Ceza Genel Kurulu 2024/381 E. 2025/259 K. — Yargıtay Kararı
Ceza Genel Kurulu 2024/381 Esas 2025/259 Karar 18.06.2025
Ceza Genel Kurulu 2024/381 E., 2025/259 K.
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 7. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 1574-2075
I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, marka hakkına tecavüz suçundan 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 5833 sayılı Kanun ile değişik 61/A-1, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62, 52/2, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin Muğla 1. Asliye Ceza Mahkemesince 24.03.2014 tarih ve 491-167 sayı ile verilen kararın kesinleşmesinden sonra, sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle dosyayı ele alan Muğla 1. Asliye Ceza Mahkemesince 02.02.2022 tarih ve 583-44 sayı ile CMK'nın 231/11. maddesi gereğince hükmün açıklanması suretiyle sanığın 556 sayılı KHK'nın 5833 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile değişik 61/A, TCK'nın 62, 52/2-3 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir. Hükmün, sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesince 21.06.2022 tarih ve 1147-1337 sayı ile; ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmünün kaldırılarak yerine "Sanık ... üzerine atılı suçu işlediğine ilişkin mahkumiyetine yeterli kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine, Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/512 emanet nosunda kayıtlı suça konu eşyanın TCK 54. madde uyarınca müsaderesine..." ibarelerinin eklenmesi sureti ile istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. Hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 25.05.2023 tarih, 4220-5428 sayı ve oy çokluğu ile; "...Temyiz davasına konu olayda ise, Kanun'a uygun olarak verilen arama kararının yerine getirilmesi sırasında o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmamış ise de katılan vekilinin şikâyet dilekçesine ek olarak sanığa ait iş yerinden satın aldığını beyan ettiği bir adet ... markalı peluş oyuncağa ait fotoğraf ile 21.07.2013 tarihinde ... Market tarafından düzenlenen 5,00 TL tutarındaki satış fişini dosyaya delil olarak sunması, Sulh Ceza Mahkemesinden alınan karara istinaden yapılan aramada, iş yeri girişinin karşısındaki rafların altında suça konu bir adet oyuncağın bulunması, sanığın arama işleminin içeriğine herhangi bir itirazı bulunmadığı gibi arama ve el koyma tutanağını iş yeri sahibi olarak imzalaması ve sanığın arama sonucunda ele geçen eşyanın kendisine ait iş yerinde bulunduğuna ilişkin tevilli ikrarının mevcut olması karşısında; sanığın üzerine atılı suçun uzlaştırma kapsamında yer alan suçlardan olduğu hususu da gözetilerek, uzlaştırma prosedürü yerine getirildikten sonra tüm bu deliller bir bütün hâlinde değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukukî durumunun belirlenmesi gerekirken, yerinde görülmeyen gerekçelerle beraatine karar verilmesi..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Daire Başkan Vekili ...; "Katılan ... Yapım Yayın San. ve Tic. Ltd. Şti. adına vekili Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu dilekçesi ile ekinde işlettiği iş yerinden satın almış olduğunu ileri sürdüğü 1 adet ... markalı pelüş oyuncağa ait fotoğraf ile 21.07.2013 tarihinde buraya ait 5.00 TL tutarındaki satış fişini sunmak suretiyle sanık hakkında şikâyetçi olmuştur. Şikâyet dilekçesi sonrasında, usulüne uygun olarak arama kararı alınmış, akabinde suç tarihinde arama kararının gereği yerine getirilmiş ise de, arama tutanağı incelendiğinde, CMK çerçevesinde o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulundurulması fiilen mümkün olmadığından bu hâliyle arama işlemine devam olunmuştur. Arama işlemi esnasında bizzat hazır bulunan sanığın bu eksikliğe itirazı yoktur. Tutanak kapsamında iş yerinde yapılan arama esnasında 'iş yeri girişinin karşısındaki rafların altında suça konu bir adet oyuncağın...' bulunduğu sabittir. Yani raflarda satışa arza ilişkin bir tespit dahi olmayıp, rafların altında bulunduğu bu hâliyle ne şekilde satışa arz kabul edilebileceği dahi şüphede kalmıştır. Sanık aleyhine değerlendirilemez. Sanık ise tüm aşamalardaki savunmasında bu oyuncağın ne şekilde iş yerinde bulunduğunu bilmediğini ve bu ürünü satışa sunmadığını beyan ederek suç konusu eşyanın ziliyetliğini dahi kabul etmemiştir. Kaldı ki, ele geçirilen oyuncağın bir adet olması da sanığın kastının değerlendirilmesinde düşündürücüdür. Bu durumda, arama kararının usulü eksikliğine itiraz etmeyen sanığın hakkında, arama kararında ele geçirilen bir adet oyuncağa ilişkin ziliyetliği dahi kabul etmemesine karşın, sırf şikâyet dilekçesine konu bir adet oyuncak (aslı değil) fotoğrafından ve genel bir satış fişinden yola çıkılarak yapılan soruşturma ve kovuşturma sonrasında, hakkında mahkûmiyetini gerekli kılacak derecede ayrıca somut bir delil de elde edilemediğinden tüm dosya kapsamına göre mevcut delil durumu itibarıyla sanığın beraatine karar verilmesi kanaatinde olduğumdan, İzmir BAM 16.CD'nin kararının esastan reddine karar verilmesi gerektiği..." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesi ise 13.12.2023 tarih ve 1574-2075 sayı ile; "Marmaris 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 24.07.2013 tarih, 2013/382 d. iş sayılı arama kararı ile sanığın iş yerinde arama yapılmasına karar verildiği, 25.07.2013 tarihinde iş yerinde arama yapıldığı ve aramada bir adet mavi-sarı renkli plastik ... ibareli oyuncak ele geçirildiği, arama işlemine iki kolluk görevlisi, müşteki vekili ve sanığın katıldığı, bunun dışında CMK 119/4. maddesi gereğince bulunması gereken o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulunmadığı görülmüştür. Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 11.01.2016 tarih ve 2015/4854 esas 2016/59 karar sayılı kararında sanığın suç kastıyla bir adet taklit ürünü bulundurduğu hususunun şüpheli kaldığının, bu nedenle beraatine karar verilmesinin gerektiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.02.2020 tarih, 2016/18-1146 esas ve 2020/68 karar nolu içtihadında; CMK 119/4. maddesinin 'Cumhuriyet Savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri ve ya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur.' açık amir hükmüne aykırı olarak aramanın, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulmaksızın yapılması nedeniyle icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntem ile elde edilmiş olduğu belirtilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bu içtihadı ışığında somut olay değerlendirildiğinde; adli arama kararının icrasına hâkim ya da Cumhuriyet savcısının katılmadığı, aramanın iş yerinde yapıldığı, buna rağmen CMK 119/4. maddesinde belirtilen ihtiyar heyetinden ya da komşulardan iki kişinin aramanın icrası sırasında hazır bulundurulmadığı bu nedenle aramanın usulsüz olduğu ve elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğundan hükme esas alınamayacağı, hukuka aykırı arama sonucu ele geçen eşyaların yasak delil niteliğinde olduğu, bu eşyaların taklit olmasının durumu değiştirmeyeceği, Anayasa'nın 38/2, 5271 sayılı CMK'nın 206/2-a, 217/2, 230/1. madde ve fıkralarına göre hukuka aykırı surette elde edilen delillere dayanılarak yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı, elde edilen hukuka aykırı delillerin yargılamada sanık aleyhine kullanılamayacağı, sanığın soruşturma sırasında müdafi olmaksızın kollukta vermiş olduğu savunmasında ve ilk derece mahkemesindeki savunmasında suçlamaları kabul etmeyip sanığın eşyanın zilyetliğini dahi kabul etmediği, bu bağlamda inkara yönelik savunmaları da değerlendirildiğinde ve elde edilen deliller de değerlendirme dışı tutulduğunda sanığın cezalandırılmasına yeterli başkaca delil bulunmadığı anlaşıldığından, Dairemizde sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği yönünde tam bir vicdani kanaat oluşmuştur. Bu nedenle ilk derece mahkemesince delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, sanığın atılı suçtan mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur." gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın beraatine ve müsadereye karar vermiştir. Bu hükmün de Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.05.2024 tarihli ve 23469 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 04.06.2024 tarih, 3336-6024 sayı ve oy çokluğu ile direnme kararı yerinde görülmeyerek Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; marka hakkına tecavüz suçuna ilişkin olarak gerçekleştirilen arama işlemi sırasında, CMK’nın 119. maddesinin 4. fıkrası uyarınca o yer ihtiyar heyetinden veya komşularından iki kişi hazır bulundurulmamasının arama işlemini hukuka aykırı hâle getirip getirmediğinin ve arama neticesinde ele geçirilen suça konu eşyanın hukuka uygun yöntem ile elde edilip edilmediğinin, buna bağlı olarak dosyadaki diğer deliller kapsamında sanığa isnat olunan suçun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; ... Yapım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin vekili aracılığıyla verdiği 24.07.2013 tarihli şikâyet dilekçesi ve eklerine göre; Marmaris ilçesinde bulunan sanığa ait ... Market isimli iş yerinden 21.07.2013 tarihinde ... marka ve logolu oyuncak satın aldıklarını belirtip bu ürüne ait fotoğraf ve fişi (5 TL / Gıda) dilekçeye ekledikleri, hak sahibi oldukları tescilli markalı ürünlerin, marka haklarına tecavüz edilerek satışa arz edildiği veya satıldığı iddiasıyla arama yapılmasını talep ettikleri, Marmaris (Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 24.07.2013 tarihli ve 382 değişik iş numaralı karar doğrultusunda 25.07.2013 tarihinde yapılan arama sonucu düzenlenen tutanağa göre; söz konusu iş yeri girişinin karşısındaki rafların altında olmak üzere mavi-sarı renkli, plastik ... ibareli bir adet taklit markalı ve logolu ürün ele geçirildiği, ürünün üzerinde fiyat etiketinin bulunduğu, iki polis memuru, katılan vekili ve sanık tarafından imzalanan arama tutanağına göre; yapılan arama işlemine sanığın herhangi bir itirazı bulunmadığı, gerçekleştirilen arama işlemi sırasında CMK’nın 119. maddesinin 4. fıkrası uyarınca o yer ihtiyar heyetinden veya komşularından iki kişinin hazır bulundurulmadığı, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığının 27.11.2013 tarihli ve 2405-649 sayılı iddianamesi ile sanığın iş yerinde yapılan arama sonucu bir adet taklit ürün ele geçtiğinden bahisle sanık hakkında marka hakkına tecavüz suçundan kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır. Sanık; iş yerinde bulunan bir adet ... isimli oyuncağın tutanakta belirtildiği üzere müşterinin görmeyeceği yerde rafların altında bulunduğunu, bu oyuncağın ne şekilde ve ne zaman dükkânına geldiğini dahi bilmediğini, iş yerinde söz konusu oyuncağı satmadığını ve satmak için de bulundurmadığını, turistlerin, toptancıların veya müşterilerin bırakmış veya unutmuş olabileceğini, bu ürünlerin markalı olduğunu da bilmediğini, suç işleme kastı olmadığını savunmuştur. IV. GEREKÇE A.İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.05.2024 tarihli ve 457-171; 12.06.2024 tarihli ve 455-191 ile 576-192; 09.04.2025 tarihli ve 360-151; 04.12.2024 tarihli ve 548-384 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; Çağdaş ceza muhakemesinin amacı maddi hakikati her ne pahasına olursa olsun değil, insan onuruna/şerefine yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Bu amaca da ancak hukuka uygun olarak elde edilmiş delillerle ulaşılabilecektir. Kamu güvenliği, suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçlar için yapılan müdahalelerle kişi hak ve özgürlükleri arasında hakkaniyete uygun adil bir denge kurmak; kamu otoriteleri için pozitif yükümlülüğün gereği iken, yargı mercileri yönünden ayrıca kamu gücünü kullanan kurumların tüm eylem ve işlemlerinde hukuka uygun davranma zorunluluğunu netice veren hukuk devleti ilkesini, hak eksenli bir anlayışla yorumlayarak tahkim etme misyonunun yansımasıdır. Adlî arama, bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, iş yerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı CMK ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemidir (Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği 5. md). Konutta, iş yerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, iş yeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için ayrıca o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur (CMK madde 119/1-4). Bu kişilere arama (işlem) tanığı denilir. Konut, iş yeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapılabilmesi için iki işlem tanığı bulundurulması şartının, yapılan aramanın hukuki sıhhati yönünden etkisi ile ilgili olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulunun tarihi süreçte birbirinden farklı kararları mevcuttur. Yüksek Genel Kurul, Anayasa Mahkemesinin 19.11.2014 tarihli ve 2013/6183 sayılı kararına kadar, istikrarlı biçimde işlem tanığı bulundurmanın şekli bir şart olup hiç işlem tanığı bulundurulmasa bile aramanın sırf bu nedenle hukuka aykırı kabul edilemeyeceği görüşündedir (26.06.2007 tarih, 147-159 sayı, 13.03.2012 tarih ve 278-96 sayı vb.). Ancak Anayasa Mahkemesinin; "...Konutta, ihtiyar heyetinden veya komşulardan kimse hazır bulundurulmadan yapılan aramanın, o tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun’un 97. maddesinin ikinci fıkrasına muhalefet teşkil ettiği, koruma tedbiri niteliğindeki arama kararının icrasının hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilmesi ile elde edilen delillerin tek ve belirleyici delil olarak kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği ve aramanın icrasındaki 'kanuna aykırılığın' yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğu," gerekçesine dayanan 19.11.2014 tarihli ve 2013/6183 sayılı kararından sonra iş bu karara da atıf yaparak içtihadını değiştirdiği görülmektedir. Ceza Genel Kurulu, 28.04.2015 tarihli ve 469-132 sayılı, 06.02.2020 tarihli ve 1146-68 sayılı kararları ile; "..5271 sayılı CMK'nın 119/4. maddesinin 'Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur' açık, amir hükmüne aykırı olarak aramanın, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılması nedeniyle icrası bakımından hukuka aykırılık teşkil ettiği ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olduğu," görüşünü benimsemiştir. Esasen, aramada hiç işlem tanığı bulundurulmaması hâlinde, icrası bakımından hukuka aykırı olan bu arama işlemi sırasında ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olduğuna dair uygulamanın değiştirilmesi için haklı bir gerekçe de bulunmamaktadır. Fakat konut, iş yeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulması gerekirken, tek işlem tanığı ile yetinilerek yapılan aramanın hukuka aykırı olup olmayacağı ve buna bağlı olarak elde edilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olup olmadığı hususunu Ceza Genel Kurul, değişen içtihadı doğrultusunda değerlendirmiş değildir. Anayasa Mahkemesi ise mahalle muhtarı haricinde ikinci bir arama tanığı hazır bulundurulmadan konutta yapılan arama işlemine ilişkin 15.04.2015 tarihli ve 2013/2392 sayılı bireysel başvuru kararında; "...Başvurucu hakkında iç hukuka uygun bir şekilde Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, başvurucunun konutunda icra edilen arama işlemindeki kanunda belirlenen usule ilişkin eksikliğin, bu işlemin sıhhatini ve bu işlem sonucunda elde edilen delillerin gerçekliğini şüpheli hale getirmediği gibi, başvurucu da bu kapsamda herhangi bir itirazda bulunmamıştır. Bu çerçevede, başvuruya konu arama işlemindeki anılan eksikliğin, elde edilen delillerin güvenilirliğine zarar vermediğinin ve dolayısıyla bu deliller esas alınarak mahkûmiyetle sonuçlanan yargılamanın adilliğini zedelemediğinin kabulü gerekir.", diyerek tek işlem tanığı ile icra edilen arama işleminin, sırf bu sebeple hukuka aykırı olup adil yargılanma hakkını ihlal etmeyeceğini kabul etmiştir. Yüksek Mahkeme, 20.09.2023 tarihli ve 2019/21704 sayılı kararında da temel argümanlarını tekrar etmiş ve fakat tek işlem tanığı olan muhtarın aslında arama işlemi sırasında konutta hazır bulunmadığı, arama işleminin tamamlanmasından sonra kendisine getirilen tutanağı imzaladığı mülahazası ile bu kez haklı olarak farklı bir sonuca ulaşmıştır. Hakkaniyete uygun bir yargılama, delillerin gerçekliği ve güvenilirliği konusundaki kuşkuların giderilmesini, delillerin güvenilirliğine ve gerçekliğine, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri doğrultusunda etkili bir şekilde itiraz etme fırsatının tanınmasını zorunlu kılmaktadır. CMK'nın 119. maddesinin dördüncü fıkrasındaki düzenleme de özü/ruhu itibariyle delillerin gerçekliği ve güvenilirliği konusunda sanığa tanınmış bir güvencedir. Bu cümleden olarak; hiçbir işlem tanığı bulundurulmadan yapılan aramanın icrası bakımından hukuka aykırı olduğunda, bu arama işlemi ile ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edildiğinde münakaşa bulunmamaktadır. Bu nedenle de hükme esas alınması mümkün değildir. Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez (Anayasa madde 38/2). Ne var ki; konut, iş yeri veya diğer kapalı yerlerde tek işlem tanığı ile yetinilerek yapılan aramanın hukuka aykırı olup olmayacağı ve buna bağlı olarak elde edilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş kabul edilip edilemeyeceğine ilişkin sorunun, zikredilen Yüksek Mahkeme içtihatları da gözetilerek, çağdaş ceza muhakemesinin/devletin, maddi hakikati ortaya çıkararak adaleti tesis etmek görevi ile sanığın adil yargılanma hakkı arasında hakkaniyete uygun bir denge kurulması gayesine müteveccih olaysal değerlendirmeyle çözümlenmesi gerekir. Bunun için öncelikle sanığın, delillerin gerçekliği ve güvenilirliği hususunda soruşturma ve kovuşturma makamlarına bir itirazının bulunup bulunmadığı, yasal savunma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gereken, suçlamayı ve suçlamayla ilgili delili/suç konusunu kabul etmemesinden ayrı olarak, safahatta açıkça, bulunan madde veya materyalin arama sırasında, kolluk görevlilerince yerleştirildiği iddiasını dermeyan edip etmediği, etmiş ise iddiasının, makul sürede bitirilmesi gereken dürüst yargılamaya katkı sunacak sebep ve olgusal temellere dayanıp dayanmadığı saptanmalıdır. Bu cümleden olarak; konut, iş yeri veya diğer kapalı yerlerde tek işlem tanığı ile yetinilerek yapılan arama neticesinde elde edilen delillerin, maddi meselenin ispatı yönünden tek/belirleyici nitelikte olup olmadığı, genel olarak arama işleminin icra tarzı itibariyle kolluğun şüpheli bir uygulama içine girip girmediği, arama işlemine tek işlem tanığı dışında, sanık ya da aramada hazır bulunabilecek (CMK madde 120) kişiler veya üçüncü şahısların şahitlik edip etmedikleri, ele geçirilen delilin/suç konusunun bulunduğu yer ve ele geçiriliş şekli gibi kriterler ışığında delillerin hukuki sıhhatine dair itirazlar değerlendirilmelidir. Bu belirleme ve değerlendirmelerden sonra silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri doğrultusunda, delillerin güvenilirliğine ve gerçekliğine ilişkin savunma itirazlarının, tek işlem tanığı ve bunu destekleyen diğer güvence argümanları ile karşılandığı hâllerde yapılan aramanın, hükme esas alınamayacak bir hukuka aykırılıkla malul olmadığının kabulü gerekir. B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme Katılanın, vekili aracılığıyla sanığa ait iş yerinden satın alındığı ileri sürülen bir adet oyuncağa ait fotoğraf ve fişi ibraz ederek şikâyetçi olup hak sahibi oldukları tescilli markalı ürünlerin, marka haklarına tecavüz edilerek satışa arz edildiği veya satıldığı iddiasıyla arama yapılmasını talep ettiği, mahkemeden alınan adli arama kararı ile sanığın iş yerinde yapılan aramada; iş yeri girişinin karşısındaki rafların altında olmak üzere mavi-sarı renkli, plastik ... ibareli bir adet taklit markalı ve logolu ürünün ele geçirildiği, arama sonucu bir adet taklit ürün ele geçtiğinden bahisle sanık hakkında marka hakkına tecavüz suçundan kamu davası açıldığı anlaşılan dosya kapsamında; CMK'nın 119/4. maddesinin "Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur." açık, amir hükmüne aykırı olarak sanığın iş yerindeki aramanın, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılması nedeniyle icrası bakımından hukuka aykırı ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen suça konu eşyanın hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil niteliğinde olduğu, CMK'nın 217. maddesinde hâkimin ancak hukukun izin verdiği yöntemlerle elde edilen delilleri dikkate alabileceğinin hüküm altına alındığı, anılan Kanun'un 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde de ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı belirterek hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağının açıkça düzenlenmiş olması karşısında; sanığın iş yerindeki arama işleminin ve bu işlem sonucunda elde edilen delillerin de hukuka aykırı olarak elde edildiğinin, öte yandan katılan vekili tarafından şikâyet dilekçesi ekinde sunulan ve sanığa ait iş yerinde suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe bulunduğunun ispatı bakımından dayanak yapılan eşya veya belgelerin, şikâyete tabi olan marka hakkına tecavüz suçu bakımından isnat olunan suçun sabit olduğunun kabulüne tek başına yeterli olmadığının, bu bağlamda dosyadaki diğer deliller kapsamında sanığa isnat olunan suçun sabit olmadığının kabulü gerekir. Bu itibarla, usul ve yasaya uygun bulunan Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu hükmünün onanmasına karar verilmelidir. Suçun sabit olup olmadığına ilişkin ikinci uyuşmazlık konusu bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığa isnat olunan marka hakkına tecavüz suçunun sabit olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin 13.12.2023 tarihli ve 1574-2075 sayılı direnme kararına konu hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 2- Usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararına konu hükmün ONANMASINA, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.06.2025 tarihinde yapılan müzakerede arama işlemine ilişkin birinci uyuşmazlık bakımından oy birliğiyle, suçun sabit olup olmadığına ilişkin ikinci uyuşmazlık bakımından oy çokluğuyla karar verildi.
Bu kararı dosyanızda kullanın
Hukuk Asistan ile Yargıtay, Danıştay ve emsal kararlarında gelişmiş arama yapın; kararları dosyalarınıza ekleyin, UYAP ve UETS entegrasyonuyla işlerinizi tek yerden yönetin.
İnternet sitemizde gizliliğinizi koruyabilmek ve size daha iyi bir deneyim sunmak için sınırlı sayıda çerezler yer alır. Kullandığımız çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek için Çerez Politikamıza bakın.