tıbbi belgelerde bu operasyonun kayıtlı olmadığı, çocukta meydana gelen testis atrofisinin her türlü dikkat ve özene rağmen bu tür operasyonlardan sonra gelişmesinin komplikasyon olarak nitelendirildiği ancak çocuk tekrar operasyon geçirmiş ise hangi operasyonda bunun geliştiğinin bilinemeyeceği ve 14/09/2016 tarihinde Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi'nde yapılan USG incelemesinde testis kanlanmalarının doğal olduğu, tüm bu bilgi ve bulgular birlikte değerlendirildiğinde Merkezefendi Devlet Hastanesi'nde 09/09/2016 tarihindeki operasyonu yapan hekimin eylemine tıbbi hata atfedilemediği" yönünde; Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı ek raporda "kasık fıtığı ve inmemiş testis onamında fıtığın nüks edebileceği, testis kaybının gelişebileceği, enfeksiyon gelişebileceği vb. bilgilendirmelerin yer almasının beklendiği, çocuklarda kasık fıtığı boğulma riskinin çocuğun yaşı ne kadar küçükse o kadar yüksek olduğu (%30 civarı) dolayısıyla güncel uygulama tanı sonrası koşulların en uygun olduğu, en kısa sürede kasık fıtığının tedavi edilmesi şeklinde olduğu, inmemiş testiste ise cerrahi tedavi için 6 ay ila 1 yıl beklenebileceği ancak eşlik eden kasık fıtığı varlığında tek seansta yapılmasının mümkün olduğu (aynı bölge ve yapılar) dolayısıyla çocuğa yapılan bileteral yüksek ligasyon ve sol orşiopeksi ameliyatının endikasyonunun olduğu, sorulduğu üzere sağlıklı tek testisin hormonal ve sperm üretimi açısından yeterli olabileceği ancak üreme fonksiyonlarının etkilenmesi ile ilgili oran verilemeyeceği, fıtık ameliyatlarından sonraki rutin kontrollerde (19/09/2016, 27/09/2016 ve 13/10/2016 tarihlerinde gerçekleştirilen) fizik muayene bulgularının yeterli olduğu, nadiren(fıtık ameliyatları sonrası komplikasyon oranının %1-2 olduğu) kontrol ve tetkiklerin gerekli olduğu, inmemiş testisle ilgili 14/09/2016 ve 15/09/2016 tarihlerinde USG ve Doppler yapılmış olduğu dolayısıyla 19/09/2016, 27/09/2016 ve 13/10/2016 tarihlerinde gerçekleştirilen ameliyat sonrası izlemin uygun olduğu, eksiklik saptanmadığı, erken postop takiplerde dosya bilgilerinden testis atrofisini düşündürecek bir bulgu olmadığı, saptansa bile atrofiyi geri döndürmenin genellikle mümkün olmadığının bilindiği, kasık bölgesi ameliyatlarından sonra ameliyat travmasına bağlı ödem ve şişlik gelişebileceği bunun haftalar içerisinde gerileyebileceğinin tıbben bilindiği, ödem saptanmasının atrofi düşündürecek bir bulgu olmadığı, 19/09/2016, 27/09/2016 ve 13/10/2016 tarihlerinde yapılan kontrol muayenelerinde 14/09/2016 tarihinde yapılan doppler USG’de testis kanlanmasının olduğu da göz önüne alındığında ek tetkike gerek olmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince, bilateral yüksek ligasyon ve sol orșiopeksi (kasık fıtığı ve inmemiş testis) operasyonun endikasyon ve tekniğinin tıp kurallarına uygun olduğu, davacı çocukta meydana gelen testis atrofisinin her türlü dikkat ve özene rağmen bu tür operasyonlardan sonra gelişmesinin komplikasyon olarak nitelendirildiği, komplikasyon nedeniyle davalı idareye kusur atfedilemeyeceği gibi ameliyat sonrasındaki süreçte yapılan kontrol muayenelerinin de tıp kurallarına uygun yürütüldüğü anlaşıldığından, davacı ... adına maddi tazminata hükmedilebilmesi için gerekli hukuki koşulların oluşmadığı, anılan ameliyat yapılmadan önce davacı küçüğün annesi tarafından imzalanan bilgilendirme ve rıza formunda fıtığın nüks edebileceği, testis kaybının gelişebileceği, enfeksiyon gelişebileceği vb. risk ve komplikasyonların yazılı olmadığı gibi ameliyatın reddedilmesi durumunda ortaya çıkacak muhtemel riskler hakkındaki bilgilendirmelerin de yazılı olmadığı, 09/09/2016 tarihinde alınan onam ve bilgilendirme formunun usulüne uygun yazılı onam ve bilgilendirme olmadığı sonucuna varıldığı, somut olayda -tıbbi müdahaleler dışında- sağlık hizmetinin tesisinde hizmet kusuru bulunduğu, davacı küçük adına velisinin aydınlatılma ve onay verme hakkının elinden alınmış olduğu ve böylelikle ameliyat sonucu testis atrofisi (kaybı) olabileceğinin bilinmesi halinde ameliyat yaptıramayabilecekleri, dolayısıyla testis atrofisinin meydana gelmeyeceği düşüncelerine sebebiyet verilerek davacıların iç dünyasında üzüntüye yol açıldığı, ayrıca Adli Tıp Kurumu raporunda ''sağlıklı tek testisin hormonal ve sperm üretimi açısından yeterli olabileceği ancak üreme fonksiyonlarının etkilenmesi ile ilgili oran verilemeyeceği'' yönünde görüş bildirilmesine istinaden testis atrofisi nedeniyle üreme fonsiyonlarının etkilenip etkilenmeyeceği konusunda da endişeye yol açıldığı ve sonuç olarak testis atrofisinin gerçekleştiği de gözetilerek davacılara manevi tazminat ödenmesi gerektiği gerekçesiyle, davanın maddi tazminat bakımından reddine, manevi tazminat bakımından kısmen kabulü ile ... için 5.000,00 TL, ... için 5.000,00 TL, ... için 20.000,00 TL manevi tazminatın başvuru dilekçesinin tebliğ edildiği 22/03/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebi bakımından davanın reddine reddine karar verilmiş; Bölge İdare Mahkemesince de, İdare Mahkemesi kararının kabule ilişkin kısmına karşı davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusu reddedilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler. (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesi, 1. fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılmasını ve rızalarının alınmasını gerektirmekte olup, aydınlatma ve rızanın alınmaması hali, sağlık hizmetinin kusurlu yürütüldüğü sonucunu doğurmaktadır.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dosyanın incelenmesinden; temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararıyla hukuka uygun bulunan İdare Mahkemesi kararıyla, davacı küçüğe uygulanan ameliyat öncesinde davacıların yeteri kadar aydınlatılmadığı ve bu durumun davacılarda manevi zarara yol açtığı gerekçesiyle davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne karar verildiği görülmektedir.
Temyiz aşamasında davalı idare tarafından sunulan belgenin incelenmesinden; davacı küçüğün annesi olan davacı ...'in "okudum kabul ediyorum" yazarak ve tarih atarak imzalamış olduğu "inguinal herni (kasık fıtığı) ameliyatı bilgilendirme ve rıza formu" isimli tıbbi belgede, fıtığın nüks edebileceği, testis kaybının gelişebileceği, enfeksiyon gelişebileceği ve diğer risk ve komplikasyonlar ile ameliyatın uygulanmaması durumunda karşılaşılabilecek sonuçların yazılı olduğu görülmüştür.
Bu haliyle, davacı ...'in usulüne uygun olarak bilgilendirilmek suretiyle davacı küçüğe uygulanan cerrahi işleme rıza gösterdiği sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, Bölge İdare Mahkemesince, İdare Mahkemesinin davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü yolundaki kararına karşı davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun kabulüne ve davanın manevi tazminata yönelik kısmının reddine karar verilmesi gerekmekte iken; davalı idarenin istinaf başvurusunun reddine karar verilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Maddi tazminat istemi yönünden davanın reddi, manevi tazminat istemleri yönünden ise davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne yönelik kısmına karşı davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 31/05/2023 tarihinde, oy birliğiyle, kesin olarak karar verildi.

Bu kararı dosyanızda kullanın

Hukuk Asistan ile Danıştay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.

Bize yazın